ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Kahire’de Sisi ile Afwerki arasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesi Kızıldeniz güvenliği oldu

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de Eritreli mevkidaşını kabul etti, 8 Haziran 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de Eritreli mevkidaşını kabul etti, 8 Haziran 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Kahire’de Sisi ile Afwerki arasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesi Kızıldeniz güvenliği oldu

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de Eritreli mevkidaşını kabul etti, 8 Haziran 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de Eritreli mevkidaşını kabul etti, 8 Haziran 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır ve Eritre liderleri, iki ülke açısından stratejik öneme sahip Afrika Boynuzu bölgesinde artan gerilimler ve İsrail’in son dönemdeki diplomatik hamlelerinin gölgesinde, dün Kahire’de bir araya gelerek görüşmeler gerçekleştirdi. Liderler düzeyindeki temaslar, daha önce yapılan bakanlar düzeyindeki görüşmelerin ardından geldi.

Görüşmeler, Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim taleplerine ilişkin süregelen anlaşmazlıkların yaşandığı bir dönemde yapıldı. Şarku’l Avsat’a konuşan Afrika uzmanları, özellikle Kızıldeniz’in güvenliğine ilişkin istişareler nedeniyle temasların büyük önem taşıdığını belirtti.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki ile yaptığı görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkilerin her alanda geliştirilmesi ve ileri taşınması için çalışmaların sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Sisi ayrıca, Mısır’ın Eritre’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne verdiği desteğin değişmez olduğunu vurguladı. Açıklama Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlandı.

Görüşmelerde Afrika Boynuzu’ndaki gelişmeler ile Kızıldeniz’in güvenliği ve deniz ulaşımının serbestliğinin korunmasına yönelik iki ülke arasındaki iş birliği ele alındı.

Sisi ayrıca, iki ülke arasındaki koordinasyonun artırılması gerektiğini belirterek, Kızıldeniz’in yönetimi ile bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasının yalnızca kıyıdaş ülkelerin sorumluluğunda olduğunu ifade etti. Eritre Cumhurbaşkanı Afwerki’nin de bu görüşe katıldığı belirtildi.

Bu kapsamda iki lider, bölgesel barış ve istikrarın korunması ile bölgenin kapsamlı kalkınma çabalarının desteklenmesi amacıyla mevcut koordinasyon ve istişare mekanizmalarının sürdürülmesi konusunda mutabakata vardı.

Kızıldeniz güvenliği

Afrika işleri uzmanı Esma el-Hüseyni’ye göre Eritre Cumhurbaşkanı’nın Kahire ziyareti, Eritre’nin jeopolitik konumu ve Kızıldeniz’deki kritik rolü nedeniyle büyük önem taşıyor. Hüseyni, ziyaretin aynı zamanda Etiyopya ile Eritre arasındaki gerilimin tırmandığı, ayrıca Somali’nin de hassas bir dönemden geçtiği bir süreçte gerçekleştiğine dikkat çekti. Hüseyni, Somali’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünün, İsrail’in ve daha önce Etiyopya’nın Somaliland bölgesindeki stratejik Berbera Limanı’nda nüfuz elde etme çabaları nedeniyle tehdit altında olduğunu savundu.

Kahire ile Asmara arasındaki koordinasyonun mevcut aşamada hayati önem taşıdığını belirten Hüseyni, bu iş birliğinin Kızıldeniz’in güvenlik ve istikrarının korunması, Afrika Boynuzu’nun güvence altına alınması ve iki ülkenin ortak çıkarlarının savunulması açısından gerekli olduğunu ifade etti.

Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü ve Afrika uzmanı Abdullah Ahmed İbrahim ise Kızıldeniz güvenliğinin görüşmelerde doğal olarak öncelikli gündem maddesi olduğunu söyledi. İbrahim, mevcut tehditler ve İsrail’in ayrılıkçı bölgede artan etkisi dikkate alındığında, bu konunun her iki ülke açısından da kritik önem taşıdığını belirtti.

Afrika uzmanı Muhammed Turşin de Eritre Cumhurbaşkanı’nın Kahire ziyaretinin, iki ülke arasında son dönemde sıklaşan karşılıklı temasların devamı niteliğinde olduğunu ifade etti. Turşin, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz’de gerilimin arttığı bir dönemde gerçekleşen ziyaretin, özellikle Etiyopya’nın Eritre’nin 1990’ların başında bağımsızlığını kazanmasının ardından denize çıkışı olmayan bir ülke haline gelmesini kabul etmeyeceğine yönelik açıklamalarının gölgesinde önem kazandığını kaydetti. Turşin’e göre Addis Ababa yönetiminin denize erişim konusundaki ısrarlı söylemleri, Etiyopya’nın bir deniz çıkışı elde etmek amacıyla Eritre ile yeni bir çatışmaya girebileceği yönündeki endişeleri artırıyor.

Mısır ve Eritre cumhurbaşkanları dün Afrika Boynuzu bölgesindeki durumu görüştü. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)Mısır ve Eritre cumhurbaşkanları dün Afrika Boynuzu bölgesindeki durumu görüştü. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Artan koordinasyon

Son yıllarda Kahire ile Asmara arasındaki koordinasyonun giderek arttığına dikkat çekiliyor. Bu yakınlaşmanın temelinde, iki ülkenin Etiyopya ile yaşadığı anlaşmazlıklar bulunuyor. Addis Ababa yönetimi, Mısır’ın Rönesans Barajı’nın doldurulması ve işletilmesine ilişkin bağlayıcı bir anlaşma yapılması yönündeki talebini reddederken, Eritre ile Etiyopya arasındaki gerilim de sürüyor ve taraflar zaman zaman askeri tırmanış sinyalleri veriyor.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Ekim 2024’te Eritre’nin başkenti Asmara’yı ziyaret etmişti. Söz konusu ziyaret, Mısır, Eritre ve Somali arasında oluşturulan üçlü koordinasyon mekanizmasının etkinleştirildiği bir döneme denk gelmişti.

Geçtiğimiz mart ayında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Cumhurbaşkanı Sisi'nin sözlü mesajını Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki’ye ileterek iki ülke arasındaki ilişkilerin çeşitli alanlarda geliştirilmesi konusunu ele aldı. Mayıs ayında ise Abdulati ile Ulaştırma Bakanı Kâmil el-Vezir, Asmara’da Afwerki ile bir araya gelerek ikili iş birliği ve Kızıldeniz’deki gelişmeleri görüştü. Abdulati, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Kızıldeniz’e kıyısı bulunmayan ülkelerin bölgeye ilişkin düzenlemeler veya mutabakatlarda yer almaması gerektiğini vurgulamıştı.

Bu ziyaretin yaklaşık bir hafta sonrasında ve kıyıdaş olmayan ülkelerin Kızıldeniz’de rol üstlenmesine yönelik itirazların resmî düzeyde yeniden dile getirilmesinin ardından Etiyopya Dışişleri Bakanlığı, Mısır’ı ülkenin denize erişim çabalarını engellemeye çalışmakla suçlamıştı.

Afrika uzmanı Esma el-Hüseyni, Etiyopya’nın Mısır ile Eritre arasındaki yakınlaşmaya her zaman kuşku ve temkinle yaklaştığını belirtti. Hüseyni, Addis Ababa yönetiminin sürekli olarak Mısır ve müttefiklerini kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak göstermeye çalıştığını, ancak bölge halklarının çıkarları açısından asıl tehdidin Etiyopya’nın komşu ülkelere yönelik nüfuz arayışından kaynaklandığını savundu.

Muhammed Turşin ise Etiyopya’nın, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz’deki hedeflerine ulaşmasının önünde Mısır’ı bir engel olarak görmeye devam edeceği görüşünde. Turşin, Kahire ile Asmara arasındaki iş birliğinin Etiyopya’nın denize açılma yönündeki genişleme girişimlerine karşı çıkmayı sürdüreceğini öngördü. Turşin’e göre Etiyopya’nın denize erişim talepleri uluslararası hukuk açısından yeterli dayanağa sahip değil. Bu nedenle söz konusu girişimlerin hayata geçirilmesi, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinde daha büyük krizlere ve yeni güvenlik sorunlarına kapı aralayabilir.


Trump, gerginliğin artmasını engelledi ve bir anlaşmanın müjdesini verdi

Dün Batı Şeria'daki Ürdün Vadisi'nde bir yerleşim yerinin yakınındaki açık alana düşen İran füzesinin kalıntılarına bakan bir Yahudi (EPA)
Dün Batı Şeria'daki Ürdün Vadisi'nde bir yerleşim yerinin yakınındaki açık alana düşen İran füzesinin kalıntılarına bakan bir Yahudi (EPA)
TT

Trump, gerginliğin artmasını engelledi ve bir anlaşmanın müjdesini verdi

Dün Batı Şeria'daki Ürdün Vadisi'nde bir yerleşim yerinin yakınındaki açık alana düşen İran füzesinin kalıntılarına bakan bir Yahudi (EPA)
Dün Batı Şeria'daki Ürdün Vadisi'nde bir yerleşim yerinin yakınındaki açık alana düşen İran füzesinin kalıntılarına bakan bir Yahudi (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile İsrail arasında yeniden yükselen gerilimin kontrolden çıkmasını engellemeyi başardı. Taraflar, nisan ayında ilan edilen ateşkesten bu yana yaşanan ilk doğrudan karşılıklı saldırıların ardından, birkaç saat içinde askeri operasyonları durdurduklarını açıkladı.

İran üç dalga halinde füze saldırısı düzenlerken, İsrail bu füzelerin tamamının engellendiğini duyurdu. Buna karşılık İsrail ordusu, İran'ın güneybatısındaki askeri hedefleri, hava savunma tesislerini ve bir petrokimya kompleksini vurdu.

Trump, İran'ın gerçekleştirdiği saldırının müzakerelere yardımcı olmadığını belirtmekle birlikte, Tahran ile bir anlaşmaya varılabileceği yönünde iyimser mesajlar verdi. Trump ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Washington ile Tahran arasında sağlanacak herhangi bir uzlaşıyı kabul etmekten başka seçeneği olmayacağını söyledi.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakırr Kalibaf ise ülkesinin sahada ateşkes denklemine müdahale ederek dengeleri değiştirdiğini savundu. İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadir de yeni saldırılar düzenlenebileceği uyarısında bulunarak, ABD-İsrail ittifakının yapacağı herhangi bir “yeni hatanın” bölgeyi “cehenneme çevireceğini” söyledi.

Öte yandan, İran Devrim Muhafızları Ordusu bünyesindeki Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, “direniş” olarak tanımladığı güçler için yeni bir güvenlik kuşağı oluşturulacağını açıkladı. Buna göre kuşağın, Hürmüz Boğazı'ndan Babülmendeb Boğazı'na, ayrıca Körfez'den Kızıldeniz'e kadar uzanacağı belirtildi.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ise taraflara itidal çağrısı yaparak, Washington ile Tahran arasındaki görüşmelerde nihai hedefe ulaşılmasının yakın olduğunu ifade etti.

Bu arada ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Mişel Issa'nın açıklamaları, “Beyrut'un güney banliyöleri karşılığında Kuzey İsrail” şeklinde özetlenen yeni bir denge anlayışının Washington tarafından benimsendiği şeklinde yorumlandı. Issa, Beyrut'un güneyindeki Dahiye bölgesine yönelik saldırının siyasi mesaj niteliği taşıdığını belirterek, ABD'nin çatışmaların daha fazla genişlemesini istemediğini söyledi.

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşmesinin ardından konuşan Issa, “Eğer Hizbullah İsrail'e yönelik saldırılarını durdurursa, İsrail de Dahiye'yi hedef almayacaktır” ifadelerini kullandı.


Hizbullah, İsrail ile çatışma kurallarını nasıl değiştirdi?

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayımladığı ve Lübnan'ın güneyinde Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiği belirtilen videodan (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayımladığı ve Lübnan'ın güneyinde Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiği belirtilen videodan (AFP)
TT

Hizbullah, İsrail ile çatışma kurallarını nasıl değiştirdi?

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayımladığı ve Lübnan'ın güneyinde Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiği belirtilen videodan (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayımladığı ve Lübnan'ın güneyinde Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiği belirtilen videodan (AFP)

Beyrut: Sair Abbas

Lübnan’daki Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmayı yakından takip eden saha kaynakları, örgütün köklü biçimde yerleşmiş çatışma kurallarını büyük ölçüde değiştirdiğini bildirdi.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, kullanılan savaş yöntemlerinin, Hizbullah ile İsrail'in 2024 ile son savaş arasındaki dönemde yıpratma harbine dayalı uzun soluklu bir çatışmaya hazırlandığına işaret ettiğini belirtti. Ateşkes anlaşmasının ardından Hizbullah roket kullanımını kısıtladı, kamikaze insansız hava araçlarının (İHA) yoğunluğunu azalttı. Ateşleyicisinin kolayca tespit edilebilmesi nedeniyle zırhlı araçlara ve tanklara karşı güdümlü füze kullanımından da vazgeçti. Hizbullah bunların yerine, elektronik bozucu sistemleri atlatmak amacıyla fiber optik teknolojiyle fırlatılan FPV drone'larını devreye soktu.

Başlarda ilkel roket atan bir yapı görünümü çizen Hizbullah, sonraki süreçte çok daha örgütlü ve güçlü bir hal aldı ve 15 aylık ateşkes döneminde kamuoyuyla paylaşmadığı kapasitelerini gün yüzüne çıkardı. İsrail ordusuna karşı günlük olarak gerçekleştirilen operasyon sayısı yaklaşık 100'e ulaşırken, Hizbullah, savaş alanına nitelik bakımından da yeni silahlar kazandırdı.