Milli Eğitim Bakanı Özer: Birinci önceliğimiz tüm sağlık önlemlerini alarak 6 Eylül'de başlayacak okulları açık tutmak

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milli Eğitim Bakanlığı olarak birinci önceliğimiz, tüm sağlık önlemlerini alarak okulları açık tutmaktır." dedi.

AA
AA
TT

Milli Eğitim Bakanı Özer: Birinci önceliğimiz tüm sağlık önlemlerini alarak 6 Eylül'de başlayacak okulları açık tutmak

AA
AA

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, 2021-2022 eğitim ve öğretim yılının tüm kademe ve tüm sınıf seviyelerinde, 6 Eylül Pazartesi günü gerekli tedbirler alınarak haftada 5 gün yüz yüze eğitim ile başlatılacağını belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milli Eğitim Bakanlığı olarak birinci önceliğimiz tüm sağlık önlemlerini alarak okulları açık tutmaktır. Bununla ilgili tüm önlemlerimizi de aldık. Bu önlemlerin takipçisi olacağız. Velilerimiz çok rahat olsunlar." dedi.
Özer, AA muhabirine 2021-2022 eğitim-öğretim döneminde yüz yüze eğitimin tam zamanlı ve tüm kademelerde başlatılmasına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Son 1,5 yılda tüm dünya genelinde Kovid-19 salgını sürecinin sıkıntılar doğurduğuna işaret eden Özer, Milli Eğitim Bakanlığı olarak bu süreçte zaman zaman okulları açık tutarak zaman zaman uzaktan eğitimle özellikle EBA dijital platformu ve TRT EBA kanalları ile öğrencilerin yanında olmaya çalıştıklarını anlattı. Özer, "2021-2022 eğitim ve öğretim yılını, tüm kademe ve tüm sınıf seviyelerinde 6 Eylül Pazartesi günü gerekli tedbirler alınarak haftada 5 gün yüz yüze eğitim ile başlatıyoruz." diye konuştu.
1-3 Eylül'de okul öncesi ve ilkokul 1. sınıf öğrencileri için okullarda uyum haftası düzenleyeceklerini bildiren Özer, "Öğrencilerimiz okullara belirli saatlerde gelecekler, okula alışmaya başlayacaklar, öğretmenleri ile diyaloglarını geliştirecekler. İnşallah bir sıkıntı olmadan tüm velilerimizin tüm öğretmenlerimizin tüm öğrencilerimizin beklentilerini yerine getirerek okullarımızı tam zamanlı olarak açacağız." ifadelerini kullandı.
Okulların Kovid-19 salgınına karşı alınması gereken tüm önlemleri Sağlık Bakanlığı ile birlikte belirlediklerini belirten Özer, "Servislerdeki ve okullardaki hijyen tedbirleri, maske kullanımı, havalandırma gibi tüm ayrıntıları Sağlık Bakanlığı ile birlikte çalışarak alınması gereken önlemleri tüm valiliklere, tüm illerimize, tüm ilçelerimize bildirdik." dedi.

Öğretmenlere Kovid-19 tedbirleri seminerleri verilecek
Bakan Özer, öğretmenlere yönelik yeni öğretim yılı mesleki çalışma dönemi faaliyetlerinin de 31 Ağustos-3 Eylül tarihleri arasında yapılacağını hatırlatarak bu yılki programda bazı değişiklikler yaptıklarını bildirdi. Bu seneki seminer haftasının içeriğini değiştirdiklerini belirten Özer, "Öğretmenlerimize yönelik bu yıl tamamen Kovid-19 salgınında okullarda alınması gereken tedbirler, öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin korunması ve süreçlerin çok dikkatli şekilde yürütülmesiyle ilgili Sağlık Bakanlığının önerileri doğrultusunda çok kapsamlı eğitim seminerleri hazırladık. Okul öncesi ve birinci sınıflar 1-3 Eylül'de okula başlayacağı için bu kademedeki öğretmenlerimize yönelik seminerleri 31 Ağustos'ta düzenleyeceğiz, 6 Eylül'de başlayacak diğer tüm kademelerdeki öğretmenlerimizin mesleki çalışma dönemi ise 1-3 Eylül'de gerçekleştirilecek." diye konuştu.

