ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Şara: Lübnan’daki savaşı durdurmaya çalışıyoruz; ona dahil olma niyetimiz yok

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (SANA)
TT

Şara: Lübnan’daki savaşı durdurmaya çalışıyoruz; ona dahil olma niyetimiz yok

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ülkesinin Lübnan’daki savaşa dahil olabileceğine yönelik yeniden gündeme gelen tartışmalara son noktayı koydu. Suriye’nin askeri olarak Lübnan’a müdahil olacağı yönündeki iddiaların ‘yalnızca söylentiden ibaret’ olduğunu belirten Şara, mevcut aşamada Suriye’nin Lübnan’daki duruma ilişkin yaklaşımının ‘savaşa katılmak değil, savaşın durdurulması için çaba göstermek’ olduğunu vurguladı.

Şara, Şam kırsalından gelen bir heyeti kabulü sırasında yaptığı açıklamada, Suriye ile Lübnan arasındaki sınırların belirlenmesi dosyasının ‘şu anda öncelikli bir konu olmadığını’ ifade etti. Hâlihazırda daha acil meselelerin bulunduğunu kaydeden Şara, bunların başında Lübnan’da yaşayan yaklaşık 1,4 milyon Suriyeli sığınmacının durumunun ele alınması ve bu kişilerin ülkelerine dönüşünü güvence altına alacak uygun bir mekanizmanın oluşturulmasının geldiğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump kısa süre önce yaptığı açıklamada, “Hizbullah’a güçlü bir darbe vurmak istiyoruz. İsrail güneyde yapılması gerekeni yaptı, ancak Hizbullah’ın tamamen ortadan kaldırılması için yapılacak daha çok şey var. ABD bunu yapmaya hazır ve bunu Suriye’den de talep etmemiz mümkün” ifadelerini kullanmıştı.

 Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Şam kırsalından önde gelen isimlerle bir araya geldi. (SANA)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Şam kırsalından önde gelen isimlerle bir araya geldi. (SANA)

Trump’ın söz konusu açıklamaları, Şara’nın yakın zamanda Washington’u ziyaret edebileceğine ilişkin haberlerin de etkisiyle geniş yankı uyandırdı. Ancak Suriye Cumhurbaşkanlığı bu iddiaları yalanladı. Şam’daki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, ABD’li yetkililerin söylemlerini ‘kartların yeniden karılması’ olarak nitelendirirken, bu açıklamaların müzakere sürecinin bir parçası ve İran’a yönelik mesajlar içerdiğini belirtti. Kaynaklar, “Şu ana kadar Şam’a, Suriye’nin Lübnan’da herhangi bir askeri müdahalede bulunmasına ilişkin resmî bir Amerikan talebi iletilmedi” dedi. Aynı kaynaklar, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın daha önce Şam’dan ‘Hizbullah’a karşı açık, net ve ciddi bir tutum sergilemesini’ istediğini aktarırken, Suriye yönetiminin hâlihazırda böyle bir tutuma sahip olduğunu savundu. Buna göre Şam’ın yaklaşımı; sınırların kontrol altına alınması, kaçakçılık güzergâhlarının kapatılması ve Lübnan hükümetiyle üst düzey koordinasyon yürütülmesi şeklinde tezahür ediyor.

Kaynaklar ayrıca, “Savaş bataklığına sürüklenmek ve tek taraflı olarak askeri güç konuşlandırmak tamamen ihtimal dışı. Lübnan ordusuna destek amacıyla Suriye birliklerinin sahaya sürülebileceğini konuşmak için ise henüz çok erken” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Suriye Arap Ordusu Sınır Muhafaza Güçleri Komutanı Tuğgeneral Hasan Abdulgani, geçtiğimiz perşembe günü bazı subayların da katılımıyla Lübnan ordusundan, başkanlığını İrtibat Sorumlusu Tuğgeneral Michel Boutros’un yaptığı bir heyetle görüştü. Görüşmede, iki taraf arasında sınır güvenliğinin güçlendirilmesi ve kaçakçılık faaliyetleriyle mücadele alanlarında iş birliği ve koordinasyonun artırılması başta olmak üzere ortak ilgi alanına giren konular ele alındı.

Buna paralel olarak Suriye İçişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, “Lübnan egemen bir devlettir ve önceki rejimin gördüğü gibi bir arka bahçe değildir” ifadesini kullandı. Bakanlık, Suriye’nin Lübnan’a sağlayacağı her türlü desteğin temel dayanağının iki ülke arasındaki koordinasyon olduğunu vurguladı.

Suriye Arap Ordusu Sınır Muhafaza Güçleri Komutanı Tuğgeneral Hasan Abdulgani ile Lübnan Ordusu İrtibat Sorumlusu Tuğgeneral Michel Boutros’un görüşmesinden (SANA)Suriye Arap Ordusu Sınır Muhafaza Güçleri Komutanı Tuğgeneral Hasan Abdulgani ile Lübnan Ordusu İrtibat Sorumlusu Tuğgeneral Michel Boutros’un görüşmesinden (SANA)

Şara, 9 Haziran’da Şam’da eski Lübnan Başbakanı Necib Mikati’yi kabulü sırasında, ülkesinin mevcut imkân ve koşullar çerçevesinde Lübnan’a sağlayabileceği her türlü destek ve yardımı sunmaya hazır olduğunu ifade etti. Basında yer alan haberlere göre Şara, görüşmede konuğuna, “Lübnan'ın istikrarı ve güvenliği Suriye açısından doğrudan bir çıkar meselesidir. Şam yönetimi, karşılıklı saygı, iyi komşuluk ve iç işlerine karışmama ilkeleri temelinde Lübnan devletiyle en iyi ilişkileri kurmaya önem vermektedir” mesajını verdi.

Saatler süren Şara-Mikati görüşmesinde, Şam ile Beyrut arasındaki ikili ilişkilerin mevcut durumu ve önümüzdeki dönemde geliştirilmesine yönelik perspektifler ele alındı. Görüşmede ayrıca, bölgenin tanık olduğu dönüşümler ışığında, ortak ilgi alanına giren çeşitli yatırım dosyaları da masaya yatırıldı.


Lübnan'da ateşkes için Arap Dünyası devreye girdi

İsrail'in dün Sur kenti yakınlarındaki Burc el-Şamali'deki bir binaya düzenlediği hava saldırısının ardından kalan enkaz (AP)
İsrail'in dün Sur kenti yakınlarındaki Burc el-Şamali'deki bir binaya düzenlediği hava saldırısının ardından kalan enkaz (AP)
TT

Lübnan'da ateşkes için Arap Dünyası devreye girdi

İsrail'in dün Sur kenti yakınlarındaki Burc el-Şamali'deki bir binaya düzenlediği hava saldırısının ardından kalan enkaz (AP)
İsrail'in dün Sur kenti yakınlarındaki Burc el-Şamali'deki bir binaya düzenlediği hava saldırısının ardından kalan enkaz (AP)

ABD-İran arasında yürütülen ve bir uzlaşıya varmayı hedefleyen müzakerelerle eş zamanlı olarak, Lübnan’ın iç ve dış temaslarına destek vermek amacıyla Arap ülkeleri düzeyinde diplomatik bir hareketlilik başladı. Lübnan ise Washington'da İsrail ile gerçekleştirilecek yeni tur müzakerelere katılma hazırlıklarını sürdürürken, masada öncelikle ateşkesin sağlanması konusunda ısrar ediyor.

Lübnanlı kaynaklar, Lübnan dostu Arap ülkelerinin son iki gündür yoğun bir mekik diplomasisi yürüttüğünü ve müzakerelerde Beyrut’un elini güçlendirecek ortak bir zemin hazırlamaya çalıştığını belirtti. Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, bu ortak tutumun netleşmesinin ardından Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam arasında üçlü bir zirvenin önünün açılacağını ifade etti. Bu zirvede durum değerlendirmesi yapılması ve "öncelikle ateşkesin ilan edilmesi, ardından da ateşkes sonrasındaki aşamaların planlanması" hedefleniyor. Arap diplomasisinin yürüttüğü hareketliliğin; ateşkesin yürürlüğe girmesi, her iki tarafın karşılıklı olarak geri çekilmesi, Lübnan ordusunun bölgeye konuşlandırılması, Hizbullah’ın silah bırakması, göç edenlerin geri dönmesi ve Güney Lübnan’da istikrarın yeniden tesisi gibi çok ayaklı bir plan üzerinde yoğunlaştığı aktarıldı.

İsrail’in direnci ve Hizbullah’ın şartları masayı bloke ediyor

Bütün bu çabalara rağmen, İsrail’in katı tutumu ve Hizbullah’ın kendi şartlarındaki ısrarı ateşkes sürecini baltalıyor. Lübnanlı kaynaklar, İsrail tarafının müzakereleri ileriye taşıyacak hiçbir adım atmadığını ve "uzlaşmaz" bir tavır sergilediğini belirterek; Tel Aviv’in atılacak her adımı Hizbullah’ın önceden silahsızlandırılması şartına bağladığına dikkat çekti.

Hizbullah kanadı ise arabulucular vasıtasıyla ilettiği mesajda, Lübnan topraklarında kapsamlı ve eksiksiz bir ateşkes sağlanmadan önce hiçbir soruya veya teklife yanıt vermeyeceğini kesin bir dille bildirdi.


İsrail, 20 kasabanın tahliye edilmesi uyarısının ardından Güney Lübnan’a hava saldırıları düzenledi

İsrail’in Güney Lübnan’daki sahil kenti Sur’a düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (DPA)
İsrail’in Güney Lübnan’daki sahil kenti Sur’a düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (DPA)
TT

İsrail, 20 kasabanın tahliye edilmesi uyarısının ardından Güney Lübnan’a hava saldırıları düzenledi

İsrail’in Güney Lübnan’daki sahil kenti Sur’a düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (DPA)
İsrail’in Güney Lübnan’daki sahil kenti Sur’a düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (DPA)

Lübnan devlet medyası, İsrail ordusunun aralarında Nebatiye’nin de bulunduğu 20 yerleşim birimindeki sivillere tahliye çağrısı yapmasının ardından bugün Güney Lübnan’a yönelik bir dizi hava saldırısı düzenlediğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırıların Kfarhune, er-Reyhan ve Secd beldeleri de dahil olmak üzere çeşitli noktaları hedef aldığını duyurdu. Er-Reyhan ve Secd’in, Nebatiye’ye yakın bölgelerde bulunduğu belirtildi.

İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırılarının sürmesiyle birlikte bugün bir kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. NNA, “Düşman bir insansız hava aracının (İHA) Maarka beldesindeki mezarlığı hedef alması sonucu bir kişi yaşamını yitirdi” açıklamasında bulundu. NNA ayrıca, İsrail savaş uçaklarının dün gece Nebatiye’ye bağlı Deyr ez-Zehrani beldesine üç ayrı hava saldırısı düzenlediğini aktardı.

NNA’nın haberine göre İsrail güçleri, sabah erken saatlerde Bint Cubeyl kentinde bazı evler ile resmî kurum binalarını havaya uçurdu. Ayrıca Sur’a bağlı Srifa beldesinin de İsrail topçu birliklerinin hedefi olduğu kaydedildi.

Bu gelişmeler, İsrail’in Güney Lübnan’daki 20 kasaba ve köyün sakinlerine yönelik acil tahliye uyarısıyla eş zamanlı yaşandı. İsrail ordusu, Deyr ez-Zehrani, en-Numeyriye, eş-Şarkiyye, ed-Duveyr, Haruf, Habuş, Kafr Cuz, Zebdin (Nebatiye), Nebatiye et-Tahta, Nebatiye el-Fevka, Kafr Rumman, el-Mahmudiyye, Secd, er-Reyhan, Armati, Kfarhune, Melih, el-Luveyze, Cercu ve Arab Salim sakinlerinden bölgeyi tahliye etmelerini istedi.

İsrail’in Güney Lübnan’da geniş bir alana yönelik hava saldırıları, 16 Nisan’da ilan edilen ateşkese rağmen devam ediyor.

Lübnan ile İsrail arasında ABD arabuluculuğunda yürütülen ve bir hafta önce gerçekleştirilen dördüncü tur görüşmelerin tamamlanmasının ardından, Lübnan, ABD ve İsrail tarafından yayımlanan ortak açıklamada tarafların ateşkesin uygulanması konusunda mutabakata vardığı duyurulmuştu. Ortak açıklamada, “İsrail ve Lübnan, ateşkesin hayata geçirilmesi konusunda anlaşmaya vardı” ifadesine yer verilmişti. Ancak buna rağmen bölgede karşılıklı gerilim sürerken, İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik hava saldırıları da devam ediyor.