Yeni nesil Taliban’ın, teröristlerin Afganistan'ı saldırıları için bir üs olarak kullanmalarını önleme sınavı

Dün Kabil'deki Afganistan İçişleri Bakanlığı binası önünde görüntülenen bir Taliban üyesi (AFP)
Dün Kabil'deki Afganistan İçişleri Bakanlığı binası önünde görüntülenen bir Taliban üyesi (AFP)
TT

Yeni nesil Taliban’ın, teröristlerin Afganistan'ı saldırıları için bir üs olarak kullanmalarını önleme sınavı

Dün Kabil'deki Afganistan İçişleri Bakanlığı binası önünde görüntülenen bir Taliban üyesi (AFP)
Dün Kabil'deki Afganistan İçişleri Bakanlığı binası önünde görüntülenen bir Taliban üyesi (AFP)

Dün İngiltere Genelkurmay Başkanı Nick Carter tarafından “Sabırlı davranmalı, sinirlerimize hakim olmalıyız. Onlara yeni hükümeti kuracak ve kendilerini gösterecek alanı tanımalıyız... Belki bu Taliban, insanların 1990'lardan hatırladığı Taliban'dan farklıdır” Afganistan'da Taliban'ın yeniden iktidara gelmesiyle ilgili bu yorum yapıldı.
Carter’ın yorumu, Taliban Hareketi liderlerinin, Afganistan'ın yeniden dünya ülkelerinin güvenliğini tehdit eden terör faaliyetleri için bir üs olarak kullanılmasına izin vermeyeceklerine dair güvenceler verdikleri açıklamaların ortasında geldi.
Taliban liderlerinin verdiği bu güvencelerin, ABD’nin eski Başkanı Donald Trump yönetiminin geçtiğimiz yıl Taliban ile Doha’da vardıkları anlaşmanın sonuçlarının önemli bir parçası olduğuna şüphe yok. ABD ile Taliban arasında yapılan anlaşma, Başkan Joe Biden tarafından Ağustos ayının sonuna kadar uzatılan bir süre zarfında ABD güçlerinin Afganistan'dan çekilmesini şart koşuyordu. Peki, Taliban, verdiği sözleri yerine getirecek ve ‘misafirlerinin’ Afganistan topraklarını kullanarak herhangi bir terörist faaliyette bulunmalarını önleyecek mi? Afganistan'daki varlıkları ‘yeni nesil Taliban’ ve verdiği sözleri tutma konusunda sınava tabi tutacak gruplar hangileri?
İşte söz konusu grupların öne çıkanları:

El Kaide
Taliban'ın El Kaide ile olan ilişkisinin, El Kaide ve çeşitli kolları tarafından yeni bir kanlı saldırı dalgasının başlatılmasından korkan birçok ülkeyi endişelendireceğine şüphe yok. El Kaide örgütü liderlerinin, Afganistan’ın Taliban tarafından yönetildiği 1990’lı yıllarda Afganistan'da bulunduğu biliniyor. O zaman, örgüt binlerce savaşçı üreten eğitim kampları kurdu. Afganistan toprakları, 11 Eylül 2001’de ABD’ye yönelik saldırıların faillerinin yetiştirildiği yerdi. El Kaide liderliğinin 11 Eylül saldırılarını düzenlemek için Taliban yönetiminden izin alıp almadığı bugüne kadar tam olarak netleştirilemedi. Bu, özellikle bazı örgüt liderlerinin New York ve Washington'daki intihar saldırıları düzenlenmeden önce Taliban’ın kurucu lideri Molla Muhammed Ömer'e biat etmelerinden ötürü onun rızası olmadan herhangi bir eylemde bulunmamaları gerektiği ve Taliban'dan izin almadan bu eylemleri gerçekleştiremeyecekleri iddiasıyla dair ilgili olarak El Kaide içinde fıkhi tartışmaya neden olan bir konuydu. En nihayetinde Taliban, ister kendi rızasıyla olsun ister olmasın, El Kaide'nin eylemlerinin bedelini ödedi. ABD, Taliban'ın El Kaide lideri Usame bin Ladin'i iade etmeyi reddetmesine yanıt olarak misillemede bulundu. Molla Ömer yönetimini devirdi ve ta ki bugün ABD güçlerinin ülkeden geri çekilmesiyle yeniden geri dönene kadar Taliban'ı 20 yıl boyunca iktidardan uzak tuttu.
Taliban şuan El Kaide ile ilişkisini bulanık bir örtüyle örtüyor ve sadece Afganistan'ın başka bir ülkenin güvenliğini tehdit eden herhangi bir terör eylemi için üs olarak kullanılmasına izin vermeyeceğini taahhüt ediyor. Fakat çok sayıdaki güvenlik raporu, Taliban’ın El Kaide ile ilişkisinin kesilmediğini, Afganistan’ın doğusundaki Kunar ilinde El Kaide üyelerinin bulunduğunu ve engebeli arazisiyle bilinen bu bölgede en az 500 savaşçısının konuşlandırıldığını doğruluyor. İki taraf arasındaki ilişki en üst düzeyde olabilir. Zira El Kaide’nin üst düzey liderlerinden Ebu Muhsin el-Masri'nin geçtiğimiz yılın sonbaharında, Kabil yakınlarındaki Gazne ilinde güvenlik güçleriyle girdiği bir çatışma sırasında öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Masri'nin neden uzun süredir Taliban saldırılarının odak noktası olan Gazne'de olduğu bilinmiyor. Masri, gerçekten Taliban’ın eylemlerin bir parçası mıydı, yoksa orada mı saklanıyordu? Amerikalıların örgüt üyelerine öncülük edenlerin başına büyük ödüller koyduğu biliniyor.
Esasen Afganistan'daki El Kaide tehdidi son yıllarda ortadan kalkmış, özellikle 2011 yılında örgütün lideri Usame bin Ladin'in ABD’nin düzenlediği bir operasyon sonucu öldürülmesinden sonra örgüt ağır darbeler almıştı. El Kaide bugün dünyanın dört bir yanındaki kaoslardan ve Afrika kıyıları, Somali ve Suriye gibi yerlerde merkezi hükümetlerin zayıflığından mustarip olunan geniş alanlarda faaliyet gösteren birkaç uzantıya sahip olduktan sonra Afganistan topraklarına eskisi kadar ihtiyaç duymuyor.

DEAŞ
DEAŞ’ın Afganistan kolu Horasan Vilayeti de yeni nesil Taliban için başka bir endişe kaynağı olacak. DEAŞ, başlangıçta Afganistan’ın muhafazakar çizgideki illerinden daha muhafazakar oldukları bilinen ülkenin doğusundaki birkaç ile yayıldı. Fakat, 2014 yılından sonra Suriye’deki ve Irak'taki yükselişi, geçtiğimiz yıllarda yenilgiye uğratılması ve lideri Ebubekir el-Bağdadi'nin öldürülmesiyle geriledi. Bu da örgütün Afganistan uzantısının zayıflamasına katkıda bulundu. Bir yandan Afgan güvenlik güçlerinin ABD’nin sağladığı hava desteği ile düzenlediği operasyonlarla, diğer yandan Taliban’ın mevzilerine düzenlediği saldırılarla hedef alındı. Taliban ve DEAŞ arasındaki çatışmanın yakın bir gelecekte gerileyeceği düşünülmüyor. DEAŞ Horasan Vilayeti, Taliban'a karşı şiddetli saldırılar düzenlemeye devam ederken, bunun İslami değil ulusal bir hareket olduğunu iddia ediyor. Taliban’ın Komünist olduğunu, demokrasiyi ve uluslararası yasaları kabul ettiğini öne sürüyor. Bu konular, büyük olasılıkla, iki taraf arasındaki fıkhi tartışmanın ve belki de önümüzdeki birkaç yıl içinde silahlı çatışmaların devamının merkezinde yer alacaktır.

