ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
TT

Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)

Muhammed Garsan

Husiler ile Somali’deki eş-Şebab arasındaki yakınlaşma, iki grup arasındaki ideolojik ve mezhepsel farklılıklar dikkate alındığında ihtimal dışı görünebilir. Ancak Aden Körfezi’nin iki yakasında çıkarların farklılıklardan daha güçlü olduğu görüldü.

Geleneksel kaçakçılık güzergâhları üzerinden başlayan ilişkiler, silah, eğitim, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcılar alanlarında iş birliğine dönüştü. Bu durum, tehdidin Yemen’den Afrika Boynuzu’na, Kızıldeniz’deki deniz geçişlerine ve Hint Okyanusu’nun batısına yayılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Güvenlik ve askeri uzmanlar, Husilerin eş-Şebab’a silah sattığını ve yüzlerce militanı İHA’lar ile patlayıcı maddelerin kullanımı konusunda eğittiğini açıkladı. Husilere bağlı unsurların, El Kaide ile bağlantılı eş-Şebab’ın kontrolündeki Somali’nin güney bölgelerine de defalarca seyahat ettiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, iki taraf arasındaki hareketlilik ve iş birliği, küresel ticaret, petrol akışları ve deniz taşımacılığı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı.

Afrika’daki ABD askeri operasyonlarından sorumlu ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Sözcüsü, iki grup arasındaki ilişkinin ‘bölgesel istikrar açısından son derece endişe verici bir tehdit’ oluşturduğunu söyledi.

Sözcü, “İki tarafın operasyonel kabiliyetlerinin bir araya getirilmesi yoluyla kurulan bu ittifak, eş-Şebab’ın Afrika Boynuzu’ndaki ölümcül saldırı kapasitesini genişletme tehdidi oluştururken, aynı zamanda Husilere Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nun batısındaki kritik deniz geçişlerinde nüfuzunu artırma ve bu güzergâhları sekteye uğratma imkânı sağlıyor” dedi.

Somali’nin başkenti Mogadişu’daki güvenlik yetkilileri ise onlarca yıldır iç savaşların parçaladığı ülkede bu yakınlaşmanın yaratabileceği etkiler konusunda endişelerini dile getirdi. Eş-Şebab’ın Somali topraklarının yaklaşık yüzde 40’ını, büyük ölçüde kırsal bölgeleri kontrol ettiği ve geçen yıl Mogadişu’daki merkezi hükümetle kırılgan bir çıkmaz durumuna ulaştığı belirtildi.

Operasyon alanının genişletilmesi

Yemenli akademisyen ve araştırmacı Faris el-Beyl, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran yönetiminin Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki operasyon alanını hazırlama yönünde bir isteği olduğunu belirterek, meselenin yalnızca askeri olarak hedef alınabilecek belirli bir coğrafi noktadaki Husilerin varlığıyla sınırlı olmadığını söyledi.

El-Beyl, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı ve buraya bağlı adalar çevresinde konuşlanmasının onları askeri olarak hedef almayı kolaylaştırdığını, eş-Şebab ile iş birliğinin ise operasyon alanını boğazdan Arap Denizi’ne, Somali kıyılarına ve okyanusa kadar genişlettiğini ifade etti.

Bunun, çok sayıda kaçakçılık ağı üzerinden faaliyet yürütülmesinin yanı sıra korsanlık ve geleneksel ya da konvansiyonel olmayan askeri yöntemlerle sistematik saldırılar düzenlenmesine imkân sağladığını belirten el-Beyl, bunun sonucunda bu kritik bölgenin istikrarsızlaştırılabileceğini ve Babu’l Mendeb’in yalnızca kapatılmasından ziyade işleyişinin sekteye uğratılabileceğini kaydetti.

El-Beyl, “İran’ın politikasının Yemen sınırlarından Afrika Boynuzu’nun mümkün olan en geniş kesimine kadar bu bölgenin tamamını ateşe vermek olduğunu düşünüyorum. Buradaki amaç özellikle bu noktadaki deniz trafiğini aksatmak, hatta Ümit Burnu’na doğru ilerleyen veya bu güzergâhı kullanacak deniz taşımacılığını sekteye uğratmak olabilir” dedi.

El-Beyl, bunun ‘söz konusu koordinasyonun niteliğini ve İran’ın bu bölgeyi tamamen ateşe verme yönündeki arzusunu açıkladığını’ belirterek, İran açısından bu bölgenin Hürmüz Boğazı’ndan daha önemli hale gelebileceğini savundu. Buna gerekçe olarak Hürmüz Boğazı’nın sınırlı bir alana sıkışmış olmasını, Yemen ile Afrika Boynuzu arasında uzanan geniş coğrafyanın ise küresel ekonomi ve ticarette daha büyük çaplı aksamalara yol açma imkânı sunmasını gösterdi.

El-Beyl’e göre, operasyon alanının bu geniş coğrafyaya yayılması, uluslararası toplumun Husileri, eş-Şebab’ı ve onlarla iş birliği yapan unsurları hedef alma veya etkisiz hale getirme kapasitesini azaltıyor. Aynı zamanda bölgeyi ‘daha büyük bir oyunun’ içine çekerek, söz konusu gruplarla mücadele eden güçlerin askeri kapasitesine yönelik baskı ve yıpratma düzeyini artırıyor.

Kızıldeniz’in korunması

El-Beyl, Kızıldeniz’in korunması için en gerçekçi çözümün, birden fazla katmandan oluşan askeri caydırıcılığa dayandığını belirtti. Buna göre ilk aşamada uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümetine ve güçlerine destek verilmesi, farklı askeri kapasite ve imkânlarla güçlendirilerek Husilerin ortadan kaldırılması ve bu stratejik noktadan çıkarılması gerekiyor.

Kalıcı istikrarın, bu kıyıları sürdürülebilir biçimde koruyacak bir devlet yapısının varlığını gerektirdiğini ifade eden el-Beyl, bunun uluslararası toplumun askeri, ekonomik ve mali açıdan harcayacağı çabayı önemli ölçüde azaltacağını söyledi. El-Beyl, bunun yanı sıra Husileri ve eş-Şebab’ın faaliyetlerini caydırmak, korsanlıkla mücadele etmek, kıyı güvenliğini sağlamak, kaçakçılık faaliyetlerini izlemek ve bu konudaki anlaşmaları uygulamaya koymak amacıyla askeri müdahalenin de gerekli olduğunu kaydetti.

El-Beyl, bölgeye kıyısı bulunan ülkeler ile burada hayati ekonomik çıkarları bulunan devletlerden oluşan neredeyse sürekli bir ittifakın kurulması gerektiğini vurguladı. Anlaşmaların güçlendirilmesi ve güvenlik bilgilerinin paylaşılmasının önemine işaret eden el-Beyl, Husiler ile eş-Şebab arasındaki koordinasyonun, uluslararası toplumun güvenlik alanında oluşan ve İran’ın uzun süredir yararlandığı bir boşluk ortamında gerçekleştiğini söyledi.

El-Beyl, “Uluslararası toplumun, öncelikle meşru hükümeti destekleyerek gerçek çözümler ortaya koyması ve hükümetin bölge üzerindeki tam kontrolünü sağlaması gerektiğine inanıyorum” dedi. Sahil güvenlik güçlerine lojistik ve askeri destek verilmesi gerektiğini belirten el-Beyl, bu stratejik bölgede egemenlik yetkisini kullanabilecek güvenlik güçlerinin de desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

El-Beyl ayrıca, askeri yardım sağlanmasının ve kendisinin ifadesiyle “Husilerin bu noktadaki milislerini ve onlarla iş birliği yapan unsurları şaşırtabilecek ve hatta yenilgiye uğratabilecek” etkin bir askeri çabanın sürdürülmesinin önemini vurguladı.


‘Silahların birleştirilmesi ve darbenin sona erdirilmesi’... Abbas, Filistin uzlaşması için 7 şart belirledi

İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
TT

‘Silahların birleştirilmesi ve darbenin sona erdirilmesi’... Abbas, Filistin uzlaşması için 7 şart belirledi

İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)

Filistinli 4 fraksiyon kaynağı, Şarku’l Avsat’a, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın yaklaşan Filistin içi uzlaşı görüşmeleriyle ilgili olarak belirlediği ilkeler ve esasların yer aldığı bir belgeyi aktardı. Görüşmelerin Kahire’de yapılması beklenirken, Fetih ve Hamas hareketlerinden heyetler dünden itibaren hazırlıklara başladı.

Aralarında Fetih ve Hamas mensubu iki kaynağın da bulunduğu kaynaklar, ‘Filistin içi uzlaşı için Filistin-Filistin süreci’ başlıklı belgede yer alan yedi ilkenin şu başlıklardan oluştuğunu belirtti: “Gazze’deki darbenin sonuçlarının sona erdirilmesi, tek yönetim, tek hukuk ve tek meşru silah ilkesine bağlı kalınması ve Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) ve programına bağlılık.”

GTHYJ
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Temmuz 2024’te düzenlenen uzlaşma görüşmelerinden birinde, Hamas lideri Musa Ebu Merzuk (sağda) ile Fetih lideri Mahmud el-Alul’un arasında duruyor. (Reuters)

Belgede ayrıca, ‘barışçıl halk direnişine bağlılık ile uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan iki devletli çözüme dayalı siyasi çözüme bağlılık’ ilkelerine yer verildi. Bunun yanı sıra belgede, ‘Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’nde görev yapmak üzere Devlet Başkanı Abbas’ın kararıyla teknokratlardan oluşan bir hükümet kurulması ve kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşılması için yürütülecek müzakerelerin FKÖ’nün sorumluluğunda olması’ öngörüldü.

Hamas’ın söz konusu ilkelere ilişkin tutumu henüz bilinmezken, hareketin üst düzey yöneticilerinden bir kaynak, Hamas’ın ‘Filistin halkının genel çıkarları’ temelinde yapılacak ve ‘mevcut durumu değiştirmeyi amaçlayan gerçek bir ortaklık’ sağlayacak her türlü görüşme ve diyaloğa açık olduğunu belirtti.

Filistin diyaloğuna yönelik hazırlıklar

Bu gelişme, Filistinli gruplardan heyetlerin Kahire’ye peş peşe gelmeye hazırlandığı bir dönemde yaşanıyor. Heyetlerin, daha önce bu tür bir toplantıya katılmaktan kaçınan ve Hamas ile ikili görüşme yapılmasını reddeden Fetih Hareketi’nin de katılımıyla kapsamlı bir Filistin ulusal diyaloğu başlatılması amacıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmesi planlanıyor.

Heyetlerin Kahire’ye geliş tarihi henüz kesin olarak belirlenmezken, kapsamlı ulusal diyaloğun ne zaman yapılacağı da netleşmedi.

Farklı Filistinli gruplardan 6 kaynak, Şarku’l Avsat’a ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, Filistin ve Mısır taraflarının yürüttüğü hazırlıklara göre Hamas yönetiminden bir heyetin Kahire’ye ulaşacağını, ardından Cibril er-Rucub başkanlığındaki Fetih heyetinin geleceğini belirtti. Halen Kahire’de bulunan İzzam el-Ahmed’in de aralarında bulunduğu bazı isimlerin heyetlere katılacağı, diğer gruplardan bazı yöneticilerin de Mısır’ın başkentinde bulunması nedeniyle bu grupların heyetlerinin de Kahire’ye geleceği kaydedildi.

F
Filistin Futbol Federasyonu Başkanı Cibril er-Rucub (Reuters)

Şarku’l Avsat, Fetih Hareketi’nden bir kaynaktan, İzzam el-Ahmed’in son günlerde Filistin Ulusal Konseyi seçimleriyle ilgili Filistinli isimlerle görüşmeler yaptığını öğrendi. Kaynak, Ahmed’in Ramallah’tan gelecek heyete katılarak gruplar arasındaki görüşmelere iştirak edebileceğini belirtti. Kaynak ayrıca, Mısır’ın şu aşamada uzlaşı sağlanmadan Ulusal Konsey seçimlerinin yapılmasına yönelik çekinceleri bulunduğunu ifade etti.

Fetih Hareketi Merkez Komitesi de Abbas’ın talimatları doğrultusunda son günlerde ulusal diyaloğa katılacak bir komite kurulmasına karar vermişti. Komiteye Cibril er-Rucub başkanlık ederken, Muhammed Iştiyye ve Macid Farac da üyeler arasında yer alıyor.

Seçimlerin ertelenme olasılığının artması

Filistinli kaynaklar, ikili görüşmelerin ve kapsamlı diyaloğun yapılması konusunda anlaşmaya varılması halinde, Filistin’deki durumu ve iç düzenin yeniden yapılandırılmasını ele alacağını bildirdi. Görüşmelerin merkezinde ise gelecek kasım ayında yapılması planlanan yasama seçimleri bulunacak.

Ancak kaynakların aktardığı bilgiler, seçimlerin ertelenme ihtimalinin arttığını gösterdi. Kaynaklardan biri, henüz resmi bir açıklama yapılmamış olmakla birlikte, “İsrail’in seçimlerin yapılmasına izin vermeyeceği, Doğu Kudüs’te seçimleri engellemek için çalışacağı, Batı Şeria’da seçimleri sabote etmek amacıyla askeri operasyonlar düzenleyeceği ve buna Gazze’deki zorlu koşulların da ekleneceği” yönünde bir beklentinin bulunduğunu söyledi.

Biri sol görüşlü olmak üzere farklı iki gruptan kaynak da durumun kolay olmadığı yönünde bir farkındalık bulunduğunu ve tüm grupların seçim tarihinin ertelenmesi gerektiği konusunda ihtiyaç hissettiğini doğruladı.


Suriye, Golan yakınlarında roket rampaları hazırlayan Hizbullah hücresini yakaladığını açıkladı

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
TT

Suriye, Golan yakınlarında roket rampaları hazırlayan Hizbullah hücresini yakaladığını açıkladı

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, Hizbullah'a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)

Suriye makamları, dün işgal altındaki Golan yakınlarında “Hizbullah” grubuna bağlı bir hücrenin yakalandığını açıkladı. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre yetkililer hücrenin “operasyonlar düzenlemeyi planladığını” belirtti ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

Suriye resmi televizyonunun İç Güvenlik Güçlerinin açıklamasına dayandırdığı habere göre, “önleyici bir güvenlik operasyonu” kapsamında Genel İstihbarat Teşkilatı ile İç Güvenlik Güçlerinin iş birliğiyle Dera'daki Yermuk Havzası'nda bir sabotaj planı engellendi ve “Hizbullah milislerine bağlı üç kişilik bir hücre” yakalandı. Açıklamada, şüphelilerin isimleri baş harfleriyle “F.K., Z.M. ve L.A.” olarak verildi.

Açıklamada, “Operasyon, hücrenin güvenlik ve istikrarı bozmak amacıyla saldırılar düzenlemek üzere roket fırlatma rampaları hazırlama girişiminin dikkatli biçimde izlenmesinin ardından gerçekleştirildi. Rampaların tamamı sökülürken, gözaltındaki kişiler hakkındaki soruşturma, yetkili yargı makamlarına sevk edilmeleri ve adalet önüne çıkarılmaları amacıyla sürüyor” ifadeleri kullanıldı.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabında yayımlanan görüntülerde operasyonda gözaltına alınan 2 kişi görülüyor.

Hizbullah, 2011'de başlayan iç savaş yıllarında eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in güçlerinin yanında savaştı.

Esed döneminde Suriye, İran'ın öncülük ettiği “direniş ekseni”nin bir parçasıydı ve Tahran ile Hizbullah arasında ikmal ve bağlantı hattı oluşturuyordu.

Foto  Suriye’deki güvenlik operasyonunda gözaltına alınan kişi (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)

Esed'i 2024'ün sonlarında deviren yeni yönetim ise İran'ın ve Hizbullah'ın Suriye'deki nüfuzuna karşı temkinli bir tutum benimsedi.

Yeni Suriye makamları, daha önce de Suriye'de saldırılar düzenlemeyi planladıklarını belirttikleri Hizbullah'a bağlı hücreleri dağıttıklarını ve örgüte gönderildiğini söyledikleri silah sevkiyatlarına el koyduklarını defalarca açıkladı. Hizbullah ise bu suçlamaları reddetti.