"Eğitim öğretimi sürdürebilmemiz için öğrencilerimizi korumamız gerekiyor"
Yüz yüze eğitim döneminin başlamasıyla Kovid-19 tedbirleri kapsamında öğrencilerle bir araya gelmesi zorunlu olan öğretmen ve okul çalışanlarının aşı olmamaları durumunda haftada iki kez PCR testi ile taranmalarının isteneceğinin hatırlatılarak öğrencilere yönelik böyle bir uygulamanın olup olmayacağına ilişkin bir soru üzerine Özer, şöyle konuştu:
"Kamuoyunda bu konuda dezenformasyon söz konusu. Öncelikle net olarak ifade etmek isteriz ki öğrencilerimize yönelik aşı ve PCR testi zorunluluğu bulunmuyor. Burada kılavuzda da yer aldığı şekliyle sadece öğretmenlerimiz değil servis şoförlerinden, servislerde görevli yardımcı personel, okullardaki idari personel, kantin ve yemekhane çalışanlarına kadar eğitim-öğretim ortamına dahil olan tüm çalışanlarımız aşı olmak istiyorlarsa aşı olacaklar. Aşı zorunlu değil, süreç gönüllülük esasına göre işliyor. Öğrencilerimiz ile bir araya gelmesi zorunlu olan öğretmen ve okul çalışanlarımızın aşı olmayacaklarsa haftada 2 defa PCR testi yaptırma zorunluluğu var."
Dünyadaki veriler, çocuklardan yetişkinlere bulaş oranının, yetişkinlerden çocuklara bulaş oranına göre çok daha düşük olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla eğitim öğretimi sürdürebilmemiz için öğrencilerimizi korumamız gerekiyor. Öğrencilerimizin sağlıklı bir şekilde eğitim öğretime devam etmeleri için her türlü önlemi almak zorundayız."
Aşı olmayan köy okulu öğretmeni ve çalışanlarının PCR testi durumu
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın yüz yüze eğitim kapsamında istenecek zorunlu PCR testlerinin devlet hastanelerinde ücretsiz yapılacağı yönündeki açıklamasını anımsatan Özer, "Ulaşım imkanı zor olan köy okullarımız gibi yerlerde görev yapan ve aşı olmayan okul çalışanlarımız ve öğretmenlerimizin PCR testleri ile ilgili de Sağlık Bakanlığımız ile çalışmalarımız devam ediyor. Sağlık Bakanlığı ekipleri ile oralarda (köy okulları) aşı olmayan öğretmenlerimizin ve çalışanlarımızın PCR testi yaptırmalarını sağlamak için çalışıyoruz." bilgisini verdi.

Tüm okulların Kovid-19 durumu takip edilecek
Bakanlık tarafından Kovid-19 salgını sürecinde eğitim-öğretim ortamının sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla vaka ve temaslara yönelik süreçlerin takip edilebildiği elektronik takip sisteminin geliştirildiğini bildiren Özer, şunları söyledi:
"Velilerimiz rahat olsunlar. Okul bazlı ortaya koymuş olduğumuz Kovid-19 önlemleri için elektronik takip sistemimiz hazır. Okullarımız bu verileri kendileri kullanabildiği gibi ilçe milli eğitim müdürlüklerimiz ilçedeki tüm okulları bu sistem üzerinden takip edebilecekler. İl milli eğitim müdürlükleri, kendi ilçelerindeki süreçleri, aynı zamanda Bakanlık olarak ilgili genel müdürlüklerimiz, kendilerine bağlı tüm okullardaki süreçleri kontrol edebilecekler. Çoklu kontrolle, sistemin sağlıklı çalışabilmesi ile ilgili tüm önlemlerimizi almış bulunmaktayız."
Bakan Özer, okul başlangıcında velilere olası hastalık durumunda bilgi paylaşabilmeleri için bilgilendirme formu verileceğini belirterek "Şunu net olarak ortaya koymamız lazım, burada bir taahhüt yok, bu konuyla ilgili zaman zaman kamuoyuna yansımalar var. Herhangi bir vaka durumunda okulun bilgilendirilmesiyle ilgili bir taahhütname şeklinde bir metin değil o, bu metin sadece okullar tarafından Kovid-19 süreçleri ile ilgili bilgilendirildiklerine dair metindir." değerlendirmesinde bulundu.

"Öğretmenlerimizin her türlü ihtiyacını karşılayacağız"
Okullardaki tıbbi maske kullanımına ilişkin önlemlere değinen Özer, yeni eğitim-öğretim döneminde tüm öğretmenlerin, personelin ve öğrencilerin okullara maske takarak geleceğini belirtti. Öğrenci, öğretmen ve personelin okullarda bulunduğu süre içerisinde yeniden maskeye ihtiyaç duymaları durumunda ücretsiz maske desteği verileceğini dile getiren Özer, şunları kaydetti:
"Şu anda 81 ildeki bütün okullarımıza maske teminiyle ilgili her türlü ödenekleri gönderdik. Okullarımız maske, dezenfektan, hijyen koşullarıyla ilgili her türlü yatırımlarını, stoklarını yaptılar. Özellikle belirtmek isterim ki okullarımızda kullanılacak tüm maske ve dezenfektanlar, mesleki teknik eğitim okullarımız ve kurumlarımızda, aynı zamanda halk eğitim merkezlerinde, özel eğitim meslek okullarında üretiliyor. Maskelerimizi ve dezenfektanlarımızı dışarıdan değil, kendi ihtiyacımızı karşılayacak şekilde 81 ilde yeniden yapılandırdık. Bu süreç içerisinde okullarımızda maskeyle ve diğer ihtiyaçla ilgili bir sıkıntı yaşanmayacak. Diğer taraftan öğretmenlerimiz için maske ve dezenfektandan oluşan bir hijyen kitini her ay ücretsiz olarak öğretmenlerimize vereceğiz. Öğretmenlerimizin bu alandaki her türlü ihtiyacını karşılayacağız."
Özer, hayatın normalleştirilmesi için eğitimin normalleştirilmesi gerektiğini, Kovid-19 vaka sayısının şu an için sıfırlanmasının mümkün olmadığını vurgulayarak şöyle konuştu:
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milli Eğitim Bakanlığı olarak birinci önceliğimiz, tüm sağlık önlemlerini alarak okulları açık tutmaktır. Bununla ilgili tüm önlemlerimizi de aldık. Bu önlemlerin takipçisi olacağız. Velilerimiz çok rahat olsunlar. Sonuçta bu konu çok paydaşlı bir konu. Sadece bizim öğretmen camiamızla ilişkili bir konu değil, aynı zamanda velilerimizi, çalışanlarımızı, servis şoförlerimizi, kantin ve yemekhane çalışanlarımızı ilgilendiren bir konu. Şu konuda hiçbir tereddüt yok: Tüm velilerimiz istiyor ki tüm sağlık önlemleri alınarak çocuklarımız okula girebilsin. O zaman hep iş birliği yapacağız. İstirhamım tüm velilerimizin, öğretmenlerimizin, çalışanlarımızın, Sağlık Bakanlığıyla birlikte hazırladığımız Kovid-19 Salgınında Okullarda Alınması Gereken Önlemler Rehberi'nde belirtilen tüm kuralları harfiyen yerine getirmeleri. Eğer biz bu kurallara uyarsak bu süreçleri çok rahat şekilde yönetebiliriz. Sıkıntılar olabilecek ama süreç içerisinde bunların hepsini çözebilecek durumdayız."

