ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Hamideti’nin siyasi danışmanı, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrıldığını doğruladı

Fares el-Nur, Hamideti’nin siyasi danışmanı (Arşiv fotoğrafı – dolaşımda)
Fares el-Nur, Hamideti’nin siyasi danışmanı (Arşiv fotoğrafı – dolaşımda)
TT

Hamideti’nin siyasi danışmanı, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrıldığını doğruladı

Fares el-Nur, Hamideti’nin siyasi danışmanı (Arşiv fotoğrafı – dolaşımda)
Fares el-Nur, Hamideti’nin siyasi danışmanı (Arşiv fotoğrafı – dolaşımda)

Sudan’da Muhammed Hamdan Dagalo’nun (Hamideti) siyasi danışmanı Fares el-Nur, “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrıldığını doğruladı.Şarku’l Avsat’a konuşan El-Nur, “Barış ve diyalog için yeni fırsatlar aramak amacıyla istifa ettim” dedi

Geçtiğimiz ay, “Safana” lakabıyla tanınan tuğgeneral Ali Rızkallah da Sudan’daki silahlı çatışmada herhangi bir tarafa katılmadan “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrıldığını duyurmuştu.

Nisan ayında ise “El-Nur Kubbe” olarak bilinen Tümgeneral El-Nur Ahmed Adam adlı üst düzey bir subay daha “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrılarak ordu saflarına katılmıştı.

Komutan Abu Akla Keikel ise “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrılan ilk saha komutanı olmuş ve bu ayrılık Ekim 2024’te gerçekleşmişti.


Suriye-ABD doğal gaz anlaşması mali darboğazı aşmak için atılan stratejik bir adım mı?

Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)
Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)
TT

Suriye-ABD doğal gaz anlaşması mali darboğazı aşmak için atılan stratejik bir adım mı?

Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)
Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)

Suriye ile ABD arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerde, Beşşar Esed rejiminin 2024 yılı sonunda devrilmesinden bu yana en önemli stratejik gelişmelerden biri yaşandı. Suriye Petrol Şirketi, doğal gaz sahalarının geliştirilmesi ve üretimin artırılması amacıyla ABD merkezli ConocoPhillips ve Novaterra Energy şirketleriyle kapsamlı bir uygulama sözleşmesi imzaladı. Anlaşma, uzun yıllardan sonra ülkede gerçekleştirilen ilk büyük Amerikan enerji yatırımı olmasının yanı sıra, ABD Başkanı Donald Trump’ın Temmuz 2025’te yaptırımları kaldırma kararının ardından başlayan yeni dönemin somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Söz konusu sözleşme, 2026 yılının başlarında Chevron’un denizlerde hidrokarbon arama faaliyetleri ve HKN Energy’nin Rumeylan sahalarındaki girişimleriyle başlayan Amerikan yatırım hamlesinin devamı niteliğinde. Ancak ConocoPhillips anlaşması, ülkenin doğal gaz sektörüne yönelik en büyük bağlayıcı uygulama sözleşmesi olması ve enerji krizini sona erdirmeyi amaçlayan Körfez ve Avrupa destekli finansman mekanizmalarıyla desteklenmesi nedeniyle ayrı bir önem taşıyor.

Enerji uzmanları, geçen kasım ayında varılan mutabakatların hayata geçirilmesi anlamına gelen bu anlaşmanın yalnızca teknik ve enerji boyutuyla sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda uluslararası yatırımcılar açısından bir “güven oyu” niteliği taşıdığını belirtiyor. Uzmanlara göre anlaşma, 2026 yılı için yaklaşık 1,8 milyar dolar bütçe açığıyla karşı karşıya bulunan yeni Suriye hükümetinin mali darboğazı aşmasına da katkı sağlayabilir.

frvgfr
"Suriye Petrol Şirketi" ile "ConocoPhillips" ve "Novaterra Energy" şirketleri arasında sözleşmenin imzalanmasının ardından (Suriye Enerji Bakanlığı)

Amerikan şirketlerinin dönüşü, aynı zamanda Suudi Arabistan, Katar ve Fransa gibi ülkelerden gelen yatırım girişimleriyle de eş zamanlı gerçekleşiyor. Suudi Arabistan merkezli ADES başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası şirketlerin enerji sektörüne yönelmesi, Suriye doğal gaz sektörünü ekonomik toparlanma ve yeniden imar sürecinin temel motorlarından biri hâline getirebilecek yeni bir dönemin eşiğine taşıyor.

Mutabakattan uygulamaya

Anlaşma, daha önce imzalanan mutabakatların sahaya yansıması niteliğinde. Suriye Petrol Şirketi, Kasım 2025’te ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile bir mutabakat zaptı imzalamış, ardından teknik, hukuki ve ticari müzakereler yürütülmüştü. Taraflar arasındaki bu süreç, nihayet bağlayıcı uygulama sözleşmesiyle sonuçlandı.

“Uluslararası güven sertifikası”

Suriye enerji uzmanı ve akademisyen Dr. Ziyad Arabş, anlaşmanın öneminin mutabakat aşamasından fiili uygulama aşamasına geçilmesinden kaynaklandığını belirterek bunun küresel piyasalara, Suriye’nin yeniden enerji yatırımlarına açık bir ülke hâline geldiği mesajını verdiğini söyledi.

Arabş’a göre anlaşma sayesinde:

•   Petrol ve gaz sahalarında çalışan mühendis, teknisyen ve ekip sayısı artacak.

•  Modern sondaj ekipmanları ve yeni teknolojiler devreye alınacak.

•   Enerji sektörünün ihtiyaç duyduğu lojistik ve altyapı yatırımları hızlanacak.

•  Yeni şirketlerin pazara girişini teşvik edecek rekabetçi bir yatırım ortamı oluşacak.

Arabş, “Suriye’de faaliyet gösteren şirket sayısı arttıkça maliyetler düşecek, uzmanlık paylaşımı yaygınlaşacak ve bu durum ulusal ekonomiye olumlu yansıyacak” dedi.

Uzmanlara göre ConocoPhillips gibi küresel ölçekte bir şirketin Suriye pazarına girmesi, diğer uluslararası yatırımcılar açısından da önemli bir güven göstergesi olacak. Bu durum, yatırım risklerinin algılanan düzeyini düşürürken, Şam yönetiminin yatırımcı dostu bir ortam oluşturma konusundaki kararlılığını da ortaya koyuyor.

cdfvfdv
Suriye'nin Orta Bölge sahalarında yeniden faaliyete geçirilen "Uralmash 2" sondaj kulesi (Suriye Enerji Bakanlığı)

Nitekim Suriye Petrol Şirketi, Nisan ayında Suudi Arabistan merkezli ADES ile gaz sahalarının geliştirilmesine yönelik bir anlaşma imzalamış, daha önce de Chevron ve Katarlı şirketlerle çeşitli mutabakatlara varmıştı. Ayrıca kuzeydoğu Suriye’de Amerikan ve Suudi şirketleri arasında ortak yatırım projelerinin gündemde olduğu belirtiliyor.

Bütçe açığını azaltma potansiyeli

Yeni Suriye yönetimi, yıllar süren savaşın ardından ağır hasar almış bir ekonomi devraldı. Maliye Bakanı Yusr Berniyye’nin açıkladığı 2026 bütçesine göre devlet gelirlerinin yaklaşık 8,7 milyar dolar, harcamaların ise 10,5 milyar dolar seviyesinde olması bekleniyor.

Arabş’a göre yeni anlaşma, mali darboğazın aşılmasına iki temel yoldan katkı sağlayabilir:

1. İthalat maliyetlerinin azaltılması

Suriye hâlen elektrik üretimini desteklemek amacıyla bölgesel enerji tedarikine bağımlı durumda. Savaş öncesinde günlük yaklaşık 28 milyon metreküp olan doğal gaz üretimi, bugün bunun yaklaşık üçte biri seviyesine gerilemiş bulunuyor.

Hükümet, önümüzdeki yıl üretimi günlük 15 milyon metreküpe çıkarmayı hedefliyor. Anlaşmanın devreye girmesiyle ilk aşamada günlük 4-5 milyon metreküplük ilave üretim sağlanabileceği öngörülüyor. Bu artışın petrol ve türevleri ithalatına ayrılan kaynakları azaltması ve elektrik üretimi için gerekli gaz arzını güçlendirmesi bekleniyor.

2. İhracat gelirlerinin artırılması

Üretim fazlası oluşması hâlinde Suriye’nin doğal gaz ihracatına yönelmesi mümkün olacak. Böylece ülkeye döviz girdisi sağlanacak ve yeniden imar projelerinin finansmanında kullanılabilecek yeni gelir kaynakları ortaya çıkacak.

Arabş, öngörülen üretim artışının gerçekleşmesinin yaklaşık iki yıllık bir süreç gerektirebileceğini belirterek, “Günlük 5 milyon metreküplük ilave üretime ulaşmak için bir yıl daha eklemek gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye-ABD ilişkilerinde yeni dönem

Anlaşma, Şam ile Trump yönetimi arasındaki ilişkilerin hızla geliştiği bir dönemde imzalandı. Arabş’a göre bu sözleşme, Esed yönetiminin devrilmesinden sonra bir Amerikan enerji deviyle yapılan ilk uygulama anlaşması olması bakımından büyük önem taşıyor.

Uzmanlar, ekonomik iş birliğinin siyasi dosyalara da olumlu yansıyabileceğini ve bunun iki ülke arasında daha kapsamlı bir normalleşme sürecinin önünü açabileceğini düşünüyor.

Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir’in geçtiğimiz hafta Amerikalı yetkililerle yaptığı görüşmelerde petrol ve gaz sektöründeki yatırım fırsatlarının ele alınması da bu sürecin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Arabş’a göre Baker Hughes, Hunt Energy ve Argent LNG gibi Amerikan şirketlerinin de Suriye enerji sektörüne yönelik kapsamlı projeler üzerinde çalışması, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.

Gaz sektörünün mevcut durumu

Suriye’nin doğal gaz sektörü, 14 yıl süren savaşın ardından ciddi bir toparlanma süreciyle karşı karşıya bulunuyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre petrol ve gaz sektörünün 2011-2023 dönemindeki doğrudan ve dolaylı kayıpları 115 milyar doları aştı.

Şam’daki ABD Büyükelçiliği tarafından yayımlanan verilere göre ülkenin günlük doğal gaz arzı bugün yalnızca 7 ila 10 milyon metreküp seviyesinde bulunuyor. Bu rakam savaş öncesinde günlük 30 milyon metreküpe kadar çıkıyordu.

Buna karşılık ülkenin günlük gaz talebi 23 ila 30 milyon metreküp arasında değişiyor. Özellikle elektrik üretimindeki yetersizlik nedeniyle her gün yaklaşık 15 milyon metreküplük arz açığı oluşuyor.

Bu nedenle hükümet, uluslararası ortaklıklar sayesinde 2030 yılına kadar doğal gaz üretimini iki katına çıkararak enerji sektörünü yeniden ayağa kaldırmayı hedefliyor.

Altyapı ve bölgesel tedarik

Savaş sırasında sahalar, tesisler ve iletim hatları ciddi zarar gördü. Ayrıca yaptırımlar nedeniyle bakım ve modernizasyon faaliyetleri uzun yıllar boyunca aksadı.

Buna rağmen Arabş, yaklaşık 285 milyar metreküplük kanıtlanmış doğal gaz rezervlerinin geliştirilmesi hâlinde ülkenin dört yıl içinde savaş öncesi günlük 28 milyon metreküplük üretim seviyesine geri dönebileceğini belirtiyor.

dvfdervbf
Suriye Enerji Bakanı Muhammed El-Beşir, Washington'daki Dünya Enerji Forumu etkinlikleri sırasında konuşma yapıyor (Suriye Enerji Bakanlığı)

Suriye şu anda elektrik arzını desteklemek için bölgesel kaynaklardan yararlanıyor. Katar finansmanıyla Azerbaycan gazının Türkiye üzerinden Suriye’ye ulaştırılmasını öngören proje kapsamında günlük yaklaşık 3,4 milyon metreküp gaz sağlanıyor. Katar’dan Ürdün üzerinden doğrudan tedarik seçeneği de gündemde bulunuyor.

Şam yönetimi, mevcut sahaların rehabilitasyonunu hızlandırırken uluslararası ortaklıklar aracılığıyla üretimi artırmayı amaçlıyor. ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile yapılan anlaşma da bu stratejinin merkezinde yer alıyor.

Gaz sahaları nerede bulunuyor?

Anlaşmaların ardından Suriye Petrol Şirketi, daha önce kuzeydoğudaki Kürt özerk yönetiminin kontrolünde bulunan petrol ve gaz sahalarının yönetimini devraldı. Ülkenin enerji kaynakları üç ana bölgede yoğunlaşıyor:

Doğu Bölgesi (Deyrizor ve Haseke)

• Deyrizor’un kuzeydoğusundaki Koniko Gaz Sahası, ConocoPhillips tarafından 2001 yılında kurulmuştu. Yıllık 4,7 milyar metreküp kapasiteye sahip tesis, savaş öncesinde günlük yaklaşık 13 milyon metreküp üretim gerçekleştiriyordu.

• Haseke’deki Cebse Sahası ile birlikte, bu iki merkez 2011 öncesinde Suriye doğal gaz üretiminin yüzde 53’ünü karşılıyordu.

Orta Bölge ve Humus Çölü

• Ülkenin en büyük gaz sahası olan Şair Sahası,

•  Tedmur’un batısındaki Cihar Sahası,

• Mehr ve Cezel sahaları bu bölgede yer alıyor.

Ekonomik toparlanmanın anahtarı

Dr. Ziyad Arabş’a göre ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile imzalanan anlaşma, Suriye enerji sektörü açısından niteliksel bir dönüşüm anlamına geliyor. Anlaşma; mali darboğazın aşılması, enerji üretiminin artırılması, uluslararası yatırımcı güveninin yeniden kazanılması ve Suriye-ABD ilişkilerinde yeni bir ekonomik iş birliği sayfasının açılması açısından kritik önem taşıyor.

Arabş, “Bu anlaşmanın sonuçlarının bir yıl içinde görülmeye başlanması ve Suudi, Katarlı ve Fransız şirketlerle yürütülen paralel projelerin hayata geçmesi hâlinde, Suriye doğal gaz sektörü ekonomik toparlanmanın temel lokomotiflerinden biri olabilir. Ancak bunun için ihale ve uygulama süreçlerinde tam şeffaflık şarttır” ifadelerini kullandı.


Barrack’ın İran müzakerelerinden Irak’ı ayırma planının perde arkası

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
TT

Barrack’ın İran müzakerelerinden Irak’ı ayırma planının perde arkası

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, gelecek ay yapacağı ABD ziyareti sırasında petrol zengini ülkesini “iflasın eşiğinden” kurtarmaya çalışırken, Bağdat’ı pazartesi ve salı günleri ziyaret eden ABD’nin özel temsilcisi Tom Barrack ise Bağdat’ın beklenen Amerikan ve bölgesel destekten yararlanabilmesi için silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda “gerekenleri yaptığından” emin olmaya çalışıyor.

Güvenilir kaynaklar ve Iraklı yetkililere göre Zeydi ve arkasındaki etkili Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, temmuz ortasında Washington’da görüşeceği ABD Başkanı Donald Trump’ın desteğini almayı umuyor. Şii ittifakındaki iki yetkili, ABD’den sağlanacak ve Körfez ülkelerinin de katkı sunabileceği kredilerin Irak’ın mali krizine çözüm olabileceğini belirtti.

Iraklı kaynaklar, devlet hazinesini canlandırma umuduyla onlarca Iraklı iş insanının da Zeydi’ye Washington ziyaretinde eşlik edeceğini aktardı.

Ancak bu beklentilerin gerçekleşmesi yalnızca silahlı grupların silahsızlandırılmasına değil; ekonomik kaynaklarının ortadan kaldırılmasına, mensuplarının hükümete katılımının engellenmesine ve İran’ın Bağdat’taki rant sağlayan kurumlara erişim kanallarının kesilmesine bağlı. Kaynaklara göre Barrack’ın Bağdat ve Erbil’de yaptığı görüşmelerde bu konular öne çıktı.

sdvgft
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşmesinden bir kare (Reuters)

Parlamentonun güvenoyu vermesinden bu yana Zeydi, Bağdat’ta etkisi gerilemeye başlayan İran nüfuzu ile silahlı grupların gücünü sınırlandırmaya çalışan ABD baskısı arasında yeni bir denge kurmaya çalışıyor. Zamanla hükümetinin taktiksel olarak Washington’a daha yakın bir çizgi izlediği gözlemlendi.

“Başarı Hikâyesi”

Barrack’ın Bağdat’taki girişimleri, İran ve müttefiklerinin büyük tavizler vermeden mevcut gri alanı koruma çabaları ile ABD’nin Irak dosyasını İran’ın nükleer programı ve Hürmüz Boğazı hakkındaki müzakerelerden ayırma isteği arasındaki sessiz mücadelenin işaretlerini ortaya koyuyor. Washington, nihai anlaşmaya kadar 60 günlük bir ateşkes sağlayan mutabakat zaptındaki olası boşluklara karşı önlem almaya çalışıyor.

Salı günü Barrack ve Zeydi, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı grup ve oluşumların tamamen silahsızlandırılması ve dağıtılması konusunda mutabık kaldı. Bu durum ortak Irak-Amerikan açıklamasında da yer aldı.

Kaynaklara göre ABD’li yetkililer, İran’ın bölgede yeniden nüfuz kazanmak için yeterli zaman ve kaynak elde etmesi ihtimaline karşı Bağdat’ta mümkün olan en büyük kazanımları elde etmeye çalışıyor.

vfrv
Yeni Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat'ta İran'ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Âl-i Sadık ile görüşmesinden bir kare

Aynı kaynaklar, Trump’ın yeni Irak hükümetinin bir “başarı hikâyesine” dönüşmesini istediğini, ancak Irak dosyasından sorumlu Amerikan istihbarat çevrelerinin böyle bir değerlendirme için henüz çok temkinli davrandığını ifade etti.

Barrack’ın Bağdat ve Şam özel temsilcisi olarak görev süresinin yenilenmesinin ardından gerçekleştirdiği ilk Irak ziyareti, hükümetin “silahların devlet tekelinde toplanması planı”nı başlatmasından yaklaşık iki hafta sonra ve yetkililerin “boğucu” olarak nitelendirdiği mali krizin zirvesinde gerçekleşti.

Bir Iraklı yetkiliye göre hükümet, en iyimser senaryoda bile üç ay içinde bazı iç yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanabilir.

Mali krizin, Koordinasyon Çerçevesi liderlerini daha gerçekçi bir çizgiye ittiği ve onları kısa sürede silahların devlet kontrolüne alınmasını destekleyen bir kampanyaya yönelttiği belirtiliyor.

Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden Hikmet Hareketi Başkanı Ammar el-Hekim de yakın zamanda Bağdat’ta düzenlenen bir etkinlikte, İran’la savaş yaşanmasa bile ittifakın silahların devlet kontrolüne alınması planını uygulayacağını, bunun bir “iç ihtiyaç” olduğunu söylemişti.

cv
“Seraya es-Selam” üyeleri, 4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kentinde Irak devlet yapısına entegrasyon sürecinin başlaması dolayısıyla düzenlenen törende slogan atarken (AP)

Buna rağmen gözlemciler, İran’ın plana yönelik sessizliği nedeniyle sürece kuşkuyla yaklaşıyor. Haziran ayı başından bu yana Tahran yönetimi, Iraklı müttefiklerinin devlet kurumlarına entegrasyou konusunda resmi bir açıklama yapmadı. Buna karşılık İran, Lübnan Hizbullahı ve silah meselesini müzakerelerde gündemde tutmaya devam ediyor.

İran’ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Al-i Sadık’ın, Barrack’ın Başbakan Zeydi ile görüşmesinden yalnızca iki saat sonra Zeydi’yi ziyaret etmesi dikkat çekti.

Silahsızlandırmanın “Peşinatı”

Bağdat’taki karar alma mekanizmalarında belirgin bir pragmatizm hâkim. Koordinasyon Çerçevesi’nden bir isim, ittifak içinde giderek daha fazla kişinin silahların devlet kontrolüne alınması planına gerçekçi yaklaştığını söyledi.

Yetkili, bazı çevrelerin bu planı Irak’ı izole etmeye hazırlanan bölgesel ve uluslararası aktörlerin güvenini kazanmak için verilen bir “peşinat” olarak gördüğünü belirtti.

Aynı isim, son toplantılarda bazı liderlerin Arap dünyasında şekillenen yeni güvenlik ve siyasi yaklaşım nedeniyle Irak’ın en iyi ihtimalle “dost olmayan ülke” kategorisine girebileceği yönündeki endişelerini dile getirdiğini aktardı.

Bir başka Iraklı yetkili ise şu ana kadar üç silahlı grubu kapsayan planın, Irak’ın Arap ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerindeki sorunları gidermeyi amaçladığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bir ABD’li yetkili, haziran başında Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden ikisine, silahlı grupların silahlarına erişemeyeceğini doğrulayacak şeffaf mekanizmalar bulunmadığı için mevcut planın daha fazla netliğe ihtiyaç duyduğunu iletti.

Bununla birlikte Washington, süreci yıllardır görülmeyen ölçüde “umut verici bir adım” olarak değerlendiriyor ve ani, radikal silahsızlandırma hamlelerinin zorluklarını anlıyor. Ancak ABD’ye göre başarının ölçütü, sürecin sadece şekli bir uygulama olmadığı konusunda güvence verilmesi olacak.

Şimdiye kadar Selam Tugayları, Asaib Ehl el-Hak ve İmam Ali Tugayları, Haşdi Şabi’den ayrıldıklarını açıklayarak plana katıldı.

Silahların akıbetine ilişkin teknik mekanizma henüz netleşmemiş olsa da hükümete yakın isimler, Başbakan Zeydi’nin artık bu unsurların hareketlerinden ve silahlarından sorumlu olduğunu, geri kalan ayrıntıların ise ikincil önemde bulunduğunu ifade ediyor.

Daha sert bir yaklaşım

Barrack’ın Bağdat ziyareti Zeydi’ye destek vermeyi amaçlıyordu. İki Iraklı yetkiliye göre Washington, hükümetten silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda daha sert ve daha net adımlar bekliyor.

Bir başka yetkili, Barrack’ın görüşmelerinde ABD’nin ekonomik büroların tasfiyesini ve İran’ın Irak kaynaklarından yararlanmasının önlenmesini teşvik ettiğini aktardı.

“Iktisadi bürolar” ifadesi Irak’ta yıllardır, silahlı grupların mali ve ticari çıkarlarını yöneten ve gelirlerini artıran yapılar için kullanılıyor.

Bazı çevrelere göre Barrack’ın görevi, petrol, iletişim ve ulaştırma sektörlerinde yatırım yapmaya hazırlanan Amerikan şirketlerinin önündeki engelleri temizleyen bir “mayın temizleyici” rolüne benziyor. Bu sektörlerin son on yılda İran Devrim Muhafızları için önemli gelir alanlarına dönüştüğü belirtiliyor.

vdfb
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ı Şam'da kabul ederken (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Batılı diplomatlar ve Iraklı yetkililer, Barrack’ın Zeydi’yi bölgede kabul gören ve başarılı bir ortak olarak konumlandırmaya çalıştığını, ancak bunun silahlı grupların gücüne göz yumarak yapılamayacağını ifade ediyor.

Diplomatlardan biri, Trump’ın Barrack’ın yaklaşımını desteklediğini ancak İran’la yürütülen müzakerelerin zamanlamasını da dikkate alan hızlı sonuçlar istediğini söyledi.

Bir Iraklı yetkili ise Koordinasyon Çerçevesi içinde, Barrack’ın Bağdat’ı Tahran yerine Şam’a yakınlaştıracak yeni bir denklem kurmaya çalıştığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını ve Şii siyasi güçlerin bundan rahatsızlık duyduğunu aktardı.

İflas ve toplumsal öfke korkusu

ABD’nin değişimi hızlandırma isteğinin arkasında Irak’ın mali sıkıntıları da bulunuyor.

Kaynaklara göre Şii ittifak liderleri haziran başında Başbakan Zeydi’nin katıldığı bir toplantıda iflas riski ve toplumsal öfke ihtimalini gündeme getirdi.

Toplantıda bir lider, mevcut göstergeler ışığında üç ay içinde maaş ödemelerinde ve diğer iç yükümlülüklerde ciddi sorunlar yaşanabileceğini belirterek, bu durumda halkın tepkisini kontrol edebileceklerine dair garanti bulunmadığını söyledi.

Iraklı gazetecilerin aktardığına göre Zeydi, geçen hafta düzenlenen bir basın buluşmasında devlet hazinesine yalnızca 1 trilyon Irak dinarı (yaklaşık 1 milyar dolar) girdiğini, buna karşılık kamu çalışanlarının maaşları ve diğer harcamalar için yaklaşık 10 trilyon dinara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Resmi olmayan tahminlere göre Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle Irak günde yaklaşık 250 milyon dolar gelir kaybetti. Bu durum güney limanlarından yapılan petrol ihracatının yüzde 90’dan fazlasının durmasına yol açtı.

Kaynaklar, Şii ittifak liderlerinin büyük çoğunluğunun hükümetin krizle mücadele için hazırladığı siyasi, güvenlik ve ekonomik reform paketini desteklediğini belirtti.

Bununla birlikte hükümetin Batılı ve Körfezli kreditörlerden finansman sağlamaya çalıştığı, ancak İran’la yaşanan savaşın etkilerinin Bağdat’ın yardım bulma çabalarını zorlaştırdığı ifade ediliyor.

Silahsızlanmanın ödülü

Başbakan Zeydi’yi destekleyen siyasi ittifakı zorlayan başka bir sorun da bulunuyor. Silahsızlanma girişimine katılan bazı gruplar, bunun karşılığında hükümette görev bekliyor.

Bu gruplar yeni makamları “hak edilmiş bir ödül” olarak görüyor. Ancak kendi tabanlarına karşı silah bırakmanın siyasi maliyetinin çok daha yüksek olduğunu düşünüyorlar.

cvfgthy
Irak’taki Haşdi Şabi’ye bağlı bir devriye birliği (Haşdi Şabi Resmî İnternet Sitesi)

Bu nedenle ABD’nin terör listelerinde bulunan kişilerin yeni hükümete girmesine karşı çıkması durumunda söz konusu grupların Zeydi’ye rahatsızlık verecek tepkiler göstermesi bekleniyor.

Kaynaklara göre Koordinasyon Çerçevesi, Zeydi’den Washington’a gitmeden önce boş bakanlık koltuklarını doldurmasını istedi. Ancak Şii ittifak içindeki bir lider, Barrack’ın son görüşmelerde, silahlı gruplarla bağlantılı isimlerin hükümete alınmasının Zeydi’nin Beyaz Saray’da Trump’ın yanında otururken kendisini rahat hissettirmeyeceğini söylediğini aktardı.

Başbakanlık Basın Ofisi, silahlı grupların silahları veya hükümete katılımları konularının gelecek ay Beyaz Saray’daki görüşmede gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin sorulara yanıt vermedi.

Buna rağmen Iraklı yetkililere göre Zeydi, ABD Başkanı Trump’ı, Körfez ülkelerinin de yer aldığı bir kredi ve yatırım koalisyonu oluşturmaya ikna etmeye çalışacak. Bağdat yönetimi bunun karşılığında Amerikan ve bölgesel şirketlere yeni yatırım fırsatları sunmayı planlıyor.