ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Lübnan’da gri liste alarmı: Paralel ekonominin tasfiyesi ve şeffaflık krizi

Cumhurbaşkanı General Joseph Avn başkanlığında Baabda’da Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı General Joseph Avn başkanlığında Baabda’da Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan’da gri liste alarmı: Paralel ekonominin tasfiyesi ve şeffaflık krizi

Cumhurbaşkanı General Joseph Avn başkanlığında Baabda’da Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı General Joseph Avn başkanlığında Baabda’da Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) Lübnan’ı kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadelede eksiklikler bulunan ülkeler arasında yer alan “gri liste”de yeniden sınıflandırma kararının, sınır ötesi finansal işlemler üzerinde yeni bir etki yaratmadığı; ancak hükümet ve para otoritelerine “paralel ekonomiyi” ve kayıt dışı nakit akışlarını ortadan kaldırmaya yönelik yasal ve idari tedbirleri tamamlamaları için tanınan sürenin sona ermek üzere olduğu belirtildi.

vdfv
Beyrut’un güney banliyösünde bulunan “El-Kard el-Hasen” kurumuna ait binalardan biri (Arşiv fotoğrafı - AP)

Finansal bir yetkiliye göre, son savaşın insani, yeniden inşa ve ekonomik düzeylerde yarattığı yıkıcı sonuçlar, ilgili makamların özellikle idari, adli ve güvenlik alanlarında gerekli düzenlemeleri yavaşlatmasını kısmen açıklayan “hafifletici bir gerekçe” oluşturdu. Ancak bu durum, paralel ekonominin ürettiği artan şüpheli faaliyetler ve kırılgan finansal sistemin zayıflığının yarattığı riskleri ortadan kaldırmıyor.

Siyasi ve ekonomik süreçlerin iç içeliği

Söz konusu yetkiliye göre siyasi ve ekonomik süreçler arasında karmaşık bir iç içelik ve paralellik bulunuyor. Bu durum, silahın devlet tekeline alınması hedefi ile finansal ve ticari faaliyetlerin meşruiyetinin yeniden tesis edilmesi hedefinin eş zamanlı yürütülmesini gerektiriyor.

Bu çerçevede, uluslararası koşulların açık şekilde karşılanması gerektiği, bunun da dış desteğin mobilize edilmesi ve yeniden inşa sürecine girilmesi için temel olduğu ifade ediliyor. Süreç, aynı zamanda Uluslararası Para Fonu (IMF) programı aracılığıyla ekonomik toparlanma aşamasına geçişi ve ülkenin kredi notu ile finansal itibarı açısından gerilemenin tersine çevrilmesini hedefliyor.

dv
Beyrut’un güney banliyösünde bulunan “El-Kard el-Hasen” kurumuna ait binalardan biri (Arşiv fotoğrafı - AP)

Uluslararası baskıların, özellikle finansal sistem dışındaki kanalları da kapsayan yasa dışı para akışlarının kontrol altına alınmasına odaklandığı belirtiliyor. Bu kapsamda bazı meslek grupları, finans dışı kuruluşlar ve özellikle de Hizbullah ile bağlantılı olduğu iddia edilen yapılar, özellikle de Kard el-Hasen (Karz-ı Hasen )  gibi kurumlar dikkat çekiyor.

Yasal finansal sektörün değerlendirilmesi

Negatif sınıflandırmaya rağmen, Lübnan’daki yasal finansal sektörün uluslararası standartlara uyum sağlayan kapsamlı bir yasal ve idari çerçeveye sahip olduğu belirtiliyor. Merkez Bankası’nın (BDL), fon kaynaklarının ve yönlerinin sıkı şekilde doğrulanması, nakit ve elektronik işlemlerin yalnızca lisanslı bankalar ve şirketler üzerinden yürütülmesi ve adli mekanizmaların finansal suçlarla mücadelede etkinleştirilmesi gibi adımlar attığı ifade ediliyor.

Merkez Bankası yetkilileri, Lübnan’ın gri listeden çıkmasının temel öncelik olduğunu ve bunun sağlanmaması halinde ülkenin küresel finans sisteminde güvenilir bir aktör olamayacağını vurguluyor. Bu durumun yalnızca itibar değil, aynı zamanda muhabir bankacılık ilişkileri ve işlem maliyetleri üzerinde de ciddi etkileri olduğu belirtiliyor.

cd fd
Beyrut’un Hamra bölgesinde bulunan Lübnan Merkez Bankası (Banque du Liban) genel merkezi (Reuters)

Merkez Bankası Başkanı’nın açıklamalarına göre, ekonomik krizin gerçekçi bir anlatısı paralel ekonomi, yasa dışı para akışları, kara para aklama ve yolsuzluk pratiklerini göz ardı edemez. Banka, şeffaflık, hesap verebilirlik ve finansal açıklık ilkelerine bağlılığını sürdürüyor.

Yapısal reformlar ve denetimler

Merkez Bankası’nın son dönemde kara ekonomiyle mücadele kapsamında uzman şirketlerle çalıştığı, gelişmiş izleme araçları kullandığı, “müşterini tanı (KYC)” standartlarını güçlendirdiği ve şüpheli işlem bildirim mekanizmalarını geliştirdiği ifade ediliyor.

Ayrıca, Maliye ve Adalet Bakanlıkları ile koordinasyon içinde adli denetim süreci başlatıldığı ve bu sürecin Alvarez & Marsal tarafından yürütüldüğü belirtiliyor. Denetimin kapsamı, yalnızca geçmiş hükümetlerin destek programları için yapılan ödemeleri değil, 2023 sonuna kadar olan tüm merkez bankası ödemelerini, bankalara aktarılan uluslararası transferleri ve devlet adına yapılan harcamaları da içeriyor.

vfevb
Lübnan Cumhurbaşkanı General Joseph Avn’ın Baabda’da Merkez Bankası Başkanı ile görüşmesi (X)

Merkez Bankası’nın İsviçre, Fransa, Almanya, Lihtenştayn, Lüksemburg ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde yürütülen adli soruşturmalarla da iş birliği yaptığı ifade ediliyor.

FATF yükümlülükleri ve eylem planı

FATF’nin son değerlendirmesine göre Lübnan, siyasi düzeyde kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele sistemini güçlendirme taahhüdünde bulunuyor. Ancak ülkenin ağır ekonomik ve güvenlik koşulları nedeniyle uygulamada ciddi eksiklikler bulunduğu belirtiliyor.

Eylem planı 10 temel başlıktan oluşuyor. Bunlar arasında risk değerlendirmelerinin güçlendirilmesi, terör finansmanı ve kara para aklama risklerinin daha etkin analiz edilmesi, uluslararası adli yardımlaşma süreçlerinin hızlandırılması ve varlıkların geri kazanımı yer alıyor.

Ayrıca finansal olmayan belirli meslek gruplarının daha sıkı denetlenmesi, gerçek faydalanıcı bilgilerinin güncellenmesi, etkili yaptırımların uygulanması ve suçlarla mücadelede daha fazla yargı kararı üretilmesi gerekiyor.

fdbfdb
Lübnan Merkez Bankası binasının İsrail hava saldırısında hedef alındığı bölgeyi inceleyen bir adam (AFP)

Plan ayrıca sınır ötesi nakit ve değerli varlık hareketlerinin daha etkin izlenmesini, terör finansmanı soruşturmalarının güçlendirilmesini ve uluslararası bilgi paylaşımının artırılmasını öngörüyor.

Son olarak, hedefe yönelik finansal yaptırımların etkin uygulanması, yüksek riskli sivil toplum kuruluşlarının risk temelli denetimi ve yasal faaliyetlerin engellenmemesi arasında hassas bir denge kurulması gerektiği vurgulanıyor.


Bağdat Yeşil Bölge’deki gözaltı operasyonun detayları ortaya çıktı

28 Haziran 2026 şafağında Bağdat Yeşil Bölge girişlerinden birinde Irak’a ait “Humvee” araçlarını gösteren dolaşımdaki görüntü
28 Haziran 2026 şafağında Bağdat Yeşil Bölge girişlerinden birinde Irak’a ait “Humvee” araçlarını gösteren dolaşımdaki görüntü
TT

Bağdat Yeşil Bölge’deki gözaltı operasyonun detayları ortaya çıktı

28 Haziran 2026 şafağında Bağdat Yeşil Bölge girişlerinden birinde Irak’a ait “Humvee” araçlarını gösteren dolaşımdaki görüntü
28 Haziran 2026 şafağında Bağdat Yeşil Bölge girişlerinden birinde Irak’a ait “Humvee” araçlarını gösteren dolaşımdaki görüntü

Güvenlik kaynakları, Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezindeki Yeşil Bölge’de Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece, Irak Terörle Mücadele Gücü, ordu ve yolsuzluk dosyalarıyla ilgili uzman güvenlik birimlerinin katılımıyla geniş çaplı bir güvenlik operasyonu gerçekleştirildiğini bildirdi. Bölgeye giriş noktalarında ve ana yollarda güvenlik önlemlerinin artırıldığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre söz konusu güçler; yolsuzluk ve nüfuzun kötüye kullanılması iddialarına ilişkin dosyalar kapsamında siyasi ve devlet yetkilileri, milletvekilleri, güvenlik görevlileri ve iş insanlarını hedef alan mahkeme kararıyla gözaltı işlemlerini başlattı. Bazı gözaltına alınan kişilerin Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’na sevk edildiği belirtildi.

Bir hükümet yetkilisi, operasyonu Başbakan Ali Zeydi’nin denetlediğini ve gözaltıların yargı tarafından çıkarılan yakalama emirlerine dayandığını ifade etti. Aynı yetkili, Özel Kuvvetler ile Terörle Mücadele Gücü’nün operasyona katıldığını ve operasyonun sadece Bağdat ile sınırlı kalmayıp diğer şehirlere de yayıldığını söyledi.

Bir güvenlik kaynağı, Bağdat’ta Yeşil Bölge’nin yanı sıra Yermuk, Kadiyisiye, Şaab, Sadr Şehri ve Zeyyune bölgelerinde de gözaltıların yapıldığını; ayrıca Missan, Babil, Diyala ve Salahaddin illerinde de operasyonlar gerçekleştirildiğini aktardı.

Iraklı bir yetkili ise kolluk kuvvetlerinin operasyonla ilgili resmi bir açıklama hazırlığında olduğunu, gözaltına alınanların bugün (Pazar) yargı makamlarına sevk edileceğini bildirdi.

Aynı yetkili, Parlamento Başkanı’nın bazı milletvekilleri için dokunulmazlıkların kaldırıldığını da öne sürdü. Bu gelişmenin yasama tatiliyle eş zamanlı gerçekleştiği ifade edildi.

Kaynaklar, Yeşil Bölge’nin hâlen kapalı olduğunu ve Irak güvenlik güçlerinin çevrede arama-tarama faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti.

vdsvds
28 Haziran 2026 şafağında Yeşil Bölge içinde bir evin etrafını saran Irak güvenlik güçlerine ait personel (X)

Yüksek düzeyli bir kaynak, gözaltıların petrol bakan yardımcısı Adnan el-Cemili’nin verdiği ifadeler doğrultusunda yolsuzluk dosyaları kapsamında gerçekleştirildiğini aktardı.

Görgü tanıkları ise zırhlı araçlar ve ağır silahlı güvenlik güçlerinin Yeşil Bölge içindeki bazı ev ve villaları kuşattığını söyledi.

Ayrıca Terörle Mücadele Gücü’ne bağlı unsurların, bir kişinin korunmasından sorumlu güvenlik görevlileriyle bir yakalama emrini uygulamaya çalışırken çatışmaya girdiği, ancak olayın niteliği ve olası yaralanma ya da ek gözaltılar konusunda net bilgi bulunmadığı ifade edildi.

Kaynaklar, operasyonların başkent genelinde birçok noktada baskınlarla sürdüğünü; eski bir hükümet yetkilisinin evine de baskın yapıldığına dair iddialar bulunduğunu ancak bunun bağımsız olarak doğrulanamadığını aktardı.

Güvenlik yetkilileri, gece boyunca yürütülen operasyonların mahkeme kararlarına dayanan “gözaltı kampanyası” olduğunu belirtti.

Sosyal medyada ise Yeşil Bölge’de ana kapıların kapatıldığını ve tanklar ile zırhlı araçların konuşlandığını gösterdiği iddia edilen görüntüler paylaşıldı. Ancak bu görüntülerin doğruluğu bağımsız olarak teyit edilemedi.

Şu ana kadar hiçbir resmi güvenlik, hükümet ya da yargı kurumu operasyonun nedenine veya gözaltına alınan kişilerin kimliğine ilişkin resmî bir açıklama yapmadı.


Trump'ın Libya anlaşması: Doğu ile batı arasında “zorla evlilik”

Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)
Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)
TT

Trump'ın Libya anlaşması: Doğu ile batı arasında “zorla evlilik”

Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)
Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)

Manaf Saad

Libya kamuoyu, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin yeni Libya Özel Temsilcisi ve ülkedeki BM Destek Misyonunun (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh'in açıkladığı Libya krizine çözüm bulmayı amaçlayan yol haritasını pek coşkulu karşılamadı. Tetteh’ten önce sekizden fazla BM özel temsilcisi bu görevi üstlenmiş, ancak 2011 yılından bu yana siyasi, güvenlik ve ekonomik çalkantılarla boğuşan ülkede durumu düzeltmeyi başaramamıştı.

Libya kamuoyunun pek çok kesiminden UNSMIL’e yönelik sert ve tekrar eden eleştirilere karşın Libya'daki çözümün artık Libyalıların ya da uluslararası temsilcilerin karşı koyamayacağı ya da en azından yumuşatamayacağı bölgesel ve uluslararası müdahalelere rehin olduğunu vurgulamak gerekiyor. BM Güvenlik Konseyi'nden (BMGK) ya da Libya dosyasına dahil taraflar arasındaki dış toplantılardan yayımlanan tüm siyasi bildirilerde çözümün sahipliğinin ve liderliğinin Libyalılara ait olması gerektiği ısrarla vurgulanıyor olsa da bu açıklamalar, kararın Libya'ya değil uluslararası alana ait olduğu sade gerçeğini gizleyemiyor.

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter geçtiğimiz yıl, Libya krizi çözümünün tellerine dokunmaya çalıştığında kasım ayı sonlarında on Batılı ve bölgesel ülkenin yayımladığı bir bildiri, Hafter'in Libya'nın sorunlarına yerli çözüm söylemi altında cumhurbaşkanlığı hedeflerine ters düştü. Bildiride, çözümün bölgesel ve uluslararası destek gören ülkenin batısındaki diğer Libyalı tarafları da kapsaması gerektiğini vurgulandı. Bildirinin yayımlanmasından bir hafta sonra ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos, bildirinin arkasında kendisinin olduğunu açıkladı. Boulos geçtiğimiz yılın eylül ayından itibaren Trablus ve Bingazi ailelerini bir araya getiren ve bu çözümün siyasi, askeri ve ekonomik ayrıntılarına her iki tarafın da destek verdiği bir formül arayışına girmişti.

Boulos bu süreçteki çabasını bu yılın ocak ayında Paris'te düzenlenen bir başka toplantıda da teyit etti. Toplantıya bir tarafta Halife Hafter'in oğlu ve babasının yerine LUO Başkomutanı görevini üstlenen Saddam Hafter, diğer tarafta Trablus'taki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe’nin yeğeni ve Ulusal Güvenlik Danışmanı İbrahim ed-Dibeybe katıldı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Boulos, o günden beri, geçtiğimiz nisan ayında ülkenin doğusu ve batısındaki iki ana taraf arasında birleştirilmiş kalkınma harcamaları konusunda imzalanan önemli bir anlaşmayı içeren planını uygulamaya devam etti. Anlaşma, devletin genel harcama tablolarının kabul edilmesini öngörüyor. Bunun ardından Libya’nın batısındaki ve doğusundaki silahlı güçler, ABD Afrika Kuvvetleri Komutanlığı'nın (AFRICOM) denetiminde Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’na katıldı.

Son aylarda sızdırılan bilgiler, Abdulhamid ed-Dibeybe'nin birleşik hükümet başkanlığı görevini sürdürmeye devam edeceğini, Saddam Hafter'in ise Başkanlık Konseyi başkanlığı görevini elde edeceğini gösteriyor.

Massad Boulos, Libya'daki siyasi, güvenlik ve ekonomi kurumlarını birleştirme sürecinde ilerlemeyi sürdürdüğünü pek çok açıklamasında dile getirmeye devam ettiyse de planının ayrıntılarını açıklamadı. Bununla birlikte son aylarda sızdırılan bilgiler, Abdulhamid ed-Dibeybe'nin birleşik hükümetin başbakanlığı görevini sürdürmeye devam edeceğini, Saddam Hafter'in ise Başkanlık Konseyi başkanlığı görevine getirileceğini gösteriyor.

Boulos'un Libya'daki girişimleri, geçtiğimiz 20 Haziran Cumartesi günü Mısır'ın El-Alemeyn kentinde Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanlarıyla katıldığı toplantının gündeminden ayrı görünmüyor. Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Hasan Mahmud Reşad, El-Alemeyn toplantısının ertesi günü, Trablus'u ziyaret etti ve burada Başbakan Dibeybe ve UBH’den diğer yetkililerle görüştü. Bu ziyaret, Mısır'ın Libya'daki olası siyasi değişimlerin merkezinde yer aldığını, ülkenin batısıyla ilişkilerini geliştirdiğini ve kendisini LUO Genel Komutanlığı'yla yakın ilişkilere hapsetmediğini gösterdi. Bu durum, son dönemde Genel Komutanlığın Sudan'daki Muhammed Hamdan 'Hâmidetî' Dagalu liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) silah ve yakıt tedarik etmesiyle de gölgelendi. Kahire bunu, geçici Askeri Konsey Başkanı Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan ordusunu desteklediği için Mısır'ın ulusal güvenliğine ciddi bir müdahale olarak değerlendiriyor.

dervefv
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’u kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır ve Türkiye, bölgede -özellikle Libya dosyasında- tansiyonu düşürmeye yönelik mutabakatlara ulaştıktan sonra harekete geçti. Bu süreç çerçevesinde iki ülkenin istihbarat servisi başkanları doğu ve batıyı ziyaret etti ve bazı görüşmeler gerçekleştirdi. Bu hareketlilik, doğu ve batı arasında iktidar paylaşımına yönelik Amerikan planının konuşulduğu bir döneme denk geldi. Bu da yeni dengeler için herhangi bir uzlaşının yalnızca bir tarafı değil, Mısır ile Türkiye'yi de kapsaması gerektiğine işaret ediyor.

Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Reşad, 22 Haziran'dan dört gün önce, Trablus'ta UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ile pek çok askeri ve güvenlik yetkilisiyle görüştü. Bu görüşme, Reşad'ın Kahire'de doğu kampındaki LUO Başkomutan Yardımcısı Saddam Hafter ve Massad Boulos ile yaptığı görüşmenin hemen ardından gerçekleşti. Bu durum, Kahire ile Libya'nın batısı arasındaki yakınlaşmanın artık açıkça görülür hale geldiğini gösterdi. Bu yakınlaşma, doğu kampıyla varılan mutabakatlar eşliğinde sürüyor. Mısır, Libya kurumlarının kapsamlı bir Libya-Libya süreciyle birleştirilmesini destekliyor. Uluslararası kararların uygulanması doğrultusunda tüm yabancı kuvvet ve paralı askerlerin Libya topraklarından çekilmesini ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en kısa sürede yapılmasına zemin hazırlanmasını gerekli görüyor. Bunu da Libya’nın güvenliğini Mısır'ın ulusal güvenliğinin bir parçası olarak değerlendirdiğinden yapıyor.

Bu gelişmelere, Türkiye'nin Libya politikasında köklü bir dönüşüm eşlik etti. Doğu Libya ile doğrudan iletişim kanalları açıldı. 23 Haziran Salı günü Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Libya'ya gitti. Trablus'ta Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Dibeybe’nin yanı sıra askeri ve güvenlik yetkilileriyle, Bingazi'de ise Tümgeneral Saddam Hafter ile görüştü. Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarının yeniden birleştirilmesi için görüşleri yakınlaştırmaya ve herhangi bir siyasi uzlaşının sürdürülebilirliğini güvence altına almaya çalışıyor. Türkiye'nin şu anda izlediği batı ve doğu Libya arasında yakınlaşma yaratma çizgisi, 2019 yılında Trablus ile imzaladığı tartışmalı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakat Muhtırası’nın ardından yıllarca Libya'nın batı kampını desteklemesinin ardından ciddi bir dönüşümü temsil ediyor.

İtalya Dış Güvenlik ve İstihbarat Servisi Başkanı Giovanni Caravelli de Trablus'u ziyaret ederek Dibeybe ile görüştü. Görüşmede Caravelli, İtalyan hükümetinin Libya ile ortak ilgi alanına giren çeşitli dosyalarda koordinasyon ve iş birliğini sürdürme konusundaki kararlılığını teyit ederken Dibeybe, ‘istikrarı desteklemek, kurumların birliğini korumak ve Libya halkının beklentilerini gerçekleştirecek siyasi süreci ilerletmek için uluslararası çabaların ve tutumların koordinasyonunun önemini’ vurguladı.

Bu bölgesel ve uluslararası hareketliliğin öncesinde iç siyasette de bir gelişme yaşandı. Başkanlık Konseyi, Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) başkanlarının imzaladığı sürpriz bir üçlü bildiri, Hanna Tetteh'in 18 Haziran'da BMGK’ya yaptığı brifingden iki gün önce yayımlandı. Bildiri, mevcut kurumsal yapıyı korurken önümüzdeki yılın şubat ayında parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidilmesini öneren bir girişimi içeriyordu. Üç başkan, plan metnini BM özel temsilcisine ileterek üzerinde baskı kurma niyetlerini teyit etti. Bu adım, Bingazi'deki Saddam Hafter ekibini, üç başkanın girişimine sert bir yanıt olarak Genel Komutanlık aracılığıyla Boulos planına açıkça destek veren bir bildiri yayımlamaya yöneltti. Bunun ardından Temsilciler Meclisi'nden 47 üyenin, Washington'ın girişimiyle ilgili Trablus ve Bingazi taraflarını desteklediklerinden Amerikan çabasını selamladıklarını duyuran bir bildiri yayımlaması da sürpriz olmadı.

Boulos planına yönelik itirazlar yalnızca Libya içinden gelmiyor. Rusya da bu plandan tedirgin; çünkü plan, kendisinin de parçası olduğu BM Güvenlik Konseyi ve Berlin sürecinin dışından geliyor.

Bu desteğin içinde Libya'da siyasal İslam liderlerinden biri olan Abdulhakim Belhac de yer aldı. O da Trablus'tan Boulos planına desteğini dile getirdi, ancak planın ayrıntılarının açıklanması çağrısında bulundu. Bununla birlikte Belhac'ın bu önemli tutumunun, Libya Müftüsü ve radikal İslamcı akımın lideri Sadık el-Giryani'nin tutumundan farklı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Giryani, Saddam Hafter'i Başkanlık Konseyi başkanlığına getirmeyi hedefleyen Boulos planına sert biçimde karşı çıktı. Bu karşı çıkışta Abdulhamid ed-Dibeybe'nin kendisinin de mensubu olduğu Misrata grupları da Giryani'ye güçlü destek verdi.

Bu bağlamda ülkenin batısında, doğusunda ve güneyinde sivil-demokratik akıma bağlı siyasi aktivistler ve partilerin temsil ettiği sessiz çoğunluğun görüşlerini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bu kesimler, Dibeybe ve Hafter ailelerinin iktidarın dümenini tutmaya ve devlet kurumlarını kontrol etmeye devam etmesine güçlü biçimde karşı çıkıyor. Bu muhalefet, BMGK Uzmanlar Komitesi'nin geçtiğimiz nisan ayında yayımladığı raporun ardından daha da güçlendi. Rapor, iki ailenin yetkilileri ve yardımcılarının işlediği ağır insan hakları ihlallerini ve yasadışı petrol kaçakçılığı ile satış suçlarını özellikle kınadı; bu suçların ülkenin kamu güvenliği, siyasi ve ekonomik istikrarına zarar verdiğini vurguladı.

sdfdv
Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Ulusal Petrol Kurumu Vekil Başkanı Mesud Süleyman Musa, 17 yıl sonra ilk kez yeni petrol arama ve üretim lisanslarının verildiğini duyurmak için Trablus'ta düzenlenen basın toplantısında yan yana, 11 Şubat 2026 (AFP)

Libyalıların bildiği acı gerçek ise Boulos’un girişimi uygulanması halinde ufukta umut ışığı görünmüyor olması. Başbakan Dibeybe, kendilerini doğrudan etkileyen ve günlük yaşamlarında acı çektikleri geçim koşullarını düzeltme niyeti göstermedi. Tam tersine kendisi ve etrafındaki çevre, iktidarda kalmalarının asıl motivasyonu olan kamu kaynaklarını yağmalama konusundaki kararlılıklarını sergiledi. Bingazi'de Mareşal Halife Hafter'in oğullarının kontrol ettiği paralel hükümet ve diğer kurumlarda da durum aynı.

Genel gidişatı kontrol eden bu güçlerin hiçbiri yerel bankalardaki nakit sıkışıklığına çözüm bulmaya, Libya dinarının dolar karşısındaki değer kaybının fiyat artışı ve enflasyona yol açmasına, tekrarlanan akaryakıt krizlerine, saatlerce süren elektrik kesintilerine, başkentte ve diğer bölgelerde sivillerin yaşamına son veren milis çatışmalarının önüne geçmeye ya da ülkenin her köşesinde kamu özgürlüklerinin olmamasına karşı harekete geçmedi.

Bununla birlikte Boulos planına yönelik itirazlar yalnızca Libya içinden yapılmadı. Rusya da bu plan karşısında tedirgin. Çünkü plan, kendisinin de parçası olduğu BMGK ve Berlin sürecinin dışından geliyor. Boulos’un görüşme ve koordinasyon ağı Batılı ve bölgesel ülkeleri kapsarken ülkenin doğusunda askeri olarak konuşlanan Rusları dışlıyor. Rusya, Libya'nın siyasi ve askeri kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen tüm bu çabaların nihayetinde ilk aşamada Rus askeri varlığını ülkenin doğusunda ve güneyinde kısıtlamayı, sonraki aşamada ise tümüyle sonlandırmayı amaçladığının farkında.

Boulos planı, hesapta olmayan engellerle yüzleşmediği takdirde Libya'daki durgun suları hareketlendirebilir; aksi halde mevcut durgunluk sürmeye devam edebilir.

Bu nedenle Hanna Tetteh kendisini karmaşık bir tablonun içinde buluyor. İçeride Libya kamuoyunun geniş bir kesiminin yaşadığı sorunların önemini ve ağırlığını bilen ve bunlarla köklü çözümler aracılığıyla yüzleşmeyi isteyen Tetteh, BMGK’ya yaptığı son brifingde bunları açıkça dile getirdi. Bununla birlikte Tetteh’in Boulos planıyla uyum sağlamaya yöneldiği görülüyor. Bu doğrultuda son dönemde her iki aileden dört üyeyi açıkça temsil edecek bir küçük komite oluşturdu. Tetteh, bu komitenin geçtiğimiz yıl ilan ettiği yol haritasının uygulanmasının önündeki bazı asılı zorlukların aşılmasını sağlayabileceğini umuyor. Tetteh, bu komitenin geçen yıl Libyalı hukuk ve siyaset uzmanlarından oluşturduğu istişari komite tavsiyeleri temelinde değişiklik gerektiren parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçim yasaları üzerinde anlaşmaya ulaşmasını arzu ediyor. Küçük komite bunu başarırsa seçim yasaları sorununun aşılmasının ardından BM yol haritasının kapsadığı bir aşama olan birleşik hükümetin kurulmasının önü açılacak.

İç ve dış zorlukların boyutu ne olursa olsun ABD'nin çözüm çabaları karşısında Libya, İran'daki savaşın tetiklediği küresel enerji krizinin ardından ABD'nin gözünde öncekinden çok daha büyük bir önem kazanmaya başladı. Amerikalılar, Libya'nın şu an 1,5 milyon varil olan günlük petrol üretimini 2030 yılına kadar 3 milyon varile çıkarmayı hedefliyor. Bu beklentiler, Boulos'u Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) aracılığıyla ConocoPhillips ve Chevron gibi büyük Amerikan şirketleriyle yeni arama ve sondaj anlaşmaları imzalamaya yöneltti. ABD yönetimi, Trablus'taki Abdulhamid ed-Dibeybe hükümetinin terörle mücadele alanındaki iş birliğini de göz ardı etmiyor. Hükümet, son dönemde 2012 yılında Bingazi'deki ABD Konsolosluğu binasına düzenlenen saldırıya karışmakla suçlanan Libya vatandaşı Mera'i Salih el-Arfi'yi ABD'ye teslim etti. Bu gelişme, geçtiğimiz şubat ayında aynı saldırıya katıldığı gerekçesiyle aranan Zubeyr el-Bukuş'un teslim edilmesinin ardından yaşandı.

Önümüzdeki haftalar ve aylar, son derece karmaşık bir krize ilişkin pek çok soruya yanıt verecek. Boulos planı, hesapta olmayan engellerle karşılaşmadığı sürece Libya'daki durgun suları hareketlendirebilir. Aksi halde ise bu durgunluk sürmeye devam edebilir.