ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Irak Başbakanı  Zeydi, silahların devlet kontrolüne alınması için 30 Haziran 2027'ye kadar süre verdi

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
TT

Irak Başbakanı  Zeydi, silahların devlet kontrolüne alınması için 30 Haziran 2027'ye kadar süre verdi

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi, 1 Ekim 2026'yı devletin kontrolü dışındaki silahlar meselesinin ele alınması için ciddi bir başlangıç olarak belirlerken sürecin en geç 30 Haziran 2027'de tamamlanmasını öngördü.

Zeydi bugün (perşembe) yaptığı açıklamada, “1 Ekim 2026, devletin kontrolü dışındaki silahlar meselesinin ele alınması ve anayasal yükümlülüklere uyulması için ciddi bir başlangıçtır. Açık bir yol haritası ve üzerinde mutabık kalınan, 30 Haziran 2027'yi aşmayacak takvimler doğrultusunda hareket edilecektir” ifadelerini kullandı.

Zeydi, bunun savaş ve barış kararının anayasal makamlara bırakılmasını ve bunun dışında herhangi bir askeri faaliyetin engellenmesini öngören anayasal ilke doğrultusunda yürütüleceğini belirtti.

Irak hükümetinin anayasa doğrultusunda, Irak topraklarında bulunan Iraklı olmayan tüm silahlı grupların silahlarını tamamen teslim etmesini sağlayacağını belirten Zeydi, bunun ülkenin güvenliğinin ve istikrarının korunmasını ve sınırların kontrol altında tutulmasını amaçladığını kaydetti.

Zeydi, “1 Ekim, Irak'ın tam egemenliğe sahip, kurumlarıyla güçlü, anayasa, hukuk ve uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde hareket eden yeni bir aşamaya geçişinin başlangıcını temsil ediyor” dedi.

Irak'ın bölgesel ve uluslararası çevresiyle ortak çıkarlara ve karşılıklı saygıya dayalı dengeli ilişkiler geliştireceğini belirten Zeydi, hükümetin Irak topraklarının ve hava sahasının komşu ülkelerin güvenliğini tehdit edecek herhangi bir eylem için çıkış noktası veya geçiş güzergâhı olarak kullanılmasını engelleme konusunda kararlı olduğunu vurguladı.

Zeydi, Irak'a yönelik saldırılarda herhangi bir ülkenin topraklarının veya hava sahasının kullanılmasını da reddettiklerini belirterek bunun karşılıklı egemenlik, iyi komşuluk ve iç işlerine müdahale etmeme ilkelerine dayandığını ifade etti.

Başbakan, Irak hükümetinin güvenlik kurumlarını desteklemek amacıyla kapsamlı bir hava savunma sistemi satın alacağını belirterek bunun “Irak devletinin tam hava egemenliğini güçlendirmeyi” hedeflediğini söyledi.

Zeydi ayrıca Haşdi Şabi yasasının çıkarılması ve yapının başbakan sıfatıyla silahlı kuvvetler başkomutanının komutası altında güvenlik sisteminin ayrılmaz bir parçası olarak statüsünün belirlenmesi için çalışılacağını açıkladı.

Zeydi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu büyük gün, 1 Ekim 2026'yı ve Irak'taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesi, güçlerinin kara, hava ve deniz yoluyla tamamen ve nihai olarak çekilmesi ve Irak'ın tam ve kapsamlı egemenliğini elde etmesiyle gerçekleşen büyük ulusal başarıyı kutluyoruz.”


Kararlı Azim Irak’tan ayrıldı

Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
TT

Kararlı Azim Irak’tan ayrıldı

Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)

Uluslararası Koalisyon, Bağdat hükümetinin DEAŞ’la mücadelede yardım talep etmesinin ardından yıllardır yürüttüğü “Kararlı Azim” misyonunu Irak’ta sona erdirdi.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), ABD ve koalisyon ortaklarının “Kararlı Azim” operasyonunu tamamladığını ve operasyonun Ürdün’e taşındığını, Iraklı ortaklara istihbarat desteğinin ise sürdürüleceğini açıkladı.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, “Uluslararası Koalisyon’un görevinin sona ermesi, terörle mücadelemizin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine bu, Irak’ın güvenliğin sorumluluğunu tamamen üstleneceği yeni bir aşamaya geçiştir” dedi. Kontrolsüz silahlanma konusunda ise Zeydi, “Hukukun çatısı dışında silah, devlet kurumları dışında güç olmayacak; anayasanın gereği budur” ifadelerini kullandı.

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani de dün, Uluslararası Koalisyon güçlerinin görevlerinin sona ermesinin ardından bölgenin tehdit altında olmadığı konusunda halkına güvence verdi.

Washington’da ise uzmanlar, ABD’nin çekilmenin ardından mevcut aşamada milisleri dağıtmaya ve İran’ın nüfuzunu izole etmeye odaklandığını belirtti.

İran ve müttefiklerinin, son ABD askerlerinin — esas olarak Kürdistan Bölgesi’ndeki Erbil’de bulunan bir hava üssünden — çekilmesini “zafer” olarak nitelendirerek kutlaması dikkat çekti. Bu gelişme, Iraklıların bir bölümünün jeopolitik meydan okumalara ilişkin endişeler taşıdığı bir dönemde yaşandı.


Suriye’de kampsız hayat planı… 10 bin ailenin dönüşü ve 157 kampın kapatılması

Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
TT

Suriye’de kampsız hayat planı… 10 bin ailenin dönüşü ve 157 kampın kapatılması

Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)

Kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte Suriye hükümetinin “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonunu hayata geçirme planı hız kazanıyor. Geçen hafta 500’den fazla yerinden edilmiş aile Halep, İdlib, Hama ve Deyrizor illerindeki memleketlerine dönerken, Acil Durumlar Bakanı Raid es-Salih de iki hafta önce konuyu Birleşmiş Milletler gündemine taşıdı. Salih, uluslararası destek sağlanarak meselenin “yerinden edilmenin finansmanından çözümlerin finansmanına” taşınmasını hedefliyor.

Mart ayında 59 sayılı kararname uyarınca yıkılmış bölgelerde altyapının hazırlanması amacıyla Yüksek Komite’nin kurulmasından ağustos ayı sonuna kadar, kuzey Suriye’deki kamplardan 10 binden fazla aile memleketlerine döndü. Acil Durumlar Bakanlığı Medya ve İletişim İdaresi yetkilileri tarafından “Şarku’l Avsat”a yapılan açıklamada, yaklaşık 157 kampın kapatıldığı, 220 kampın daha kapatılması için hazırlık yapıldığı bildirildi.

İdare, yalnızca 3 bin 344 bölgenin 120’sindeki altyapının yeniden inşası, temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi ve dönen aileler için konut çözümleri sağlanması için gereken finansman ihtiyacının 2 milyar doları aştığını belirtti.

Bu rakam, dönüş bölgelerindeki ihtiyaçların boyutunu ortaya koyuyor. Söz konusu bölgelerin “büyük ölçüde zarar gördüğü ve su, elektrik, kanalizasyon, sağlık, eğitim, belediye hizmetleri ve konut alanlarında kapsamlı yatırımlara ihtiyaç duyduğu” ifade edildi.

En azından kendi toprağımızdayız

Ümmü Muhammed, Hama kırsalındaki Latamne beldesine dönen kafilede yer alan ailelerden biriydi. Aileye dönüşü kolaylaştırmak amacıyla mutfak malzemeleri, battaniyeler ve ulaşım desteği sağlandı.

Ümmü Muhammed, kamptaki çadırdan, yıkılmış evinin yanına kurduğu başka bir çadıra taşındığını anlatıyor. Alternatif bir konut bulunmadığını belirten Ümmü Muhammed, buna rağmen kampta kalmaktan daha iyi olduğunu düşünüyor:

“En azından kendi toprağımızda ve kendi insanlarımızın arasındayız. İşlerimizi yoluna koyup evimizi yeniden inşa edene kadar burada kalabiliriz.”

rgthyu7
Hama kırsalındaki Latamne beldesinde “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonu kapsamında evleri inceleyen ekip. (Latamne Belediyesi)

Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden bu yana memleketlerine dönen ailelerin sayısının 170 bini aştığı tahmin ediliyor. Bu sayı, kuzey Suriye’deki kamplarda yaşayan nüfusun yaklaşık yüzde 64’üne tekabül ediyor. Ancak savaş yıllarında bölgelerin büyük ölçüde tahrip olması nedeniyle dönüş yapılan yerlerin ezici çoğunluğunda hâlâ temel hizmetler bulunmuyor.

Dönenlerin verdiği bilgilere göre aileler mevcut alternatif imkânlarla hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Yerel ve uluslararası kuruluşların sınırlı desteğiyle, yıkılmış evlerin yanına çadır kurulması, kanalizasyon için fosseptik çukurları açılması, su temini amacıyla kuyu kazılması veya yakındaki bir kaynaktan su getirilmesi ve elektrik ihtiyacı için güneş enerjisinden yararlanılması gibi yöntemlere başvuruluyor.

BM’den daha fazla destek talebi

Suriye hükümeti, erken toparlanma ve yeniden rehabilitasyon projelerine Birleşmiş Milletler ve uluslararası ortakların katkısını artırmayı, finansman açığının kapatılmasına destek sağlamayı ve böylece dönüş bölgelerinin hazırlanmasını hızlandırarak güvenli ve sürdürülebilir dönüş için uygun koşulları oluşturmayı hedefliyor. Planın hükümet öncülüğünde, ulusal ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde uygulanması öngörülüyor.

Acil Durumlar Bakanlığı’nın çalışmalarının ana finansörü hâlâ Suriye hükümeti. BM kuruluşları ile uluslararası ve yerel kuruluşlardan da destek geliyor, ancak Bakanlığın Medya ve İletişim İdaresi’ne göre bu destek “ihtiyacın boyutuyla kıyaslandığında sınırlı”.

Acil Durumlar Bakanı Raid es-Salih, kısa süre önce New York’ta BM Genel Kurulu toplantılarına katılan Suriye heyetinde yer aldığı sırada, bakanlığının “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonunu Eylül 2027’ye kadar hayata geçirmek için hazırladığı rakam, istatistik ve çalışmaları sundu.

Genel Kurul toplantıları çerçevesinde düzenlenen bir etkinlikte konuşan Salih, planın amacının altyapı, okullar, sağlık merkezleri, su ve kanalizasyon sistemlerini yeniden inşa etmenin yanı sıra istihdam imkânları sağlayarak “kamplara duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmak” olduğunu söyledi.

Plan kamplar dışındaki yerinden edilmişleri de kapsıyor

Bakanlığın Medya ve İletişim İdaresi’ne göre “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonu, kampların dışında yaşayan yerinden edilmiş aileleri de kapsıyor. Buna kiralık evlerde veya akrabalarının yanında yaşayanlar ile ülke dışında bulunan ve gönüllü olarak memleketlerine dönmek isteyen Suriyeliler de dahil.

cdfvgb
Kuzey Suriye’deki kamplardan yerinden edilmişlerin eşyaları, memleketlerine dönüş için yükleniyor. (Acil Durumlar Bakanlığı)

Ancak bu kişilerin dönüşü için altyapının rehabilite edilmesi, temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi, risklerin ortadan kaldırılması ve geçim kaynaklarına erişim imkânlarının güçlendirilmesi gerekiyor.

Kamplar girişimin mevcut aşamadaki başlangıç noktası ve önceliği olmayı sürdürürken, elde edilecek sonuçların yıllardır şartlar nedeniyle dönemeyen bütün Suriyeliler için dönüşü teşvik eden bir ortam oluşturması bekleniyor.

Halep, İdlib ve Hama’da projeler

Halep, İdlib ve Hama valilikleri bu ay “Kamplar Olmadan Suriye” kapsamında bir dizi kalkınma ve hizmet projesi başlattı. Projelerin değeri Halep’te yaklaşık 9,25 milyon dolar, İdlib’de 8,2 milyon dolar ve Hama’da 7,5 milyon dolar olarak açıklandı.

Bu çalışmalar, hükümetin enkaz kaldırma projesiyle eş zamanlı yürütülüyor. Yıl başından bu yana 3 milyon metreküp enkaz kaldırılırken, yıl sonuna kadar 3 milyon metreküp daha enkazın kaldırılmasına yönelik projelerin kısa süre içinde başlatılması planlanıyor.

Acil Durumlar Bakanlığına göre Şam kırsalındaki Duma ve Deraya kentlerinde enkaz kaldırma ve yönetimi projesi de yürütülüyor. Suudi Arabistan tarafından Kral Selman İnsani Yardım ve Yardım Çalışmaları Merkezi aracılığıyla finanse edilen proje kapsamında yaklaşık 85 bin metreküp enkazın kaldırılması ve geri dönüştürülebilir yaklaşık 30 bin metreküp molozun bu amaçla kurulan uzman birim aracılığıyla geri dönüştürülmesi hedefleniyor.

Projenin, kaynakların yeniden kullanılmasına, çevresel etkinin azaltılmasına ve erken toparlanma sürecinin desteklenmesine katkı sağlaması amaçlanıyor.

Suriye genelinde hâlen yaklaşık 50 milyon metreküp enkaz ve moloz bulunduğu tahmin ediliyor.