Irak’ta erken seçimler: Reform mu yoksa siyasi bir tıkanıklık göstergesi mi?

Siyaset koridorlarında, Sadr Hareketi’nin öncülüğünde seçimlere katılmayı boykot edenleri kararlarından vazgeçirmeye yönelik adımlar sürüyor.

Irak hükümetinin Bağdat'taki merkezinde, 7 Ağustos’ta toplantı gerçekleştirdi. (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak hükümetinin Bağdat'taki merkezinde, 7 Ağustos’ta toplantı gerçekleştirdi. (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Irak’ta erken seçimler: Reform mu yoksa siyasi bir tıkanıklık göstergesi mi?

Irak hükümetinin Bağdat'taki merkezinde, 7 Ağustos’ta toplantı gerçekleştirdi. (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak hükümetinin Bağdat'taki merkezinde, 7 Ağustos’ta toplantı gerçekleştirdi. (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Ahmed Süheyl (Muhabir)
Irak'ta erken seçim fikri, Ekim 2019'daki halk ayaklanması sırasında ülkedeki gerginliği azaltmaya yönelik bir girişim olarak ortaya atılmıştı Nitekim söz konusu dönemde aktivistlerin talepleri, siyasi rejimin düşmesine yönelik çağrılara kadar varmıştı. Ancak şu an milislerin nüfuzu devam ederken ve halkın ayaklanmadaki talepleri karşılanmamışken erken seçimlerin siyasi reformun gerçekleştirilmesine ne kadar katkı sağlayabileceği sorgulanıyor.
Şarku’l Avsat’ın Inependent Arabia’dan çevirdiği haberde yer alan bilgilere göre ayaklanma güçleri her ne kadar erken seçim fikrini kabul etseler de öncesinde yerine getirilmesi gereken bazı şartlar öne sürdüler. Bu şartların başında protestocuların katillerinin adaletin karşısına çıkarılması, bütün silahların devletin elinde toplanması, milislerin dağıtılması ve 2003 yılından bu yana ülkedeki suçluların cezasız kalmasına son verilmesi geliyor.
Yaklaşan seçimlerin Ekim 2019'dan bu yana Irak sokaklarındaki tansiyonu yükseltme olasılığını artıran durum belki de halk ayaklanmasının hiçbir şartının yerine getirilmemiş olmasıdır. Şartların yerine getirilmemesi başta Ulusal Ev Partisi olmak üzere protestodan doğan ana partileri seçimleri boykot etme seçeneğine yöneltti.
Görünen o ki Irak’taki önemli siyasi blokların boykot kervanına katılması, erken seçim konusunda işleri daha da karmaşıklaştırıyor. Bu kervana katılanların başında Irak Komünist Partisi’nin yanı sıra Şii din adamı Mukteda es-Sadr’ın liderlik ettiği Sadr Hareketi ve eski Başbakan İyad Allavi'nin Irakiye bloğu var.

Hummalı bir siyasi hareket
Önümüzdeki seçimlere ilişkin boykot ve geri çekilme kampanyalarının artmasıyla birlikte Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi seçim sürecini başarılı bir şekilde atlatma çabaları sürüyor. Kazımi, siyasi güçleri boykot kararlarından vazgeçirmek için hummalı bir harekete önderlik etmeye başladı. Seçimlerin 10
Ekim’de yapılması bekleniyor.
Başbakan da dahil olmak üzere seçimleri gerçekleştirmeyi oldukça fazla isteyen siyasi güçlerin boykot konusunda iki noktadan korktukları görülüyor. Bunlardan ilki, Sadr Hareketi’nin liderinin tutumunda ısrarcı olması. Bu durum, Sadr Hareketi destekçilerini seçimlerin zamanında yapılmasını engelleyecek bir gerginlik çıkarmaya itebilir. İkincisi de aktivistlerin ve gazetecilerin uluslararası toplumu, gelecek seçimlerin gayrimeşru oluşunun yanı sıra seçimlere gitmenin siyasi rejimi büyük bir çıkmaza sürükleyecek geniş çaplı bir protesto dalgasına yol açacağına ikna etmeye yönelik sürdürdükleri çabalar.
Kazımi, 7 Ağustos Cumartesi günü siyasi güçlerle düzenlenen toplantıya başkanlık yaptı. Taraflar söz konusu toplantıda seçimlerin vaktinde yapılmasında uzlaştılar.
Irak Başbakanlık Basın Ofisi tarafından toplantıya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Hükümet Sarayı’nda Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin gözetiminde ulusal güçler toplantısı yapıldı. Toplantıya Parlamento Başkanı Muhammed El-Halbusi, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, Seçim Komisyonu ve Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu (UNAMI) katıldı. Seçim Komisyonu toplantı sırasında seçimleri 10 Ekim şeklinde belirlenen tarihte gerçekleştirme gücü ve teknik hazırlıkları hakkında ayrıntılı bir açıklama yaptı. Ulusal siyasi güçler oybirliğiyle seçimlerin 10 Ekim'de yapılması ve bu tarihe bağlı kalınması konusunda uzlaştılar.”
Kazımi de hükümetin aynı bağlılığa sahip olduğunu vurgulayarak ‘seçimleri yüksek bir dinamizmle yapmak için uygun ortamı sağlayabileceklerine’ işaret etti. Başbakan ve siyasi güçler seçimleri boykot eden siyasi bloklara kararlarından vazgeçme çağrılarını yinelediler. Kazımi seçimleri boykot eden bloklar ile diyalog kurmak ve önümüzdeki dönemde çabaları birleştirmek üzere, kararlarından vazgeçirmek için ulusal siyasi güçlerden oluşan bir komite kurulmasını önerdi.

Yeni bir ayaklanma katalizörü
Irak sahnesindeki değişimler, seçimlerin yapılmasının faydası ve doğuracağı sonuçlar hakkında birçok soruyu gündeme getiriyor. Gözlemciler, seçimlerin siyasi süreç için bir reform alameti oluşturmayacağını düşünürken bazıları daha da ileri giderek seçimlerin Irak kamuoyundaki gerginliği artıracağını savunuyorlar. Irak ayaklanmasının taleplerine bir yanıt olması istenen seçimler, halkın önce hükümetin ayaklanma şartlarını yerine getirme yönündeki adımlarına halen güvenmemesi sorunuyla karşı karşıya. Bu durum, ülkenin Ekim 2019’dakinden daha büyük protestolara yol açacak bir kıvılcım oluşturacak gibi duruyor.
Bağımsız Araştırmalar Grubu Başkanı Mungız Dagir konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Irak’ın Sadr Hareketi’nin ve ayaklanma güçlerinin büyük bir kısmının seçimleri boykot ettiği, sokaklardaki boykot girişimlerinin arttığı, hükümete ve Seçim Komisyonu’na güvenin azaldığına yönelik işaretler görüldüğü ve milislerin nüfuzunun devam ettiği şu durumda Irak’ın seçimlere gitmesi tehlikeleri hesaplanmamış bir macera niteliğinde. Her ne kadar hükümet ve uluslararası toplum seçimleri başarılı bir şekilde gerçekleştirmeye çabalasa da göstergeler gelecek seçimlerin hiçbir reform yapamayacağını gösteriyor. Bu da seçimleri belirlenen zamanda yapmakta ısrar edilmesinin, bir yükümlülüğü yerine getirme girişiminden başka hiçbir şey olmadığı anlamına geliyor.”
Dagir yaklaşan seçimlerin önünde en büyük engel olarak nitelediği iki soruna dikkat çekti. Bunlardan ilki, Irak’taki siyasi rejimin halen iktidarı elinde tutan büyük siyasi güçlere bağlı olmasıyken ikincisi Ekim ayaklanmasının Irak'taki derin devlete paralel güçler geliştirememesi.

Seçimler rejimi devirebilir
Son aylar, Kazımi hükümeti için en büyük sınamalardan biri oldu. Nitekim suikastlarda ve suçluların cezasız kalması durumunda bir artış oldu. Bu da ayaklanmadan doğan partileri seçimleri boykot etme seçeneğine itti.
İktidar güçleri dengesinde herhangi bir değişiklik olmaması ve İran yanlısı milislerin nüfuzunun devam etmesi, Iraklı protestocuların yaklaşan seçimleri ‘içi boşaltılmış bir olay’ olarak görmelerine yol açmış olabilir. Bu durum gözlemcilerin siyasi rejimi devirebilecek büyük bir protestonun patlak vermesi olasılığı üzerinde durmalarına sebep oluyor.
Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş-Şemri konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özellikle geleneksel güçlerin ülkedeki siyasi rejimi kontrol ettiğine dair göstergelerin devam ettiği göz önüne alınırsa, yaklaşan seçimler siyasi süreç için bir reform kıvılcımı oluşturmayacaktır. Geleneksel güçlerin araçları, devlet kurumlarının kontrol edilmesini sağlıyor. Ayaklanma güçlerinin ve diğer bağımsız güçlerin yükselişe geçmemesi, seçimlerin planlanan tarihte yapılmasının anlamsızlığını artırıyor.”
Şemri'nin ifade ettiği gibi siyasi tıkanıklık hali, seçim sonrası dönemin en belirgin özelliği olacak gibi duruyor. Şemri bu tıkanıklığın iktidarı elinde tutan güçler yükselmeye devam ettikçe daha da kötüleşeceğine ve bunun da kamuoyu ile ülkenin siyasi rejimi arasında daha büyük bir kopuşa sebep olabileceğine işaret etti.
Şemri ayrıca erken seçimlerin siyasi güçlerin zaman kazanması için bir can simidi ve ayaklanma sonrasında meşruiyetlerini yeniden kazanma girişimi olduğunu savundu.
Ayaklanma güçlerinin ve bağımsız seçkinlerin boykotunun devam etmesiyle birlikte önümüzdeki seçimlerin oldukça tahmin edilebilir olacağını vurgulayarak boykotun devam etmesinin sokaklarda büyük bir tıkanıklığa yol açma olasılığına ilişkin endişeleri artırdığına şaret eden Şemri sözlerini şöyle sürdürdü:
“2018 yılında yapılan seçimlere duyulan güvensizlik, Ekim 2019 ayaklanmasının fitilini ateşleyen en büyük etkenlerden biriydi. Seçimlerin şu anki koşullarda yapılması halinde böyle bir durumun daha da hızlı gerçekleşmesi bekleniyor.”
Sadr Hareketi’ni ikna etme çabaları
Son zamanlarda siyasi koridorlardaki hareketlerin, daha çok Sadr Hareketi’ni seçimlerden çekilme kararından vazgeçirmeye odaklandığı görülüyor.
Medya profesörü Galip ed-Dami konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Önümüzdeki seçimler ülkedeki çatışmayı erteleyecek ama bitirmeyecek. Daha önce seçimlerin yapılmasına karşı çıkan blokları, iktidardaki varlıklarını mümkün olduğunca korumak için seçimlerin yapılmasında ısrar etmeye iten şey de bu. Washington ve Tahran’ın yanı sıra diğer bölgesel ve uluslararası güçler de şu anki dönemde ülkede yaşanan kaosa son vermek için seçimlerin zamanında yapılmasını istiyorlar. Sadr Hareketi’nin önümüzdeki seçimlere katılmaması büyük bir sorun teşkil ediyor. Çünkü bu, seçimleri engellemek için harekete geçebilecek büyük bir muhalif kitlenin var olduğu anlamına geliyor.”
Dami, ayaklanma güçlerinin seçimleri boykot etmesine ilişkin de “Bunun herhangi bir yararı olmayacak. Ayaklanma güçleri siyasi sahneye etkili güçler çıkarmayı başaramadı” dedi.
Sadr Hareketi’nin önünde iki seçenek olabileceğini belirten Dami “Sadr Hareketi ya kararından vazgeçecek ya da Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr seçimlere katılıp katılmama kararını hareketin adaylarına bırakıp onlara kulis arkasından destek sağlayacak” ifadelerini kullandı.
Sadr Hareketi’nin seçim yarışına geri dönmesine ilişkin bölgesel ve uluslararası bir istek olduğuna dikkat çeken Dami sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD, İran yanlısı grupların siyaset sahnesini kontrol edeceğinden korkarken İran da Sadr Hareketi’nin, sahip olduğu kitleden ve Şii birliğinde kaos yaratma olasılığından kaçınmak için seçim yarışına geri dönmesini istiyor.”

 


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.


Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki hastalar ve yaralılar, İsrail makamlarının Refah Kara Sınır Kapısı’nı yeniden kapatmasının ardından son derece ağır ve zor koşullarla karşı karşıya kaldı. Ateşkes anlaşması kapsamında kısa süreliğine kısmen açılan kapı, daha önce uzun süre kapalı tutulmuş ve on binlerce kişinin tedavi için Gazze’den çıkmasına engel olmuştu.

Refah Sınır Kapısı’nın geçen yıl şubat ayı başında yeniden açılması, hastalar ve yaralılar için tedavi amacıyla Gazze’den çıkma konusunda umut yaratmıştı. Ancak İsrail’in çıkış yapmasına izin verdiği kişi sayısına sınırlama getirmesi durumu daha da karmaşık hale getirdi. Geçtiğimiz ayın 28’inde İran’a yönelik savaşın başlamasıyla kapının yeniden kapatılması ise bu umutları tamamen kararttı.

fvvfe
Yeniden kapatılmadan önce Mısır tarafındaki Refah Sınır Kapısı önünde bekleyen Mısır ambulansları. (Reuters)

Nadir görülen “Sanfilippo sendromu” hastalığından muzdarip 12 yaşındaki Esma eş-Şaviş, annesinin Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya göre yıllardır ölüm riskiyle karşı karşıya bulunuyor ve son dönemde sağlık durumu kritik biçimde kötüleşmiş durumda.

Anne, kızının 2023 yılında – savaşın başlamasından kısa süre önce – yurt dışında tedavi için tıbbi sevk aldığını, ancak savaşın patlak vermesi nedeniyle Gazze’den çıkamadığını söyledi. O günden bu yana küçük kızın sağlık durumunun her geçen gün daha da kötüleştiğini belirtti.

dfvf
Yaralı bir kız çocuğu, yeniden kapatılmadan önce Refah Sınır Kapısı üzerinden taşınıyor. (Mısır Kızılayı)

Annesi, kızının artık su içme yetisini kaybettiğini, beyin küçülmesi, karaciğer ve dalak büyümesi yaşadığını ve sürekli nöbet geçirdiğini belirtti. Çocuğun hayatta kalabilmesi için hastanelerde her gün tedaviye ihtiyaç duyduğunu ifade eden anne, durumunun hızla kötüleştiğini vurguladı.

Anne sözlerini şöyle sürdürdü:

“Refah Kapısı açıldığında yeniden seyahat edebileceğimiz ve tedaviye ulaşabileceğimiz konusunda biraz umutlanmıştık. Ancak bizim gibi bekleyen çok sayıda hasta ve yaralı olduğu için çıkışımız gecikti. Sonra işgal güçleri kapıyı yeniden kapattı ve bizi tekrar kaderimizle baş başa bıraktı. Çocuğumu bu halde gördükçe içim parçalanıyor. Son nefeslerini alıyor gibi… Her an ölebilir.”

20 bin hasta

Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre Gazze’de 20 binden fazla hasta ve yaralı, acil olarak yurt dışında tedaviye ihtiyaç duyuyor. Sınır kapısının yeniden düzenli biçimde açılmasını bekleyen bu kişiler arasında hayatını kaybedenlerin sayısının arttığı bildiriliyor.

sfrgty
Böbrek yetmezliği yaşayan bir Filistinli kadın, Gazze’nin merkezindeki bir hastanede diyaliz tedavisi görüyor. (Reuters)

Bakanlık, Gazze’deki hastanelerin bu hastaların hayatını kurtarabilecek tıbbi imkânlara sahip olmadığını ve İsrail ablukasının yarattığı ağır koşullar nedeniyle bazı ilaçların tamamen tükendiğini, bazılarının ise tükenmek üzere olduğunu belirtiyor.

Hükümet Medya Ofisi’nin verilerine göre Refah Sınır Kapısı’nın kısmen açık kaldığı süre boyunca toplam 1148 kişi giriş-çıkış yapabildi. Oysa ateşkes anlaşmasına göre 3 bin 400 kişinin seyahat etmesi planlanıyordu. Bu da anlaşmanın yaklaşık yüzde 33’ünün uygulanabildiğini gösteriyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a bağlı hükümet kaynakları ise Refah Kapısı’nın yeniden açılmasına ilişkin herhangi bir vaat bulunmadığını, hatta kısmi bir açılış ihtimalinin bile gündemde olmadığını söyledi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, Refah Kapısı’nın “asılsız güvenlik gerekçeleri ve yalanlar” öne sürülerek kapalı tutulmasının ateşkes anlaşmasının açık ve ciddi bir ihlali olduğunu belirtti. Kasım, bunun özellikle Mısır başta olmak üzere arabuluculara verilen taahhütlerden geri adım anlamına geldiğini ve Gazze’ye uygulanan kuşatmanın daha da sıkılaştırılması çerçevesinde gerçekleştiğini ifade etti. Bu durumun on binlerce yaralının seyahat ederek tedavi görmesini engellediğini söyledi.

