ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



El Kaide, Mali'de yayılmak için nasıl ikna edildi?

DEAŞ’a bağlı grupların yaygın olduğu Menaka bölgesindeki Malili askerler (AFP)
DEAŞ’a bağlı grupların yaygın olduğu Menaka bölgesindeki Malili askerler (AFP)
TT

El Kaide, Mali'de yayılmak için nasıl ikna edildi?

DEAŞ’a bağlı grupların yaygın olduğu Menaka bölgesindeki Malili askerler (AFP)
DEAŞ’a bağlı grupların yaygın olduğu Menaka bölgesindeki Malili askerler (AFP)

Maher Farghali

Kuzey Afrika’daki El Kaide’nin eski lideri Abdulmalik Droukdel adına 2013 yılında, Mali ve Sahil ülkelerindeki örgüt liderlerine gönderilen ve ‘Azavad’daki İslamcı Cihat Projesi Hakkında Genel Yönergeler’ başlığını taşıyan eski bir mektup, El Kaide'ye bağlı örgütleri kontrol altına almak, ehlileştirmek ve Selefî cihatçılıktan siyasi bir yapıya dönüştürmek için başarılı girişimlerde bulunulduğunu ortaya koydu. Amaç, çevrelerindeki gerçeklere daha duyarlı hale gelmelerini ve şeriat hükümlerinin uygulanması, toplumun İslamlaştırılması ve bir İslam devletinin kurulması gibi hedeflerin gerçekleştirilmesiydi. Bu durum, geçtiğimiz günlerde Bamako'daki iktidar askeri konseyi karşısında Azavad Kurtuluş Cephesi (FLA) ile Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNİM) arasında sağlanan ittifak ve sahadaki koordinasyon sırasında netleşti.

El Kaide’nin yeni evrimi

Gözlemcilerin Mali'deki çatışma haritasının yeniden çizilmesi olarak değerlendirdiği bu gelişmede, ideolojik açıdan birbirine zıt olan Azavad devleti kurmayı hedefleyen milliyetçi proje ile İslam emirliği kurmayı amaçlayan sınır ötesi cihatçı proje arasındaki derin uçurum yavaş yavaş kapandı. Bu süreç 2013 yılında El Kaide'nin medya kolu es-Sehab Vakfı’nın ‘Azavad'daki İslami Cihat Projesiyle İlgili Genel Yönergeler’ adıyla yayımladığı mektupla başladı. 17 sistematik çalışma yönergesi içeren bu belgede öne çıkan başlıca noktalar arasında, birincisi askeri olarak çalışma alanı, ikinci olarak davet alanı öne çıkıyordu. Birincisi bilinçlendirme ve yetiştirme cephelerinden biri çatışmanın yükünü taşırken diğer alan kitleleri bilinçlendirme, kışkırtma ve harekete geçirme çabası yürütüyor. Belge ayrıca yerel yöneticilerle çatışmayı yatıştırarak bunu davet, açıklama, kışkırtma, üye kazanma, para ve taraftar toplama amacıyla kullanmayı, diğer gruplarla savaşmamayı, halkı öldürmekten ve onlarla çatışmaktan kaçınmayı, düşmanları camilerde, pazarlarda ve kalabalık yerlerde hedef almaktan uzak durmayı da öngörüyordu.

El Kaide'ye bağlı CNIM, sınır ötesi değil yerel bir cihatçı model haline geldi ve Mali ile Sahel'deki yerel kabilevi ve toplumsal yapılara geniş ölçüde uyum sağladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre mektupta, El Kaide örgütü ile Azavad projesi arasındaki ilişkiyi ve bu projenin nasıl geliştirileceğini ele aldı. Örgütün kendi faaliyetinin niteliğini belirlemesi gerektiğini vurguladı. Buna göre ‘Küresel cihadı mı destekliyor yoksa yerel Azavad projesini mi?’ ve ‘İkisi birbirini etkileyeceğinden nasıl denge kuracak?’ sorularının yanıtları arandı.

Mektupta bu konuda, örgüt yapısını Azavad projesinin yönetiminden bağımsız tutmak ya da iç faaliyeti Azavad yönetimine, küresel cihat faaliyetini ise örgüt yönetimine bağlamak ya da örgütün bir bölümünü boşaltarak Ensaruddin Emiri’nin emrine vermek şeklindeki seçenekleri önerdi. Tüm bunlar, örgüt mensuplarının Azavad vatandaşlığına kavuşturulması hakkını, Azavad topraklarındaki cihat faaliyetinin durdurulmasını ve örgüte mensubiyetin korunmasını, çıkarlar ile zararlar arasında denge gözetilmesini ve Azavad topraklarındaki faaliyetlerin tamamen durdurulmasını gerektiriyor.

