Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne: Biden'la birlikte Ürdün için yeni bir dönem başlıyor

Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne / Fotoğraf: AFP
Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne / Fotoğraf: AFP
TT

Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne: Biden'la birlikte Ürdün için yeni bir dönem başlıyor

Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne / Fotoğraf: AFP
Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne / Fotoğraf: AFP

Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Zahid Gül ve Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek'e konuştu: Yüzyılın Anlaşması, kapanmış bir sayfa... Kudüs, en büyük kırmızı çizgimizdir.
Ürdün son dönemlerde özellikle Kral 2. Abdullah'ın ABD ziyareti ve Ürdünlülerin fitne olarak adlandırdıkları ama kimi çevrelerce de saray darbesi olarak nitelendiren siyasi çekişmeyle gündeme geldi.
Nüfusunun yarısı kadar Suriyeli ve Filistinli mülteciye ev sahipliği yapan Ürdün, mültecilere vatandaşlık vermeyi ise düşünmüyor.
Kudüs'ün kendileri için kırmızı çizgi olduğunu ifade eden Ürdünlüler, Türkiye'den gelen kişilerin Kudüs'e İsrail üzerinden değil, Ürdün üzerinden gitmelerini istiyor.
Ürdün, ABD Başkanı Joe Biden döneminden oldukça umutlu. Biden ve ekibinin Ürdün'ü iyi bildiğini ve Ürdün'de iyi tanındığını söylüyorlar.
Trump politikalarının kendilerine dayattığı, Yüzyılın Anlaşması'nın da kapanmış bir sayfa olduğunu altını çiziyorlar.
Türkiye ile ilişkilerinde son derece başarılı bir performans sergilediklerini ifade eden Ürdünlüler, Türkiye ile ilgili gelecek perspektifine de son derece önem verdilerini belirtiyorlar.
Biz de Ürdün'deki son siyasi durumu yerinde görmek, Kral 2. Abdullah'ın ABD seyahatini konuşmak, mülteci politikasını anlamak ve Türkiye-Ürdün ilişkilerinin geleceği hakkındaki sorulara yanıt bulmak için Ürdün'e gittik.
Gerek Başbakan Dr. Bişr el-Hasavne gerek Enformasyon Bakanı Sahır Dudin'in evlerindeki sıcak, samimi ortam, gerekse de kamplara özel izinle yaptığımız seyahat sonrası Ürdün siyasetini anlamaya çalıştık.

Bizim açımızdan, Dr. Hasavne ile başkent Amman'daki evinde rahat bir ortamda röportaj gerçekleştirmek, Ürdün siyasi zihninin düşüncelerinde gezinmeye yakın bir durum.  
Daha da önemlisi, Ürdün kraliyet vizyonunun özelliklerinin ve pusulasının birçok önemli ve temel dosyada açıklığa kavuşturulmasına ve yorumlanmasına benziyor.
Bu bağlamda Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne ile yaptığımız röportaj hem yakın dönem hem de gelecek açısından birçok sorunun da cevabını da veriyor.

"Trump ile çalışan ekibin hedefindeydik"
Ürdün Başbakanı Dr. Bişr el-Hasavne, 2018 yılında eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde ülkesi ile ABD arasındaki anlaşmazlığın zirve noktasına ulaştığı dönemlerden bahsederken, iki parmağını kullanarak atış poligonlarına çapraz bir haç şeklinde yerleştirilen işareti yaptı.
Parmaklarını kenetleyen Başbakan, "Maalesef o dönemde, Başkan Trump ile çalışan ekibin hedefiydik. Bunun sebebi elbette ki saygıdeğer Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın, Trump'ın ekibi ve Binyamin Netanyahu hükümetinin Yüzyılın Anlaşması adını verdikleri girişimi dayatma eğilimleri ile çelişen pozisyonlarıydı. Ürdün hükümetinden yapılan resmî açıklamada bu girişimin cehalet eseri olduğu ifade edilmişti" diye konuştu.
Hasavne, bugün söz konusu girişimin sona erdiğini ve Trump'ın ekibi tarafından önerilen konuların herhangi bir şekilde yeniden masaya yatırılmasının mümkün olmadığının altını çizdi. 
 
"Zor ve karmaşık bir mücadeleydi. Ekonomik ve diplomatik olarak hedefe alındık"
Başbakan Hasavne, Trump'ın ekibi ve damadı Jared Kushner ile arka planda yaşanan siyasi mücadelenin zor ve karmaşık olduğunu ifade etti. Hatta ülkesinin, bu ekip tarafından ekonomik ve diplomatik olarak hedef alındığını söyledi.
Öyle ki bu durumun Ürdün'ü izole etme girişimlerinde bulunma ve onu bir hedef haline dönüştürmeye kadar ulaştığına işaret etti. Ürdün Başbakanı, "Söz konusu dönemde Ürdün, ekonomik ve finansal açıdan kesinlikle abluka altına alınmıştı" dedi.
Hasavne hükümeti, bu ablukanın uzun bir süre Trump yönetiminin ana seçimleri kazanıp baki kalacağına inanan birkaç ülkeyle ilişkilerine zarar verdiğine tanık oldu.
Herhangi bir kardeş, dost ya da müttefik ülkeyi hedef almamaya özen gösteren Hasavne, tüm ülkeler için kendi çıkarlarının öncelikli olduğunu ifade etti.
Ancak, Trump'ın iktidarda kalması veya geri dönüşü temelinde siyasi stratejiler geliştirmeye gelince, Ürdün'ün yorumunun diğerlerine nispeten farklı olduğunun altını çizen Hasavne, süreci "zor bir aşama ve çetin bir sınavdı" diye özetliyor.
Hasavne, Ürdün ile ABD arasındaki çekişme ve anlaşmazlıkların, devlet kurumlarıyla değil, yalnızca Ürdün'ü iyi tanıyan ve bölge ile ilgili dosyalardaki derin tecrübelerini takdir eden Trump hükümetiyle yaşandığına dikkat çekti. Başbakan'a göre ülkesinin o aşamada, 'zorluklara sabrettiği', baskıyı kontrol altına almaya çalışıp zamana bırakmayı seçtiği bir sır değil. 
 
"Trump'ın danışmanları, Ürdün aklının Kudüs'ü nasıl anladığının farkında değildi"
O günlerden bahsederken, Trump'ın danışmanlarının Ürdün'e, Kudüs'ün Haşimi himayesi altına girişini garanti eden yazılı kararlar sunduklarını söyleyen Hasavne, şöyle konuştu: 
"Öyle görünüyor ki, bunu düşünen ABD'liler, Haşimi himayesinin tarihsel boyutu belgelere ihtiyaç duymadığı için Ürdün aklının meseleyi nasıl anladığının farkında değillerdi. Oysa bu, herhangi bir muhtıraya da garantiden çok daha önemlidir. Kudüs meselesi de Ürdün'deki liderler ve halk için herhangi bir siyasallaştırmaya tabi edilemeyecek ilkesel bir meseledir. Dolayısıyla burada işaret edilen 'yem' Ürdün'ün kurumsal aklı için ikna edici olmadığı gibi fayda etmişe de benzemiyor. Aksine Ürdün'ün kurumsal aklına göre bu süreçte Trump ekibinin hızlı ve aceleci oluşunun yanı sıra bölge meselelerinde gözle görülür bilgisizliği ile Ürdün'ün sabit tavrı, özellikle Filistin halkının temel hakları söz konusu olduğunda (ki Ürdün bu konuyu pazarlık konusu yapmadığı gibi hiçbir tartışma konusu veya siyasi ve diplomatik çıkar meselesi yapmaz) tüm bölgede hiçbir şekilde gerçek barış veya istikrarı oluşturacak ve sürdürecek çalışmaların yapılamamasına neden oluyordu."
Başbakan, "Bu anlamda Ürdün çabalayıp elinden geleni yaparak sabırlı davrandı bununla birlikte son büyük seçimlerde koşullar değişene kadar o ABD yönetimi için bir hedef olarak kaldı" dedi.
 
"Yüzyılın Anlaşması, kapanmış bir sayfa"
Hasavne'ye göre Yüzyılın Anlaşması'nın sayfası kapandı. Başbakan, konunun Ürdün halkı için hayati öneme sahip Filistin meselesiyle ilgili olduğunda, görmezden gelinemeyeceğini ifade etti.
Filistin meselesinin tartışmasız bir şekilde ümmetin meselesi olduğunun altını çizen Bişr el-Hasavne, burada 'Ürdün vicdanı' ve hakkaniyetini vurgulayarak, "Bazı başkentlerdeki bazı politikacılar, bazen bölgeyi ve halklarını olması gerektiği gibi okumuyor. Trump hükümetinin, bu 'tarihi bilgi cehaleti' ve bağlam dışı okumasının Ürdün yönetimi, halkı ve aynı ölçüde Filistin halkı ve haklarına düşman olanlara alenen destek veren Netanyahu'nun liderlik ettiği aşırı sağcı İsrail gündemine hizmet etmeyi hedeflediği tahmin ediliyor" dedi.
Netanyahu'nun Ürdün düşmanlığı, ülkenin İsrail'den bir miktar su satın almasından sonra bunun İran'a hizmet ettiği yönünde manipülasyonlar ortaya atma seviyesine ulaştığını ifade eden Hasavne, herkesi bu aşırılık ve düşmanlığı zihninde canlandırmaya çağırdı. 
Bişr el-Hasavne, Ürdün halkının neredeyse yarısının Filistin kökenli olduğuna ve ülkenin toplumsal yapısında en büyük Filistinli mülteci kitlesine ev sahipliği yapmasının etkisi bulunduğuna çekiyor.
Ayrıca Filistinli mültecilerin çocuklarının haklarının gözetilmesinin devletin görevleri arasında bulunduğunu ifade ediyor. 
Toplumun diğer yarısının ise Filistinli vatandaşlarla aralarında akrabalık bulunduğuna işaret eden Hasavne, iki halk arasında kan bağı olduğunu ve Ürdün'ün doğusundaki halkın İsraillilerle çatışma geçmişine sahip olduğunu, Kudüs duvarlarında, Filistin ve Batı Şeria topraklarında şehitlerin kanlarının bulunduğunu belirtti.
Bu nedenle, "Filistin halkının kabul edilmiş hakları ve Doğu Kudüs'ün Arap ve İslam kimliğini savunmadaki mücadele ve ihtiyat konusunda kimsenin önüne geçemeyeceği Ürdün halkı hakkındaki bu gerçekleri görmemek akıllıca değildir" dedi.
Hasavne'ye göre, "bu gerçekleri inkar etmek riskli ve cehalet eseridir."
 
"Kudüs, en büyük kırmızı çizgimizdir"
"Yüzyılın Anlaşması isimli proje ve uzantılarıyla patlak veren anlaşmazlık konunun Kudüs dosyasına dokunmasıyla ortaya çıktı" diyen Başbakan Hasavne şöyle konuştu:
"Karşı taraf, Ürdünlülerin Kudüs meselesinde yalnızca tek bir dil kullandığını ve Kudüs'ün kimliği ile Haşimi himayesinin hiçbir zaman ve hiçbir şekilde siyasi meşruiyet aramayan bir pusula olduğunu bilmiyordu. Kudüs, her zaman Ürdün'ün en büyük kırmızı çizgisiydi, öyle de kalacak. Bunu herkes böyle bilmeli. Saygıdeğer Kral, yurt içi ve dışındaki herkese bu bildirdi. Ürdün Kralı bunu, bir beklentiyle değil samimiyet ve inancıyla söylüyor.
Trump yönetimi, Ürdün Krallığı'nın Filistin ve Kudüs dosyalarındaki kararlılığı ve sabit tutumları nedeniyle kardeş ülke Suriye'ye ihracatı özellikle de elektrik ihracatını sürdürmesine engel oldu. Ürdün'deki yatırımlarla mücadele etti ve ekonomik izole uygulayarak Amman'ı rahatsız etmeye çalıştı"
Kraliyet Sarayı'ndan bir heyetle birlikte Trump ekibi ile doğrudan görüşen Hasavne, "Bu nedenle onlarla bir araya gelmek zor oldu" diye konuştu. 
Başbakan Hasavne, Trump'ın damadıyla yaptığı bir görüşmede, "Siz Filistin meselesini müteaahit kafasıyla çözemezseniz" demiş.
Başbakan Hasavne'ye göre Ürdün, işgal altındaki Filistin toprakları ile ilgili herhangi bir barış girişiminde, öncelikle Filistin halkı ve nesilleri tarafından daha önce kabul edilmiş uluslararası meşruiyet kararlarının göz önünde bulundurması gerektiğine inanıyor.
Uluslararası kararlara göre Filistin halkının işgal altındaki toprakların en az yüzde 22'sine hakimiyet hakkına sahip bulunuyor.
Hasavne'ye göre başkenti tartışmasız bir şekilde Doğu Kudüs olan bağımsız ve sürdürülebilir bir Filistin devleti ile sonuçlanmayan herhangi bir girişimin hiçbir anlamı yok. Bunu göz önünde bulundurmayan tüm girişimlerin İsrail sağı ve diğerlerine yönelik bir akrobasi hareketi olduğunu ifade ediyor.
 
"Filistin meselesi konusunda Arap ülkeleri için risk yönetimi ülkeden ülkeye değişiyor"
Hasavne, Filistin meselesi konusunda Arap ülkeleri için 'risk yönetim oranının' bir ülkeden diğerine değiştiğini söylüyor. Ürdün halkı ve Filistinli mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan çevre ülkelerin doğası ve gerekliliklerinin Filistin'den uzak diğer halk ve devletlerinkinden farklı olduğuna dikkat çekti.
Bu nedenle Filistin meselesi veya İsrail ile ilişkiler ve normalleşme konusunda verilen tepki ve sergilenen tutumlarda, Arap ülkeleri arasında görülen farklıkların anlaşılabilir olduğuna vurgu yaptı.
Dr. Hasavne'nin resmi bir nitelik taşımayan şahsi görüşü, Körfez ülkelerinin, Ürdün veya Lübnan'a göre bu konulardan daha az etkilendiği yönünde. Bunun yalnızca coğrafi boyutla ilgili olmadığını söyleyen Hasavne, Ürdün'ün demografik yapısıyla da ilgili olduğunun altını çizdi.
Parçalanan Filistin halkının, Mısır, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün'e dağılmış durumda olduğunu söyleyen Başbakan, fakat nüfusun büyük çoğunluğunun Ürdün'de olduğunu belirtti. Pratikte, Filistin meselesinin bir bütün olarak kardeş bir Arap ülkesinin siyasi kararı üzerinde, kendi toplumsal gerçekliğine yansıdığı kadar etkili olduğuna işaret eden Hasavne şu ifadeeri kullandı:
"Görmezden gelinmesi zor dönüşümler de gerçekleşti. Onlarca yıl önce Körfez ülkelerinde doğan Filistinliler, Körfez toplumunun kimliğine entegre edildi. Demografik ve coğrafik inceleme ve analizler yapılırken bu durum göz önünde bulunduruluyor. Dolayısıyla mesele, siyasi tutumların takibinden çok, sahadaki gerçeklerle ilgilidir. Çıkar ağları, bazı farklılıkların ortaya çıkmasına ve Filistin davasının bazen değişen öncelikleri bulunan bir sisteme sahip bir strateji olarak değil, taktik marjlarında yer almasına yol açabiliyor. Ancak herkes meşru haklar ve Filistin halkının yanında yer alıyor. Filistin halkının temel haklarının tüm kardeş ülkeler için anlaşmazlıklar ve hesapların dışında olduğuna inanıyoruz."
Hasavne, Ürdün'ün Filistin meseleleri söz konusu olduğunda sabit tutumları olan bir ülke olduğunu ve diğer ülkelerin çıkarları konusunda anlayış gösterme esnekliğine sahip olduklarını ifade etti.
Başbakan'a göre bu, bölgedeki ve dünya genelindeki dost, kardeş ve komşu ülkelerin gerektiği yerde Ürdün'ün hayati çıkarlarına anlayış göstermesi ve dostluğa zarar vermeyecek farklılıkların ortaya çıkması anlamına geliyor.
Ürdün Başbakanı, "Biz Ürdünlüler için tartışmaya açık olmayan temel ve ilave konular başta olmak üzere Kudüs'ün kimliği, bizim vesayetimiz ve Filistin halkının hakları konusunda fikir birliği sağlanmasının mümkün olduğu söylenebilir" dedi. 
 
"Kral 2. Abdullah'ın yakında zamanda Washington'a gerçekleştirdiği son ziyaret çok etkili, tarihi ve son derece başarılı"
Hasavne, ülkesinin ABD'li kurumlarla ilişkilerinin, eski ABD Başkanı Trump'ın personeli ile anlaşmazlık ve çatışma yaşandığı zamanda bile çok iyi kaldığını vurguladı.
Başbakan, Kral 2. Abdullah'ın yakında zamanda Washington'a gerçekleştirdiği son ziyaretin çok etkili, tarihi ve son derece başarılı olduğunu aktardı. Ayrıca Ürdün'ün ABD'li yetkililere bölgesel tüm meseleler ve dosyalarla ilgili deneyimlerini, ne olduğu ve ne olması gerektiği konusunda görüşlerini ilettiğini söyledi.
Ürdün Kralı'nın ABD yönetimi ile gerçekleştirdiği son görüşmelerde olumlu ve yapıcı istişarelerde bulunulmasını ayrıca temel ikili ilişkilerin Ürdün çıkarlarını ve işbirliğini artıracak şekilde korunmasını sağladı. Büyük olasılıkla bazı meseleler ve vizyonlar açık bir şekilde ele alındı.
Dr. Hasavne, bu konuda daha fazla ayrıntıya girmek istemedi. Ancak Hükümet Sözcüsü ve Devlet Bakanı Sahr Dudin ile aralarında geçen ayrıntılı diyalogdan anlaşılan, Ürdün Kralı'nın ABD Başkanı Joe Biden, ekibi ve ABD'li kurumlarla görüşmelerinin deneyim ve görüş alışverişi içinde olumlu bir şekilde sonuçlandı. 
"Amman ve Washington arasındaki görüşmelerin esas noktalarını analiz etmek mümkün. Biden yönetimi, yalnızca Ürdün ile eski ilişki ve dostluğun desteklenebileceğin değil, iki devletli çözüme de gerçekten inanıyor. Fakat Ürdün hükümeti, ilişkiler konusunda oldukça deneyimli ve 'siyasi hesaplarını vehimlere' dayandırmaz.
Dolayısıyla iki devletli çözümü desteklemek ile bunu başarmak için programlar geliştirip ona doğru ilerlemek arasında somut bir fark bulunuyor. Amman hükümeti de ABD'nin henüz birinci aşamada olduğunun farkında.
Amman'ın hesapları vehimlere dayalı değildir. Çünkü politikacıları, Netanyahu'nun çökmesi için pusuda beklediği mevcut sağcı hükümetin uzun ömürlü olmayacağının ve her türlü sürprize gebe olduğunun farkında. Dolayısıyla İsrail sahnesinin istikrarlı olmadığının, sürekli izleme ve inceleme gerektirdiğinin bilincinde."
 
"İki ülke arasında derin ilişkiler var Biden yönetimi Ürdün'de iyi tanınıyor"

Gerek Başbakan, gerek Enformasyon Bakanı gerekse de Ürdünlü üst düzey yetkililerin verdiği bilgi Biden yönetiminin Ürdün'ün mesajını aldığı yönünde:  
"Ürdünlülerin Biden yönetiminden anladıkları, İsraillilere, askeri tırmandırma politikasının kesin olarak reddedilmesi ve işgal altındaki topraklarda güvenlik gerilimine yol açabilecek askeri çatışmalardan kaçınılması başlığı altında açık bir mesajın iletildiği. Beyaz Saray'ın bu mesajı İsrail'e açık bir şekilde iletti. Ürdün, Mısır Arap Cumhuriyeti ve tüm kardeşler ile koordineli olarak barış çağrısı çerçevesinde kalacak olsa da bunun farkında. 
Amerikalılar ayrıca Gazze Şeridi ve Batı Şeria'daki ekonomik kalkınma ve güvenlik istikrarıyla da ilgileniyorlar. İsrailliler ve Filistinlilere verdikleri mesaj, anlaşmaya varmak üzere yeniden müzakerelerin başlatılması yönünde.
Herhangi bir anlaşmaya varılması halinde Biden yönetiminin bunu güçlü bir şekilde destekleyeceği ifade ediliyor. Bunun dışında sınırlı düzenleme ve projeler konusunda herhangi bir vehmin söz konusu olamayacağı ifade ediliyor. 
Bu örnek niteliği taşıyan bir durum değil. Fakat Amman, bunun önümüzdeki yıllar içinde geliştirilebileceğini düşünüyor."

"ABD askerleri hiçbir zaman Ürdün'de normalin üzerine çıkmadı"
Bu ziyaret sırasında, iki ülke arasında 'derin ilişkiler' bulunduğuna dair işaret ve kanıtlar ortaya çıktı.
Veliaht Prens, henüz senatörken Biden'ın ofisiyle bir uygulama programı üzerinde çalıştı. Ürdün Kralı da Özel Harekat Komutanı olduğu dönem Ürdün'de anayasal yetkinin Kral'a geçtiği dönemde mevcut ABD Savunma Bakanı ile birlikte çalışmıştı.
Hasavne'ye göre William Burns, ABD'nin Amman Büyükelçisi olarak görev yaptığı dönemde Biden yönetimi Ürdün'de tanınıyordu. 
Katar ve başka bölgelerden ABD askerlerinin Ürdün'de toplandığıyla ilgili olarak basında çıkan haberleri sorduğumuz Başbakan Hassavi, "Bu haberlerin genel olarak bir siyaset değişikliğine işaret etmediğini Ürdün'de normal olarak bulunan asker sayısının ki bu sayının 3 ile 4 bin arasında olduğunu şuan da hiçbir şekilde asker sayısının 4 bin 700 üzerine çıkmadığının" altını çizdi.
 
"Suriye rejimin devrilişine değil, davranış biçimini değiştirmeye odaklanmalı"
Dr. Hasavne, Suriye dosyası konusunda, mevcut ABD yönetiminin pozisyonunda küçük de olsa bir değişiklik olduğuna inanıyor.
Suriye rejimini devirmekten bahseden üslubun, onu alaşağı etmeye çalışma yanılsamasını sürdürmek yerine Suriye rejiminin davranış biçimini değiştirmeye odaklanarak daha gerçekçiliğe meyletmiş göründüğünü ifade eden Başbakan, bunun Ürdün Kralı tarafından alenen dile getirilen bir durum olduğuna işaret etti. 
Bişr el-Hasavne'ye göre Ürdün, Mısır ve bazı kardeş ülkelerle birlikte Suriye'nin Arap Birliği'ndeki yerine dönmesini önemsiyor.
"Çünkü yerinde olmaması verimli değil, Arap Birliği'ndeki yerlerine dönmeleri durumunda Suriyeliler için inisiyatifler oluşturulabilir ve daha iyi bir diyalog kurulabilir. Arap Birliği aracılığıyla Suriyeli kardeşler ile mültecilerin ve yerinden edilmiş vatandaşların anayurtları Suriye'ye dönüşü de dahil olmak üzere birçok önemli konu tartışılabilir."
Başbakan, "Ürdün her zaman kardeş ülke Suriye'deki çatışma durumunu sona erdirmek için kapsamlı bir siyasi çözüm çağrısında bulundu. Bugün uluslararası toplumun, Ürdün'ün yıllar önce söylediklerini dikkate almaya başladığı bir sır değil. Yıllar önce söylenenler bugün de yararlı olabilecek ifadeler" dedi.
 
"Suriyeli Mülteciler konusunda uluslararası toplum anlaşmaların sadece yüzde 7'sini yerine getirdi"
Hasavne, ülkesinin Suriyeli mülteci dosyası ve külfeti konusunda 'büyük zorluklarla' karşı karşıya kaldığını söyledi.
Uluslararası toplumun, bu yıl, bölgedeki çok sayıda Suriyeli mülteciye bakım sağlama başlığı altında Ürdün ile üzerinde anlaşmaya varılanların sadece yüzde 7'sini yerine getirdiğine dikkat çekti.
Ürdün Başbakanı, Suriye'deki tüm çevre ülkelerin çıkarlarının ve aslında uluslararası toplumun çıkarlarının, Suriyeli mülteci hikayesinin olayların ön saflarında kalmasını gerektirdiğini düşünüyor.
Bu, dünyada anlatılmaya devam edilmesi gereken ve önemini ve şurada burada insani veya yasal boyutu olan girişimlerin öncelikleri arasındaki yerini kaybetmemesi gereken bir hikaye.
Ürdün ise Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile imzalanan mutabakat muhtırasına göre kapılarını Suriyeli mültecilerin kardeşlerine açtı. Bu nedenle, buradaki tutum her şeyden önce insani, küresel ve ahlakidir.
Dr. Hasavne, ülkesinin 1950'li yılların başında imzalanan, dünya genelindeki Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme'yi ilkeli ve ahlaki bir nedenle imzalamadığını ifade etti. Bu sebebin, sözleşmenin Ürdün vatandaşlığı elde eden Filistinli mültecilerin temel haklarını iptal edebilmesi olduğunu söyledi.  
Ürdün devletinin, bu statüye sahip Ürdünlülerin mülteci statüsünün kaldırılmasıyla biten sözleşmeler imzalamakta bir çıkar görmemesi, Suriyeli sığınmacı kabul ederken UNHCR ile bir mutabakat imzalanmasına yol açtı. 
Hasavne'ye göre bu kıyasa açık bir durum. Çünkü Suriyeli mültecinin ülkesine dönme hakkı korunmalı ve dünyanın vicdanı ne zaman olursa olsun bu hakkın uygulanması gerçekliği ile meşgul olmalı.
Ürdün Başbakanı'na göre bu önemli bir konu. Suriye'nin komşu ülkelerinin buna dikkat etmesi ve Türkiye gibi bir komşu ülke ile yakınlaşma ve ortak çıkar bölgesi oluşturması gerekiyor. Gerçek bir temsil gerektirir. Çünkü Suriyeli sığınmacılar konusundaki küresel ilgiyi marjinalleştirmek, bağımsız bir Suriye devletinin çıkarları için en kötü ve en korkunç senaryodur.
 
"Suriyelilere vatandaşlık vermek mi... Allah göstermesin"
"Ürdün'e göre bu, Suriyeli mültecilerin yakında ülkelerine dönecekleri anlamına mı geliyor?"
Hasavne bu soruya, "Gerçekçi olmak gerekirse, öngörülebilir kısa vadede bunun gerçekleşebileceğini düşünmüyorum. Çünkü mesele sadece Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönüşü ile sınırlı değil. Dönecekleri yerlerin tam olarak belirlenmesi, daha da önemlisi o mekanın siyasi katılım da dahil olmak üzere onurlu bir yaşam için gerekli koşulların sağlanması gerekiyor. Bu nedenle Amman'a göre, mültecilerin geri dönüşünün gerçekten mümkün olması, başarılı ve istikrarlı bir geri dönüşe yol açan koşulların olgunlaşması için Suriyeli mültecilerin statüsünü korumak ve yeniden olumsuz bir durum yaşanmaması için bununla meşgul olunmalı" şeklinde yanıt verdi. 
"Ürdün, gerçekten Suriyeli mültecilere vatandaşlık verecek mi?" sorsuna duraksamadan cevap veren Dr. Hasavne, "'Allah göstermesin" dedi.
Ayrıca, bazı gerçeklere değinerek 2011 yılında Türkiye, Lübnan veya Ürdün'e sığınan kişilerin yaklaşık 10 yıldır oralarda bulunduğunu, Suriye çevresindeki mülteci bölgelerinde doğan bir çocuğun 10 yaşına geldiğini söyledi. Bunlar, Hasavne'nin derinlemesine okumayı önerdiği gerçekler. Çünkü bugün ikinci nesil Suriyeli mültecilerden bahsediyoruz.
 
"Türk kardeşlerimiz Ben Gurion üzerinden değil Ürdün üzerinden Kudüs'e gitmeli"
Ürdün Başbakanı, ülkesinin mevcut durumda Türkiye ile çok iyi ilişkilere sahip olduğunu söyledi. Ancak iki ülkenin çıkarlarını ölçmek için ortak bir Türk-Ürdün anlaşmasının kurulması bağlamında geçmişteki bazı meseleleri diplomatik ve zarif bir üslupla ele aldı.
Dr. Hasavne, Ürdün'ün Türkiye ile ticaret anlaşmasını birkaç yıl önce iptal etmesinin, yalnızca Ürdün sanayi sınıfının çıkarlarıyla bağlantılı olmasına rağmen bu konuda yapılan analiz ve okumaların abartıldığını düşünüyor. 
Hasavne, "Yakın geçmişte, Türk dernekleri Mescid-i Aksa ve Tapınak Tepesi'ne (Harem-i Kudsi) müdahale etme ve de bazen Ürdün vakıf görevlilerini meşgul etme girişimleri başlığı altında sorunlar gündeme geldi. Kudüs meselesi, Amman için çok hassas bir konu olması nedeniyle bazen ilişkilerde küçük sorunlar yaşandı. Fakat Türk kardeşlerin açıklamalar yaparak durumu aydınlatması ve Ürdün'ün bunları diplomatik olarak kabul etmesiyle bu sorunlar ortadan kalktı. Amman hükümeti Türkiye ile daha iyi ve daha derin ilişkilere önem verdiğini gizlemiyor. Daha da önemlisi Türkiye'nin Ürdün ve Haşimi vesayetine verdiği desteği takdir ediyor. Ürdün Kralı'nın kardeşleri ile birlikte İstanbul'da Kudüs için düzenlenen İslam Zirvesi'ne katılması da bunun açık göstergesi" dedi.
"Türk kurumlarının Kudüs'ü ziyaret etmek için gelen Türk gruplarını 'Ben Gurion Geçidi' ve işgal güçlerine ait başka geçitler ve kurumlar üzerinden geçirme ısrarı nedeniyle suçlamadan ziyade 'sitem' niteliği taşıyan ve siyasi özelliği bulunan bürokratik bir işarette bulunuyorlar.
Bu, iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerini biraz zedeleyen bir işaret. Ürdünlü yetkililere göre, Ankara, Kudüs meselesinin Ürdünlüler için önemini anlıyor fakat aynı tutumu sergilemeye devam ederken Amman bunu davranışsal bağlamda normal ve kardeşçe görmüyor."
Ürdünlü yetkililerin ifadesi, "Bu elbette ki düzeltilmesi gereken ayrıntı bir konudur. Çünkü Kudüs şehri ve kutsallarının, ümmet için öncelikli, bazen bazı fedakarlıklar gerektiriyor. İşgalle birlikte Kudüs'e ziyaretler düzenlemenin meşruiyetini kabul etme ihtimalini anlatan mesajlar vermemeye özen gösterilmeli" şeklinde.
Başbakan Hasavne de "Sembolik, siyasi ve dini değeri, lojistik gerekçenin çok daha üstünde olduğu için Türkiye'deki kardeşlerinin düzeltmesini umduğu bir nokta. Ürdünlüler açısından işgal geçitlerini kullanmak Kudüs'ün statüsünün kutsallığına zarar veriyor. Amman, Türk kardeşlerinin Kudüs'ü ziyaret etmelerinden memnuniyet duyuyor. Elbette bu konuyu ele alma ve bu konuda bir anlaşmaya varma konusunda umut var" diyor.
Dr. Hasavne, Türk şirketlerinin İsrail tarafı ve kurumları aracılığıyla Kudüs'e ziyaretler düzenlemesinin sebebinin Ürdün tarafının Filistin ile Ürdün köprülerinde bu tür ziyaretlere uygun altyapı eksikliğinden kaynaklandığını söylemimize itiraz etmiyor. 
Bu mesele aynı zamanda Ürdün Başbakanı'nın doğruluğu konusunda tartışmaya girmediği bir konu. Köprü bölgelerindeki altyapının geliştirilme ve çalışma aşamasında olduğunu kaydediyor. Fakat buradaki en önemli değere, Kudüs'ün kimliğine, İslami ve Arap kimliğine dikkat edilmesi gerektiği konusunda siyasi olarak dertli görünüyor.
Türkiye ile ilişkilerin sürekli gelişme halinde kalması için bu dosyanın öncelikli ve ilkeli bir şekilde ele alınmasına engel olacak herhangi bir şeyin bulunmadığını söyleyen Başbakan, Ankara ile ilişkilerin mevcut durumda da genel anlamda da mükemmel olduğuna işaret etti.  
Independent Türkçe



Gazze yönetim komitesi görevine başlamakta neden bu kadar gecikti?

Mısır Dışişleri Bakanı, Gazze Ulusal Yönetim Komitesi Başkanı ile daha önceki bir görüşmesinde (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı, Gazze Ulusal Yönetim Komitesi Başkanı ile daha önceki bir görüşmesinde (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Gazze yönetim komitesi görevine başlamakta neden bu kadar gecikti?

Mısır Dışişleri Bakanı, Gazze Ulusal Yönetim Komitesi Başkanı ile daha önceki bir görüşmesinde (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı, Gazze Ulusal Yönetim Komitesi Başkanı ile daha önceki bir görüşmesinde (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Kahire'de "Gazze Şeridi Yönetim Komitesi"nin kurulmasının üzerinden yaklaşık 3 ay geçti ve üyeleri, geçen ekim ayında Gazze Şeridi'nde imzalanan ateşkes anlaşmasında belirtildiği gibi, Refah sınır kapısının açılmasına rağmen, çalışmalarına başlamak ve "Hamas" hareketinden sorumluluğu devralmak için Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah sınır kapısından geçemediler.

Şarku’l Avsat'a konuşan Filistinli kaynaklara göre, komitenin Gazze Şeridi'ne ulaşmasını engelleyen dört ana neden var; bunların başında bugün bile devam eden İsrail yasağı, Hamas ile devir teslim konusunda nihai bir mekanizmanın olmaması, komitenin çalışmalarını destekleyecek mali bütçenin bulunmaması veya Gazze Şeridi dışında uluslararası güçlerin ya da içinde polis güçlerinin komitenin çalışmalarını destekleyememesi geliyor.

Geçtiğimiz ocak ayında, “Gazze Yönetim Komitesi”nin kurulmasının ardından, İsrail gazetesi Haaretz, kaynaklara dayanarak Binyamin Netanyahu hükümetinin komite üyelerinin Gazze Şeridi'ne girmesine izin vermeyi reddettiğini, Kahire'de görüşmelerine devam ettiklerini ve arabulucuların, özellikle Mısır'ın temsilcilerinin, komitenin aynı ayın sonuna kadar Gazze'ye girmesi konusunda ABD ile anlaşmaya varmak için çalıştıklarını belirtti.

grf
Gazze Yönetim Komitesi'nin Kahire'deki Toplantısı (Arşiv- Mısır Devlet Enformasyon Servisi)

İsrail'in komiteye yönelik yasağı değişmedi ve dün Şihab Haber Ajansı'nda yer alan bir habere göre Filistin medyası, BM Gazze Şeridi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov'u, Dr. Ali Şit başkanlığındaki komitenin Gazze Şeridi'ne girişinin engellenmesinin ve insani görevlerini yerine getirmesinin önlenmesinin arkasında olmakla suçladı.

Hamas, Kahire ziyaretinin ardından yaklaşık bir hafta önce, hareketin temsilcilerinden ve Filistinli gruplardan oluşan bir heyetin, ABD Başkanı Donald Trump'ın planına göre Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanmasını tamamlamak ve savaşın bölge üzerindeki etkilerini ele almayı sürdürmek amacıyla Mısır, Katar ve Türkiye'den arabulucuların da bulunduğu bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı.

Sorun İsraillilerde

 Şarku’l Avsat'a dün konuşan iki Filistinli kaynak, Kahire'deki toplantıların genellikle komitenin gerçekliği ve görevlerini yerine getirmesini sağlamaya yönelik çabalar hakkında müzakereleri içerdiğini belirtti. Kahire'deki yaklaşan görüşmeler, özellikle Tahran-Washington çatışmasında ateşkes döneminde gerçekleştiği için büyük önem taşıyacak ve ateşkes anlaşmasını çevreleyen bazı krizlerin, özellikle de komitenin çalışmalarının çözümüne yönelik çabaları güçlendirebilir.

Kaynaklardan biri, asıl sorunun iddia edildiği gibi Mladenov'da değil, İsraillilerde olduğunu ve şu ana kadar geçişlerine izin vermediklerini açıkladı. Ayrıca Netanyahu'nun "barış konseyi" veya Trump'ın planıyla ilgilenmediğini, "eğer bölgede Filistin polisi kurulursa, İsrail'in Amerikan baskısı altında konseyin girişine izin verebileceğini, özellikle de konseyin kararlarını uygulamak ve başarısını sağlamak için sahada bir kolu olmadan başarılı olamayacağını" belirtti.

Hamas, yılın başlarında komitenin kurulmasıyla birlikte Gazze'deki hükümet yetkililerinin Ulusal Komite'nin çalışmalarını kolaylaştırmak ve yönetimi devretmek için önlemler almaya başladığını, ancak çalışmalarına başlaması için herhangi bir ön koşul öne sürmediğini yaptığı açıklamayla duyurdu.

efrvfe
"Gazze Yönetim Komitesi" kurulmasına karar verilmesinin üzerinden üç ay geçmesine rağmen hâlâ Kahire'de bulunuyor (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Filistinli siyasi analist Dr. Abdulmehdi Mutava, komitenin görevine başlamasındaki gecikmenin üç ana nedeni olduğuna inanıyor. Birincisi, Hamas ile silahların teslimi mekanizmaları ve çalışma düzenlemeleri konusunda bir anlaşmaya varılamamış olmasıdır. İkincisi, özellikle yardım ve insani acil durum planları için gerekli olan mali bütçelerin yetersizliğidir. Bu nedenle, komite gerekli çalışma araçlarına sahip olmadan Gazze'de sorumluluk üstlenemez.

Mutava, uluslararası güçlerin olmayışının, komitenin bölgeye girişindeki gecikmenin üçüncü bir nedeni olarak değerlendirilebileceğine inanıyor; zira komite bu güçleri istikrara katkıda bulunan ve İsrail'in herhangi bir ihlalde bulunmasını önleyen faktör olarak görüyor.

Mutava, komitenin çalışmalarının gecikmesinden yalnızca İsrail'i sorumlu tutmuyor, aynı zamanda Hamas'ı da sorumlu tutarak şu değerlendirmede bulundu: "Hamas sürekli olarak komiteye görevlerini devretmeye hazır olduğunu ilan etse de gerçekte buna uygun önlemler almadı. Aksine, hareketin Gazze’nin odak noktaları üzerindeki kontrolünü dolaylı yoldan yeniden ele geçirdiğini, hakimiyetini daha da güçlendirdiğini ve komiteyi hareket için çalışan bir varlığa dönüştürdüğünü görüyoruz."

Mutava, "özellikle Amerikan iradesi varsa, komitenin çalışmaları için fonlar mevcutsa ve Hamas çözüm yolunun gerçek tavizler içermesi gerektiğine ikna olursa, Gazze Şeridi yönetim komitesinin krizinin çözümüne katkıda bulunabileceği için yaklaşan Kahire toplantısının önemini" vurguluyor.


İsrail Genelkurmay Başkanı: Hizbullah'a güçlü bir darbe indirdik

Lübnan'ın güneyindeki Sur şehrinden çekilen fotoğrafta, İsrail'in sınır kasabası Nakura'yı bombalamasının ardından yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Sur şehrinden çekilen fotoğrafta, İsrail'in sınır kasabası Nakura'yı bombalamasının ardından yükselen duman (AFP)
TT

İsrail Genelkurmay Başkanı: Hizbullah'a güçlü bir darbe indirdik

Lübnan'ın güneyindeki Sur şehrinden çekilen fotoğrafta, İsrail'in sınır kasabası Nakura'yı bombalamasının ardından yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Sur şehrinden çekilen fotoğrafta, İsrail'in sınır kasabası Nakura'yı bombalamasının ardından yükselen duman (AFP)

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, ordusunun kara harekatı yürüttüğü güney Lübnan'a yaptığı ziyaret sırasında dün yaptığı açıklamada, çarşamba günü Lübnan'ı hedef alan yoğun hava saldırılarıyla Hizbullah'a "ağır bir darbe" indirildiğini duyurdu.

İsrail ordusu dün akşam, Lübnan'daki Hizbullah fırlatma rampalarını hedef almaya başladığını açıkladı.

İsrail sınırına beş kilometre uzaklıktaki Bint Cubeyl kasabası yakınlarında konuşlanmış birliklere hitap eden Eyal Zamir, "Siz cephede ilerleyip operasyonlar yürütürken, dün Hizbullah'a ağır ve güçlü bir darbe indirdik" ifadesini kullandı.

Lübnan yetkilileri, İran yanlısı grubun savaşçılarının, 300'den fazla kişinin ölümüne yol açan bu benzeri görülmemiş baskınların ardından, partinin kalesi olan Beyrut'un güney banliyölerini "terk ettiklerini" doğruladı.

Hizbullah dün yaptığı açıklamada, iki tarafın daha önceki savaş turlarında şiddetli çatışmalar yaşadığı Bint Cubeyl şehrinde İsrail güçleriyle yakın mesafeli çatışmaya girdiğini duyurdu.

Zamir, Hizbullah'ın artık "Lübnan'da izole edildiğini ve İran ile olan stratejik ekseninden koptuğunu" ifade etti.

"Özel hedefiniz, kuzey İsrail sakinlerine yönelik doğrudan tehdidi ortadan kaldırmaktır ve bunu sahada başarıyorsunuz," diyerek sözlerine şöyle devam etti: "Kalıcı güvenliği yeniden sağlamak için çalışmaya devam edeceğiz."


İsrail ve Lübnan arasında önümüzdeki hafta Washington'da görüşmeler yapılması bekleniyor

İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter'in İsrail tarafını müzakerelere başkanlık etmesi bekleniyor. (Reuters)
İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter'in İsrail tarafını müzakerelere başkanlık etmesi bekleniyor. (Reuters)
TT

İsrail ve Lübnan arasında önümüzdeki hafta Washington'da görüşmeler yapılması bekleniyor

İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter'in İsrail tarafını müzakerelere başkanlık etmesi bekleniyor. (Reuters)
İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter'in İsrail tarafını müzakerelere başkanlık etmesi bekleniyor. (Reuters)

ABD'li bir yetkilinin dün yaptığı açıklamaya göre, İsrail ile Lübnan arasındaki müzakerelerin önümüzdeki hafta Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı'nda yapılması bekleniyor. Bu açıklama, İsrail'in Lübnan genelinde ölümcül saldırılar düzenlemesinden bir gün sonra geldi. Lübnan, ABD ve İran arasındaki ateşkes anlaşmasının henüz kapsamına girmiyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre yetkili, "Dışişleri Bakanlığı'nın önümüzdeki hafta İsrail ve Lübnan arasında devam eden ateşkes görüşmelerini müzakere etmek üzere bir toplantıya ev sahipliği yapacağını teyit edebiliriz" diyerek, diplomatik çabalara aşina bir kaynağın aktardığı bilgiyi doğruladı.

Birçok İsrail medya kuruluşuna göre İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter'in İsrail tarafına görüşmelere başkanlık etmesi bekleniyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün Lübnan ile "doğrudan müzakerelere" başlanması talimatını verdiğini açıkladı.

Netanyahu, ofisinden yapılan açıklamaya göre, "Lübnan'ın İsrail ile doğrudan müzakerelere başlanması yönündeki tekrarlanan taleplerinin ardından, dün Lübnan ile mümkün olan en kısa sürede doğrudan müzakerelerin yürütülmesi talimatını verdim" dedi. Açıklamada, "Müzakereler, Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve İsrail ile Lübnan arasında barış ilişkilerinin kurulmasını ele alacak" ifadelerine yer verildi.

Ancak Lübnan hükümetinden bir yetkili dün yaptığı açıklamada, Lübnan'ın İsrail ile müzakerelere başlamadan önce ateşkes istediğini belirtirken, Hizbullah'tan bir milletvekili de partinin Lübnan ile İsrail arasında herhangi bir doğrudan müzakereyi reddettiğini ve İsrail'in ülkenin güneyinden çekilmesini talep ettiğini vurguladı.

Yeni saldırılar

Netanyahu daha önce, kuzey İsrail sakinlerinin güvenliği tamamen sağlanana kadar Hizbullah'a karşı saldırıların "gerektiği her yerde" devam edeceğini vurgulamıştı.

İsrail ordusunun dün akşam yaptığı açıklamada, "İsrail ordusu kısa bir süre önce Lübnan'daki Hizbullah füze rampalarını hedef almaya başladı" denildi.

Ateşkesin üzerinden iki gün geçtikten sonra, uluslararası toplum, İsrail'in Lübnan'a yönelik devam eden saldırılarının ateşkesi baltalayacağından endişe ediyor.

Ancak Beyrut'ta, Lübnan yetkililerine göre 300'den fazla kişinin öldüğü ve bin 100'den fazla kişinin yaralandığı çarşamba günü birçok bölgeye eş zamanlı olarak düzenlenen İsrail saldırılarının kurbanlarını arama çalışmaları hala devam ediyor.

Güney Lübnan'da düzenlenen saldırılarda en az 5 kişi öldü; Hizbullah ise savaşçılarının bölgede İsrail güçleriyle doğrudan çatışmaya girdiğini duyurdu.

İsrail ordusu, daha fazla hava saldırısı başlatmadan önce Beyrut'un güney banliyölerindeki bazı mahalle sakinlerini tahliye etmeleri konusunda tekrar uyardı.

Kabul edilemez

ABD Başkanı Donald Trump ise dün NBC News'e yaptığı açıklamada, ateşkesin ardından İran ile bir barış anlaşmasına varılması konusunda "büyük bir iyimserlik" duyduğunu belirterek, İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını "azaltma sürecinde" olduğunu söyledi. ABD Başkanı, çarşamba günü kendisiyle yaptığı telefon görüşmesinde Netanyahu'nun, çarşamba günü yaşanan yoğun İsrail saldırılarının ardından Lübnan'daki eylemlerini "azaltmayı" kabul ettiğini belirtti.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Ortadoğu'daki kırılgan ateşkesi güçlendirmek için iş birliği yapmayı umduğu Körfez liderleriyle görüşmek üzere yaptığı tur sırasında, İsrail'in Lübnan'a yönelik devam eden saldırılarını "kabul edilemez" olarak nitelendirdi.

Washington ve Tahran arasında arabuluculuk çabalarına öncülük eden Pakistan, salı gecesi geç saatlerde, 28 Şubat'ta başlayan savaşı sona erdirmesi umulan İslamabad'daki görüşmeler eşliğinde iki haftalık bir ateşkesin sağlandığını duyurdu.

Ülkenin, bugün başlayacak olan İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapması planlanıyor; ABD heyetine Başkan Yardımcısı Jay D. Vance başkanlık edecek.

Ancak görüşmeler başlamadan önce bile, özellikle Pakistan Savunma Bakanı Khavaja Muhammed Asıf'ın X'te İsrail'i "şeytan ve insanlığın başına bela" olarak nitelendirdiği ve "İslamabad'da barış görüşmeleri yapılırken Lübnan'da soykırım işleniyor" diye belirttiği paylaşımından sonra engellerin arttığı görülüyor.

İsrail Başbakanlık Ofisi, paylaşıma "utanç verici" diyerek yanıt verdi ve X platformunda şunları belirtti: "Bunlar, özellikle barış için tarafsız bir arabulucu olduğunu iddia eden bir hükümetten asla hoş görülemeyecek açıklamalardır."

ABD Dışişleri Bakanlığı ise dün, Irak'taki ABD çıkarlarına karşı İran destekli silahlı gruplar tarafından gerçekleştirildiğini söylediği "iğrenç terör saldırılarını" kınamak için Irak büyükelçisini çağırdığını duyurdu.

Tahran'da Toplanma

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı, ABD ve İsrail'in İran'ı nükleer bomba edinmeye çalışmakla suçlamasının ve Tahran'ın bu suçlamayı reddetmesinin temel nedenlerinden biri olan, ülkesinin uranyum zenginleştirme programına herhangi bir kısıtlama getirilmesini reddetti.

Binlerce İranlı dün, 28 Şubat'ta ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırısının başlangıcında öldürülen eski Yüksek Lider Ayetullah Ali Hamaney'in suikastının 40. gününü andı. Birçoğu, Pakistan'da ABD ile planlanan görüşmeler öncesinde Washington'un "tuzağı"na düşmekten kaçınılması çağrısında bulundu.

Dünya petrolünün beşte birinin yanı sıra büyük miktarlarda doğal gaz ve gübrelerin geçtiği Hürmüz Boğazı, önemli bir tartışma noktası olmaya devam ediyor.

Denizcilik takip sitesi Marine Traffic'ten alınan verilere göre, dün İran'a ait olmayan bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçti; bu, Washington ve Tahran arasındaki ateşkes anlaşmasından bu yana gerçekleşen ilk geçiş oldu.

Trump dün, Tahran'ın iki haftalık ateşkesin devamı olarak hayati önem taşıyan su yolunu yeniden açmayı kabul etmesinin ardından, İran'ı Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere gümrük vergisi uygulamaması konusunda uyardı.