Lübnan: Krizi fırsat bilen Hizbullah’ın İran akaryakıtı tartışma konusu

Lübnan Cumhurbaşkanlığı, Nasrallah’ın ‘mazot gemisinin yola çıkacağı’ açıklaması karşısında sessiz

Lübnan: Krizi fırsat bilen Hizbullah’ın İran akaryakıtı tartışma konusu
TT

Lübnan: Krizi fırsat bilen Hizbullah’ın İran akaryakıtı tartışma konusu

Lübnan: Krizi fırsat bilen Hizbullah’ın İran akaryakıtı tartışma konusu

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın 19 Ağustos’ta İran’dan Lübnan’a mazot yüklü bir geminin ayrılacağını açıklaması, siyasi bir fırtınaya yol açtı. Öyle ki ‘cehenneme giden yolun inşası’, ‘Lübnan’ın ekonomik kararının kontrol edilmesi’ ve ‘Lübnan’ı uluslararası yaptırımlara itme’ konusunda uyarılar yapıldı.
Lübnan pazarındaki yakıt kesintisi ortasında Nasrallah’ın açıklaması, muhaliflerinin ‘gemi ele geçirilirse İsrail ile bir savaşı ateşleyebileceği’ yönündeki artan uyarıları arasında Lübnan siyaset sahnesindeki kafa karışıklığını yansıttı. Müttefikleri ise Cumhurbaşkanlığının ve Enerji Bakanlığı’nın konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapmaması üzerine sessiz.
Hizbullah’a karşı olmayan Lübnan parlamento kaynakları, kararın ‘Lübnan hükümeti ve Enerji Bakanlığı tarafından temsil edilen yürütme otoritesinde’ olduğunu söyledi. Söz konusu iki makam, idari olarak Petrol Genel Müdürlüğü’ne bağlı petrol tesislerinde yüklerin boşaltılmasına izin vermeye yetkili makamlar olarak biliniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, yürütme organının ‘benzer bir adımın sonuçlarına katlanmak zorunda olan taraf’ olduğuna da dikkati çekerken, Nasrallah’ın açıklaması üzerine Lübnan devletinin tavrını öğrenmek için bekleme çağrısı yaptı.
Lübnan Enerji Bakanlığı’ndaki kaynaklar, İran petrolünün Lübnan’a karadan veya denizden ithal edilmesi izni için herhangi bir resmi talep almadıklarını söylerken, MTV kanalına da ‘boşaltmak, depolamak ve dağıtmak için izin istenmediğini’ açıkladı.
Nasrallah, 19 Ağustos’ta Aşura anma töreninde yaptığı konuşmada “Petrol ürünleriyle yüklü, İran’dan yola çıkacak ilk gemimiz tüm hazırlıkları yaptı” diyerek, ‘gerekli ton kadar yüklendiğini ve birkaç saat içinde Lübnan’a yelken açacağını’ ifade etti. Nasrallah, yürütme mekanizmasına dair herhangi bir açıklama yapmazken, yalnızca Akdeniz’e vardıklarında adımların açıklanacağını ifade etti.
Hasan Nasrallah, hastaneler, ilaç fabrikaları, gıda fabrikaları, ekmek fırınları ve elektrik jeneratörleri için ilk gemide mazota öncelik verdiklerini söylerken, İsraillileri ve ABD’lileri de Hizbullah’ın gemiyi ‘Lübnan toprağı’ olarak değerlendireceği konusunda uyardı. İran ve İsrail’e bağlı gemilerin geçtiğimiz aylarda saldırılara tanık olması ve her iki tarafın da birbirini bunların arkasında olmakla suçlamasından sonra uyarı, bir saldırı halinde yanıt verileceğini ima ediyor.
İran petrol sevkiyatının 12 ila 15 gün içerisinde Lübnan’a ulaşacağı tahmin edilirken, sevkiyatın Lübnan limanlarında mı boşaltılacağı yoksa bir Suriye limanında boşaltılıp kara yoluyla mı Lübnan’a taşınacağı henüz teyit edilmedi.
Nasrallah’ın açıklaması, Lübnanlıların bu adımın sonuçlarıyla ilgili endişelerini artırdı. Eski Başbakan Saad Hariri, yaptığı açıklamada “İran gemilerinin gelişiyle ilgili duyduklarımız Lübnanlılar için iyi bir haber mi, yoksa Lübnan’ın iç ve dış çatışmalara çekileceğine dair tehlikeli bir ilan mı?” şeklinde konuştu. Hariri, “Hizbullah, İran destek gemilerinin Venezuela ve diğer ülkelerin tabi olduğu yaptırımlara benzer şekilde Lübnanlılara ek riskler ve cezalar getireceğini biliyor” dedi.
Hariri ayrıca, İran gemilerini ‘Lübnan toprakları’ gibi görmenin ‘ulusal egemenlikten tavizin zirvesini oluşturduğunu söylerken, Lübnan’a ‘sanki İran’ın bir eyaletiymiş’ gibi yaklaşmayı reddetme çağrısı yaptı. Saad Hariri, “Hiçbir koşulda Lübnan'ı Araplara ve dünyaya düşman olan boş savaşlara sürükleyecek projelerin perdesi olmayacağız” dedi.
Eski Başbakan, “İran’dan ilaç talep edildiğinde, mazot ve benzin yüklü İran gemileri çağrıldığında ve askeri ve güvenlik yetkililerine rağmen onları gece gündüz deniz ve karadan getirme tehdidi ortaya koyulduğunda Hizbullah’ın, sağlıktan ekonomiye, savunmaya, limanlara, bayındırlık işlerine kadar tüm bakanlık pozisyonlarını devraldığı bir ülkede miyiz?” şeklinde konuştu.
Bu tavırlarla Lübnanlılara, ‘bir hükümet istenmediğinin söylendiğini’ işittiklerini vurgulayan Hariri, “Lübnan’ın şiddetle kardeşlerinin ve dostlarının desteğini alan bir hükümete ihtiyaç duyduğu bir zamanda İran gemilerini teslim alarak ve uluslararası toplumla çatışarak hangi hükümetin kurulmasını istiyorlar?” dedi. Hariri ayrıca, “Hizbullah, yönetimle gizli anlaşma vizesi alabilir. Başkanlık ekibinin sessizliği ile kendini gizleyebilir. Ancak Lübnan’ın çoğunluğundan, Lübnan’ı İran nüfuzuna teslim etmek için bir geçiş izni alamayacak. Bu tavırlar, vatandaşların yaşam ve ekonomik sıkıntılarını ikiye katlayacak, cehenneme giden yolu inşa edecektir” dedi.
Nasrallah’ın açıklamasının ardından (Maruni Falanjist Hristiyan) Lübnan Kuvvetleri Partisi (LKP) Genel Sekreteri Samir Caca, İran gemisi hakkında Cumhurbaşkanı Mişel Avn’a bir mektup göndererek, (Avn çizgisindeki) Enerji Bakanı’na suçlamada bulundu. Suçlama, Bakanın, devlet sübvansiyonlarının güvence altına alınamaması sonrasında özel şirketlere ve bazı özel sektör kurumlarına ‘benzin ve mazotu gerçek fiyatlarıyla ithal etme ve piyasaya sürme izni vermemesinin’ ardından gelişti. Bu bağlamda “Hizbullah’ın mazot gemisi getirmesi ve büyük ihtimalle Zahrani rafinerisinde boşaltacak olması karşısında şaşkınız” diyen Caca, “Sayın Cumhurbaşkanı, stratejik, askeri ve güvenlik kararlarına el koyan partinin, bugün ekonomik karara el koymasına, Lübnanlıları ve çıkarlarını tehlikeye atmasına, özel sektörü tamamen devirmesine ve Lübnan halkının tüm insanca ve kabul edilebilir yaşam olanaklarını kesmesine izin mi veriyorsunuz?” ifadelerini kullandı.
Samir Caca, ‘Lübnan’ı gerçek bir felaketle karşı karşıya getirecek olan çarpık ve uluslararası yasa dışı yollarla işleri halletmeyi Hizbullah’a bıraktıkları bir dönemde’
petrol, ilaç ve diğerlerinin ithalatını serbestleştirmedeki başarısızlığın bir sonucu olarak ülkeye olabileceklerden Avn’ı sorumlu tuttu
Aynı şekilde (Maruni Hristiyan) Ketaib Partisi Genel Sekreteri Sami Cemayel, İran petrolünün uluslararası hukuku ihlal ettiği ve Lübnan’a abluka ve yaptırımlara neden olacağı uyarısında bulunarak, ‘Cumhurbaşkanı, bakanlar ve milletvekillerinin yokluğundan’ duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Cemayel, “Kuşatmayı kıran Hasan Nasrallah değil, kuşatma onun yüzünden gelecek. Gemi uluslararası hukuku ve İran’a karşı yaptırımları ihlal ediyor ve Lübnan’a kuşatma ve yaptırımlar getirecek” dedi. Bir kanala konuşan Sami Cemayel, “Nasrallah’ın yöntemi sorunu daha da kötüleştiriyor. Lübnan politikasını ve tüm Lübnan yasalarını ihlal ediyor. Lübnan’ın geleceğiyle ilgili alınması gereken tüm önemli kararlardan sorumlu olması gereken Lübnan otoritesine, devletine ve hükümetine yönelik bir saldırı teşkil ediyor” açıklamasında bulundu.
 



İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
TT

İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Arap diplomat George Deek’i “Hristiyan dünyaya özel temsilci” olarak atama kararı aldı. Saar, bu adımın “İsrail’in dünya genelindeki Hristiyan topluluklarla ilişkilerini derinleştirmeyi” amaçladığını belirtirken, söz konusu kararın, Hristiyan dini sembollere yönelik artan saldırılar nedeniyle zedelenen ülke imajını düzeltmeye yönelik olduğu değerlendiriliyor.

Son olarak Lübnan’ın güneyindeki Dibl köyünde bir Hristiyan heykelinin tahrip edilmesi uluslararası tepkilere yol açmıştı. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan İtalyan birliğinin desteğiyle köydeki Hz. İsa heykeli yeniden dikildi.

Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Kudüs’te Paskalya yürüyüşünün yasaklanmasının ardından Hristiyan dünyasında İsrail’e yönelik öfke ve kınamanın zirveye ulaştığını belirtti. Vatikan ise Kudüs’te Müslüman ve Hristiyan Filistinlilerin ibadet özgürlüğünün kısıtlandığını ifade ederek, din adamlarına ve rahibelere yönelik hakaretler, Batı Şeria’daki Tayibe kentinde bir kiliseyi yakma girişimi, çeşitli kilise ve mezarlıklarda tahribat ile Gazze’de üç kilisenin yıkılmasına dikkat çekti.

İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik operasyonları sırasında da yerel halk benzer saldırılardan şikâyet etti. Geçtiğimiz hafta Dibl köyünde bir İsrail askerinin bir heykelin başını çekiçle kırdığı anlara ait görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

Başlangıçta sorumluluğu reddeden İsrail ordusu, askerlerin görüntüleri paylaşması ve övünmesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Sosyal medyada yaklaşık 10 milyon kişi tarafından izlenen görüntüler, küresel ölçekte tepki çekti. Pek çok kullanıcı, İsrailli yetkililerin “Hristiyanların ibadet özgürlüğüne sahip olduğu tek ülke” yönündeki açıklamalarıyla alay ederek, Hristiyan kutsallarına ve din adamlarına yönelik saldırıların yanı sıra Mescid-i Aksa’daki olaylara ait görüntüler paylaştı.

İsrail ordusu olayda sorumluluğu kabul ederken, Başbakan Binyamin Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Saar kamuoyundan özür diledi ve sorumluların cezalandırılacağını açıkladı. Ordu, heykeli tahrip eden asker ile görüntüleri kaydedip paylaşan askerin yakalandığını, bir ay hapis cezasına çarptırıldıklarını ve ordudan ihraç edildiklerini bildirdi.

Olay sırasında müdahale etmeyen sekiz asker de cezalandırıldı. Ordu ayrıca heykelin yeniden inşa edilmesini sağladı ve kırılan haçın yerine yeni bir haç yerleştirdi. Ancak İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Dibl sakinlerinin bu tür bir saldırıyı affetmeyi reddettiğini yazdı.

Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre George Deek, 1948 Filistinlilerinden olup Yafa’da yaşamaktadır. Yaklaşık 18 yıldır İsrail diplomasi teşkilatında görev yapan Deek, son olarak İsrail’in Azerbaycan Büyükelçisi olarak görev yapmış ve bu unvanla ilk Arap Hristiyan büyükelçi olmuştur.


Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
TT

Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)

ABD’nin Irak üzerindeki baskısı, yeni hükümetin kurulma sürecindeki tıkanmayla eş zamanlı olarak artıyor. Konuya yakın kaynaklar, Washington’ın silahlı milisler dosyası üzerinden gelecek yönetimi erken bir sınavla karşı karşıya bırakabilecek ‘daha sert’ talepler için zemin hazırladığını belirtiyor.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bazı silahlı grup liderlerine önde gelen isimler hakkında bilgi vermeleri karşılığında mali ödüller teklif edilmesinin ‘yalnızca geleneksel bir istihbarat yöntemi olmadığını, aynı zamanda sonraki aşamada yeni hükümetten bu liderlerin tutuklanmasının talep edilebileceği bir sürecin hazırlığı’ olduğunu ifade etti. Bu taleplerin, ABD ile güvenlik iş birliğinin sürdürülmesine bağlanabileceği kaydedildi.

Aynı kaynaklara göre, şu aşamada Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi ile Seyyid eş-Şuheda Tugayları lideri Ebu Ala el-Velai’yi de kapsayan bu talepler, hedef alınan isimlerin siyasi ve askeri yapı içindeki hassas konumları nedeniyle herhangi bir yeni hükümet için ‘en zorlu sınavlardan biri’ olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusuABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusu

Gözlemciler, bu yönelimin ABD’nin stratejisinde ‘çevreleme’ politikasından Bağdat ile yeni angajman kuralları dayatma girişimine doğru bir değişimi yansıttığını belirtiyor. Özellikle Washington ile Tahran arasındaki gerilimle bağlantılı bölgesel tansiyonun artması, çoğu zaman Irak sahasında silahlı gruplar üzerinden etkisini gösteriyor.

Bu çerçevede üst düzey bir güvenlik yetkilisi, ABD’nin Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan uluslararası koalisyonun teknik toplantısını iptal ettiğini ve mevcut hükümetle rutin dışı tüm iletişim kanallarını, yeni hükümetin şeklinin netleşmesini bekleyerek askıya aldığını bildirdi.

Öte yandan Amerikan basınında daha önce yer alan haberlerde, Washington’ın Irak petrol gelirlerinden yaklaşık 500 milyon dolar değerindeki bir mali transferin Bağdat’a ulaştırılmasını engellemiş olabileceği öne sürülmüştü. Bu adımın, Irak hükümetinin İran’a yakın grupları dağıtma yönündeki çabalarında yaşanan tıkanmayla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kaynaklara göre ABD, başbakanlık için belirli bir adayı desteklemiyor; ancak daha geniş kapsamlı siyasi ve güvenlik iş birliğini, silahlı milislerin etkisini sınırlamaya yönelik ‘somut ve ciddi’ adımların atılması şartına bağlıyor.

Özel düzenlemeler

Bu mesajlar, derinleşen iç siyasi krizle de örtüşüyor. Şii siyasi güçler, hükümeti kurmak için öngörülen anayasal süreleri uzlaşı sağlayamadan tüketirken, bu durum ülkeyi karmaşık senaryolarla karşı karşıya bırakıyor. Bu senaryolar arasında istisnai düzenlemelere başvurulması ya da mevcut geçici hükümetin daha uzun süre görevde kalması ihtimali yer alıyor. Ancak bu seçenek, Muhammed Şiya es-Sudani’nin muhalifleri tarafından reddediliyor.

Son günlerde Koordinasyon Çerçevesi toplantılarında da belirgin bir gerilim yaşandı. Özellikle Nuri el-Maliki ile Sudani arasındaki anlaşmazlık dikkat çekerken, taraflar başbakanlık için bir aday üzerinde uzlaşmaya varamadı. Siyasi kaynaklara göre, ihtilaflar artık yalnızca isimlerle sınırlı değil; aynı zamanda seçim mekanizması ve kurulacak hükümetin yapısı konusunda da derinleşmiş durumda. Taraflardan bazıları kapsamlı bir uzlaşıdan yana tavır alırken, diğerleri sürecin oylama yoluyla sonuçlandırılmasını savunuyor.

24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)

Müzakereler sırasında Haydar el-İbadi, Adnan ez-Zurfi ve Muhammed Sahib ed-Deraci gibi isimler gündeme gelirken, özellikle ABD ile İran arasındaki dengelerin gözetilmesi ihtiyacı çerçevesinde, iç ve dış kabul görebilecek ‘uzlaşı adayları’ üzerinde de duruluyor.

Analistler, ABD’nin baskısının başbakan seçimi sürecini dolaylı biçimde etkileyebileceğini belirtiyor. Bu çerçevede bazı siyasi aktörlerin, söz konusu taleplerle başa çıkabilecek ve geniş siyasi ile askeri nüfuza sahip silahlı gruplarla iç çatışmaya sürüklenmeden süreci yönetebilecek bir ismi desteklemeye yönelebileceği ifade ediliyor.

Buna karşılık Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı gruplar, ABD’nin şartlarına tam uyum sağlanmasının iktidar ittifakının dağılmasına ya da iç gerilimlerin tırmanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle alınacak adımların büyük siyasi güçlere yakın liderleri hedef alması halinde bu riskin artabileceği dile getiriliyor.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, yeni hükümetin önünde karmaşık bir denge arayışı bulunuyor. Artan uluslararası baskılarla başa çıkma zorunluluğu ile iç siyasi bütünlüğün korunması ihtiyacı arasında kurulacak denge, bölgesel gerilimlerin yoğun olduğu bir ortamda Irak’ı karşıt çıkarların kesiştiği bir alan haline getiriyor.


Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
TT

Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkilileri bugün yaptıkları açıklamada, yaklaşık iki ay boyunca bölgenin farklı noktalarını hedef alan yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısında 20 kişinin hayatını kaybettiğini, 123 kişinin yaralandığını bildirdi. Açıklamada, bölgesel gerilimlerin arttıığı bir dönemde saldırıların yoğunlaştığına dikkat çekildi.

Yetkililerin yayımladığı resmi verilere göre 28 Şubat’tan geçtiğimiz pazartesi gününe kadar toplam 809 saldırı gerçekleşti. Bunların 701’inin İHA’larla, 108’inin ise roketlerle düzenlendiği belirtildi.

Hayatını kaybedenlerin 10’unun Erbil’de, 3’er kişinin Süleymaniye ve Halepçe’de, 7 kişinin ise Soran bölgesinde olduğu ifade edildi. Saldırıların en yoğun yaşandığı yer 477 saldırıyla Erbil olurken, Süleymaniye ve Halepçe 235 saldırıyla ikinci sırada yer aldı. Duhok’ta 29, Soran’da ise 68 saldırı kaydedildi.

Açıklamada, saldırıların “asılsız gerekçelerle sivil alanları, vatandaşların mülklerini ve özel sektörü hedef aldığı” vurgulanarak, bölgedeki şehirlerin tarafsız kalmalarına rağmen ciddi can ve mal kaybı yaşadığı ifade edildi.

Kendisini “Irak’ta İslami Direniş” olarak adlandıran bir grup ise son dönemde neredeyse her gün yaptığı açıklamalarda, Erbil’de ABD güçlerinin bulunduğu noktalar başta olmak üzere petrol tesisleri, oteller ve çeşitli hedeflere İHA ve roketlerle düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenaze töreninden (AFP)7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenazede yas tututanlar (AFP)

Öte yandan, İranlı Kürt muhalif bir grup olan Kürdistan Özgürlük Partisi’nden bir yetkili, perşembe akşamı Erbil vilayetinde “İran Kürdistan Ulusal Ordusu”na ait bir merkezin üç İHA ile hedef alındığını açıkladı. Yetkili, saldırının saatler sürdüğünü ancak kayıplara ilişkin net bilgi bulunmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre aynı gece ilerleyen saatlerde Erbil’e bağlı Baserma ve Xebat bölgelerine iki İHA düştü, olayda herhangi bir can kaybı ya da hasar meydana gelmedi.

IKBY Başkanlığı, daha önce Bölge Başkanı Neçirvan Barzani’nin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Görüşmede bölgedeki gelişmeler ele alınırken, taraflar gerilimin düşürülmesi ve istikrarın korunmasının önemine vurgu yaptı. Ayrıca İran, Irak ve IKBY arasındaki ilişkiler ile ortak konular da görüşüldü.

Arakçi’nin, Pakistanlı yetkililerle de benzer telefon görüşmeleri yaptığı, ancak görüşmelerin detaylarının paylaşılmadığı belirtildi.