Hürmüz Boğazı’nın geçilmesine eşlik edecek bir ‘misyon’ oluşturmak için Avrupa senaryoları

Fransa bu göreve liderlik etmeye yetkin ve nükleer güçle çalışan bir uçak gemisi de dahil olmak üzere 12 savaş gemisi konuşlandırmaya hazır

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Hürmüz Boğazı’nın geçilmesine eşlik edecek bir ‘misyon’ oluşturmak için Avrupa senaryoları

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa ülkeleri, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşta kendilerini dışlanmış hissediyor. Avrupa başkentleri, ABD yönetiminin İran’a yönelik askeri planları hakkında önceden bilgilendirilmediklerini ve bu planlar konusunda kendileriyle herhangi bir istişare yapılmadığını belirtiyor. Ayrıca Washington’un daha sonra belirlediği strateji ve hedefler konusunda da Avrupa tarafına ayrıntılı bilgi verilmediği ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile birlik dışındaki Avrupa devletleri (başta Birleşik Krallık), savaşın ne zaman ve nasıl sona ereceğini ya da Washington ile Tel Aviv’in çatışmayı sonlandırmak için hangi şartlarda ısrar ettiğini de bilmiyor.

Öte yandan Avrupalılar, bölgeyle çok yönlü stratejik, siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilere sahip oldukları için bu savaşın sonuçlarından doğrudan etkileniyor. Özellikle enerji sektörü bu ilişkilerin merkezinde yer alıyor. Ayrıca ABD Hava Kuvvetleri’nin operasyonlarında Avrupa topraklarında bulunan üslerden veya Avrupa dışındaki bazı askeri tesislerden yararlanması da Avrupa’nın bu savaşta dolaylı fakat doğrudan çıkarlarının bulunduğunu gösteriyor. Bu üsler Hint Okyanusu’nda ve Körfez bölgesinde konuşlu askeri tesisleri de kapsıyor.

Tamamen savunma amaçlı bir tutum sergileme taahhüdü

Şu ana kadar Avrupa’nın askeri rolü, İran’a ait insansız hava araçları (İHA) ve füzeler karşısında Körfez ülkelerinin hava sahasını ve çıkarlarını korumaya yardımcı olmakla sınırlı kaldı. Bu görevi Fransa ve Birleşik Krallık üstleniyor. Her iki ülke de bazı Körfez devletlerinde hava ve deniz üslerine sahip bulunuyor. Söz konusu ülkelerle savunma anlaşmaları, askeri iş birliği düzenlemeleri, stratejik ilişkiler ve ortak çıkarlar da mevcut.

gth
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Charles de Gaulle uçak gemisinin mürettebatı arasında duruyor. Fotoğrafta bir Rafale savaş uçağının burnu görülüyor. (AP)

Körfez bölgesine en fazla angaje olan Avrupa ülkeleri Fransa ve Birleşik Krallık’ın yanı sıra İtalya olarak öne çıkıyor. Ancak İran’ın Batılı ülkelere baskı aracı olarak zaman zaman kapatmakla tehdit ettiği Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin aksaması ihtimali, bunun petrol fiyatlarını yükseltmesi ve Avrupa ile dünya piyasalarını etkilemesi, ayrıca enflasyon göstergelerini yukarı çekerek ekonomik döngüyü sarsması gibi riskler, Avrupalıları bu savaşa dahil olmaya iten başlıca faktörler arasında görülüyor. Bununla birlikte Avrupa’nın bu süreçteki rolü ‘tamamen savunma amaçlı’ bir tutumla sınırlı tutuluyor.

Bu çerçevede Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da durumu yeniden tanımlayarak Avrupa’nın hedefinin ‘tamamen savunma niteliğinde bir tutum sürdürmek ve İran’ın misilleme saldırılarına maruz kalan ülkelerin yanında yer almak’ olduğunu söyledi. Macron, bunun Avrupa’nın güvenilirliğini korumak ve bölgesel gerilimin düşürülmesine katkı sağlamak amacı taşıdığını ifade etti.

Macron, “Sonuçta amacımız seyrüsefer özgürlüğünü ve deniz güvenliğini garanti altına almaktır” dedi.

Bununla birlikte gündeme gelen soru, Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünü nasıl sağlayacağı ve bu misyonun hangi koşullar altında gerçekleştirileceğiyle ilgili planların niteliğine odaklanıyor. ABD Başkanı ise İran’ın bu hayati su yolunu kapatması halinde Tahran’a karşı en sert askeri saldırı seçeneklerine başvurabileceği tehdidinde bulunmuştu.

Bu süreçte Macron bir kez daha Avrupa’yı bu yönde harekete geçirmeye çalışan başlıca isim olarak öne çıkıyor. Macron, pazartesi günü Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) gerçekleştirdiği kısa ziyaret sırasında, riskler barındırabilecek bu misyona ilişkin vizyonunu da ortaya koydu. Planın uygulanması durumunda, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere eşlik edecek deniz unsurları ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve İran Silahlı Kuvvetleri arasında olası çatışmalar yaşanabileceği değerlendiriliyor.

Macron, GKRY Cumhurbaşkanı ve Yunanistan Başbakanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Tamamen savunma ve refakat niteliğinde bir misyon hazırlığı içindeyiz. Bu görev Avrupa ülkeleriyle ve Avrupa dışındaki ülkelerle iş birliği içinde hazırlanmalı. Amaç, çatışmanın en yoğun aşaması sona erdikten sonra mümkün olan en kısa sürede konteyner gemilerine ve tankerlere eşlik edilmesini sağlayarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli olarak yeniden açılmasına imkân tanımak” ifadelerini kullandı.

‘Hürmüz misyonu’ için Fransız liderliği

Macron, söz konusu fikri ilk gündeme getiren lider oldu. Macron, bu misyona öncülük etme konusundaki kararlılığını göstermek amacıyla Fransa’nın deniz unsurlarını ‘Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e ve Hürmüz Boğazı’na kadar’ uzanan bir hatta konuşlandırmaya hazır olduğunu açıkladı. Bu kapsamda sekiz fırkateyn, iki amfibi helikopter gemisi ve halen Yunanistan’a bağlı Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisi ile ona eşlik eden savaş gemilerinin görevlendirilebileceği belirtildi.

Bu planın hayata geçirilmesi durumunda Paris’in deniz gücünün yaklaşık yüzde 80’ini çatışma bölgelerine göndermeye hazır olduğu ifade ediliyor. Kararın önemine dikkat çeken Macron, dün akşam Savunma ve Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırdı. Söz konusu toplantı, savaşın başlamasından bu yana gerçekleştirilen dördüncü oturum oldu. Konseyde yapılan görüşmeler ve alınan kararların ise gizli tutulduğu biliniyor. Fransız deniz gücünün önemli bir kısmı hâlihazırda Kıbrıs açıklarında konuşlanmış durumda.

Macron’a göre Paris, ilk aşamada bu deniz görev gücünü oluşturmak için Avrupa ülkeleriyle yoğun temaslar yürütüyor ve oluşumun uluslararası bir nitelik kazanması hedefleniyor. Fransız kaynakları, Körfez petrolüne olan bağımlılığı nedeniyle Hindistan’ın da bu göreve katılabileceğini değerlendiriyor. Aynı basın toplantısında Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ise yeni misyonun yerine getirilebilmesi için ‘daha fazla Avrupa dayanışması’ çağrısında bulundu.

AB’nin 2024 yılında başlattığı ve İtalya’nın liderliğinde yürütülen Aspides misyonunun komuta merkezi Atina’da bulunuyor. Bu misyon, kuruluşundan bu yana Süveyş Kanalı’ndan Babu’l Mendeb Boğazı’na kadar uzanan hatta Kızıldeniz’de deniz trafiğinin korunmasına odaklanıyor. Hâlihazırda Fransız, Yunan ve İtalyan olmak üzere üç fırkateynden oluşan bu misyonun, Avrupalıların Hürmüz Boğazı’nı korumak için oluşturmayı planladığı yeni deniz gücüyle birleştirilmesi seçeneği üzerinde duruluyor.

Ancak planın ayrıntıları henüz tam olarak netleşmiş değil. Macron da Charles de Gaulle uçak gemisindeki subaylarla yaptığı görüşmede bunu kabul ederek, “görev gücünün çerçevesinin hâlâ şekillenme aşamasında olduğunu” söyledi. Bu ifade, misyonun kapsamı ve yapısının henüz kesinleşmediğine işaret ediyor.

Öte yandan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, pazartesi günü Ortadoğu’daki bazı liderlerle video konferans yoluyla gerçekleştirilen toplantının ardından yaptıkları açıklamada, AB’nin ‘deniz destek misyonlarını uyarlamaya ve güçlendirmeye hazır’ olduğunu vurguladı. Bu açıklama, uluslararası deniz güvenliği çabalarına katkı mesajı olarak yorumlandı.

Söz konusu deniz gücüne katılması beklenen Avrupa ülkeleri arasında, Aspides misyonuna dahil olan ülkelerin yanı sıra Almanya, Hollanda, Belçika, Danimarka, Portekiz, Norveç ve İspanya da bulunuyor. Girişimin mimarı olması ve projede en aktif rolü üstlenmesi nedeniyle bu gücün komutasının Fransa tarafından yürütülmesi bekleniyor.

Misyonu başlatmak için iki koşul

Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına yönelik planın iki temel koşula bağlı olduğu belirtiliyor. Bunlardan ilki, söz konusu deniz gücüne katılmak isteyen Avrupa ve Avrupa dışındaki ülkelerin sağlayacakları katkı ve askeri unsurları net biçimde açıklamaları. İkincisi ise bu gücün konuşlandırılması ve görevine başlaması için uygun güvenlik ortamının oluşması.

c7kı8
(soldan sağa) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi (Reuters)

Bu çerçevede Macron, planlanan refakat ve destek görevinin amacının ‘savaşın en yoğun aşamasının sona ermesinin ardından mümkün olan en kısa sürede konteyner gemileri ile petrol tankerlerine eşlik edilmesini sağlayarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli biçimde yeniden açılmasını mümkün kılmak’ olduğunu ifade etti.

Macron, projeye güçlü destek vermesine rağmen Charles de Gaulle uçak gemisinin Hürmüz Boğazı çevresine gönderilmesini bir uluslararası koalisyon kurulmasına ve başka ülkelerin de bu göreve katılmasına bağladı.

Fransız kaynaklara göre bu büyüklükte ve bu kapasitede bir deniz gücünün oluşturulması, caydırıcı bir nitelik taşıyacak. Aynı kaynaklar, söz konusu gücün yaklaşık üç hafta içinde görevine başlamasının mümkün olabileceğini değerlendiriyor. Paris yönetimi ise bu gücün Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak için bölgede yürütülen ABD girişimlerinden ‘tamamen bağımsız’ kalmasını hedefliyor.

Buna karşılık, planlanan deniz gücünün İran tarafından gelebilecek olası saldırılara karşılık vermekten kaçınmayacağı da belirtiliyor. Avrupalı yetkililer, görevin başlamasının çatışmaların ve askeri gerilimin azalmasına bağlanmasının silahlı karşılaşma riskini azaltmayı amaçladığını ifade ediyor. Ancak aynı yetkililer, petrol ve doğal gaz akışının kesilmesinin Avrupa ekonomileri üzerinde yaratabileceği ciddi sonuçlar nedeniyle bu sürecin uzun süre ertelenmesinin de mümkün olmadığını vurguluyor.



