New York Times: ABD Afganistan’da neden kaybetti?

2010 yılında Helmand vilayetindeki ABD özel kuvvetleri (AFP)
2010 yılında Helmand vilayetindeki ABD özel kuvvetleri (AFP)
TT

New York Times: ABD Afganistan’da neden kaybetti?

2010 yılında Helmand vilayetindeki ABD özel kuvvetleri (AFP)
2010 yılında Helmand vilayetindeki ABD özel kuvvetleri (AFP)

Sabahın sekiziydi ve uykulu Afgan çavuş, Kunduz şehrinin Taliban hareketinin eline geçmesinden bir ay önce, cephe hattında duruyordu. Her iki tarafı da koruyan ilan edilmemiş bir anlaşma vardı ancak ateşkes olmayacaktı.
Afganların Taliban ile yaptığı ve kaybettiği tuhaf savaşın doğası buydu.
Başkan Joe Biden ve danışmanları, ABD’nin geri çekilme sonuçlarından sorumlu olmadığını söylerken, Afgan ordusunun tamamen çöküşünün boşuna olduğunu belirtti. Ancak Afganistan hükümetinin ve ordusunun olağanüstü izolasyonu ve şu ana kadar çoğu yerde kan dökülmeden yapılan siyasi geçiş, daha önemli bir şeye işaret ediyor.
ABD’lilerin Taliban’a karşı verdiklerini düşündüğü savaş, Afgan müttefiklerinin savaştığı savaş değildi. Bu durum, birçok yeni-sömürge macerası gibi oradaki ABD savaşını baştan sona mahkûm etti.
Modern tarih, Batılı güçlerin ayartmalara rağmen diğer halkların topraklarında savaşlar başlatmasının aptalca olduğunu kanıtlamıştır. Büyüklük, para, teknoloji, silah, hava gücü vb. açılardan rakiplerinden daha iyi performans göstermiyor gibi görünseler de yerel isyan hareketleri, genellikle rakiplerinden daha iyi motive olmuşlardır ve düzenli bir yeni askeri akışa sahiptirler.
Afganistan’da oyun, ABD’lilerin gördüğü gibi iyiye karşı kötü değildi, daha çok bir komşunun komşusuna karşı mücadelesi gibiydi.
Gerilla savaşı söz konusu olduğunda, eski komünist lider Mao Zedong, halk ve güçler arasında olması gereken ilişkiyi şöyle anlattı; “İlki suya, ikincisi su içinde yaşayan balığa benzetilebilir.”
Afganistan’daki duruma gelince ABD’liler, susuz balıktı. Tıpkı 80’derde Rusların olduğu gibi. Tıpkı ABD’lilerin yirminci yüzyılın altmışlı yıllarında Vietnam’da olmaları gibi. Fransızların aynı yüzyılın ellili yıllarında Cezayir’de olduğu gibi. Ve Portekizlilerin altmışlı ve yetmişli yıllarda Afrika kolonilerini sürdürmek için nafile girişimleri, ayrıca İsrail’in geçen yüzyılın seksenlerinde güney Lübnan’ı işgalleri gibi.
Her defasında tüm bu yerlere askeri müdahalede bulunan güçler, içeriden çıkan isyanın şiddetle bastırıldığını veya alt üst edildiğini ilan etti. Yanan kömürler ise her zaman yeni savaşların çıkmasına yol açtı.
ABD’liler, 2001’in sonunda Taliban’ı yendiklerine inanıyorlardı. Hareketleri artık endişe kaynağı değil. Ancak gerçekte sonuç daha belirsizdi.
Tuğgeneral Stanley A. McChrystal, tarihçi Carter Malkasian’ın ‘Afganistan’daki ABD Savaşı’ adlı yeni kitabında alıntıladığı gibi, “Çoğu geri çekildi ve nereye gittiklerinden emin değildik” ifadelerini kullandı.
Aslında Taliban hiçbir zaman şiddetli bir şekilde darbe almadı. ABD’liler tarafından öldürülen çok sayıda kişi oldu. Ancak geri kalanlar dağlara ve köylere ya da sınırın ötesinden Pakistan’a gitti. Böylece savaşın başından bu yana hareketi kurtarmayı başardılar.
2006 yılına gelindiğinde hareket, kendisini büyük bir saldırı başlatacak düzeyde yeniden onarmıştı. Hikâye, kasvetli bir ABD aşağılanmasıyla ve ABD askeri kaybının kutsanmasıyla sona erdi.
Yirmi yıldan bu yana ABD’lilerin ölümcül bir şekilde Afganistan bataklığına saplandığı bir zamanda, Afrika’daki başarısız Portekiz maceralarının tarihçisi Patrick Chabal, “Uzun vadede, tüm sömürge savaşları nafile şekilde kaybedilecek” diye yazdı.
Büyük güçlerin yirmi yıl boyunca karmaşa yaşaması ve son yenilgileri, daha da şaşırtıcıydı. Önceki on yıllarda ise ABD, Vietnam’ın sözde ‘derslerinden’ söz etmekle meşguldü.
Eski Senatoda çoğunluk lideri Senatör Mike Mansfield, 1970’lerin sonlarında Vietnam Savaşı hakkındaki bir radyo röportajında, “Maliyeti 55 bin ölü, 303 bin yaralı ve 150 milyar dolardı. Zorunlu değildi, aslında talep bile edilmiyordu ve hayati çıkarlarımızla ilgili bir savaş değildi. Burunlarımızı uzak tutmamız gereken dünyanın bir yerinde kötü bir maceraydı” dedi.
Çok uzun zaman önce, 1961’de ‘başarısız maceranın’ başlamasıyla Başkan Kennedy, Charles de Gaulle gibi küçümsenmeyecek bir otorite tarafından Vietnam bataklığına karşı uyarılmıştı. Cumhurbaşkanı de Gaulle, Başkan Kennedy’ye “Ne kadar para harcarsanız ya da adam gönderirseniz gönderin, bunun adım adım dipsiz bir askeri ve siyasi bataklığa kaymasını bekliyorum” demişti.
ABD Başkanı, bu sözü tamamen görmezden geldi. De Gaulle, Başkan Kennedy’yi Vietnam’daki felaketin ve Afganistan’daki hayal kırıklığının simgesi olan terimlerle uyardı: “Kendi çıkarları için size itaat etmeye istekli yerel şefler bulsanız bile, halk bunu kabul etmeyecektir. Sizi gerçekten istemiyorlar.”
1968’de ABD’li generaller, Kuzey Vietnamlıların ‘dayandığını’ iddia ediyorlardı. Dış politika analistleri James Chase ve David Frumkin’in 1980’lerin ortalarında belirttiği gibi sorun, rakibin, yenilgisini kabul etmeyi reddetmesi ve savaşmaya devam etmesiydi. Öte yandan ABD’lilerin Güney Vietnam’daki müttefiki yozlaşmıştı ve çok az halk desteğine sahipti.
Aynı kutsal olmayan gerçekler üçlüsü değişmedi:
‘Övünen generaller, diz çökmeyen düşman, zayıf müttefik’.
Bu, ABD’nin Afganistan savaşına katılımının seyri boyunca da görülebilir.
Başkan Kennedy, Charles de Gaulle’ün tavsiyesini dinlemeliydi. Fransa Cumhurbaşkanı, o dönemdeki ve daha sonraki mevkidaşlarının aksine Fransa’nın bir numaralı askeri kahramanı olmasına rağmen generallerin görüşlerine güvenmedi ve iltifatlarına kulak asmadı.
Fransa o dönemde, bir yüzyıldan fazla süren sömürge yönetiminin devamını isteyen Avrupalı ​​subayların ve yerleşimcilerin şiddetli arzularına karşı, Cezayir’deki 8 yıllık acımasız bir sömürge savaşından çıkıyordu. Generalleri, haklı olarak Cezayir iç direnişinin büyük ölçüde dağıldığını iddia etti. Ancak de Gaulle, savaşın henüz bitmediğini anlayacak kadar akıllıydı.
Cezayir sınırındaki kalabalıklar, isyancıların ‘Sınır Ordusu’ dediği kişilerdi. Daha sonra bugün Ulusal Halk Ordusu haline gelen Ulusal Kurtuluş Ordusu, hala Cezayir siyasi hayatında baskın unsurdu.
