Taliban’ın iki numaralı ismi ‘kapsayıcı bir hükümet’ kurmak için Kabil’e gelirken, ‘tahliye’ kaosu devam ediyor

Hareket misilleme haberlerini araştırma sözü verdi. Washington ise "olası saldırılar" konusunda uyardı

Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)
Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)
TT

Taliban’ın iki numaralı ismi ‘kapsayıcı bir hükümet’ kurmak için Kabil’e gelirken, ‘tahliye’ kaosu devam ediyor

Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)
Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)

Taliban'ın Kabil'e girmesinden altı gün sonra, hareketin iki numaralı ismi Molla Abdülgani Birader, "kapsayıcı bir hükümet" kurmak için Afgan başkentine gelirken, on binlerce Afgan hava yolu ile hâlâ kendi ülkelerinden kaçmaya çalışıyor. Amerikan başkanı Joe Biden, "sonucu" garanti etmediğini söyledi. Washington, "potansiyel güvenlik tehditleri" bulunduğunu belirterek, vatandaşlarını şu anda kaosun hüküm sürdüğü Kabil havaalanına gitmekten kaçınmaları konusunda uyardı.
"Taliban" hareketinden bir yetkili, Kabil havaalanında güvenlik risklerinin varlığını inkâr etmedi ve hareketinin önümüzdeki saatlerde havaalanında "durumu iyileştirmeyi ve sorunsuz bir çıkış sağlamayı hedeflediğini" belirtti.
Molla Birader dün, Taliban'ın ülkenin kontrolünü ele geçirmesinden sonra, hareketin siyasi ofisini yönettiği Katar'dan Afganistan'a döndü. Üst düzey bir Taliban lideri Tarnsız haber ajansına (AFP), Birader’in "kapsayıcı bir hükümet kurmak için siyasi liderlerle görüşmek üzere Kabil'e geldiğini" söyledi.
Birader, 2001'deki 11 Eylül saldırılarının ardından kurulan ABD liderliğindeki bir koalisyonun Taliban'ın hakimiyetini sona erdirmesinden bu yana, aleni olarak Afganistan'a dönen ilk üst düzey Taliban lideri oldu.
Kabil havalimanında her gün bir kaos hali yaşanıyor ve bu durum, Taliban'ın ülkeyi kontrol etmesinden korkan yabancı uyrukluların ve Afgan vatandaşlarının tahliye süreci için hiçbir hazırlık yapılmadığı izlenimini pekiştiriyor.
ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray'da tahliyelerle ilgili yaptığı konuşmada, "Sonucun ne olacağına dair söz veremem" dedi. Washington’un müttefiklerinin bu süreçte ABD’nin güvenilirliğini sorgulamadığı belirterek, “zayiat riski” olmayacağına dair söz veremeyeceğini aktardı.
Biden, 14 Ağustos'tan bu yana ABD ordusu tarafından 13 bin kişinin tahliye edildiğini duyurdu. Avrupa ülkeleri ve İngiltere'den gelen özel uçaklarla da binlerce kişi tahliye edildi. Yalnızca ABD 30.000 kişiyi sınır dışı etmeyi planlıyor.
Binlerce Afgan vatandaşı, Taliban hareketinin kontrolü ele geçirmesinin ardından hem kendileri hem de ülkeden kaçmaya çalışan yabancılar için can damarı olan Kabil Havalimanı'nın girişlerini kuşattı.
Bir görgü tanığı Alman Haber Ajansı’na (DPA), havaalanı kompleksinin dışında neredeyse sürekli ateş edildiğini söyledi.
Tahliye edilenlerin çoğu, Taliban tarafından havaalanına girmesine izin verilen Amerikan vatandaşlarından oluşuyor. Ancak özellikle Amerika Birleşik Devletleri için çalışan ve kendileri ve akrabaları için Özel Göçmen Vizeleri (SIV) alan birçok Afgan, 5 binden fazla Amerikan askeri tarafından güvenliği sağlanan bu yerleşkeye ulaşamıyor.
Dün (Cumartesi) itibariyle havalimanına giden yollardaki tıkanıklık hala devam ediyordu.
Binlerce aile, Kabil havaalanında mucizevi bir şekilde uçağa binmeyi umuyor. Amerikan askerleri ve bir grup Afgan özel kuvveti, onların bölgeye zorla girmesini önlemek için hazır bekliyorlar.
ABD, Afganistan'daki vatandaşlarına yönelik "potansiyel güvenlik tehditlerinin" varlığına dikkat çekerek dün vatandaşlarını şimdilik Kabil havaalanına gitmekten kaçınmaya çağırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan uyarı metninde, "Kabil havaalanı kapılarının dışındaki potansiyel güvenlik tehditleri nedeniyle, ABD vatandaşlarına, ABD hükümetinin temsilcilerinden bireysel talimat almadıkça, havaalanına seyahat etmekten kaçınmalarını ve şu anda havaalanı kapılarından uzak durmalarını tavsiye ediyoruz” denildi.
ABD ordusu Cuma günü, Kabil'deki bir otelden havaalanına ulaşmakta sıkıntı yaşayan 169 Amerikalıyı taşımak için üç helikopter göndermek zorunda kaldı.
Başka bir görgü tanığı, havalimanının dışındaki kalabalıkta her kesimden insanlar olduğunu, aralarında oyuncular, televizyon ve medyadan isimler, yeni doğmuş bebekleri olan genç erkekler ve kadınlar ile engelli vatandaşların da bulunduğunu aktardı.
Bu insanların birçoğu Taliban kontrol noktaları ile ABD ordusu tarafından kurulan dikenli teller arasında sıkışmış durumda.
Sayısız dokunaklı manzara arasında, sosyal medyada yayınlanan bir videoda Afganlar, ağlayan bir bebeği havaalanında kalabalığın üzerinden bir Amerikan askerine veriyor. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), bu bebeğin tedavi edildiğini ve ailesine teslim edildiğini açıkladı.
Bir NATO yetkilisi, Taliban savaşçılarının geçen hafta başkent Kabil'e girmesinden bu yana, büyükelçilikler ve uluslararası yardım grupları için çalışan yaklaşık 12.000 yabancı ve Afgan'ın  tahliye edildiğini belirtti.
İsmini vermek istemeyen yetkili, "Tahliye süreci yavaş çünkü bazı riskler barındırıyor. Havaalanı dışında Taliban üyeleri veya sivillerle herhangi bir çatışma olmasını istemiyoruz. Tahliye planı ile ilgili bir karalama kampanyasının başlamasını istemiyoruz" dedi.
"Taliban" ülkenin kontrolünü hızlıca ele geçirdi ve sonunda geçen Pazar günü silahlı çatışmalar olmadan Kabil'e girdi. O zamandan beri, Afgan vatandaşları ve uluslararası yardım grubu çalışanları, Taliban muhaliflerine karşı sert misillemeler yapıldığını ve daha önce hükümet görevlerinde bulunanların, Taliban'ı eleştirenlerin veya Amerikalılarla çalışanların tutuklandığını bildirdi.
"Taliban"ın yıldırım zaferinden bu yana ABD'yi sarsan eleştiri ve tartışmalar karşısında ABD ordusu, Cuma günü, askerlerinin havaalanında Afgan bebeklerle ve küçük çocuklarla ilgilendiğini gösteren birçok fotoğraf servis etti. Pentagon sözcüsü John Kirby, askerlerin Afgan vatandaşlarının duygularını anladıklarını ifade etti.
Ayrıca Almanya Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer dün gazetecilere verdiği demeçte, "Alman ordusunun Kabil havaalanından hava yoluyla yaklaşık iki bin kişiyi tahliye ettiğini" söyledi. İki hafif helikopterin gece Kabil’e gönderildiğini, ortaklarla koordineli olarak şehir dışında tahliyelere başlamaya hazır olduğunu da sözlerine ekledi.
Öte yandan Uluslararası Gazeteciler Federasyonu dün, Afgan gazeteciler, özellikle de kadınlar arasında "panik ve korku"nun hâkim olduğunu ve "Afganistan'daki medya profesyonellerinden yüzlerce yardım talebi" aldığını duyurdu.
Afgan medya personellerine yardım etmek için özel bir fon oluşturan Federasyon, "sahadaki durumu izlediğini ve çok sayıda acil durum desteği talebinin Afgan medya camiasında bir panik ve korku durumunu ortaya koyduğunu" belirtti.
Bu arada bir Taliban yetkilisi dün Reuters'e verdiği demeçte, Taliban’ın, eylemlerin sorumluluğunu üstleneceğini ve hareket üyelerinin misilleme ve zulüm haberlerini araştıracağını açıkladı.
İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Hareket önümüzdeki birkaç hafta içinde Afganistan'ı yönetmek için yeni bir model hazırlamayı planlıyor" dedi.
Taliban'ın ülkeyi hızlı bir şekilde ele geçirmesinin ve sonunda geçen Pazar günü savaşmadan Kabil'e girmesinin üzerinden sadece bir hafta geçti. O zamandan beri, Afgan vatandaşları ve uluslararası yardım grubu çalışanları, Taliban protestocularına karşı sert misillemeler yapıldığını ve daha önce hükümet görevlerinde bulunanların, Taliban'ı eleştirenlerin veya Amerikalılarla çalışanların tutuklandığını bildirdi.
Taliban yetkilisi, "Sivillere karşı bazı vahşet ve suçların işlendiğini duyduk. Eğer Taliban üyeleri, kanun ve düzenle ilgili sorunlar çıkarıyorlarsa onlar hakkında soruşturma başlatılacaktır” dedi.
Başka bir Taliban yetkilisi dün, hareketin savaşçılarının hiçbir yabancıyı kaçırmadığını, ancak bazı yabancıların Afganistan'dan ayrılmalarına izin verilmeden önce sorgulandığını belirtti. İsminin açıklanmamasını isteyen yetkili, Reuters'e verdiği demeçte yabancıların kaçırılması olaylarını göz ardı ederek, "Savaşçılarımız temkinli davranmaya devam edecek" dedi.
Yetkili, "Taliban'daki hukuk, din ve dış politika uzmanları, önümüzdeki birkaç hafta içinde yeni bir yönetim çerçevesi sunmayı hedefliyor" diyerek, ülkeyi yönetmek için yeni çerçevenin Batılı tanıma göre demokratik olmayacağını, ancak herkesin hakkını koruyacağını belirtti. Taliban, geçen hafta iktidarı hızla ele geçirmesinden bu yana eski dönemine göre daha ılımlı bir yüz göstermeye çalışıyor.



