ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Hamas’tan arabuluculara mesaj: Saldırı planlamıyoruz… İsrail seçimlerinin sonuçlarını bekliyoruz

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)
TT

Hamas’tan arabuluculara mesaj: Saldırı planlamıyoruz… İsrail seçimlerinin sonuçlarını bekliyoruz

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)

Hamas, yarın yapılacak İsrail Parlamentosu (Knesset) seçimlerine ilgi gösteriyor. Hareket, seçimlerin ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde ateşkesin uygulanmasına yönelik planındaki tıkanıklığın aşılması için bir dönüm noktası olabileceğini umuyor. Özellikle Gazze’nin yeniden imarı ve bölgenin yönetiminin Gazze’yi Yönetmekle Görevli Ulusal Komite’ye devredilmesi konuları öne çıkıyor.

Hamas’tan iki kaynak Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareketin liderliğinin İsrail’in ihlallerine ilişkin düzenli mesajları kapsamında arabuluculara ve “Barış Kurulu”na bir mesaj ilettiğini bildirdi. Mesajda, “ABD Başkanı’nın planının ve Mısır’ın başkenti Kahire’de aylar önce üzerinde uzlaşılan yol haritasının, Knesset seçimlerinin ardından uygulanmaya devam etmesi” yönündeki beklenti dile getirildi.

Ekim 2025’te Gazze’de ateşkes anlaşmasının ilan edilmesinden bu yana İsrail, işgal ettiği bölgelerden çekilmeyi reddediyor ve günlük hava saldırıları düzenliyor. Bu saldırılarda bin 600’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Hamas’ın, mevcut İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun iktidardan düşmesini umut ettiği anlaşılıyor. Hareket, Netanyahu’yu varılan anlaşmaların uygulanmasını engellemekle suçluyor. İsrail’in ise suikastlar, öldürme eylemleri, bombardıman ve yıkımlarla Gazze’ye yönelik saldırılarını sürdürdüğü ifade ediliyor.

Kaynaklardan biri, Hamas’ın İsrail’in Gazze’deki ihlallerine ilişkin olarak arabuluculara ve Barış Kurulu temsilcilerine düzenli biçimde mesajlar ilettiğini ifade etti. Bu girişimlerin, Netanyahu hükümetinin varılan anlaşmalara bağlı kalmadığını ve bunları uygulamaktan kaçındığını ortaya koymayı amaçladığını söyledi.

Kaynak, son mesajda Hamas’ın varılan anlaşmalara tam bağlılık konusundaki tutumunun yeniden vurgulandığını aktardı. Buna, Barış Kurulu’nun Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından sunulan ve bir dizi değişikliğin ardından üzerinde uzlaşılan “yol haritası” da dâhil.

Diğer kaynak ise ayrı bir açıklamada, Hamas’ın son mesajında İsrail’in, hareketin 7 Ekim 2023 saldırılarına benzer yeni saldırılar düzenlemeyi planladığı yönündeki iddialarını kesin bir dille reddettiğini belirtti. Kaynağa göre Hamas, Gazze’deki gelişmeleri takip eden herhangi bir BM yetkilisi veya başka bir taraf aracılığıyla bu yönde bir mesaj iletildiği iddiasını da yalanladı.

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail sınır duvarı üzerindeki bir tankın üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail sınır duvarı üzerindeki bir tankın üzerinde kutlama yapıyor (AP)

İsrail basınında, Hamas yetkililerinin Gazze’de bir BM yetkilisiyle yaptıkları görüşmede “7 Ekim saldırısını tekrarlamakla” tehdit ettikleri ileri sürülmüştü. Ancak Hamas bu iddiayı kamuoyu önünde reddetti.

Kaynak, Hamas’ın son dönemde BM yetkililerinin Gazze’ye gerçekleştirdiği ziyaretlerin yalnızca insani durumun takibi, halkın yaşam koşullarının ve ihtiyaçlarının incelenmesi amacı taşıdığını vurguladığını belirtti. Bu ziyaretlerin, yardımların yetersiz kaldığı ve İsrail’in insani ihtiyaçları karşılayacak miktarda yardımı düzenli biçimde girişine izin vermediği bir dönemde gerçekleştirildiğine dikkat çekildi.

Kaynakların aktardığına göre Hamas, mesajında kendisinin ve Filistinli grupların ateşkes anlaşmasına, Trump’ın planının bütünüyle uygulanmasına ve yol haritasına bağlı olduğunu yineledi. Bu adımların, Ulusal Yönetim Komitesi’nin Gazze’ye girerek görevlerini üstlenmesine, “silahların envanterinin çıkarılması” sürecinin ilerletilmesine, İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesine, sınır kapılarının açılmasına, ağır iş makinelerinin bölgeye girişine ve herhangi bir ön koşul olmaksızın yeniden imar çalışmalarının başlatılmasına imkân sağlaması gerektiği belirtildi. Ayrıca Filistin meselesine ilişkin kapsamlı bir siyasi sürecin başlatılması çağrısı yapıldı.

İsrail seçimleri öncesinde Gazze’de saldırılar sürüyor

İsrail’deki seçimlerin arifesinde Gazze Şeridi’ndeki askerî gerilim devam etti. Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’un Mevasi bölgesinde bulunan “el-İklimi” mevkiine düzenlenen bir dizi saldırıda üç Filistinli hayatını kaybetti.

Olayların, silahlı bir grubun yerinden edilmiş sivillerin çadırlarına sızmaya çalışmasıyla başladığı belirtildi. Grubun, Hamas güvenlik birimlerinin kurduğu pusuya yakalandığı aktarıldı.

Hayatını kaybeden 3 kişi arasında bir çocuk da bulunuyordu. Bugün sabaha karşı bölgede şiddetli patlamalara yol açan hava saldırılarında 6’dan fazla kişi de yaralandı. Saldırıların, silahlı grubun geri çekilmesini sağlamak amacıyla düzenlendiği ifade edildi.

Dün Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, İsrail saldırısında hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenine katılanlar (Reuters).
Dün Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, İsrail saldırısında hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenine katılanlar (Reuters).

Bugün öğleden önce, Han Yunus’un Mevasi bölgesinde bir çadırı hedef alan İsrail hava saldırısında bir Filistinli daha hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Gazze kentinin batısında bir çadırı hedef alan başka bir saldırıda da yaralılar olduğu, bunlardan birinin durumunun ağır olduğu bildirildi.

Bugün sabaha karşı insansız hava araçları (İHA), Gazze kentinin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi kavşağı çevresinde yerinden edilmiş sivillerin çadırlarını ateşe verdi. İsrail güçlerinin yoğun topçu ateşi altında gerçekleşen olayın ardından çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 800’den fazla Filistinli bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Silahlı grupların iki gün önce bölgeye girerek çok sayıda çadırı ateşe verdiği aktarıldı.

Bu gelişmeler sırasında İsrail ordusu, gece saatlerinde Gazze Şeridi’ne doğru ilerleyen bir İHA’nın teknolojik sistemlerle engellendiğini açıkladı. İsrail’in Kanal 12 televizyonu ise ŞHA’nın büyük miktarda uyuşturucu taşıdığını bildirdi.

Kanalın askerî muhabiri, söz konusu aracın 80 kilogram yük taşıma kapasitesine sahip DJI FlyCart modelinde olduğunu belirtti. Muhabir, aracın Hamas’ın eline geçmesi ve patlayıcılarla donatılarak İsrail askerî mevzilerine veya Gazze çevresindeki yerleşimlere yönlendirilmesi durumunda ölümlere ve yaralanmalara yol açabilecek bir silaha dönüşebileceğini öne sürdü.

Muhabir ayrıca İsrail ordusunun yürüttüğü soruşturmanın, taşınan uyuşturucunun miktarından ziyade İHA’nın kendisine ve aracı kullanan tarafın kimliğine odaklandığını aktardı.


Şengal’de entegrasyon anlaşması: 4 bini aşkın YBŞ savaşçısı Irak ordusuna katıldı

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X
TT

Şengal’de entegrasyon anlaşması: 4 bini aşkın YBŞ savaşçısı Irak ordusuna katıldı

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X

Irak’ın Musul vilayetine bağlı Êzidî kenti Şengal’de, Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) ve Şengal Kadın Birlikleri (YJŞ) ile Irak Federal Hükümeti arasındaki entegrasyon sürecinde yeni bir aşamaya geçildi. Şengal Dağı’nın Çilmêra zirvesinde düzenlenen törenle duyurulan anlaşmaya göre, YBŞ ve YJŞ bünyesindeki 4 bin 165 kadın ve erkek savaşçı Irak’ın federal güvenlik sistemine entegre edilecek, silahların denetimi devletin kontrolüne geçecek.

Rudaw'da yer alan habere göre törene Irak Başbakan Yardımcısı, Musul Valisi, Irak ordusundan üst düzey yetkililer, YBŞ ve YJŞ komutanları ve savaşçıları, Êzidî anneler ile din alimleri katıldı. Anlaşma kapsamında YBŞ Komutanlığı adına Tîrêj Şengalî, Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı adına ise sözcü Sabah el Numan açıklama yaptı.
 

YBŞ: Yeni bir aşamada sorumluluğumuzu sürdüreceğiz

YBŞ: Yeni bir aşamada sorumluluğumuzu sürdüreceğiz

YBŞ, anlaşmanın Irak’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğine bağlılık ile Şengal’de güvenlik ve istikrarın sağlanması hedefleri doğrultusunda yapıldığını bildirdi. Açıklamada, bağımsız askeri statünün sona erdirilerek güçlerin federal güvenlik sistemine dahil edilmesinin, ulusal ortaklık ve ortak sorumluluk açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğu belirtildi.

Êzidî halkının 2014’te IŞİD saldırıları sırasında katliam, kaçırılma ve zorla yerinden edilme tehdidiyle karşı karşıya kaldığı hatırlatılan açıklamada, YBŞ ve YJŞ’nin bu süreçte halkı ve topraklarını savunmak amacıyla kurulduğu vurgulandı. Açıklamada, direniş sırasında 530 savaşçının yaşamını yitirdiği, yüzlercesinin yaralandığı kaydedildi.

YBŞ, yeni dönemde de Şengal’in güvenliği ve halkın haklarının korunması için sorumluluk üstlenmeye devam edeceğini belirterek, “Irak’ın birliği ve egemenliği, Şengal’in güvenliği, halkının onuru ve tüm evlatlarımız için adil ve istikrarlı bir geleceğin inşası her şeyin üzerindedir” ifadelerini kullandı.

Entegrasyonun koşulları: Haklar, adalet ve yeniden inşa

YBŞ açıklamasında, anlaşmanın yalnızca askeri güçlerin entegrasyonuyla sınırlı kalmaması gerektiği belirtildi. Sürecin başarıya ulaşması için savaşçıların haklarının korunması, şehitlerin anısına saygı gösterilmesi ve Êzidî halkının kimliğinin güvence altına alınması gerektiği vurgulandı.

Açıklamada ayrıca 2014’teki soykırımın izlerinin giderilmesi, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması, yakınlarını kaybeden aileler için adaletin sağlanması, göç etmek zorunda kalanların geri dönüş koşullarının oluşturulması ve Şengal’in yeniden inşası çağrısı yapıldı.

Şengal’de sivil kurumların ve yerel yönetimin güçlendirilmesi gerektiğine de dikkat çekilen açıklamada, bütün toplumsal bileşenlerin yönetime katılımını güvence altına alacak demokratik bir yapının oluşturulmasının önemi vurgulandı.

Irak hükümeti: Êzidîlerin hakları korunacak

Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Sözcüsü Sabah el Numan da yaptığı açıklamada, IŞİD'e karşı mücadelede Êzidîlerin gösterdiği fedakarlıklara dikkat çekti. El Numan, federal hükümetin Êzidî halkının haklarının korunması, saldırılardan zarar gören mağdurların ve ailelerinin tazmin edilmesi ile Şengal’in yeniden inşası konusunda sorumluluk taşıdığını belirtti.

Entegrasyon süreci eylülde gündeme gelmişti

YBŞ ile Bağdat yönetimi arasında entegrasyon konusunda daha önce de görüşmeler yapılmıştı. 11 Eylül’de Irak Başbakanı Ali Zeydi, Êzidî Davası İttifakı ve YBŞ heyetiyle Bağdat’ta bir araya gelmişti. Görüşmenin ardından Êzidî milletvekili Murad İsmail, YBŞ’nin Irak’ın resmi güvenlik güçlerine entegre edilmesi ve silahların devlet denetimine alınması konusunda uzlaşı sağlandığını açıklamıştı.

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el Abudi ise 13 Ekim’de yaptığı açıklamada, bin 500 YBŞ üyesinin güvenlik güçlerine entegre edildiğini, aynı sayıda kişi için çalışmaların sürdüğünü ve 500 YJŞ üyesinin polis olarak görevlendirilmesinin planlandığını bildirmişti.

YBŞ ve YJŞ, IŞİD’in 2014’te Şengal’e saldırmasının ardından Êzidî halkını korumak amacıyla kurulmuştu. Yeni anlaşmayla birlikte bu güçlerin Irak’ın federal güvenlik sistemi içindeki statülerinin düzenlenmesi hedefleniyor.

Independent Türkçe


Şam, İsrail’in Süveyda’daki “Satranç Stratejisi”ni boşa çıkarabilir mi?

Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
TT

Şam, İsrail’in Süveyda’daki “Satranç Stratejisi”ni boşa çıkarabilir mi?

Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)

İsrail, Süveyda’da Şam ile çatışma ihtimalini yeniden gündeme getiren başlıca aktör olarak öne çıkıyor. Gözlemcilere göre Tel Aviv hem Suriye hükümetini hem de Süveyda halkını “karşı tarafın büyük, belirleyici ve emsalsiz bir saldırı düzenlemek üzere olduğu” düşüncesine inandırmayı başardı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin bu planla, vilayette Temmuz 2025’te yaşanan kanlı olayların benzerini yeniden tetiklemeyi amaçladığı belirtiliyor.

Bu gelişmeler doğrultusunda şu sorular gündeme geliyor: İsrail, Suriye hükümeti ile “Ulusal Muhafızlar” arasında yeniden bir savaş çıkarmayı başarabilecek mi? Şam, İsrail’in planını boşa çıkarabilecek mi? Suriyeli stratejik güvenlik ve askerî uzman İsmet el-Absi’ye göre Suriye hükümeti, İsrail’in komplolarının tamamen farkında.

İsrail’in “zugzwang” stratejisi

Süveyda doğumlu siyasi analist Rami Nahle, 2025’teki olaylardan bu yana devam eden vilayet krizini çözmek amacıyla hükümet ile Dürziler arasında arabuluculuk yapıyor. Nahle, yaklaşık iki yıl önce yeni hükümetin iktidara gelmesinden bu yana İsrail’in izlediği politikayı anlatırken satrançta “zugzwang” olarak bilinen stratejiye dikkat çekiyor. “Hamle yapmaya zorlama” anlamına gelen bu strateji, rakibi hangi hamleyi yaparsa yapsın kendisine zarar vereceği bir konuma sürüklemeye dayanıyor. Stratejinin en acımasız yönü ise oyuncunun kendisini felakete götürdüğünü bildiği hamleleri yapmak zorunda kalması.

Nahle, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yeni hükümetin Şam’da iktidara gelmesinden itibaren İsrail’in Suriye’ye karşı bu stratejiyi uygulamaya başladığını belirtiyor. Şam’ın oyunun niteliğini anlamakta geciktiğini ifade eden Nahle, Temmuz 2025’teki kanlı olayların ardından bu stratejinin farkına varıldığını söylüyor. Nahle’ye göre siyaset ile satranç arasında temel bir fark bulunuyor: Siyasette oyuncu, her turda taşını hareket ettirmek zorunda değil.

Suriye’nin güneyindeki Süveyda’da yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Dürzi kadınlar, cumartesi günü (AFP
Suriye’nin güneyindeki Süveyda’da yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Dürzi kadınlar, cumartesi günü (AFP

Nahle, “Hareketsiz kalmak veya karşılık vermekten kaçınmak, bugün Şam’ın medyada en çok eleştirildiği konulardan biri. Oysa benim değerlendirmeme göre mevcut koşullarda bu en akılcı seçenek” değerlendirmesinde bulunuyor.

Şam için fırsatlar neler?

Nahle’ye göre İsrail’in hareket ettirebileceği satranç taşları, büyük bir ordudan Süveyda’daki bazı “piyonlara” ve Washington’da karar alma mekanizmalarında görev yapan bakanlara kadar uzanıyor. İsrail’in bugün baskıyı ciddi biçimde artırdığını belirten Nahle, satranç tahtasının ustaca yeniden düzenlendiğini ve bunun Şam’ı bir kez daha kendisine ağır zarar verecek hamle yapmaya zorlayabileceğini ifade ediyor.

Nahle’ye göre bu aşamada İsrail’in çıkarlarına hizmet eden unsurlar arasında seçim kazanımlarından Şam’ın uluslararası alanda zayıflatılmasına, Ulusal Muhafızlar’ın bağlı olduğu Dürzi dinî lideri Hikmet el-Hicri etrafındaki dayanışmanın yeniden güçlendirilmesinden İsrail’in kendisini yeniden Dürzilerin koruyucusu olarak sunmasına kadar birçok hedef bulunuyor. Nahle, Tel Aviv’in bu amaçlara ulaşmak için yeni bir iç savaşı, “aşırılıkçı İslamcıların dinî bir azınlığa yönelik katliamları” şeklinde sunabileceğini savunuyor.

Nahle’ye göre İsrail hem hükümeti hem de Süveyda halkını “karşı tarafın büyük, belirleyici ve emsalsiz bir saldırı düzenlemek üzere olduğu” düşüncesine inandırmayı başardı. Bu algının oluşturulmasında Ulusal Muhafızlar bünyesinde gönüllü alımının başlatılması, İsrail helikopterlerinin uçuşlarının yoğunlaştırılması, Ulusal Muhafızlar’ın kontrolündeki bölgelere ağır silahlar, gelişmiş insansız hava araçları ve İHA karşıtı sistemler indirildiğine ilişkin haberlerin yayılması etkili oldu. “Demir Kubbe” hava savunma sisteminin Süveyda’yı da kapsayacak şekilde genişletileceğine dair söylentiler de bu sürecin parçasıydı.

Nahle, sahada yapılan incelemelerden sonra bu haberlerin büyük bölümünün asılsız olduğunun ortaya çıktığını belirtiyor. Açık kaynaklı istihbarat verileri ve uydu görüntülerinin de iddiaları doğrulamadığını, hatta ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın dahi bu haberleri sorguladığını belirtiyor. Ancak Nahle’ye göre İsrail açısından önemli olan, bu iddialara Şam’ın inanması.

Nahle, “Suriye hükümetinden bazı isimlerle yaptığım görüşmelerden, bu iddialara gerçekten inandıkları anlaşılıyor. Bu hamlenin inceliği şu: Şam söylentilere yüzde 100 inanmasa bile İsrail’in tek istediği, bunların gerçekleşme ihtimaline ilişkin kuşku yaratmak. Böylece Şam’ın önünde askerî yığınak yapmak ve savunma hazırlıklarına girişmekten başka seçenek kalmıyor. Nitekim olan da bu” ifadelerini kullanıyor.

Nahle’ye göre İsrail, Suriye hükümetinin bu savunma hazırlıklarını kullanarak Süveyda’daki geniş kesimleri, yalnızca kendi desteklediği grupları değil, bütün bölgeyi, “Suriye hükümeti sizi yeniden katletmeye hazırlanıyor” fikrine inandırmaya çalıştı.

Nahle, İsrail kaynaklarından gönderildiğini belirttiği ve Dürzileri kışkırtan çok sayıda sesli mesaja ulaştığını belirtiyor. Bu mesajlarda Dürzilere “Hazırlanın, geliyorlar” denildiğini, köylerini “kurtarmaya” çağrıldıklarını ve kendilerine destek ve koruma sözü verildiğini söylüyor. Ona göre bütün bunlar, bugün sahada kurulan satranç tahtasının parçaları.

Yaklaşan çatışma senaryosu

Nahle, İsrail’in bundan sonra atabileceği adımlar konusunda kesin bir öngörüde bulunmanın mümkün olmadığını ifade ediyor. Ona göre İsrailli yetkililer farklı seçenekleri Netanyahu’nun önüne koyacak; Netanyahu da kendi hesaplarına göre bunlardan birini seçebilecek veya vazgeçebilecek. Ancak Nahle, İsrail’in atabileceği olası adımların dikkatle değerlendirilmesinin stratejik zorunluluk olduğunu vurguluyor.

Bu noktada şu soru öne çıkıyor: İsrail’deki karar alıcılar, seçim hesapları veya başka çıkarlar doğrultusunda Suriye’de yeni bir kanlı çatışma çıkarmak isterse, Suriye hükümetini kaçınılmaz biçimde yanlış bir hamleye nasıl zorlayabilir?

Cumartesi günü Süveyda’da Dürzi militanlar ile hükümet güçleri arasında yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir kişinin fotoğrafını taşıyan cenaze töreni katılımcıları (AFP)
Cumartesi günü Süveyda’da Dürzi militanlar ile hükümet güçleri arasında yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir kişinin fotoğrafını taşıyan cenaze töreni katılımcıları (AFP)

Nahle’ye göre ilk hamle, İsrail’den gelecek bir WhatsApp sesli mesajıyla başlayacak. Mesajda Ulusal Muhafızlar’ın “güvenlik bürosunda” görevli bir kişiye ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi talimatı verilecek. Ardından Suriye hükümeti ateş açılan mevzilere karşılık vermek zorunda kalacak. Sonraki hamle ise Süveyda’dan gelecek: Ulusal Muhafızlar, bunun İsrail’in uzun süredir uyardığı veya vaat ettiği “sıfır saati” olduğunu düşünerek çatışmaya katılacak ve silahlı gruplar, hazırlıklarını tamamlamış şekilde köylerini geri almaya girişecek.

Nahle, Şam’ın bu hamleyi yapmaktan kaçınamayacağını savunuyor. Ona göre İsrail de bunu çok iyi biliyor. Suriye hükümeti, kontrolü altındaki toprakların bazı silahlı gruplar tarafından ele geçirilmesine ve yenilgiye uğratılmasına izin veremez. Bu nedenle Şam’ın hazırlık yaptığı seçenek, tbütün gücüyle karşılık vermek.

Suriye’nin Süveyda kentinde, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine cumartesi günü katılan silahlı Dürzi militanlar (AFP).
Suriye’nin Süveyda kentinde, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine cumartesi günü katılan silahlı Dürzi militanlar (AFP).

Nahle, bu kez Suriye hükümetinin Ulusal Muhafızlar’la sivil yerleşimlerin bulunmadığı bir bölgede çatışma fırsatı yakalayabileceğini belirtiyor. Ona göre askerî teçhizat, silah, organizasyon ve deneyim bakımından üstün olan hükümet güçlerinin lehine sonuçlanabilecek böyle bir çatışma, çok sayıda Suriyelinin hayatına mal olabilir.

Nahle, cenazelerin gelmeye başlamasıyla birlikte halkın seferber olacağını, önceki temmuz olaylarının tekrarlanacağı düşüncesiyle kazma taşıyabilecek durumdaki gençlerin dahi çatışmalara katılabileceğini belirtiyor. Bu aşamada İsrail’den destek ve koruma talep eden telefonların artacağını belirten Nahle’ye göre İsrail’in müdahalesi, hükümet güçlerinin arka mevzilerini hedef alan bir veya iki hava saldırısıyla sınırlı kalabilir.

Nahle, bu saldırıların amacının hükümet güçlerini Dürzilerle yakın mesafeli çatışmaya zorlamak ve “katliam” görüntüleri olarak sunulabilecek videolar elde etmek olabileceğini ileri sürüyor. İsrail saldırıları karşısında kendilerini korumaya çalışan Suriye hükümet güçlerinin Dürzi gruplarla doğrudan çatışmaya girmek zorunda kalabileceğini belirten Nahle, bu noktada Şam’ın aşiretlerin desteğine izin verebileceğini, hatta geçmişte olduğu gibi onları çatışmalara katılmaya teşvik edebileceğini belirtiyor.

Nahle’ye göre İsrail, siyasi hedeflerine ulaşmak için yeterli kan döküldüğünü düşündüğünde devreye girecek. Bu hedefler arasında Dürzilerin Hikmet el-Hicri etrafında yeniden kenetlenmesi, mezhepsel düşmanlığın körüklenmesi, İsrail’deki Dürzi seçmenlerin oylarının kazanılması, Suriye hükümetine yönelik uluslararası kınamaların artırılması, hükümetin meşruiyetinin zayıflatılması ve İsrail’in “azınlıkların kurtarıcısı” olarak gösterilmesi bulunuyor.

Nahle, ancak bu aşamadan sonra İsrail’in ABD, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Ürdün ile temasa geçerek yeni bir ateşkes anlaşması için girişimde bulunacağını öne sürüyor.

Nahle sözlerini şu değerlendirmeyle tamamlıyor: “Oyun tahtası bugün tamamen hazırlanmış durumda ve Netanyahu’nun parmağından gelecek işareti bekliyor. İsrail, piyonlarını bu yönde hareket ettirmeye karar verirse Suriye hükümeti üç boyutlu satrancı ustalıkla oynayarak zugzwang stratejisini boşa çıkarabilecek mi? Önümüzdeki günlerde göreceğiz.”

Netanyahu’nun Süveyda üzerinden yürüttüğü siyaset

Suriyeli stratejik güvenlik ve askerî uzman İsmet el-Absi ise Suriye hükümetinin İsrail’in planlarının tamamen farkında olduğu görüşünde. El-Absi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın elindeki bilgilerin temas hatlarında askerî hazırlıklar ve yığınak yapıldığını gösterdiğini, ayrıca Dürzi liderlerin köyleri yakında geri alma niyetlerini kamuoyuna açıkladıklarını ifade ediiyor.

Temmuz 2025’te Suriye ile Lübnan arasındaki Şeyh Dağı (Hermon Dağı) yakınlarında operasyon düzenleyen askerler, (İsrail ordusu)
Temmuz 2025’te Suriye ile Lübnan arasındaki Şeyh Dağı (Hermon Dağı) yakınlarında operasyon düzenleyen askerler, (İsrail ordusu)

El-Absi’ye göre İsrail’in planı artık net olarak görülüyor. Onlarca İsrail helikopterinin vilayetteki stratejik tepelere radar, gözetleme sistemleri ve askerî teçhizat taşıdığını belirten uzman, bu faaliyetlerin kalıcı bir askerî üs kurulmasına yönelik hazırlıklara işaret ettiğini belirtiyor.

El-Absi ayrıca Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar’ın kent çevresindeki on tepeyi daha kontrol altına aldığını belirtiyor. Şam’ın, Tel Aviv’i bu milis grubuna silah, mühimmat, para ve istihbarat desteği sağlamakla suçladığını belirten el-Absi, Temmuz 2025’te yaşanan olaylardaki İsrail rolünün de kaos yaratmak ve Suriye’yi geniş çaplı bir savaşa sürüklemek amacıyla “büyük ve planlı” olduğunu ifade ediyor.

El-Absi’ye göre dikkat çeken bir diğer unsur, gerilimin İsrail’deki seçim süreciyle eş zamanlı yaşanması. Suriye hükümetinin, Netanyahu’nun Süveyda’daki olayları seçim propagandasında kullanmasını eleştirdiğini belirten uzman, Şam’ın Dürzi toplumunun Suriye’nin ulusal dokusunun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını kaydediyor.

El-Absi, Suriye hükümetinin aldığı önlemlerin üç başlıkta toplandığını belirtiyor.

İlk başlık askerî tedbirler. Bu kapsamda iki hafta içinde batıdaki temas hattına askerî takviye gönderilmesi ve İsrail ile milis güçlerin yığınağının dengelenmesi planlanıyor. Ancak bu adımların provokasyona yol açmaması hedefleniyor; zira tarafların hiçbiri gerilimin kapsamlı bir savaşa dönüşmesini istemiyor.

İkinci başlık diplomasi. Şam, uluslararası toplumdan müdahale etmesini ve İsrail uçaklarının her gün ihlal ettiği belirtilen 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın uygulanmasını güvence altına almasını talep ediyor.

Üçüncü başlık ise toplumsal diyalog. Süveyda Valisi Mustafa el-Bekur aracılığıyla yerel aktörler yeniden diyaloğa çağrılıyor. El-Bekur, dış müdahalelerin ve “kanun dışı grupların” çözüm sürecini engellediği uyarısında bulunuyor.

El-Absi’ye göre kritik sorunlardan biri, Birleşmiş Milletler’in haziran ayında Süveyda’nın devletle yeniden bütünleştirilmesine yönelik planın ilerleme kaydetmediğini açıklamış olması. Uzman, İsrail’in bu siyasi boşluğu kalıcı bir askerî varlığa dönüştürmeye çalıştığını savunuyor.