Taliban’ın zaferi sonrası Afganistan’ı bekleyen senaryolar

İç ve dış aktörlerin verileri, taktikleri ve hesapları değişiyor.

Taliban’ın zaferi sonrası Afganistan’ı bekleyen senaryolar
TT

Taliban’ın zaferi sonrası Afganistan’ı bekleyen senaryolar

Taliban’ın zaferi sonrası Afganistan’ı bekleyen senaryolar

Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani Ahmedzai'nin Kabil Uluslararası Havalimanı'ndan Tacikistan Cumhuriyeti'ne giden uçağa bindiği an, ABD'nin Afganistan'da bir ulus inşa etmeye yönelik 20 yıllık çabası son buldu. Afgan devlet kurumlarını inşa etmek için harcanan trilyonlarca dolar, Afgan silahlı kuvvetlerinin “kaybolması” ve tüm hükümet yapısının çökmesiyle boşa gitmiş oldu. Ve tüm bunlar, Taliban milislerinin Pazar sabahı Afganistan'ın başkenti Kabil'e girmesinden sadece birkaç saat sonra meydana geldi.
Bu olay, 11 Eylül 2001'de ABD'ye yapılan saldırıların ardından “Taliban” hareketini dağıtma amacıyla başlatılan 20 yıllık uluslararası çabaların sonu oldu. Modern tarihte örneğini daha önce görmediğimiz bir şekilde bir büyük gücün böylesine savurgan bir maliyetle giriştiği askeri macera utanç verici bir şekilde sona erdi.
Taliban'ın Afganistan'ın başkenti Kabil'i ele geçirmesi ve hareketin şehrin etrafına güvenlik birimleri yerleştirmesinden sonra şehir merkezine sızarak her köşeye güvenlik noktası kurması ve şehri tam olarak kontrolü altına alması şu ana kadar barışçıl bir şekilde gerçekleşti. Öte yandan Taliban'ın, resmi adıyla Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nın her köşesinde güvenlik noktaları oluşturmasına rağmen herhangi bir binaya girmekten kaçınmasıyla havaalanı, Kabil'de ABD ordusunun kontrolü altındaki tek tesis olmaya devam ediyor. Bu nedenle, Taliban ile havaalanını kontrol eden ABD askeri güçleri arasında adeta ilan edilmemiş bir ateşkes var. Taliban, bu güçlerin ABD diplomatik personelini Kabil’den tahliye ettiğini ve şehirdeki büyükelçilik yerleşkesinden Amerikan bayrağını indirdiğini biliyor.
Taliban'ın Kabil'in çeşitli ilçe ve bölgelerine girmesinden birkaç saat önce, Başkan Eşref Gani hükümetinin neredeyse tüm üyelerinin kaçtığı, ancak hareketin, hâlâ hükümet binaları ve cumhurbaşkanlığı yerleşkesi içinde bulunan yetkilileri zorla tahliye etmekten kaçındığını belirtmekte de fayda var. Taliban bu yetkilileri zorla çıkarmak yerine barışçıl bir iktidar geçişi sağlamak için eski Afgan hükümetinin üst düzey yetkilileri ile müzakerelere başladı. Eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ve önde gelen hükümet politikacısı Dr. Abdullah Abdullah, müzakerelerde Afgan hükümeti ekibine liderlik ediyor.
Öte yandan, Taliban militanlarının şehre girmesinin ardından Kabil'de ciddi bir şiddet olayı bildirilmezken, şehir dışına büyük çaplı bir göç dalgası olduğu bildiriliyor. Eşref Gani hükümetiyle veya Amerikan kuvvetleriyle yakın iş birliği içinde olan bölge sakinleri, “Taliban” militanlarının misilleme saldırılarından korkuyorlar. Bu korku, çok sayıda vatandaşın uluslararası havaalanının kapılarına hücum ederek Afganistan’dan ayrılan Amerikan askeri ve ticari uçaklarına binmeye çalışmasında açıkça görüldü. Durum böyle olunca ABD ticari uçuşlarını askıya aldı, askeri uçuşlarda ise diplomatik personelin tahliyesine öncelik verdi.
“Uluslararası Ortak Açıklama”
60'tan fazla ülke yaptıkları ortak açıklamada, sivil düzenin ve güvenliğin derhal yeniden tesis edilmesi ve Taliban'a, ülkeyi terk etmek isteyen herkese izin vermesi çağrısında bulundu. Öte yandan aktivistler, Taliban’ın, kadınları giyim tarzında ve çalışma özgürlüğünde değişiklik yapmaya zorladığına dair haberler çerçevesinde Afganistan’daki kadınların kaderiyle ilgili endişelerini dile getiriyorlar. Bu arada Afganistan’daki özel yerel televizyon kanalları, kadın aktrislerin ve sunucuların görev yaptığı mevcut programları yayınlamaya devam ediyorlar.
Aktivistler ve siyasi yorumcular, Taliban’ın Afganistan’daki azınlıklara yönelik muameleleri konusundaki endişelerini de dile getiriyorlar. Peştuca konuşan (Taliban militanlarının çoğunluğunun dili) ve Taliban’ın Kabil’i ele geçirdiği ilk andan itibaren hareketin durumunu yakından takip eden Pakistanlı gazeteci Tahir Han, "Hareketin bu sefer farklı olacağına dair açık işaretler var. Zaten azınlıklar meselesi hususunda uluslararası toplum tarafından çok fazla baskı var” değerlendirmesinde bulundu.
Tahir Han, 3 Taliban liderinin Pazar günü Kabil'de düzenlenen bir Şii cenazesine katıldığını ve bunun Afgan hükümetinin kurulmasından sonra hareketin azınlıklarla ilişkilerinde yumuşak davranacağının açık bir göstergesi olduğunu belirtti. Han, “Bundan sonra ne olacağını tahmin etmenin zor olacağı doğru, ancak şu anda uluslararası baskılara yanıt veriyorlar” ifadelerini kullandı.
“İran'ın Artan Rolü”
Taliban'ın azınlıklara ve kadınlara yönelik tutumundaki bu açık değişiklik, hareketin İran, Çin ve Rusya dahil olmak üzere bölgesel devletlerle ilişkilerinin önemli ölçüde iyileşmesinden sonra sevk edildiği önemli bir stratejik arka plana dayanıyor. Tahir Han'a göre, "Taliban'ın ilişkilerini büyük ölçüde geliştirdiği ülkelerden biri İran. Taliban üyeleri ABD yönetimiyle yaptığı görüşmeler hususunda İranlı liderlerle istişarelerde bulundular ve istişareler için düzenli olarak Tahran'ı ziyaret ediyorlar."
Öte yandan, Pakistan dış politika çevrelerinde, ABD'nin Afganistan'dan tek taraflı çekilme kararının Washington'un artık terörle ilgili konulara odaklanmadığını gösterdiği ve bunun pratikte hem Pakistan'ın hem de Afganistan’ın stratejik öneminin azalması anlamına geldiğine dair net bir farkındalık var. Ancak bölgesel başkentlerden, Pakistan güvenlik teşkilatına bağlı "stratejik varlıklar"ın Rusya, İran ve Çin gibi bölge ülkeleri arasında bir miktar desteğe sahip olduğuna dair zayıf sinyaller var. “Stratejik varlıklar” terimi, uluslararası medya kuruluşları tarafından çoğu zaman Afgan Talibanı’na atıfta bulunmak için kullanılan bir tabir.
Burada bahsedilen destek şu; ABD'nin Afganistan'daki varlığının en parlak döneminde, ABD istihbaratının Washington'a, hem İran hem de Rusya'nın Kabil’deki ABD kuvvetlerine saldırı başlatması için “Taliban”a silah, istihbarat ve finansman sağladığını bildirdiğine dair haberler vardı.  Ayrıca Taliban, Rus ve İranlıların emriyle, 2014-2016 yılları arasında Afganistan'ın kuzeyinde ve doğusundaki DEAŞ'a bağlı gruplara karşı operasyonlar düzenlemişti. Bu dönemde Afganistan’da ani bir DEAŞ yükselişi kaydedilmişti. Ayrıca Pakistan istihbarat teşkilatı, Temmuz 2018'de Pakistan'ın başkenti İslamabad'da düzenlenen bir konferansta Moskova, Tahran ve Pekin istihbarat şeflerini ağırlamış ve bu konferansta Afganistan'da yükselen DEAŞ’a karşı dört istihbarat teşkilatının koordinasyon içinde çalışması kararlaştırılmıştı.
Ancak bu, Rusya ve İran'ın Afgan Taliban'ı ile aktif bir ilişkisi olduğu anlamına mı geliyor? Yahut bu, bölgesel aktörlerin, muhafazakâr Taliban'a, raporlara göre Afganistan'da kurulduğu söylenen aşırılık yanlısı DEAŞ'tan daha açık olduğu anlamına mı geliyor?
“Madalyonun Rusya Tarafı”
Bu tür soruların henüz net bir cevabı yok. Ancak İran'ın "yabancı güçlerin geri çekilmesini" memnuniyetle karşıladığı son derece açık. Rusya ise Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan gibi bölgesel müttefiklerini korumak için askeri güç kullanmaya hazır olduğunu ifade ederken, Taliban’ın bu devletlerden herhangi biri için tehlike arz ettiğinden bahsetmiyor. Moskova’nın, bu ülkelerde artan şiddeti ve huzursuzluğu kesinlikle kabul etmemesine rağmen hiçbir Rus açıklamasında Taliban’dan bir tehdit unsuru olarak söz edilmiyor.
Bu bağlamda Pakistanlı yetkililere ve uzmanlara göre Ruslar, DEAŞ'ın Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan da dahil olmak üzere tüm Orta Asya ülkelerinde ve sınırları yakınındaki kuzey Afganistan'da yükselişinden özellikle endişe duyuyor. Zira Moskova hala kendini Orta Asya ülkelerinin güvenliğinin ana sorumlusu görüyor. Ruslar bu sorunu Taliban liderleriyle tartışıyorlar ve Taliban’ı, sınır bölgesinde ortaya çıkan DEAŞ ve diğer aşırılık yanlısı gruplara karşı potansiyel bir müttefik olarak görüyorlar.
Nitekim DEAŞ’ın Afganistan'daki hikayesi örgütün orada devam eden düşüşü etrafında dönüyor. 2014-2016 yılları arasında Kabil'deki çarpıcı yükselişin ve üye sayısının binlere ulaşmasının ardından DEAŞ sürekli bir düşüş halinde. Ayrıca, son iki yılda örgüt, ABD ve Afgan askeri operasyonları karşısında doğudaki Kunar ve Nangarhar vilayetlerinde peş peşe kayıplar verdi. Bu kayıplar, Taliban militanlarının örgüte karşı başlattığı bağımsız askeri harekatla daha da arttı.
DEAŞ’ın yaklaşık 2.200 savaşçıyı çağırdığını belirten haberlerle birlikte, Batılı uzmanların okumaları içeren bir rapora göre, bir bütün olarak Taliban'ın yolu, liderler ve savaşçılar arasında ayrılıklar, toprak kayıpları ve savaş alanında dağılan müttefiklerle dolu. Batılı uzmanların bazıları, "Taliban"ın Afganistan'da çeşitli şekillerde ortaya çıkabilecek ve bölge ülkelerini etkileyebilecek olan bozguncuların şiddeti sorunuyla başa çıkacak yetkinliğe ve yeterliliğe sahip olmadığına inanıyor.
“Gelecekteki Olasılıklar”
Öte yandan gözlemciler, "Taliban"ın şimdi İran'ı rahatsız etmemek veya tahrik etmemek için Afgan azınlıklarla, özellikle Şii Hazara azınlığı (orta Afganistan'daki) ile bir tür iyi ilişkiler kurmaya çalışmasını bekliyorlar. Bilinmelidir ki, çok sayıda Tacik, Özbek, Türkmen ve hatta bazı Hazaralar dahi Taliban'a katıldı. Hareketin kuzey Afganistan'da taarruza başlamasının nedeni buydu; Çoğunluk Peştun olmayan kabilelerden olduğu için, bu yeni durum "Taliban"ı etnik ve mezhepsel azınlıklara karşı nazik ve işbirlikçi olmaya teşvik etti.
Öte yandan, bozgunun şiddeti Pakistan toprakları içinde terörist saldırılar şeklini alabilir. Batılı istihbarat uzmanlarının söylediklerine bakılırsa, Hindistan istihbaratı, terörist grupların kalıntılarını Pakistan'a karşı kullanacağı bir uzantı haline getirebilir. Pakistan’ın, Hindistan istihbaratının Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP) hareketine sızdığı ve bu silahlı grubu Pakistan'a terörist saldırılar düzenlemek için kullandığı iddiaları göz önünde bulundurulduğunda bu pek de imkânsız görünmüyor. Pakistan Talibanı'nı, El Kaide ve DEAŞ gibi uluslararası terörist gruplara bağlayan şebekelere atıfta bulunan sayısız haber ve iddia var.
Aynı şekilde, bu şiddet Pakistan'ın Afganistan'daki Hindistan çıkarlarına karşı terörist saldırılar düzenlemek için terörist grupları kullanması şeklinde de olabilir. Yakın geçmişe bakarsak, bu da imkânsız görünmüyor, çünkü Hintlilerin Afganistan'daki askeri istihbarat varlıklarını Pakistan'a karşı nasıl kullandıkları çok iyi biliniyor. ABD yönetiminin Kabil'deki Hindistan büyükelçiliğine yapılan terör saldırısından Pakistan istihbaratını sorumlu tutmasının acı hatıraları, ulusal ve uluslararası hafızada hala taze.
Bu, iyileşmeyen bir yara olarak Afgan çatışmasının başka bir yönünü temsil ediyor. Pakistan ve Hindistan güvenlik servisleri, Afganistan'daki kendi çıkarlarını korumak için net olarak belirlenmiş “oyun kurallarına” sahip değiller. Pakistanlılar, Washington'un çekilmesinden sonra Hindistan'a Afganistan'da orantısız bir rol verme arzusundan endişe duyarken, Hintliler Afganistan'daki ekonomik çıkarlarının "Taliban" kılığına girmiş baş düşmanları olan Pakistan’ın eylemlerinden olumsuz etkilenebileceğinden endişe ve korku duyuyorlar. Dolayısıyla bu “senaryo”da bozguncuların şiddeti çok da uzak görünmüyor. Aksine Afgan topraklarında bunun emsalleri var; ABD yönetimi, Rusya ve İran'ı, Afganistan'daki “Taliban”ı oradaki Amerikan güçlerine karşı şiddet eylemleri gerçekleştirmek için desteklemekle suçladı. Rusya, dolaylı olarak Amerikalıları, DEAŞ savaşçılarını kuzey Afganistan'a, Rusya'nın güvenlik sınırlarının bir parçası olarak gördüğü Orta Asya cumhuriyetlerinin sınırları yakınına getirmekle suçladı. Nitekim Afganistan'daki "El Kaide" ve "DEAŞ" kalıntıları, Orta Asya toplumlarında ortaya çıkan ve Orta Asya hükümetleriyle askeri çatışmalara giren terörist grupları barındırıyordu.
Çinliler de Afganistan'daki gelişmelerden son derece endişe duyuyorlar. Çünkü Çinli ayrılıkçı unsurların, özellikle Müslüman Uygurların DEAŞ, Taliban ve El Kaide ile ittifaklarının gayet farkındalar. Bu unsurlardan bazıları, yakın zamana kadar onlara sığınak sağlayan "Pakistan Talibanı" ile de müttefik durumdalar. İslamabad'da ikamet eden bir uzman, "Çin, topraklarına ulaşan yağmacıların şiddetinden gerçekten endişe duyuyor” dedi. Çin de dün yeni "Taliban" hükümetiyle çalışma ve iş birliği yapma niyetini dile getirdi.
“Pakistan-Hindistan hesaplarının çatışma noktası Afganistan”
Taliban hareketi şu ana kadar Afganistan'daki askeri zaferine karşı henüz herhangi bir direnişle karşılaşmadı, ancak haberler, eski ordu komutanı Ahmed Şah Mesud'a sadık militanların, Tacik liderin eski kalesi olan Pençşir Vadisi'nde toplanmaya başladığını gösteriyor.
Bilgiler, eski Afgan cumhurbaşkanı yardımcısı Emrullah Salih'in adamlarıyla birlikte Pençşir Vadisi'nde olduğunu ve Kabil'in kuzeyinden bir direniş hareketi başlatabileceğini aktarıyor. Geçmişte Hindistan'ın Mesud'un güçlerine uzun bir süre askeri yardım sağladığı biliniyor. Hindistan’ın, “Kuzey ittfakı” gruplarına havadan askeri yardım sağlamaya başladığı 1996 yılında bunun uluslararası bir terör tehdidi olduğu tam anlaşılamamış ve bölgesel ve uluslararası medya henüz bu tehdidi ciddiye almaya başlamamıştı. Bu nedenle Hintli askeri yetkililer, Afganistan'da Pakistan yanlısı güçlerin yükselişinden endişe duydular ve "Taliban"ı, Hindistan'ın stratejik ve siyasi düşüncesinin şekillenmesinde hayati bir role sahip olan Afganistan içinde kendileri için bir tehdit olarak gördüler. Bu çabalar ve girişimler çerçevesinde, İran, Rusya ve Tacikistan gibi başka ülkeler de Hindistan'a katıldı. Hindistan'dan gelen çeşitli destekler, Tacik gümrüklerinin yardımıyla Tacik lider Ahmed Şah Mesud'a sürekli aktı.
Hindistan'ın, çekilme sonrası aşamada Pakistan'ın Afganistan'ı kontrol edeceğine dair stratejik korkusu, Hintli yetkililerin, Pakistan güvenlik servisinin, Sünni militanlar ve "Afganistan'dan gelen terörizm" üzerinde etkili olduğunu düşünmelerinden kaynaklanıyor. Bu bağlamda Hindistan, Afganistan'a İran limanlarından nüfuz edebilmek için Afganistan içindeki ilişkilerle çok ilgileniyor. Bununla birlikte, büyüyen ve petrole susayan Hindistan ekonomisinin talebini karşılamak için Orta Asya'nın petrol ve gaz zengini cumhuriyetlerine aynı zamanda pazar ve enerji tedarikçileri olarak ulaşma planları var. Hintli stratejistler bu şekilde Pakistan'ın stratejik önemini azaltmayı hedefliyor. Afganistan şu anda Taliban'ın tam askeri kontrolüne doğru ilerlerken, Hindistan'ın Afganistan'daki yol ve iletişim alanındaki önemli yatırımlarının kaybedilmesi de muhtemel. Bu durum da Hintli yetkilileri korkutuyor.
Her halükârda Hint medyası ve stratejik düşünürler, Hindistan'ın Afgan vatandaşları arasında iyi bir konumda olduğuna ikna olmuş durumdalar. Yeni Delhi'nin, doğru ülkede doğru yatırımı yaptığını ama belki zamanı doğru ayarlayamadığını düşünüyorlar. ABD’li ve Batılı istihbarat ve diplomatik yetkililerin Taliban ile gizli görüşmelere girmeye başladığı 2014 yılından itibaren Taliban'ın yükselişi açık ve beklenen bir şeydi. Bu konuyla ilgili haberler tüm dünya gazetelerinde ve medyasında manşet oldu; ancak Hintliler bunları görmezden geldiler. Görünüşe göre Amerikan kuvvetlerinin ayrılmasından sonra Afganistan “senaryosunu” planlamadılar ve kendilerini siyasi İslam ve “terörizm” karşıtı hareketlerin destekçisi olarak sunmaya devam ettiler.
Bu sefer durum farklı.  Eğer Hindistan, Taliban karşısında Pençşir militanlarına destek vermeye karar verirse, kesinlikle İran veya Rusya Federasyonu'nun desteğini alamayacaktır. Buna ek olarak, bir zamanlar Ahmed Şah Mesud'un savaşçılarının ana destek üssü olan Afganistan'daki Tacikler, Özbekler ve Türkmenler gibi etnik azınlıkların birçok üyesinin son zamanlarda "Taliban" saflarına geçtiğini görüyoruz. Bu da Taliban’ın kuzey şehirlerini ve kasabalarını ele geçirmesini kolaylaştırdı.



İsrail, ABD’yi İran'ın Trump'a yeni bir suikast düzenleme planından haberdar etti

İran'ın merhum dini lideri Ali Hamaney'in Kum şehrindeki cenaze töreninden... ve katılımcılar arasında ABD Başkanı Donald Trump'ın öldürülmesini isteyen bir pankart (Reuters)
İran'ın merhum dini lideri Ali Hamaney'in Kum şehrindeki cenaze töreninden... ve katılımcılar arasında ABD Başkanı Donald Trump'ın öldürülmesini isteyen bir pankart (Reuters)
TT

İsrail, ABD’yi İran'ın Trump'a yeni bir suikast düzenleme planından haberdar etti

İran'ın merhum dini lideri Ali Hamaney'in Kum şehrindeki cenaze töreninden... ve katılımcılar arasında ABD Başkanı Donald Trump'ın öldürülmesini isteyen bir pankart (Reuters)
İran'ın merhum dini lideri Ali Hamaney'in Kum şehrindeki cenaze töreninden... ve katılımcılar arasında ABD Başkanı Donald Trump'ın öldürülmesini isteyen bir pankart (Reuters)

İki farklı kaynak, Amerikan CNN kanalına yaptıkları açıklamada, İsrail'in ABD ile paylaştığı istihbarat bilgilerinde, İran'ın Başkan Donald Trump'a yönelik yeni bir suikast planı hazırladığını bildirdiğini belirtti. Bu gelişmenin, Washington ile Tahran arasındaki kırılgan ateşkes anlaşması üzerindeki baskıları artırdığı belirtiliyor.

Kaynaklardan biri, uyarının bu hafta yapıldığını belirtirken, bir diğer kaynak ise ABD'nin son haftalarda Trump'ın hedef alınabileceğine dair sürekli istihbarat aldığını, ancak İsrail'den gelen bu son bilginin oldukça spesifik ve yeni bir plana işaret ettiğini vurguladı.

Diğer yandan bazı ABD'li yetkililer İsrail'in bu raporunun, İran'a karşı askeri operasyonları artırma seçeneğini değerlendiren Trump'ın kararını etkilemeye yönelik bir girişim olabileceği ihtimaline de dikkat çekti.

İsrail'in uyardığı suikast komplosunun detayları henüz netleşmezken, konuya yakın iki kaynak, ABD'nin söz konusu planı kendisinin henüz doğrulamadığını ve İsrail'in uyarısından önce bu konuda bir takip yürütmediğini belirtti.

ABD yönetimi uzun süredir, Tahran'ın 2020 yılında Trump'ın talimatıyla gerçekleştirilen ve üst düzey İranlı komutan Kasım Süleymani'nin öldürüldüğü İHA saldırısına misilleme olarak Trump'ı hedef alabileceği konusunda uyarılarda bulunuyordu.

The Wall Street Journal tarafından ilk kez gündeme getirilen bu iddialara ilişkin Beyaz Saray'dan gelen açıklamada, Trump'ın İran'ın kendisine yönelik suikast niyetine ilişkin son değerlendirmelerine atıfta bulunuldu.

Trump: Bu kanseri kökten kazımalıyız

Trump, çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, "ABD liderinden -yani benden- kurtulmak istiyorlar. Tüm listelerinin en başındayım. Bu sabah gördüm ki tüm listelerindeyim. Şimdiye kadar biraz şanslı olduğumu düşünüyorum ama bu uzun sürmeyebilir. Onlar kötü ve hasta insanlar. Bu kanseri kökten kazımalıyız. Kanserleri erken aşamada söküp atmanız gerekir. Benim hissettiğim bu," ifadelerini kullandı. Trump daha sonra İran'ın kendisini "bir numaralı suikast hedefi" olarak belirlediği yeni bir listeden haberdar olduğunu söyledi, ancak bu açıklamasının İsrail kaynaklı istihbaratla bağlantılı olup olmadığı netlik kazanmadı.

Öte yandan, geçtiğimiz hafta sonu, 28 Şubat 2026'da savaşın başlangıcında hayatını kaybeden İran'ın eski dini lideri Ali Hamaney'in cenaze töreni sırasında İranlı kalabalıkların "Trump'a ölüm" sloganları attığı görüldü.

İki ülke arasındaki gerilim, 60 günlük ateşkesin çöküşüyle birlikte tarafların karşılıklı tehdit ve saldırılarıyla son günlerde kritik bir noktaya gelmiş durumda.


ABD'de 8 kişiye Trump, Vance ve Netanyahu'ya suikast planı suçlaması

ABD Başkanı Donald Trump, 6 Temmuz 2026'da Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen etkinlikte öğle yemeği sırasında (AP).
ABD Başkanı Donald Trump, 6 Temmuz 2026'da Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen etkinlikte öğle yemeği sırasında (AP).
TT

ABD'de 8 kişiye Trump, Vance ve Netanyahu'ya suikast planı suçlaması

ABD Başkanı Donald Trump, 6 Temmuz 2026'da Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen etkinlikte öğle yemeği sırasında (AP).
ABD Başkanı Donald Trump, 6 Temmuz 2026'da Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen etkinlikte öğle yemeği sırasında (AP).

ABD Adalet Bakanlığı, perşembe günü yaptığı açıklamada, büyük bir federal jüri heyetinin sekiz erkek hakkında, haziran ayında Beyaz Saray'da düzenlenen karma dövüş sanatları (MMA) etkinliğine saldırı planladıkları gerekçesiyle iddianame hazırladığını duyurdu.

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), geçen ay Beyaz Saray'daki etkinliği hedef alan planlı bir saldırının engellendiğini açıklamıştı.

İlk gözaltının gerçekleştiği Ohio eyaletinin Columbus kentinde hazırlanan iddianamede sekiz kişi hakkında iki ayrı suçlama yöneltildi. ABD Adalet Bakanlığı, diğer şüphelilerin de daha sonra gözaltına alındığını bildirdi.

Yaşları 19 ile 32 arasında değişen sanıkların tamamı, "teröristlere maddi destek sağlamak amacıyla komplo kurmak" ile "federal hükümete ait bir bölgede ve federal hükümet yetkililerine yönelik cinayet işlemek amacıyla komplo kurmak" suçlamalarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Adalet Bakanlığı'na göre sanıklar, etkinlik sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance, bazı üst düzey ABD'li yetkililer, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, milyarder Elon Musk ve "yüksek öneme sahip diğer hedeflere" suikast düzenlemeyi planladı.

Trump, 250. ABD Bağımsızlık Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen ve 80'inci doğum gününe denk gelen etkinliğe, Cumhuriyetçi Parti'den çok sayıda Kongre üyesi, bağışçı ve ABD yönetiminden yetkililerle birlikte katıldı. Netanyahu ise etkinlikte yer almadı.

Adalet Bakanlığı, sekiz zanlının Signal, Discord, TikTok ve Instagram üzerinden oluşturulan sohbet grupları ve çevrim içi forumlarda iletişim kurduklarının değerlendirildiğini açıkladı.

FBI, geçen ay yaptığı açıklamada, saldırı planının patlayıcı yüklü insansız hava araçlarıyla Beyaz Saray'ın kuzey cephesini hedef almayı, ardından panik halinde belirli bir çıkışa yönlendirilecek katılımcılara keskin nişancıların ateş açmasını öngördüğünü belirtmişti. Bu planın hedefinde siyasetçiler ve etkinlikten kaçmaya çalışan diğer kişiler bulunuyordu.


Hamaney toprağa verildi, oğlu ortalarda görünmedi... Gerilime rağmen tankerler Hürmüz'den geçmeye devam ediyor

Hamaney toprağa verildi, oğlu ortalarda görünmedi... Gerilime rağmen tankerler Hürmüz'den geçmeye devam ediyor
TT

Hamaney toprağa verildi, oğlu ortalarda görünmedi... Gerilime rağmen tankerler Hürmüz'den geçmeye devam ediyor

Hamaney toprağa verildi, oğlu ortalarda görünmedi... Gerilime rağmen tankerler Hürmüz'den geçmeye devam ediyor

İran resmi medyası, eski dini lider Ali Hamaney'in cuma günü Meşhed kentindeki İmam Rıza Türbesi'ne defnedildiğini, cenaze törenine büyük kalabalıkların katıldığını bildirdi. Ancak Hamaney'in oğlu ve halefi olarak gösterilen Mücteba Hamaney'in tören boyunca kamuoyu önüne çıkmadığı belirtildi.

Bu sırada gemi takip verileri, Orta Doğu'da çatışmaların yeniden şiddetlenmesine rağmen son günlerde daha fazla sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapmaya yeniden başladığını ortaya koydu.

İran Sağlık Bakanlığı'na göre ABD'nin son hava saldırılarında en az 14 kişi hayatını kaybetti, 78 kişi de yaralandı. Güney bölgelerine yoğunlaşan saldırılarda bir demir yolu hattı ile iki köprü de yıkıldı. Tahran yönetimi saldırıları "savaş suçu" olarak nitelendirirken, bunun ardından Tahran-Meşhed demir yolu hattındaki seferlerin askıya alındığını duyurdu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise Amerikan güçlerinin İran'da yaklaşık 170 askeri hedefi vurduğunu açıkladı. Hedefler arasında hava savunma sistemleri, kıyı gözetleme unsurları, füze ve insansız hava aracı depolama tesisleri ile kıyı şeridi boyunca bulunan lojistik altyapının yer aldığı belirtildi.

Saldırıların ardından İran hızlı bir karşılık verdi. Devrim Muhafızları, Kuveyt ve Bahreyn'deki ABD askeri üslerini hedef aldığını açıkladı. Ürdün Haber Ajansı ise İran'dan fırlatılan füzelerin ülke hava sahasına girmesi üzerine Kamu Güvenliği Müdürlüğü'nün hava saldırısı sirenlerini devreye soktuğunu bildirdi.