Sahada gerilim sürüyor

Sahadaki gelişmelerde ise İsrail saldırıları devam ederek fazla Filistinlinin ölümüne neden oluyor. İsrail ordusu salı günü yaptığı açıklamada 6 Filistinlinin öldürüldüğünü duyurdu. Bunlardan üçünün Gazze’nin kuzeyinde “sarı hattı” geçtikleri iddiasıyla vurulduğu, diğer üçünün ise Refah’taki tünellerde bulunan Hamas mensupları olduğu ileri sürüldü.

Ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana Filistinli ölü sayısı 656’nın üzerine çıktı. Bunların en az 20’si, İran’la savaşın başlamasından sonra hayatını kaybetti. 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı ise 72 bin 134’e ulaştı.

tyn
Filistinliler, Gazze kentine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından hayatını kaybeden bir kişinin cenazesini taşıyor. (AFP)

İsrail güçleri, Gazze’de “sarı hattın” her iki tarafında da hava ve topçu saldırıları ile ateş açma eylemlerini sürdürdü. Aynı zamanda ikinci gün üst üste, Han Yunus’un doğusunda özellikle Salahaddin Caddesi’ne yaklaşık 20 metre mesafedeki bölgelerde kalan evlerin buldozerlerle yıkıldığı görüldü.

Bir savaş uçağı, İsrail’in tahliye emri verdiği ve sakinleri tarafından boşaltılan Kuzey Han Yunus’taki bir evi bombaladı. Ayrıca Gazze kentinin güneybatısında, yerinden edilmiş sivillerin çadırlarının yakınındaki boş bir arazide bulunan cep telefonu şarj noktası ve internet hizmeti veren bir alan da hedef alındı.


Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
TT

Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)

Suriye İçişleri Bakanlığı, yaklaşık iki hafta önce Bakanlık tarafından Seraya el-Cevad olarak bilinen örgütün en önemli merkezlerinden birinin hedef alındığının duyurulmasının ardından, dün operasyona ilişkin görüntülü bir rapor yayımladı. Raporda, örgütün sahil bölgesinde ikmal hatları kurduğu, bir operasyon odası oluşturduğu ve devrik rejime bağlı eski milis liderlerinden mali destek aldığı yönündeki itiraflara yer verildi. Bu destekle Suriye İç Güvenlik Güçleri’ne yönelik saldırıların planlandığı belirtildi.

Görüntülü raporda, Lazkiye vilayetine bağlı Ceble kırsalındaki Beyt Aluni ve Besniya bölgelerinde 23 Şubat’ta İç Güvenlik Güçleri tarafından gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlardan görüntüler yer aldı.

Bakanlığa göre operasyon, birkaç gün süren hassas bir istihbarat takibinin ardından Seraya el-Cevad milis grubunun en önemli merkezlerinden birini hedef aldı. Operasyonda sahil bölgesindeki grubun lideri olduğu belirtilen Beşşar Abdullah Ebu Rukiyye ile birlikte iki üst düzey üye öldürüldü, 6 kişi ise gözaltına alındı. Milis gruba ait silah ve patlayıcı deposunun tamamen imha edildiği operasyonda, özel görev kuvvetlerinden bir güvenlik görevlisi hayatını kaybederken bir başka görevli hafif yaralandı.

Bakanlığın yayımladığı görüntülü raporda yer alan itiraflara göre gözaltına alınan kişiler, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırılara katıldıklarını kabul etti. Şüphelilerden biri, genel güvenlik devriyesine saldırdığını ve çıkan çatışmada bir güvenlik görevlisini öldürdüğünü itiraf etti.

İfadelerde ayrıca, bir operasyon odası kurulduğu belirtildi. İtiraflara göre Seraya el-Cevad milisleri, iş insanı kardeşler Eymen Cabir ve Muhammed Cabir’den mali destek aldı; lojistik ikmalin ise Lübnan üzerinden sağlandığı ifade edildi.

dsvfe
Seraya el-Cevad’ın finansörü iş adamı Muhammed Cabir’in sağ kolu Albay Muhammed Nedim eş-Şab (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye’de devrik rejime yakın isimlerden biri olarak bilinen Muhammed Cabir’in daha önce bir televizyon röportajında, 6 Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırıyı yönettiğini kabul ettiği belirtildi. Öte yandan El Cezire televizyonunda yayımlanan ‘el-Müteharri’ programının elde ettiği belge ve ses kayıtlarının, devrik rejimin önde gelen bazı isimlerinin yeni silahlı gruplar kurarak Suriye İç Güvenlik Güçleri ve orduya yönelik saldırılar planladığını ortaya koyduğu aktarıldı. Suriye İçişleri Bakanlığı’nın ise söz konusu grupların üyelerini takip ettiği ve faaliyetlerini engellemeye çalıştığı ifade edildi.

sdfrg
Dördüncü Tümen Komutanı Gıyas Süleyman Dalla (Sosyal medya)

Seraya el-Cevad adlı silahlı grubun, Lazkiye, Ceble ve Tartus’u kapsayan Suriye sahil bölgesinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor. Örgüt ilk olarak Ağustos 2025’te sosyal medyada yayılan ve Ceble kırsalında İç Güvenlik Güçleri’ne ait bir aracın bombalanmasını gösteren video ile gündeme geldi.

Eylül 2025’te askeri faaliyetlerine resmen başladığını duyuran örgüt, 9 Kasım 2025’te yayımladığı bir videoda Baniyas karakolunu hedef alan ve 27 Ekim 2025’te gerçekleştirildiği belirtilen saldırının görüntülerini paylaştı. Bunu, Ceble Köprüsü’nde güvenlik araçlarını hedef alan başka saldırıların izlediği bildirildi.

sdvfv
Suriye ordusunun 25. Tümeni’nin eski komutanı Süheyl el-Hasan, 21 Mart 2021’de Rus güçleriyle birlikte (Rus medyası)

Söz konusu örgütte, eski rejim güçlerinde görev yapan ve ‘Kaplan’ lakabıyla bilinen Süheyl el-Hasan ile bağlantılı bazı isimlerin de öne çıktığı belirtiliyor. Ayrıca ‘Sahil Kalkanı Tugayı’ olarak adlandırılan grubun lideri Mikdad Fatiha ile bağlantılı kişiler de örgüt içinde yer alıyor. Fatiha’nın, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde meydana gelen patlama olaylarına karışmakla suçlandığı ve yeni Suriye yönetimine karşı bölgede ortaya çıkan en sert silahlı gruplardan birini yönettiği ifade ediliyor.

Sahil Kalkanı Tugayı, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin hemen ardından sahil bölgesinde ortaya çıkan ilk silahlı grup olarak kaydedildi. Bunu daha sonra üç farklı grup izledi: Seraya el-Cevad, Suriye’yi Kurtarma Askeri Konseyi ve en-Nuhbe Kuvvetleri.

Daha önce yayımladığı bir açıklamada Seraya el-Cevad, Alevi toplumunun dini referansı olarak Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Gazal Gazal’ı gösterdiğini duyurdu. Gazal’ın, Aleviler için federal bir yapı kurulması çağrısında bulunduğu da belirtildi.

cxd vdf
Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya, geçtiğimiz cumartesi günü Suriye’nin Tartus vilayetinin güvenliğini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamak suçundan suçlu bulunarak tutuklandı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

İç Güvenlik Güçleri’ne bağlı Tartus birimi, 7 Mart’ta Terörle Mücadele Şubesi ile koordinasyon içinde düzenlediği operasyonda Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya isimli üç kişiyi gözaltına aldı. Yetkililer, söz konusu kişilerin vilayetin güvenliğini ve vatandaşların emniyetini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamakla suçlandığını açıkladı.

Operasyonun, ‘Ali’ olarak anılan şüphelinin devrik rejim kalıntılarıyla bağlantılı bir terör hücresine liderlik ettiğini ortaya koyan hassas istihbarat bilgilerine dayanarak gerçekleştirildiği belirtildi. Yetkililere göre şüpheli, komşu ülkelerden birinde patlayıcı düzenekler ve patlayıcı maddelerin hazırlanmasına yönelik eğitim aldıktan sonra sabotaj planlarını hayata geçirmek amacıyla yeniden Tartus’a sızdı. Operasyon sırasında ele geçirilen materyallere usulüne uygun şekilde el konulduğu, gözaltına alınan kişilerin ise soruşturmanın tamamlanması için Terörle Mücadele birimine sevk edildiği bildirildi.