Yeni nesil Taliban’ın, teröristlerin Afganistan'ı saldırıları için bir üs olarak kullanmalarını önleme sınavı

Dün Kabil'deki Afganistan İçişleri Bakanlığı binası önünde görüntülenen bir Taliban üyesi (AFP)
Dün Kabil'deki Afganistan İçişleri Bakanlığı binası önünde görüntülenen bir Taliban üyesi (AFP)
TT

Yeni nesil Taliban’ın, teröristlerin Afganistan'ı saldırıları için bir üs olarak kullanmalarını önleme sınavı

Dün Kabil'deki Afganistan İçişleri Bakanlığı binası önünde görüntülenen bir Taliban üyesi (AFP)
Dün Kabil'deki Afganistan İçişleri Bakanlığı binası önünde görüntülenen bir Taliban üyesi (AFP)

Dün İngiltere Genelkurmay Başkanı Nick Carter tarafından “Sabırlı davranmalı, sinirlerimize hakim olmalıyız. Onlara yeni hükümeti kuracak ve kendilerini gösterecek alanı tanımalıyız... Belki bu Taliban, insanların 1990'lardan hatırladığı Taliban'dan farklıdır” Afganistan'da Taliban'ın yeniden iktidara gelmesiyle ilgili bu yorum yapıldı.
Carter’ın yorumu, Taliban Hareketi liderlerinin, Afganistan'ın yeniden dünya ülkelerinin güvenliğini tehdit eden terör faaliyetleri için bir üs olarak kullanılmasına izin vermeyeceklerine dair güvenceler verdikleri açıklamaların ortasında geldi.
Taliban liderlerinin verdiği bu güvencelerin, ABD’nin eski Başkanı Donald Trump yönetiminin geçtiğimiz yıl Taliban ile Doha’da vardıkları anlaşmanın sonuçlarının önemli bir parçası olduğuna şüphe yok. ABD ile Taliban arasında yapılan anlaşma, Başkan Joe Biden tarafından Ağustos ayının sonuna kadar uzatılan bir süre zarfında ABD güçlerinin Afganistan'dan çekilmesini şart koşuyordu. Peki, Taliban, verdiği sözleri yerine getirecek ve ‘misafirlerinin’ Afganistan topraklarını kullanarak herhangi bir terörist faaliyette bulunmalarını önleyecek mi? Afganistan'daki varlıkları ‘yeni nesil Taliban’ ve verdiği sözleri tutma konusunda sınava tabi tutacak gruplar hangileri?
İşte söz konusu grupların öne çıkanları:

El Kaide
Taliban'ın El Kaide ile olan ilişkisinin, El Kaide ve çeşitli kolları tarafından yeni bir kanlı saldırı dalgasının başlatılmasından korkan birçok ülkeyi endişelendireceğine şüphe yok. El Kaide örgütü liderlerinin, Afganistan’ın Taliban tarafından yönetildiği 1990’lı yıllarda Afganistan'da bulunduğu biliniyor. O zaman, örgüt binlerce savaşçı üreten eğitim kampları kurdu. Afganistan toprakları, 11 Eylül 2001’de ABD’ye yönelik saldırıların faillerinin yetiştirildiği yerdi. El Kaide liderliğinin 11 Eylül saldırılarını düzenlemek için Taliban yönetiminden izin alıp almadığı bugüne kadar tam olarak netleştirilemedi. Bu, özellikle bazı örgüt liderlerinin New York ve Washington'daki intihar saldırıları düzenlenmeden önce Taliban’ın kurucu lideri Molla Muhammed Ömer'e biat etmelerinden ötürü onun rızası olmadan herhangi bir eylemde bulunmamaları gerektiği ve Taliban'dan izin almadan bu eylemleri gerçekleştiremeyecekleri iddiasıyla dair ilgili olarak El Kaide içinde fıkhi tartışmaya neden olan bir konuydu. En nihayetinde Taliban, ister kendi rızasıyla olsun ister olmasın, El Kaide'nin eylemlerinin bedelini ödedi. ABD, Taliban'ın El Kaide lideri Usame bin Ladin'i iade etmeyi reddetmesine yanıt olarak misillemede bulundu. Molla Ömer yönetimini devirdi ve ta ki bugün ABD güçlerinin ülkeden geri çekilmesiyle yeniden geri dönene kadar Taliban'ı 20 yıl boyunca iktidardan uzak tuttu.
Taliban şuan El Kaide ile ilişkisini bulanık bir örtüyle örtüyor ve sadece Afganistan'ın başka bir ülkenin güvenliğini tehdit eden herhangi bir terör eylemi için üs olarak kullanılmasına izin vermeyeceğini taahhüt ediyor. Fakat çok sayıdaki güvenlik raporu, Taliban’ın El Kaide ile ilişkisinin kesilmediğini, Afganistan’ın doğusundaki Kunar ilinde El Kaide üyelerinin bulunduğunu ve engebeli arazisiyle bilinen bu bölgede en az 500 savaşçısının konuşlandırıldığını doğruluyor. İki taraf arasındaki ilişki en üst düzeyde olabilir. Zira El Kaide’nin üst düzey liderlerinden Ebu Muhsin el-Masri'nin geçtiğimiz yılın sonbaharında, Kabil yakınlarındaki Gazne ilinde güvenlik güçleriyle girdiği bir çatışma sırasında öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Masri'nin neden uzun süredir Taliban saldırılarının odak noktası olan Gazne'de olduğu bilinmiyor. Masri, gerçekten Taliban’ın eylemlerin bir parçası mıydı, yoksa orada mı saklanıyordu? Amerikalıların örgüt üyelerine öncülük edenlerin başına büyük ödüller koyduğu biliniyor.
Esasen Afganistan'daki El Kaide tehdidi son yıllarda ortadan kalkmış, özellikle 2011 yılında örgütün lideri Usame bin Ladin'in ABD’nin düzenlediği bir operasyon sonucu öldürülmesinden sonra örgüt ağır darbeler almıştı. El Kaide bugün dünyanın dört bir yanındaki kaoslardan ve Afrika kıyıları, Somali ve Suriye gibi yerlerde merkezi hükümetlerin zayıflığından mustarip olunan geniş alanlarda faaliyet gösteren birkaç uzantıya sahip olduktan sonra Afganistan topraklarına eskisi kadar ihtiyaç duymuyor.

DEAŞ
DEAŞ’ın Afganistan kolu Horasan Vilayeti de yeni nesil Taliban için başka bir endişe kaynağı olacak. DEAŞ, başlangıçta Afganistan’ın muhafazakar çizgideki illerinden daha muhafazakar oldukları bilinen ülkenin doğusundaki birkaç ile yayıldı. Fakat, 2014 yılından sonra Suriye’deki ve Irak'taki yükselişi, geçtiğimiz yıllarda yenilgiye uğratılması ve lideri Ebubekir el-Bağdadi'nin öldürülmesiyle geriledi. Bu da örgütün Afganistan uzantısının zayıflamasına katkıda bulundu. Bir yandan Afgan güvenlik güçlerinin ABD’nin sağladığı hava desteği ile düzenlediği operasyonlarla, diğer yandan Taliban’ın mevzilerine düzenlediği saldırılarla hedef alındı. Taliban ve DEAŞ arasındaki çatışmanın yakın bir gelecekte gerileyeceği düşünülmüyor. DEAŞ Horasan Vilayeti, Taliban'a karşı şiddetli saldırılar düzenlemeye devam ederken, bunun İslami değil ulusal bir hareket olduğunu iddia ediyor. Taliban’ın Komünist olduğunu, demokrasiyi ve uluslararası yasaları kabul ettiğini öne sürüyor. Bu konular, büyük olasılıkla, iki taraf arasındaki fıkhi tartışmanın ve belki de önümüzdeki birkaç yıl içinde silahlı çatışmaların devamının merkezinde yer alacaktır.

Hakkani Ağı
Hakkani Ağı, bugün, Taliban Hareketi’nin ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediliyor. Taliban lideri Molla Hebbetullah Ahundzade’nin üç yardımcısından biri olarak bilinen ve Hakkani Ağı’nın lideri Siraceddin Hakkani'nin kardeşi olan Enes Hakkani, dün Kabil'de eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ve Afganistan Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah ile ülkenin Taliban yönetimi altındaki geleceğini tartışmak amacıyla yapılan toplantılara katıldı. Başkent Kabil’in kuzeyindeki Bagram Hapishanesi’nde olduğu bilinen Enes Hakkani’nin katıldığı toplantı, Hakkani Ağı'nın toplumun geri kalanıyla uzlaşı açısından Taliban'ın genel politikasında kaydettiği ilerlemenin bir göstergesiydi. Hakkani Ağı’nın karşı karşıya olduğu sorunlar arasında, ABD’nin grubu yabancı terör örgütleri listesine almış olmasının yanı sıra Kabil'de ve diğer bölgelerde yüzlerce sivilin öldüğü bir dizi kanlı suikast ve bombalama olayından sorumlu tutması yer alıyor. Ayrıca, Afganistan’ın önceki yönetimi, Hakkani Ağı’nı Pakistan istihbaratının Afganistan'daki kollarından biri olmakla suçlamıştı.

Pakistan Talibanı
Nur Veli Mehsud liderliğindeki Pakistan Talibanı (Tahrik-i Taliban Pakistan - TTP) eski Cumhurbaşkanı Eşref Gani'nin yönetimine karşı kazandığı ‘zafer’ için Taliban Hareketi’ni ilk tebrik edenler arasındaydı ve Taliban lideri Molla Hebbetullah Ahundzade’ye olan biatını bir kez daha yineledi. Ancak gelecekte iki taraf arasındaki ilişki, özellikle İslamabad ile olan ilişkisi açısından Kabil’deki Taliban hükümeti için bir sıkıntı kaynağı olabilir. TTP’nin kurulduğu 2007 yılından bu yana, özellikle Afganistan sınırındaki aşiret bölgelerinde Pakistan hükümetine karşı büyük faaliyetlerde bulunduğu biliniyor. Ancak Pakistan ordusu tarafından gerçekleştirilen operasyonların ardından TTP’nin faaliyetleri geriledi ve kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu kaybetti. Bu gelişmeler, örgütün Afganistan'ın doğusundaki sınır bölgelerine sığınmasına neden oldu. Ardından burada yeniden toparlanan örgüt özellikle 2020 yılından bu yana Pakistan güvenlik güçlerine karşı yoğun saldırılar düzenliyor. TTP’nin Pakistan'da Mehsud’a sığınan El Kaide liderlerinin yanı sıra Afganistan'ın doğusunda Hakkani Ağı ile yakın ilişkiler içinde olduğuna inanılıyor.
Bu durumda Afganistan’ın TTP üyelerine ev sahipliği yapması, yeni Kabil hükümetinin İslamabad'daki İmran Han hükümetiyle istediği ilişki için bir rahatsızlık kaynağı oluşturabilir. Özellikle de TTP’nin şu sıralar olduğu gibi Pakistan güvenlik güçlerine karşı eylemleri sürdürürse iki taraf arasında sorun olacağı kesin.

Diğer örgütler
Eğer militanlar 1990'lı yıllarda olduğu gibi terör örgütleri kurmak için Taliban yönetimi altındaki topraklara dönmeye çalışırlarsa Taliban'ın dünyanın dört bir yanından başka bir silahlı grup karışımıyla ilişkisi de yakından izlenecektir. Burada dikkati özellikle Çin'in Sincan Özerk Bölgesi sakinleriyle iletişim kurmak ve belki de Çin'in içinde terör eylemleri düzenlemek için Çin yakınlarında bir üs arayan Müslüman Uygur Türklerinin kuracakları gruplar çekiyor. Çinli bir ‘cihatçı’ örgütün bazı üst düzey liderlerinin 1990'lı yıllarda Taliban topraklarını üs olarak kullandıkları biliniyor. Fakat son yıllarda Suriye’ye taşındılar ve burada ülkenin kuzeybatısındaki İdlib'de önemli bir yer edindiler. Bu bölgenin, Türklerle tarihi bağları olan Uygurların kendileri için koridor olarak gördükleri Türkiye'ye bitişik olması onlara yardımcı oldu. Orta Asya ülkelerinden gelen ve ‘cihatçı’ olarak tanımlanan örgütler ile Taliban arasında kurulacak ilişki türü de dikkat çekecektir. Bu dosya, Moskova'nın Taliban ile iyi bir ilişki kurma çabaları çerçevesinde özellikle Rusya'nın ilgi odağı olacaktır.
Aralarında Mısırlılar, Libyalılar, Cezayirliler ve diğer Arap milletlerinin olduğu Arap kökenli Afganların da yeni nesil Taliban ile eski bağlarını canlandırmak için tekrar Afganistan'a dönmeye çalışıp çalışmayacakları da henüz belli değil. Daha önce bağlı oldukları örgütlerden bazıları ya ortadan kaldırıldı ya da Libya'daki İslami Mücadele Örgütü, Cezayir'deki Selefi Vaaz ve Savaş Grubu (GSPC) ve hatta Mısır’daki el-Cihad Örgütü gibi diğer örgütlere katıldı.



Saklanmak ve su aramak... Savaş uçağı düşürüldüğünde bir pilotun elinde hangi seçenekler kalır?

İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
TT

Saklanmak ve su aramak... Savaş uçağı düşürüldüğünde bir pilotun elinde hangi seçenekler kalır?

İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)

ABD, dün İran üzerinde düşürüldüğü bildirilen uçağı kullanana Amerikalı pilotu İran güçleri ona ulaşmadan önce bulmak için zamana karşı yarışırken, emekli bir Amerikalı pilot AFP'ye, düşman topraklarına paraşütle atladıktan sonra hayatta kalmak için bir pilotun atması gereken adımları açıkladı.

İran silahlı kuvvetleri, bir F-15E savaş uçağını düşürdüklerini açıkladı. Bu arada, ABD medyası, pilotlardan birinin fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrıldığını ve ülkenin güneybatısında özel kuvvetler tarafından düzenlenen operasyonla İran'dan çıkarıldığını, diğer pilotun, yani uçağın silah sistemlerinden sorumlu navigatörün ise aranmaya devam ettiğini bildirdi.

Emekli pilot Houston Cantwell, şu anda Mitchell Havacılık ve Uzay Çalışmaları Enstitüsü'nde çalışıyor ve bir pilotun ilk tepkisinin genellikle "Aman Tanrım, iki dakika önce saatte 800 kilometre hızla uçan bir savaş uçağındaydım ve bir füze kafamın sadece 4,5 metre uzağında patladı" olduğunu söyledi.

Bir savaş uçağının, onu imha etmeyen hasar alması veya kaçınılmaz olarak düşmesine yol açacak teknik bir arıza yaşaması durumunda, pilot, koltuğunu yüksek hızda kokpitten dışarı fırlatan sistemi devreye sokarak kaçmasını ve paraşütle iniş yapmasını sağlayabilir.

Pilot daha sonra, yakalanmaktan kaçınmak için pratik yaptığı, hayatta kalma, düşmandan gizlenme, direnme ve kaçmaya odaklanan SERE (Survival Retention and Rescape - Hayatta Kalma, Düşmandan Gizlenme, Direnme ve Kaçış) eğitimini hızla uygulamaya başlar.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Cantwell telefon görüşmesinde bu prosedürün pilot iniş yapmadan önce başladığını belirtti.

Şöyle açıkladı: “En iyi bilgiyi paraşütle inerken elde edersiniz… Nereye gitmek isteyebileceğiniz veya nereden kaçınmak isteyebileceğiniz konusunda en iyi görüş açısına paraşütle inerken sahip olursunuz, çünkü yukarıdan bakıldığında görüş alanı geniştir.”

Cantwell'in askeri sicili, Irak ve Afganistan üzerindeki görevler de dahil olmak üzere yaklaşık 400 saatlik muharebe uçuşunu içeriyor ve zorlu paraşüt inişlerinde kapsamlı eğitim aldı.

Eski pilot, paraşütle bile olsa yere çarpmanın pilotu ayak, ayak bileği veya bacak yaralanması riskiyle karşı karşıya bıraktığı konusunda uyardı.

Şöyle devam etti: "Vietnam Savaşı'ndan kurtulan ve uçaktan atlayarak ağır yaralanan birçok insanın hikayesi var..." Bir pilotun yere indiğinde, "hareket edebilecek durumda olup olmadığını belirlemek için" durumunu değerlendirmesi gerektiğini belirterek, "Hareket edebiliyor muyum?" diye sordu.

Pilot daha sonra durumu değerlendirmeye ve konumunu belirlemeye başlar: düşman hatlarının gerisinde olup olmadığını, nerede saklanabileceğini ve komutasıyla nasıl iletişim kurabileceğini belirler.

Cantwell, pilotun mümkün olduğunca uzun süre düşman tarafından yakalanmaktan kaçınmaya çalışması gerektiğini vurguladı. "Eğer çöl ortamındaysam, su bulmaya çalışırım" dedi.

Mensubu olduğu kuvvetler, derhal muharebe arama ve kurtarma (CSAR) ekiplerini, yüksek eğitimli askerleri ve havacıları yüksek alarma geçirecektir.

Cantwell, bunun, "sizi kurtarmak için ellerinden gelen haer şeyi yapacaklarını bilmek büyük bir iç huzuru sağlıyor" dedi, ancak "intihar görevine çıkmayacaklarını" da kabul etti.

Kurtarma görevi

Bu durumda, kayıp mürettebatın güvenli bir kurtarma operasyonunun imkanlarını artırma konusunda ek bir sorumluluğu vardır.

Cantwell bunu, "En büyük önceliğim yakalanmamak" ve "beni kurtarabilecekleri bir yere ulaşmak" diye açıkladı.

Şehirlerde bu yer bir çatı olabilir; kırsal alanlarda ise helikopterlerin inebildiği bir alan olabilir. İdeal olarak, kurtarma operasyonu ilave koruma sağlamak için gece yapılmalıdır.

Amerikalı pilotlar, Cantwell'e göre fırlatma koltuklarında veya uçuş kıyafetlerinde "bazı temel gıda malzemeleri, su, bazı hayatta kalma ekipmanları ve iletişim cihazları" içeren küçük bir çanta taşırlar; "bunlar, mümkün olan en kısa sürede kurtarılmanızı sağlayacak şeylerdir."

Eski pilot, F-16'yı kullanırken yanında bir tabanca da taşıdığını belirtti.

Bu arada, arama kurtarma personeli yüksek alarmda ve sürekli teyakkuz halinde bulunuyor; örneğin, 1993'te Somali'nin başkenti Mogadişu'da bir Amerikan helikopterinin düşürüldüğü "Kara Şahin Düşürme Operasyonu"na katılan emekli Başçavuş Scott Waltz gibi.

Waltz, “Herhangi bir operasyon gerçekleştirilmeden önce… her zaman bir muharebe arama ve kurtarma planı vardır,” diye vurguladı.

Buna paralel olarak, kayıp pilotun yeri ve durumuyla ilgili olarak, “insan istihbaratından görüntülere… ve arama ve sinyal istihbaratında kullandığımız tüm farklı insansız hava araçlarına kadar her şeyden” elde edilen çok miktarda istihbarat toplanıyor ve analiz ediliyor… tüm bunlar bu kişiyi bulmaya çalışmak için kullanılıyor.

Konum belirlendikten sonra, ekip üyeleri onları olay yerine taşıyan helikopterlerde acil bir kurtarma planı hazırlarlar.

Waltz, "Nişancılar tehditleri tespit edip arar, pilotlar iniş yeri arar ve biz de düşen pilotla temas kurarız" dedi. Ona ulaştıklarında, aradıkları kişi olup olmadığını teyit ederler ve tıbbi ihtiyaçlarını değerlendirirler.

Ekip, öncelikle "karşı karşıya olduğumuz acil tehlikenin niteliğini, onu kurtarmak için ne kadar zamanımız olduğunu ne tür yaralanmaları olduğunu" hızlı bir şekilde değerlendiriyor ve ardından olay yerinde gerekli tedavi türüne ve miktarına karar veriyor veya tehdidin büyüklüğüne bağlı olarak hemen ayrılmamız gerekip gerekmediğine karar veriyor.


ABD ordusu, pilotlarını savaş bölgelerinin kalbinden nasıl kurtarıyor?

 ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
TT

ABD ordusu, pilotlarını savaş bölgelerinin kalbinden nasıl kurtarıyor?

 ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)

ABD ve İran, savaşın başlamasından bu yana ilk kez yaşanan bir olay kapsamında, İran topraklarına düşen Amerikan uçağının pilotlarından birini bulma yarışına girdi.

Arama ve kurtarma operasyonları, ABD ordusu için zaman faktörü açısından en karmaşık ve hassas görevlerden biri olarak kabul ediliyor. Şarku’l Avsat’ın BBC’den aktardığına göre bu tür görevler için özel olarak eğitilen hava kuvvetlerinin seçkin birimleri, genellikle uçakların kaybolabileceği çatışma bölgelerine önceden konuşlandırılıyor.

Savaş ortamındaki arama ve kurtarma operasyonları nedir?

Savaş ortamındaki arama ve kurtarma operasyonları, düşen uçak pilotları veya izole askerler gibi yardıma muhtaç kişileri bulmayı ve onlara yardım sağlamayı amaçlayan askeri görevlerdir.

Geleneksel arama-kurtarma operasyonlarının aksine -ki bunlar genellikle bir felaket sonrası gerçekleşir- savaş ortamında arama ve kurtarma, düşman bölgelerinde veya çatışma alanlarında yürütülür.

Bu operasyonlar genellikle helikopterler aracılığıyla gerçekleştirilir; hava ikmal uçakları ve diğer askeri uçaklar da alanı bombardıman veya devriye ile güvence altına almak için destek sağlar.

ABD’nin CBS kanalına konuşan eski bir paraşütle kurtarma birimi komutanı, İran’da bildirilen operasyonun en az 24 paraşütle kurtarma personelini kapsayacağını, Black Hawk helikopterleri ile bölgenin taranacağını söyledi. Komutan, ekibin gerektiğinde uçaktan atlamaya hazır olacağını ve yere ulaştıklarında önceliklerinin kayıp mürettebatla temas kurmak olacağını ifade etti.

Kayıp pilota ulaşıldığında, kurtarma ekibi gerekli ise tıbbi müdahalede bulunur, düşmandan kaçınır ve güvenli bir tahliye noktasına ulaşmayı hedefler.

İran’dan dün paylaşılan görüntüler, en az bir Amerikan askeri helikopteri ve bir hava ikmal uçağının Huzistan eyaleti üzerinde faaliyet gösterdiğini ortaya koydu.

Zaman faktörünün önemi

Bu görevler, zaman açısından son derece hassas kabul ediliyor; çünkü düşman güçlerin de aynı bölgeye gönderilerek, kurtarma ekiplerinin bulmaya çalıştığı Amerikalıları ele geçirmeye çalışması muhtemel.

Eski bir ABD Deniz Piyadeleri özel operasyon uzmanı olan Jonathan Hackett, BBC kanalının The World Tonight programına yaptığı açıklamada, kurtarma ekibinin önceliğinin, kişinin hâlâ hayatta olduğuna dair herhangi bir işaret bulmak olduğunu söyledi.

Hackett, “Ekip, o kişinin en son bilinen konumundan başlayarak tersine çalışıyor ve ardından bu zorlu arazi koşullarında kişinin ne kadar hızlı hareket edebileceğine göre arama alanını genişletiyor” ifadesini kullandı.

Arama ve kurtarma operasyonlarının tarihi

Hava destekli savaşlarda arama ve kurtarma operasyonlarının uzun bir geçmişi bulunuyor. Bu uygulama, Birinci Dünya Savaşı sırasında pilotların düşen meslektaşlarını kurtarmak için Fransa’da rastgele inişler yapmasıyla başladı.

Amerikan ordusundaki paraşütle kurtarma birimlerinin kökeni, 1943 yılında iki askeri cerrahın Burma’ya (günümüzde Myanmar) paraşütle atlayarak yaralı askerleri kurtarmaya çalıştığı göreve kadar uzanıyor.

Dünya çapında ilk helikopterle kurtarma operasyonu ise bundan bir yıl sonra gerçekleşti; US Lieutenant, Japon hatlarının gerisinde dört askeri kurtardı. Şarku’l Avsat’ın Air & Space Magazine’den aktardığına göre bu olay, aynı zamanda helikopterin savaşta ilk pratik kullanımını temsil ediyor.

ABD, savaş sonrasında resmi arama-kurtarma birimleri kurdu; ancak modern savaşta arama-kurtarma operasyonlarının bugünkü formu, Vietnam Savaşı sırasında şekillendi. Bu dönemde ‘Bat 21’ adlı görev sırasında, Kuzey Vietnam hattının gerisinde düşen bir pilotu kurtarma çabaları esnasında birçok uçak kaybedildi ve Amerikalı askerler hayatını kaybetti.

Vietnam Savaşı, savaşta arama-kurtarma operasyonlarının kapsam ve karmaşıklık açısından genişletilmesini gerektirdi. Bu deneyim, Amerikan ordusunun modern kurtarma operasyonlarının temelini oluşturan taktik ve prosedürleri geliştirmesine katkı sağladı.

ABD Hava Kuvvetleri’nin paraşütlü kurtarma ekipleri

ABD Hava Kuvvetleri, askerleri bulma ve kurtarma görevlerinin temel sorumluluğunu üstleniyor. Bu operasyonlar, esas olarak ‘paraşütle kurtarma ekipleri’ olarak bilinen birimler tarafından yürütülüyor; bu birimler, daha geniş özel harekât topluluğunun bir parçası olarak faaliyet gösteriyor. Birliğin mottosu: “Biz bunları, başkalarının yaşaması için yapıyoruz.”

Paraşütle kurtarma personeli, hem savaşçı hem de sağlık görevlisi olarak yüksek düzeyde eğitim alıyor ve Amerikan ordusunun en zorlu eğitim programlarından birine tabi tutuluyor.

Seçme ve eğitim süreci baştan sona yaklaşık iki yıl sürüyor. Program, paraşütle atlama, dalış, su altı eğitimleri, hayatta kalma, direnç ve kaçış tekniklerinin yanı sıra tam kapsamlı bir sağlık görevlisi eğitimi içeriyor. Ayrıca savaş alanı tıbbı, karmaşık kurtarma operasyonları ve silah kullanımı gibi özel eğitimler de veriliyor.

Sahada bu ekipleri, savaş ortamında kurtarma operasyonlarında uzmanlaşmış subaylar yönetiyor; bu subaylar, kurtarma görevlerinin planlanması, koordinasyonu ve yürütülmesinden sorumlu.

Son dönemdeki ABD kurtarma operasyonları

Paraşütle kurtarma ekipleri, Irak ve Afganistan savaşları sırasında geniş çapta görevler üstlendi; binlerce operasyonda yaralanmış veya tahliye edilmesi gereken Amerikalı askerler ve müttefiklerini kurtardı.

2005 yılında, ABD Hava Kuvvetleri kurtarma ekipleri, bir devriye sırasında pusuya düşen ve üç takım arkadaşını kaybeden bir ABD Özel Deniz Kuvvetleri (Navy SEAL) askerini bir Afgan köyünde yaralı halde bulup kurtardı. Bu olay daha sonra Lone Survivor filmine konu oldu.

Öte yandan, düşürülen Amerikan pilotlarının kurtarılması operasyonları son yıllarda nadirdi. 1999’da Sırbistan üzerinde düşürülen F-117 Nighthawk uçağının pilotu paraşütle kurtarma ekipleri tarafından bulundu ve güvenli bir şekilde kurtarıldı.

1995’te Bosna’da gerçekleşen ve geniş medya kapsamı bulan bir diğer olayda ise Amerikan pilotu Scott O’Grady, uçağı düşürüldükten sonra altı gün boyunca düşman tarafından esir alınmaktan kaçtı ve Hava Kuvvetleri ile Deniz Piyadeleri iş birliğiyle gerçekleştirilen operasyonla güvenli şekilde kurtarıldı.


Riyad'daki ABD Büyükelçiliği saldırısı: "İran şehirde istediği her hedefi vurabilir"

İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
TT

Riyad'daki ABD Büyükelçiliği saldırısı: "İran şehirde istediği her hedefi vurabilir"

İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)

İran'ın Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği'ne düzenlediği saldırıda açıklanandan daha fazla hasar oluştuğu aktarılıyor.

Adlarının paylaşmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan ABD'li yetkililer, 3 Mart'taki saldırıda İran ordusuna ait drone'ların, Riyad'daki hava savunma sistemlerine yakalanmadan binayı vurduğunu söylüyor.

İlk gönderilen drone'un binada büyük bir delik oluşturduğu, ikinci insansız hava aracının (İHA) da buradan girerek patlamaya yol açtığını belirtiyorlar.

Birkaç dakika arayla binaya isabet eden İHA'ların 100'den fazla kişinin çalıştığı üç kata hasar verdiği aktarılıyor.

Vurulan binalar arasında CIA tarafından kullanılan bir yapının da yer aldığı ifade ediliyor.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, saldırının binada hafif hasara ve küçük bir yangına yol açtığını bildirmişti.

Ancak yetkililer, yapının vurulan kısmının ağır hasar aldığını ve çıkan yangının söndürülmesinin yarım gün sürdüğünü söylüyor.

Kaynaklar, saldırının gece yerel saatle 01.30'da gerçekleştirildiğine, mesai saatleri içinde düzenlenmiş olsa birçok kişinin yaşamını yitirebileceğine işaret ediyor. Bu saldırıyla İran'ın "Amerikalıları kendilerini güvende hissettikleri yerlerde vurabileceği mesajını verdiğini" vurguluyorlar.

Birkaç saat sonra başka drone'ların da bölgeye girdiği fakat hava savunma sistemleri tarafından vurulduğu aktarılıyor. Bir İHA'nın enkaz parçaları bölgedeki anaokulunun yakınına düşmüş.

Yetkililer, İHA'lardan birinin Suudi Arabistan'daki en üst düzey ABD'li diplomatın, büyükelçilikten birkaç yüz metre uzaktaki konutunu hedef aldığını öne sürüyor.

Suudi Arabistan dahil Basra Körfezi ülkeleri hakkında deneyimli eski CIA terörle mücadele şefi Bernard Hudson şunları söylüyor:

Kendi imkanlarıyla ürettikleri bir silahı yüzlerce kilometre öteye ateşleyip en büyük rakiplerinin büyükelçiliğine isabet ettirdiler, bu da şehirdeki istedikleri her hedefi vurabilecekleri anlamına geliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, büyükelçilik binasına düzenlenen saldırıyla ilgili detay paylaşmayı reddederken, geçen hafta yaptığı açıklamada Suudi Arabistan'daki ABD vatandaşlarına otellere, Amerikan işletmelerine ve eğitim kurumlarına gitmeme uyarısında bulunmuştu.

İran ordusu, Suudi Arabistan'da ABD'ye ait Prens Sultan Hava Üssü'ne de geçen hafta saldırı düzenlemişti.

Operasyonda, ABD Hava Kuvvetleri'nin erken uyarı ve gözetleme uçağı E-3 Sentry'nin imha edildiği aktarılmıştı. 375 kilometrenin üzerinde radar menziline sahip uçağın maliyeti yaklaşık 550 milyon dolardı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN