Reisi, Washington’ı İran’a karşı düşmanca atmosfer oluşturmakla suçladı

İran ordusu 1 Eylül’de düşük menzilli ve alçak irtifa silahları için yeni bir izleme ve kontrol merkezi açtı. (Tesnim)
İran ordusu 1 Eylül’de düşük menzilli ve alçak irtifa silahları için yeni bir izleme ve kontrol merkezi açtı. (Tesnim)
TT

Reisi, Washington’ı İran’a karşı düşmanca atmosfer oluşturmakla suçladı

İran ordusu 1 Eylül’de düşük menzilli ve alçak irtifa silahları için yeni bir izleme ve kontrol merkezi açtı. (Tesnim)
İran ordusu 1 Eylül’de düşük menzilli ve alçak irtifa silahları için yeni bir izleme ve kontrol merkezi açtı. (Tesnim)

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ABD’yi ülkesine yönelik düşmanca atmosfer oluşturmakla suçladı. Hükümetinin komşularla iş birliğini ve ticari ilişkileri geliştirmek için ‘aktif diplomasi’ benimsemesi gerektiğini söyledi.
Reisi, hükümetinin ilk haftalık toplantısında yaptığı açıklamda “ABD’liler, çeşitli bahanelerle ülkemize karşı düşmanca bir atmosfer yaratıyorlar. Ama onlara verilecek cevap hazır” dedi. İran Cumhurbaşkanı sorumlu kurumlara, özellikle İran Radyo ve Televizyon Kurumu’na Tahran’a yöneltilen suçlama ve şüphelere ‘uygun yanıtları verme’ çağrısı yaptı.
Reisi geçen hafta medya organlarındanİran Devrim Muhafızları’na bağlı medyanın benimsediği ikna edici yöntemleri kullanarak İran sokaklarına ‘yaşanan krize’ ilişkin yayın yapmasını istedi.
Reisi’nin anlatısı, Dini Lider Ali Hamaney’in cumhurbaşkanlığı kararnamesini Reisi’ye devretme töreninde yeni hükümete verdiği yaptığı tavsiyeler arasında yer alıyor. Hamaney tören sırasında “Propaganda hareketleri, yumuşak savaş ve medya propagandası, düşmanların güvenlik ve ekonomik hareketlerinden daha ağır basmaktadır” dedi. Özellikle İranlı yetkililere bağlı medya organlarından daha fazla takipçisi bulunan Farsça kanallara ve medya kuruluşlarına atıfta bulunan.
Ali Hamaney sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok para harcıyorlar ve kamuoyunu kontrol etmek için çok şey yapıyorlar. Psikolojik savaş ve propaganda yoluyla büyük güçlerin hedefi haline gelen İran da dahil olmak üzere tüm ülkelerde kamuoyunu ele geçirmek için birçok yöntem kullanıyorlar.  Kamuoyu başkalarının elinde olan bir millet yabancıların istediği yönde ilerler.”
İranlı yetkililerin literatüründe yer alan ‘düşman’ tanımı, Tahran’ın bölge ülkelerinin iç işlerine ‘müdahalesine’ karşı çıkan yönetimlerin yanı sıra ABD ve İsrail’i de kapsıyor.
Reisi, bölgesel ilişkilerin iyileştirilmesine ve korkunç ekonomik duruma ilişkin vaatlerini yineledi. İran cumhurbaşkanlığı internet sitesine göre Reisi, bakanlara komşu ülkelerle etkileşim düzeyinin iyileştirilmesinin ve ticaret alışverişinin artırılmasının, hükümetin öncelikleri arasında yer aldığını söyledi. İbrahim Reisi konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Diplomasi, komşularla daha aktif bir şekilde yürütülmeli ve herkes komşularla ticari ve ekonomik iş birliğini artırmak için her türlü çabayı sarf etmelidir. Çünkü bu ilişkileri güçlendirmek ve İran’ın bölgesel faaliyetlerdeki payını artırmak için uygun bir zemin mevcut.”
İran Cumhurbaşkanı, hükümet toplantısına katılmasından birkaç saat sonra, görevi üstlenmesi sonrasında Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin ilk görüşmesine katıldı. Devrim Muhafızları’na bağlı Tensim ajansına göre Reisi’nin toplantıdaki varlığı, üst düzey yetkililerin yer aldığı konseydeki 8 yıllık yokluğunu da sona erdirdi.
