Taliban Sözcüsü Suheyl Şahin, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD ile imzaladığımız anlaşmaya bağlı ve bu konuda kararlıyız’

Şahin, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda DEAŞ’ın eylem gerekçelerinin, ABD’nin Afganistan’dan ayrılmasıyla ortadan kalktığını söyledi

Taliban Siyasi Büro Sözcüsü Süheyl Şahin. (Getty)
Taliban Siyasi Büro Sözcüsü Süheyl Şahin. (Getty)
TT

Taliban Sözcüsü Suheyl Şahin, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD ile imzaladığımız anlaşmaya bağlı ve bu konuda kararlıyız’

Taliban Siyasi Büro Sözcüsü Süheyl Şahin. (Getty)
Taliban Siyasi Büro Sözcüsü Süheyl Şahin. (Getty)

Taliban'ın Katar'daki Siyasi Büro Sözcüsü Süheyl Şahin, yeni bir hükümetin kurulmasına yönelik yapılan iç istişarelerin ve müzakerelerin sona erdiğini, hükümetin hazır olduğunu ve birkaç gün içinde de duyurulacağını açıkladı. Sözcü Şahin ayrıca, "ABD ile imzaladığımız anlaşmaya bağlı ve bu konuda kararlıyız" dedi.
Taliban Hareketi’nin son üç yıldır ABD ile arasında yapılan görüşmelere katılan müzakere ekibinin önde gelen isimlerinden olan Şahin, Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda yeni hükümetin, isimlerin belirlenmesi ve görev dağılımı açısından hazır olduğunu belirtti. Ancak başbakanın adını açıklamadı.
Pakistan Servisler Arası İstihbarat Başkanı Korgeneral Faiz Hamid'in Kabil’e gelmesinin amacının hükümetin kurulmasına yardım etmek olduğu iddialarını yalanlayan Şahin, Hamid'in ziyaretinin Afgan hükümetiyle herhangi bir ilgisi olmadığını vurguladı. Ziyaretin ‘yalnızca kendilerini ilgilendiren bir iç mesele’ olduğuna dikkat çekti.

ABD’lilerle anlaşma
Şahin, Taliban Hareketi’nin, herhangi bir tarafın ABD’ye, çıkarlarına, bölgedeki güçlerine veya müttefiklerine karşı terör saldırıları düzenlemesine fırsat tanımama, Afganistan'ın başka ülkelerin güvenliğini tehdit edebilecek terör eylemlerinin merkezi haline gelmesini engelleme ve mülteciler konusunda Washington yönetimiyle imzaladığı anlaşmaya bağlı olduklarını söyledi. “Bu konuda kararlıyız” ifadelerini kullandı.
Taliban'ın hiçbir grubun Afganistan topraklarından terör eylemleri düzenlemesine izin vermeme sözünü yerine getirip getiremeyeceği sorusuna cevap veren Şahin, hareketin ‘taahhütlerini başarabileceğini’ vurguladı. ABD’liler ile istihbarat alışverişinde bulunulduğu iddialarını reddeden Şahin, “ABD ile yapılan anlaşmada böyle bir şey yer almıyor. Kendileriyle istihbarat alışverişinde bulunmuyoruz” dedi.

Kadın hakları ve seçimler
Tüm tarafların yer aldığı kapsamlı bir hükümet ve başta kadınlar olmak üzere tüm insan hakları konulara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Şahin, “Kadınların okuma ve çalışma haklarına saygı duyacağız. Ama Müslüman bir kadın olarak şeriat kurallarına uymak zorundalar” dedi. Gazeteci Afgan kadınların işlerine ne zaman dönecekleri sorusuna da cevap veren Şahin, kadın gazetecilerin, özellikle televizyon kanallarındaki işlerine geri döndüklerini söyledi.
New York Times gazetesinin geçtiğimiz cumartesi günü, Taliban’ın kadınları demir zincirlerle döverek bir gösteriyi dağıtmasıyla ilgili haberini yorumlayan Şahin şunları aktardı:
“Demir zincirler mi? Asla. Ancak bir grup kadın, başkanlık sarayına girmeye çalıştı. Saray muhafızları, DEAŞ-Horasan örgütünün kadın kılığına girerek bir terör eylemi düzenleme niyetinde olduğunu düşündüler. Örgütün saraya kadar ulaştığına düşündük.”
Şahin, Taliban Hareketi yönetiminden kaçmak için havaalanına akın eden Afganların görüntüleri karşısında hayal kırıklığı yaşamadığını söyledi. Aksine ‘ABD’lilerin onlara umut verdiklerini ve onları ABD’ye götürmeye söz verdikleri için ayrılmak istediklerini’ vurguladı.
Taliban Siyasi Büro Sözcüsü seçimlerle ilgili de açıklamalarda bulundu. Konunun Taliban yönetimince karara bağlandığını, yakın gelecekte bir anayasa hazırlamaları gerektiğini ve tüm bu konuların tartışılacağını söyledi.

Pençşir
Şahin, Taliban'ın Pençşir’deki muhaliflerinin mevzilerine gerçekleştirdiği son saldırına ilişkin de açıklamalarda bulundu:
“Onlarla iki hafta boyunca görüştük. Ama tekliflerimizi kabul etmediler. Taleplerinin çıtasını da çok yükselttiler. Bu da tartışmaya yol açtı. Pençşir halkı bizimle olursa ve bize karşı savaşmak istemezlerse o zaman hükümette yer alabilirler. Tacikler, Beluçlar, Hazaralar, (Taliban üyelerinin çoğunluğunu oluşturan) Peştunlar, Özbekler, Türkmenler ve diğer tüm etnik kökenler hükümette temsil edilir.”

Komşularla ilişkiler
Pakistan ile ilişkiler konusunda değerlendirmede bulunan Taliban Siyasi Büro Sözcüsü, Pakistan’ın Müslüman bir ülke olması nedeniyle aralarındaki ilişkilerin iyi olduğunu söyledi. Şahin, denize erişimi olmayan bir ülke oldukları için komşu ülkelerle iyi ilişkilere ihtiyaç duyduklarının altını çizdiği açıklamasında “Örneğin Çin ve uzun bir sınırı paylaştığımız İran ile yıllardır iyi ilişkilere sahibiz” dedi.
İran'ın, Afganistan’ın eski Cumhurbaşkanı Eşref Gani'ye Taliban’a karşı mücadeleye yardım etmek için Fatimiyyun Tugayı’nı göndermeyi teklif ettiğine dair haberleri de yalanlayan Şahin, ‘bunun tam tersinin olduğunu’ söyledi:
“İran'dan bunu yapmasını isteyen Gani'dir. İran artık Fatimiyun Tugayı’nı Suriye’den Afganistan'a göndermeyecek. Ancak bazı ülkeler Afganistan'daki iç savaşı yeniden alevlendirmek istiyor.”
Şahin, Taliban ile İran arasındaki iyi ilişkilerin Hizbullah ve Husilerle iletişiminin de önünü açıp açmayacağıyla ilgili bir soruya, “Hayır, onlarla hiçbir ilişkimiz olmayacak, ülkemize odaklanacağız. Ülkeyi adaletle, hoşgörüyle, esneklikle ve ötekini kabul ederek yöneteceğiz” yanıtını verdi. Afganistan’ı yeniden inşa etmeye yardımcı olacak ülkelerle güçlü ilişkiler kuracakları vurgulayan Şahin “Ülkemizin bağımsızlığını kazandıktan sonra gerçek imajımızı göstermek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Taliban’ın Pakistan’la arasındaki Keşmir anlaşmazlığında İslamabad yönetiminin yanında yer alma olasılığından çekinen Hindistan’a da garanti vermeye çalışan Şahin, “Keşmir, Hindistan ile Pakistan arasındaki bir mesele. Bizim bu konuyla herhangi bir ilgimiz yok. Güçlerimizi başka bir ülkeye göndermeyeceğiz. Dış gündemimiz bulunmuyor” dedi.