Norveç ve Finlandiya'nın Rusya teması ne anlama geliyor?

Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
TT

Norveç ve Finlandiya'nın Rusya teması ne anlama geliyor?

Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store'un Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le telefonda görüşmesi, Brüksel'in Kremlin'le temas kurma politikasına yönelik tartışmaları tekrar gündeme taşıdı.

Stubb ve Store, 27 Ekim'de Putin'i arayarak Ukrayna savaşını sonlandırması çağrısında bulundu. Norveç hükümetine göre 20 dakika sürmesi planlanan görüşme 90 dakika devam etti. Görüşmenin "savaşı sona erdirmeyi sağlaması için gelecekteki müzakerelerle ilgili mesajları doğrudan Putin'e iletmek" amacı taşıdığı bildirildi.

Görüşme, Putin'in 21 Ekim'de St. Petersburg'da ABD Başkanı Donald Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff'la gerçekleştirdiği toplantıyla Stubb ve Store'un 20 Ekim'de Norveç'in başkenti Oslo'da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle temaslarının ardından geldi.

Ayrıca Avrupalı liderlerle Putin'in konuşması ABD, Rusya ve Ukraynalı temsilcilerin kasımda Abu Dabi'de yapmayı planladığı görüşmelerden önce gerçekleşti.

Kremlin'den yapılan açıklamada, telefon görüşmesinin Finlandiya ve Norveç'in talebi üzerine düzenlendiği ve Ukrayna krizinin çözümüyle ilgili görüş alışverişinde bulunulduğu belirtildi.

Zelenski, Oslo ve Helsinki yönetimlerinin telefon görüşmesi öncesinde Kiev'i bilgilendirdiğini söyleyerek diyaloğu desteklediğini ifade etti.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho da Putin'le yapılan telefon görüşmesini Oslo'daki toplantının devamı olarak nitelendirdi.

Diğer yandan Stubb ve Store'un hamlesi bazı Avrupa ülkelerinin tepkisini çekti.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, görüşmenin diğer ülkelerle koordinasyon içinde yapılmadığını ve Rusya'nın barış istediğine dair herhangi bir işaret görmediğini öne sürerek, Avrupa'nın birlik içinde hareket etmesi gerektiğini ifade etti.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşmenin Avrupa'nın ortak tutumuna zarar verme riski taşıdığını savundu.

