ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Yıkımın kalbinden… Hartum, yitirdiği neşesini arıyor

26 Nisan 2026’da yeniden canlanan Omdurman pazarında alış-veriş yapan Sudanlılar (AP)
26 Nisan 2026’da yeniden canlanan Omdurman pazarında alış-veriş yapan Sudanlılar (AP)
TT

Yıkımın kalbinden… Hartum, yitirdiği neşesini arıyor

26 Nisan 2026’da yeniden canlanan Omdurman pazarında alış-veriş yapan Sudanlılar (AP)
26 Nisan 2026’da yeniden canlanan Omdurman pazarında alış-veriş yapan Sudanlılar (AP)

Yıllar süren savaşın ardından büyük yıkım ve sokaklarda geniş bir boşluk bırakan Sudan’ın başkenti Hartum, yeniden canlanmaya ve kaybettiği canlılığın bir kısmını geri kazanmaya başladı. Hükümetin spor faaliyetlerini yeniden statlara taşımaya yönelik girişimleri sürerken, müzik grupları da sanatsal etkinliklerine yeniden başlıyor. Düğün salonlarının kapılarını tekrar açmasının yanı sıra gençler, Dünya Kupası maçlarını izlemek için oluşturulan taraftar buluşmalarında bir araya geliyor. Ancak tüm bu gelişmeler, savaşın yıprattığı bir kentte henüz sınırlı ölçüde hissediliyor.

Yıkılmış binaların enkazı, tahribatın izleri, saatler süren elektrik kesintileri ve yaşamın diğer zorlukları arasında kent sakinleri, günlük hayatlarının ayrıntılarını yeniden kurmaya ve umut alanları oluşturmaya çalışıyor. Bu tablo, tüm zorluklara rağmen çatışmanın etkilerini geride bırakma ve normal yaşama dönme yönündeki güçlü toplumsal iradeyi yansıtıyor.

Güzel anılar

Hartum Stadyumu, Sudan’ın en büyük iki kulübü olan el-Hilal ile el-Merrih arasındaki ilk derbiye ev sahipliği yaparak yeniden ülke spor gündeminin merkezine yerleşti. Başbakan Kâmil İdris’in de tribünden takip ettiği karşılaşma, hükümetin savaş sonrası normalleşme sürecini öne çıkarma çabalarının bir parçası olarak değerlendirildi. Maç, üç yılı aşkın bir aranın ardından futbolun Sudan’ın en önemli statlarından birine geri dönmesini sağlaması nedeniyle istisnai bir önem taşıdı. Zorlu koşullara ve yüksek hava sıcaklıklarına rağmen taraftarlar, savaşın gölgelediği güzel anıları yeniden yaşamak için Hartum Stadyumu’na akın etti.

fv
Yeniden restore edilen Hartum Stadyumu’nda oynanan el-Hilal – el-Merrih maçı sırasında çekilmiş bir kare (Şarku’l Avsat)

Hartum sakini İsa İbrahim, spor faaliyetlerinin yeniden başlamasının kendisini büyük bir sevince boğduğunu belirterek, desteklediği el-Hilal takımının futbolcularını Hartum Stadyumu’nda yeniden görmenin kendisine güzel anıları hatırlattığını ve hayatın yeniden normal ritmine dönmeye başladığı hissini verdiğini söyledi.

Mustafa Abdulcelil ise spor müsabakalarının başkente dönüşünü toplumsal iyileşme sürecinde son derece önemli bir adım olarak değerlendirdi. Uzun bir aranın ardından desteklediği el-Merrih takımının oyuncularını yeniden ülke içinde sahaya çıkarken izlemenin mutluluğunu yaşadığını ifade eden Abdulcelil, sporun, sık sık yaşanan elektrik ve su kesintileri ile artan yaşam maliyetleri gibi ağır yaşam koşulları altında halka ihtiyaç duyduğu nefes alma alanını sunduğunu dile getirdi.

Buna karşılık Musa ed-Dav ve bazı vatandaşlar, bu gelişmenin hayatın tamamen normale dönmesi için atılması gereken ‘milyon adımlık yolculuğun ilk adımı’ olduğunu düşünüyor. Söz konusu kesim, savaşın tamamen sona erdirilmesi, yarattığı tahribatın giderilmesi, sağlık, eğitim ve ulaşım gibi temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi ile temel ihtiyaçların karşılanmasının öncelikli hedef olması gerektiğini vurguluyor.

Dünya Kupası’nı izlemek

İdris hükümetinin öne çıkarmaya çalıştığı bir diğer normalleşme göstergesi ise taraftar izleme merkezlerinin faaliyetlerinin kademeli olarak yeniden başlatılması oldu. Bu kapsamda gençlik merkezleri, Dünya Kupası karşılaşmalarını takip etmek isteyen taraftarlara kapılarını açtı. Söz konusu alanlar, gençlerin dev ekranlar etrafında bir araya geldiği sosyal buluşma noktalarına dönüştü.

Başkent Hartum ve diğer kentlerde yaşayan binlerce kişi, her gün saatlerce süren elektrik kesintileri nedeniyle Dünya Kupası maçlarını izleme imkânından mahrum kalmıştı. Bu nedenle bazı gençlik merkezlerinin sporseverlere açılması, uzun yıllardır hüznün hâkim olduğu ülkede insanların yaşamına bir nebze de olsa sevinç kattı.

Öte yandan vatandaşlar, yıllar süren durgunluk ve belirsizliğin ardından düğün salonlarında yeniden kutlamalar düzenlemeye başladı. Uzun süredir ertelenen sosyal etkinliklerle birlikte müzik sesleri de yeniden yükselirken, savaşın gölgesindeki kent yaşamında normalleşmenin işaretleri daha görünür hâle geliyor.

gthy
Ressam ve plastik sanatlar sanatçısı Osman Hüseyin, Hartum’daki bir serginin önünde (Şarku’l Avsat)

Bir diğer cephede ise görsel sanatlar alanında yeniden canlanma çabaları dikkat çekiyor. Ressam ve plastik sanatlar sanatçısı Osman Hüseyin, savaş sonrası dönemin, sergiler, duvar resimleri ve kamusal alanlara hayat verecek sanatsal etkinlikler aracılığıyla sanat ortamının yeniden inşasını gerektirdiğini söyledi. Hüseyin, sanatın direniş ve umut hafızasını kayıt altına alma gücüne inandığı için savaş yılları boyunca Hartum’da kalmayı tercih ettiğini belirtti.

Hüseyin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sanatçıların bugünlerde aileler, çocuklar ve ziyaretçilerle doğrudan etkileşim imkânı sunduğu için kamusal alanlara ve toplumla iç içe turistik mekânlara yöneldiğini ifade etti. Yakın dönemde Marina Parkı’nda düzenlenen çiçek sergisinin, estetik unsurları kültürel ve eğlence boyutuyla birleştiren başarılı bir örnek olduğunu kaydetti.

Plastik sanatların Sudanlıların umut ve beklentilerini ifade etmeleri için önemli bir araç olduğunu vurgulayan Hüseyin, sanatın aynı zamanda psikolojik destek ve rahatlama işlevi gördüğünü söyledi. Renklerin, savaşın bıraktığı olumsuz etkilerden kurtulma sürecine olumlu katkı sağladığını belirten sanatçı, eserlerinde Sudan evinin karakteristik özelliklerinden ve ülkenin farklı bölgelerinin kültürel mirasından ilham aldığını ifade etti. Hüseyin, bu yaklaşımın Sudan kültürünün çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtan estetik ve insani değerleri ön plana çıkarmayı amaçladığını sözlerine ekledi.

Müzik gruplarının geri dönüşü

Savaş yıllarında faaliyetlerini durdurmak zorunda kalan, ekipmanlarının önemli bir bölümünü kaybeden ve üyeleri farklı bölgelere dağılan Deyum Caz Grubu da Hartum’a geri döndü. Grup, sanatın yıkıma karşı koyabileceği ve hayata yeniden canlılık kazandırabileceği inancıyla faaliyetlerine yeniden başladı.

Sudan caz müziğinin altın çağının en önemli simgelerinden biri olarak kabul edilen grup, 1965-1966 yıllarında kuruldu. Deyum Caz Grubu, Sudan’a özgü pentatonik müzik yapısını Batılı enstrümanlarla harmanlayan özgün tarzıyla dikkat çekerek, kendine has Afro-Sudanlı bir müzikal kimlik oluşturmayı başardı. Bu yönüyle grup, Sudan müzik mirasının en önemli temsilcilerinden biri olarak görülüyor.

vfbhyj
Deyum Caz Grubu’nun üyeleri, provalarından birinde (Şarku’l Avsat)

Grubun 1983 yılından bu yana liderliğini yürüten İbrahim Hüseyin, savaş nedeniyle faaliyetlerinin yaklaşık üç yıl boyunca durduğunu, ancak şimdi yeniden sahnelere dönmek için hazırlık yaptıklarını söyledi. Hüseyin, grubun ‘İşraka’, ‘Bray Ya Hille’ ve ‘Sakin Kassad ed-Dar’ gibi tanınmış eserlerini yeniden seslendirmeyi planladığını, bunun yanı sıra ‘Ansaha’ adlı yeni çalışmalarını da dinleyicilerle buluşturacaklarını belirtti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hüseyin, yağma olayları nedeniyle grubun çok sayıda müzik aletini kaybettiğini ve bu nedenle çalışmalarını adeta sıfırdan yeniden kurmak zorunda kaldıklarını ifade etti. Maddi ve manevi kayıplara rağmen grubun kısa süre önce düzenlediği konserin Sudan içinde ve dışında geniş ilgi gördüğünü kaydeden Hüseyin, bunun başkentte kültürel ve sanatsal hayatın yeniden canlandığının önemli göstergelerinden biri olduğunu dile getirdi.

Savaşın izleri hâlâ sokaklarda, mahallelerde ve birçok kişinin yüzünde varlığını korusa da futbolun yeniden statlara dönmesi, düğün salonlarının yeniden dolup taşması ve taraftarların Dünya Kupası maçlarını izlemek için ekranlar etrafında toplanması, Hartum halkının yaşama bağlılığını ortaya koyuyor. Yıkımın ortasında kent sakinleri, umut ve toparlanma başlığı altında yeni bir sayfa açmaya çalışırken, savaş karşısında ayakta kalmayı başaran şehrin yeniden canlılığına kavuşabileceğine, kültürün, hareketliliğin ve yaşam sevincinin merkezi olma niteliğini yeniden kazanabileceğine inanıyor.


Mısır Evkaf Bakanlığı, Osmanlı Emiri’nin mülkleri meselesine köklü bir çözüm getireceğini taahhüt etti

(foto altı) Osmanlı Emiri Mustafa Abdulmennan’ın mülkleri, Mısır’ın birden fazla vilayetinde binlerce dönüm araziyi kapsıyor. (Reuters)
(foto altı) Osmanlı Emiri Mustafa Abdulmennan’ın mülkleri, Mısır’ın birden fazla vilayetinde binlerce dönüm araziyi kapsıyor. (Reuters)
TT

Mısır Evkaf Bakanlığı, Osmanlı Emiri’nin mülkleri meselesine köklü bir çözüm getireceğini taahhüt etti

(foto altı) Osmanlı Emiri Mustafa Abdulmennan’ın mülkleri, Mısır’ın birden fazla vilayetinde binlerce dönüm araziyi kapsıyor. (Reuters)
(foto altı) Osmanlı Emiri Mustafa Abdulmennan’ın mülkleri, Mısır’ın birden fazla vilayetinde binlerce dönüm araziyi kapsıyor. (Reuters)

Mısır Evkaf Bakanlığı, kamuoyunda ‘Kimliği Belirsiz Emir Vakfı Krizi’ olarak anılan soruna kısa süre içinde köklü ve kesin bir çözüm bulunacağını açıkladı. Kriz, Osmanlı döneminde yaşamış Mustafa Abdulmennan adlı bir emirin ülkenin toplam tarım arazilerinin yüzde 7’sinden fazlasına sahip olduğunu gösteren resmî belgelerin gündeme gelmesiyle ortaya çıkmış ve Mısır’da geniş çaplı tartışmalara yol açmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Bakanlık, pazartesi akşamı Mısır Temsilciler Meclisi Anayasa ve Yasama İşleri Komisyonu’nda düzenlenen oturumda, Bakan Usame el-Ezheri ile çeşitli yetkililerin, birçok vilayete yayılan Mustafa Abdulmennan Vakfı’na ilişkin yürütülen çalışmaları ele aldığını duyurdu.

‘Abdulmennan krizi’ olarak anılan dosya, geçtiğimiz mayıs ayında sosyal medya platformlarında bir Osmanlı emirinin binlerce dönümü aşan geniş tarım arazilerine sahip olduğu yönündeki iddiaların yayılmasıyla gündeme gelmişti. Söz konusu iddialar, hukuki ve toplumsal tartışmaları beraberinde getirirken, yetkilileri Mısır vakıf tarihinin en büyük ve en karmaşık dosyalarından biri olarak değerlendirilen konuya müdahale etmeye sevk etmişti.

‘Mısırlıların hakları ihlal edilmeyecek’

Mısır Evkaf Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Bakan Usame el-Ezheri, pazartesi günü Anayasa ve Yasama İşleri Komisyonu’nun daveti üzerine Temsilciler Meclisi’ne giderek, birçok vilayete yayılan Mustafa Abdulmennan Vakfı’na ilişkin yürütülen çalışmaları görüştü. Komisyon oturumunda, söz konusu vakıfla ilgili alınan tedbirler, buna ilişkin hukuki ve şer’i dayanaklar ile vakfa dair belgeler ve yayımlar ele alındı.

El-Ezheri, bakanlığın vatandaşların haklarını korumak ile vakıf mallarının muhafazası ve geliştirilmesi arasında denge sağlamaya çalıştığını vurguladı. Mısır devletinin bu dosyayı hızlı bir şekilde ele alarak, uzlaşma süreçleri ve tapu işlemlerine ilişkin tüm konulara kalıcı ve acil bir çözüm üretmeyi hedeflediğini belirten el-Ezheri, bunun vatandaşların mağduriyetini gidermeyi amaçladığını ifade etti.

dsvrgth
Mısır Evkaf Bakanı Usame el-Ezheri, bakanlığın vatandaşların haklarının korunması konusunda bir denge sağlamaya çalıştığını vurguladı. (Sosyal medya)

El-Ezheri, Mısır vatandaşlarının çıkarlarının korunmasının Evkaf Bakanlığı’nın temel amacı olduğunu belirterek, kurumun hiçbir vatandaş için zarar veya kısıtlama oluşturacak bir yaklaşımı benimsemediğini söyledi. Evkaf Bakanlığı’nın, vakıf mallarını koruma ve geliştirme görevini yerine getirirken, vatandaşların haklarına ve çıkarlarına zarar vermeden hareket ettiğini vurgulayan el-Ezheri, tüm uygulamaların anayasa çerçevesinde yürütüldüğünü ifade etti.

Komisyon üyeleri ise vakıfların korunmasına yönelik devlet çalışmalarının güçlendirilmesi, vakıf varlıklarının daha verimli kullanılması ve gelirlerinin toplum yararına geliştirilmesi için bakanlık ile parlamento arasındaki koordinasyon ve iş birliğinin sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Ayrıca vatandaşların haklarının ve yerleşik hukuki durumlarının gözetilmesi gerektiğini vurguladılar.

Abdulmennan hakkında ne biliyoruz?

Geçtiğimiz mayıs ayında, ‘Osmanlı Emiri Mustafa Abdulmennan Vakfı’ davası Mısır’da yeniden kamuoyunun gündemine oturdu. Dört yüzyılı aşkın geçmişe sahip tarihi bir belgenin, binlerce vatandaşın durumunu ve Nil Deltası’ndaki geniş tarım arazilerinin geleceğini etkileyebilecek hukuki ve toplumsal sonuçlar doğurabileceği gerekçesiyle ülkenin en tartışmalı dosyalarından biri hâline geldiği belirtildi.

Dosyanın kökleri 16. yüzyılın sonlarına uzanıyor. Osmanlı Devleti’nde ‘sancak beyi’ rütbesini taşıyan Mustafa Abdulmennan’ın, Hicri 1008 (Miladi yaklaşık 1599–1600) yılında hayır amaçlı bir vakıf senedi düzenlediği ifade ediliyor. Söz konusu vakfiyede, geniş tarım arazilerinin vakıf statüsüne alınarak gelirlerinin hayır işlerine ve ihtiyaç sahiplerine aktarılmasının, dönemin vakıf sistemi çerçevesinde hükme bağlandığı kaydediliyor.

Ancak bu tarihî belge uzun yıllar arşivlerde saklı kaldıktan sonra, geçtiğimiz mayıs ayında yeniden gündeme geldi. Mısır Tapu Sicil Dairesi’nin yayımladığı teknik bir genelgeyle, söz konusu vakfın kapsamına girdiği düşünülen taşınmazlara ilişkin tüm tescil ve tasarruf işlemlerinin, envanter, inceleme ve belge doğrulama çalışmaları tamamlanıncaya kadar durdurulması kararlaştırıldı. Bu karar, yalnızca idari bir tedbir olmanın ötesinde, onlarca yıldır süren hukuki ihtilafları fiilen askıya alan bir nitelik taşıdı. Söz konusu vakfın yaklaşık 420 bin dönüm araziyi kapsadığı, bunun Nil Deltası’nda üç ile yayıldığı belirtildi: Kefr eş-Şeyh’te yaklaşık 256 bin dönüm, Dekahliye’de 74 bin dönüm ve Dimyat’ta 89 bin dönüm.

Karar, yüzyıllar boyunca söz konusu araziler üzerinde ardışık satışların yapıldığı, mülkiyetin miras yoluyla el değiştirdiği, çok sayıda parselin resmî olarak tescil edildiği ve bazı alanlara çeşitli yapılar inşa edildiği gerekçesiyle geniş bir tartışma yarattı. Bu durum, birçok vatandaşın tasarruf işlemlerinin dondurulmasının hukuki statülerini ve günlük yaşamlarını olumsuz etkileyeceği yönünde endişelerini dile getirmesine yol açtı.

Tartışmalar bununla da sınırlı kalmadı. Birçok aile, Osmanlı emiriyle akraba olduklarını iddia ederek bu ‘efsanevi servetten’ pay talep ediyor.

Mısır Evkaf Bakanlığı, vakfiyenin orijinal ve geçerli olduğunu, resmî kurumlar nezdinde örneklerinin bulunduğunu ve bunlar arasında Vakıflar Kurumu ile Devlet Arşivleri’nin yer aldığını belirterek, alınan tedbirlerin amacının vatandaşların mülkiyetinin doğrudan ellerinden alınması olmadığını vurguladı. Asıl hedefin, vakfa konu taşınmazların hukuki durumunun netleştirilmesi ve yapılan inceleme ile envanter çalışmalarının sonuçlarına göre farklı durumların ayrıştırılması olduğu ifade edildi. Öte yandan etkilenen vatandaşlar ve avukatlar, işlemlerin belirli bir zaman çerçevesi olmadan durdurulmasının zarar doğurduğu gerekçesiyle idare mahkemesine başvurarak karara itiraz etti. Özellikle uzun yıllardır miras yoluyla veya resmî sözleşmelerle mülkiyet edinen kişiler açısından bu durumun ciddi mağduriyetler yarattığı belirtildi.

Son haftalarda dava, mahkeme kararları beklenirken açık uçlu bir süreç olarak gündemde kalmaya devam etti. Tartışma yalnızca mülkiyet ihtilafıyla sınırlı olmayıp, tarihî vakıf belgelerinin modern ve yerleşik mülkiyet hakları karşısındaki bağlayıcılığı ile vakıf mallarının kamu niteliği ile vatandaşların kazanılmış hakları arasındaki dengeye ilişkin daha derin soruları da beraberinde getiriyor.


Rus fırkateyni, Manş Denizi'nde tehlikeli şekilde yaklaşan İngiliz bayraklı yata uyarı ateşi açtı

Olay, Wight Adası'nın yaklaşık 20 deniz mili güneyinde kaydedildi (DPA)
Olay, Wight Adası'nın yaklaşık 20 deniz mili güneyinde kaydedildi (DPA)
TT

Rus fırkateyni, Manş Denizi'nde tehlikeli şekilde yaklaşan İngiliz bayraklı yata uyarı ateşi açtı

Olay, Wight Adası'nın yaklaşık 20 deniz mili güneyinde kaydedildi (DPA)
Olay, Wight Adası'nın yaklaşık 20 deniz mili güneyinde kaydedildi (DPA)

Moskova, dün yaptığı açıklamada, bir Rus fırkateyninin Manş Denizi'nde kendisine "tehlikeli şekilde" yaklaşan İngiliz bayraklı bir yata uyarı ateşi açtığını duyurdu.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, "Yat mürettebatının dikkatini çekmek amacıyla işaret fişekleri ve sesli uyarılar kullanıldı. Ancak bu tedbirlere rağmen tekne tehlikeli şekilde yaklaşmayı sürdürdü" denildi.

Açıklamada, bunun üzerine fırkateyn komutanının gemideki hafif silahlarla yatın yönüne uyarı ateşi açılmasına karar verdiği belirtildi.

İngiltere Savunma Bakanlığı'ndan bir kaynak da İngiltere'de kayıtlı bir yatın, Birleşik Krallık karasularının dışında, Manş Denizi'nde bir Rus savaş gemisinin kendisine yönelik "uyarı ateşi" açtığını bildirdiğini doğruladı.

Olayın, Wight Adası'nın yaklaşık 20 deniz mili güneyinde meydana geldiği değerlendiriliyor. Hadisenin, birkaç gün önce İngiliz özel kuvvetlerinin bölgede Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğu öne sürülen bir gemiyi durdurup gemiye çıkmasının ardından yaşanması dikkat çekti.

İngiltere Savunma Bakanlığı Sözcüsü, olayla ilgili sorular üzerine, "Manş Denizi'nde meydana geldiği bildirilen olaya ilişkin haberleri araştırıyoruz" açıklamasında bulundu.

Olay, Fransa'nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi ile eş zamanlı olarak gerçekleşti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre zirveye katılan ülkeler, Rusya'nın dört yılı aşkın süredir devam eden Ukrayna savaşını sona erdirmesi için Moskova üzerindeki baskının artırılması konusunda mutabakata vardı.