Saudi Aramco, petrol fiyatları ve küresel talep artışıyla net kârını ikiye katladı

Şirket, ikinci çeyrekte kârını yüzde 288 artırırken hissedarlara 18,7 milyar dolarlık dağıtılacağını açıkladı

Saudi Aramco, petrol fiyatlarındaki artış ve küresel talebin canlanmasıyla kârını ikiye katladı (Şarku’l Avsat)
Saudi Aramco, petrol fiyatlarındaki artış ve küresel talebin canlanmasıyla kârını ikiye katladı (Şarku’l Avsat)
TT

Saudi Aramco, petrol fiyatları ve küresel talep artışıyla net kârını ikiye katladı

Saudi Aramco, petrol fiyatlarındaki artış ve küresel talebin canlanmasıyla kârını ikiye katladı (Şarku’l Avsat)
Saudi Aramco, petrol fiyatlarındaki artış ve küresel talebin canlanmasıyla kârını ikiye katladı (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan’ın petrol şirketi Saudi Aramco dün, 2021 yılının ikinci çeyreğine ilişkin mali sonuçlarını açıkladı. Bu yılın ikinci çeyreğinde geçtiğimiz yılın ikinci çeyreğindeki kârına kıyasla yüzde 288 artışla 95,5 milyar riyal (25,3 milyar dolar) net kâr elde ettiğini bildiren Saudi Aramco, ikinci çeyrekte 70,3 milyar riyal (18,7 milyar dolar) değerinde temettü ödemesi yapacağını duyurdu. Şirketin bu yılın ilk yarısındaki net geliri 2020 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 103 artışla 176,9 milyar riyal (47,1 milyar dolar) olmuştu.

Büyümenin nedeni
Saudi Aramco elde edilen bu mali sonuçları, tüm dünyada etkili olan koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle getirilen kısıtlamaların hafifletilmesi, geniş kapsamlı aşı kampanyalarının yürütülmesi ve teşvik yöntemlerinin uygulanması ve büyük pazarlardaki hareketliliğin hızlanmasının ardından petrol fiyatlarındaki artışa ve küresel talepteki toparlanmaya bağladı.
Saudi Aramco’nun 2020 yılının ikinci çeyreğinde 24,6 milyar riyal (6,6 milyar dolan) olan kârı bu yılın ikinci çeyreğinde 95,5 milyar riyal olarak gerçekleşti. Şirketin bu yılın ilk yarısındaki net kârı ise 176,9 milyar riyal (47,1 milyar dolar) olmuştu.
Şirketten dün yapılan açıklamada, bu yılın birinci ve ikinci dönemindeki artışın, özellikle ham petrol fiyatlarındaki artış, rafinaj, işleme, pazarlama ve kimyasallarla ilgili iş kollarının kâr marjlarındaki iyileşmenin yanı sıra Suudi Arabistan Temel Endüstriler Kurumu’nun (SABIC) çalışma sonuçlarının birleştirilmesinden kaynaklandığı belirtildi. Açıklamaya göre ham petrol satışındaki gerileme, ham petrol üretiminde daha fazla kesintiye gidilmesiyle kısmen dengelendi.

Nakit akışı
Geçtiğimiz yılın ilk çeyreğinde 22,9 milyar riyal (6,1 milyar dolar), ikinci çeyreğinde 79,2 milyar riyal (21,1 milyar dolar) olan serbest nakit akışı, bu yılın ikinci çeyreğinde 84,7 milyar riyal (22,6 milyar dolar) olurken yılın ilk yarısında 153,2 milyar riyal (40,9 milyar dolar) olarak gerçekleşti. Aralık 2020 sonunda yüzde 23 olan borç oranı ise geçtiğimiz Haziran ayı sonuna kadar yüzde 19,4'e ulaştı.
Şirketin açıklamasında buradaki düşüşün temel nedeninin, Saudi Aramco ham petrol boru hattı anlaşmasıyla ilgili güçlü nakit akışları ve nakit gelirlerinden kaynaklı 30 Haziran 2021'deki nakit ve nakit benzerlerindeki artışa bağlanabileceği belirtildi.

Sermaye harcaması
2020 yılının birinci döneminde yüzde 20 ve ikinci döneminde yüzde 15'lik artış gösteren sermaye harcaması ise 2021 yılının ikinci çeyreğinde 28,1 milyar riyal (7,5 milyar dolar) olarak gerçekleşti. Böylece 2021 yılının ilk yarısında sermaye harcaması 58,8 milyar riyal (15,7 milyar dolar) oldu.
Şirketten yapılan açıklamaya göre artışın başlıca nedeni, devam eden ham petrol üretimindeki artırım projelerine ilişkin inşaat ve malzeme tedarikinin ilk aşamalarının başlaması ve SABIC'in sermaye harcamalarının birleştirilmesi oldu. Saudi Aramco’nun sermaye harcaması konusunda çok esnek ve disiplinli bir yaklaşıma sahip olmaya devam ettiği vurgulanan açıklamada şirketin 2021 yılı için öngörülen sermaye harcamasını 131 milyar riyal (35 milyar dolar) seviyesinde tutmak istediği belirtildi.

Küresel toparlanma
Saudi Aramco'nun CEO'su ve İcra Kurulu Başkanı Emin Nasır dün yaptığı açıklamada, yılın ikinci çeyreğinin, şirketin küresel ekonomik toparlanma çerçevesinde daha esnek ve uyum sağlayabilen ve bu yılın ikinci yarısına girişini güçlendiren küresel enerji talebindeki güçlü toparlanmaya dayanan ‘çok seçkin’ sonuçları yansıttığını söyledi.
Kovid-19 varyantlarının sebep olduğu zorluklar nedeniyle halen bir takım belirsizliklerin olduğuna dikkati çeken Nasır, “Değişen piyasa koşullarına hızlı ve etkili bir şekilde uyum sağlamada yetenekliydik” dedi.
Nasır, 46,5 milyar riyal (12,4 milyar dolar) tutarındaki tarihi boru hattı altyapı anlaşmasının, şirketin portföy geliştirme programında önemli bir ilerlemenin göstergesi olan uluslararası yatırımcıların şirkete duyduğu güvenle şirketin uzun vadeli iş stratejilerine bir dayanak oluşturduğunu, 22,5 milyar riyal değerindeki sukuk (tahvil) ihracının finansal durumu güçlendirdiğini, fon kaynaklarının çeşitlenmesini artırdığını ve yatırımcı tabanını genişlettiğini sözlerine ekledi.

Stratejik programlar
Saudi Aramco’nun CEO’su sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ağırlıklı olarak sürdürülebilirlik ve düşük karbonlu yakıtlara, potansiyel yatırım ile varlıkların değerini en üst düzeye çıkarmaya, hem yerel hem de küresel düzeylerde rafineri ve kimyasallarda iş entegrasyonunu ve genişletilmesini teşvik etmeye odaklanan bir dizi stratejik programda ilerleme kaydetmeye devam edeceğiz. Tüm bunlar ve diğer nedenler, 2021'in ikinci yarısı ve sonrası için gelecek beklentileri açısından iyimser olmamızı sağlıyor.”

Boru hattı anlaşması
Saudi Aramco, yeni kurulan Aramco Ham Petrol Tedarik Şirketi'nin yüzde 49 hissesini satın alan uluslararası bir şirketler birliği ile 46,5 milyar riyal (12,4 milyar dolar) değerinde bir boru hattı altyapı anlaşması imzaladı. Saudi Aramco, 25 yıllık bir kiralama ve geri kiralama sözleşmesi kapsamında şirketin hisselerinin çoğunluğunu elinde tutuyor. Aramco Ham Petrol Tedarik Şirketi, boru hattından geçen ham petrol miktarları için Saudi Aramco tarafından ödenen bir tarife ücreti alacak. Tarife, geçen ham petrol miktarlarının asgari oranıyla orantılı olacak. Öte yandan bu yatırım, Saudi Aramco'nun büyük boru hattı varlıklarının yansıttığı çekici fırsatı ve yatırımcıların şirketin uzun vadeli geleceğine olan güvenini gösteriyor.
Şirket, dünya genelinde ABD doları cinsinden tahvil ihracıyla 22,5 milyar riyal (6 milyar dolar) elde etmiş ve İslam dini hukukuna uygun olarak tahvilleri büyük yatırım kuruluşlarına satmayı başarmıştır. Tahvil ihracı, Saudi Aramco tarafından kısa süre önce başlatılan uluslararası tahvil programı çerçevesinde doğrudan ve teminatsız olmak üzere üç dilim içeriyor. İhraçtan elde edilen gelir şirketin genel kullanımına tahsis edilmiştir.

Güçlü sicil
Saudi Aramco, 2021 yılının ikinci çeyreğinde ham petrol ve diğer petrol ürünlerinin sevkiyatlarının teslimat güvenilirliğini yüzde 100'de tutarak, güçlü tedarik güvenilirliği rekorunu korudu. Şirket ayrıca, 2021'in ikinci çeyreğinde günde 11,7 milyon varil petrole eşdeğer hidrokarbon üretimiyle petrol arama ve üretimde olağanüstü bir performans sergiledi.
Şirket, ikinci çeyrekte Ayn Dar ve Fazran’daki ham petrol üretimini artırmak için günlük toplam 175 bin varil üretim kapasitesine sahip ikincil rezervuarlar hedefleyen iki projeyi tamamlamayı ve bunları birbirine bağlamayı başardı.
Öte yandan Saudi Aramco, bir dizi petrokimya ve polimer ürününün pazarlama ve satış sorumluluğunu SABIC'e devretmeye başladı. Bu da SABIC'in şirketin kimyasallar kolu olması için önemli bir adım oldu. Ayrıca SABIC’in bazı ürünlerinin satın alım ve yeniden satışı sorumluluğu da Aramco Ticaret Şirketi’ne (ATC) devredildi.
Bu önemli değişikliklerle, SABIC'in polimerler ve petrol türevi ürünlere ve ATC’nin yakıtlar, aromatikler ve tert-butil metil etere (MTBE) odaklanması hedefleniyor. Böylece tedarik, tedarik zinciri, hammadde optimizasyonu, sektör iş entegrasyonu, işletme ve bakım konularında iki şirketin güçlü yönlerinden önemli ölçüde yararlanılması çerçevesinde operasyonel verimliliğin artırılmasının yanı sıra her iki şirketin markalarının güçlendirilmesi ve genel rekabet gücünün artması sağlanacak.



Elon Musk'ın Cybertruck'ının en büyük alıcısı kendi şirketi çıktı

ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)
ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)
TT

Elon Musk'ın Cybertruck'ının en büyük alıcısı kendi şirketi çıktı

ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)
ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)

Anthony Cuthbertson Teknoloji Editör Yardımcısı @ADCuthbertson 

En son tescil verilerine göre Elon Musk'ın SpaceX'i, diğer şirketi Tesla'nın ürettiği Cybertruck'ların en büyük alıcısı.

2025'in 4. çeyreğinde ABD'de satılan Tesla Cybertruck'ların yaklaşık 5'te biri, Musk'ın özel uzay şirketi tarafından satın alındı.

İlk olarak Bloomberg News'un bildirdiği üzere S&P Global Mobility'nin tescil verileri, SpaceX'in elektrikli araçlara 100 milyon dolardan fazla para harcadığını gösteriyor.

SpaceX, Tesla'nın satışlarını desteklese de Cybertruck satışları 4. çeyrekte düşmeye devam etti.

SpaceX olmasaydı, Cybertruck'lar için verilen tescil belgesi sayısı 4. çeyrekte yüzde 51 düşecekti.

Önceki aylarda Tesla, Çinli dev BYD'nin ABD'li rakibini geçmesiyle dünyanın bir numaralı elektrikli otomobil üreticisi konumunu kaybetmişti.

Musk'ın şirketi 10 yıl boyunca her yıl artış kaydettikten sonra, iki yıl üst üste satışlarında düşüş yaşadı.

Tesla

BYD'nin son yıllardaki bir dizi teknolojik atılımına karşı Tesla, geliştirme yarışında da geride kalmış görünüyor.

Shenzhen merkezli şirket 2025'te, benzin deposunu doldurmakla aynı sürede şarj edilebilen bataryayı tanıtarak sektör temsilcilerinin uzun süredir elektrikli araçların "kutsal kasesi" dediği hedefe ulaşmıştı.

Tesla'nın satışları, Musk'ın ABD Başkanı Donald Trump ve Avrupa'daki diğer radikal sağcı politikacılara verdiği açık destek ve finansmanın ardından firmasına yönelik boykotlardan da olumsuz etkileniyor. 

Axios Harris'in hazırladığı Amerika'nın en görünür 100 şirketi sıralamasında Tesla "karakter" kategorisinde sonda yer alırken, "etik" ve "toplumsal sorumluluk" kategorilerinde de listenin en alt sıralarında kaldı.

Axios

Bilhassa kutuplaştırıcı bir araç olan Cybertruck, karşıtları tarafından "MAGAmobile" ve "Deplorean" (otomotiv şirketi DeLorean ve İngilizcede "kınanması gereken" anlamındaki "deplorable" kelimelerinin birleşiminden oluşuyor -çn.) lakaplarıyla anılıyor.

Aracın 2023'te piyasaya sürülmesinden önce Musk, 2025'e gelindiğinde Tesla'nın yıllık 250 bin Cybertruck satacağını öngörmüştü.

Geçen yılın gerçek satış rakamları ise 20 binin biraz üzerindeydi ve 2024'teki 38 bin 965 satışın altında kaldı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/tech


Dolar, 30 yıl sonra ilk kez neden 3 İsrail şekelinin altına düştü?

Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
TT

Dolar, 30 yıl sonra ilk kez neden 3 İsrail şekelinin altına düştü?

Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)

İsrail finans piyasaları, son 30 yılı aşkın sürenin en kritik kur kırılmalarından birine sahne oldu. ABD doları karşısında 3 İsrail şekelinin seviyesinin altına gerileyerek 2.993’e kadar düştü. Bu gelişme, Ekim 1995’ten bu yana ilk kez görülen tarihi bir eşik olarak kayıtlara geçti.

Söz konusu tarihi kırılma, yatırımcılar arasında bölgede askeri çatışmaların sona erebileceğine ve İran ile Lübnan cephelerinde ateşkes anlaşmalarının yakın olduğuna dair artan iyimserlik dalgasıyla ilişkilendiriliyor. Analistlere göre bu hızlı değer kazanımı, yalnızca teknik bir düzeltme ya da geçici bir dalgalanma değil; yatırımcıların fiilen fiyatladığı bir jeopolitik rahatlamanın doğrudan sonucu.

Ekonomistlere göre son bir yılda yüzde 20’yi aşan bu yükseliş, İsrail para birimi üzerinde uzun süredir baskı oluşturan jeopolitik risk priminin belirgin şekilde azalmasından kaynaklanıyor. Bu durum, şekeli baskı altındaki bir para biriminden, yabancı sermaye için daha cazip bir varlığa dönüştürdü.

Teknoloji yatırımları ve savunma ihracatı

Bu güçlü yükseliş görünümüne rağmen, şekelin aşırı değer kazanması ihracat ve sanayi sektörleri açısından ciddi riskler barındırıyor. Üreticilere göre güçlü para birimi, küresel rekabetçilik üzerinde ağır bir darbe etkisi yaratıyor.

İhracatçılar, gelirlerini dolar üzerinden elde ederken maliyetlerini ve çalışan maaşlarını şekel üzerinden ödedikleri için kâr marjlarının hızla eridiğini belirtiyor. Bu durumun devam etmesi halinde bazı fabrikaların kapanabileceği ve geniş çaplı işten çıkarmaların yaşanabileceği uyarısı yapılıyor. Ayrıca, büyük teknoloji şirketlerinin maliyetlerin dolar bazında artması nedeniyle operasyon merkezlerini yurt dışına taşıma ihtimalini değerlendirdiği ifade ediliyor.

Bu dengesizlik, sanayi temsilcilerinin sert uyarılarını da beraberinde getirdi. Uzmanlara göre süreç, yerli ürünlerin küresel pazarlardaki rekabet gücünün zayıflamasından kritik üretim tesislerinin kapanmasına ve binlerce kişinin işsiz kalmasına kadar uzanabilecek sonuçlar doğurabilir. En dikkat çekici unsur ise, çok uluslu teknoloji şirketlerinin operasyonlarını başka ülkelere taşıma tehdidi; bu da devlet bütçesinin önemli vergi gelirlerinden mahrum kalmasına yol açabilir ve ekonomi açısından “döviz kuru istikrarı mı, sanayinin devamı mı” ikilemini gündeme getirir.