New York Times'ın analizinde Avrupa'nın, Trump'ın son dönemde Rusya'ya daha yakın bir tutum benimsemesi ve Ukrayna'nın dezavantajına olabilecek bir anlaşmaya zorlanması ihtimaline karşı harekete geçmeye çalıştığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda Brüksel'in adil bir barış anlaşmasına ulaşmak için güvenilir bir arabulucu aradığı yazılıyor.

Analizde, Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'ın Trump'la iyi ilişkilerini koruyabilen az sayıdaki Avrupalı liderden biri olarak görüldüğüne işaret ediliyor. Avrupa'yla ABD'nin Ukrayna meselesinde ortak bir yaklaşım geliştirmesi halinde Stubb'ın önemli bir arabuluculuk yapabileceği yorumu paylaşılıyor.

Independent Türkçe, New York Times, Reuters, Kyiv Independent


ABD Sağlık Bakanı RFK Jr.'ın Araplarla ilgili ırkçı sözleri tepki çekti

ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)
ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)
TT

ABD Sağlık Bakanı RFK Jr.'ın Araplarla ilgili ırkçı sözleri tepki çekti

ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)
ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)

ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın Arap toplumunu hedef alan sözleri tartışma yarattı.

Kennedy Jr., Michigan'da Cumhuriyetçi Senatör adayı Mike Rogers'ı desteklemek için pazartesi günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Dünyada 500 milyon Arap var ancak bilimsel bir katkı sağlamıyorlar. Nobel Ödülü kazanmıyorlar. Fields Ödülü kazanmıyorlar. Wolf Ödülü kazanmıyorlar. Edebiyat alanında da bir katkı sağlamıyorlar.

Reuters ve AP'nin analizlerinde, sözkonusu ödüllerin her birinin Araplar tarafından kazanıldığı, Kennedy Jr.'ın sözlerinin gerçeği yansıtmadığı vurgulanıyor.

Kennedy'nin açıklaması, desteklediği aday Rogers'ın, rakibi Demokrat Abdul El-Sayed'in Müslüman Kardeşler'le bağlantılı olduğunu ileri sürmesinin ardından geldi.

Sağlık bakanı, Rogers'ın bu iddialarına işaret ederek, 13. yüzyılda İslam medeniyetinin edebiyata katkılarına değindikten sonra "Tüm bu gelenekler Müslüman Kardeşler tarafından yok edildi" dedi.

Diğer yandan El-Sayed, Müslüman Kardeşler'le bağları olduğuna yönelik iddiaları defalarca reddetmişti. Ara seçimlerde kazanması halinde ABD Senatosu'na seçilen ilk Müslüman olacak El-Sayed, ABD Başkanı Donald Trump tarafından da hedef alınmıştı. Trump, 11 Eylül saldırılarını gündeme getirerek El-Sayed'i "cihatçı" diye nitelemişti.

Trump yönetimi, Müslüman Kardeşler'in Mısır, Lübnan ve Ürdün'deki kollarını bu yıl ocak ayında terör örgütü listesine almıştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Müslüman Kardeşler'in Lübnan'daki kolunu "Yabancı Terörist Örgüt" ve lideri Muhammed Fevzi Takkuş'u da "Özel Olarak Tanımlanmış Küresel Teröristler" diye sınıflandırmıştı. ABD Hazine Bakanlığı da örgütün Mısır ve Ürdün'deki kollarını Hamas'a maddi destek sağladıkları gerekçesiyle "Özel Olarak Tanımlanmış Küresel Teröristler" listesine eklemişti.

ABD'de Müslümanlara ve Araplara yönelik nefret suçlarını belgeleyen Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi'nden (CAIR) yapılan açıklamada, Kennedy Jr.'ın açıklamaları "ırkçılık ve bağnazlığın tipik bir örneği" diye nitelendi.

Kennedy Jr.'ın ülke çapında "Arap ve Müslüman karşıtı nefretin alevlerini daha da fazla körüklediği" ifade edildi.

Demokrat Senatör Chris Murphy de sağlık bakanının açıklamalarına tepki göstererek, Müslüman Amerikalıların "koordineli şekilde" saldırı altında olduğunu söyledi.

ABD'li sağlık hakları savunuculuğu örgütü Protect Our Care, Kennedy'nin sözlerini "aşırı ırkçı bir tirat" diye niteledi.

Independent Türkçe, AP, Reuters, Times of Israel


İsrail seçimleri: Hükümetin kaderi Arap partilerinin elinde

Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)
Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)
TT

İsrail seçimleri: Hükümetin kaderi Arap partilerinin elinde

Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)
Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)

İsrail'de düzenlenen Meclis (Knesset) seçimlerinde oyların yüzde 70'ten fazlası sayılırken, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloku ve Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar bloku, koalisyon kurmak için yeterli 61 milletvekiline ulaşamadı.

Times of Israel'in (ToI) aktardığı sandık çıkış anketlerine göre Netanyahu liderliğindeki Likud, Meclis'te 27, Eisenkot'un Yashar partisi ise 20 sandalye kazanabilir.

Oyların yüzde 76,8'i sayıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçlara göre Netanyahu önderliğindeki radikal sağcı iktidar bloku 54, Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloku ise 47 sandalyeyle seçim yarışını sürdürüyor.

Seçimin bu şekilde sonuçlanması halinde 120 sandalyeli Knesset'te koalisyon kurmak için gerekli sayı olan 61 milletvekiline iki blok da erişemiyor.

Diğer yandan İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Hadaş, Taal ve Balad partilerinin oluşturduğu Ortak Liste'nin 11 ila 12; Mansur Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi'nin (Ra'am) ise 7 sandalye kazanabileceği öngörülüyor. Bu tahminler gerçekleşirse Arap partileri, 2020 seçimlerinde ulaştıkları toplam 15 sandalyeyi aşarak yeni bir rekora imza atabilir.

Sonuçların bu şekilde gelmesi halinde Arap partileri, 2020 seçimlerindeki 15 sandalyelik rekorunu aşabilir.

Arap bölgelerinde katılım oranında da büyük bir artış gözlemlendi.

İsrail'in Kuzey Bölgesi'ndeki Nasıra'da katılım oranı 2022'deki seçimde yüzde 48,29 iken 27 Ekim'deki seçimde yüzde 72,2'ye yükseldi. Ülkenin Güney Bölgesi'ndeki Rahat'ta da 2022'de yüzde 60,61 olan katılım oranı yüzde 82 olarak kaydedildi. Hayfa ilçesindeki Ümmü'l-Fehm'de de 2022'de yüzde 38,29 olan katılım oranı yüzde 75,5'e yükseldi.

ToI'nin analizinde, Arap seçmenlerin "İsrail tarihinin en sağcı hükümetini devirmek için" seçimlere yoğun katılım gösterdiği yazılıyor.

Mansur Abbas, sandık çıkış anketlerinin partisinin sandalye sayısında artışa işaret etmesi üzerine "Bunu hep birlikte başardık. Seçmenin verdiği bu gücü etkili bir siyasi güce dönüştüreceğiz. Biz buradayız, kenarda değiliz" dedi.

Haaretz'in analizinde, "Netanyahu'nun Arap seçmenlere yönelik korkutma kampanyasının ters teptiği" ifade ediliyor. Netanyahu'ya ek olarak Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in de Arap seçmenleri caydırmak için kampanya yürüttüğü hatırlatılıyor.

Buna rağmen Arapların sandığa giderek "ırkçılığa, faşizme ve onları her geçen gün daha da boğan bir hükümete" karşı harekete geçtiği vurgulanıyor.

Netanyahu'nun bloku Arap partileriyle işbirliğini reddederken, Eisenkot da seçim kampanyasında büyük ölçüde benzer bir tutum sergilemişti. BBC ve Haaretz'in analizlerinde, bunun hükümet kurma sürecini daha da karmaşıklaştırabileceğine işaret ediliyor.

Arap blokunda da farklı yaklaşımlar var. Ra'am, Eisenkot liderliğinde kurulabilecek bir hükümete katılmaya daha sıcak baksa da Ortak Liste, Netanyahu yönetiminin değişmesini sağlamak amacıyla dışarıdan destek verme veya çekimser kalma seçeneklerine açık görünüyor.

Öte yandan Arap partilerinin hükümete doğrudan katılmak yerine bir azınlık hükümetinin kurulmasını dışarıdan destekleme ihtimali de var. Diğer partilerin işbirliğine hazır olması, hükümetin kurulması sürecinde Arap partilerini sonucu belirleyebilecek aktörler haline getirebilir.

Independent Türkçe, Times of Israel, Haaretz, BBC