Çin’i Rusya’dan ayırmanın mükemmel yolu

Washington, Moskova'nın Pekin ile yaptığı kötü evlilikten kurtulmasına yardım etmeli

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kasım 2019'da Brezilya'da bir araya gelmişlerdi (‏‎Marcelino Oxley - Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kasım 2019'da Brezilya'da bir araya gelmişlerdi (‏‎Marcelino Oxley - Reuters)
TT

Çin’i Rusya’dan ayırmanın mükemmel yolu

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kasım 2019'da Brezilya'da bir araya gelmişlerdi (‏‎Marcelino Oxley - Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kasım 2019'da Brezilya'da bir araya gelmişlerdi (‏‎Marcelino Oxley - Reuters)

Charles A. Kupchan
Washington, Çin’in yarattığı zorluklarla baş edebilmek için etkili bir strateji geliştirmeye çalışırken ABD Başkanı Joe Biden, ABD’nin en görünür avantajlarından birine, yani küresel ittifak ağına güvenme konusunda ne kadar haklı olduğunu kanıtladı. Fakat Biden’ın, bir yandan Pekin’i evcilleştirmek amacıyla bir ittifak kurarken diğer yandan Çin'in uluslararası ortaklıklarını zayıflatarak denklemin diğer tarafında da çalışması gerekiyor. Biden, her ne kadar Çin’in yükselişini durduramayacak olsa da baş ortağı Rusya'yı Çin’den uzaklaştırmaya çalışarak Pekin’in nüfuzunu sınırlayabilir.
Ne var ki Çin-Rusya ortaklığı, Çin’in ABD karşısında artan rolünün ve nüfuzunun yarattığı zorluğu daha da çetin hale getiriyor. Pekin ve Moskova arasındaki ortak eylem, küresel kurumların kontrolü için verilen savaşta ve demokrasi ile liberal olmayan alternatifler arasındaki küresel rekabette, Çin’in hırsını ve dünyanın farklı yerlerindeki nüfuzunu güçlendiriyor. Çin’in artan gücü, Rusya’nın dünya sahnesinde gerçek boyutunun ötesinde bir nüfuza sahip olmasına izin verirken Moskova'nın Avrupa ve ABD’deki demokratik yönetimi baltalama kampanyasını da destekliyor.
“Çin ve Rusya arasındaki ilişki, 1950'lerdeki Çin-Sovyetler Birliği yakınlaşmasına benzemeye başladı
Her ne kadar Çin ve Rusya arasındaki ilişki güçlü görünse de arka planda bir takım sıkıntılar söz konusu. Yükselen ve kendine güvenen ve çıkarlarıyla ilgilenen bir Çin ile gücü istikrarlı olmayan durgun ve güvensiz bir Rusya arasındaki kapsayıcı ilişki, eşitsiz bir ilişkidir. Bu durum, Biden'a bir fırsat sunuyor. Biden yönetimi iki ülkeyi birbirinden uzaklaştırmak için Rusya'nın Çin'in küçük ortağı statüsüyle ilgili endişelerini kullanmalı. Biden, Rusya'nın Çin ile ilişkilerinde belirgin olan zayıf noktalarını düzeltmesine, yani Moskova'nın kendisine gerçekten yardım etmesine yardım ederek Moskova’yı Pekin’den uzaklaşmaya cesaretlendirebilir. Çünkü Rusya’yı Çin’den ayırmak, her iki ülkenin da hırslarına pranga vuracak ve ABD’nin demokratik ortaklarıyla birlikte, liberal değerlerini savunmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca giderek çok kutuplu ve ideolojik çeşitliliğe sahip bir dünyada barışçıl bir uluslararası düzen şekillendirecektir.

Eşit olmayan ortaklık
Çin ile Rusya arasındaki ilişki bir çıkar evliliği olabilir, ama çok etkili bir evliliktir. Çin genel olarak, uluslararası sahnede tek başına hareket etmekte ve diğer ülkelerle serbest ticareti ve karşılıklı ilişkileri tercih etmektedir. Fakat Rusya ile ilişkisi bir istisnadır. Bugün Pekin ve Moskova’nın arasında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından kullanılan bir terim olan ‘ittifak benzeri’ bir ilişki vardır. Bu ilişki, ABD dolarının küresel ekonomideki hakimiyetini azaltma çabaları da dahil olmak üzere ekonomik bağların derinleştirilmesini öngörüyor. Çin ve Rusya’nın vatandaşlarını kontrol etmek ve izlemek için ortak bir dijital teknoloji kullanmaları, dünya demokrasilerinde çatışma tohumları ekti. İki ülke arasında ortak askeri tatbikatların yapılmasının yanı sıra Rusya'dan Çin'e gelişmiş silah sistemlerinin yanı sıra teknoloji transferi gibi savunma alanında iş birliği de var.
Rusya'nın Çin'e yönelik eğilimine, NATO'nun doğu sınırlarının Rusya'nın batı sınırlarına kadar genişlemesiyle derinleşen Batı'ya yabancılaşması eşlik etti. Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesi ve Ukrayna’nın doğusundaki askeri müdahalesi nedeniyle Rusya'ya yaptırımlar uygulamasının ardından Moskova, Pekin ile ilişkilerini geliştirme çabalarını hızlandırdı. Pekin de Moskova’ya aynı şekilde karşılık verdi ve ABD ile artan ekonomik ve stratejik rekabeti çerçevesinde nüfuzunu artırmak için Moskova’ya doğru bir eğilim gösterdi. Şi Cinping, 2013 yılında Çin’in devlet başkanı olmasından bu yana Putin ile yaklaşık 40 kez yüz yüze veya telefon aracılığıyla görüştü.
Çin ve Rusya arasındaki ilişki, gerçekçi bir dünya görüşüne dayanıyor. Her iki ülkenin de bu ilişkiden karşılıklı ve bireysel çıkarları var. Aralarındaki diplomatik ortak eylem, Batının jeopolitik ve ideolojik olarak sınır tanımayan bir hırsı olarak gördükleri tutumu karşısında direnme konusundaki ortak hedeflerini temsil ediyor. Bu ortaklık, Rusya'nın stratejik dikkatini batı sınırlarına, Çin'in stratejik dikkatini ise deniz kanadına vermesine olanak sağlıyor. Rusya ayrıca Çin'e enerji ve silah satışından önemli gelir elde ederken, Çin de Rus yapımı silahların yardımıyla ekonomisini geliştirmeye ve askeri kapasitesini artırmaya çalışıyor.
Ancak iki ülke ‘doğal ortaklar’ değil, yani aynı inanç, amaç ve çıkarlarla bağlı değiller. Tarihe bakıldığında iki ülke arasında her zaman rekabetçi bir ilişki olmuştur. Uzun süredir devam eden rekabetlerinin kaynakları neredeyse hiç değişmemiştir. Kremlin, güç gerçeğine karşı oldukça hassastır ve yaklaşık 150 milyon nüfuslu durgun bir Rusya'nın, yaklaşık 1,5 milyar nüfuslu canlı bir Çin ile boy ölçüşemeyeceğini çok iyi bilir. Çin ekonomisinin Rusya ekonomisinin neredeyse 10 katı büyüklüğünde olmasının yanı sıra Çin, inovasyon ve teknoloji söz konusu olduğunda Rusya’dan tamamen farklı bir seviyededir. Çin’in Kuşak-Yol Girişimi (BRI), Rusya’nın Orta Asya’daki geleneksel nüfuz alanında derin atılımlar gerçekleştirirken Kremlin, Çin'in Kuzey Kutbu için de planları olması nedeniyle haklı olarak endişe ediyor.
Bu farklılıklara rağmen Rusya'nın Çin'e bağlılığını sürdürmesi, Moskova’nın Batı’ya duyduğu kızgınlığın güçlü bir işaretidir. Bununla birlikte, dengesizlik zamanla artacak ve Kremlin için daha büyük bir rahatsızlık sebebi haline gelecektir. Washington’ın Rusya’nın duyduğu bu rahatsızlıktan faydalanması ve Rusya’yı eğer Çin’e karşı tavır alır ve Batı’ya yönelirse daha iyi bir jeopolitik ve ekonomik konumda olacağına ikna etmesi gerekiyor.
Ancak böyle bir manevrayı gerçekleştirmek kolay olmayacaktır. Putin, Rus milliyetçiliği üzerine bahis oynayarak ve Batı'ya karşı tavır alarak içerideki hâkimiyetini sağlamlaştırdı. Kendisi ve destekçileri, kendilerini değiştirmeyip olduğu gibi kalmaya kararlı olabilirler. Bunların dışında farklı bir dayanağa sahip bir dış politikayı benimsemek istemiyor da olabilirler. Bu yüzden Biden yönetimi, Moskova'ya uyanık bir şekilde yaklaşmalı. Rusya'yı batıya çekmeye çalışırken, Kremlin'in saldırgan davranışına boyun eğmemeli veya Putin'in Washington'ın uzattığı elden faydalanmasına izin vermemeli.
