ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Irak hükümetinin kurulması İran'ın sürpriz vetosuyla karşılaştı

Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
TT

Irak hükümetinin kurulması İran'ın sürpriz vetosuyla karşılaştı

Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)

İki Iraklı yetkili, Tahran yönetiminin, iktidardaki Şii koalisyon Koordinasyon Çerçevesi temsilcilerinden, “müttefiklerinin nüfuzunu ve devlet içindeki varlık yapısını hedef alan” bir hükümete destek vermemelerini istediğini açıkladı.

Gelişmeler, İsmail Kaani’nin sürpriz şekilde Bağdat’a ulaştığı yönündeki bilgilerle eş zamanlı yaşandı. Bu süreçte, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali al-Zeydi’nin yürüttüğü müzakerelerin ileri aşamaya geldiği, ancak yeni hükümetin şekli konusunda ABD ile İran arasındaki rekabetin giderek arttığı belirtildi.

Farklı kaynaklar Şarku’l Avsat’a, “Kaani’nin son saatlerde Bağdat’a geldiğini ve hükümetin kurulması sürecinde rol alan isimlerle görüştüğünü” aktarırken, Tahran’ın Washington’a tam uyum gösterilmesine karşı çıktığını ifade etti.

Kudüs Gücü komutanı Kaani’nin temaslarıyla ilgili konuşan bir yetkili, Bağdat’taki hükümet pazarlıklarını “Hürmüz Boğazı’ndaki kuşatma ve karşı kuşatma” durumuna benzetti.


İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırıları devam ediyor

Bir sivil savunma görevlisi, cumartesi günü Sayda’nın es-Saksakiye kasabasını hedef alan İsrail bombardımanında ailesiyle birlikte hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ı kucağında taşıyor. (Reuters)
Bir sivil savunma görevlisi, cumartesi günü Sayda’nın es-Saksakiye kasabasını hedef alan İsrail bombardımanında ailesiyle birlikte hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ı kucağında taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırıları devam ediyor

Bir sivil savunma görevlisi, cumartesi günü Sayda’nın es-Saksakiye kasabasını hedef alan İsrail bombardımanında ailesiyle birlikte hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ı kucağında taşıyor. (Reuters)
Bir sivil savunma görevlisi, cumartesi günü Sayda’nın es-Saksakiye kasabasını hedef alan İsrail bombardımanında ailesiyle birlikte hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ı kucağında taşıyor. (Reuters)

İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırıları dün de sürdü. Hizbullah’a bağlı İslami Sağlık Kurumu’nun hedef alınması sonucu iki sağlık görevlisi hayatını kaybederken, beş kişi yaralandı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, önceki gün yaşanan yoğun saldırılarda ise en az 10 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Hava saldırıları ve topçu atışlarına, sınır köylerinde evlerin yıkılması eşlik etti. İsrail, saldırılarının kapsamını güney bölgeleri ile Bekaa’daki çeşitli kasabaları içine alacak şekilde genişletirken, Hizbullah da İsrail mevzileri ve askeri araçlarına yönelik operasyonlar düzenlediğini ve İsrail’in kuzeyine roket saldırıları gerçekleştirdiğini duyurdu.

Sağlık görevlilerine yönelik saldırılar ve hava saldırılarının yoğunlaşması

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, ‘İsrail’in uluslararası yasaları ve insani normları ihlal etmeyi sürdürdüğünü, sağlık görevlilerine karşı yeni suçlar işlediğini’ belirtti. Açıklamada, İsrail’in Bint Cubeyl ilçesine bağlı Kalaviye ve Tibnin beldelerinde Hizbullah’a bağlı İslami Sağlık Kurumu’na ait iki noktayı doğrudan hedef aldığı ifade edildi. Saldırılarda Kalaviye’de bir sağlık görevlisi hayatını kaybederken üç kişi yaralandı; Tibnin’de ise bir sağlık görevlisi yaşamını yitirdi, iki kişi yaralandı.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı’ndan (NNA) aktardığına göre, sabah saatlerinden itibaren güney bölgelerinde Balat, Debal, el-Mansuri, Şakra, Safed el-Bıttih, Mecdel Selm, Kalaviye ve es-Semaiye beldeleri ile Ramadiye-Şuaytiye yolu İsrail hava saldırılarının hedefi oldu. Ayrıca Tulin, es-Savane, Yahmur eş-Şakif, Adaşit ve Kfar Deccal kasabaları topçu ateşine maruz kaldı. Sureyfa beldesi ise keşif uçaklarının yoğun uçuşları eşliğinde 155 milimetrelik top mermileriyle vuruldu.

Nebatiye’de bir kişi, el-İnciliye Caddesi üzerindeki dükkânının önünde düzenlenen hava saldırısında yaralandı. Öte yandan, Sur’a bağlı Ramadiye yakınlarında bir kümes hayvanı yem fabrikası İsrail’e ait insansız hava aracıyla (İHA) hedef alındı. NNA, saldırıda yaralananlar olduğuna dair bilgiler bulunduğunu aktardı.

İsrail ordusu cumartesi günü yaptığı açıklamada, son 24 saat içinde Lübnan’ın çeşitli bölgelerinde Hizbullah’a ait 85’ten fazla altyapı noktasının hava ve kara operasyonlarıyla hedef alındığını duyurdu.

Çadırlarda endişeli bir gece ve geniş çaplı bombardıman

El-Hıyam beldesi, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği bombardımanlar ve yıkım operasyonlarının gölgesinde şiddetli bir gece geçirdi. Evler, dükkânlar ve çeşitli kurumların hedef alındığı saldırılar, beldede geniş çaplı yıkıma yol açtı. İsrail güçleri gece boyunca özellikle Bint Cubeyl ve Tayyiri başta olmak üzere sınır hattındaki yerleşimlerde evleri hedef alma operasyonlarını sürdürdü.

sdfdvf
Sayda’nın es-Saksakiye kasabasına düzenlenen bombardımanında 9 kişinin hayatını kaybettiği Fahs ailesinin yakınları, cenaze törenine katıldı, 9 Mayıs 2026. (AP)

İsrail savaş uçakları şafak vakti Sureyfa beldesine hava saldırısı düzenlerken, gece yarısından sonra da Cibşit kasabası hedef alındı. Sağlık Acil Operasyon Merkezi, Sur ilçesine bağlı Bedyas beldesine yönelik saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, aralarında altı çocuk ve iki kadının da bulunduğu 13 kişinin yaralandığını açıkladı.

Bir başka olayda ise İsrail’e ait İHA, Kalile-Deyr Kanun yolu üzerinde seyreden bir motosikleti hedef aldı. Saldırıda iki Suriyeli yaşamını yitirirken, sivil savunma ekipleri Lübnan ordusuyla koordinasyon içinde cenazeleri bölgeden kaldırdı.

Öte yandan, İsrail’e ait İHA’ların Beyrut, güney banliyöleri ve Sayda çevresindeki köyler üzerinde yoğun uçuş yaptığı bildirildi.

Hizbullah’ın İsrail ordusuna karşı düzenlediği operasyonlar

Diğer taraftan, Hizbullah ile İsrail ordusu arasında Güney Lübnan’da İsrail’in halen kontrol altında tuttuğu alanlardaki çatışmalar sürüyor. Hizbullah, İsrail ordusuna yönelik bir dizi operasyon gerçekleştirdiğini açıkladı. Açıklamada, Deyr Seryan beldesindeki Hallet Rac bölgesinde bulunan bir D9 tipi buldozerin kamikaze İHA’yla hedef alındığı ve doğrudan isabet sağlandığı belirtildi.

Hizbullah ayrıca, el-Hıyam’da bir İsrail ordusu komutanının iki kamikaze İHA ile hedef alındığını duyurdu. Bunun yanı sıra, el-Hıyam Belediye Binası yakınlarında konuşlanan İsrail askeri araçlarının topçu ateşiyle vurulduğu ifade edildi. Örgüt, Güney Lübnan’dan İsrail’e doğru iki roket fırlatıldığını da açıkladı.

fbfgrt
Sivil savunma ekipleri, cumartesi günü Sayda’nın es-Saksakiye kasabasında İsrail bombardımanının hedef aldığı binanın enkazı altında kurbanları arıyor. Saldırı sonucunda aynı aileden 9 kişi hayatını kaybetti. (AFP)

Bu çerçevede Hizbullah milletvekili Hüseyin el-Hac Hasan, “Direniş, düşmanı henüz çözüm bulamadığı İHA’larıyla şaşırttı. Bugün de işgal güçlerinin sözde ateşkes anlaşmasını ihlal etmesine karşılık patlayıcılar ve füzelerle yanıt veriyor” dedi.

Söz konusu tırmanış, 17 Nisan’da ilan edilen ateşkes anlaşmasının yürürlükte olmasına rağmen yaşanıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan anlaşma metnine göre İsrail, devam eden saldırı veya tehditlere karşı ‘kendini savunmak için gerekli tüm tedbirleri alma’ hakkına sahip bulunuyor.


ABD neden şimdi Irak petrolünü hedef alan yeni yaptırımlar uyguladı?

Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)
Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)
TT

ABD neden şimdi Irak petrolünü hedef alan yeni yaptırımlar uyguladı?

Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)
Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)

Irak petrol dosyası, ABD Hazine Bakanlığı'nın petrol sektörü ve silahlı gruplarla bağlantılı Iraklı yetkililer, isimler ve şirketlere yönelik yeni yaptırımlarını açıklamasının ardından daha hassas bir evreye girdi. Gözlemciler bu adımı, petrol kaçakçılığı, menşe belgelerinin sahte düzenlenmesi ve İran'la bağlantılı ağların finansmanına ilişkin suçlamalar barındırması nedeniyle, Irak enerji sektörünün görünümünü yıllar içinde en derinden etkileyen ABD uygulamalarından biri olarak değerlendirdi.

ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) aracılığıyla açıklanan yaptırımlar, Bağdat'ta yalnızca sınırlı kapsamlı mali bir işlem olarak okunmadı. Bunun ötesinde Irak enerji sektöründeki nüfuzun sınırlarını yeniden çizmeyi ve Washington'ın Irak petrolünü Tahran'a yönelik yaptırımları delmenin kanalı olarak kullandığını öne sürdüğü kesimlere doğrudan uyarı iletmeyi hedefleyen çifte siyasi ve ekonomik bir mesaj olarak yorumlandı.

ABD’nin yaptırım kararı, Irak Petrol Bakanlığı Dağıtım İşleri Müsteşarı Ali Maaric el-Bahadili'yi de kapsadı. Washington, Bahadili'yi Irak petrol ürünlerinin İran bağlantılı kaçakçılık ağları lehine transfer edilmesini kolaylaştırmakla suçladı. Bunun yanı sıra tanınmış petrol kaçakçısı Selim Ahmed Said ile bağlantılı şirketlere Irak petrolüne erişimi kolaylaştırarak ve İran petrolüne Irak petrolü statüsü tanıyan sahte resmi belgeler kullanarak özel ayrıcalıklar sağladığı iddia edildi.

dfvfdv
Resmî açıklamalarda reddedilse de yaptırımlar ekonomi ve petrol çevrelerinde endişe dalgası yarattı (AFP)

ABD tarafından yapılan açıklamaya göre kaçakçılık operasyonları, petrolün Kayyara Sahası’ndan Hor ez-Zubeyir'deki tesislere nakledilmesi yoluyla gerçekleştiriliyordu. Burada İran petrolü Irak petrolüyle karıştırılarak menşei değiştiriliyor, ardından uluslararası piyasalarda satışa sunuluyordu. Yaptırımlar ayrıca ‘Seyyid Avn’ adıyla bilinen Mustafa Haşim Lazım el-Bahadili'yi de kapsadı. Washington, Bahadili'yi Asaib Ehl’l-Hak’ın önde gelen mali sorumlularından biri olarak tanımlarken ‘petrol taşıma ağlarını yönetmek, ekonomik sözleşmeler ve mali paravan olarak faaliyet gösteren şirketler üzerinde denetim kurmakla’ suçladı. Yaptırım listesine onunla bağlantılı, Gulf Energy for Oil Services, Gulf for General Contracting, Iraq International for Energy ve Gulf Energy for General Transport adlı dört şirket de eklendi.

Yaptırımlar ekonomik dosyayla sınırlı kalmadı ve Seyyid eş-Şuheda Tugayları'na da uzandı. ABD Hazine Bakanlığı, aralarında Ahmed Hudayr ve ‘Ebu Meryem’ künyeli Muhammed İsa Kazım el-Şuveyli'nin de bulunduğu tugay liderlerine yaptırım uyguladı. Bu isimler, ‘Lübnan Hizbullahı ile koordinasyon içinde Irak'a silah satın alıp nakletmekle’ suçlandı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, karara ilişkin yorumunda sert bir dil kullanarak, İran rejiminin Irak halkının hakkı olan kaynakları haydut bir çete gibi yağmaladığını söyledi. Washington'ın Irak petrolünün terörün finansmanında ya da uluslararası yaptırımların delinmesinde kullanılmasına izin vermeyeceğini de vurguladı.

Bağdat reddediyor ve savunuyor

Öte yandan Irak Petrol Bakanlığı, Bakanlık Müsteşarı Ali Maaric el-Bahadili’ye yöneltilen suçlamaları reddeden resmi bir açıklama yapmak için gecikmedi. Bakanlık, petrol ihracatı, pazarlaması ve tanker yükleme operasyonlarının Dağıtım İşleri Müsteşarı'nın yetki alanında olmadığını, bu işlemlerin resmi prosedürler çerçevesinde SOMO şirketi ve yetkili kurumlar tarafından yürütüldüğünü vurguladı.

Bakanlık, her türlü hukuki işleme veya denetim soruşturmasına iş birliği yapmaya hazır olduğunu belirterek ‘siyasi yorumlardan’ uzak biçimde Irak yargısına ve yetkili denetim kurumlarına saygı gösterilmesinin önemine dikkati çekti.

Bakanlık ayrıca daha önce Irak petrol pazarlama şirketi SOMO tarafından yayımlanan ve Irak petrolüne ilişkin kaçakçılık operasyonları ile menşe belgelerinde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını açıklayan önceki bildirileri de hatırlattı.

Öte yandan yaptırımlar, her ne kadar resmî açıklamalarda reddedilse de ekonomi ve petrol çevrelerinde geniş çaplı bir endişe dalgası yarattı. Ancak ABD'nin suçlamaları, Irak petrolünün uluslararası piyasalardaki itibarıyla doğrudan bağlantılı son derece hassas bir dosyayı ilgilendiriyor.

Ekonomist Ziyad el-Haşimi, yaptırım listelerine isim eklenmesinin ötesinde daha derin yansımalar konusunda uyardı. Asıl tehlikenin Irak'ın kademeli olarak İran petrolü kaçakçılık operasyonlarında ‘suç ortağı devlet’ konumuna sürüklenmesi olduğunu değerlendiren Haşimi, bunun Bağdat'ı giderek artan mali ve diplomatik baskılarla karşı karşıya bırakabileceğini vurguladı.

Haşimi, bu yaptırımların türünün ilki olmadığını; Irak petrol sektörüne yönelik süregelen ABD’nin baskılarının devamı olduğunu belirtti. Özellikle İran petrolünün uluslararası piyasalarda pazarlanması için Irak belgelerinin ve menşe sertifikalarının kullanıldığına dair daha önceki bilgilerin gündeme gelmesinin ardından bu baskıların yoğunlaştığına dikkat çekti.

Haşimi'ye göre meselenin en tehlikeli boyutu, meşru Irak petrolünün itibarının bizzat zarar görmesi ihtimali. Irak petrol sevkiyatları uluslararası şirketler ve denizcilik otoritelerinin daha yoğun denetimiyle karşılaşabilir; bu da taşıma ve sigorta maliyetlerini artırarak ihracat akışını aksatabilir.

Haşimi, sevkiyat ve menşe belgelerinin doğruluğuna ilişkin şüpheler büyüdükçe uluslararası alıcıların gelecekte ilave hukuki güvenceler ya da daha yüksek fiyat indirimleri talep edebileceği konusunda da uyardı. Washington'ın kaçakçılık veya mali örtbas operasyonlarında ‘kurumsal bir örüntü’ tespit etmesi halinde yaptırımların taşıma şirketlerini, bankaları, ticari aracıları, hatta devlet kurumlarını kapsayacak biçimde genişleyebileceği uyarısında da bulundu.

Peki neden şimdi?

Washington'ın yaptırımları açıklamak için seçtiği zamanlama, özellikle yükselen bölgesel gerilimler ve küresel enerji piyasasındaki köklü dönüşümler ortamında Bağdat'ta geniş çaplı soru işaretleri doğuruyor.

Uluslararası ekonomi profesörü Nevvar es-Saidi, ABD’nin uyguladığı son yaptırımların Washington'ın Irak'a yaklaşımındaki belirgin bir değişimi yansıttığı görüşünde. Yaptırımlar artık yalnızca İran'la değil, bölgenin tamamındaki enerji ve finansman ağlarını yeniden yapılandırmayla bağlantılı.

ABD'nin bu adımlarla büyük petrol üreticisi ülkeler ve başta Irak olmak üzere petrol ve para hareketlerini denetleyip kontrol edebildiğini gösteren bir mesaj vermeye çalıştığını söyleyen Saidi, Washington'ın enerji dosyasını bölgesel nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak gördüğünü, dolayısıyla İran'ın yaptırımları delmesine yardımcı olduğuna inandığı her ağın ABD Hazine Bakanlığı'nın doğrudan hedefi haline geldiğini belirtti.

Zamanlamanın hassasiyetinin küresel petrol piyasasındaki dalgalanmalar ve bölgedeki güvenlik gerilimleriyle de bağlantılı olduğuna dikkati çeken Saidi, büyük güçlerin Ortadoğu'da yerleştirmeye çalıştığı yeni siyasi ve ekonomik düzenlemelerin bu hassasiyeti artırdığının altını çizdi.

Saadi'ye göre yaptırımlar Irak'ın petrol ihracat hacmini hemen etkilemeyebilir. Çünkü küresel piyasa Irak ham petrolüne ihtiyaç duymaya devam ediyor. Ancak gerçek etki sigorta, taşıma ve finansal transfer maliyetlerinin yükselmesinde ve yabancı banka ile şirketlerin temkinli tutumunun artmasında kendini gösterecek.

vfdvfdv
Washington'ın yaptırımları açıklamak için seçtiği zamanlama, Bağdat'ta geniş çapta soru işaretlerine yol açıyor (AFP)

Gözlemcilere göre ABD’nin yaptırımları, Irak petrol sektörü içindeki çatışmanın boyutlarını da gözler önüne serdi. Bu sektör son yıllarda, parti ve silahlı grup çıkarlarının ticaret ve enerjiyle iç içe geçtiği karmaşık bir siyasi ve ekonomik nüfuz alanına dönüştü.

Irak uzmanı ve araştırmacı Hüseyin eş-Şimmeri, Washington'ın yalnızca petrol kaçakçılığı operasyonlarını değil, enerji, taşıma ve müteahhitlik sözleşmelerine dayanan finansal ve ticari ağlara yaslanan silahlı grupların ‘ekonomik kolunu’ da vurmaya çalıştığını belirtti.

ABD'nin Irak ekonomisini artık bölgedeki İran nüfuzunun kilit araçlarından biri olarak gördüğünü söyleyen Şimmeri, yeni yaptırımların gayri resmi finansman kaynaklarını daraltmayı hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin parçası olduğunu vurguladı. ABD’nin mesajının yalnızca bireylere değil, Irak devlet kurumlarına da hitap ettiğine dikkat çeken Şimmeri, Washington'ın petrol, para ve sözleşme hareketlerini yakından izlediğini ifade etti.

Şimmeri, önümüzdeki dönemde ABD'nin Bağdat üzerindeki baskısının artabileceğini ve özellikle ‘gölge filo’ tartışmalarının uluslararası arenada yoğunlaşmasıyla birlikte petrol sektörünün yeniden düzenlenmesi, ihracat operasyonlarının ve aracı şirketlerin denetiminin güçlendirilmesi yönünde adımlar atılabileceğini öngördü.

Endişeler ve olasılıklar

Iraklı ekonomistler, yaptırımların en tehlikeli boyutunun yalnızca siyasi değil, neredeyse tamamen petrol gelirlerine dayanan Irak mali sistemi üzerindeki olası yansımaları olduğu konusunda uyardı.

Irak genel bütçe gelirlerinin yüzde doksanından fazlasını petrol ihracatından karşılıyor; enerji sektörünün şeffaflığına yönelik her türlü sorgulama uluslararası bankalar, sigorta şirketleri ve finansal piyasalarla ilişkileri doğrudan etkileyebilir. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre ABD Hazine Bakanlığı'nın son yıllarda finansal transferler konusundaki tutumunu sertleştirmesi, Bağdat'ı kara para aklama veya yaptırımları delmeyle ilgili suçlamalar karşısında çok daha kırılgan bir konuma getirdi.

Ekonomistler, baskıların sürmesinin Irak hükümetini ABD ile olası bir gerilimden kaçınmak amacıyla petrol sektöründe daha katı denetleyici önlemler almaya ve bazı sözleşme, taşıma ile pazarlama mekanizmalarını gözden geçirmeye itebileceğini değerlendiriyor. Siyasetçiler ise yaptırımların ilerleyen dönemde başka isim veya kurumları kapsayacak biçimde genişlemesi halinde Bağdat-Washington ilişkilerinde yeni bir gerilim kaynağına dönüşebileceğinden endişeleniyor.

Bu karmaşık tablo karşısında yeni Irak hükümeti, ülkenin en kritik ekonomik sektörünü bölgesel ve uluslararası gerilimin yansımalarından koruma ve küresel enerji piyasasının en çalkantılı dönemlerinden birinde Irak petrolünün itibarını koruma konusundaki kapasitesini sınayan hassas bir sınavla karşı karşıya.