Veli, öğretmen ve eğitim çalışanlarına aşı çağrısı
Velilerin PCR test sonuçlarının kontrol edilmeyeceğini dile getiren Özer, "Tabii velilerden istirhamımız aşılarını olmaları." dedi. Velilerle ilgili bir izleme, takibin kesinlikle olmayacağının altını çizen Bakan Özer, tüm veli, öğretmen ve eğitim çalışanlarına aşı olmaları çağrısında bulundu.

"Okullara ziyaretçi kısıtı getirilecek"
Okulları mümkün olduğu kadar izole tutmayı istediklerini vurgulayan Özer, "Dışarıdan okula giriş çıkışları kontrol altına almak istiyoruz. Bunun için okul müdürlüklerimiz, il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerimiz okullara ziyaretçi kısıtı getirecekler." diye konuştu.

"Çocuklarımızın eğitimi, ülkemizin geleceği”
Özer, veli de olsa okula her giren vatandaşın HES kodunun kontrol edileceğini aktararak şunları kaydetti:
"HES kodunda herhangi bir olumsuzluk olmadığı zaman mutlaka maske takarak okul ortamına girecekler. Hepimiz hassas bir şekilde davranacağız. Çünkü çocuklarımızın eğitimi, ülkemizin geleceği. Artık bunun kesintiye uğramaması lazım. Şunu özellikle belirtmek isterim. Önlemleri aldığımız müddetçe eğitim öğretimi yüz yüze devam ettirebilme imkanımız var. Tüm velilerimize, öğretmenlerimize, servis ve kantin çalışanlarımıza seslenmek istiyorum. Öncelikle kendi sağlıkları sonra da öğrencilerimiz ve eğitimin yüz yüze devam edebilmesi için kurallarımıza uyalım. Her türlü sağlık önlemini alalım."

 


Suriye'nin yeni eğitim politikasında Kürtçe için tarihi adım

Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)
Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)
TT

Suriye'nin yeni eğitim politikasında Kürtçe için tarihi adım

Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)
Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)

Kürtçe, Suriye'de 2026-2027 eğitim-öğretim yılından itibaren okullarda ilk kez resmi bir ders olarak okutulacak. Eğitim ve Öğretim Bakanlığı'nın uygulama talimatları doğrultusunda Kürtçe, haftada iki ders saati olmak üzere seçmeli ders kapsamında müfredata dahil edilecek.  Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığı habere göre uygulama, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın 2026 tarihli 13 sayılı kararnamesi ile Eğitim ve Öğretim Bakanlığı tarafından yayımlanan uygulama talimatları doğrultusunda hayata geçirilecek.

Adımın, kültürel ve dilsel hakların korunmasının yanı sıra Suriye'nin ortak ulusal kimliği çerçevesinde çeşitliliğin güçlendirilmesini amaçladığı belirtildi.

Kürtçenin okutulması, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın 16 Ocak 2026'da yayımladığı 13 sayılı kararnameye dayanıyor. Kararnamenin birinci maddesinde, Suriyeli Kürtlerin Suriye halkının asli ve temel bir parçası olduğu, kültürel ve dilsel kimliklerinin ise çoğulcu ve birleştirici Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturduğu ifade edildi.

Kararnamenin üçüncü maddesinde ise Kürtçenin ulusal dil olarak kabul edilmesi ve Kürtlerin nüfusun kayda değer bir bölümünü oluşturduğu bölgelerde devlet okulları ile özel okullarda okutulmasına izin verilmesi öngörüldü. Kürtçe, seçmeli ders kapsamında ya da eğitsel-kültürel etkinlik olarak öğretilebilecek.