Biden, 1970’li yıllarda dönemin ABD Başkanı Richard Nixon'ın Çin'e yaklaşıp Çin-Sovyetler Birliği ilişkilerini bozmayı ve komünist bloğu zayıflatmayı başardığında karşılaştığı durumdan daha karmaşık bir durumla karşı karşıya kalacaktır. Nixon, 1972 yılında Çin’i ziyaret ettiğinde, Pekin ve Moskova’nın yolları ayrılmıştı ve Nixon, bu konuda hiç zorluk çekmemişti. Nixon’ın görevi Pekin-Moskova ilişkilerinde bir çatlak açmak değil, var olan çatlağı genişletmekti. Fakat Biden, sağlıklı bir ortaklığı bozmak gibi daha da büyük bir engelle karşı karşıya. Elindeki en büyük koz, Çin-Rusya ilişkilerinde altta yatan gerilimleri körüklemek olacaktır.

Tuhaf birliktelik
Çin ve Rusya uzun süredir toprak ve itibar için rekabet ediyorlar. 2 bin 600 mili aşan kara sınırını paylaşan iki ülke arasında sınır bölgelerindeki nüfuz ve ticaret konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, yüzyıllar öncesine dayanıyor. Güç ve kontrol 17. ve 18. yüzyıllarda Çin’in elindeydi. Daha sonra, 19. ve 20. yüzyıllarda, Rusya ve diğer Avrupalı ​​güçler, Çin'den toprak almak ve sömürücü ticaret koşulları dayatmak için askeri saldırıdan ve zorlayıcı diplomasiden oluşan bir kombinasyona başvurdukça işler tersine döndü.
Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 1949 yılında iktidara gelmesi, Çin ile Sovyetler Birliği arasında tarihi açıdan eşi-benzeri görülmemiş bir stratejik iş birliği döneminin önünü açtı. İki ülke 1950 yılında komünizme olan ortak bağlılıklarına dayanarak resmi bir ittifak imzaladılar. Böylece binlerce Sovyet bilim adamı ve mühendisi, endüstriyel ve askeri teknolojiyi paylaştıkları ve hatta bir nükleer silah programının geliştirilmesine yardımcı oldukları Çin'e taşındılar. Kore Savaşı sırasında Sovyetler Birliği Çin'e mühimmat, askeri danışmanlar ve hava koruması sağladı. İki ülke arasındaki ticaret de hızla büyüdü. On yıl sonra Sovyetler Birliği Çin'in dış ticaretinin yüzde 50'sini oluşturuyordu. Çin!in o dönemdeki lideri Mao Zedong iki ülke arasındaki ilişkiyi ‘yakın bir kardeşlik ilişkisi’ olarak tanımlarken, Sovyetler Birliği Başbakanı Nikita Kruşçev, Çin'deki komünist devrimi ‘dünya tarihindeki en dikkate değer olay’ olarak niteledi.
“Putin'in ‘Şi’nin yardımcısından başka bir şey olmadığı düşüncesi Rusya'da pek hoş karşılanmıyor
Ancak bu ittifak, doğduğu hızla bozuldu. Mao ve Kruşçev 1958 yılında ters düşmeye başladılar. Kısmen ideolojik farklılıklar nedeniyle aralarında görüş ayrılığı olduğu ortaya çıktı. Mao köylülüğü harekete geçirmeye, hem yurtiçinde hem de yurtdışında devrimci ateşini yakmaya ve toplumsal huzursuzluğu körüklemeye çalışırken Kruşçev, yurtiçinde ve yurtdışında ideolojik ılımlılığı, endüstriyel sosyalizmi ve siyasi istikrarı destekledi. iİki ülke arasındaki Komünist bloğa liderlik rekabeti, Mao'nun Kruşçev'in ‘dünyadaki komünist partilerin Sovyetler’e değil, Çin’e sadık olacaklarına inanmayacağından korktuğunu’ belirtmesiyle başladı.
Bu zıtlaşmalar, Çin’in Sovyetler Birliği'nin kuşkusuz çıkarına olan güç eşitsizliklerinden duyduğu rahatsızlığı daha da kötüleştirdi. Mao 1957 yılında yaptığı bir konuşmada Sovyetler Birliği'ni ‘büyük güç şovenizmi’ yapmakla suçladı. Ertesi yıl, Sovyetler Birliği’nin Pekin Büyükelçisi’ne “Bizi kontrol edebilecek bir konumda olduğunuzu düşünüyorsunuz” diyerek şikâyetini dile getirdi.
Mao'ya göre Ruslar Çin'i ‘geri kalmış bir ulus’ olarak görüyorlardı. Kruşçev ise iki ülke arasındaki bölünmeden Mao'yu sorumlu tuttu. Kruşçev, 1959 yılında Çin ve Hindistan güçleri arasında tartışmalı sınırlarda karşılıklı olarak ateş açılmasının ardından Pekin'in ‘bir horozun savaşmayı özlediği kadar savaşı arzuladığını’ söyledi. Hızını alamayan Kruşçev, Komünist bloğa bağlı parti liderlerinin bir toplantısında ‘aşırı solcu ve dogmatik’ diyerek Mao'yla alay etti.
İki lider arasındaki bu çekişme, Çin-Sovyet Birliği iş birliğinin yıkılma götürdü. Sovyetler Birliği, 1960 yılında askeri uzmanlarını Çin'den çekerek stratejik iş birliğini kesti ve takip eden iki yıl içinde iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık yüzde 40 azaldı. Sınırlar yeniden silahlandırıldı ve 1969'da patlak veren çatışmalar neredeyse top yekûn bir savaşın fitili ateşleniyordu.
Dönemin ABD Başkanı Nixon 1970'lerin başlarında iki ülke arasındaki bu durumdan yararlandı ve Çin'e yaklaşarak bölünmeyi daha da derinleştirdi. Süreç, 1979 yılında ABD-Çin ilişkilerinin normalleşmesiyle sonuçlandı. Moskova ve Washington arasındaki ilişkiler, ancak Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonraya normale döndü.

İyi geçinme çabaları
Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra, Çin ve Rusya 1990'larda ilişkilerini düzeltmeye başladılar. Geriye kalan bir dizi sınır anlaşmazlığını çözdüler ve 2001 yılında İyi Komşuluk, İş birliği ve Dostluk Antlaşması imzaladılar. Ardından 2010 yılında Rusya'dan Çin'e ilk petrol boru hattının çekilmesiyle askeri iş birliğini ve ticari ilişkileri kademeli olarak güçlendirdiler. Sonrasında ise Pekin ve Moskova, BM’deki konumlarını uyumlu hale getirmeye başladılar ve 2001'de Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (ŞİÖ), 2009 yılında BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) Ekonomi Grubu’nun kurulması gibi Batı ülkelerinin etkisine karşı koymayı amaçlayan girişimlerde iş birliği yaptılar.


Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BMGK’nın deniz güvenliği konulu video konferansında konuşurken çekilen bir fotoğraf. Pekin ve Moskova, Batı etkisi karşısında BM’deki konumlarını uyumlu hale getiriyorlardı (AP)

İkili iş birliğine yönelik art arda atılan adımlar, Şi ve Putin döneminde arttı ve hızlandı. Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesinin ardından Moskova ile Batı arasındaki bağların kopması ve ABD ile Çin arasında artan rekabet de bunu daha da sağlamlaştırdı. Son yıllarda Çin ile Rusya arasındaki ilişki, 1950'lerdeki Çin-Sovyetler Birliği yakınlaşmasına benzemeye başladı. 1990'larda başlayan askeri iş birliğini güçlendiren Rusya, savaş uçakları, modern hava savunma sistemleri ve gemi ve denizaltı karşıtı füzeler sağlayarak Çin'in en önemli savunma önceliklerini ele almasına yardımcı oldu. Son yıllarda Çin'in silah ithalatının yaklaşık yüzde 70'ini Rusya karşıladı. Çin’e petrol ve gaz satmak, Rus ekonomisini canlandırırken Çin'in daha zayıf deniz tedarik yollarına bağımlılığını azalttı. Artık Rusya, Çin'in en büyük petrol tedarikçisi olarak Suudi Arabistan ile rekabet ederken, Çin, Rusya'nın en büyük ticaret ortağı olarak Almanya'nın yerini aldı.
Çin ve Rusya, Şi ve Putin döneminde, uluslararası kuruluşlarda liberal ilkelere karşı çıkmak ve dünyanın birçok yerinde bilgi platformları üzerinde otoriter yönetim ve devlet kontrolüne dayalı bir yönetim biçimini yaymak için iş birliği yaptı. Rusya’nın karalama kampanyaları ve istihbarat operasyonları, Çin’in yatırımlarla liberal olmayan rejimleri destekleyerek ‘karşı tarafı kendi çıkarlarına aykırı bir şeye mecbur bırakma’ konusundaki zorlayıcı nüfuzuyla birleşiyordu.
Birçok düzeydeki bu iş birliği etkileyici ve çok önemli olsa da Soğuk Savaş'ın başlangıcında Çin-Sovyetler Birliği ortaklığında olduğu gibi kırılgan bir temele dayanmaktadır ve karşılıklı güvenden yoksundur. 1950’li yıllarda, Çin ile Sovyetler Birliği arasındaki yakın ilişkiler daha ziyade Mao ve Kruşçev arasındaki ilişkiye bağlı olduğundan ikili arasındaki iniş çıkışlar karşısında savunmasızdı. Bugün de Çin-Rusya iş birliği, büyük ölçüde Şi ve Putin arasındaki beklenmedik ilişki temeline bağlıdır.
Soğuk Savaş sonrası ilk yıllarda Moskova, yurtiçinde ve yurtdışında istikrar arayışına girdi. Pekin ise o dönem devrimi sürdürmeyi tercih ederken, bugün yükselişinin hızını artırmak için iç ve dış istikrara güveniyor. Moskova ise bugün kaosu teşvik etmek için sınırlarının dışında kaslarını esnetiyor. 1950'lerde Moskova'nın ikili ilişkiler üzerindeki hegemonyası Pekin'de öfkeye neden olurken, bugün Çin, bu hegemonyanın kendisine geçmesinin tadını çıkarıyor. Ancak bu aşırı güç asimetrisi bu kez de Rusya'yı kızdırıyor.
Kremlin'in bu güç eşitsizliğini sindirmesi oldukça güç. Rusya'yı büyük güç konumuna geri getirmeye çalışan Putin için, sadece Şi'nin yardımcısı olarak görünmek içeride hiçte iyi karşılanmıyor. Ancak iki ülke arasındaki eşitsizlik gün geçtikçe daha da belirginleşiyor ve büyüyor. Çin ile ticaret, Rusya'nın toplam dış ticaretinin yüzde 15'inin üzerindeyken Rusya ile ticaret, Çin'in dış ticaretinin yaklaşık yüzde birini temsil ediyor. Bu dengesizlik uçurumu, Çin'in yüksek teknoloji sektöründe ilerlemesiyle daha fazla derinleşiyor.
Rusya’nın doğusunda, Çin ile olan sınır boyunca yaklaşık 6 milyon Rus yaşarken, Çin’e bağlı Mançurya bölgesinin üç eyaletinde yaklaşık 110 milyon Çinli yaşıyor. Sınır bölgesinin giderek Çin ürünlerine ve hizmetlerine bağımlı hale gelmesi, önde gelen Rus siyasi analist Dmitry Trenin’i bile bölgeyi ‘Çin'in ele geçirebileceği’ tahmininde bulunacak kadar ileriye gitmeye itti.
“Rusya, belki de kendi (çıkarları) pahasına Çin’in askeri modernizasyonuna yardım ve yataklık etti
İki ülke arasında toprak ve sınır bölgelerindeki nüfuz konusunda bir kamu tartışmasının patlak vermesinin üzerinden uzun yıllar geçse de milliyetçilik ve ırkçılık, her iki siyasi kültürde de derin bir yere sahip olduklarından uzun süredir uykuda olan bölgesel çatışmaları yeniden alevlendirebilir.
Bu konuyla ilgili olarak South China Morning Post (SCMP) gazetesi, geçtiğimiz günlerde “Şi'nin Moskova ile flört etmesi anlamsız” şeklinde bir yorum yayınladı. Gazete, Şi’nin 17. yüzyıldan bu yana Çin ve Rusya ilişkilerin bir özelliği olan düşmanlığı görmezden geldiğini ve Rusya'daki Çin karşıtı duyguların büyümeye devam ettiğini öne sürdü. Dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi koronavirüs (Kovid-19) salgınının Çin kökenli olması da bu karşıtlığı körüklüyor. Ancak bu önyargılar, kısmen Mao'nun yaklaşık 60 yıl önce şikâyet ettiği aynı ırkçı önyargılarla körüklendiğinden bu karşıtlığın salgından çok önce başladığını söyleyebiliriz.
Rusya'nın Çin'e olan ekonomik bağımlılığı artarken, bu durum Moskova’yı, Pekin'in zorlayıcı nüfuzuna karşı giderek daha savunmasız bırakıyor. Rusya'nın, ihracat gelirinin üçte ikisinden fazlasını ve federal bütçenin üçte birini oluşturan fosil yakıtları ihraç etme bağımlılığı da artıyor. Dünya yenilenebilir enerji kaynaklarına dönerken bu durum, gelecekteki risklere hazır olmak adına hiç iyi bir tablo çizmiyor. Çin'in Kuşak-Yol Girişimi, tüm Avrasya’da yatırımlar ve altyapı projeleri başlatsa da her ne kadar çoğunlukla Rusya’nın etrafında dönse de ona çok az fayda sağlıyor. Son yıllarda birkaç yeni sınır kapısı açıldı, ancak Çin'in Rusya'daki yatırımları en düşük düzeyde kaldı.
Ruslar, Avrasya Ekonomik Birliği'ni (AEB) Kuşak-Yol Girişimi’ne bağlamayı planlıyor. Ama iki yönetim birbirini tamamlamaktan ziyade bir biriyle rekabet ediyorlar. AEB, 2017 yılında Çin'e 40 ayrı ulaşım ağı projesi önerdi ve bunların tümü Pekin tarafından reddedildi. Çin-Rusya ilişkilerinde uzmanlaşmış bir analist olan Ankur Shah, Moskova'nın ‘artık Pekin'in Kuşak-Yol Girişimi önünde boyun eğmek zorunda hissetmediğine’ (yani bu girişime direnmeyi ve rekabet etmeyi bıraktı) dikkati çekerek Rusya Dışişleri Bakanı’nın geçtiğimiz yıl Kuşak-Yol Girişimi konulu üst düzey bir toplantıya katılmadığını hatırlattı.
Rusya’nın Orta Asya'daki baskın ekonomik güç konumu Çin’e geçti. Pekin'in ekonomik kalkınmadan ve Uzak Kuzey'deki yeni nakliye yollarından yararlanma konusundaki ilgisi, Çin'in ‘Kutup İpek Yolu’ olarak adlandırdığı ve Rusya'nın bölgedeki stratejisine açık bir meydan okuma olan projeden ibaret. Çin'in Kuzey Kutbu planları Rusya'nın planlarını tamamlıyor gibi görünse de AEB ve Kuşak-Yol Girişimi'nde olduğu gibi rakip vizyonlar, Moskova'yı endişelendiriyor.
Bu arada, Çin ile Rusya arasındaki savunma ilişkileri ışıltısının bir kısmını kaybetti. Çin ordusu, özellikle Rus yapımı silahlardan ve teknoloji transferlerinden faydalanırken Moskova, elde ettiği gelir ve bunun sonucunda ortaya çıkan askeri iş birliğinden memnundu. Ancak Çinli şirketlerin Rus silah teknolojisini kısmen çalmasıyla Çin'in savunma sektöründeki ilerleme, Çin'i Rusya’dan yapılan silah ithalatına daha az bağımlı hale getirmeye başladı. Çin’in orta menzilli füzelere sahip olması (görünüşte ABD'nin gelişmiş silahlarına karşı koymayı amaçlıyordu), Rus toprakları için olası bir tehdit oluşturuyor. Moskova’nın Pekin’in kıtalararası balistik füzeleri ve Çin'in batısında yeni fırlatma rampaları kurulması dahil genişleyen cephaneliğini yakından takip ettiğine şüphe yok. Bu durumda Rusya, belki de kendi (çıkarları) pahasına Çin'in askeri olarak modernleşmesine yardım ve yataklık etmiş oldu.

Rusya’nın çıkarlarını iyi belirlemesine yardımcı olmak
Eğer Rusya yüzünü Batı’ya çevirirse, bu Washington’ın, girişimlerinin veya Moskova’nın çıkarlarını tercih etmesinden kaynaklanmayacaktır. Aksine, Kremlin’in uzun vadeli çıkarlarını en iyi nasıl ilerleteceğine dair soğuk (kasıtlı) değerlendirmesi nedeniyle olacaktır. Washington'ın Moskova’ya yaptığı Batı ile olan gerilimi azaltma teklifi tek başına başarılı (yeterli) olamayacaktır. Çünkü Putin, siyasi demir yumruğunu meşrulaştırmak için bu tür gerilimlere güveniyor. Washington'ın önündeki asıl zorluk, Batı ile daha fazla iş birliği yapmanın Çin ile yakın ortaklığından kaynaklanan artan güvenlik açıklarını ele almasına yardımcı olabileceğini göstererek Kremlin'in yaptığı kapsamlı stratejik hesabı değiştirmektir.
Washington'ın öncelikle, stratejisinin ‘otoriterliğe karşı demokrasi’ çerçevesini kırmalı. Elbette ABD ve ideolojik ortakları, vatandaşlarına hizmet sunabilmeli ve liberal olmayan alternatiflerden daha iyi performans göstermeliler. Lakin açık bir ideolojik perspektiften rekabet etmek, Rusya ve Çin'i birbirine yaklaştırmaktan başka bir şeye hizmet etmiyor.
Biden yönetimi, bunun yerine, Çin ile ilgili konular da dahil olmak üzere, ABD'nin uzun vadeli ulusal çıkarlarının Rusya'nınkilerle örtüştüğü alanlar hakkında Moskova ile samimi bir görüşme yapmalıdır. Rusya ve ABD’nin birçok konuda anlaşmazlığa düştüğüne şüphe yok. Ancak Washington, devam eden bölünmeden memnun olmak yerine, stratejik istikrar, siber güvenlik ve iklim değişikliği başta olmak üzere çeşitli konularda Moskova ile ortak bir zemin bulmaya çalışmalıdır. Bu tür bir diyalog, hızlı ilerleme sağlamasa bile, Moskova'yı Çin ile ittifak kurmaktan başka seçenekleri de olduğunu hatırlatır.
Biden yönetimi, demokratik müttefiklerine Rusya ile benzer görüşmelerde bulunmaları için baskı yapmalı. Ayrıca, Çin'in artan gücünün nasıl Rusya'nın nüfuzu ve güvenliği pahasına olduğunu vurgulayarak ortak ilgi alanlarını anlayabilirler. Bunun yanı sıra Hindistan’ın Rusya ile uzun süredir devam eden yakın ilişkileri ve Çin'in niyetlerine dair şüpheci bakış açısı göz önüne alındığında, Yeni Delhi’nin Moskova'nın dikkatini stratejik özerkliği korumanın önemine ve Pekin ile çok yakın bir ilişkinin olası tehlikelerine çekme konusunda ön safta yer alabilir. Washington, Hindistan'ı Rusya'yı Çin'den uzaklaştırmaya yardım etmeye teşvik etmek için Rus S-400 hava savunma sistemini satın alması nedeniyle Hindistan'a karşı şuan askıya alınan yaptırımları tamamen kaldırmalı.
ABD ve müttefikleri, Çin’in şu sıra Rusya'nın en büyük ticaret ortağı olmasına rağmen, Rusya'nın Çin'e artan ekonomik bağımlılığını azaltmaya da yardımcı olmalıdır. Rusya'nın AB ile ticaret hacmi, Çin ile olan ticaret hacminden çok daha büyük ve Rusya'nın dış ticaret hacminin yaklaşık yüzde 40'ını oluşturuyor.
Joe Biden'ın Rusya’nın doğalgazını Almanya'ya taşıyacak tartışmalı Kuzey Akım 2 boru hattı projesine yeşil ışık yakma kararı gerçekten de Rusya ile Avrupa arasında daha derin ticaret bağları kurulmasına cesaretlendiren akıllıca bir yatırımdı. Batı ülkelerinin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar, Moskova’nın saldırgan davranışına gerekli bir yanıt olsa da, Rusya'yı Çin'in ekonomik kollarına daha fazla itme konusunda etkili oldu. Buradan bakıldığında ABD ve ortakları yeni yaptırımlar uygulamadan önce iki kez düşünmeli ve Rusya'nın ABD’yi mevcut yaptırımları hafifletmeye ikna etmek için Doğu Ukrayna'daki çatışmaya diplomatik bir çözüm bulma taahhüdü ve Rusya'dan ABD’deki internet ağlarına yönelik siber saldırıları dizginleme dahil atabileceği bir takım adımlar belirlemeli.

“Washington'ın öncelikle, stratejisinin ‘otoriterliğe karşı demokrasi’ çerçevesini kırmalı
ABD ve ortakları, Rusya'nın iklim değişikliğiyle mücadele etmesine ve ekonomisini fosil yakıtlara olan bağımlılıktan uzaklaştırmasına yardımcı olmak isteklerini de dile getirmeliler. Bu görev, kısa vadede metan yakalamak için en iyi yöntemleri paylaşmayı, petrol ve doğalgaz üretimine yeşil alternatifler geliştirmeye yardımcı olmayı ve Rusya'nın sera gazı emisyonlarını azaltmak için başka adımlar atmayı gerektiriyor. ABD, Rusya’nın bilgi ekonomisine geçişine yardımcı olmalıdır. Ancak bu Putin'in ülkesi pahasına ve açıkça çıkarlarına aykırı olarak asla atmadığı bir adımdır.
Buna karşın Çin, teknolojik bilgi birikimini nadiren paylaşıyor. Çin genel olarak bu konuda veren değil, alan taraf olmayı seçiyor. Bu nedenle ABD, Rusya’nın daha yeşil ve daha çeşitli bir ekonomiye geçişini kolaylaştırmak için teknolojik bilgi birikimini paylaşma fırsatını değerlendirmeli.
ABD aynı zamanda, Biden ve Putin’in Haziran ayında Cenevre'de yaptıkları görüşmede başlattıkları stratejik istikrar diyalogunu geliştirmeli. Rusya'nın Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'nı (INF) ihlal etmesinin ABD'yi 2019 yılında anlaşmadan çekilmeye ittiği biliniyor. 
ABD ve Rusya’nın artık kaçınılmaz olduğu düşünülen füze yarışına bir çözüm bulması gerekiyor. Çin'in de dahil olduğu üçlü bir anlaşmanın yapılması uzak bir ihtimal olsa da, Çin geniş ve çeşitli orta menzilli füze cephaneliğini sınırlayan, tamamlayıcı bir takip anlaşmasını kabul etmeye zorlanabilir.  Böyle bir anlaşmayı müzakere etme girişimi, Çin'in silah kontrol anlaşmalarına girme konusundaki geleneksel isteksizliği nedeniyle muhtemelen Moskova ve Pekin arasındaki bölünmeleri ortaya çıkaracaktır. Ayrıca Rusya’nın Çin’i, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda ABD ile daha kapsamlı bir müzakereye dahil etmesi, özellikle ABD ve Rusya’nın çıkarlarının örtüştüğü İran ve Kuzey Kore'deki nükleer programlar konusunda çıkarına olacaktır.
Kuzey Kutbu ise Washington’ın Moskova’nın Pekin’in büyüyen hırslarını pohpohlamanın stratejik olumsuz taraflarını görmesine yardımcı olabileceği başka bir alandır. İklim değişikliğinin, Uzak Kuzey'e (Rusya'nın çoğunlukla Kuzey Kutup Dairesi'nin kuzeyini kapsayan bir bölge) erişimi büyük ölçüde artırması, Rusya’nın bölgenin ekonomik ve stratejik değeri ile ilgilenmeye başlamasını sağladı. Çin'in ‘Kuzey Kutbu'na yakın bir güç’ olduğu açıklaması da Rusya’yı rahatsız ediyor.
Washington ve Moskova arasında bölgeyle ilgili bir anlaşmazlık olsa da hem Kuzey Kutup Bölgesi (Arktik) Konseyi ile ikili diyaloga girilerek hem de Kuzey Kutbu'ndaki ekonomik ve askeri faaliyetleri yöneten daha tutarlı ilkeler geliştirilerek Çin’in niyetleriyle ilgili ortak endişeler ele alınmalı. Son olarak Washington, Moskova’yı Çin’in Orta Asya, Ortadoğu ve Afrika dahil olmak üzere gelişmekte olan bölgelerde artan nüfuzunu engellemeye yardım etmesi için teşvik etmeli. Bu bölgelerin çoğunda Rusya’nın politikaları ABD’nin çıkarlarıyla çakışıyor ve Moskova Washington'ı baş rakibi olarak görmeye devam ediyor. Ama Pekin ekonomik ve stratejik nüfuzunu artırmaya devam ettikçe Moskova, asıl baş rakibinin ABD değil, Çin olduğunu anlayacaktır. Çünkü Çin, söz konusu bölgelerin çoğunda Rusya’nın nüfuzunu baltalıyor. Washington bu durumu, Rusya’nın ve ABD’nin çıkarları arasında daha fazla uyum sağlamaya yardımcı olarak ve bölgesel strateji koordinasyonu için fırsatlar yaratarak göstermeli.
Şuan Rusya ile ABD arasındaki ilişkileri baltalayan düşmanlık ve güvensizlik göz önüne alındığında, Washington'ın stratejik hesabını değiştirmeyi amaçlayan diplomasiyi hedeflemek zaman alacağı anlaşılabilir. Rusya, belki de Putin görevi bırakana kadar mevcut rotasında kalabilir. Ancak Çin’in jeopolitik yükselişinin şaşırtıcı hızına ve kapsamına bakıldığında, özellikle Putin ayrıldıktan sonra görevi devralacak olan genç Rus yetkililer ve aydınlar arasında bir Çin-Rusya bölünmesinin tohumlarını ekmeye başlamanın zamanı geldi.
Çin, sadece deniz cephesinde değil birçok cephede stratejik baskıyla karşı karşıya kalırsa ve artık Rusya'nın sarsılmaz askeri ve diplomatik desteğine güvenini kaybederse ABD’nin Çin’in yükselişini başarılı ve barışçıl bir şekilde yönetme çabalarında büyük ölçüde ilerleme kaydedileceği kesin.
Çin, şimdilik, kıta sınırlarında nispeten serbest olduğu ve Moskova'nın desteğini aldığı için batı Pasifik'e ve ötesine ilerlemeye odaklanabiliyor. ABD'nin, Çin'in Rusya ile ilişkisini yeniden şekillendirmeye yardımcı olarak bu denklemi değiştirmek için uzun vadeli bir stratejiye yatırım yapması akıllıca olacaktır. Bunu yapmak, çok kutuplu bir düzen yaratma ve Pekin’in gerçekte uluslararası bir düzen inşa etme yönündeki olası çabalarını raydan çıkarma konusunda önemli bir adım olarak görülecektir.
*Makalenin yazı Charles A. Kupchan, Dış İlişkiler Konseyi'nde (Council On Foreign Relations -CFR) seçkin bir akademisyen ve Georgetown Üniversitesi Dış Hizmet ve Hükümet Okulu'nda uluslararası ilişkiler profesörüdür. Kupchan zamanda “Isolationism: A History of America’s Efforts to Shield Itself from the World” (İzolasyonizm: ABD'nin Kendini Dünyadan Koruma Çabalarının Tarihi ) adlı kitabın da yazarıdır.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.