AP'de kriz: Danimarkalı parlamenter polise şikayet edildi

1976'da Irak'ta doğan Al Sahlani, tek başına geldiği İsveç'te 15 yaşından beri yaşıyor (AFP)
1976'da Irak'ta doğan Al Sahlani, tek başına geldiği İsveç'te 15 yaşından beri yaşıyor (AFP)
TT

AP'de kriz: Danimarkalı parlamenter polise şikayet edildi

1976'da Irak'ta doğan Al Sahlani, tek başına geldiği İsveç'te 15 yaşından beri yaşıyor (AFP)
1976'da Irak'ta doğan Al Sahlani, tek başına geldiği İsveç'te 15 yaşından beri yaşıyor (AFP)

Avrupa Parlamentosu'nun (AP) İsveçli üyelerinden Abir Al-Sahlani, Danimarkalı bir parlamenteri, kendisine karşı nefret söylemi kullandığı iddiasıyla polise şikayet etti.

Geçen ay sığınmacıların sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılmasına dair oylamanın ardından AP'deki bazı parlamenterlerin "Onları geri gönderin" diye tezahürat yaptığı duyulmuştu.

Bunun üzerine meclise seslenen Al-Sahlani, bu sloganların zor durumdaki masum göçmenleri hedef aldığını ve kendisinin de parlamentoda hiç olmadığı kadar güvensiz hissetmesine yol açtığını söylemişti. 

Irak asıllı parlamenter, "aşırı sağcı faşistlerin" bu tezahüratlarla "yeni bir dip noktayı" gördüğünü söylerken bu konuşma internette de paylaşıldı. 

Buna sosyal medya hesapları üzerinden yanıt veren Finlandiyalı Sebastian Tynkkynen, "Daha fazla ağla" derken Danimarkalı Kristoffer Storm, Al-Sahlani'nin de yurduna dönmesi gerektiğini öne sürdü. 

İnternette ölüm ve tecavüz tehditleri alan Al-Sahlani, İsveç polisine Storm hakkında şikayette bulunduğunu çarşamba açıkladı. Danimarkalı parlamenteri ırkçılık ve nefret söylemiyle suçladı. 

Al-Sahlani, İsveç polisi Tynkkynen'in sosyal medya paylaşımıyla ilgili ne yapabileceğini bilmediği için şikayetin Finlandiyalı parlamenteri kapsamadığını söyledi. 

Guardian'a konuşan Al-Sahlani, şu yorumu yaptı:

Avrupa demokrasisi adına üzüntü duyuyorum. Siyasetçilerimizin seviyesi gerçekten bu kadar düştü mü?

İki sağcı parlamenter de suçlamaları reddediyor. 

AP'de Al-Sahlani'nin de yer aldığı Avrupa'yı Yenile (Renew Europe) grubu, Tynkkynen ve Storm hakkında disiplin soruşturması yürütülmesi için harekete geçti. 

AP Başkanı Roberta Metsola da bu davranışları kınayarak gerekli adımların atılacağını söyledi. 

Guardian, AP'deki radikal ve popülist sağcı parlamenterlerin meclisin neredeyse dörtte birini oluşturduğunu ve bunun bir rekor olduğunu bildiriyor. 

Birleşik Krallık merkezli gazete, azınlıkların AP'de yeterince temsil edilmediğini de öne sürüyor. 

Independent Türkçe, Guardian, Politico


İran saldırısından kurtulan ABD askerleri, komutanlarına tepkili

Ölen askerler için düzenlenen törende golf şapkası takan Trump bu tercihiyle tepki toplamıştı (Reuters)
Ölen askerler için düzenlenen törende golf şapkası takan Trump bu tercihiyle tepki toplamıştı (Reuters)
TT

İran saldırısından kurtulan ABD askerleri, komutanlarına tepkili

Ölen askerler için düzenlenen törende golf şapkası takan Trump bu tercihiyle tepki toplamıştı (Reuters)
Ölen askerler için düzenlenen törende golf şapkası takan Trump bu tercihiyle tepki toplamıştı (Reuters)

Washington Post, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı operasyona yanıt veren İran'ın 1 Mart'ta Kuveyt'in Şuayba Limanı'ndaki Amerikan askerlerine düzenlediği saldırıyı mercek altına aldı. 

Üsten sorumlu Amerikalı generallerin, 6 ABD askerinin öldüğü, onlarcasının da yaralandığı drone saldırısından önce harekat merkezinin İran'ın hedefi olabileceği ve orada yeterli savunma önlemlerinin bulunmadığı uyarılarına kulak asmadığı bildirildi. 

Saldırıdan sağ kurtulan askerlerin ve tanıkların da aralarında bulunduğu 17 kişiye dayandırılan haberde, drone saldırısı sırasında Tuğgeneral Clint Barnes'ın harekat merkezini terk ederek sığınağa kaçtığı ama emrindeki askerlerin geride kaldığı belirtildi. 

Barnes'ın beraberinde kaçmasını söylediği asker, geri dönüp arkadaşlarını kurtarmak istediğini ama komutanının olduğu yerde kalmasını emrettiğini ileri sürdü.

Yine de harekat merkezine dönen asker, Barnes'ın kendisiyle gelmediğini sözlerine ekledi.

Amerikan gazetesinin haberinde suçluluk duyan bazı askerlerin, ölen silah arkadaşları için ellerinden gelen her şeyi yapmadıklarını düşündükleri aktarıldı. 

Yaralı askerlerin de ABD ordusunun sağlık sisteminden yeterli bakım alamadıklarını vurguladığı ifade edildi. 

Barnes ve Tümgeneral John Hinson, Washington Post'un yorum taleplerine dönmedi. ABD Ordusu'ndan gelen yanıttaysa askerlerin şikayetlerine doğrudan cevap verilmedi. Ancak komutanlar ve aldıkları kararlar savunuldu.

Washington Post, saldırıya dair yürütülen soruşturmada da komutanlarda herhangi bir suç bulunmadığını bildirdi. 

Gazetenin kaynakları, kimsenin ceza almayacağına inandıklarını belirtti. 

Saldırı sırasında üste olan Binbaşı Stephen Ramsbottom, "Eğer bu hatalardan ders çıkarmazsak gelecekte başkaları da bizimle aynı duruma düşecek" dedi. 

Independent Türkçe, Washington Post, Jerusalem Post


Lindsey Graham'ın yerine geçmek için Cumhuriyetçiler arasında yarış başladı

Lindsey Graham, 28 Ocak 2003'te Donald Trump ile bir seçim etkinliğinde (AP)
Lindsey Graham, 28 Ocak 2003'te Donald Trump ile bir seçim etkinliğinde (AP)
TT

Lindsey Graham'ın yerine geçmek için Cumhuriyetçiler arasında yarış başladı

Lindsey Graham, 28 Ocak 2003'te Donald Trump ile bir seçim etkinliğinde (AP)
Lindsey Graham, 28 Ocak 2003'te Donald Trump ile bir seçim etkinliğinde (AP)

ABD Kongresi, yaklaşık iki haftalık yasama tatilinin ardından pazartesi günü yeniden çalışmalarına başlıyor. Ancak bu kez atmosfer önceki oturumlardan tamamen farklı olacak. Senatörler, Genel Kurul ve komite toplantılarına, cumartesi gecesi geçirdiği ani sağlık sorunu nedeniyle hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham'ın boş kalan koltuğunun gölgesinde girecek. Cumhuriyetçi Parti'de Graham'ın yerine geçecek isim için yarış şimdiden başladı.

Büyük bir boşluk

Graham, hem iç hem de dış politika alanındaki etkili rolü nedeniyle Senato'da önemli bir boşluk bıraktı. Sert siyasi çıkışlarıyla tanınmasına rağmen, Kongre kariyeri boyunca Demokratlarla birçok uzlaşının sağlanmasında da aktif rol oynadı.

Demokrat Senatör Elizabeth Warren da buna dikkat çekerek, "Pek çok konuda anlaşamasak da, Lindsey her zaman iyi niyetle müzakereye hazırdı ve hızlı zekâsıyla öne çıkıyordu" dedi.

Graham'ın yokluğu, Cumhuriyetçi Parti yönetimini siyasi açıdan kritik bir dönemde zor durumda bıraktı. Parti liderleri hem kendi içlerindeki görüş ayrılıklarını gidermeye hem de Kongre'deki Cumhuriyetçilerin performansından memnun olmayan ABD Başkanı Donald Trump'ın güvenini yeniden kazanmaya çalışıyor.

sdvevf
Lindsey Graham, 7 Ocak 2003'te dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney huzurunda yemin ederken (AP)

Graham, Senato Çoğunluk Lideri John Thune ile Beyaz Saray arasındaki en önemli iletişim kanallarından biri olarak görülüyordu. Özellikle Trump'ın "Amerika'yı Kurtar" adlı seçim paketinin Senato'da oylanması için Thune üzerindeki baskısını artırdığı son dönemde bu rol daha da önem kazanmıştı.

Thune, Graham'ı "çok sayıda başkanın ve dünya liderinin görüşlerine başvurduğu güvenilir bir danışman" sözleriyle andı.

Komisyon çalışmaları aksayacak

Graham, Trump'ın sık sık övdüğü Büyük ve Güzel Yasa Tasarısı’nın Senato'daki ilerleyişini şekillendiren Bütçe Komitesi'nin başkanlığını yürütüyordu.

Aynı komite, "Amerika'yı Kurtar" paketini de içerebilecek uzlaşma tasarısını görüşmekle görevli. Bu nedenle Graham'ın yokluğu, Cumhuriyetçi senatörler yeni bir başkan seçene kadar komitenin çalışmalarını aksatacak.

sdfergtgt
Lindsey Graham, 14 Ocak 2009'da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile birlikte konuşma yaparken (AP

Komitenin başkanlığı için Trump'a yakın isimlerden Senatör Ron Johnson'ın öne çıkması bekleniyor.

Graham ayrıca dış bütçeden sorumlu Ödenekler Alt Komitesi'nin başkanlığını yürütüyor, bunun yanında başta Senato Yargı Komitesi olmak üzere birçok önemli komitede etkin rol oynuyordu.

Graham'ın yerine kim gelecek?

Cumhuriyetçiler, Graham'ın ardından oluşan boşluğu doldurmaya çalışırken gözler Güney Carolina'yı Senato'da temsil edecek yeni ismin belirlenmesine çevrildi.

Eyalet yasaları uyarınca Cumhuriyetçi Vali Henry McMaster, Graham'ın görev süresinin sona ereceği 3 Ocak 2027'ye kadar görev yapacak geçici bir senatör atayacak.

Bu görev için adı geçen isimlerden biri de Graham'ın kız kardeşi Darlene Graham Nordone oldu.

Asıl mücadele ise Cumhuriyetçi Parti'nin kasım ayında yapılacak ara seçimlerde yarışacak adayının belirlenmesi olacak.

sxdvfgbhy
Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın ölümünün ardından ABD Kongre Binası'nda (Capitol) Amerikan bayrağı yarıya indirildi (Reuters)

Graham, parti ön seçimlerini ciddi bir rakiple karşılaşmadan kazanmış ve Güney Carolina'daki Demokrat aday Annie Andrews'e karşı Cumhuriyetçilerin adayı olmuştu.

Eyalet yasalarına göre olağanüstü adaylık başvuruları 21 Temmuz'da başlayacak ve 28 Temmuz'da sona erecek. Özel ön seçim ise 11 Ağustos'ta yapılacak.

Şimdiden birçok Cumhuriyetçi isim adaylık sinyali verdi.

Valilik yarışını kaybeden Temsilciler Meclisi üyesi Nancy Mace, Senato koltuğu için aday olmayı değerlendirdiğini açıkladı.

Yine valilik seçimlerini kaybeden Temsilci Ralph Norman da adaylıkla ilgilendiğini belirterek, Trump'tan destek istediğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın parti adayının belirlenmesinde belirleyici rol oynaması bekleniyor.

Trump, kimi destekleyeceği sorusuna ise, "Aklımda çok iyi olduğunu düşündüğüm biri var. Ancak Senatör Graham'ın anısına saygı gereği şu an herhangi bir isim vermek istemiyorum" yanıtını verdi.