İsrail Merkez Bankası

İsrail Merkez Bankası’nın mevcut tutumu ise “bekle ve gör” yaklaşımı yönünde. Banka, döviz piyasasına doğrudan müdahale etmiyor. Bunun temel nedeni, güçlü şekelin enflasyonu baskılamaya yardımcı olması; ithalat ve enerji maliyetlerini düşürerek tüketici fiyatlarını aşağı çekmesi.

Merkez Bankası, bu yükselişi bir “balon” olarak değil, ekonominin temel dayanıklılığı ve jeopolitik görünümdeki iyileşmenin bir yansıması olarak değerlendiriyor. Bu nedenle, finansal istikrarı tehdit eden ciddi bir risk oluşmadıkça milyarlarca dolarlık müdahaleden kaçınılıyor. Ancak ihracat sektörü, bu durumdan en çok zarar gören kesim olarak sık sık şikâyetlerini dile getiriyor.

Eski İsrail Merkez Bankası yetkilisi Asher Blass, Fransız Haber Ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, “Dolar genel olarak zayıf” ifadelerini kullandı ve şekelin euro gibi diğer para birimleri karşısındaki kazanımlarının daha sınırlı olduğuna dikkat çekti. Blass ayrıca, İsrail ekonomisine yönelik genel olumlu beklentilerin de bu süreçte etkili olduğunu belirtti.

Şubat ayında Uluslararası Para Fonu (IMF), İsrail ekonomisinin Gazze Şeridi’nde Hamas ile iki yılı aşkın süredir devam eden yıkıcı savaşlara rağmen “dikkat çekici bir direnç gösterdiğini” açıklamıştı. IMF bu ay ayrıca, İsrail’in gayrisafi yurt içi hasılasının 2026 yılında yüzde 3.5 oranında büyümesini beklediğini, bunun 2025’te İsrail İstatistik Merkezi tarafından kaydedilen yüzde 3.1’lik oranın üzerinde olduğunu duyurdu.

Blass, savunma ihracatının büyümede önemli bir motor olabileceğini, bunun yanında uzay teknolojileri gibi sektörlerin de katkı sağlayabileceğini ifade etti. Ancak İsrail ve ABD’nin Şubat sonunda İran’a karşı yürüttüğü savaşın yeniden tırmanması halinde ekonomik görünümün olumsuz etkilenebileceğini ve ülkenin çok yüksek savunma harcamalarına zorlanacağını da sözlerine ekledi.


Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
TT

Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)

Jeopolitik gerilim dalgalarının hayati su yollarının istikrarını sarstığı bir dönemde, Körfez bölgesindeki büyük ekonomik hedeflerin, küresel ekonomi için “vazgeçilmez bir yaşam damarı” olan Hürmüz Boğazı sınavı karşısında dayanma kapasitesine ilişkin temel sorular öne çıkıyor. Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan (MENAAP) bölgesinin başekonomisti Roberta Gatti, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, mevcut jeopolitik gerilimlerin bölgedeki ekonomik çeşitlenme hedeflerini gerçek bir sınavla karşı karşıya bıraktığı uyarısında bulundu. Buna karşılık, Suudi Arabistan’ın küresel enerji piyasalarındaki merkezi rolüne dikkat çekerek, tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artırmaya yönelik tedbirlerinin yalnızca ihracatçılara hizmet etmekle kalmayıp; enflasyon, ticaret ve küresel büyüme üzerinde de olumlu etkiler yarattığını vurguladı.

Geçtiğimiz hafta, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ile yapılacak bahar toplantıları öncesinde yayımladığı raporda, Suudi Arabistan ekonomisini 2026 yılı için yüzde 3,1 büyüme beklentisiyle ilk sırada sabit tuttu. Böylece ülke, bölgeye ilişkin tahminlerde yapılan sert aşağı yönlü revizyonlara rağmen, mevcut jeopolitik krizin etkileriyle başa çıkma kapasitesi en yüksek Körfez ekonomisi olarak öne çıktı. Rapordaki verilere göre kamu maliyesi açığının 2025’teki yüzde 6 seviyesinden 2026’da yarı yarıya azalarak yüzde 3’e düşmesi; cari işlemler dengesinin ise eksi yüzde 2,7’den artı yüzde 3,3’e geçerek belirgin bir fazla vermesi bekleniyor.

vd
Roberta Gatti, Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan bölgesi başekonomistidir.(Worldbank)

Geçtiğimiz pazartesi gününden itibaren Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan’da hafta sonu çöken barış görüşmelerinin ardından, hayati petrol geçişinin yeniden açılması için baskıyı artırma amacıyla İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı. Bu müzakerelerin önümüzdeki günlerde yeniden başlaması bekleniyor.

Suudi Arabistan merkezi bir rol oynuyor; bugün bu rol özellikle küresel enerji piyasalarında öne çıkıyor” diyerek, krallığın dayanıklılığı artırmaya yönelik çabalarının, Hürmüz Boğazı çevresindeki belirsizliğin arttığı bir dönemde özel önem taşıdığını belirten Gatti, “İster altyapı yatırımları, ister alternatif ihracat yolları, isterse yedek kapasite yoluyla olsun, enerji tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artıran tedbirler, bu tür şokların daha geniş çaplı küresel bir krize dönüşme riskini azaltabilir. Bu çabalar yalnızca ihracatçılar açısından dalgalanmaları sınırlamak için değil, aynı zamanda enflasyon, ticaret ve küresel büyüme açısından da önem taşır” ifadelerini kullandı.

Ekonomik çeşitlenme ve dayanıklılık testi

Gatti, mevcut çatışmanın, ulusal kalkınma planlarının ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin benimsediği temel hedef olan ekonomik çeşitlenmenin stratejik önemini doğrudan ortaya koyduğunu söyledi. 28 Şubat’tan bu yana kaydedilen verilerin bu farkı açıkça gösterdiğini belirten Gatti “Nispeten daha çeşitlenmiş ekonomiler, örneğin Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, büyüme beklentilerinde çok daha sınırlı düşüşler yaşadı. Buna karşılık, Katar ve Kuveyt gibi daha az çeşitlenmiş ekonomilerde düşüş çok daha sert oldu” dedi. Bu gerilemeyi, söz konusu ülkelerin ticaret ve enerji ihracatı için tek geçiş yolu olarak Hürmüz Boğazı’na yüksek bağımlılığına ve alternatif ihracat yollarının yokluğuna bağladı.

Dünya Bankası, Katar ekonomisinin sıvılaştırılmış gaz tedarikindeki aksaklıklar nedeniyle yüzde 5,7 daralmasını; Kuveyt ekonomisinin ise petrol ihracatı için yüzde 100 oranında Hürmüz’e bağımlı olması nedeniyle yüzde 6,4 küçülmesini bekliyor. Buna karşılık, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman için yüzde 2,4; Bahreyn için ise yüzde 3,1 büyüme öngörülüyor.

Gatti, ulusal “vizyon” stratejilerinin, hidrokarbonlara yapısal bağımlılığı azaltma ve özel sektörün büyümedeki rolünü güçlendirme hedefleriyle hâlâ doğru ve gerekli bir seçenek olduğunu vurguladı. Ancak son gelişmelerin, bu stratejilerin uygulanmasının dış şoklara karşı “hassas” olduğunu gösterdiğini, daha çeşitlenmiş ekonomilerin ise güçlü mali rezervler ve daha derin petrol dışı sektörler sayesinde daha dayanıklı olduğunu belirtti.

Ayrıca çeşitlenmenin kapsadığı sektörlerin niteliğinin belirleyici olduğunu ifade eden Gatti, bankacılık ve finans gibi alanların daha dayanıklı olduğunu; buna karşılık süregelen istikrarsızlığın turizm, havacılık ve lojistik gibi hızlı büyüyen sektörlerde yatırım iştahını zayıflatabileceğini söyledi.

Enerji yoksulluğu

Gatti, enerji piyasalarındaki dalgalanmaların en olumsuz yönüne dikkat çekerek, petrol fiyatlarındaki artışın ithalatçı gelişmekte olan ülkeler üzerinde çok yönlü baskı oluşturduğunu belirtti. Bu artışın elektrik ve toplu taşıma maliyetlerini yükselttiğini, gübre maliyetleri üzerinden gıda fiyatlarını artırdığını ve ticaret açıklarını büyüttüğünü ifade etti.

Bu durumun özellikle sınırlı rezervlere sahip yoksul ülkelerde kamu maliyesi üzerinde ciddi yük oluşturduğunu belirten Gatti, enerji fiyatlarını sübvanse etme girişimlerinin de ağır maliyetler doğurduğunu vurguladı.

Gatti, güvenilir ve uygun fiyatlı enerjinin sadece bir hizmet değil, hane halkı ve işletmeler için hayati bir unsur olduğunu belirterek, yakıt ve gaz piyasalarındaki dalgalanmaların bu ekonomilere “çifte darbe” vurduğunu söyledi. Hane halklarının temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, şirketlerin pahalı ve güvensiz enerjiyle karşı karşıya kaldığını, bunun da sanayi büyümesini daha yavaş, daha riskli ve daha az rekabetçi hâle getirdiğini ifade etti. Bu nedenle kısa vadeli fiyat artışlarının, uzun vadeli yapısal dönüşümü de sekteye uğratabileceğini kaydetti.

Alternatif enerji yollarının maliyeti

Gatti, dar deniz geçitlerini aşan kara yolları ve boru hatlarına yatırım yapılmasının, ekonomik verimlilik ile dayanıklılık arasında hassas bir denge gerektirdiğini belirtti. Coğrafi ve teknik açıdan petrol ve gazın Hürmüz Boğazı üzerinden taşınmasının hâlâ en düşük maliyetli seçenek olduğunu ifade etti. Ancak mevcut şokların, ticaret yollarının çeşitlendirilmesini kaçınılmaz kıldığını söyledi.

Bu kapsamda Suudi Arabistan’ın, Doğu-Batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na günlük 7 milyon varil kapasiteyle ihracat yönlendirebildiğini; BAE’nin ise Habşan-Fuceyre hattı ile yaklaşık 1,8 milyon varil kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Buna karşılık Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’nın, Irak’taki onarım gecikmeleri nedeniyle 1,5 milyon varillik kapasitesine rağmen yalnızca 0,4 milyon varil seviyesinde çalıştığını ifade etti.

Yalnızca verimlilik dönemi sona erdi

Gatti, küresel tedarik zincirlerinin Kovid-19 pandemisi ve bölgesel çatışmalarla ağır bir sınavdan geçtiğini belirterek, aşırı derecede coğrafi olarak yoğunlaşmış üretim ağlarına bağımlılığın kırılganlığını ortaya çıkardığını söyledi. “Artık yalnızca verimlilik yeterli değil” diyen Gatti, hükümetler ve şirketlerin stoklarını artırması, kaynaklarını çeşitlendirmesi ve daha esnek lojistik sistemler kurması gerektiğini vurguladı.

dfvdf
Suudi Arabistan önemli deniz limanlarından Yanbu

Dünya Bankası’nın bu dönüşümü desteklemek amacıyla kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü belirten Gatti, 2020 Dünya Kalkınma Raporu’na atıfta bulunarak, gelişmekte olan ülkelerin küresel değer zincirlerindeki zorluklarının ele alındığını hatırlattı. Gatti  yakında yayımlanacak “Kaynaklardan Dayanıklılığa: Petrol ve Gaz İhracatçıları İçin Ekonomik Çeşitlenme” başlıklı yeni raporun, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Asya-Pasifik’teki ihracatçılar için bir yol haritası sunacağını ifade etti.

Son olarak Gatti, bir ekonominin petrol ve gaz şoklarına karşı dayanıklılığının; ithal enerjiye bağımlılık düzeyi, üretim sektörlerinin enerji yoğunluğu ve tüketici ile hükümetlerin fiyat artışlarına verdiği tepkinin esnekliği gibi faktörlere doğrudan bağlı olduğunu vurguladı.