İran, nükleer anlaşmadan geri çekilmesi sonrasında eski ABD Başkanı Donald Trump tarafından yeniden uygulanan yaptırımların sonucunda boğucu bir ekonomik ve yaşamsal krizle karşı karşıya. Trump, İran’ın nükleer programına uzun vadeli kısıtlamalar getirmenin yanı sıra bölgesel davranışını değiştirmeyi, balistik füze gelişimini kontrol etmeyi ve yayılmasını önlemeyi içeren yeni bir anlaşma imzalamak için çalışmalar yürütmüştü.
İran’ın 2015 anlaşmasını canlandırmayı amaçlayan, Viyana’daki müzakere masasına geri dönmesi bekleniyor. Ancak müzakereler, 20 Haziran’da Reisi’nin göreve başlamasından sonra, altıncı turda durdurulmuştu.
İran’ın yeni Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın pazartesi akşamı yayınlanan bir televizyon röportajında ‘İran hükümetinin istikrar için 2 ila 3 aylık bir süreye ihtiyaç duyduğuna’ ilişkin açıklamaları, Viyana’daki müzakereleri gelecek kasım ayına erteleme korkularını artırdı.
İranlı İşçiler Haber Ajansı’na (ILNA) göre İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi Sözcüsü Milletvekili Mahmud Abbaszade Mişkini, “İran söylemek istediğini söyledi ve top şimdi ABD’nin oyun sahasında” dedi. Batılı tarafları ‘yükümlülüklerini yerine getirmemekle’ suçlayan Abbaszade, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Cezalar arttı ve biz ne kadar kararlı olduysak karşı taraf da o kadar çok ihanet etti. Yükümlülüklerini yerine getirmedi ve İran’a yeni yaptırımlar uyguladı.”
Mişkini, yaptırımlara karşı meclisin onay verdiği ‘stratejik adım’ yasasını savundu. Söz konusu stratejiye göre İran, yüzde 20’ye varan uranyum metali üretimine ek olarak nükleer silahın elde edilebileceği derecelere yakın bir şekilde, yüzde 60 oranında uranyum zenginleştirdi. Ayrıca Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın Ek Protokolü’nü terk ederek Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin faaliyetlerine de kısıtlama getirdi.
Batılı analistler, İran’ın attığı adımların Tahran ve Washington arasındaki dolaylı müzakereleri ve ABD Başkanı Joe Biden’ın ‘anlaşmayı imzalayanların katılımıyla geçen nisan ayında başlatılan’ nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma görevini karmaşık hale getirdiğini söylüyorlar. Bu bağlamda milletvekili Mahmud Abbaszade Mişkini, “Batı, müzakere etmek için inisiyatif almaya zorlandı. Viyana müzakereleri bu esasa dayanıyor” dedi. Mişkini yrıca “Top ABD’lilerin ve Avrupalıların sahasında. Kararı onlar vermek zorunda” ifadelerini kullandı.
Milletvekili İran dış politikasının, özellikle Batı ile ‘duygusal bir konumdan son derece aktif bir meseleye dönüşmesi’ gerektiğini belirterek “Uygulanabilmesi ve Asya Kıtası’na yönelik merkeze alınabilmesi için dış politikada bir denge olmalıdır” şeklinde konuştu.
Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi’nin üyelerinden radikal Cevad Kerimi Kuddusi, “Yaptırımları iptal etmek ve taahhütlere geri dönmek, Cumhurbaşkanı Reisi’nin veya başka birinin değil, Dini Lider’in politikası olacaktır” dedi.
Kuddusi, ILNA’ya yaptığı açıklamanın devamında şu ifadeleri kullandı:
“Dini Lider, hükümetle yaptığı son görüşmede ABD’lilerin bir adım bile ilerlemediğini söyledi. Müzakere metni, nükleer anlaşma metnidir. Hiçbir paragraf eklenemez veya çıkartılamaz. Anlaşmada öngörülen yaptırımlar kaldırılmalıdır.”
Anlaşma kapsamında olmayan yaptırımların bile tanımlanması gerektiğini belirten Kuddusi ayrıca Batı tarafının son müzakerelerde ‘İran için kırmızı çizgi olan konuları da önerdiğine’ dikkat çekti.
Nükleer anlaşmaya muhalif isimlerden olan Kuddusi, anlaşmanın uygulanma sürecinin başlangıcında Tahran’ın ABD şirketlerinin İran petrol sahasına yatırım yapmasını kabul ettiğini vurguladı.



Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.