Hakkani Ağı
Hakkani Ağı, bugün, Taliban Hareketi’nin ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediliyor. Taliban lideri Molla Hebbetullah Ahundzade’nin üç yardımcısından biri olarak bilinen ve Hakkani Ağı’nın lideri Siraceddin Hakkani'nin kardeşi olan Enes Hakkani, dün Kabil'de eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ve Afganistan Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah ile ülkenin Taliban yönetimi altındaki geleceğini tartışmak amacıyla yapılan toplantılara katıldı. Başkent Kabil’in kuzeyindeki Bagram Hapishanesi’nde olduğu bilinen Enes Hakkani’nin katıldığı toplantı, Hakkani Ağı'nın toplumun geri kalanıyla uzlaşı açısından Taliban'ın genel politikasında kaydettiği ilerlemenin bir göstergesiydi. Hakkani Ağı’nın karşı karşıya olduğu sorunlar arasında, ABD’nin grubu yabancı terör örgütleri listesine almış olmasının yanı sıra Kabil'de ve diğer bölgelerde yüzlerce sivilin öldüğü bir dizi kanlı suikast ve bombalama olayından sorumlu tutması yer alıyor. Ayrıca, Afganistan’ın önceki yönetimi, Hakkani Ağı’nı Pakistan istihbaratının Afganistan'daki kollarından biri olmakla suçlamıştı.

Pakistan Talibanı
Nur Veli Mehsud liderliğindeki Pakistan Talibanı (Tahrik-i Taliban Pakistan - TTP) eski Cumhurbaşkanı Eşref Gani'nin yönetimine karşı kazandığı ‘zafer’ için Taliban Hareketi’ni ilk tebrik edenler arasındaydı ve Taliban lideri Molla Hebbetullah Ahundzade’ye olan biatını bir kez daha yineledi. Ancak gelecekte iki taraf arasındaki ilişki, özellikle İslamabad ile olan ilişkisi açısından Kabil’deki Taliban hükümeti için bir sıkıntı kaynağı olabilir. TTP’nin kurulduğu 2007 yılından bu yana, özellikle Afganistan sınırındaki aşiret bölgelerinde Pakistan hükümetine karşı büyük faaliyetlerde bulunduğu biliniyor. Ancak Pakistan ordusu tarafından gerçekleştirilen operasyonların ardından TTP’nin faaliyetleri geriledi ve kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu kaybetti. Bu gelişmeler, örgütün Afganistan'ın doğusundaki sınır bölgelerine sığınmasına neden oldu. Ardından burada yeniden toparlanan örgüt özellikle 2020 yılından bu yana Pakistan güvenlik güçlerine karşı yoğun saldırılar düzenliyor. TTP’nin Pakistan'da Mehsud’a sığınan El Kaide liderlerinin yanı sıra Afganistan'ın doğusunda Hakkani Ağı ile yakın ilişkiler içinde olduğuna inanılıyor.
Bu durumda Afganistan’ın TTP üyelerine ev sahipliği yapması, yeni Kabil hükümetinin İslamabad'daki İmran Han hükümetiyle istediği ilişki için bir rahatsızlık kaynağı oluşturabilir. Özellikle de TTP’nin şu sıralar olduğu gibi Pakistan güvenlik güçlerine karşı eylemleri sürdürürse iki taraf arasında sorun olacağı kesin.

Diğer örgütler
Eğer militanlar 1990'lı yıllarda olduğu gibi terör örgütleri kurmak için Taliban yönetimi altındaki topraklara dönmeye çalışırlarsa Taliban'ın dünyanın dört bir yanından başka bir silahlı grup karışımıyla ilişkisi de yakından izlenecektir. Burada dikkati özellikle Çin'in Sincan Özerk Bölgesi sakinleriyle iletişim kurmak ve belki de Çin'in içinde terör eylemleri düzenlemek için Çin yakınlarında bir üs arayan Müslüman Uygur Türklerinin kuracakları gruplar çekiyor. Çinli bir ‘cihatçı’ örgütün bazı üst düzey liderlerinin 1990'lı yıllarda Taliban topraklarını üs olarak kullandıkları biliniyor. Fakat son yıllarda Suriye’ye taşındılar ve burada ülkenin kuzeybatısındaki İdlib'de önemli bir yer edindiler. Bu bölgenin, Türklerle tarihi bağları olan Uygurların kendileri için koridor olarak gördükleri Türkiye'ye bitişik olması onlara yardımcı oldu. Orta Asya ülkelerinden gelen ve ‘cihatçı’ olarak tanımlanan örgütler ile Taliban arasında kurulacak ilişki türü de dikkat çekecektir. Bu dosya, Moskova'nın Taliban ile iyi bir ilişki kurma çabaları çerçevesinde özellikle Rusya'nın ilgi odağı olacaktır.
Aralarında Mısırlılar, Libyalılar, Cezayirliler ve diğer Arap milletlerinin olduğu Arap kökenli Afganların da yeni nesil Taliban ile eski bağlarını canlandırmak için tekrar Afganistan'a dönmeye çalışıp çalışmayacakları da henüz belli değil. Daha önce bağlı oldukları örgütlerden bazıları ya ortadan kaldırıldı ya da Libya'daki İslami Mücadele Örgütü, Cezayir'deki Selefi Vaaz ve Savaş Grubu (GSPC) ve hatta Mısır’daki el-Cihad Örgütü gibi diğer örgütlere katıldı.



Çin “Üçüncü Cephe’yi” yeniden mi açıyor?

Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)
Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)
TT

Çin “Üçüncü Cephe’yi” yeniden mi açıyor?

Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)
Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)

Çin, Soğuk Savaş'ta uyguladığı "Üçüncü Cephe" stratejisini tekrar devreye sokuyor.

1964'te Mao Zedong'un başlattığı "Üçüncü Cephe" projesi, ABD ve Sovyetler Birliği'nden gelebilecek saldırılara karşı iç ve dağlık bölgelerde gizli sanayi ve savunma altyapısı kurulmasını hedefliyordu.

15 milyon kişinin çalıştığı dev proje, 1970'lerin sonundan itibaren ABD'yle ilişkilerin yumuşamasıyla rafa kaldırıldı. Bugün bu eski tesisler harabeye dönmüş durumda, çevrelerindeki yerleşimlerin büyük bölümü de boşalmış halde.

Ancak Guardian'ın analizine göre ABD-Çin ilişkilerinin yeniden gerilmesiyle Pekin yönetimi, iç bölgeleri tekrar stratejik bir "yedek sanayi ve savunma alanı" olarak konumlandırıyor.

Çin Komünist Partisi (ÇKP), Temmuz 2024'te "Çin'in stratejik hinterlandını geliştirme ve kilit sektörler için yedek planlar oluşturma" kararı almıştı.

Bu kapsamda, işgal tehdidine veya uluslararası pazarlardan izole olma riskine karşı dayanıklılığı artırmak için Çin'in uzak iç bölgelerindeki eyaletlerin kullanılması gerektiği vurgulanmıştı.

Analize göre 2024'teki bu kararlar, yeni bir "Üçüncü Cephe" stratejisinin devreye sokulduğunu gösteriyor.

Şi Cinping yönetiminin artan riskler karşısında savaş senaryolarına hazırlık yaptığına dikkat çekiliyor.

Çin tarihine odaklanan araştırmacı Covell Meyskens, Asya devinin eskiye kıyasla çok daha güçlü olduğunu vurgulayarak, ordusunun ABD güçleriyle savaşabilecek seviyede olduğunu hatırlatıyor.

ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi verilerine göre Şi'nin iktidara geldiği 2012'de Çin'in savunma harcamaları ABD'nin 6'da biri düzeyindeyken, 2024 itibarıyla bu oran üçte bire yükselerek 317,6 milyar dolara ulaştı.

Ayrıca Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'ne göre Çin'in silah ithalatı 2021-2025 döneminde önceki 5 yıla kıyasla en az yüzde 70 azaldı. Bu da ülkenin yerli üretim kapasitesindeki artışı gösteriyor.

Tarihçi Meyskens, bölgesel risklerin arttığına ve "Üçüncü Cephe" ideolojisinin yeniden canlandığına işaret ederek şunları söylüyor:

Kesinlikle yeniden düşmanca bir ortama dönülüyor. Bir tür soğuk savaşın içindeyiz.

Pekin ve Tokyo yönetimleri arasındaki gerginlikler de Tayvan meselesi nedeniyle son dönemde artıyor.

Japonya Savunma Bakanlığı, Kumamoto eyaletine Çin anakarasına ulaşabilecek iki uzun menzilli füze yerleştirildiğini bugün duyurdu.

Açıklamada bunun güvenlik ve savunma amacıyla yapılmış olduğu savunulsa da ÇKP'ye ait İngilizce yayın yapan Global Times'da bugün yayımlanan makalede Tokyo'nun hamlesi eleştirildi.

Analizde, Type 12 füzelerinin etkili bir saldırı kapasitesine sahip olduğu, Japonya'nın "barışçıl Anayasası'ndan uzaklaştığı" vurgulandı.

Independent Türkçe, Guardian, Global Times


NASA'nın şimdiden tarih yazan Artemis ekibinde kimler var?

Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)
Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)
TT

NASA'nın şimdiden tarih yazan Artemis ekibinde kimler var?

Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)
Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)

NASA, 50 yıldan uzun süren bir aranın ardından 4 astronotu Ay'a göndermeye hazırlanıyor ve geri sayım resmen başladı.

İnsanlığın 1972'den bu yana ilk kez uyduyu ziyaret edeceği Artemis 2 görevinin, çeşitli ertelemelerden sonra 1 Nisan Çarşamba günü EDT 18.24'te (TSİ 2 Nisan 01.24) Florida'daki Kennedy Uzay Merkezi'nden fırlatılması bekleniyor. 

NASA'nın bu sefer Ay'a göndereceği ekipse, Apollo programıyla bu yolculuğu yapan 24 astronottan epey farklı.

12'si Ay'da yürüyen bu grubun tamamı Amerikalı beyaz erkeklerden oluşuyordu. 

Artemis 2'nin 4 kişilik mürettebatında ise bir kadın, bir siyah ve bir Kanadalı var.

Bu ekip Ay'a iniş yapmayacak ve hatta yörüngesine bile çıkmayacak. Ancak gidiş-dönüş yolculuklarında Apollo astronotlarından binlerce kilometre daha derinlere giderek Ay'ın karanlık tarafının eşi benzeri görülmemiş manzaralarıyla karşılaşacaklar. 

İşte gelecekteki Ay inişlerinin önünü açması hedeflenen Artemis 2 görevindeki astronotlar:

Reid Wiseman

10 günlük görevin liderliğini üstlenecek 50 yaşındaki Reid Wiseman, iki kızını tek başına büyütmeyi hayatının en büyük ve en tatmin edici mücadelesi olarak görüyor.

Emekli bir ABD Deniz Kuvvetleri kaptanı olan Wiseman, 2009'da NASA'ya astronot olarak katıldı.

2014'te Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 5 aydan uzun süre kaldı ve 2020-2022 döneminde Astronot Ofisi'nin başkanlığını yaptı.

dsvfr
Artemis 2, NASA'nın Space Launch System (Uzay Fırlatma Sistemi) roketi ve Orion uzay aracının ilk insanlı görevi (NASA)

2020'de eşini kanser nedeniyle kaybeden Wiseman'ın kızları, babalarının yeniden uzaya gitmesi fikrine başlangıçta pek sıcak bakmamış.

Wiseman durumu "Bunu konuştuk ve ben de 'Bakın, şu anda Dünya'daki tüm insanlar arasında, Ay'ın etrafında uçabilecek konumda olan sadece 4 kişi var. Bu fırsata hayır diyemem' dedim" diye anlatıyor.

Ardından kızlarının desteğini alan Wiseman, en zor kısmın onlardan ayrılmak değil "onlara yüklediği stres" olduğunu söylüyor.

2023'te göreve seçilen astronot o zaman yaptığı açıklamada NASA'nın Ay'a neden gittiği sorusuna "Çünkü insanları Mars'ta görmek istiyoruz" diye yanıt vermişti.

NASA'nın astronotlara yanlarında taşıma izni verdiği kişisel eşyalar arasında Wiseman, görev sırasında düşüncelerini not edebilmek için küçük bir not defteri götürmeyi planlıyor.

Victor Glover

12 yıldır NASA astronotu olarak görev yapan Glover, Artemis 2'de pilot koltuğunda oturacak.

Eski bir ABD Deniz Kuvvetleri savaş pilotu ve test pilotu olan Glover, ABD uzay ajansının az sayıdaki siyah astronotundan biri.

Test uçuşu mühendisliği de dahil üç yüksek lisans derecesi bulunan astronot, aynı zamanda Ay'a giden ilk siyah kişi olacak.

Evli ve 4 çocuk babası olan 49 yaşındaki Glover, "NASA beni hazırlamak için ne kadar zaman ve emek harcıyorsa, ben de ailemi hazırlamak için aynı ölçüde çaba gösteriyorum" diyor.

Ayrıca görev süresince mürettebatın aileleriyle yakın temas kuracak bir astronotun Dünya'da görevlendirilmesinden memnun olduğunu söylüyor.

Göreve hazırlanırken 1960'lardaki görevlerin makalelerini inceleyen pilot, astronotları ve onların ailelerini düşünmeye başladığını belirtiyor.

Glover "Kendimizi keşfetmeye itmek, kimliğimizin özüdür" diyerek ekliyor:

İnsan olmanın bir parçası... Nerede olduğumuzu, neden burada bulunduğumuzu ve evrendeki yerimize dair büyük soruları anlamak için keşfe çıkıyoruz.

Glover yanına bir İncil, evlilik yüzükleri ve aile yadigarlarının yanı sıra Apollo 9 astronotu Rusty Schweickart tarafından derlenen ilham verici alıntılar koleksiyonunu almayı planlıyor.

Christina Koch

Görev uzmanı olarak Artemis 2'de yer alan Christina Koch, 2019'da Uluslararası Uzay İstasyonu'nda 328 gün geçirerek tek seferde uzayda en uzun süre kalan kadın rekorunu kırdı.

Bu dönemde tamamen kadınlardan oluşan ilk uzay yürüyüşüne de katıldı.

47 yaşındaki mühendis ve fizikçi, 2013'te NASA'ya katılarak daha sonra Maryland'deki Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nde Dünya gözlem uyduları üzerinde çalıştı.

Koch'un Ay'a gidecek ilk kadın olma yolculuğu bir fotoğrafla başlamış. Apollo 8 görevindeki Bill Anders'ın ünlü "Dünya'nın doğuşu" fotoğrafını odasına asmış ve deklanşöre otomatik bir kameranın değil, bir insanın bastığını öğrendiğinde astronot olmaya karar vermiş.

NASA tarafından çağrılmadan önce Koch, Güney Kutbu'ndaki bir araştırma istasyonunda bir yıl geçirdi.

Bilim insanı 2020'de yaptığı bir açıklamada "Beni küçük hissettiren, evrenin büyüklüğünü, evrendeki yerimi düşünmemi sağlayan şeyleri çok severim" demişti.

Koch geçmiş görevleri sayesinde ailesini ve arkadaşlarını duruma alıştırdığını söylüyor:

Şu ana kadar çevremdekilerden pek endişe duyan olmadı. Belki köpeğim hariç ama ona bunun sadece 10 gün süreceğini açıkladım. Geçen seferki kadar uzun sürmeyecek.

Ayrıca iletişim, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki kadar rahat olmayacağı için eşinin evde bir şeyi bulamadığında kendisini arayamayacağını söyleyerek espri yapıyor.

Koch uzaya giderken, yakın olduğu kişilerin elleriyle yazdığı notları alıyor.

Jeremy Hansen

İlk uzay yolculuğuna çıkmaya hazırlanan Jeremy Hansen, aynı zamanda böyle bir göreve seçilen ilk Kanadalı olmanın sorumluluğunu da taşıyor.

Kanada Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış eski bir savaş pilotu ve fizikçi olan Hansen, 2009'da Kanada Uzay Ajansı'na katıldı.

Daha önce hiç uzaya gitmese de NASA'nın Johnson Uzay Merkezi'nde yeni astronotların eğitiminde önemli bir rol oynadı.

Evli ve üç çocuğu olan fizikçi, uzaya duyduğu hayranlığının kökenini tıpkı Koch gibi Apollo 8'e borçlu. 
 

vd
Artemis görevindeki başka bir mürettebatın 2028'de Ay yüzeyine inmesi planlanıyor

Kanada'nın kırsal kesiminde büyüyen Hansen, Buzz Aldrin'in Ay yüzeyinde durduğu bir fotoğrafı gördükten sonra ağaç evini hayali bir uzay gemisine dönüştürmüş.

Görev uzmanı olarak ekibe katılan astronot, Apollo görevinde insanları Ay'a göndermenin ne kadar büyük bir çaba gerektirdiğini ancak şimdi anladığını söylüyor.

Hansen "Şimdi dışarı çıkıp Ay'a baktığımda, bana eskisinden biraz daha uzak geliyor" diyerek ekliyor:

Videolarını izlerken düşündüğümden çok daha zor olduğunu ayrıntılarıyla anlıyorum.

Kanadalı astronot, eşi ve çocuklarına hediye ettiği, Ay şeklindeki kolye uçlarının yanı sıra akçaağaç şurubu ve akçaağaç kurabiyelerini de uzaya götürecek.

Independent Türkçe, Science Alert, CNN, BBC, NASA


İran savaşı etkisi: Almanya’da radikal sağcılar Rusya’dan enerji tedariki istiyor

Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)
Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)
TT

İran savaşı etkisi: Almanya’da radikal sağcılar Rusya’dan enerji tedariki istiyor

Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)
Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)

Almanya'da radikal sağcılar, yükselen akaryakıt fiyatları nedeniyle Rusya'dan enerji tedarikinin artırılması gerektiğini savunuyor.

Almanya için Alternatif (AfD) partisi, bu ayki eyalet seçimlerinde önemli sonuçlar elde ettikten sonra, Rusya'dan ucuz enerji tedariki için uzun süredir devam eden çağrılarını yeniden gündeme getirdi.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a karşı saldırılarıyla patlak veren savaşın başından bu yana Almanya'da benzin fiyatları yüzde 15'in üzerinde arttı.

AfD'nin yükselen akaryakıt fiyatları üzerinden kurduğu söylem, ülkenin otomotiv endüstrisinin merkezi olan Baden-Württemberg'deki seçmenler arasında büyük yankı buldu.

Radikal sağcı partinin eyaletteki başbakan adayı Markus Frohnmaier, seçim kampanyasında bu meseleye odaklandıklarını belirtiyor:

Almanya ekonomisinin şu anki durumu vahim. Almanya'nın enerji bağımsızlığı ve uygun fiyatlı elektrik için yeniden Rus doğalgazı ve petrolü ithal etmeye başlaması hayati önem taşıyor.

2022'de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından önce Moskova, Almanya'nın ham petrol ithalatının üçte birinden fazlasını ve doğalgaz ihtiyacının yarısından fazlasını karşılıyordu.

Ancak Kuzey Akım'a sabotaj düzenlenmesi ve Avrupa Birliği'nin Rusya'ya yönelik yaptırımları nedeniyle Berlin yönetimi Norveç, Hollanda ve Belçika'dan enerji tedarik ediyor.

Alman istatistik kurumunun verilerine göre, az miktarda sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) dolaylı ithalatı dışında Rus petrolü ve doğalgazı alınmıyor.

AfD uzmanı Johannes Hillje, "Bu argüman, soyut jeopolitik açıklamalara kıyasla insanların günlük yaşamlarıyla çok daha yakından bağlantılı" diyor.

Ancak Başbakan Friedrich Merz'in muhafazakar Hıristiyan Demokratlar (CDU) partisinden Parlamento Dışişleri Komisyonu üyesi Roderich Kiesewetter, AfD'nin bu çağrıları tekrar gündeme getirmesini eleştiriyor:  

AfD, Almanya'da kasıtlı olarak Rus söylemlerini yaygınlaştırıyor. Rusya'dan petrol ve doğalgaz ithalatının artması, Avrupa'nın güvenliği ve ortaklarımızın güveni açısından felaket olur.

Almanya'nın güneybatısındaki Baden-Württemberg eyaletinde 8 Mart'ta düzenlenen Meclis seçiminde, Yeşiller partili Cem Özdemir zafer kazanarak ilk Türk kökenli eyalet başbakanı olmuştu.

Diğer yandan AfD'nin oy oranını neredeyse ikiye katlayarak yüzde 18,8'e çıkarması dikkat çekmişti. Genelde doğu eyaletlerinde yüksek oy toplayan parti, bir batı eyaletinde şimdiye kadar aldığı en yüksek oy oranına ulaşmıştı.

Independent Türkçe, Reuters, DW Türkçe