Taliban savaşın sona erdiğini duyurdu

Kabil'de tahliyeler yeniden başladı... Almanya: Kabil Havalimanı'ndaki çaresizliğin görüntüleri Batı siyaseti için utanç verici...

Dün Kabil'de çekilen Taliban savaşçılarının görüldüğü bir kare (AFP)
Dün Kabil'de çekilen Taliban savaşçılarının görüldüğü bir kare (AFP)
TT

Taliban savaşın sona erdiğini duyurdu

Dün Kabil'de çekilen Taliban savaşçılarının görüldüğü bir kare (AFP)
Dün Kabil'de çekilen Taliban savaşçılarının görüldüğü bir kare (AFP)

Taliban Hareketi, Afganistan’ın başkenti Kabil’in kontrolünü ele geçirmesinin üzerinden birkaç gün geçtikten sonra halkın dikkatli davranmasına ve sadece birkaç kadının evlerinden çıkmasına rağmen hükümet çalışanlarını işlerinin başına dönmeye çağırarak dün, Kabil'deki tesisleri ve kurumları yeniden faaliyete geçirmeye başladı.
Başkentte, Pazar ve Pazartesi günleri yaşanan kaosun ardından Salı günü Kabil’deki Hamid Karzai Havalimanı'ndan tahliye uçuşları da kaldığı yerden devam etti. Kaos sırasında çok sayıda vatandaş çaresizlik içinde Taliban'dan kaçmak için havaalanına akın ederken, bazıları kalkışa hazırlanan ABD’ye ait bir askeri uçağın gövdesinde bir yerlere tutunmaya çalıştılar.
Taliban, dün, Afganistan'da savaşın sona erdiğini ve tüm muhalifleri için af ilan ettiğini duyurdu. Afganistan'da kontrolü ele geçirdikten sonra ilk basın toplantısını düzenleyen Taliban’ın Sözcüsü Zabihullah Mücahid, “Savaş bitti. Bize karşı savaşan herkesi affettik. Kadınların İslam dininin ilkelerine saygı çerçevesinde çalışmasına izin vereceğimize söz veriyoruz” ifadelerini kullandı.
Taliban'ın Doha'daki siyasi ofisi sözcüsü Süheyl Şahin, Sky News'e verdiği demeçte, “Burka, tek tesettür şekli değildir, farklı tesettür şekilleri de vardır” dedi. Ancak Şahin, kadınların uyması gereken tesettür şeklini belirtmedi.
Fransız Haber Ajansı (AFP), Taliban’ın iktidara geldikten sonra sakin ve ılımlı bir atmosfer yaratmaya çalıştığını ve bunu da Salı günü hükümet çalışanları için genel af ilan ederek ifade ettiklerini kaydetti. Taliban’dan yapılan açıklamada, herhangi bir devlet dairesinde veya kurumunda çalışanların, gönül rahatlığıyla işlerine devam etmeleri ve görevlerini korkmadan yapmaları gerektiği belirtildi. Taliban’ın üst düzey liderleri denizaşırı ülkelerdeki karargahlarından Kabil'e dönmeye hazırlanıyorlar. Taliban'ın Katar'daki Siyasi Bürosunun Başkanı Molla Abdul Gani Birader’in, Doha'dan Taliban Hareketi’nin kalesi olan ülkenin güneyindeki Kandahar'da mola verdikten sonra Kabil'e hareket etmesi bekleniyor. Kabil’de trafik polisleri yeniden trafiği düzenlemeye, bazı dükkanlar da yeniden açılmaya başladı.
Öte yandan Taliban’dan bir yetkili, Afganistan’ın yerel bir haber kanalına bir kadın gazeteciye röportaj verdi. Röportaj, Taliban’ın 1990’lı yıllarda belli durumlar dışında kadınların eğitim almasını bile engellediği önceki politikalarına kıyasla, ülkede kadınlara yönelik tutumunda önemli bir gelişme olarak nitelendirildi.
 Alman Haber Ajansı’nın haberine göre Kabil merkezli haber kanalı ToloNews tarafından yayınlanan sesli röportajda, Taliban Askeri Komitesi Başkanı Molla Yakup, “Başkentteki özel evlere dokunulması yasaktır. Kabil’e az önce geldik. Hiç kimse hiçbir koşulda insanların evlerine girmemeli veya arabalarını almamalı. Bunu herhangi bir yetkili veya bir şahıs yaparsa, bu sisteme, şehitlerin kanına ihanettir, hırsızlıktır” şeklinde konuştu.
AFP, Kabil'den aktardığı bir haberde, dün okulların ve üniversitelerin kapalı olduğunu, birkaç kadının sokağa çıktığını ve erkeklerin batı kıyafetlerini çıkarıp geleneksel kıyafetlerini giydiklerini bildirirken Kabil’deki bir mahallede küçük dükkanını açan ve kimliğinin gizli kalmasını isteyen bir başkent sakininin, “Korku var” dediğini aktardı.
Taliban, yüz binlerce kişinin ölümüne neden olan yirmi yıllık savaşın ardından on gün içinde tüm şehirleri hızla ele geçirdikten sonra hiçbir direnişle karşılaşmadan Kabil'e girdiğinde, Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin Pazar günü ülkeyi terk etmesiyle ülkenin kontrolünü ele geçirdi.
Kabil Havaalanı’ndaki Batılı bir güvenlik yetkilisi, Reuters'a yaptığı tahliyelerle ilgili açıklamada, ABD güçlerinin kalabalığı dağıtmak için ateş açması da dahil olmak üzere kaos sahnelerinin yaşanmasından bir gün sonra havaalanındaki sivil sayısının azaldığını söyledi. NATO'nun Afganistan Kıdemli Sivil Temsilcisi Stefano Pontecorvo Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Kabil Uluslararası Havalimanı'ndaki pist açık. Uçakların inip kalktığını görüyorum” yazdı. Batılı diplomat, en az 12 askeri uçağın havalandığını belirtti.
Öte yandan Fransız Silahlı Kuvvetleri Bakanlığı’ndan AFP'ye yapılan açıklamada, Fransız yetkililer tarafından Kabil'den tahliye edilen Fransız ve ortak ülkelerden 45 vatandaşı taşıyan bir Airbus uçağının, Abu Dabi'den Paris'teki Charles de Gaulle (Roissy) Havalimanı’na hareket ettiği belirtildi.

Personellerin tahliyesi için charter uçuşları düzenlendi
Almanya ve Avustralya dahil olmak üzere diğer ülkeler de Afganistan’daki vatandaşlarını ve diplomatik noktalarda çalışan personelini tahliye etmek için charter uçuşları düzenledi.
Pazartesi günü sosyal medyada yayınlanan görüntülerde, yüzlerce erkeğin Kabil havaalanındaki pistte kalkışa hazırlanan bir ABD askeri uçağının yanında koşarken bazılarının da uçağın gövdesine tutundukları görüldü. Başka videolarda ise sivillerden oluşan bir kalabalığın bir uçağa binmek için koştuklarına tanık olundu. Amerikan basını tarafından yayınlanan fotoğraflardan birinde, bir askeri nakliye uçağının Afganlarla dolu olduğu görüldü. Yaklaşık 640 kişi oldukları söylenen Afganların bazılarının uçağın kapısı tamamen kapanmadan önce son anda kaydırağa tırmandıkları aktarıldı.
Diğer taraftan Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Kabil Havalimanı'ndaki çaresizlik görüntülerinin ‘Batı siyaseti için utanç verici’ olduğunu söyledi. Alman hükümeti, Salı günü, Afganistan'a yaptığı kalkınma yardımını askıya aldığını duyurdu. Almanya Kalkınma Bakanı Gerd Müller, Rheinische Post Gazetesi’ne verdiği demeçte, “Kalkınmaya yönelik hükümet iş birliği şuan askıya alındı” dedi. Almanya, Afganistan'a yılda 430 milyon euro kalkınma yardımında bulunuyordu.
Reuters, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'nun (UNICEF) Afganistan'daki saha operasyonları direktörü Mustafa bin Mesud'un dün Cenevre’den yaptığı açıklamada, Taliban Hareketi’nin ülkenin yönetimini ele geçirmesinin ardından kız çocuklarının eğitimine destek ile ilgili açıklamalardan ötürü Taliban yetkilileriyle çalışma konusunda ihtiyatlı bir iyimserliğe sahip olduğunu aktardı. UNICEF Afganistan'ın çoğu yerinde yardımlarını sürdürürken Kandahar, Herat ve Celalabad gibi şehirlerde yeni Taliban temsilcileriyle ilk toplantılar gerçekleştirdi. Bin Mesud, dün Cenevre’deki Birleşmiş Milletler (BM) merkezinden yaptığı açıklamada, “(Taliban yetkilileriyle) Görüşmeler yapıyoruz. Bu görüşmelere dayanarak biraz daha iyimseriz” ifadelerini kullandı. Şuan 13 saha ofisinden 11'inin faaliyetlerine devam ettiğini belirten Bin Mesud, “Bu saha ofislerinde Taliban ile herhangi bir sorun yaşamıyoruz” diye konuştu.
Afganistan'ı 1996-2001 yılları arasında yöneten Taliban, İslam şeriatını katı bir anlayışla uygulayarak kadınların çalışmasını, kızların okula gitmesini engelledi, kadınlara burka giyme ve mahremsiz dışarı çıkmama zorunluluğu getirdi.
Bu arada BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Taliban yönetimi sırasında Afganistan’da uygulanan insan hakları üzerindeki ‘ürpertici’ kısıtlamalara, kadın haklarına yönelik ağır ihlallere karşı uyardı.
UNICEF, Taliban’ın bazı yerel temsilcilerinin kızların eğitimi konusunda liderlerinin direktiflerini beklediğini, bazılarının ise okulların kapılarının kızlara açık kalmasını istediklerini belirtti.
Herat'taki Taliban’a bağlı bir sağlık müdürünün kadın çalışanlardan her zamanki gibi çalışmaya devam etmelerini istediğini aktaran Bin Mesud, UNICEF'in başkent Kabil'de Taliban ile henüz doğrudan bir iletişim hattı başlatmadığını da sözlerine ekledi.
Diğer yandan İran resmi basını Tahran'ın, Afganistan'daki askerlerini geri çekmeye devam eden baş düşmanı ABD'nin ‘askeri başarısızlığından’ duyduğu memnuniyeti dile getirmesinden bir gün sonra, dün, İran’ın Kabil Büyükelçiliği’nin hala açık olduğunu ve tam olarak çalışmalarına geri döndüğü bildirdi.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe