ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Ez-Zeydi’nin komşu ülkelere yaptığı ziyaretler... Dış ilişkilerin yeniden düzenlenmesi

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 29 Ekim 2026 tarihinde Ulusal İstihbarat Servisi genel merkezinde (INA)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 29 Ekim 2026 tarihinde Ulusal İstihbarat Servisi genel merkezinde (INA)
TT

Ez-Zeydi’nin komşu ülkelere yaptığı ziyaretler... Dış ilişkilerin yeniden düzenlenmesi

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 29 Ekim 2026 tarihinde Ulusal İstihbarat Servisi genel merkezinde (INA)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 29 Ekim 2026 tarihinde Ulusal İstihbarat Servisi genel merkezinde (INA)

Irak hükümetinden bir kaynak, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin komşu ülkelere yönelik ziyaretleri kapsamında bu hafta Kuveyt ve Bahreyn’i ziyaret etmeye hazırlandığını bildirdi. Ez-Zeydi daha önce Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Türkiye ve İran’ı ziyaret etmişti.

Siyasi hesaplamalar ve Irak’taki siyasi kulislerde konuşulanlara göre ez-Zeydi’nin Suudi Arabistan ve Ürdün ziyaretleri, özellikle Irak’taki silahlı milislerin iki ülkeye yönelik gerçekleştirdiği bir dizi saldırının ardından, bu ülkelerin liderleriyle güven tesis etmeyi amaçlıyordu.

Bu çerçevede ez-Zeydi, özellikle bazı grupların silahların devletin kontrolünde toplanması sürecini reddetmesine veya uygulamayı belirlenen takvimin ötesine ertelemeye çalışmasına rağmen, silahların kontrol altına alınmasına yönelik çalışmaların ilerlediğine dikkat çekerek gelecekte benzer saldırıların tekrarlanmayacağına dair güvence verdi. Sürecin Haziran 2027’ye kadar tamamlanması bekleniyor.

Ez-Zeydi’nin Türkiye ziyareti ise başta Irak petrolünün Türkiye’deki Ceyhan Limanı üzerinden taşınması ve Kalkınma Yolu Projesi olmak üzere yeni konuların yanı sıra su meselesiyle ilgili uzun süredir gündemde olan dosyaların ele alınmasını amaçlıyordu.

Eski dosyalar ve yeni ufuklar

Siyasi çevreler Kuveyt ve Bahreyn’e yapılması beklenen iki ziyareti takip ederken, gündemdeki başlıca konulara ilişkin öne çıkan bilgilere göre Bağdat ile Kuveyt arasında çözüme kavuşturulamayan meseleler görüşmelerin merkezinde yer alacak. Kaynaklara göre azınlıklar meselesi ise ez-Zeydi’nin Bahreyn ziyaretinin gündem maddelerinden biri olacak.

Konuya ilişkin bilgi sahibi bir kaynak, basına yaptığı açıklamada, “Ez-Zeydi’nin Bahreyn ve Kuveyt ziyaretlerinde, Irak ile Kuveyt arasındaki karmaşık meselelerin çözümü, iki ülke arasındaki deniz sınırlarının belirlenmesi, Mübarek el-Kebir Limanı dosyası ve bunun Fav Limanı üzerindeki etkisi ile güvenlik dosyası ve bölgede istikrarın sağlanmasının önemi gibi önemli başlıklar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Kaynak, “Başbakanın Bahreyn ziyareti, bölgede güvenliğin istikrarını sağlamak amacıyla gerilimin düşürülmesine odaklanacak” dedi. Ayrıca ez-Zeydi’nin ziyaretlerde ele alınacak konuları daha önce Koordinasyon Çerçevesi liderleriyle görüştüğünü belirtti.

Ez-Zeydi, son dönemde bir dizi yurt dışı ziyareti gerçekleştirdi. Bu kapsamda 28 Temmuz 2026’da Türkiye’yi ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Ardından 14 Ekim’de Suudi Arabistan’a giderek Veliaht Prens Muhammed bin Selman’la, aynı ayın 26’sında ise Ürdün’e giderek Kral 2. Abdullah’la bir araya geldi.

Ez-Zeydi, 28 Ekim 2026’da Suriye’yi de ziyaret ederek Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile görüştü. İki taraf, ikili ilişkileri ve siyaset, ekonomi ve güvenlik alanlarında iş birliğini güçlendirmenin yollarını ele aldı.

Önemli ziyaretler

Suriye ziyareti, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından ülkede yaşanan siyasi değişim ve Ahmed eş-Şera liderliğinde yeni bir siyasi yönetimin iktidara gelmesinden sonra bir Irak başbakanının gerçekleştirdiği ilk ziyaret olması nedeniyle dönüm noktası niteliğinde görüldü. Bu süreçte yaşanan siyasi ve mezhepsel gelişmelerin ardından gözlemcilerin değerlendirmelerine göre ziyaret, iki taraf arasındaki endişelerin giderilmesini sağladı. Ayrıca sınırın her iki tarafında da DEAŞ hücrelerinin varlığı nedeniyle sınır güvenliği başta olmak üzere iki ülkeyi ilgilendiren ortak meseleler ele alındı. Görüşmelerde, Irak petrol boru hattının Suriye’deki Banyas Limanı üzerinden yeniden işletilmesi ihtimali de değerlendirildi.

İkili ilişkilerin sınırlarını aşan bir gündemle bağlantılı görünen tek ziyaret ise ez-Zeydi’nin İran’a gerçekleştirdiği ziyaret oldu. Irak’taki siyasi çevrelerde çok sayıda spekülasyona yol açan ziyaret kapsamında, özellikle ez-Zeydi’nin geçtiğimiz temmuz ayında ABD’ye yaptığı ziyaretin ardından Tahran’a sert Amerikan mesajları iletmiş olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Dengeli ilişkiler

Bu bağlamda, Irak parlamentosunun eski üyesi ve Azm İttifakı yöneticilerinden Haydar el-Molla, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bölge bir çatışma sürecinden geçiyor. Irak, bu uluslararası denklem üzerinde etkili değil ve uzlaşma sürecinin bir parçası da değil; aksine yaşananlardan etkileniyor” dedi.

El-Molla, “Başbakanın gerçekleştirdiği yoğun ziyaret trafiği, Irak’ın cepheleşme politikalarının bir parçası olarak görülmemesi amacıyla devletin doğru yönde attığı olumlu adımlardır” ifadesini kullandı. Irak’ın Arap ve Arap olmayan komşu ülkelerle diyalog kanallarını açmayı hedeflediğini belirten el-Molla, bunun bölgedeki mevcut saflaşmalardan uzaklaşmayı sağlayacak olumlu bir adım olduğunu kaydetti.

Mustansiriye Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan İsam el-Feyli ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Başbakan, Irak’ın jeopolitik konumunun yanı sıra dünyaya açılmasını sağlayan insan kaynağı ve kaynaklarının öneminden hareketle bölgedeki tüm ülkelerle dengeli ilişkiler kurmaya özen gösteriyor” dedi.

El-Feyli, “Ez-Zeydi, öncelikle ekonomik çıkarlar üzerinden Arap ülkeleriyle stratejik ilişkiler kurmak istiyor. Körfez ülkeleri açısından Irak’ın taşıdığı önemin farkında. Bu yaklaşım, Irak’ın gelecekte Körfez sistemine yeniden dahil olmasına katkı sağlayabilir” değerlendirmesinde bulundu.

xscdf
Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda Irak bayrağını sallayan bir adam (AFP)

Irak’ın savaş sonrası dönemde bölgenin istikrarına katkıda bulunması gerektiğini vurgulayan el-Feyli, bölgedeki ittifak ve cepheleşme politikalarının geçmişe kıyasla daha belirgin hale geldiğini, ez-Zeydi’nin ise Irak’ı bu politikalardan ve saflaşmalardan uzak tutmayı amaçladığını ifade etti.

El-Feyli sözlerini şöyle tamamladı: “Ez-Zeydi, Irak’ı İran’ın baskılarından kurtarmaya yönelik girişimlerin ardından, İran’ın bölgedeki uzantılarının rolünü sınırlandırmayı başardı. Bu durum, nihayetinde Körfez ülkelerine Irak’ın kendi kararlarını bağımsız biçimde alacağı ve bu kararların etkili olacağı mesajını veriyor. Böylece tüm Arap ülkeleriyle ilişkilerin güçlendirilmesine katkı sağlanıyor.”


Sudan'da İHA saldırıları birkaç gün içinde 15 elektrik santralini hedef aldı

28 Ekim'de İHA saldırısının ardından Omdurman'ın kuzeyindeki Merhiyat Elektrik Santrali'nde meydana gelen hasar (AFP)
28 Ekim'de İHA saldırısının ardından Omdurman'ın kuzeyindeki Merhiyat Elektrik Santrali'nde meydana gelen hasar (AFP)
TT

Sudan'da İHA saldırıları birkaç gün içinde 15 elektrik santralini hedef aldı

28 Ekim'de İHA saldırısının ardından Omdurman'ın kuzeyindeki Merhiyat Elektrik Santrali'nde meydana gelen hasar (AFP)
28 Ekim'de İHA saldırısının ardından Omdurman'ın kuzeyindeki Merhiyat Elektrik Santrali'nde meydana gelen hasar (AFP)

İHA savaşının dikkat çekici biçimde arttığı Sudan'da Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), Sudan ordusunun kontrolündeki bölgelerde elektrik tesislerine yönelik saldırılarını sürdürdü. Ülkenin farklı bölgelerindeki elektrik üretim ve trafo merkezlerini hedef alan saldırılar, geniş çaplı elektrik ve su kesintilerine yol açtı. Hastaneler ve tarım projeleri üzerindeki olası etkiler konusunda uyarılar yapılırken, saldırıların mevcut hızla devam etmesi halinde ulusal elektrik şebekesinin bazı bölümlerinin çökebileceği belirtiliyor.

Haberlere göre 20 Ekim ile 1 Kasım arasında yaklaşık 15 elektrik santrali hedef alındı. Acil Durum Avukatları Grubu ise dün yaptığı açıklamada, yalnızca ekim ayı içerisinde 15 santralin saldırıya uğradığını bildirdi. İki farklı sayım arasındaki farkın, bazı haberlerde hedef alınan tesislerin, bazılarında ise aynı tesise yönelik tekrarlanan saldırıların esas alınmasından kaynaklandığı belirtildi. Örneğin, Omdurman'daki Merhiyat Elektrik Santrali'nin çalışanlarına göre tesis sekiz kez saldırıya uğradı.

Görgü tanıklarının aktardığına göre İHA'lar dün şafak vakti Nil Nehri eyaletindeki Ebu Hamed trafo merkezine ve Kuzey Eyaleti'ndeki Debbe Santrali'ne eş zamanlı saldırılar düzenledi. Yerel kaynaklar saldırılarda Kuzey Eyaleti'ndeki bazı akaryakıt tesislerinin de hedef alındığını bildirdi.

Nil Nehri Eyaleti Valisi Muhammed el-Bedevi, saldırı bölgesinde incelemelerde bulunduktan sonra yaptığı açıklamada, bir İHA'nın Ebu Hamed trafo merkezini bombalayarak tamamen imha ettiğini ve eyalette elektriklerin kesildiğini söyledi. Saldırılar, Kızıldeniz Eyaleti'nde yapımı devam eden Haya trafo merkezinin ve petrol taşımacılığıyla bağlantılı tesislerin hedef alınmasından 24 saatten kısa süre sonra gerçekleşti.

Ülke genelinde karanlık uyarısı

Sudan'ın eski Enerji Bakanı Adil İbrahim, saldırıların devam etmesinin doğurabileceği sonuçlara dikkat çekerek, ülkenin başlıca elektrik trafo merkezlerinin büyük bölümünün bombalandığını ve hizmet dışı kaldığını söyledi. İbrahim'e göre geriye yalnızca üç büyük merkez kaldı: Kuzeydeki Meravi Barajı ve Atbara santralleri ile Cezire Eyaleti'nin başkenti Vad Medeni'deki Marincan Santrali.

İbrahim, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, «Elektrik santrallerine yönelik saldırılar bu şekilde devam ederse ülkenin tamamı zifiri karanlığa gömülecek» dedi. Santrallerde meydana gelen hasarın giderilmesinin ve tesislerin yeniden devreye alınmasının uzun zaman alabileceğini belirten İbrahim, zarar gören transformatör ve ekipmanların değiştirilmesinin de yüksek maliyet gerektirdiğini vurguladı.

xascdfrgt

Trafo merkezleri, elektrik üretim tesislerini tüketim bölgelerine bağlayan kritik altyapılar arasında yer alıyor. Bu nedenle söz konusu merkezlerin imha edilmesi, üretim santralleri enerji üretmeye devam etse bile kentlerin ve eyaletlerin tamamında elektrik kesintilerine neden olabiliyor.

Saldırıların haritası ve en fazla etkilenen eyaletler

Saldırıların haritası, hedef alınan tesislerin Sudan'ın 18 eyaletinden 10'una yayıldığını gösteriyor. HDK'nın kontrolünde bulunan Darfur'daki beş eyalet ise saldırılardan etkilenmedi. En fazla elektrik tesisi hedef alınan eyaletler, üçer santralle Beyaz Nil ve Gadarif oldu.

Beyaz Nil Eyaleti'nde Tendelti, Meşkur ve Üm Dabakir termik santralleri İHA saldırılarının hedefi oldu. Gadarif Eyaleti'nde ise Havata ve Fav santralleri ile bazı elektrik tesislerine yönelik saldırılar bildirildi.

Cezire Eyaleti'nde Cüneyd ve Menakil santralleri bombalanırken, Nil Nehri Eyaleti'nde Şendi ve Ebu Hamed santralleri hedef alındı.

Saldırılardan etkilenen diğer tesisler şöyle sıralandı:

  • Sinnar Eyaleti'nde, Sinca Santrali.
  • Hartum Eyaleti'nde, Omdurman'ın kuzeybatısındaki Merhiyat Santrali.
  • Kızıldeniz Eyaleti'nde, Haya Santrali.
  • Kuzey Eyaleti'nde, Debbe Santrali.
  • Güney Kurdufan Eyaleti'ndeki Kadugli'de bir elektrik tesisi.

Böylece Beyaz Nil ve Gadarif, raporlara yansıyan hedef sayısı bakımından ilk sırada yer aldı. Ancak eyaletleri meydana gelen hasarın büyüklüğüne veya elektrik kesintilerinin süresine göre sıralamaya imkân verecek ortak teknik veriler bulunmuyor.

Kapsama alınan saldırı dalgası 20 Ekim'de Tendelti Santrali'nin hedef alınmasıyla başladı. Saldırılar 26 Ekim'de Sinca, Havata, Fav, Meşkur ve Cüneyd'e yayıldı. Ardından 27 Ekim'de Merhiyat, 28 Ekim'de Menakil, 29 Ekim'de Üm Dabakir, 30 Ekim'de Şendi, 31 Ekim'de Haya ve son olarak dün şafak vakti Ebu Hamed ile Debbe hedef alındı.

Etiyopya'ya yönelik suçlamalar

Sudan hükümeti, saldırıları HDK'nın gerçekleştirdiğini öne sürerken, Etiyopya'yı da Sudan içindeki tesisleri hedef alan İHA'ların kendi topraklarından havalanmasına izin vermekle suçluyor.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, cumartesi günü diplomatik misyonlara verdiği bilgilendirmede, Etiyopya topraklarında İHA operasyonlarını desteklemek amacıyla kullanıldığını ileri sürdüğü bazı noktaları gündeme getirdi.

Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim de Moskova'ya gerçekleştirdiği son ziyaret sırasında, Ukraynalı askerleri HDK'ya yardım etmek ve örgüt mensuplarına İHA kullanımı konusunda eğitim vermekle suçlamıştı.

Saldırıların geniş bir alana yayılması, tekrarlanması ve bazı hedeflerin hassas biçimde vurulması, söz konusu güçlerin çok sayıda uzun menzilli İHA'ya sahip olduğuna ve operasyonel kapasitelerinin geliştiğine işaret ediyor.

Acil Durum Avukatları Grubu ise elektrik santrallerinin hedef alınmasının elektrik ve su tedarikini aksattığını, sağlık tesislerinin faaliyetlerini tehlikeye soktuğunu ve sivillerin yaşadığı sıkıntıları artırdığını bildirdi.

Guterres'ten saldırıların durdurulması çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, cumartesi günü yaptığı açıklamada, Sudan'da savaşan iki tarafın İHA saldırılarındaki artışı kınayarak, bu saldırıların siviller üzerindeki yıkıcı sonuçlarından duyduğu dehşeti dile getirdi.

BM Sözcüsü Stephane Dujarric, saldırılarda ülkenin farklı bölgelerinde ve Abyei bölgesinde kadınlar ve çocuklar dahil yüzlerce sivilin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Guterres, sağlık tesisleri de dahil olmak üzere sivillerin ve kritik altyapının korunması gerektiğini vurgulayarak, çatışmanın taraflarına düşmanlıkları derhal durdurma ve savaşı sona erdirmek amacıyla arabuluculuk çabalarına ciddi biçimde katılma çağrısında bulundu.

Saldırılar, özellikle kış tarım sezonunun yaklaşmasıyla birlikte hastanelerin tıbbi cihazlarını çalıştırabilmesi, içme suyu pompalarının ve sulama projelerinin faaliyetlerini sürdürebilmesi konusunda endişeleri artırıyor.

savd
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 24 Eylül'de New York'ta Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim ile görüşürken (BM).

Sudan'ın elektrik sektörü, Nisan 2023'te savaşın başlamasından bu yana termik santral üniteleri, iletim merkezleri, transformatörler ve elektrik hatları dahil olmak üzere ağır hasar gördü. Son saldırılar, ekipman eksikliği, bakım güçlükleri ve finansman sorunlarıyla zaten mücadele eden elektrik şebekesinin üzerindeki yükü daha da artırdı.


Suriye İstihbaratı: Humus Rafinerisi'ne yönelik terör saldırısı planı engellendi

Humus Rafinerisi ve bağlı tesisleri (SANA)
Humus Rafinerisi ve bağlı tesisleri (SANA)
TT

Suriye İstihbaratı: Humus Rafinerisi'ne yönelik terör saldırısı planı engellendi

Humus Rafinerisi ve bağlı tesisleri (SANA)
Humus Rafinerisi ve bağlı tesisleri (SANA)

Suriye Genel İstihbarat Teşkilatından bir kaynak, dün Suriye'nin orta kesiminde bulunan Humus Rafinerisi'ni hedef alan terör saldırısı planının engellendiğini açıkladı.

Humus Rafinerisi, Baniyas Rafinerisi ile birlikte ülkenin iç piyasasının petrol ürünleri ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynuyor. Bu kapsamda, rafinerinin yıllık 1 milyon ton ham petrol işleme kapasitesine sahip 10 numaralı atmosferik damıtma ünitesinin bakım ve rehabilitasyon çalışmaları, geçtiğimiz ekim ayında tamamlandı. Bu çalışmaların rafinerinin petrol ürünleri üretim kapasitesini artırması ve motorin, fuel oil ile gazyağı arzını desteklemesi hedefleniyor.

Patlayıcılı saldırı planının arkasında hangi tarafın bulunduğuna ilişkin henüz resmî makamlardan herhangi bir açıklama yapılmadı.

dfghyj
Humus Rafinerisi (Arşiv)

Mevcut rafineri, atmosferik damıtma yöntemiyle çalışan dört üretim ünitesinden oluşuyor. Tesiste ayrıca yerel piyasanın ihtiyaçlarına uygun, yüksek oktanlı benzin üretmek amacıyla nafta iyileştirme projesi yürütülüyor. Ünitelerin bir bölümü hâlihazırda faaliyette bulunurken diğer iki ünitede bakım ve hazırlık çalışmaları devam ediyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu çalışmaların tamamlanmasıyla rafinerinin günlük operasyonel kapasitesinin 60 bin ila 70 bin varil seviyesine ulaşması öngörülüyor.

1959 yılında kurulan Humus Genel Rafineri Şirketi, Suriye'nin en eski petrol tesislerinden biri olma özelliğini taşıyor. Ancak tesisin verimliliği yıllar içinde geriledi. Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablavi, Kasım 2025'te düzenlenen 7. Suriye Petrol Fuarı'nda yaptığı açıklamada, şirketin Humus kentinin 51 kilometre uzağında yeni bir rafineri inşa etmekte olduğunu bildirmişti.

cdgyjh
Ağustos 2025'te Humus Rafinerisi'ndeki yakıt tanklarından birinde çıkan yangın (Arşiv)

Humus Petrol Rafinerisi'ndeki yakıt tanklarından birinde 21 Ağustos'ta yangın çıkmıştı. Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü, itfaiye ekiplerinin rafinerinin itfaiye birimiyle koordineli şekilde yangına müdahale ettiğini bildirmişti. Açıklamada, alevlerin büyüklüğü ve yoğun duman nedeniyle tankın bazı noktalarına ulaşmanın güçleştiği, yangının diğer tanklara sıçramasını önlemek amacıyla rafineri çevresinde güvenlik önlemleri alındığı belirtilmişti.

Deyrizor'da DEAŞ operasyonu

Öte yandan Genel İstihbarat Teşkilatı, Deyrizor'daki İç Güvenlik Güçleri ile ortaklaşa düzenlediği operasyon sonucunda, DEAŞ terör örgütüne bağlı iki kişilik bir hücreyi çökertti. Operasyonun, yürütülen kapsamlı istihbarat takibinin ardından gerçekleştirildiği bildirildi.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan iki şüphelinin, kentte gerçekleştirilen bir dizi suikast eylemine karıştığı belirlendi. Şüphelilerin son olarak, Savunma Bakanlığı personeli İbrahim el-Casim'i Meyadin kentindeki Reşid Camisi yakınlarında silahla hedef aldıkları tespit edildi.

Operasyonda ayrıca hücreye ait bir sığınakta bulunan silah ve mühimmat ele geçirildi. Yetkili makamların, şüphelilerin bağlantılarını ortaya çıkarmak ve adalete teslim edilmelerini sağlamak amacıyla soruşturmayı sürdürdüğü belirtildi.

Genel İstihbarat Teşkilatı, İç Güvenlik Güçleriyle iş birliği içinde geçtiğimiz ayın 16'sında da Şam kırsalında bir polis devriyesini hedef almaya hazırlanan DEAŞ bağlantılı bir hücrenin saldırı planını engellemişti.

Ayrıca geçen ayın 10'unda Humus kırsalındaki Havle bölgesinde, Genel İstihbarat Teşkilatı ile İç Güvenlik Güçlerinin ortak operasyonunda DEAŞ bağlantılı bir hücre çökertildi. Operasyon kapsamında ibadethaneleri ve İç Güvenlik Güçlerine ait devriyeleri hedef alan terör saldırısı planlarının önüne geçildiği açıklandı.

Geçtiğimiz ekim ayının 6'sında da Genel İstihbarat Teşkilatı, Şam Kırsalı İç Güvenlik Komutanlığıyla koordineli olarak düzenlediği operasyonda, DEAŞ'ın Humus'taki operasyonel kolunun başında bulunduğu belirtilen Halid Raid Biruni'yi, diğer adıyla Ebu Hasan Duşka'yı, Şam kırsalındaki Huceyre beldesinde yakaladı.