ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Şarku’l Avsat, Halep ve kırsalında eski rejim kalıntıları ve Şebbihalara yönelik geniş güvenlik operasyonunu takip ediyor

Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)
Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)
TT

Şarku’l Avsat, Halep ve kırsalında eski rejim kalıntıları ve Şebbihalara yönelik geniş güvenlik operasyonunu takip ediyor

Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)
Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)

Suriye güvenlik güçleri, ülkenin kuzeyindeki Halep'te eski rejimin savaş suçları işlemekle suçlanan eski lider ve mensuplarını yakalamak amacıyla başlattığı geniş kapsamlı operasyonu üçüncü gününde sürdürüyor.

İç Güvenlik Güçleri ve Terörle Mücadele Birimi öncülüğünde yürütülen operasyon, Halep kentinde bu yıl gerçekleştirilen ikinci kapsamlı güvenlik harekâtı olma özelliğini taşıyor. Operasyonda devrik rejimin çok sayıda subayı gözaltına alınırken bunların en dikkat çekenlerinden biri, Nubul beldesinde yakalanan Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad oldu. Operasyon ayrıca eski rejim unsurları ve ona bağlı milislerden oluşan bir ağı da kapsadı.

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü kaynakları, şu ana kadar gözaltına alınanların sayısının 50'yi aştığını belirtti. Terörle Mücadele Biriminin de katıldığı operasyonlarda eski rejime mensup subaylar, unsurlar ve muhbirler, kent ve kırsalın farklı bölgelerinde yakalandı.

FVGTHY
Halep'teki güvenlik operasyonunda çok sayıda aranan kişi gözaltına alındı (Güvenlik kaynakları)

Operasyon, Halep'teki Halvaniye, Meysir, Bab Yolu, Bab el-Hadid, Eski Halep, Beni Zeyd, Halidiye ve Hamdaniye mahallelerinin yanı sıra kuzey kırsalındaki Nubul ve Zehra beldelerini de kapsadı.

Nubul'da gözaltına alınan Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad, sivillere yönelik çok sayıda ihlalden sorumlu olmak ve ailesinin yürüttüğü iddia edilen şüpheli faaliyetleri kolaylaştırmakla suçlanıyor. Bu faaliyetler arasında evlerin yağmalanması, taşınmazlara el konulması ve bunların satılması da bulunuyor.

CDVFGTHYJU
Halep'in kuzey kırsalında gözaltı ve takip operasyonları (güvenlik kaynakları)

Kaynaklar, operasyonun hedef alınan kişiler hakkında kapsamlı inceleme yapılması, faaliyetlerinin takip edilmesi ve sivillere yönelik geniş çaplı suç ve ihlallere karıştıklarına ilişkin delillerin toplanmasının ardından başlatıldığını belirtti. Haklarında yöneltilen suçlamalar arasında savaş suçları, terör, şantaj, yağma ile sivillere ve yerinden edilmiş kişilere ait taşınmazların istismar edilerek satılması yer alıyor.

Kaynaklar, Halep ve kırsalındaki güvenlik operasyonlarının hedeflerine ulaşılıncaya kadar devam edeceğini vurgulayarak amacın eski rejim güçlerine mensup aranan kişilerin yanı sıra terör örgütleriyle bağlantısı ve sivillere yönelik şiddet eylemlerine karıştığı tespit edilen diğer suçluların yakalanması olduğunu ifade etti.

Pilot tuğgeneral ve suçlamalarla karşı karşıya olan ailesi

Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad, Nubul beldesi nüfusuna kayıtlı ve Hava Harp Okulunun 30. dönem mezunlarından. Helikopter pilotu olarak uzmanlaşan Murad, daha önce İdlib kırsalındaki Taftanaz Havalimanı'nda bulunan 63. Hava Helikopter Tugayı'nda görev yaptı.

Burada önce tugayın güvenlik subaylığı görevini üstlenen Murad, daha sonra eğitmen olarak Hava Harp Okuluna, ardından da Hava Enstitüsüne atandı.

Suriye'de devrik rejime karşı protesto hareketinin başlamasıyla Murad, irtibat subayı sıfatıyla Halep'teki Hava İstihbarat Şubesine nakledildi. Kaynaklara göre Murad, şube ile pilotlar arasındaki koordinasyonu sağlıyor, hava harekâtlarına ilişkin bilgilerin iletilmesi ve yönlendirilmesi ile Halep kenti ve kırsalında bombardıman hedeflerinin belirlenmesinde görev alıyordu.

DFGTHYJU
Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad (Dolaşıma giren görüntü)

Halep'teki çatışmaların durmasının ardından Hamada, Hava Yeterlilik Enstitüsünün müdürlüğüne getirildi.

Bilgilere göre ailesinin bazı üyeleri de devrim yıllarında Murad'ın konumundan yararlanarak hırsızlık ve evlere el koyma faaliyetlerine karıştı.

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü, resmi hesapları üzerinden yayımladığı açıklamada, adını vermediği pilotun Terörle Mücadele İdaresi ile iş birliği içinde yürütülen operasyon kapsamında gözaltına alındığını bildirdi.

Açıklamada, operasyonun sivillere karşı suç işlemekle suçlanan bazı aranan kişileri hedef aldığı belirtilerek gözaltındaki pilotla ilgili soruşturmanın, devrik rejim dönemindeki faaliyetlerinin tüm ayrıntılarını ortaya çıkarmak amacıyla sürdüğü ifade edildi.

Kardeşi ve kuzenlerini ihbar etmekle suçlanıyor

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü kaynaklarına göre son operasyon yalnızca belirli isimleri hedef almadı. Eski rejim saflarında yer alan ve onun yanında savaşan grupların tamamı operasyon kapsamında incelendi ve bazı grup liderleri ile mensupları gözaltına alındı.

Operasyon kapsamında daha önce Eski Halep mahallelerinde faaliyet gösteren Halid Hazari grubunun dağıtıldığı, grup lideri ile Firas Kakko, Zekeriya el-Ahmed ve diğer bazı kişilerin gözaltına alındığı belirtildi.

Ayrıca Hamdi Mardeli'nin liderliğini yaptığı başka bir grubun da dağıtıldığı, Mardeli'nin Eski Halep'teki Bab el-Hadid Mahallesi'nde gözaltına alındığı ve Nureddin Alvan'ın da yakalandığı kaydedildi.

DFVGTHYJ
Hasan Rağıd ve babası... İhbarlar ve Eski Halep'te yerinden edilenlerin evlerinin yağmalanması (Dolaşıma giren görüntü)

Halep Valiliği Medya İlişkileri Müdürü Mu'tez Hattab, kişisel hesabından yaptığı paylaşımda aralarında Hasan Rağıd İbrahim ile oğlu Rağıd Hüseyin İbrahim'in de bulunduğu bazı aranan kişilerin gözaltına alındığını açıkladı.

Baba ve oğlun daha önce 4. Tümen bünyesindeki 555. Alayda görev yaptığı, daha sonra eski Cumhuriyet Muhafızlarına bağlı 155. Tabura geçtiği belirtildi.

Babanın, kardeşinin gözaltına alınmasına yol açmakla suçlandığı ve kardeşinin Saydnaya Hapishanesi'nde hayatını kaybettiği ifade edildi. Ayrıca üç kuzeninin de gözaltına alınmasına neden olmak ve mallarına el koymakla suçlanıyor.

Söz konusu kişinin devrim yıllarında Halep'ten yerinden edilen ve göç etmek zorunda kalan kişilere ait 40'tan fazla taşınmazın yasa dışı yollarla satılmasına karıştığı da iddia edildi.

Hattab ayrıca Suriyelilere karşı suçlara karıştığını belirttiği Nur Alvan'ın yanı sıra eski Kudüs Tugayı'nın eski mensubu Husam es-Saad ile devrik rejim döneminde Hava İstihbaratında çalışmakla suçlanan ve “Ebu Vatan” olarak bilinen Halid eş-Şuhud'un da isimlerini paylaştı.

İç güvenlik birimi itiraz başvurusunu değerlendirdi

Öte yandan gözaltına alınan Halid Muhammed Abid'in babası, İç Güvenlik Komutanlığına bir itiraz dilekçesi sundu.

Baba, son güvenlik operasyonunda gözaltına alınan oğlu Halid'in dosyasının ve kendisine yöneltilen suçlamaların daha kapsamlı biçimde incelenmesinin ardından serbest bırakılmasını talep etti. Oğlunun devrim yılları boyunca devrik rejimin kontrolündeki bölgelerde bulunmadığını savundu.

Gözaltındaki kişinin babası, oğlunun kalp kası yetmezliği nedeniyle yaşadığı sağlık sorunlarına dikkat çekerek başvurunun acilen incelenmesini istedi.

CDFRGTHYJ
Daha sonra babasının başvurusu üzerine serbest bırakılan gözaltındaki Halid el-Abid (Güvenlik kaynakları)

Baba, güvenlik güçlerinden oğlunun durumu ve kendisine yöneltildiğini söylediği asılsız suçlamaların incelenmesinin ardından uygun görülecek kararın alınmasını talep etti. Ayrıca oğlunun yaşanan süreçte sosyal medya üzerinden maruz kaldığı karalama ve itibarsızlaştırma nedeniyle itibarının medya ve hukuk yoluyla iade edilmesini istedi.

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada gözaltına alınan Halid Abid'in, hakkında yeterli delil bulunmaması ve kendisine yöneltilen suçlamaların zayıf kalması nedeniyle serbest bırakıldığını bildirdi.

Açıklamada, Abid'in sağlık durumunun da dikkate alındığı, kalp rahatsızlığı nedeniyle soruşturma sürecinin hızlandırıldığı ve bu doğrultuda serbest bırakılmasına karar verildiği belirtildi.


İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
TT

İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Michael Harari

İsrail’in Suriye’nin kuzeyine düzenlediği son saldırı, Kudüs ile Ankara arasındaki gerilimin ciddi şekilde tırmanmasına yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, son üç yılda belirgin biçimde kötüleşirken, derin görüş ayrılıklarının merkezinde, en azından Suriye’de Esed rejiminin devrilmesine kadar, Filistin meselesi ve Gazze savaşı yer aldı. Bugün ise Şam’daki yeni yönetimle birlikte Suriye, iki taraf arasındaki anlaşmazlığın bir başka cephesine dönüşmüş durumda. Bu durum, ağustos ayının ortalarında İsrail’in düzenlediği saldırının da gösterdiği üzere, tarafları tehlikeli biçimde doğrudan bir çatışmaya yaklaştırabilir. İki ülkenin kasıtlı ya da istemeden doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için öncelikle her iki tarafın çıkarlarının ortaya konulması ve sınırlarının net biçimde belirlenmesi gerekiyor.

hjg
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 17 Nisan 2026’da Antalya’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’ndaki bir oturumda konuşma yapıyor. (Reuters)

İsrail, son dönemde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarına rağmen Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında değil. Ancak olası bir İran senaryosuna karşı Suriye hava sahasında hareket serbestisini korumak istiyor. Bununla birlikte İsrail, Şera hükümetine yönelik derin şüphelerini sürdürüyor. Barrack da yakın zamanda verdiği bir röportajda bu kaygıları dikkat çekici bir ayrıntı düzeyi ve kayda değer bir tarafsızlıkla açıkladı.

İsrail ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun genişlemesini veya aşırı ölçüde kalıcı hale gelmesini engellemek istiyor. Daha somut ifadeyle İsrail, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki mevcut askeri varlığını genişletmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Tüm bu hesaplamaların arka planında ise 7 Ekim’in yarattığı sonuçlar ve sonrasında İsrail’de ortaya çıkan yeni zihniyet bulunuyor. Bu zihniyet, kontrol altına alma politikasına dayanan yaklaşımları sert ve zaman zaman aşırı bir biçimde reddediyor.

Türkiye ise İsrail’le doğrudan bir çatışma istemiyor. Ancak Ankara, İsrail’in bölgedeki çeşitli cephelerde yürüttüğü ve giderek ‘yoğunlaşan İsrail faaliyetleri’ olarak değerlendirdiği girişimlerden duyduğu endişeyi artırıyor ve bunları bölgede ‘İsrail hegemonyası’ kurma çabası olarak görüyor.

Ankara, özellikle Suriye’de Şera hükümetini, başta Kürt meselesi olmak üzere hayati çıkarlarını korumasına ve aynı zamanda Suriye’de ve ötesinde nüfuzunu genişletmesine yardımcı olacak stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyor. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bu daha geniş hedefin son dönemdeki önemli örneklerinden birini oluşturuyor.

Suriye ise kendisini iki tarafın arasında sıkışmış halde buluyor. Bir yandan İsrail’in saldırısı siyasi açıdan Şam’ın işine geliyor. Saldırı, Şam’ın ‘İsrail’in saldırgan niyetleri’ ve Suriye’nin egemenliğinin ihlal edildiğine ilişkin söylemini güçlendirirken, İsrail’in faaliyetlerini sınırlandırması yönündeki uluslararası baskının artmasına da katkı sağlayabilir. Öte yandan Suriye’nin giderek tırmanan bir İsrail-Türkiye karşılaşmasının sahasına dönüşmesi, Şera’nın ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirme ve ağır ekonomik sorunlarla mücadele etme çabalarını doğrudan zayıflatıyor. Bölgedeki pek çok dosyada olduğu gibi çözümün anahtarı Washington’da bulunuyor. ABD, yakın bölgesel ortakları olan İsrail ve Türkiye ile, siyasi açıdan büyük yatırım yaptığı Suriye hükümeti arasında denge kurmaya çalışırken, stratejik odağını İran üzerinde tutmak istiyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Barrack’ın son açıklamaları İsrail’i açıkça sorumlu tutan bir nitelik taşıdı. Barrack, ABD’nin Türkiye’nin İsrail tarafından hedef alınan havaalanında askeri varlık kurma yönündeki iddia edilen planlarına ilişkin İsrail istihbaratını incelediğini ve bu bilgilerin doğru olmadığı sonucuna vardığını söyledi. İsrail’de yaklaşan seçimlere yaptığı gönderme ise daha da dikkat çekiciydi. Başkan Trump bu açıklamalara doğrudan yanıt vermedi ve Barrack’ın tutumunu destekleyip desteklemeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte, adil bir değerlendirme açısından Barrack’ın Ankara’ya olan açık yakınlığının da göz önünde bulundurulması gerekiyor.

scfv
Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi tarafından 17 Nisan 2026 tarihinde yayınlanan fotoğrafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya Diplomasi Forumu’nun beşinci oturumunun açılış töreninde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile tokalaştığı görülüyor. (AFP)

İsrail ile Türkiye’nin bugün Suriye’de birbirlerinin ‘kırmızı çizgilerini’ test ettiği görülüyor. Taraflar, Suriye hükümeti ve merkezi yönetimin ülkenin tamamında kontrolü yeniden tesis etmeye çalıştığı bir dönemde, kendi çıkarlarını koruma ve nüfuzlarını genişletme konusunda ne kadar ileri gidebileceklerini anlamaya çalışıyor.

Türkiye, Ankara ile yakın ilişkiler içinde olan, güçlü ve kararlı bir merkezi hükümetin Şam’da yönetimi elinde tutmasını ve kendisine Suriye’de geniş bir nüfuz alanı açmasını tercih ediyor. İsrail ise mevcut Suriye hükümetine ne ölçüde güvenebileceği konusunda henüz kesin bir karar vermiş değil. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun daha fazla genişlemesini veya kalıcı hale gelmesini açıkça istemiyor. Bununla birlikte iki tarafın ortak bir temel çıkarı bulunuyor: İran’ı Suriye’nin dışında tutmak. İlginç olan ise tarafların bu ortak paydanın öneminin henüz tam anlamıyla farkında görünmemesi.

Önümüzdeki haftalar, özellikle her iki taraftaki iç siyasi hesaplar nedeniyle kritik olacak. Bu durum, özellikle 27 Ekim’de yapılması planlanan İsrail seçimleri yaklaşırken daha da önem kazanıyor. Bu nedenle, aralarındaki gerilim ve düşmanlık giderek artan iki tarafın yanlış hesaplamalar yaparak daha büyük bir çatışmaya yol açmasını önlemek için ABD’nin daha kararlı biçimde devreye girmesi gerekiyor. Türkiye’nin 2015’te bir Rus uçağını düşürmesi ve Suriye hava savunmasının 2018’de Lazkiye üzerinde başka bir Rus uçağını düşürmesi, ilgili tarafların aslında tırmanmayı istemediği durumlarda bile krizlerin ne kadar hızlı biçimde daha geniş çaplı çatışmalara dönüşebileceğini hatırlatmalı.

Bu nedenle İsrail ile Türkiye’nin, kamuoyundan uzak ve üst düzey doğrudan bir iletişim kanalı açması gerekiyor. Böylece taraflar hayati çıkarlarını ortaya koyabilir ve bir şekilde kendi kırmızı çizgileri üzerinde müzakere yürütebilir. Böyle bir kanal, yanlış anlamaların ve bunların sonucunda hesaplanmamış bir çatışmanın ortaya çıkma ihtimalini azaltabilir. Ayrıca iki taraf üzerinde ABD baskısına acilen ihtiyaç var. ABD, bu aşamada özel ve acil bir sorumluluk taşıyor. Washington’ın rolü, İsrail ile Türkiye’nin her ikisinin de istemediği bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek açısından belirleyici.


Ali Tahir’in İsrail’e bırakılmasında İran’ın olası rolü

Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)
Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)
TT

Ali Tahir’in İsrail’e bırakılmasında İran’ın olası rolü

Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)
Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)

Şarku’l Avsat'ın konuya yakın bir kaynaktan edindiği bilgilere göre Hizbullah, güneydeki Ali Tahir mevzisinden siyasi herhangi bir karşılık almadan çekilerek mevziyi İsrail ordusuna bırakmayı, Lübnan ordusuna teslim etmeye tercih etti. Kaynağa göre bunun amacı, Litani Nehri’nin kuzeyinde silahlarını korumasına ve işgalle mücadele ettiği gerekçesiyle silahlı varlığını sürdürmesine imkân sağlamak.

Kaynak, “İran’ın Hizbullah’a destek amacıyla müdahale edeceği yönündeki tehdidin kâğıt üzerinde kaldığını” belirterek, “Tahran’ın Hizbullah’a Ali Tahir’den çekilmesi için yeşil ışık yaktığını” ifade etti.

Hizbullah, tepelerin İsrail’in kontrolüne geçmesiyle ilgili henüz herhangi bir açıklama yapmazken, yayımladığı bir bildiride Lübnan hükümetini hedef aldı ve destek savaşlarından hükümeti sorumlu tuttu. Açıklamada hükümetin “yanlış tercihleri, tavizkâr ve teslimiyetçi yaklaşımı” eleştirildi.

Hizbullah, hükümetin bu politikasının yalnızca “işgali pekiştirmeye ve düşmanın saldırılarını sürdürmesine” yol açtığını savundu.