Yarım asrı aşan ayrımcılık politikaları

Suriye'deki Kürtler, yarım yüzyılı aşkın süre boyunca ayrımcılık ve dışlama politikalarına maruz kaldı. Bu politikalar, özellikle 1962 yılında Haseke vilayetinde gerçekleştirilen nüfus sayımının ardından belirginleşti. Sayımın sonucunda binlerce kişi Suriye vatandaşlığından mahrum bırakılırken, Kürtlerin medeni ve siyasi haklarını kullanmalarına yönelik kısıtlamalar getirildi.

Bu politikalar, feshedilen Baas Partisi'nin 1963'te iktidarı ele geçirmesinin ardından daha da ağırlaştı. Özellikle Hafız Esad'ın 1970'te gerçekleştirdiği darbenin ardından hukuki, kültürel ve dilsel dışlama onlarca yıl boyunca kalıcı hale geldi.

zsvf
Şam Üniversitesi Yüksek Diller Enstitüsü'nde Kürtçe dil kursları düzenleniyor (SANA)

Geçen 26 Ocak'ta Eğitim ve Öğretim Bakanlığı, 13 sayılı kararnamenin uygulanmasına ilişkin talimatları yayımladı. Eğitim planında Kürtçenin, tüm sınıf seviyelerinde haftada iki ders saati olmak üzere öğrencilere seçmeli ders olarak okutulması kararlaştırıldı.

Dersin notu genel başarı puanına dahil edilecek ancak öğrencinin dersten aldığı sonuç, sınıf geçme veya kalma durumunu etkilemeyecek. Böylece öğrencilerin Kürtçeyi öğrenmesine olanak sağlanırken dersin ilave bir akademik baskı unsuruna dönüşmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.

Müfredatın hazırlanması için altı ay süre

Talimatlar kapsamında Ulusal Eğitim Müfredatlarını Geliştirme Merkezi, tüm eğitim kademeleri için Kürtçe ders müfredatını en fazla altı ay içinde hazırlamakla görevlendirildi. Müfredatların hazırlanması, onaylanması ve basımının 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başlamadan önce tamamlanması öngörüldü.

Eğitim ve eğitim denetimi müdürlükleri de gerekli öğretmen kadrolarını kurum içinden veya dışından temin etmekle görevlendirildi. Başvuranlar, Kürtçeye hâkimiyetlerini ölçmek amacıyla yazılı ve sözlü sınavlara tabi tutulacak. Ayrıca Kürtçe derslerini verecek öğretmenler için eğitim ve mesleki yeterlilik programları düzenlenecek.

Ulusal Eğitim Müfredatlarını Geliştirme Merkezi, 29 Ocak'ta farklı eğitim kademelerine yönelik Kürtçe müfredatların hazırlanması ve yazılması çalışmalarına başladı. Bunun için farklı vilayetlerden dil ve eğitim uzmanlarının yer aldığı özel bir komite oluşturuldu.

Merkez, 5 Mart'ta kurum içinden ve dışından Kürtçe müfredatların hazırlanmasına katkıda bulunmak isteyen çalışanların başvurularını kabul etmeye başladı. Başvuru koşulları arasında üniversite diploması, pedagojik formasyon, Kürtçeyi okuma, yazma ve dilbilgisi kurallarına hâkimiyetin yanı sıra eğitim müfredatı hazırlama konusunda deneyim bulunması yer aldı.

cs
Haseke'de bir okulda Kürtçe dersi sırasında derse katılan öğrenciler (Arşiv - Şarku’l Avsat)

Eğitim ve Öğretim Bakanlığı da 17 Ağustos'ta İdari Kalkınma Müdürlüğü aracılığıyla, ihtiyaç doğrultusunda kurum içinden veya dışından gerekli şart ve niteliklere sahip Kürtçe öğretmenlerini görevlendirmek istediğini duyurdu.

Eğitim ve Öğretim Bakanı Muhammed Abdurrahman Türko, 13 sayılı kararnamenin Suriye'deki Kürt meselesine ilişkin tarihsel yaklaşımda niteliksel bir dönüşüm anlamına geldiğini belirtti. Türko, kararnamenin yeni Suriye'nin inşasında hak ve sorumluluklara dayalı vatandaşlık ilkesini pekiştirdiğini söyledi.

Türko, bakanlığın kararnamenin uygulanmasına müfredatların hazırlanması ve öğretmen kadrolarının temin edilmesiyle başladığını belirterek, sürecin Doğu Suriye de dahil olmak üzere ülkenin farklı bölgelerini kapsayacağını ifade etti. Bakanlığın okulun ayrımcılık ve dışlamanın değil, ulusal aidiyetin alanı olması için çalıştığını vurguladı.

Ana dili öğrenmek bir haktır

Kürt meselesi araştırmacısı Muhammed Süleyman ise SANA'ya yaptığı açıklamada, toplumun herhangi bir bileşeninin ana dilini öğrenmesinin, o topluluğun çocuklarına dili okuma, yazma ve dilbilgisi kurallarıyla öğrenme, ayrıca edebiyatını tanıma ve bu dilde üretme imkânı sağlayan bir hak olduğunu söyledi.

Süleyman, dilin atasözleri, hikâyeler, şiirler, gelenek ve görenekleriyle birlikte kültürü ve hafızayı taşıdığını belirtti. Kürtçenin, eski rejimin izlediği dışlayıcı politikalar nedeniyle tehdit altında kaldığına işaret etti.

Kürtçenin resmi olarak okutulmasının dile, yok olmasını önleyecek hukuki bir statü kazandıracağını belirten Süleyman, bunun aynı zamanda Kürtçenin gelişmesi ve ilerlemesi için alan açacağını, bu dilde yazma ve edebi üretimi güçlendireceğini ifade etti.

Müfredat ve öğretmen kadrosu uygulamanın önündeki başlıca zorluklar

Kürtçenin okullarda okutulmasının karşı karşıya olduğu zorluklara ilişkin değerlendirmesinde Süleyman, öncelikli sorunun ortak ve standart bir müfredat hazırlanması olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra uzman öğretmen kadrosunun sınırlı olmasının da önemli bir sorun oluşturduğunu belirtti.

Süleyman, başlangıçta ilkokul kademesine yönelik müfredatların kademeli biçimde uygulanmasını ve daha sonra geliştirilmesini önerdi. Bununla birlikte Kürtçe eğitim verebilecek nitelikli öğretmen kadrolarının yetiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kürtçenin okutulmasının kültürel ve dilsel kimliği ve ulusal aidiyeti güçlendireceğini belirten Süleyman, okul içinde dil ve kültür için alan oluşturulmasının önemine dikkat çekti.

Süleyman ayrıca erken yaşta ek bir dil öğrenmenin dil edinimini desteklediğini, dilsel ve kültürel çeşitliliğin de Suriye'nin ortak ulusal kimliğini güçlendiren bir unsur haline gelebileceğini ifade etti.


Cezayir’de eğitim reformu siyasi çevreleri böldü

Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)
Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)
TT

Cezayir’de eğitim reformu siyasi çevreleri böldü

Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)
Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)

Cezayir’de bu ayın başında eğitim sektöründe reformların açıklanmasının ardından siyasi kutuplaşmanın dozu yükseldi. Özellikle basında çıkan ve Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un, Eğitim Bakanı’nın reformları Bakanlar Kurulu’na sunmadığı gerekçesiyle geri çekebileceği yönündeki sızıntılar tartışmaları daha da alevlendirdi.

Bu mesele, Arap milliyetçisi muhafazakâr akım ile devletin en önemli kurumlarında güçlü nüfuza sahip Frankofon akım arasındaki eski mücadeleyi yeniden gündeme taşıdı.

vfgrthyju
Cezayir Eğitim Bakanı Muhammed Sağir Saadavi (Bakanlık)

Milli Eğitim Bakanı Muhammed Sağir Saadavi’nin ağustos ayının ilk haftasında eğitim müfettişleriyle yaptığı toplantıda pedagojik düzenlemeler olarak adlandırılan değişiklikleri açıklamasının ardından tartışmalar her geçen gün büyüdü. Dil, din, kültür ve kimliğin yanı sıra Fransız sömürge döneminin (1830-1962) bu unsurlar üzerindeki etkisine ilişkin eski ideolojik anlaşmazlıklar da tartışmanın içine dahil oldu.

Destek ve diyalog çağrıları arasında

Reform kapsamında üçüncü sınıftan itibaren İngilizce dersinin müfredata dahil edilmesi, Fransızca eğitiminin dördüncü sınıfa ertelenmesi ve ortaöğretimde bazı derslerin yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bunların başında, fen bilimleri alanlarında bakalorya sınavına girecek öğrenciler için felsefe dersi geliyor.

Değişikliklerin resmiyet kazanmasının ardından sosyal medya platformlarında ve televizyon programlarında tartışmalar ve karşılıklı sert açıklamalar başladı.

Tartışma, özellikle eğitim müfredatı uzmanı ve eski Milli Eğitim Bakanı Nuriye Bin Gıbrit’in (2015-2019) eski danışmanı Ahmed Tissa’nın özel bir televizyon kanalına verdiği röportajın ardından alevlendi. Tissa, bakanlığın bazı tercihlerinin gerekliliğini sorgularken özellikle felsefe, İslam eğitimi ve Fransızcanın müfredattaki konumuna dikkat çekti.

cs
Nahda Hareketi Genel Sekreteri Muhammed Zuveybi (Parti medyası)

O tarihten bu yana tepkiler, siyasi çevreler de dahil olmak üzere hızla arttı. Reform tartışması, eski ideolojik ayrışmaların da etkisiyle giderek daha geniş bir siyasi bölünmeye dönüştü.

Yeni Cezayir Cephesi Başkanı Cemal bin Abdüsselam, dün düzenlediği basın toplantısında Fransızcanın eğitim müfredatında tutulmasının öncelikle Fransa’ya hizmet ettiğini savundu. Bin Abdüsselam, Fransızcanın bilim, bilgi ve teknoloji alanlarında artık geride kaldığını söyledi.

Buna karşılık muhalefetteki İşçi Partisi lideri Luiza Hanun, parti kadrolarıyla gerçekleştirdiği toplantıda reform projesinin ertelenmesini ve üzerindeki baskının kaldırılmasını, Cumhurbaşkanı’nın himayesinde ulusal bir tartışma başlatılmasını istedi.

Hanun, felsefe dersini temel bir alan olarak görüyor ve partisinin ders saatlerinin azaltılmasına veya farklı eğitim alanları arasında yeniden dağıtılmasına karşı çıktığını belirtiyor.

Diller konusunda ise Arapça ile Amazigcenin yanı sıra Fransızca ve İngilizcenin birbirini tamamladığı bir yaklaşım çağrısında bulunan Hanun, bir dilin başka bir dille aceleyle değiştirilmesinin, gerekli pedagojik şartlar oluşturulmadan gerçekleştirilemeyeceğini vurguladı.

drtyj
Eğitim Bakanı’nın bakanlık kadrolarıyla toplantısı (Bakanlık)

Yeni Nesil Partisi Başkanı el-Ahdar Emkıran da Her Şey Cezayir için internet sitesinde yayımlanan makalesinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararları etrafında yürütülen tartışmanın, Fransızca ve İngilizce gibi yabancı dillerin konumu veya bazı derslerin yeniden düzenlenmesi gibi konuların yalnızca sosyal medyada geçici bir tartışmaya indirgenmesine karşı uyardı.

Siyasi cephelerden karşılıklı salvo

İslami çevrelerin önde gelen isimlerinden ve eski Toplum İçin Barış Hareketi Başkanı Abdürrezzak Makri de pazartesi günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda tartışmaya dahil oldu. Makri, laik akımı ve Fransa’nın hizmetkârlarını sert şekilde eleştirdi.

Makri, «Bu kişileri bu günlerde birdenbire harekete geçiren nedir? Resmi düzeyde onları harekete geçiren bir şey mi oldu? Yoksa Fransa onlara bir şey mi vaat etti?» diye sordu. Makri’nin açıklamaları, ilkokul eğitiminde Fransızcanın rolünün azaltılmasına karşı çıkan kesimlere yönelikti.

Makri ayrıca, «Bu akım neden Arapçadan nefret ediyor? Bilim, refah ve kalkınma alanlarında ana dili konuşanların bile terk ettiği, dünyadaki kullanım alanı sınırlı olan ve her geçen gün gerileyen yabancı bir dili savunmalarının nedeni nedir?» ifadelerini kullandı.

Makri, söz konusu akımın halk desteğine sahip olmadığını savunarak, «Herhangi bir seçimde rekabet edemedi, buna rağmen önemli kararları etkiliyor... Neden?» diye sordu.

Paylaşım, destekleyenler ile karşı çıkanlar arasında yeni bir tartışma başlattı.

Cumhurbaşkanı’nın politikalarını destekleyen Demokratik Ulusal Birlik Partisi üyesi Nesim Brahimi, İslami lidere hitaben, “Sizinle aynı fikirde olmayanları suçlayıp ihanet ve başka bir ülkeye hizmet etmekle itham ettiğinize göre, sizi Türkiye’ye bağlı olmakla suçlayanlara kızmamalısınız” dedi.

Brahimi’nin bu sözleri, Makri’nin Müslüman Kardeşler çizgisine bağlılığına gönderme olarak değerlendirildi.

gthy

Tartışmanın tarafları, konuyu sonuçlandırmak üzere Cumhurbaşkanı Tebbun’un hakemliğini beklerken, El Haber ve Le Soir d’Algérie gazeteleri pazar günü aynı içeriğe sahip iki makale yayımladı.

Makalelerde, eğitim veya ekonomi gibi devletin herhangi bir sektörünü ilgilendiren yapısal bir değişiklik veya reformun, Cumhurbaşkanı’nın bizzat başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu toplantısında görüşülüp incelenerek onaylanmadığı sürece yürürlüğe giremeyeceği ve resmiyet kazanamayacağı vurgulandı.

Bu değerlendirme, tartışmalı reformun ülkenin üst makamları tarafından henüz onaylanmamış, Eğitim Bakanı tarafından ortaya atılan bir girişimden ibaret olduğu şeklinde yorumlandı.

Böylece tartışmanın bir tarafında reformu destekleyenler, diğer tarafında uygulama öncesinde ulusal bir konferans düzenlenmesini isteyenler, bir başka tarafta ise bakanlığın bazı tercihlerine mesafeli yaklaşanlar yer aldı.

İslami ve muhafazakâr partiler, bakanlık tarafından açıklanan reform yönelimlerine geniş destek verdi. Nahda Hareketi Genel Sekreteri Muhammed Zuveybi, basına yaptığı açıklamada Eğitim Bakanlığı’nın girişimine «koşulsuz» destek verdiklerini belirtti.

Zuveybi, reformların, kendi ifadesiyle Cezayirli yeteneklerin önündeki engel oluşturan «dil bariyerini» kaldırmayı ve ülkenin bilimsel araştırmalara ve uluslararası iletişime açılmasını hedeflediğini belirterek, burada özellikle Fransızcanın rolünün azaltılmasına işaret etti.


İngiltere üniversitelerdeki Araplar

Cambridge Üniversitesi binası (Reuters)
Cambridge Üniversitesi binası (Reuters)
TT

İngiltere üniversitelerdeki Araplar

Cambridge Üniversitesi binası (Reuters)
Cambridge Üniversitesi binası (Reuters)

Baha el-Avam

İngiltere yaklaşık 90 üniversitesiyle uluslararası üniversite sıralamalarında ABD'nin ardından ikinci sırada geliyor. Bu durum onu dünyanın dört bir yanından akademik eğitim arayanların hayali haline getiriyor. Arap gençleri de bu tablodan nasibini alıyor. Bu üniversiteler; dil ve iletişim standartları, büyük çoğunluğu Müslüman olan öğrencilerin dini inançları ve sosyal yaşamın belirleyicileri olmak üzere üç boyutuyla özel bir araştırmaya konu olan kültürel zorlukları barındıran topluluklardır.

Görüştüğümüz üniversite öğrencisi Seyfeddin Mansur es-Seyf, İngiltere’ye geldiğinde İngilizce öğrenmede ciddi güçlüklerle karşılaştığını ancak azim, kararlılık ve günlük çalışma disipliniyle becerilerini geliştirebildiğini anlattı. Seyf, İngilizce'nin yalnızca bir ders değil, iletişim kurmanın, ilişkiler inşa etmenin ve akademik ile mesleki çevreye entegre olmanın temel anahtarı olduğunun farkına vardığını ifade etti.

İngiltere’de eğitimin en belirgin avantajları arasında eleştirel düşünce ve öğrenci özerkliğinin geliştirilmesinin yanı sıra araştırma, analiz ve öğrenme ortamına etkin katılımın teşvik edilmesini sıralayan Seyf, İngiliz toplumunun kültürel çeşitliliğinin öğrenciye farklı kültürlerle tanışma ve gelecekte işine yarayabilecek küresel bir ilişki ağı kurma fırsatı sunduğunu vurguladı.

Tablo elbette görece bir mesele, öğrencinin kişiliğinden tutun, barındığı üniversiteye ve şehre kadar pek çok etkene göre değişiyor.

Birmingham Üniversitesi öğrencisi Hamza el-Kahfe ise üniversitesinin Müslüman öğrencilere son derece açık olduğunu belirtti. Öyle ki kampüste birden fazla cami bulunduğunu ve cuma namazının birden fazla cemaatle kılındığını aktaran Kahfe, bin 500'den fazla üyesiyle Müslüman Öğrenciler Birliği'nin üniversitedeki en büyük öğrenci topluluğu olduğunu ve yıl boyu etkinlikler düzenlediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Kahfe, Müslüman Öğrenciler Birliği'nin her Ramazan ayında düzenlediği toplu iftara 2 binden fazla kişinin katıldığını, bu etkinliğe üniversite rektörü ve rektör yardımcısının da konuşmacı olarak iştirak ettiğini ve üniversitenin bu büyük organizasyonu bizzat desteklediğini vurguladı.

Arap öğrencilerin genel olarak karşılaştığı ortak güçlük ise İngiltere genelinde yurt dışından gelenlerin karşılaştığı yüksek yaşam maliyetleri. Bunun tek çaresi ise mali kaynakların iyi yönetilmesi.

Londra Koleji öğrencisi Muhammed Ubeyyidat, mali kaynakların iyi yönetilmesinin, kendi parasıyla ya da bursla geçinen bir öğrenci için İngiltere’nin yüksek yaşam maliyetiyle başa çıkmanın tek çaresi olduğunu söylüyor. Ubeyyidat, öğrencinin üniversite yurtları dışında kiraların yüksekliği ile kampüste yedi-sekiz farklı kişiyle aynı odayı paylaşmanın güçlüğü arasında kaldığı çaresizliğe dikkati çekti.

Ekonomik koşullar nedeniyle Londra hükümeti yabancı öğrencilerin mali yeterliliğini daha titiz biçimde incelemeye başladı; eğitim süresince ve sonrasında dil ile ikamet koşullarını da sıkılaştırdı.

Göç hukuku uzmanı Avukat Ali el-Kadum, İngiliz hükümetinin son iki yılda yabancı öğrenci vizelerini hedef alan bir dizi tedbir aldığını; bunun, bu sürecin yıllık göç rakamlarının önemli bir parçasını oluşturur hale gelmesinden kaynaklandığını belirtti.

Kadum, söz konusu tedbirlerin en dikkat çekici olanının, öğrencilerin büyük çoğunluğunun aile bireylerini yanlarında getirme hakkının kısıtlanması olduğunu ve bu hakkın artık ağırlıklı olarak doktora ve ileri araştırma programı öğrencileriyle sınırlı tutulduğunu ifade etti. Kararın, son yıllarda uluslararası öğrencilere eşlik edenlerin sayısında belirgin bir artış gösteren istatistiklerin ardından alındığını ifade etti.

Kadum'a göre hükümet ayrıca mezuniyet sonrasında öğrencinin İngiltere’de kalabileceği süreyi de kısalttı. Bunun ardında öğrenci vizesinin temel amacının eğitim ve beceri kazanmak olduğu, kalıcı ikamet için dolaylı bir yol olarak kullanılmaması gerektiği yönündeki kararlı tutum yatıyor. Yetkililer ayrıca eğitim tamamlanmadan öğrenci vizesinden çalışma vizesine geçilmemesi kararını da sıkı biçimde uyguluyor.

İngiltere üniversitelerindeki eğitim yöntemleri, Arap dünyasının yükseköğretim kurumlarındaki uygulamalardan belirgin biçimde farklılaşıyor. Peki bu durum, o ülkelerden gelen öğrenciler için gerçek bir zorluk mu?

Eğitim ve işletme yönetimi alanında uzman akademisyen Husam el-Harahşe'ye göre Arap öğrencilerin İngiliz üniversitelerinde karşılaştığı güçlüklerin başında, ders ve müfredat sınırlarının dışında düşünememek geliyor. Bu öğrenciler ezberleme ve belirli bir müfredata odaklanma konusunda başarılı oldukları için sınavlarda üstün başarı elde etseler de araştırma söz konusu olduğunda yazma ve araştırma becerileri ile öne sürülen araştırma problemlerine çözüm üretmede güçlük çekiyorlar.

Harahşe yaptığı değerlendirmede, İngiltere’de ya da benzer bir eğitim sistemine sahip herhangi bir ülkede okumak isteyen öğrencilere, sınav başarısına odaklanmak yerine yazma ve sunum becerilerini keşfetmeye çalışmaları tavsiyesinde bulundu.

İngiliz üniversitelerinde büyük bir kültürel çeşitlilik var (Getty) İngiliz üniversitelerinde büyük bir kültürel çeşitlilik var (Getty) 

Suudi Arabistan, Arap ülkeleri arasında İngiliz üniversitelerine en fazla öğrenci gönderen ülke konumunda. Bu süreç gençlerin gurbete ayak bastığı andan itibaren kesintisiz bir şekilde sürdürülüyor.

Yüksek lisans öğrencisi Faysal el-Hayyid, Edinburg'da bulunan Suudi Arabistan Kulübü'ndeki deneyimini anlatarak eğitim ataşeliğinin öğrencilerin uyumunu ve ihtiyaçlarını yakından takip ettiğini söyledi. Hayyid, Suudi Arabistan'ın Londra Büyükelçisi'nden başlayarak ataşelik, öğrenci kulüpleri ve 7/24 açık elektronik kanallar aracılığıyla öğrencilerle sürekli iletişimin sağlandığını vurguladı.

Hayyid, kendi ülkesindeki burs kurumunun öğrenciyle kurduğu kesintisiz iletişimin, ihtiyaçların saptanmasına ve akademik başarı için en temel dayanak olan psikolojik desteğin sağlanmasına önemli katkı sunduğuna dikkati çekti.

İngiltere’deki üniversiteler, birkaç ay öncesine kadar Sudanlı öğrencileri memnuniyetle karşılıyordu. Ancak Londra, aralarındaki iltica başvurusu sahiplerinin sayısının artması nedeniyle Sudanlılara vize verilmesini askıya aldı. Yüksek lisans öğrencisi Muheyyeb İsmail, İngiltere’ye geçen yıl yapılan iltica başvurularının toplamının 110 bini aştığını, bunların arasında öğrenci vizesiyle gelen Sudanlıların da bulunduğunu belirtti.

İsmail, 2025 yılında Sudanlı öğrenci sayısının yaklaşık 260 olduğunu, bunların 120'sinin iltica başvurusunda bulunduğunu -ki bu yüzde 50'nin altında bir oran- ve tüm iltica başvurucularına oranlandığında Sudanlıların yalnızca binde birini oluşturduğunu söyledi. Açıklamalarını sürdüren İsmail, "Bu kadar küçük bir oran İngiliz toplumu için gerçekten bir yük oluşturabilir mi?" diye sordu.

Gayri resmi tahminlere göre bugün İngiltere’de 30 binden fazla Arap öğrenci eğitim görüyor. Diğer yabancı öğrenciler gibi onlar da bu deneyimi acısıyla tatlısıyla deneyimliyor.

Doktora öğrencisi Lemis Hüseyin el-Alevi ise şunları söyledi:

“Öğrenci, eğitim süresince neredeyse her gün sorunlar, güçlükler ve zorluklarla yüzleşiyor. Ancak her zaman başaracağına, başarısız olmayacağına dair inancını korumalı. Kendine İngiltere’ye net bir amaç ve hedef için geldiğini, zamanını boşa harcamaya gelmediğini sürekli hatırlatmalı. Buradaki konaklamadan keyif almanız elbette güzel ama odaklanmanızı korumak ve geldiğiniz amacı kendinize hatırlatmak çok daha önemli.”

Sonuç olarak İngiltere’deki eğitim yolculuğu tüm boyutlarıyla Arap öğrencinin kişisel ve akademik deneyimini zenginleştiren bir miras ve nerede çalışırsa çalışsın, nerede yaşarsa yaşasın mesleki mücadelesinde yaslanacağı bir temel taş niteliği taşıyor.