ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Ürdün ve Irak, Basra-Akabe Petrol Boru Hattı Projesi’nin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı

Irak'ın Basra kentinin güneybatısındaki Şuaybe petrol rafinerisi, (Reuters)
Irak'ın Basra kentinin güneybatısındaki Şuaybe petrol rafinerisi, (Reuters)
TT

Ürdün ve Irak, Basra-Akabe Petrol Boru Hattı Projesi’nin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı

Irak'ın Basra kentinin güneybatısındaki Şuaybe petrol rafinerisi, (Reuters)
Irak'ın Basra kentinin güneybatısındaki Şuaybe petrol rafinerisi, (Reuters)

Ürdün Kralı II. Abdullah ile Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımında yaşanan aksaklıkların Irak’ın petrol ihracatını olumsuz etkilemesi üzerine, Irak petrolünü Basra’dan Kızıldeniz kıyısındaki Akabe Limanı’na taşıyacak boru hattı projesinin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Ürdün Kraliyet Divanı’ndan yaptığı açıklamada, iki liderin dün gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde, “İki ülkenin ve kardeş halklarının çıkarlarına hizmet etmesi bakımından Basra-Akabe Petrol Boru Hattı Projesi’nin uygulanmasına devam edilmesinin gerekliliğini” ifade etti

Yıllardır beklemede olan proje, Basra’dan çıkarılan petrolün, Hürmüz Boğazı üzerinden geçen ihracat güzergâhına alternatif olarak Ürdün’ün güneyindeki Akabe Limanı’na taşınmasını öngörüyor.

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi de 7 Haziran’da Amman’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında projeyi, boğaz üzerinden petrol ihracatına getirilen kısıtlamalar karşısında Irak için “stratejik bir seçenek” olarak nitelendirmişti.

İki ülke, günlük 1 milyon varil taşıma kapasitesine sahip, bin 700 kilometre uzunluğunda bir boru hattının inşası için Nisan 2012’de çerçeve anlaşması imzaladı. Ancak maliyetinin yaklaşık 18 milyar dolar olduğu tahmin edilen proje henüz hayata geçirilmedi.

Proje kapsamında Ürdün’e günlük yaklaşık 150 bin varil ham petrol sağlanması, ayrıca 7 milyon varil kapasiteli depolama tesisleri ile bir petrol ihracat limanı kurulması öngörülüyor.

Irak Dışişleri Bakanı Fuat Hüseyin, cuma günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı krizinin yol açtığı petrol gelirlerindeki sert düşüş nedeniyle, Irak’ın savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 60 milyar dolar kaybettiğini bildirdi.

Devlet gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturan petrol gelirlerindeki düşüşün yanı sıra Irak’ta tüketim mallarının fiyatları da yükseldi. Savaşın etkisiyle ülkenin döviz rezervleri yaklaşık 20 milyar dolar gerilerken, hükümet iç borçlanmaya başvurmak zorunda kaldı.

OPEC üyesi Irak, savaş öncesinde günlük yaklaşık 4 milyon varil petrol üretiyor, bunun yaklaşık 3,5 milyon varilini ihraç ediyordu. İhracatın büyük bölümü ülkenin güneyinden Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyordu.


Husilerden Şebve’deki askerî eğitim merkezine kanlı saldırı

Yemenliler, dün Taiz kentindeki bir istasyonda gaz tüplerini doldurmak için sıraya girdi. (AFP)
Yemenliler, dün Taiz kentindeki bir istasyonda gaz tüplerini doldurmak için sıraya girdi. (AFP)
TT

Husilerden Şebve’deki askerî eğitim merkezine kanlı saldırı

Yemenliler, dün Taiz kentindeki bir istasyonda gaz tüplerini doldurmak için sıraya girdi. (AFP)
Yemenliler, dün Taiz kentindeki bir istasyonda gaz tüplerini doldurmak için sıraya girdi. (AFP)

Yemen’in güneydoğusundaki Şebve vilayetinde Husilerin dün acemi askerlerin eğitim gördüğü bir merkeze düzenlediği kanlı saldırıda, yerel yönetimin açıkladığı ilk rakamlara göre 53 kişi hayatını kaybetti, 200’den fazla kişi yaralandı.

Üç balistik füzeyle düzenlenen saldırıda, vilayetin başkenti Atak kentinin dış kesimlerinde bulunan Şehit Ahmed es-Süleymani Eğitim Merkezi hedef alındı. Saldırı sırasında iç güvenlik birimlerine katılan acemi askerler, güvenlik alanında eğitim ve mesleki yeterlilik programlarına katılıyordu.

Yerel yönetim, hayatını kaybedenleri görev şehidi olarak kabul ettiğini, maaşlarının ailelerine kalıcı olarak bağlanacağını ve yaralıların hakları ile ödeneklerinin güvence altına alınarak gecikme olmaksızın ödeneceğini duyurdu.

Husilerin saldırıları, İran destekli Husilere karşı askerî baskının sürdüğü “Yemen Şafağı” operasyonunun 15’inci gününe girmesiyle gerçekleşti. Operasyon kapsamında Taiz ve Marib cephelerinde, Husilerin kontrolündeki bölgelerin geri alınması amacıyla askerî faaliyetler devam ediyor.

Hükümet güçleri ile Halk Direnişi güçlerinin farklı bölgelerde ilerleme kaydettiği çatışmalar, birden fazla cephede sürdü. Hükümet güçlerinin bazı mevzileri geri aldığı, ağır silahlar ve askerî teçhizat ele geçirdiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre çatışmalar, Taiz kentinin batısındaki Han Dağı ve ed-Dıbab çevresinde; güneyde Cebel Sabır bölgesindeki eş-Şekab, el-Akrud ve el-Misrah cephelerinde; ayrıca Taiz’in kuzeybatısındaki Hava Savunma ve Gurab cephelerinde yoğunlaştı.

Hükümet güçleri, pazar günü şafak vakti başlayan saldırının ardından Taiz’in güneyindeki Sabr ilçesine bağlı es-Sınemat ve es-Sarari bölgelerinde de ilerleme kaydetti.


Washington ile Tahran arasında savaşın yeniden başlaması endişesi Irak’ın üzerine çöküyor

Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği binası. (Irak Haber Ajansı)
Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği binası. (Irak Haber Ajansı)
TT

Washington ile Tahran arasında savaşın yeniden başlaması endişesi Irak’ın üzerine çöküyor

Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği binası. (Irak Haber Ajansı)
Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği binası. (Irak Haber Ajansı)

Irak hükümeti, geçtiğimiz şubat ayının sonunda ABD ve İsrail ile İran arasında başlayan  savaş sırasında tarafsız bir tutum benimsemiş olsa da çatışmaların güvenlik ve ekonomi alanındaki olumsuz etkileri ülkeyi ciddi biçimde etkiledi. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve petrol ihracatının gerilemesinin yanı sıra İran yanlısı silahlı grupların savaşa katılarak ülke içinde ve dışında yüzlerce saldırı düzenlemesi, Irak üzerindeki baskıyı artırdı.

Savaşın yeniden başlaması ihtimaliyle birlikte benzer kaygılar ve olası sonuçlar, Irak’taki siyasi çevrelerin ve kamuoyunun tartışmalarında tekrar ön plana çıkıyor.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Halid el-Yakubi dün basına yaptığı açıklamada, “ABD ile İran arasında yaşanacak yeni bir çatışmanın, ülkeyi savaşın dışında tutmanın zorluğu nedeniyle, Irak’ı olayların merkezine yerleştireceği” uyarısında bulundu.

Doların serbest piyasadaki kurunun yükselmesi ve temel tüketim ürünlerinin fiyatlarında yaşanan sert artışlarla derinleşen döviz krizi de ülkenin kırılganlığını artırıyor. Bilgi sahibi kaynaklara göre bölgede yaşanabilecek yeni güvenlik sorunları ve ABD-İran çatışmasının yeniden başlaması, mevcut koşulları daha da ağırlaştırarak Irak’ı ciddi risklerle karşı karşıya bırakabilir.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, piyasalardaki dalgalanmalar nedeniyle özellikle Koordinasyon Çerçevesi içindeki siyasi güçlerin ciddi endişeler taşıdığını belirterek, “Savaşın yeniden başlaması durumunda yaşanabilecekleri bir düşünün” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar, dolar krizi ve fiyat artışlarının ardından halk arasında protesto çağrılarının yapılmasının ülke içinde gerilimin artması endişesini tetiklediğini vurguladı. Siyasi güçlerin ve hükümetin bugün bu sorunla başa çıkabileceğini, ancak savaşın yeniden başlaması halinde ilerleyen süreçte durumun yönetilmesinin imkânsız hâle gelebileceğini ifade etti.

Seyyidü'ş Şüheda Tugayları Genel Sekreteri ve Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelen isimlerinden Ebu Alâ el-Velai de geçen hafta yaptığı açıklamada, Irak’ta protesto gösterilerinin yeniden başlaması ve şiddetlenmesi ihtimaline ilişkin Koordinasyon Çerçevesi içinde ciddi kaygılar bulunduğunu dile getirdi.

Kaynaklar, Irak’ın mevcut koşullarının alternatif planlar hazırlamak için elverişli olmadığını belirtti. Bununla birlikte, İran’a karşı bir savaş yeniden başlasa dahi silahlı grupları itidalli davranmaya ikna etmek için girişimlerde bulunulduğunu, Hürmüz Boğazı dışında kalan güzergâhlar üzerinden petrol ihracatını artırmaya yönelik çalışmaların da sürdüğünü kaydetti.

Irak Başbakanı Falih ez-Zeydi, pazar günü Bağdat’taki Petrol Bakanlığı merkezini ziyaret etti. Başbakanlık tarafından yapılan açıklamaya göre Zeydi, petrol üretim kapasitesinin artırılmasına yönelik belirlenen hedeflere ulaşmak için çalışmaların kararlılık ve yüksek sorumluluk bilinciyle sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

Zeydi ayrıca petrol gelirlerinin artırılmasının önemine dikkat çekerek, hükümetin bu doğrultuda bir dizi önemli tedbir ve adım atacağını belirtti. Irak’ın bölgede yaşanan gelişmelerden olumsuz etkilenen ülkeler arasında yer aldığını da ifade etti.

ABD askerlerinin çekilmesi dolayısıyla 30 Eylül’de Bağdat’ta düzenlenen etkinlikte zafer işareti yapan iki Iraklı güvenlik görevlisi (EPA)
ABD askerlerinin çekilmesi dolayısıyla 30 Eylül’de Bağdat’ta düzenlenen etkinlikte zafer işareti yapan iki Iraklı güvenlik görevlisi (EPA)

Mali ve bütçe krizi

217 trilyon Irak dinarı (yaklaşık 165,6 milyar dolar) olarak belirlenen federal bütçe, bölgede çatışmaların yeniden alevlenmesi durumunda ciddi risk altındaki alanların başında geliyor.

Irak yönetimi bütçede petrolün varil fiyatını 58 dolar, günlük ihracat miktarını ise 4 milyon varil olarak öngördü. Ancak çok sayıda ekonomist, özellikle ihracat hedeflerinin gerçekçi olmadığını belirterek bu rakamları eleştirdi.

Savaşın yeniden başlaması halinde petrol ihracatının ciddi ölçüde düşerek günlük 1 milyon varilin altına gerileyebileceği tahmin ediliyor. Böyle bir senaryo, hükümetin kamu çalışanlarının maaşlarını ödeyememesi veya ödemeleri geciktirmesi gibi ciddi bir mali krize yol açabilir. Nitekim benzer bir durum iki ay önce de yaşanmıştı.

Silahlı gruplar sorunu

ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçlerinin geçen eylül ayının sonunda Irak’tan çekilmesine rağmen, savaşın yeniden başlaması durumunda Iraklı silahlı grupların ülke içinde ve dışında saldırılar düzenlemesi ihtimali endişe yaratmaya devam ediyor. Hizbullah Tugayları ve Nuceba Hareketi de dahil olmak üzere İran yanlısı gruplar, ABD’nin İran’a saldırması halinde Tahran’ın yanında savaşa katılacaklarını açıklamıştı.

Silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik sürecin tıkanması ve Irak hükümetinin bu adımı önümüzdeki aylara ertelemek zorunda kalması, çatışmaların yeniden başlaması durumunda söz konusu grupların savaşa dahil olabileceği yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor. Bu durum, Irak’ı kaçınmak istediği ABD saldırıları ve yaptırımlarıyla karşı karşıya bırakabilir.

ABD’nin Irak Büyükelçiliğinin dün Ortadoğu’daki Amerikan vatandaşlarını güvenlik durumunun aniden kötüleşebileceği konusunda uyarması da ülkedeki resmî ve toplumsal kaygıları artırdı.

Büyükelçilik yayımladığı açıklamada, vatandaşlarından uçuş saatlerini doğrudan hava yolu şirketlerinden teyit etmelerini ve Bağdat, Erbil, Basra ve Süleymaniye havalimanlarındaki uçuş durumunu takip etmelerini istedi.

Açıklamada ayrıca İran ve İran destekli grupların yurt dışındaki Amerikan çıkarlarını, şirketlerini, kurumlarını ve ABD ile bağlantılı tesisleri hedef alabileceği uyarısında bulunuldu. Ortadoğu dışındaki bazı Amerikan diplomatik tesislerinin de daha önce saldırılara maruz kaldığı hatırlatıldı.

ABD’nin güvenlik tavsiyeleri kapsamında vatandaşlarına gösterilerden, büyük kalabalıklardan ve güvenlik güçlerinin yoğun olarak bulunduğu bölgelerden uzak durmaları; yerel medyayı takip etmeleri, yetkililerin talimatlarına uymaları ve Amerikan büyükelçilikleri, şirketleri ile kurumlarının yakınında dikkatli olmaları çağrısı yapıldı.

Washington yönetimi ayrıca vatandaşlarını, güvenlik uyarılarını alabilmeleri ve acil durumlarda kendileriyle iletişim kurulabilmesi için Akıllı Yolcu Kayıt Programı’na (STEP) kaydolmaya çağırdı.

Acil durumlar için Irak’ın yerel acil yardım numarası 911 ile ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ve Erbil Başkonsolosluğunun konsolosluk birimlerine ait e-posta adresleri de paylaşıldı.