Fransa- Cezayir ilişkilerinin önde gelen tarihçilerinden Benjamin Stora, “De Gaulle’ü bunu yapmaya iten şey, sınırda hâlâ bir ordularının olmasıydı. Bu nedenle, durum askeri olarak donduruldu. De Gaulle’ün mantığı şuydu: ‘Statükoyu korursak çok şey kaybederiz’. Ve Fransızları hala üzen bir kararla yarıştan çekmeye karar verdi” dedi.
Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) lideri, daha sonra da Cezayir’in en önemli bağımsızlık sonrası lideri olacak olan Huari Bumedyen, Cezayir devriminin gerginliklerini somutlaştırıyordu. Bu ‘din ve milliyetçilik’ gerginliklerine Taliban gözlemcileri de hâkim. İslamcılar, daha sonra sosyalizm nedeniyle ona sırt çevirdiler. Ancak 1978’de Bumedyen’in cenazesini çevreleyen kederli halk gerçekti.
Bumedyen’in halk üzerindeki kontrolü, alçakgönüllü kökenlerinden ve nefret edilen Fransız işgalcilere karşı sertliğinden kaynaklanıyordu. Bu unsurlar, geçen haftaki nihai zafere kadar geçen haftalarda ve aylarda Taliban’ın Afganistan’ın topraklarının çoğuna neredeyse sorunsuz bir şekilde nüfuz etmesini açıklamaya yardımcı oluyor.
ABD, Afganların, nefret dolu kötülük belası ve uluslararası terörizmin önde gelen adayı olan Taliban ile savaşmalarına yardım ettiğini hayal etti. Bu, ABD vizyonuydu.
Ancak birçok Afgan bu savaşta yer almıyordu. Taliban, onların şehir ve köylerine yayılmıştı. Afganistan, özellikle kent merkezlerinde, 20 yılı aşkın ABD işgali boyunca değişmiş olabilir. Bununla birlikte Taliban’ın desteklediği yasalar ve kadınlara yönelik baskıcı politikalar, bu kırsal köylerin çoğunda, özellikle güney Peştunlarda hüküm süren geleneklerden çok farklı değildi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından geçen yıl yayınlanan bir raporda, “Birçok kırsal Afgan topluluğunda kızların eğitimine karşı direniş var. Kuzey illerinde bile il merkezlerinin dışında burkasız kadın görmek nadir bir durum” ifadelerine yer verildi.
Bu nedenle Taliban, yıllardır kendi kontrolü altındaki bölgelerde çoğu zaman adaleti vahşice dayatıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre mülkiyet anlaşmazlıkları ve küçük suç davaları, bazen din alimleri tarafından hızlı bir şekilde çözülüyor. Bu mahkemeler, önceki hükümetin yozlaşmış sistemine kıyasla ‘yozlaşmaz’ olduklarını savunuyor.
Genellikle sert cezaya odaklanan bir sisteme sahip. Taliban, geçen hafta feshedilen Afgan yönetiminde görev yapanlar için af çıkarılmasını protesto etti. Çok sayıda asker ve hükümet çalışanını barındıran gizli hapishaneler sistemi de Afganistan genelinde yerel halk arasında korku yaydı.
Taliban lideri Molla Abdulgani Birader’in geçen hafta Taliban’ın doğum yeri olan güneydeki Kandehar şehrine dönüşünden sonra oldukça hoş karşılandığı bildirildi. Bu durum, yirmi yıl önce 11 Eylül suçlarına askeri olarak karşılık vermekten başka seçeneği olmadığını hisseden süper güç düşüncesinin bir başka unsuru.
Afganistan’ın en üst düzey ABD komutanının eski danışmanı olan tarihçi Malkasian’a göre bu tecrübe bir ders verdi. Ancak bu ABD’nin uzak durmasını da gerektirmiyor. Malkasian ayrıca, “Gitmen gerekiyorsa, tam olarak başarılı olamadığını anlamak zorundasın. Sorunu çözeceğini veya durumu düzelteceğini düşünme” dedi.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe