ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Şam, Lübnan'dan iki listede onlarca Esed rejimi kalıntısının teslim edilmesini talep etti

Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)
Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)
TT

Şam, Lübnan'dan iki listede onlarca Esed rejimi kalıntısının teslim edilmesini talep etti

Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)
Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)

Lübnan makamlarının, Lübnan ve Suriye'deki güvenliği hedef alan bir planın boşa çıkarıldığını, ayrıca Hizbullah'a ve eski Suriye rejiminin kalıntılarına bağlı olarak iki ülke arasında faaliyet gösteren tehlikeli bir ağın çökertildiğini duyurmasının ardından, yeni Suriye hükümetinin Lübnan'a kaçan ve oradan yerel unsurlar ile Moskova'daki diğer kalıntılarla iş birliği içinde Suriye'deki durumu bozmaya çalışan Esed rejimi kalıntılarının teslim edilmesine yönelik çabaları bir kez daha ön plana çıktı.

Suriye hükümeti daha önce Lübnan makamlarıyla, Lübnan’daki eski rejimin güvenlik ve askeri yetkililerinin teslim edilmesini iki liste aracılığıyla iki resmi talep sunarak görüşmüştü. Birinci liste, Tuğgeneral Abdurrahman ed-Dabbag tarafından geçtiğimiz ocak ayında Lübnan'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında, Lübnan İstihbarat Şefi Tuğgeneral Tony Kahveci ve Lübnan Genel Güvenlik Müdürü Tümgeneral Hasan Şukayr ile yaptığı görüşmede teslim edilmişti. Liste, Lübnan'a giren ve eski rejimin kalıntıları arasında yer alan 200'den fazla üst düzey subayın adını içeriyor ve bunların takip edilerek yerlerinin tespit edilmesi talep ediliyordu.

RTH
Geçtiğimiz aralık ayında sosyal medya kullanıcıları tarafından yaygınlaştırılan, Albay Abdurrahman ed-Dabbag’ı ziyaret etmeye yönelik paylaşım

İkinci liste ise geçtiğimiz mayıs ayındaydı. Güncellenen liste, yasadışı geçiş noktalarından Lübnan topraklarına girdikleri kanıtlanan yüzden fazla subayı kapsıyordu. Suriye tarafı, kalıntıların takip edilmesini ve iki ülke arasında adli bir anlaşma yoluyla bu dosyanın kapatılması için çalışılmasını talep etti.

Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR), Lübnan'dan Esed rejimi kalıntılarından Suriye halkına karşı ihlalde bulunmakla suçlanan kişilerin teslim edilmesini talep etmiş, bu hususta geçtiğimiz ocak ayında ‘Lübnan'ın Suriyelilere Karşı Savaş Suçu İşlediğinden Şüphelenilenleri Teslim Etme Yükümlülükleri’ başlıklı bir rapor yayımlayarak Lübnan makamlarını Esed rejimi subaylarının peşine düşmedeki eylemsizliklerinden dolayı eleştirmişti.

SNHR, savaş suçlarına ve insanlığa karşı suçlara karışan bu yetkililerin Lübnan'da rahatça kalmaya devam etmesinin, ülkeyi ‘ikili bir güvenlik tehdidi platformuna’ ve suçlular için güvenli bir sığınağa dönüştürdüğü konusunda uyardı.

CDFRGT
Esed rejimi üyesi eski Tuğgenerali Adil İsa (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Şam'daki makamlar, eski Tümgeneral Adil İsa'nın Beyrut'taki Suriye Büyükelçiliği içinde gözaltına alınması olayında olduğu gibi bireysel yakalama emirleri çıkararak son zamanlarda fiili hareketlilik başlattı. Adil İsa, Esed rejimi kalıntılarından askeri bir yetkilinin bu türdeki ilk resmi teslimi olarak geçtiğimiz ağustos ayında teslim edilmişti.

Basında yer alan haberlere göre Beyrut'taki Suriye Büyükelçiliği'nde, iki ülke arasındaki yasa, anlaşma ve mutabakatlar çerçevesinde Lübnan'daki kalıntıları izleme görevini üstlenen uzman bir Suriye güvenlik ekibi bulunuyor.

Şam'daki insan hakları kaynaklarına göre Lübnan'da bulunan eski rejim kalıntılarının teslim edilmesi dosyası, işkence veya idam cezası riskinin bulunması halinde iadeyi yasaklayan uluslararası hukuka ilişkin yasal ve siyasi engellerin yanı sıra iki ülke arasındaki adli anlaşmaların seyrinin gözetilmesiyle karşılaşıyor. Söz konusu kaynaklar, iki ülke arasındaki adli ilişkilerin 1951 yılında imzalanan adli iş birliği anlaşmasına ve cezaların infazı ile hükümlülerin nakli amacıyla 2026 yılı başlarında imzalanan bir anlaşmaya dayandığını belirtti.

VBGHN
Lübnanlılar ve Suriyeliler, Beyrut'ta Suriye rejiminin ve rejim başkanı Beşar Esad'ın devrilmesini kutluyor (AFP)

Kaynaklar, Tümgeneral Adil İsa'nın iadesinin, adli iş birliği anlaşmasına ve Suriye yakalama emirlerine dayanarak gerçekleştirildiğini, işlenen suçun iadeyi talep eden ülkenin yasalarına göre en az bir yıl hapis cezası gerektiren bir cürüm veya kabahat teşkil etmesi ya da kişinin fiilen en az iki ay hapis cezasına mahkûm edilmiş olması halinde iadenin zorunlu olduğunu belirtti.

Kaynaklara göre Suriye tarafı, aranılan kişilerin, özellikle de Suriye'deki güvenlik ve istikrarı tehdit eden eylemlere karıştığı kanıtlananların teslim edilmesi için bu adli anlaşmaya güveniyor.

Kaynaklar, Lübnan hükümetinin Suriye tarafıyla olan güvenlik iş birliğini kısıtlayan karmaşıklıklara rağmen, öncelikli tercihinin her iki ülkede de güvenliği korumak olduğunu değerlendirdi.


Irak'ta Bedir Örgütü liderine karşı halk öfkesi

Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)
Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Irak'ta Bedir Örgütü liderine karşı halk öfkesi

Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)
Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)

Irak'ta Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri'ye yönelik halkın öfke ve eleştiri dalgası, kendisinin ‘direniş’ olarak adlandırdığı yapının, yaklaşık iki yıl süren ve 600'den fazla göstericinin hayatını kaybettiği, 20 binden fazla kişinin de yaralandığı 2019 yılındaki ‘Ekim Hareketi’ sırasında yaşanan olaylara karıştığını itiraf ettiği açıklamalarının ardından halen devam ediyor.

Protesto gösterileri sırasında ölenlerin ailelerinin birçoğu, son itiraflarının ardından Amiri hakkında dava açma niyetinde olduklarını açıkladı. Irak İnsan Hakları Merkezi Başkanı Ali el-Abadi, Yüksek Yargı Konseyi’ni ve yetkili makamları, ‘Ekim olayları dosyasını ele almaya ve kanun çerçevesinde ihlallerden sorumlu olanları belirleyecek ciddî ve şeffaf bir soruşturma açmaya’ çağırdı. Abadi ayrıca uluslararası kuruluşları, Birleşmiş Milletleri (BM) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni (UCM), ‘ihlal suçlarına karışanların hesap vermekten ve adaletten kaçmamasını garanti altına almak için dosyayı takip etmeye’ davet etti. Amiri geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Ekim fitnesi, karşısında cesurca duran ve devleti ile siyasi sistemi koruyan direnişti” demişti.


Siyasi tıkanıklığı sonlandırmaya zemin hazırlayan ‘Somali mutabakatları’

Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)
Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)
TT

Siyasi tıkanıklığı sonlandırmaya zemin hazırlayan ‘Somali mutabakatları’

Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)
Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, doğrudan seçimlere yönelmek başta olmak üzere birçok kritik dosya nedeniyle muhalefetle iki yıldır süren tıkanıklığı aşmaya çalışıyor.

Somali basınındaki sızıntılar, çatışan taraflar arasında mutabakatlara işaret ederken Somalili bir uzman bu söylemleri, kısa sürede yok olup gidecek sadece siyasi bir manevra olmaktan çıkıp gerçek bir sürece dönüşmesi için daha fazla garantiye ihtiyaç duyan ‘temkinli bir yakınlaşma’ olarak değerlendiriyor.

Somali haber sitesi Alsomalaljadid, kısa bir süre önce kaynaklara dayandırdığı bir haberde, federal hükümet ile muhalefet üyelerinin federal seçimlerin zamanlaması ve prosedürleri konusunda ön anlaşmaya vardığını ve seçimlerin yedi ay içinde yapılmasının beklendiğini aktardı.

Site, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet üyeleri arasındaki görüşmelerin, ülkenin federal seçimlere nasıl hazırlanacağı konusunda karşılıklı bir anlayışla sonuçlandığına işaret ederek, federal hükümetin muhalefet tarafından sunulan bir seçim teklifini prensipte kabul ettiğini, cumhurbaşkanının ise siyasi anlaşmazlıkları azaltmak ve kapsayıcı seçimler gerçekleştirmek amacıyla teklifin bazı maddelerinin kaleme alınış biçiminde ve tanımında değişiklikler yaptığını kaydetti.

Mogadişu, aralarındaki anlaşmazlıklara çözüm bulma konusunda Batı'nın desteğiyle bir yılı aşkın süredir yürütülen Somali-Somali çabalarının birçok kez başarısızlıkla sonuçlanmasının aksine işleyen bu sürece dair henüz resmi bir doğrulamada bulunmadı.

Somalili Afrika Boynuzu meseleleri uzmanı Ali Mahmud Kilni, krizin çözümüne yönelik hareketlilik olduğunu vurgulayarak, Somali hükümeti ile muhalefet güçleri arasındaki temasların ve görüşleri yakınlaştırma çabalarının birçok ana siyasi dosya üzerinde ön mutabakatlarla sonuçlandığını, ancak bu mutabakatların hâlâ başlangıç çerçevesinde kaldığını ve henüz üzerine inşa edilebilecek nihai ve bağlayıcı bir anlaşmaya dönüşmediğini belirtti.

Somalili uzmana göre bu gelişme, ülkedeki istikrarın geleceğine yönelik bölgesel ve uluslararası ilginin artması, siyasi taraflar arasındaki anlaşmazlıkları kontrol altına almaya ve ülkenin ile bölgenin güvenliğini olumsuz etkileyebilecek bir tırmanışı önlemeye çalışan Arap ve bölgesel çabalarla eş zamanlı olarak, Somali sahnesinin artan siyasi, ekonomik ve güvenlik baskılarıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Mevcut yakınlaşmanın, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesindeki hızlı dönüşümler ve artan ekonomik ile güvenlik baskıları gölgesinde krizin devam etmesinin tehlikesine ilişkin karşılıklı bir idrakin sonucu olabileceğine inanılsa da mevcut bazı mutabakatlar, net taahhütlere ve pratik uygulama mekanizmalarına dönüştürülmediği takdirde geçici veya taktiksel nitelikte kalabilir.

Geçtiğimiz ağustos ayında hükümet ile muhalefet arasında açıklanan son diyalog, doğrudan oylamanın uygulanması, eyaletlerin yetkilerinin azaltılması ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento görev süresinin 2027 ortasına kadar uzatılması konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle yaklaşık iki yıldır ülkede yaşanan bölünmenin gölgesinde, Somali Halk Meclisi Başkanı Abdulkadir Muhammed Nur ile muhalefet arasında türünün ilk örneği olan bir görüşmede gerçekleşmişti.

XSDFRGT
Somali Halk Meclisi Başkanı, muhalefet milletvekillerinden oluşan bir heyetle görüşürken (Somali Haber Ajansı)

Muhalefet, Halk Meclisi’nin anayasal görev süresinin geçtiğimiz nisan ayında sona erdiğinde ısrar ediyor ve 2012 yılında kabul edilen geçici anayasaya göre parlamento görev süresinin 4 yılla sınırlı olduğunu vurguluyor. Dolayısıyla geçtiğimiz mart ayında cumhurbaşkanlığı ve parlamento görev süresinin 2027 ortasına kadar bir yıl uzatılmasına izin veren yeni anayasayı tanımıyor.

Mogadişu'daki cumhurbaşkanlığı ve hükümet, anlaşmazlıklar konusunda mutabakata varmak amacıyla Türk ve Batı desteğiyle muhalefetle birçok tur görüşme gerçekleştirmiş, ancak kesin sonuçlara ulaşılamamıştı.

Somalili uzmana göre hükümet ile muhalefet arasındaki anlaşmazlıklar, önümüzdeki siyasi aşamanın doğası, seçim sürecini yönetme mekanizmaları, devlet kurumları arasında yetkilerin dağılımı, siyasi katılım garantileri ve kararın tekelde toplanmasını veya rakip güçlerin dışlanmasını engelleyecek uzlaşı ortamının sağlanması etrafında dönüyor.

Mutabakatlar sürecinin ciddiyetinin ‘her iki tarafın da kısa vadeli siyasi hesapları aşma, karşılıklı tavizler verme ve kapsamlı bir uzlaşmaya yol açacak belirli bir ajanda üzerinde anlaşma becerisine bağlı’ olduğunu düşünen Somalili uzman, herhangi bir anlaşmanın başarısının; siyasi garantilerin, diyaloğun yönetiminde şeffaflığın, siyasi ve toplumsal güçlerin daha geniş katılımının yanı sıra varılan mutabakatların uygulanmasını takip edecek bağımsız bir mekanizmanın varlığını gerektireceğini vurguladı.

Ayrıca önümüzdeki dönemin, ‘hükümet ile muhalefet arasındaki yakınlaşmanın sürdürülebilir bir siyasi sürecin başlangıcını mı yoksa iç ve dış baskıların dayattığı geçici bir sükuneti mi temsil ettiğini belirlemede belirleyici’ olmasını bekleyen Kilni, diyaloğun başarısının gerçek ölçütünün ‘mutabakat bildirileri yayımlamak değil, tarafların bunları istikrarın sağlanmasına ve Somali siyasi manzarasının bileşenleri arasındaki güvenin pekiştirilmesine katkıda bulunacak bağlayıcı kararlara dönüştürme becerisi’ olacağına dikkati çekti.