ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Faris en-Nur'dan Şarku'l Avsat'a: Savaşa hayır diyenlerle aynı saflardayım

Hamideti'nin eski siyasi danışmanı Faris en-Nur. (Arşiv - Dolaşımdaki fotoğraf)
Hamideti'nin eski siyasi danışmanı Faris en-Nur. (Arşiv - Dolaşımdaki fotoğraf)
TT

Faris en-Nur'dan Şarku'l Avsat'a: Savaşa hayır diyenlerle aynı saflardayım

Hamideti'nin eski siyasi danışmanı Faris en-Nur. (Arşiv - Dolaşımdaki fotoğraf)
Hamideti'nin eski siyasi danışmanı Faris en-Nur. (Arşiv - Dolaşımdaki fotoğraf)

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) lideri Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) hükümetinden istifa eden üst düzey isim Faris en-Nur, Sudan'ın ülkede devam eden savaşı sona erdirme yolunda hâlâ gerçek bir fırsata sahip olduğunu söyledi. En-Nur, bu değerlendirmesini, insani ateşkes sağlanması, yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması ve Sudan krizinin temel nedenlerini ele alacak kapsamlı bir siyasi sürecin başlatılması amacıyla yürütülen uluslararası girişimlerin giderek güçlenmesine dayandırdı.

En-Nur, "Kuruluş" (Ta'sis) İttifakı Başkanlık Konseyi üyeliğinde bulundu. Ayrıca merkezi Nyala kentinde bulunan paralel hükümet tarafından Hartum Valisi olarak atanmıştı. Uzun yıllar Hamideti'nin danışmanlığını yapan En-Nur, 2023 yılında Cidde'de gerçekleştirilen müzakerelerde Hızlı Destek Kuvvetleri heyetinin önde gelen üyeleri arasında yer aldı.

En-Nur, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada uluslararası girişimlere olumlu baktığını ve çatışmaların durdurulmasını, Sudan halkının çektiği acıların sona erdirilmesini hedefleyen tüm çabaları desteklediğini belirtti.

En-Nur "Bugün savaşın durdurulmasını isteyen güçlerle aynı saftayım. Bunun tüm Sudanlı tarafların etrafında birleşmesi gereken en öncelikli ulusal mesele olduğuna inanıyorum." dedi.

En-Nur, Körfez ülkelerinin kriz yönetimindeki deneyiminden yararlanılması ve "köklü Körfez bilgelğinin" örnek alınması çağrısında bulundu. Özellikle Suudi Arabistan'ın son dönemde sergilediği tutumun Körfez ülkelerinin birlik ve dayanışmasını yansıttığını ifade etti.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan ile yaptığı telefon görüşmesini örnek gösteren En-Nur, görüşmede İran'ın saldırılarının kınanması ve Suudi Arabistan'ın BAE'nin güvenliği ve istikrarını savunmak için tüm imkânlarını seferber etmeye hazır olduğunu vurgulamasının, Körfez ülkeleri arasındaki güçlü bağları ve ortak kader anlayışını ortaya koyduğunu söyledi.

En-Nur, Sudan'ın bugün benzer bir dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu belirterek şunları söyledi:

"Sudan olarak böylesi tutumlara ne kadar ihtiyaç duyduğumuz ortada. Bu kardeşlik ruhunun sürmesini ve köklü Körfez bilgelğinin Sudan'da barışın sağlanmasına destek olmasını, farklı taraflar arasındaki görüş ayrılıklarını azaltmasını ve halkımızın acılarını sona erdirecek barışçıl çözümleri desteklemesini temenni ediyoruz. Böylece kalkınma, istikrar ve devletin yeniden inşasının önü açılabilir."

En-Nur, Körfez ülkeleriyle birlikte Sudan krizinin çözümüne katkı sağlayacak yeni bir yaklaşım geliştirmeyi arzuladığını da açıkladı. Barış sürecini kapsamlı bir kalkınma ve yeniden imar programının izlemesi gerektiğini belirten En-Nur, bunu Sudan'ın savaşta yıkılan altyapısını, kurumlarını ve kamu hizmetlerini yeniden ayağa kaldıracak "Körfez destekli bir Marshall Planı"na benzetti.

Bugün benim duruşum: Savaşa hayır

En-Nur, mevcut tutumunun tamamen barıştan yana olduğunu ve savaşın sürmesini reddettiğini vurgulayarak, bunun insani ve ekonomik kriz nedeniyle büyük acılar yaşayan Sudan halkının çoğunluğunun beklentisini yansıttığını ifade etti.

"Bugün benim duruşum çok açık: Savaşa hayır. Bu, güvenlik ve istikrar isteyen bütün Sudanlıların tercihidir." diyen En-Nur, şöyle devam etti:

"Ayrıca hiç kimseyi dışlamayan kapsamlı bir siyasi çözümden yanayım ki gelecekte savaşın nedenleri yeniden ortaya çıkmasın. Biz yalnızca belirtileri tedavi edip hastalığı olduğu gibi bırakmak istemiyoruz. Sudan krizinin gerçek kök nedenlerini ve onunla bağlantılı tüm meseleleri kapsayan bütüncül çözümler istiyoruz."

Sivil yönetimi destekliyoruz

En-Nur, savaşı durdurmak ve kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşmak için samimi şekilde çalışan tüm Sudanlı siyasi ve sivil aktörleri desteklediğini söyledi. Ayrıca mevcut kutuplaşmaları aşabilecek geniş tabanlı bir sivil cephe oluşturulmasını amaçlayan bütün ulusal girişimlerin yanında olduğunu belirtti.

"İster Sumud hareketi, ister Demokratik Blok ya da diğer siyasi ve sivil oluşumlar olsun, tüm sivil güçlerin savaşı durdurmayı ve barışı savunmayı amaçlayan geniş bir cephe oluşturması önemlidir. Sudan'ın bugün ülke çıkarlarını dar siyasi hesapların önünde tutan samimi güçlere ihtiyacı var. Aynı şekilde ülkenin geleceğini planlayacak ve Sudan halkı için daha iyi bir gelecek hazırlayacak sivil bir yönetime de ihtiyaç duyuyor." dedi.

Faris en-Nur daha önce de Şarku'l Avsat aracılığıyla, Hızlı Destek Kuvvetleri ve ona destek veren siyasi ittifak bünyesindeki tüm görevlerinden istifa ettiğini açıklamıştı. Kararını, siyasi tıkanıklığın derinleşmesi, savaşın sürmesi ve bunun milyonlarca Sudanlı üzerinde yarattığı ağır insani sonuçlarla gerekçelendirmişti.

En-Nur, bu adımı Sudan'daki tüm siyasi, sivil ve toplumsal kesimleri kapsayacak geniş kapsamlı bir ulusal diyaloğun önünü açmak amacıyla attığını belirtti. Böylece ülkenin içinde bulunduğu krizi derinleştiren askeri ve siyasi kutuplaşmanın aşılabileceğini ifade etti.

Son olarak, bu girişimin amacının Sudan'da kapsamlı bir ulusal uzlaşının sağlanmasına katkıda bulunmak, mevcut krizi sona erdirmek ve ulusal uzlaşıya, kalıcı barışa, devlet kurumlarının yeniden inşasına ve Sudan halkının güvenlik, istikrar ile kalkınma beklentilerinin karşılanmasına dayalı yeni bir dönemin önünü açmak olduğunu söyledi.


Hamas, uzlaşı görüntüsü vermek ve dış tavsiyelere uymak için yeni liderini seçmek istiyor

İsrail'in perşembe günü Gazze kentine düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden bir kişinin cenaze töreni sırasında iki Filistinli kadın gözyaşları içinde ağıt yakıyor. (AFP)
İsrail'in perşembe günü Gazze kentine düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden bir kişinin cenaze töreni sırasında iki Filistinli kadın gözyaşları içinde ağıt yakıyor. (AFP)
TT

Hamas, uzlaşı görüntüsü vermek ve dış tavsiyelere uymak için yeni liderini seçmek istiyor

İsrail'in perşembe günü Gazze kentine düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden bir kişinin cenaze töreni sırasında iki Filistinli kadın gözyaşları içinde ağıt yakıyor. (AFP)
İsrail'in perşembe günü Gazze kentine düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden bir kişinin cenaze töreni sırasında iki Filistinli kadın gözyaşları içinde ağıt yakıyor. (AFP)

Gazze'de ateşkes anlaşmasına ilişkin müzakereler ve İsrail'in ateşkesi ihlal ettiği yönündeki iddialar sürerken, Hamas'ın siyasi büro başkanlığı için yeni bir isim seçme konusundaki ısrarı dikkat çekiyor. Özellikle geçen mayıs ayında yapılan ilk seçim turunda, hareketin liderlik konseyi üyesi Halil el-Hayye ile Hamas'ın yurt dışı sorumlusu Halid Meşal arasında kazananın belirlenememesi bu süreci daha da önemli hale getirdi.

Hamas kaynakları, Şarku'l Avsat gazetesine yaptıkları açıklamada, seçim sürecinin hızlandırılmasının arkasında "hareket içinde uzlaşı görüntüsü vermek" ve "Hamas'a yakın dış çevrelerden gelen tavsiyelere yanıt vermek" gibi çeşitli nedenlerin bulunduğunu belirtti.

Yürürlükteki iç tüzüğe göre seçilecek yeni başkanın görev süresi gelecek yılın başına kadar devam edecek. Gerekli görülmesi halinde bu süre uzatılabilecek ve bu sayede hareket içinde kapsamlı seçimler tamamlanıncaya kadar Hamas'ın bir lideri bulunacak.

vfrbgfrb
Hamas liderleri (sağdan sola): Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye (üçü de suikast sonucu öldürüldü), Halid Meşal ve Halil el-Hayye. (Arşiv - Hamas'a bağlı medya)

Yurt dışındaki Hamas yönetiminden üst düzey bir kaynak, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, siyasi büro başkanının seçilmesinin "hareket içinde istikrarın sağlanması açısından gerekli" olduğunu söyledi.

Kaynak, "Aslında hareketin liderlik konseyinin bir sonraki seçimlere kadar yönetimi sürdürmesi planlanıyordu. Ancak çeşitli gelişmeler başkanlık seçiminin öne çekilmesini gerekli kıldı." dedi.

İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Bu gelişmeler arasında iç ve dış karar alma süreçlerinin sağlıklı yürütülmesi, hareketi yakından takip eden dış çevrelere ve tabana Hamas'ın kritik bu dönemde hareketi yönetebilecek bir liderliğe sahip olduğunu göstermek de yer alıyor" ifadelerini kullandı.

Yetkili ayrıca, "Harekete yakın birçok dış çevre, Hamas'ı yöneten belirgin bir lider görmek istiyor ve bunun genel siyasi düzeyde önemli olduğu yönünde tavsiyelerde bulundu" dedi. Ancak bu çevrelerin kimler olduğu konusunda bilgi vermedi.

Kritik kararlar bekleniyor

Yaklaşık bir buçuk yıldır Hamas'ın yönetimi, Şura Konseyi Başkanı Muhammed Derviş'in başkanlığındaki liderlik konseyi tarafından yürütülüyor. Konseyde Gazze, Batı Şeria ve yurt dışı teşkilatlarının liderleri ile hareketin genel sekreteri de yer alıyor.

Gazze dışında yaşayan başka bir Hamaslı kaynakta şu ifadeleri kullandı: "Muhammed Derviş, boş bulunan siyasi büro başkanlığı makamının doldurulması için seçim sürecinin yeniden başlatılmasını destekledi. Kendisi ise yeniden Şura Konseyi Başkanlığı görevine dönecek. Derviş'i seçimlerin yapılmasını desteklemeye yönelten nedenler arasında kişisel gerekçelerin yanı sıra hareketin iç ve dış işleyişine ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor” dedi.

sdvfvb
Hamas Liderlik Konseyi üyeleri (sağdan sola): Muhammed Derviş, Nizar Avadallah ve Halil el-Hayye, Şubat 2025'te İran'ın merhum dini lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirdikleri görüşmede. (Hamaney'in internet sitesi / AFP)

Şarku'l Avsat'ın, ateşkes müzakerelerinin Hamas'ın silahlarının geleceği gibi hassas konulara geldiği bir dönemde Derviş'in kritik kararların sorumluluğunu üstlenmek istememiş olabileceği yönündeki sorusuna ise kaynak şu yanıtı verdi:

"Böylesine kritik kararlar tek bir kişi tarafından alınmaz. Siyasi büro başkanı olsa bile nihai kararlar siyasi büro ve farklı yürütme organlarının ortak mutabakatıyla verilir."

Üst düzey Hamas yetkilisi de "Önemli ve belirleyici kararların sorumluluğunu herkes birlikte taşır; bunlar siyasi büro başkanının tek başına aldığı kararlar değildir." dedi.

Bununla birlikte, "Bu tür kritik süreçlerde hareket liderinin tutumunun önemli olduğunu" vurgulayan yetkili, "Tüm kararlar istişare ve oylama yoluyla, çoğunluğun kabul veya reddi doğrultusunda alınır. Filistin topraklarında ve yurt dışında mevcut güvenlik koşullarına rağmen şura mekanizması işlemeye devam ediyor." ifadelerini kullandı.

Yeni siyasi büro başkanının seçimi, Hamas liderlerinin hem Filistin topraklarında hem de yurt dışında ciddi güvenlik baskısıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleştiriliyor. Gazze'de Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın komutanlarına yönelik suikastların sürmesi, Batı Şeria'da ise hareket mensuplarına yönelik gözaltı ve takip operasyonları devam ediyor.

Askeri kanat seçimlerin yapılmasını destekledi

Gazze'deki Hamas'tan üç ayrı kaynak, siyasi büro başkanının seçilmesinin mevcut dönemde önemli bir adım olduğunu ve bu sürecin Gazze'deki siyasi liderlik ile Kassam Tugayları tarafından, Kassam komutanları İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde'nin öldürülmesinden önce de desteklendiğini söyledi.

Kaynaklardan biri, "El-Haddad, mevcut şartlarda hareketin başında güçlü bir lider bulunmasının gerekli olduğuna inanıyordu. Kassam komutanları da bu görüşü destekledi. Kendisi son seçim turuna da katılmıştı" dedi.

Gazze'de Kassam komutanlarını hedef alan suikastlar nedeniyle seçim süreci kısa süreliğine durduruldu, ardından yeniden başlatıldı.

Kaynaklardan biri, "Suikastlar ve Gazze'deki güvenlik koşulları nedeniyle süreç ertelendi. Bunun amacı Kassam'ın iç yapılanmasını yeniden düzenlemek ve seçimler yeniden başladığında askeri kanat ile Gazze'deki siyasi liderliğin güvenli biçimde sürece katılımını sağlamaktı" ifadelerini kullandı.

Üç kaynak da, hareketin genel başkanının seçilmesinin Gazze, Batı Şeria ve yurt dışındaki bölgesel liderlere kendi bölgelerine ilişkin kararları daha bağımsız biçimde alma imkânı sağlayacağını belirtti.

Kaynaklara göre bu durum, örgüt içindeki yapılanmanın yeniden düzenlenmesine katkıda bulunacak. Çünkü seçimi kazanan isim (Halil el-Hayye veya Halid Meşal) nedeniyle Gazze ya da yurt dışı teşkilatının başına yeni bir yönetici getirilecek.


Mısır ABD’nin verdiği “güvencelere” rağmen “Filistinlilerin sürgün edilmesinden” endişe etmeye devam ediyor

Mısır Basın Enformasyon Kurumu Başkanı Ziya Raşvan (Bakanlar Kurulu)
Mısır Basın Enformasyon Kurumu Başkanı Ziya Raşvan (Bakanlar Kurulu)
TT

Mısır ABD’nin verdiği “güvencelere” rağmen “Filistinlilerin sürgün edilmesinden” endişe etmeye devam ediyor

Mısır Basın Enformasyon Kurumu Başkanı Ziya Raşvan (Bakanlar Kurulu)
Mısır Basın Enformasyon Kurumu Başkanı Ziya Raşvan (Bakanlar Kurulu)

ABD tarafından ortaya koyulan ve Filistinlilerin topraklarını terk etmeye zorlanamayacağının yanı sıra Gazze Şeridi'nin yeniden imarına başlanacağını açıkça öngören bir maddeyi kapsayan barış planının geçtiğimiz ekim ayında imzalanmış olmasına karşın Mısır'ın İsrail'in Filistinlileri Gazze’den sürme girişimlerine yönelik endişeleri devam ediyor.

Mısır Basın Enformasyon Kurumu Başkanı Ziya Raşvan’ın salı akşamı yaptığı açıklamalar bu kaygıları yansıttı. Raşvan, Filistinlilerin yerinden edilmesi dosyasının ‘Büyük İsrail’ fikri hem toplumsal hem de düşünsel düzeyde İsrail bilincinde varlığını koruduğu sürece gündemde kalmaya devam edeceğini söyledi.

Raşvan'ın bu açıklamalarından bir aydan kısa bir süre önce İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, ‘gönüllü göç planının uygun zaman ve biçimde hayata geçirileceğinden’ söz ettiği açıklamalarda bulunmuştu. Bu gelişmeler, Gazze’de ateşkes için varılan anlaşmasının uygulanmasındaki tıkanıklık, İsrail'in Gazze Şeridi’ndeki kontrol alanlarını genişletme eğilimi ve Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerinin hız kazandığı bir döneme denk geliyor.

Raşvan bir televizyon programında şunları söyledi:

"Sürgün planı ortadan kalkmayacak; destekleyenlerinin sayısı azalabilir ya da artabilir ama varlığını sürdürecek. Bu fikir Siyonist düşüncenin özünde gizli ve mevcut; bu nedenle her an yeniden canlanabilir. Asıl önemli olan ise Mısır'ın yaptıkları ve ABD ile hiçbir Filistinlinin Gazze'den zorla çıkarılmaması, gönüllü olarak ayrılanların ise geri dönme hakkına sahip olması konusunda varılan mutabakattır."

Trump'ın Gazze’de barış planı ‘hiç kimsenin Gazze'den ayrılmaya zorlanmayacağını, ayrılmak isteyenlerin bunu yapma ve geri dönme özgürlüğüne sahip olacağını’ öngörüyor.

Planda ayrıca şu ifadeler yer alıyor:

“İnsanları kalmaya teşvik edeceğiz ve onlara daha iyi bir Gazze inşa etme fırsatı sunacağız. İsrail, Gazze'yi işgal etmeyecek ya da ilhak etmeyecek.”

Raşvan, sözlerine şöyle devam etti:

“Sürgün fikrinin taraftarları aşırı hükümet içinde büyük çoğunluğu oluşturuyor; ancak Tevrat'a dayalı bu aşırı hükümetin yaklaşan seçimlerin ardından varlığını sürdürmesi olası görünmüyor. Dolayısıyla İsrail'in sahada uyguladığı politika üzerindeki doğrudan etkisi azalabilir. Ama bu, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun gitmesiyle birlikte konunun kapandığı anlamına gelmiyor; kesinlikle öyle değil.”

vfbgtr
Filistinlilerin sürgün edilmesini protesto etmek için Refah Sınır Kapısı önünde gösteri düzenleyen Mısırlılar (Arşiv – Şarku’l Avsat Haber Ajansı)

Raşvan ayrıca Mısır'a Filistinlilerin kendi topraklarına ya da başka yerlere sürgün edilmesini kabul etmesi yönünde yeterince teklif yapıldığını ve baskı uygulandığını, ancak Mısır'ın Filistinlilerin kendi topraklarından herhangi bir yere geçişine izin vermeyi hiçbir zaman kabul etmediğini vurguladı.

Meselenin karmaşıklığı

Siyasi düşünür ve eski Milletvekili Abdulmunim Said, Mısır'ın kaygılarının sürmesinin sebebini İsrail hükümetinin aşırı niteliğine ve Filistin meselesinin henüz kesin bir çözüme kavuşturulamamış olmasına ve pek çok karmaşık boyuta sahip olmasıyla ilişkilendirdi.

Şarku’l Avsat'a konuşan Said, "İsrailliler kendilerini bu planları hayata geçirmeye baskı uygulayan aşırı ve ırkçı nitelikteki mevcut elitlere teslim etti" ifadelerini kullandı.

Said sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mevcut durum, aşırı hükümetin vahşi davranışlarıyla başa çıkabilmek için birleşik bir Arap stratejisini ve İsrail planlarına karşı duracak Arap ülkeleri arasındaki askeri iş birliği aracılığıyla güç dengesini gerektiriyor."

İsrail’deki mevcut hükümetinin Filistinlileri sürgün etme ya da öldürme planlarını beslediğini ve vatandaşlarının zihnine onların varlıklarına yönelik bir tehdit oluşturduğu söyleyen Said, bölgenin farklı kesimlerinde süregelen çatışmaların ise sürgün tehlikesini canlı tuttuğunu vurguladı.

drgtbgr
Refah Sınır Kapısı’nda bir kamyon (Genel Enformasyon Kurumu)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Ali el-Hefni, Mısır'ın tutumunun Filistinlilerin sürgün edilmesine karşı çıkmak ve uluslararası hukuk ve sözleşmelerle çelişen, ABD’nin Gazze'de barış planıyla da bağdaşmayan İsrail planlarının hayata geçirilmesine izin vermemek konusunda açık olduğunu ifade etti. Hefni, Kahire'nin ‘Filistinlileri topraklarından uzaklaştırmaya zemin hazırlamayı amaçlayan tüm girişimleri yakından takip ettiğini’ de sözlerine ekledi.

"Kırmızı çizgi"

Mısır, ‘Filistinlilerin Gazze Şeridi'nden sürgün edilmesini izin vermeyeceğini bunun kendisi için bir kırmızı çizgi olduğunu’ defalarca kez vurguladı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi de pek çok vesileyle Mısır'ın Gazze'deki Filistinlilerin Sina Yarımadası’na ya da herhangi bir yere sürgün edilmesine karşı olduğunu vurguladı ve bunun gerekçesi olarak ‘Filistin davasının tasfiyesinin önlenmesi ve Mısır'ın ulusal güvenliğinin korunmasını’ gösterdi.

Sahada ise geçtiğimiz yıl mart ayında İsrailli emekli Albay Yaakov Blitshtein’ın ‘Gazzelilerin Gönüllü Göçünün Yönetimi’ başkanlığına atanmasıyla İsrail'in planı hayata geçirme yolunda adımlar attığına dair işaretler belirdi. İsrail Savunma Bakanlığı, kurumun Gazze sakinlerinin üçüncü ülkelere gönüllü çıkışına yönelik hazırlık ve kolaylaştırma tedbirleri alacağını, hareket güvenliğini sağlayacağını, geçiş koridoru oluşturacağını ve Gazze'deki belirlenen kapılarda yaya denetimi yapacağını açıkladı.

Mısır'ın sürgün tehlikesinin sürdüğüne yönelik tutarlı vurgusunun ‘yalnızca aşırı planların hayata geçirilmesine ilişkin kaygılarla değil, aynı zamanda sahada fiili durum yaratma girişimlerine karşı kalıcı ve süregelen bir uyanıklıkla ilgili olduğunu’ ifade eden Hefni, Mısır'ın bu planları akamete uğratmak ve onların sahada uygulanmasının önünde sağlam bir set oluşturmak amacıyla ortak çıkarlar temelinde ilişki kurduğu çeşitli dünya ülkeleriyle bağlantılarını etkin biçimde kullandığını vurguladı.