Mektup aynı zamanda Azavad'daki El Kaide’ye bağlı hareket ve tugaylara kabile ve aşiret liderlerini sürece dahil etmelerini, hiçbir tarafı dışlamamalarını, tekfir meselelerini gündeme getirmemelerini, bölge ülkelerini güvence altına alan olgun bir dış söylem benimsemelerini ve İslami anayasa tasarısında şu an belirli bir fıkhi görüşü benimsememelerini emrediyor.

dsv
Mali'nin başkenti Bamako'da bir ordu anıtı, 26 Nisan 2026 (AFP)

Geniş çevrelerde yayımlanan ve El Kaide'ye bağlı gruplar arasında dolaşıma giren bu yönergelere bakıldığında, ‘yerel yönetimle çeliştiği sürece ulusal örgütlerin kendini feshetmesi; genel çıkar açısından yararlı olduğu sürece milliyetçi, etnik ya da laik eğilimli fraksiyonları kabul etmek ve onlarla ittifak kurma çağrıları yapıldığı görülüyor. Nitekim Mali'deki FLA ile yakın zamanda kurulan ittifak da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Mektupta şu ifadeler yer aldı:

“Mali’deki projeyi istikrarlı bir devlet olarak abartmamalıyız; Azavad'daki Arap toplumunun farklı kesimleriyle köprüler kurmalıyız. Bu, uluslararası baskıları hafifletmemizi sağlayacaktır. Azavad projesine önünde pek çok aşama bulunan küçük bir bebek gözüyle bakmak önemli. Çünkü bu bakış açısı rakipleri tarafsızlaştırmamızı, çıkarlar ile zararlar arasında denge gözetmemizi ve yerel toplumla kabileleri seferber etmek, tekfir meselelerini gündeme getirmemek ve kabilevi temsili ile İslam dinine bağlılığı bir araya getiren tüm bileşenleri kapsayan bir İslam konseyi oluşturmak gibi en uygun politikaları uygulamamızı mümkün kılar.”

CNIM yerel cihada doğru ilerliyor

Cihatçıların devlet anlayışları, demokratik pratik, parti sistemi, anayasa ve beşeri kanunlara karşı tam bir karşıtlık içinde olmalarına karşın cihat faaliyetlerine ilişkin yönerge mesajı doğrultusunda hareket eden El Kaide'ye bağlı CNIM, sınır ötesi değil yerel bir cihatçı model haline geldi. Kidal’den Tuareg lider Iyad Ag Ghali ve Mali'nin orta kesimlerinden Fula kökenli Amadou Kofa'nın liderliğinde Mali ve Sahel'deki yerel kabilevi ve toplumsal yapılara geniş ölçüde uyum sağladı.

Azavad'daki İslami Cihat Projesiyle İlgili Genel Yönergeler’in en kritik noktası, başkentlerden uzak ve dışlanmış yerel halkın desteklenmesiydi. Bu kitleler savaşa davet edilerek korunmaları sağlandı ve kendilerine iş fırsatları sunuldu.

CNIM'in sahada hayata geçirdiği ilk uygulama, Tuareg kabilesine ve Arap, Fula, Songay ile Bambara topluluklarına sızmaktı. Örgütün çekiciliği Dogon, Seno-Gondo Ovası, Sikasso bölgesindeki Minianka ve Burkina Faso'nun farklı bölgelerindeki More ve Bissa gibi diğer etnik grupları da kapsadı. Bu etnik grupların çeşitliliği örgütün medya söylemine de yansıdı. Örgüt, farklı bileşenlerinin ötesine geçebilmek amacıyla 2020 yılı ortasından 2023 yılı sonuna kadar bir dizi reform ve yeniden yapılanma gerçekleştirdi. Bu süreç, aralarındaki gerilimin büyümesine ve yıllar önce patlak veren iki grup arasındaki çatışmaya yanıt niteliği taşıyordu.

İkinci olarak örgüt başarılı oldu saflarını birleştirdi. DEAŞ’ın kalelerinden sürdü ve iç uyumu ile bütünlüğü korumak amacıyla farklı gruplar arasında bağımsızlık ile karşılıklı bağlılık arasında daha etkin bir denge sağlayan bir sistem geliştirdi. Bu yeni yapı, grupları belirli düzeyde özerkliklerini korurken örgüt içindeki diğer gruplarla iş birliği ve koordinasyonu sürdürmelerine olanak tanıdı.

Afrika Araştırmaları Merkezi'ne göre örgüt, yerel komuta düzeyini geniş çapta üç katmanlı bir hiyerarşiye böldü. Bunlar; Merkezi liderlik grubu (Şura Konseyi), kendi belirlenen bölgelerindeki operasyonları denetleyen bölgesel komutanlıklar (bölge emirlikleri) ve yerel düzeydeki bölge komutanlıkları (merkez emirlikleri). Liderlik, genel stratejik yönelimi, farklı taraflar ve gruplar arasındaki uyumu ile İslami Mağrip El Kaidesi ve diğer gruplar gibi ana ve ortak örgütlerle koordinasyonu güvence altına aldı. Yalnız kalmış topluluklar üzerindeki nüfuzunu artırmak amacıyla örgüt ve bünyesindeki gruplar Mali ile Burkina Faso arasındaki Nijer sınırını ve Tillia, Oulam ve Banibangou bölgelerini sömürmeye çalışıyor.

Azavad'daki İslami Cihat Projesiyle İlgili Genel Yönergelerin en kritik noktası, başkentlerden uzak ve dışlanmış yerel halkın desteklenmesiydi. Bu kitleler El Kaide bağlantılı örgüt saflarında savaşmaya davet edilerek korunmaları sağlandı ve kendilerine iş fırsatları sunuldu. Mali'deki etnik ve kabilevi çatışmalara dinî bir kılıf giydirerek genişleyen CNIM; Ensaruddin, Masina Kurtuluş Cephesi, el-Murabitun ve Tevhid ve Cihad olmak üzere dört ana gruptan oluşuyor. Bünyesinde Serma Tugayı başta olmak üzere çeşitli tugaylar da bulunuyor.

Etnik öz savunma milislerinin yayılması, bölgede faaliyet gösteren silahlı grupların ve terör eylemleri ile gerçekleştirdikleri katliamlardan sorumluluklarının tespit edilmesini güçleştirdi.

Dr. Ahmed Askar, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“CNIM, yönergelerde yer aldığı üzere arazi anlaşmazlıkları ve çoban toplulukları arasındaki çatışmalar gibi yerel meseleleri benimsemede başarılı oldu. Bu durum örgüte çekicilik ve güç kazandırarak El Kaide üyelerinin yerel halkı güvenlik güçleriyle ilişkilerini kesmek ya da ölümcül misilleme eylemlerine maruz kalmak gibi bir seçimle karşı karşıya bırakmasını sağladı. Bu süreç aynı zamanda örgütün yerel halkı yönetimlerin korunan bölgelerdeki balıkçılık, hayvancılık ve altın çıkarımına yönelik yasaklara uymamaya itmesine de zemin hazırladı; bu faaliyetlerden elde edilen gelirler örgüte pek çok kişiyi çekti.”

Küresel Terörle Mücadele Merkezi, Afrika Saheli'ndeki kırılgan devletlerin risklerini inceleyen bir araştırmasında, CNIM'in suç çetelerine faaliyetleri için dinî meşruiyet sağladığını, hatta pek çok kaçağa sığınak sunduğunu teyit etti. Taraflar arasında para, koruma ve engebeli arazilerdeki geçiş güzergâhları konusunda bir alışveriş gerçekleşti. Mali Askeri Konseyi’ne karşı duyulan ortak düşmanlık da bu ilişkiyi pekiştirdi.

Büyük toprak parçaları üzerindeki kontrolü sayesinde örgüt, bu bölgelerin yönetimi ile otlak, arazi ve kaynak anlaşmazlıklarının çözümünde bir model sundu. Örgüt ve lideri İyad Ag Gali, öz savunma milislerini destekleyerek ve topraklarını savunmak ya da geri almak isteyen çoban topluluklarının yanında yer alarak nüfuz kazandı. Örgüt, kendisine başvuranları korumak ya da erzak satın almak amacıyla köylerde düzenli devriye gezdi. Bu durum, örgüte köylüler arasında geniş bir kitle tabanı oluşturdu.

dfvrtbg
Gece gerçekleştirilen ve üç kişinin hayatını kaybetmesine yol açan bombalı araç saldırısının ardından Gao'da hasar gören bir binanın yanında duran Mali askerleri, 13 Kasım 2018 (AFP)

Afrika Araştırmaları Merkezi, El Kaide gruplarının toplulukları mezhepsel kutuplaştırma yoluyla nasıl ele geçirdiğini açıkladı. Merkeze göre gruplar önce toplulukları birbirine düşürdü, ardından güvenlik kuvvetlerine alternatif olarak halkı koruma çözümleri sundu. Bu yöntem, mağdurları istismar etmelerine ve saflarına katılmaya yönlendirmelerine imkân tanıdı. Hükümetin otlaklar ve sınırlardan yabancı hayvan geçişini yasaklayan mevzuatının ardından örgütler ve tugaylar güvenlik kurumlarını zayıflatmak, hayvancılık taşımacılığını mümkün kılmak, otlak bölgelerini korumak ve kuraklık mevsiminde hayvanlarını canlı tutmak için mücadele eden dışlanmışları istihdam etmek amacıyla sahaya girdi. Gruplar aynı zamanda topraklarını savunmak ya da geri almak isteyen çoban topluluklarının yanında da yer aldı.

Dr. Hamdi Abdurrahman ise şu değerlendirmede bulundu:

“Etnik öz savunma milislerinin (Fula, Bambara, Dogon ve Mossi) yayılması, ardı ardına gelen hükümetlerin bir kısmını silahlandırıp desteklediği milislerin yoğun varlığı nedeniyle faaliyet gösteren silahlı grupların ve terör eylemleri ile gerçekleştirilen katliamlardan sorumluluklarının tespit edilmesini güçleştirdi. Bu milisler arasında ‘geleneksel avcılar’ olarak bilinen Dozo ve Dan Na Ambassagou grubu da yer alıyor. Bu gruplar kabileleri savunurken Mali ordusu da operasyonlar sırasında onların arazi bilgilerinden yararlandı ve hatta seçimlerin güvenliğini sağlamak için bu gruplardan timler oluşturdu. CNIM, devletin kontrolünün olmadığı yerde toplumun askerileşmesinden ve çiftçileri, balıkçıları ve çobanları korumaktan aciz kalan devletin boşluğunda ortaya çıkan öz savunma gruplarından yararlandı. Örgüt müdahale ederek saldırılarını topluluk içi hesaplaşmalarla iç içe geçirdi. Bu durum şiddet yanlısı aşırılık örgütleri ile suç çeteleri arasındaki ayrımın yapılmasını daha da güçleştirdi.

El Kaide'ye bağlı CNIM'in ve müttefik ile ortak örgüt ve tugaylarının en belirgin dönüşümleri, ibadet anlayışı bakımından Selefiler, yerel anlayış bakımından cihatçılar ve siyasi anlayış bakımından İhvancılar olarak özetlenebilir.

Öte yandan Dr. Ahmed Emel, Afrika Araştırmaları dergisinde Sahel bölgesi ülkelerinde terörle mücadelede ordunun performansı üzerindeki yapısal kısıtlamaların etkisine ilişkin şunları yazdı:

“Örgüt, yerel cihada ve ticaretin düzenlenmesine öncelik verdi. Çoğunlukla ticaret yollarını güvence altına alarak ve bazı ürünlerin ticareti üzerinden vergi toplayarak para kazandı. Bu durum örgütün savaşçı ya da yardımcı olarak istihdam ettiği topluluk bireyleriyle sosyal etkileşim kurmasını sağladı. Ancak geleneksel herhangi bir denetimden kaçarak sivil hedeflere yönelik terör eylemleri düzenleyen ve altın gelirleri ile ticaret ağlarını kontrol etmek amacıyla yerel toplulukları sindirmeye çalışan yeni saldırganların sürekli ortaya çıkması sorun teşkil ediyor. Böylece yasadışı silah ticareti ile çeteler ve çoban grupları arasında bir bağ kuruldu. Yasadışı silah ticareti kırsal bölgelerin büyük kesiminde yaygın bir olgu haline geldi. Bu çeteler yasadışı silah tedarik yolları oluşturarak Sahel bölgesi, Büyük Göller bölgesi ve Orta Afrika'daki çatışma bölgeleri arasındaki örgütler ve yasadışı ticaret için önemli kanallar işlevi üstlendi.”

Mektup, Mali'deki örgütlerin başkalarıyla ilişkilerini düzenleme yönündeki dönüşümlerini açığa çıkarırken ‘stratejik öncelikleri değiştirmeye’ kapı aralayarak cihatçı grupların genel seyri hakkında önemli ipuçları verdi. Bu dönüşüm; fikirlerin evrilme imkânını, cihadı ulusüstü değil ulusal kılmayı, yalnızca yerel düzeyde savaşmayı, cihadın küreselleşmesine son vermeyi, türbeleri yıkmak gibi bazı davranışlarla toplulukları düşman haline getirmemeyi, iç ve dış faaliyeti belirlemeyi ve tüm taraflar arasında denge gözetmeyi kapsıyor.

El Kaide'ye bağlı CNIM'in ve müttefik ile ortak örgüt ve tugaylarının en belirgin dönüşümleri, ibadet anlayışı bakımından Selefiler, yerel anlayış bakımından cihatçılar ve siyasi anlayış bakımından İhvancılar olarak özetlenebilir. Tüm bunları yerel halkın sıkıntılarından nemalanarak, kontrol altındaki bölgelerde (kuzey ve orta Mali) belirli düzeyde yerel özerkliğe izin vererek, küresel cihattan uzaklaşarak ve mümkün olduğunca geleneksel kabilevi yapıları (liderler ve gelenekler gibi) koruyarak yapıyor. Bunun karşılığında ya kendisine biat edilmesini ya da muhalefet edilmemesini talep ediyor. Propagandalarında (Tamasheq ve Fulfulde gibi) yerel dilleri kullanıyor. Bu gelişme, Azavad'daki İslami Cihat Projesiyle İlgili Genel Yönergelerinde yer alan ‘toplulukları karşıya almak yerine onlarla bütünleşmek ve aynı hedefi paylaşan diğer gruplarla ittifak kurmak’ şeklindeki El Kaide stratejisinin bir parçasıydı.


Adalet ve intikam arasında: Suriye'nin en zor seçimi

Adalet ve intikam arasında: Suriye'nin en zor seçimi
TT

Adalet ve intikam arasında: Suriye'nin en zor seçimi

Adalet ve intikam arasında: Suriye'nin en zor seçimi

Aliya Mansur

Tadamon Mahallesi kasabı Emced Yusuf, adaletin elinde. Devrimin başlangıcında Dera'daki Siyasi Güvenlik biriminin başkanı ve Beşşar Esed'ın kuzeni Atıf Necip, cezaevinde ve yargılanıyor. 2013’te Guta’daki kimyasal silah katliamının sorumlularından biri olan general Adnan Hilve tutuklandı. Suriye'de geçiş dönemi adaleti süreci başladı.

Bu süreç ülkede hukuki tartışmalara yol açarken, halk arasında da rahatlama yarattı. 14 yıllık devrim boyunca verilen 1 milyondan fazla kurbanın ardından, çocuklarını öldürenlerin adalete teslim edildiğini gören Suriyeliler bir tür kurtuluş duygusu hissettiler. Bu arada, hukukçular, sürecin kusursuz olduğuna inananlar ile Suriye yasalarının savaş suçlarını tanımadığını savunanlar arasında bölünmüş durumda. Bu nedenle, ikinci grup, yargılamaların yasama meclisi toplanıp bu süreçle ilgili yasaları çıkarana kadar ertelenmesinin daha iyi olacağına inanıyor.

Geçiş dönemi adaletinin gidişatı hakkındaki tartışmalar Suriyeliler arasında en çok konuşulan konuyken, modern tarihte eşi benzeri görülmemiş suçları, işkenceleri, tecavüzü ve tutuklulardan soğukkanlılıkla organlarının alınmasını gösteren videolar sızdırılmaya veya yeniden yayınlanmaya başladı. Bu suçlara, Esed rejiminin güvenlik ve askeri personelinin yanı sıra doktorlar da katılmıştı.

Devrimin ilk aylarında, kendi güçleri tarafından işlenen suistimallerin ve ihlallerin videolarını Esed rejiminin kendisi sızdırıyordu. Devrimi bir özgürlük ve onur mücadelesinden silahlı mezhepsel çatışmaya dönüştürmek için, sızdırılan tüm videolarda kasten Alevi aksanıyla konuşan kişilerin yer almasını sağlıyordu. Sızıntılardan Esed'in sorumlu olduğundan şüphe yoktu; zira sıradan bir Suriye vatandaşının, ordu ve güvenlik güçlerinin sivilleri dövdüğü, aşağıladığı ve işkence ettiği, kasıtlı olarak mezhepsel mesajlar verdiği anları yakından fotoğraflaması ve yüksek çözünürlükte video kaydı alması imkansızdı.

İşkence videolarının yeniden yayınlanması ile birlikte, sivillerin aşağılandığı ve işkence gördüğü videoların sızdırıldığı devrimin ilk günlerini hatırladım.

Bugün, adalet süreci başlamışken ve Suriyeliler, kendilerine yönelik öldürme ve işkence eylemlerine katılanlardan bazılarının parmaklıklar ardında olduğunu görmeye başlarken, bu videoların yayınlanması bazı endişeleri artırdı. Devrimde yer alan hiç kimsenin Suriyelilere olanları unuttuğu söylenemez, ama bu sızıntılar Suriye'deki mezhepsel gerilimleri yeni boyutlara taşıdığı için endişe uyandırıyor.

Suriye'nin başlattığı toparlanma süreci, mezhepsel çatışmaları kışkırtmakla bağdaşmaz ve adalet süreci de, intikam çağrılarıyla bağdaşmaz. Hal böyleyken bu çağrılar sadece faillere, hatta diğer mezheplerden faillere karşı değil, Alevi toplumunun tüm üyelerine karşı intikam çağrısı yapıyorsa durum daha da vahimdir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Kurbanların ve kayıp kişilerin ailelerinin duyduğu öfke haklıdır ve devrim yıllarında ülkede gerçekte neler olup bittiğinden habersiz olanların hissettiği şok da anlaşılabilir. Ancak anlaşılmaz ve kabul edilemez olan husus, sadece failden değil, ailesinden, toplumundan ve köyünden de intikam alınması çağrıları yapılmasıdır.

Devrimin başlangıcındaki sızıntılardan faydalananların, bugün bu videoların yeniden yayınlanmasından da en çok fayda sağlayanlar olduğunu herkese hatırlatmamıza gerek var mı? Peki mezhepçi çatışmaların yeni Suriye'ye veya hükümetine hiçbir fayda sağlamayacağını belirtmeye gerek var mı? Bazen, çekilen tüm acılara ve adaletsizliklere rağmen, soğukkanlılıkla düşünmek gerekir. Suriye halkı, intikam, misilleme veya mezhep çatışmalarının adalet sürecini aksatacağını ve Suriye'nin toparlanma ve istikrar yolundaki ilerlemesini engelleyeceğini anlamalıdır.

Sızdırılan videolara rağmen, Esed'in Suriye halkına karşı işlediği suçlara katılan herkesin sadece bir mezhebe mensup olduğunu kim söylüyor? Herhangi bir Suriyeli, Suriyelilerin öldürülmesi, işkence görmesi ve yerinden edilmesi eylemlerine katılan onlarca, hatta yüzlerce çeşitli mezheplerden subayın adını sayabilir. Erlerden bahsetmiyoruz bile.

Martin Luther King’in dediği gibi, “Herhangi bir yerdeki adaletsizlik, her yerdeki adalete bir tehdittir.” İntikam yolunun engelleyeceği ilk şey adalet sürecidir ve genelleme ve kışkırtma söyleminin tehdit edeceği ilk şey, tüm vatandaşları için istikrarlı bir devlet kurma projesidir.

Bu, suçluları affetme çağrısı değil, tüm failleri yargılama çağrısıdır; intikam değil adalet çağrısıdır; mezhepçilik değil devlet çağrısıdır; dünün mazlumlarının bugünün zalimlerine dönüşmesini engelleme çağrısıdır.

Bugün Suriyelilerin adalete ihtiyacı olduğu kadar, Suriye'nin de istikrara ihtiyacı vardır. İstikrar, adaletin zıttı değildir, ancak kesinlikle intikam ve mezhepçi kışkırtmaların zıttıdır.


Libya'daki siyasi bölünme medyadaki ‘cephe çatışmalarını’ besliyor

Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
TT

Libya'daki siyasi bölünme medyadaki ‘cephe çatışmalarını’ besliyor

Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)

Libya, 2011 yılında Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinden bu yana yalnızca siyasi ve askerî açıdan bölünmekle kalmadı, zamanla paralel bir medya haritası da oluştu. Uluslararası ve yerel tanıklıklara göre fiili otorite ve silahlı grupların nüfuzu ile keskin siyasi kutuplaşma ortamında televizyon kanalları ve haber platformları ‘çatışan taraflar’ arasında dağılarak yerleşik bir hal aldı.

Ülkenin doğusu ile batısı arasında pek çok medya kuruluşu aynı cephe hatlarını yansıtır hale geldi. Bu tabloya ‘gazeteciler üzerinde artan baskı ve bağımsız mesleki çalışma alanının daralması’ suçlamaları da eşlik etti. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü bu durumu 2011 yılından bu yana ‘bir bilgi kara deliğine yaklaşma’ olarak nitelendiriyor.

‘Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün arifesinde Trablus'taki tablo, krizin boyutlarını yansıtır nitelikteydi. Basın özgürlüğüyle ilgilenen bir merkez, cumartesi günü ‘Sada el-Hakika’ (Gerçeğin Sesi) başlıklı bir sergi düzenledi. Fotoğraflar, karikatürler ve görsel sanat aracılığıyla 2011'den bu yana Libya gazeteciliğinin gerçekliğine ilişkin tanıklıkları ve ihlalleri belgeleyen bu sergi, medya nüfuzunun haritasını çizen bölünme gölgesinde gerçekleşti.

Medya nüfuz haritalarını çiziyor

Libya Basın Özgürlüğü Merkezi Başkanı Muhammed en-Nacim, "İki hükümet arasındaki bölünmeyi yaşayan bir ülkede cepheler arasındaki çatışma, medyayı bu çatışmadan tarafsız kılacak bir yönetişim mekanizması olmaksızın anlaşmazlığın iki tarafınca yönlendirilen siyasi sermayenin egemenliğiyle giderek derinleşiyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Nacim, bazı sosyal medya sayfalarının da ‘cepheler arasındaki kavgayı kışkırtmaya ve yanıltıcı propaganda aracılığıyla rakipleri karalamaya’ katkıda bulunduğunu ekledi.

FFVFVF
Dün Trablus'ta Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen sanat sergisi (Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)

Öte yandan RSF, geçtiğimiz hafta yayımladığı yıllık raporunda Libya basınındaki bu gerçekliğin ülkenin doğusu ile batısı arasındaki siyasi ve askeri kutuplaşmayı açıkça yansıttığını vurguladı. Rapora göre televizyon kanalları, bağımsız medya platformları olmaktan çok iktidar için yarışan taraflar arasındaki nüfuz haritalarının uzantısına dönüşmüş durumda.

Batı Libya Gazeteciler Sendikası Başkanı Mansur el-Ahraş da Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu nitelendirmeye katılarak cepheler arası çatışmanın yansımalarının zaman içinde Libya’daki medya sahnesine yerleştiğini söyledi. Kutuplaşmanın ülkeyi bağımsız medya ve gazetecilik pratiği için elverişsiz bir ortama dönüştürdüğüne de dikkat çekti.

Sahada medya bölünmesi, Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'nin takip ettiği haritaya göre bir kısmı Libya içinden, diğerleri yurt dışından yayın yapan kanallarla ülkenin doğusu ile batısı arasında net biçimde ortaya çıkıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ile ittifak halindeki güçlerin yoğunlaştığı doğuda Libya Hadath, el-Masar ve el-Hadath el-Libi gibi kanallar öne çıkıyor. Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'ne göre bu kanallar, söz konusu siyasi ve askeri kampa destek veren bir söylem benimsiyor.

Yine Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'ne göre Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin yoğunlaştığı batıda ise el-Tenasuah, Selam Libya ve el-Vataniyye gibi kanallar öne çıkarken, bu kanallar Trablus'taki iktidarın meşruiyetine odaklanan ve doğudaki rakiplerini eleştiren karşı siyasi bir söylem benimsiyor.

Bölünmüş bir gerçekliğin ortasında medya savaşı

Yerel medya kuruluşlarının birbiriyle çatıştığı bu bölünmüşlüğü, söz konusu kanallardan birinde daha önce çalışmış olan Libyalı gazeteci Muhammed el-Karac da doğruluyor. Karac, Şarku’l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, Libya'da basın özgürlüğünün artık ‘sorgulanır hale geldiğini’ belirterek çalışma ortamını siyasi bölünmenin tarafları, silahlı gruplar, nüfuzlu isimler ve iş insanları arasındaki kutuplaşma için verimli bir zemin olarak nitelendirdi. Karac, bizzat bu çatışmanın pek çok tezahürüne tanık olduğunu da vurguladı.

SDVDFEV
Es-Sadık es-Sur, geçtiğimiz aralık ayında Libya Haber Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Abdulbasid Ahmed Ebu Diyye'yi kabul ederken (Libya Haber Ajansı)

RSF’ye göre Libya'nın doğusunda bazı medya kuruluşlarının iç sansür uygulamasına karşın tablo çok farklı değil. RSF, gazeteci ve blog yazarı Salihin ez-Zevali'nin 2024 yılının mayıs ayında İcdabiye şehrinde tutuklanmasının ardından yaklaşık 18 aydır Bingazi'deki İç Güvenlik Teşkilatı'nda gözaltında tutulmasına yönelik insan hakları taleplerinin sürdüğüne dikkati çekti.

Bazı yerel medya kuruluşları ve gazeteler daha mesleki ve dengeli bir çizgi sunmaya çalışsa da gözlemciler siyasi ve güvenlik kutuplaşmasının yoğunluğunun medya tarafsızlığını son derece güç bir görev haline getirdiğini değerlendiriyor.

Dikkat çekici bir gelişme olarak doğu ve batıdaki yetkililer geçtiğimiz yıl Trablus ve Bingazi'de iki ayrı medya forumu düzenledi. Ancak Ahraş, bu forumları ‘mesleğin zorluklarını ele almaktan çok imajı güzelleştirmeye yönelik hükümet finansmanlı etkinlikler’ olarak nitelendirdi ve ‘sendika kuruluşlarının katılıma davet edilmediğine’ dikkati çekti.

Libya, RSF tarafından yayınlanan Basın Özgürlüğü Endeksi'nde bir sıra gerileyerek, ‘kötü’ ile ‘tehlikeli’ durumları arasındaki sınırda kalmaya devam etti.

RSF’ye göre birçok gazeteci, silahlı grupların veya fiili otoritelerin nüfuzu altında çalışırken diğerleri, ifade özgürlüğü ve gazetecilerin güvenliği konusunda yasal güvencelerin zayıflığı nedeniyle ‘yayın politikalarını iktidar güçlerine uydurmak’ zorunda kalıyor.

Bu durumun bazı gazetecilerin ülkeyi terk etmesine neden olduğunu vurguladılar. Bu gazeteciler arasında, 11 yıldır yurtdışında yaşayan Libyalı gazeteci ve sunucu Halil el-Hasi de bulunuyor. Hasi, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, şu anda Libya’ya dönmenin mümkün olmadığını söyledi.

Onun ifadesiyle, ‘siyasi bölünmenin devam etmesi, kutuplaşmanın yayılması ve milislerin etkisinin artması nedeniyle’ profesyonelliği hedefleyen herhangi bir araştırmacı gazetecinin geri dönüşü ‘hesaplanamaz bir risk’ haline geldi.

Uluslararası ve yerel raporların, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter’in 2019-2020 yıllarında Trablus’a karşı başlattığı savaşın sona ermesinden bu yana nispi bir iyileşme olduğunu teyit etmesine rağmen, bazı Libyalı gazeteciler, sindirme gerçekliğinin bazen abartıldığını düşünüyor.

Bunlardan biri olan gazeteci Ahmed el-Hadiri, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bilgi almak için hem doğudaki hem de batıdaki hükümetlerle iletişim kurmanın ‘hala mümkün’ olduğunu belirtirken, bazı bağımsız medya kuruluşlarının hassas konulara yaklaşmaktan kaçındığını kabul etti.

Hadiri, medya sektörünün küresel olarak hızlı bir gelişme gösterdiğini, ancak Libya yasalarının bu dönüşüme ayak uyduramadığını, özellikle ifade özgürlüğü ve gazetecilik faaliyetleri konusunda, bu durumun da yasal reform gerektirdiğini vurguladı.

Öte yandan Batı Libya Gazeteciler Odası Başkanı, çözümün yasal reformların ötesine geçtiğini ve ülkenin doğu ve batısındaki iki hükümetin birleştirilmesi, uzlaşmacı bir anayasa oluşturulması ve medya özgürlüğüne saygı gösterilmesinin toplu olarak kabul edilmesinden ibaret olduğunu düşünüyor.