El Kaide’nin ayrıcalığı yok
Şahin, Taliban Hareketi’nin El Kaide ile ilişkisine dair de şunları söyledi:
“Uzaktan bakıldığında görünen ile gerçek bir birinden çok farklı. Hiçbir örgütün Afganistan'ı herhangi bir ülkeye karşı kullanmasına asla izin vermeyeceğiz. Bu durum El Kaide için de geçerli. Bu konuda kimsenin ayrıcalığı yok.”
Şahin, Taliban Hareketi içinde bölünmeler ve anlaşmazlıklar olduğuna ilişkin iddialara da karşı çıktı. “Hepimiz, Taliban yönetiminden bize gelen siyasi emirleri uyguluyoruz” ifadesini kullandı.
Taliban'ın DEAŞ’ın varlığını kabul etme olasılığı olup olmadığı sorusuna da cevap veren Şahin, DEAŞ’ın Afganistan, ABD işgali altındayken bir rolü olduğunu ancak şu an herhangi bir gerekçesi olmadığını vurguladı. Eylemlerinin artık İslami olarak yasak olduğunu kaydetti.
Şahin, Türkiye'nin Kabil Havalimanı’nı işletmek istemesiyle ilgili de açıklamalarda bulundu. Havalimanının yönetiminin Türkiye'ye mi yoksa başka bir ülkeye mi verileceğine Taliban yönetiminin karar vereceğini belirtti.
Taliban yönetimi, Karzai Uluslararası Havalimanı'nın adını değiştirmeye veya Karzai adını kaldırmaya henüz karar vermemiş gibi görünüyor. Zira Şahin “Henüz isim konusunu düşünmedik” dedi. Taliban'ın eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ve önde gelen Afgan siyasetçi Abdullah Abdullah'ı ev hapsinde olduğu iddialarını yalanlayan Şahin, hareket özgürlükleri bulunduğunu ancak hayati tehlikeleri bulunduğu için koruma altına alındıklarını belirtti.

Afganistan’da iç savaş beklentileri
Şahin, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley'in Afganistan'da bir iç savaş olasılığına ilişkin uyarısıyla ilgili de değerlendirmelerde bulundu:
“Bu onların beklentileridir. Bizim beklentimiz ise Afganistan'ın barışçıl ve refah içinde bir ülke olması yönünde. Bunun için dünyanın bize yardım etmesini istiyoruz. Arap ve Müslüman ülkelere heyetler göndereceğiz. Onların da aynısını yapmalarını bekliyoruz.”
Washington'da bir büyükelçilik açacaklarını doğrulayan Şahin, hükümet duyurulduğunda Birleşmiş Milletler'de (BM) de yer almayı umduklarını ifade etti.

Devlet yönetimi
Şahin, Taliban'ın devleti ve kurumlarını yönetmede deneyim sahibi olmadığı yönündeki söylemlere de karşı çıktı:
“Afganistan'ın yüzde 80'inin kontrolümüz altında olduğu 20 yıl boyunca bile devlet kurumlarını yönettik ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yaptık. Şimdi tüm bölgeleri kontrol ediyoruz. Askerler, ordunun yeniden düzenlenmesi için kayıt altına alınıyor.”
Taliban Siyasi Büro Sözcüsü Süheyl Şahin sözlerinin sonunda merkez bankasından çekilen paralar ve yatırımlar konularına ilişkin de açıklamalarda bulundu:
 “Bizimle mali ilişkilerin kesilmesinin sebebini sormak istiyorum. Merkez Bankası'ndan tüm parayı çektiler; bu bizim paramız. Medya, haberleri aktarırken dürüst olmalı. Gazeteniz aracılığıyla şu soruyu soruyorum; Neden bizi paramızdan mahrum ediyorsunuz? Yine de umudumuz var. Artık bağımsız bir ülkeyiz. Yabancı şirketlerin Afganistan'a gelip yatırım yapmasının önünü açacağız.”



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME