ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Yemen hükümet güçleri, el-Yeteme’yi kurtararak el-Cevf’teki kazanımlarını genişletti

 Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)
TT

Yemen hükümet güçleri, el-Yeteme’yi kurtararak el-Cevf’teki kazanımlarını genişletti

 Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)

Yemen hükümet güçleri, Husi tırmanışının altıncı gününde; Sana’nın güneydoğusundaki el-Beyda vilayetinde geniş çaplı bir askeri operasyon başlatılması, Batı sahilinde ve Taiz’in batısında çatışmaların sürmesiyle eş zamanlı olarak, bugün birden fazla cephede sahadaki ilerleyişinin kapsamını genişletti. Birlikler, el-Cevf vilayetine bağlı el-Lebnat bölgesinin geri alınmasından bir gün sonra, aynı vilayette yer alan Habb ve eş-Şaaf ilçesindeki el-Yeteme bölgesinde kontrolü sağladı.

Söz konusu ilerleme; hükümet güçlerinin son birkaç gün içinde Husilerin karadaki saldırılarını bastırma aşamasından, örgütün bazı mevzilerdeki geri çekilişinden yararlanarak birden fazla eksende inisiyatifi yeniden ele alma aşamasına geçmesiyle kaydedildi. Ordu, halk direniş güçleri ve el-Amalika birlikleri operasyonlarını birden fazla cephede sürdürüyor.

Hükümet güçleri, el-Cevf’in güneyindeki el-Lebnat bölgesinin kurtarılmasından bir gün sonra, vilayetin kuzeydoğusundaki Habb ve eş-Şaaf ilçesine bağlı el-Yeteme bölgesinin temizlendiğini ve bölgedeki ilerleyişin devam ettiğini duyurdu.

dfvgbhyj
Yemen ordusu, 24 saat içinde el-Cevf vilayetinde hızlı bir ilerleme kaydetti. (Facebook)

İki bölge, Husilerin hareket ve ikmal hatları üzerindeki konumları nedeniyle sahada stratejik önem taşıyor. Söz konusu bölgelerin kontrol altına alınmasının, grubun el-Cevf’in bazı kesimlerindeki ikmal ve iletişim hatlarını daraltması, hükümet güçlerinin ise vilayet merkezi el-Hazm şehrine doğru operasyonlarını sürdürmesinin önünü açması bekleniyor.

Silahlı Kuvvetler Sözcüsü Kurmay Albay Macid en-Nezili, hükümet güçlerinin el-Cevf ve el-Beyda cephelerinde planlı askeri stratejiler doğrultusunda ilerlediğini belirterek, kara harekatlarının hava unsurları ve nitelikli silahlarla desteklendiğini vurguladı.

Nezili, birliklerin ve kabile güçlerinin bölgeye girişi öncesinde el-Yeteme’nin roketatarlarla hedef alındığını kaydetti. Askeri kaynaklar daha sonra bölgenin tamamen kontrol altına alındığını duyurdu. Sözcü ayrıca, birliklerin el-Beyda vilayetindeki Dhi Naim bölgesine girmeye hazırlandığını ve bölgenin sınırlarına ulaşıldığını aktardı.

Husi mensuplarına can güvenliklerini korumak adına ilerleme hatlarını hafif silahlarıyla terk etme çağrısında bulunan Nezili, hükümet güçlerine karşı çatışmayı sürdürmeleri halinde ağır sonuçlarla karşılaşacakları uyarısında bulundu.

El-Beyda’da yeni bir operasyon

El-Beyda’da el-Amalika güçleri Husilere karşı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattı. Saha kaynaklarına göre söz konusu operasyonda, grubu geri çekilmeye zorlayan çatışmaların ardından stratejik açıdan kritik öneme sahip ileri mevziler ve bölgeler kontrol altına alındı.

Kaynaklar, en az 23 Husi mensubunun öldüğünü, onlarcasının yaralandığını ve örgüte ait araç ile teçhizatın imha edildiğini bildirdi. Birlikler bir yandan kontrolü sağladığı mevzileri sağlamlaştırırken diğer yandan çatışma hatlarındaki ilerleyişini sürdürüyor.

İlk günlerde çoğunlukla Batı sahili ve Taiz’in batısında yoğunlaşan çatışmaların ardından el-Beyda cephesinin el-Cevf ile eş zamanlı açılması, mevcut aşamada kara operasyonlarının kapsamının genişlediğini gösteriyor.

Taiz’de ise hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar, kentin doğusundaki el-Kelifat da dahil olmak üzere birden fazla cephede devam etti. Ed-Dali hattında yer alan Mureys cephesinde şiddetli çatışmalar yaşanırken, her türlü silahın kullanıldığı el-Kahre sektöründe Husiler ağır kayıplara uğratıldı.

Taiz’in batısındaki el-Barah hattında, özellikle de el-Kedaha’da çatışmalar sürdü. Operasyona katılan birlikler, hattın diğer sektörlerinde çatışmalar devam ederken Husilere ait üç savunma hattının imha edildiğini duyurdu.

Füze saldırıları

Batı sahilinde çatışmalar el-Cevf ve el-Beyda’daki ilerleyişe paralel olarak sürerken, Husiler sahadaki baskıyı sivil alanları hedef alarak telafi etmeye çalıştı.

Yerel yetkililer ve sağlık görevlilerinden alınan bilgiye göre, pazartesi akşamı el-Muha şehri tıbbi kompleks yerleşkesini hedef alan bir balistik füze saldırısına uğradı. Saldırı, sağlık tesislerine ve doktorlar ile hemşirelere tahsis edilen lojmanlara isabet ederken, sağlık tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının doğuracağı sonuçlara ilişkin uyarılara yol açtı.

El-Muha Sağlık Dairesi Müdürü Dr. Şevki el-Mıhlafi, tıbbi kompleksin hedef alınmasının doğrudan bir sağlık tesisine yönelik saldırı olduğunu belirtirken; el-Muha Genel Hastanesi Heyeti Müdürü Dr. Nasr Asker ise sağlık kuruluşlarının, tıbbi personelin ve sivillerin hedef alınmasının taşıdığı tehlikelere dikkat çekti.

Söz konusu bombardıman; Husilerin karadaki saldırılarını genişlettiği perşembe gününden bu yana Batı sahili ve Taiz’in batısındaki cephelerde yaşanan tırmanış kapsamında gerçekleşti. Hükümet güçleri, saldırıların ardından inisiyatifi yeniden ele alarak birden fazla noktada ilerleme kaydetti.

Son günlerde hükümet güçlerinin Hudeyde’nin güneyi ile Taiz’in batısında ilerlemesi ve çeşitli eksenlerdeki mevzileri geri almasıyla çatışmalar, sahil hattından daha geniş bir alana yayıldı. Husi grubu ise bölgeye takviye birlikler sevk ederek ileri mevzilerini korumaya çalıştı.

Yemen Başkanlık Konseyi Üyesi Tarık Salih, el-Muha’daki hastanelerde yatan yaralıları ziyareti sırasında, silahlı kuvvetlerin İran’ın Babu’l Mendeb’i kontrol etme projesini kırmayı başardığını söyledi. Salih, Husilere ve İran’a karşı cephelerin harekete geçmesinin direnişi güçlendireceğini ve Sana’nın kurtarılmasına yol açacağını vurguladı.

Sana’nın ve tüm Yemen topraklarının geri alınması ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) projesinin Yemen’deki varlığına son verilmesi hedefini yineleyen Tarık Salih, Batı sahilinde çatışan güçlerin fedakarlıklarını takdirle karşıladığını belirtti.


Bölgesel güvenlikte bir ortak: Ortadoğu için yeni bir Çin önerisi

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
TT

Bölgesel güvenlikte bir ortak: Ortadoğu için yeni bir Çin önerisi

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)

Şerbil Berakat

 Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi, Mısır-Çin ilişkilerinin ötesine uzanan etkileri olan bir ziyaretin ardından, 2 Eylül Çarşamba akşamı Kahire Havalimanı'ndan Çinli mevkidaşı Şi Cnping'i uğurladı. Çin Devlet Başkanı ayrıldıktan hemen sonra Sisi, perşembe sabahı ilk telefon görüşmesini Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptı.

 Devlet Başkanı Sisi ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasındaki görüşme, zamanlaması ve içeriği nedeniyle özellikle önemliydi. Zira Kahire'nin, Şi Cinping'in bölgesel güvenliğin yeniden şekillendirmesine dair önerisini daha yeni duyduğu bir zamanda, görüşmede bölgesel güvenliğe ve Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki koordinasyona odaklanıldı. Şi Cinping, Mısır ziyareti sırasında bölgede “ortak” ve sürdürülebilir bir güvenlik kurmayı amaçlayan dört öneriyle Ortadoğu için “yeni bir güvenlik mimarisi” inşa etme çağrısında bulundu.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Kahire'de açıkladığı girişim

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şi, Kahire'de, birbirine bağlı dört eksene dayalı yeni bir güvenlik mimarisinin özelliklerini belirledi. Birincisi, bölgesel güvenlik, dış müdahalelerden bağımsız olarak, bölgenin kendi ülkelerinin sorumluluğunda olmalıdır. Krizleri, Filistin meselesi merkezde olmak üzere, kapsamlı ve bütünleşik bir şekilde ele alınmalıdır. Güvenlik, deniz koridorlarının korunması da dahil olmak üzere, kalkınma ve ortak ekonomik çıkarlarla bağlantılı olmalıdır. Bu mimari, uluslararası hukuka dayanmalıdır ve Birleşmiş Milletler'in rolü güçlendirilmelidir.

Mekke İttifakı’na dahil olan üç ülke Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, yaklaşımları ve odak noktaları farklılık gösterse de Filistin meselesinin merkeziliğini vurgulama noktasında birleşiyorlar

İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini sürekli engellemesi ve Husilerin Kızıldeniz ve Babul Mendeb Boğazı'nda seyrüsefere yönelik tehditleri göz önüne alındığında, deniz güvenliğine işarette bulunulması özellikle önemliydi. Şi Cinping, bölgesel güvenliği uluslararası ticaret yollarının güvenliğiyle ilişkilendirdi.

Şi Cinping Kahire'den ayrıldıktan sonra, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin vurgusu, öneriyi Pekin'in bölgesel güvenlikte oynamayı hedeflediği rol bağlamına yerleştirdi. Zira Çin Dışişleri Bakanı düzenlediği basın toplantısında, önerinin “bölgede uzun vadeli barış ve istikrarı sağlamak için Çin'e özgü bir çözüm sunduğunu” belirtti.

Değişimin dört göstergesi

Şi Cinping'in Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi önerisi, aynı dönemde ortaya çıkan dört göstergeden ayrılamaz. Söz konusu göstergelerden her biri, farklı bir bakış açısıyla, Çin'in bölgedeki güvenlik ve siyasi düzenlemelerin şeklini etkileme gücünün genişlediğini ve faaliyet gösterdiği bölgesel ortamın değiştiğini ortaya koyuyor.

İlk gösterge, Şi'nin Kahire ziyaretinin zamanlamasıdır; bu ziyaret, gelişmiş Çin J-16 savaş uçaklarının Mısır'daki “Medeniyet Kartalları 2026” tatbikatlarına katılımı ve Huawei'nin Mısır'da yapay zeka veri merkezleri kurma teklifiyle eş zamanlı olarak geldi. Bu, Çin'in en azından teorik olarak, bölgedeki Amerikan nüfuzunun en güçlü kaldıraçlarından olan silah ve teknoloji alanlarında, özellikle de çip teknolojisi ve yapay zeka alanlarında alternatifler sunmaya başladığını gösteriyor olabilir.

İkinci gösterge ise, Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sırasında Şi Cinping ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında gerçekleşen kısa ve soğuk görüşmedir. Bu görüşme, Çin'in Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve Suudi Arabistan ile olan anlaşmazlıkların çözümü başta olmak üzere İran'a bazı koşullar dayattığıyla ilgili sızdırılan bilgilerle aynı zamanda gerçekleşti.. Bu veriler doğruysa, İran'ın komşu devletlere yönelik saldırganlığını ve Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi engellemesini reddeden bölgedeki çoğu ülkenin çıkarlarını dikkate alan bir Çin pozisyonuna işaret ediyor. Ancak bu, Çin'in bölgesel kutuplaşmanın bir parçası haline geldiği anlamına da gelmiyor. Dahası ABD'nin İran'a karşı yoğunlaşan yaptırım kampanyası, İran'ın Çin çıkarlarına zarar vermemesini sağlamak için Pekin'e Tahran ile ilişkisini yeniden düzenlemek konusunda ek bir motivasyon sunuyor.

csdfv
Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinden önce çekilen toplu fotoğraf, 1 Eylül 2026 (AFP)

Üçüncü gösterge Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Bişkek'ten yaptığı, Türkiye'nin Pekin liderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü'ne tam üye olarak katılmaya hazır olduğu açıklamasıdır. Bu, örgütün Ortadoğu'daki varlığını genişletebilir ve yeni bölgesel düzenlemeler içinde Çin'in etkisinin artmasına kapı açabilir.

Dördüncü gösterge, Katar'ın Çin'e yönelmesidir. Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al-Sani'nin Pekin ziyareti, Şi Cinping'in Kahire ziyaretinden sonra Çin'e yapılan ilk Arap ziyareti oldu. Bu ziyaret, Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ansari'nin Körfez ülkelerinin ABD ile stratejik ittifakın önemine rağmen “yetersiz” olduğunu anlamaları gerektiği yönündeki açıklaması göz önüne alındığında özellikle önem kazanıyor. Söz konusu açıklama, bölgesel güvenliğin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili Kahire'deki Çin önerisiyle açıkça örtüşen bir Körfez pozisyonudur.

Girişim ve Mekke İttifakı

Şi Cinping'in bölgesel güvenlik konusundaki önerilerini, yalnızca Çin ile Suudi Arabistan arasındaki artan siyasi, diplomatik ve ticari ilişkiler, Çin'in Krallık ve Körfez ülkelerindeki yatırımlarının büyüklüğü nedeniyle değil, aynı zamanda Pekin ile İslamabad arasındaki yakın stratejik ve askeri veya Çinlilerin “demir kardeşlik” olarak adlandırdığı ilişki nedeniyle de Mekke İttifakı’ndan ayrı olarak yorumlamak zor. Bu açıdan bakıldığında, Çin'in önerisi ile İttifak arasındaki örtüşmeler dikkat çekici görünüyor; ancak bu, aralarında doğrudan bir koordinasyon olduğu anlamına gelmeyebilir.

Bu örtüşmelerden ilki, uluslararası hukuk çerçevesinde güvenliktir. Mekke İttifakı, kuruluşundan itibaren uluslararası hukuk, sözleşmeler ve kurallar çerçevesinde faaliyet gösterdiğinin, bunların dışında faaliyet göstermeyeceğinin altını çizdi. Buna karşılık, Şi Cinping, bölge için önerdiği güvenlik mimarisinin merkezine Birleşmiş Milletleri ve uluslararası hukuku yerleştirdi ve bölgesel güvenlik sorunlarının yönetiminde BM'nin rolünün güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

İkincisi, Filistin sorununun bölgesel güvenliğin ayrılmaz bir parçası olması. Mekke İttifakı'nda yer alan üç ülke (Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan), yaklaşımları ve odak noktaları farklılık gösterse de Filistin meselesinin merkeziliğini vurgulama noktasında birleşiyorlar. Riyad, İsrail ile herhangi bir normalleşmeden önce bir Filistin devletinin kurulmasında ısrar ediyor; bu da çatışmanın özü çözülmeden önce Tel Aviv'in herhangi bir bölgesel güvenlik yapısına entegre edilmesi adımının olmayacağı anlamına geliyor. Bu pozisyon, genel hatlarıyla, Türkiye ve Pakistan'ın tutumlarıyla da örtüşüyor ve Şi Cinping'in Kahire'de Filistin meselesini bölgedeki krizlere yönelik kapsamlı bir çözümün merkezine yerleştirme vurgusuyla birleşiyor. Bunlar, Washington'un zaman zaman, Filistin'de bir uzlaşmaya varılmadan veya uzlaşma ile sonuçlanacak açık ve güvenilir bir yol olmadan bölgesel düzenlemelerde ilerleme kaydedilebileceğine işaret etmeye devam ettiği bir dönemde yaşanıyor.

Amerika Birleşik Devletleri, Şi Cinping'in dörtlü girişimine ilişkin bir yorumda bulunmasa da, Mekke Anlaşması’nı (Başkan Donald Trump’ın açıklamalarıyla yetinse de) memnuniyetle karşıladı

Üçüncüsü, bölgenin güvenliğini kendi ülkeleri sağlamalıdır. Mekke İttifakı, geniş çapta güvenliklerini yöneten bir dış güçten ziyade, bölge ülkelerinin kendilerinin güvenlik ve savunma yeteneklerini ve güçlerini inşa etme girişimi olarak tanımlanmıştır. Bu fikir, belki de Şi Cinping'in Ortadoğu ülkelerinin ve halklarının “kendilerinin efendisi” olmasını, bölge ülkelerinin dış müdahaleden bağımsız olarak barış ve güvenlik diyaloğuna, güvenlik mimarilerinin yeniden yapılandırılmasına öncülük etmesini öngören girişiminin en belirgin noktasıdır.

Çin Sosyal Bilimler Akademisi Siyasal Çalışmalar Bölümü Direktörü ve Çin Ortadoğu Çalışmaları Derneği Başkan Yardımcısı Tang Zhihao ise daha da ileri gidiyor. Mekke İttifakı’nın, Çin'in savunduğu ve bölge ülkeleri kendi güvenliklerini sağlamada öncü bir rol oynarken, dış tarafların destekleyici bir rol oynamasına dayanan “bölgesel sahiplenme” ilkesini somutlaştırdığını düşünüyor. Tang yaptığı açıklamada, ittifakın savunmacı niteliğinin ve herhangi bir özel tarafı hedef almamasının, Pekin'in çatışmaya dayalı askeri blokları reddetmesiyle uyumlu olduğunu açıkladı. Bu arada, diğer ülkelerin katılımına açık olmasının, Çin'in ortak ve kolektif güvenlik anlayışıyla tutarlı olduğunu da belirtti. Böylece Tang, ittifakın Şi Cinping'in Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisi vizyonunun temel unsurlarını içerdiği sonucuna vardı.

Mısır'ın rolü nedir?

Mısır, Mekke İttifakı’na katılmamış olsa da kendisi ile birlikte Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ı içeren bölgesel dörtlü grubun görüşmelerine aylardır katılıyor ve bu da onu bölgedeki yeni güvenlik düzenlemeleriyle ilgili müzakerelerin bir parçası yapıyor. Kahire'nin hesapları, ittifakı oluşturan üç ülkeninkinden farklı olabileceği için Pekin'in Mısır'ı seçmesi, iki yaklaşım arasındaki uçurumu kapatma girişimi olabilir. Burada Pekin, Mekke İttifakı’nı yeni güvenlik mimarisinin bir bileşeni olarak ele alıyor gibi görünüyor, mimarinin kendisi olarak değil. Bu durum, Mısır gibi diğer ülkelerin de ittifak dışında bölgesel düzenlemelere katılmasının önünü açıyor. Bu yaklaşım, bölgesel güvenliğin şekliyle ilgili tartışmaya bir denge getirebilir.

dbgf
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke'deki Safa Sarayı'nda Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladıktan sonra, 7 Ağustos 2026 (SPA)

Bu bağlamda, el-Ahram Siyasi ve Stratejik Çalışmalar Merkezi Müdür Yardımcısı ve merkezde Asya işleri uzmanı olan Dr. Ahmed Kandil, al Majalla'ya verdiği röportajda, Mısır'ın Filistin meselesinden, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı ile Doğu Akdeniz ve Körfez güvenliğine kadar birçok bölgesel güvenlik çemberinin kesişim noktasında yer almasının, siyasi ve askeri ağırlığının, dengeli uluslararası ilişkilerinin ve Körfez ülkeleriyle olan ortaklıklarının, onu ciddi güvenlik düzenlemelerinde vazgeçilmez bir oyuncu haline getirdiğini söyledi.

Onun değerlendirmesine göre, bölge, Mekke İttifakı düzenlemelerinin Çin girişimi ile Amerikan varlığı ve ittifaklarıyla birlikte var olduğu çok merkezli bir sahneye doğru ilerliyor. Bu durum da Mısır'ın bu yollar arasında manevra yapmasına ve bunların birbiri ile rekabet eden eksenlere dönüşmesini önlemesine olanak tanıyor.

Amerikan şemsiyesi ve Çin alternatifi

Öte yandan, ABD Şi Cinping'in dörtlü girişimine ilişkin bir yorumda bulunmamış olsa da Mekke Anlaşması’nı (Başkan Donald Trump’ın açıklamalarıyla yetinse de) memnuniyetle karşıladı. Bazı gözlemciler, bu sınırlı memnuniyetin, ittifak üyesi devletlerin Washington ile yakın ilişkiler içinde olmasından ve aralarındaki anlaşmanın, Obama yönetimine kadar uzanan, bölge devletlerinin bölgesel savunma yükünün daha büyük bir kısmını üstlenmesi yönündeki tekrarlanan Amerikan arzusunu bir ölçüde karşılamasından kaynaklandığını düşünüyorlar.

Öte yandan, bazı gözlemciler de, özellikle Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının ittifakı memnuniyetle karşılama konusundaki kurumsal tereddütlerinin, bu girişimin bölgedeki Amerikan güvenlik garantilerine olan güvenin azalmasının pratik bir tezahürü olduğu gerçeğini yansıttığını düşünüyorlar.

Obama'nın 2014'te Amerikan güvenlik sisteminin “bedava yolcusu” olarak nitelendirdiği ve “sorumlu bir ortak” olmaya çağırdığı Çin, şimdi Ortadoğu için yeni bir güvenlik düzeniyle ilgili tartışmanın merkezinde yer alıyor

Bu bağlamda Tang, ABD'nin hakim olduğu eski bölgesel güvenlik mimarisinin “açıkça eskimiş olduğu ve artık olumlu bir rol oynayamadığı” düşüncesinde.

Bu farklı yorumlar, Çin'in sahip olduğu yeni manevra alanını ortaya koyuyor ve bölgesel rolü için farklı bir modele kapı açıyor.

Çin, İran savaşının bölge devletleri ile Washington arasındaki savunma ortaklıklarını güçlendirdiğini ve bu devletlerin Amerikan güvenlik şemsiyesini terk etmeye meyilli olmadığını kabul ederken, Şi Cinping'in Kahire'deki girişimi Pekin'in rolü için farklı sınırlar çiziyor gibi görünüyor. Çin, bölgesel mekanizmaları destekleyerek ve düzenlemelerinin oluşturulmasına katılarak güvenlik alanına giriş yapıyor. Bu da Amerikan güvenlik garantileri ile askeri konuşlandırma modelini benimsemeden güvenlik denklemindeki varlığını genişletmesine olanak tanıyor. Burada, Dr. Kandil'in Mısır'ın rolünü tanımlamak için kullandığı “ağ liderliği” kavramı, Çin'in hamlesini yorumlamak için de kullanılabilir. Bu kavram ile çıkar ve ilişkiler ağı, sürdürülebilir güvenlik düzenlemeleri oluşturmak için bir giriş noktası haline geliyor.

Trump ile zirve 

Şi Cinping bir aydan kısa bir süre içinde Washington'u ziyaret etmeye hazırlanırken, Kahire'de açıkladığı girişimi, Trump ile yapılacak zirvede ele alınacak kartlardan biri olacak. Bu girişim, salt diplomatik duruşun ötesinde bir ağırlık taşıyor. Geçtiğimiz yıllar içinde Ortadoğu'da geniş bir ekonomik ve siyasi varlık biriktiren Çin, şimdi bölgenin güvenliği hakkındaki tartışmaya bizzat katılıyor ve devam eden Amerikan varlığına ve ittifaklarına paralel olarak, yeni güvenlik düzenini yönetecek düzenlemeleri ve kuralları şekillendirmede kendisini etkili bir oyuncu olarak konumlandırıyor.

cf
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 30 Ekim 2025 (Reuters)

Washington, İran savaşını sona erdirmek ve bölgeyi kendi lehine yeniden şekillendirmek için mücadele ederken, Şi bu kez farklı bir kozla Beyaz Saray'a giriyor. Obama'nın 2014'te ABD güvenlik sisteminin “bedava yolcusu” olarak tanımladığı ve “sorumlu bir ortak” olmaya çağırdığı Çin, şimdi Ortadoğu için yeni bir güvenlik düzeniyle ilgili tartışmanın merkezinde yer alıyor. Bölgedeki bazı ülkeler artık Çin'i güvenilir bir ortak, hatta bazen ABD'den bile daha güvenilir ve güvenlik ve siyasi düzenlemelerinde kendisine güvenebilecekleri bir ülke olarak görüyor.


İsrail’in gerilimi artırması karşısında Hizbullah’ın seçenekleri neler?

(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
TT

İsrail’in gerilimi artırması karşısında Hizbullah’ın seçenekleri neler?

(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)

İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki saldırılarını son birkaç günde genişletmesiyle Hizbullah, son derece karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: İsrail’in giderek yoğunlaşan saldırılarına, geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenmeden nasıl karşılık verecek? Zira İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, İsrail’deki seçimleri ertelemek ya da seçimlerdeki konumunu güçlendirmek amacıyla böyle bir çatışmayı tetiklemeye çalışıyor olabileceği değerlendiriliyor.

Hizbullah’ın saldırılara maruz kalan tabanından örgüt üzerindeki baskı da giderek artıyor. Taban, Tel Aviv’i caydıracak bir karşılık verilmesini talep ederken, örgütün seçenekleri büyük ölçüde bölgesel gelişmeler, özellikle de ABD-İran müzakerelerinin seyri ve Lübnan’daki iç siyasi hesaplarla şekilleniyor.

Bu yanıt Netanyahu’nun işine geliyor

Hizbullah’ın tutumuna yakın kaynaklar, örgütün şu aşamada misilleme yapacağına yönelik herhangi bir açıklama yapmaktan büyük ölçüde kaçındığını belirtiyor. Kaynaklar, “Hizbullah şu anda Lübnan yönetiminin sorumluluklarını yerine getirmesi yönüne işaret ediyor. Örgüt daha önce de İsrail’in saldırılarını genişletmesi ve müzakerelerin başarısız olması karşısında Lübnan yönetimini diyalog çağrısı yapmıştı” değerlendirmesinde bulunuyor.

dfefrbf
Mustafa Ferhat adlı çocuk, evini hedef alan ve ailesinin bazı üyelerinin ölümüne yol açan İsrail hava saldırısı sonucu yaralandıktan sonra, yanında büyükannesi ile birlikte tedavi görüyor. (AP)

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, şu ana kadar Hizbullah’ın askeri karşılık verme yönünde ilerlediğine işaret eden herhangi bir emare bulunmadığını belirtti. Kaynaklara göre İsrail’in saldırılarını genişletmesinin amaçlarından biri, Hizbullah’ı ve beraberinde İran’ı karşılık vermeye, dolayısıyla geniş çaplı bir savaşa sürüklemek. Bunun ise Netanyahu’ya seçimler açısından avantaj sağlayabileceği veya seçimleri ertelemesine yardımcı olabileceği ifade ediliyor.

Karşı koyma imkânı yok

Buna karşılık, Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Hilal Haşan, Hizbullah’ın ‘askeri gücünün çöktüğünü’ belirterek, örgütün önünde herhangi bir seçenek bulunduğunu düşünmüyor. Haşan, özellikle örgütün ‘gurur sembolü’ olarak nitelendirdiği Ali et-Tahir’i Lübnan ordusuna teslim etmek yerine İsrail’e teslim etme kararının ardından askeri kapasitesinin daha da zayıfladığını savunuyor. Haşan, “Örgütün İsrail’le savaşacak gücü bir yana, onu provoke edecek kapasitesi dahi bulunmuyor... İki insansız hava aracı (İHA) gönderdi ve sonuçlarını gördük” dedi.

Haşan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın şu aşamadaki hedefinin, İsrail’e karşı askeri rolünün sona ermesinin ardından silahlarını ülke içinde muhafaza etmek olduğunu belirtti. Örgütün hâlâ ‘inkâr halinde yaşamayı sürdürmekte ısrar ettiğini’ söyleyen Haşan, İsrail’deki rekabetin yoğun olduğu seçimler öncesinde İsrail’in saldırılarını sürdürmesini beklediğini ifade etti. Haşan’a göre bu tırmanış Lübnan’la sınırlı kalmayacak; Batı Şeria, Gazze ve Suriye’nin güneyini de kapsayacak. İran’a yönelik saldırı tehditlerinin de devam edeceğini belirtti.

Haşan, “ABD’nin İsrail’e baskı yapma kapasitesi sınırlı görünüyor... Bu da operasyonların Beka Vadisi’ne kadar genişletilebileceği ihtimalini göz ardı etmememize neden oluyor” diye konuştu.

Hizbullah için üç seçenek

Haşan’ın değerlendirmesinin aksine, emekli Tuğgeneral Münir Şehade, Hizbullah’ın önünde üç seçenek bulunduğunu belirtiyor.

Şehade’ye göre birinci seçenek, ‘geniş çaplı doğrudan bir askeri karşılık vermek’. Ancak bunun İsrail’e aradığı bahaneyi sağlayarak hedef listesini genişletmesine, çatışmayı daha derin bölgelere taşımasına ve hatta Lübnan’ın altyapısını hedef almasına yol açabileceğini belirten Şehade, “Bu nedenle maliyeti yüksek bir seçenek” diyor.

fvgthyju
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Haniye kasabasına düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İkinci seçenek ise ‘karşılık vermekten tamamen kaçınmak’. Bunun da bir bedeli olduğunu belirten Şehade, İsrail tarafından bunun, özellikle Ali et-Tahir çevresindeki gerilimin ve devam eden saldırıların ardından, İsrail’in herhangi bir bedel ödemeden yeni fiili durumlar yaratabildiği şeklinde yorumlanabileceğini ifade ediyor.

Üçüncü seçenek olan ‘ölçülü ve sınırlı bir karşılık’ konusunda ise Şehade, bunun Hizbullah karşılık vermeye karar verdiği takdirde en mantıklı seçenek olduğunu düşünüyor. Şehade, “Bence bu, ‘saldırının bir bedeli vardır’ denkleminde ısrar etmeyi amaçlayan, ancak topyekûn bir çatışmaya sürüklenmeyen bir karşılık olmalı. Aynı zamanda örgüt, özellikle siyasi manevra alanını korumak istiyorsa, belirsizlik politikasını sürdürebilir ve gerçekleştirdiği tüm operasyonları açıklamayabilir” değerlendirmesinde bulunuyor.

Şehade, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın daha karmaşık bir hesapla karşı karşıya olabileceğini belirterek, “Örgüt şimdi mi İsrail’e karşılık vermeli, yoksa ABD-İran müzakerelerinin nasıl sonuçlanacağının netleşmesini mi beklemeli?” sorusunu gündeme getiriyor. Şehade, “ABD-İran sürecinin sonucunu beklemek, teslim olmak veya hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmiyor. Bu, büyük çaplı bir karşılığı ertelemek, ancak sınırlı bir karşılık seçeneğini açık tutmak anlamına gelebilir. Çünkü şu anda yaşanacak geniş çaplı bir çatışma, bölgesel tablo netleşmeden önce savaşı genişletme fırsatı sağlayarak Hizbullah’tan çok İsrail’in çıkarına hizmet edebilir” diyor.

Şehade, yakın vadede Hizbullah’ın topyekûn bir savaşı başlatacak geniş çaplı bir karşılık verme girişiminde bulunmayacağını, ancak İsrail’in saldırılarını hiçbir karşılık vermeden sonsuza kadar sürdürmesine de tahammül edemeyeceğini düşünüyor.

Bu nedenle Şehade’ye göre en gerçekçi senaryo, ‘gerilimi kontrol altında tutmak, sahadaki gelişmeleri izlemek, ABD-İran sürecinden yararlanmak ve İsrail’in belirli sınırları aşması halinde sınırlı ve hesaplı bir karşılık verme seçeneğini açık tutmak’.