ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Husilerin gerilimi artırma tuzağı… Yemen hükümeti nasıl destek topladı?

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Al Majalla)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Al Majalla)
TT

Husilerin gerilimi artırma tuzağı… Yemen hükümeti nasıl destek topladı?

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Al Majalla)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Al Majalla)

İbrahim Celal

Hürmüz Boğazı’ndan Babu’l Mendeb’e uzanan ve çok katmanlı bir baskı oluşturan bu hat, küresel enerji ihtiyaçlarının yanı sıra Suudi Arabistan’ın stratejik alternatiflerini de hedef alıyor. Bu baskı, Riyad’ın çok katmanlı baskıları göğüslemesini sağlayan boğazlar, boru hatları, müttefikler, havalimanları, enerji tesisleri ve güvenlik ortaklıklarını kapsıyor.

Temmuz ayından bu yana güneyde Yemen’deki Husilerin öncülük ettiği, kuzeyde ise başta Ketaib Hizbullah olmak üzere Iraklı milislere dayanan bu kampanya, Riyad’ın sahip olduğu her yedek seçeneği daraltmayı amaçlıyor. Ancak bu ölçekte bir zorlama, karşı bir güç oluşmasına da yol açabilir. İran, Husiler ve İran destekli Iraklı milisler Hürmüz ve Babu’l Mendeb’i, Suudi Arabistan’ın enerji altyapısını, boğazları aşmaya yönelik alternatifleri ve deniz ulaşım özgürlüğünü tek bir savaş alanında birleştirdikçe, küresel güçlerin her krizi ayrı ayrı değerlendirmesi veya bunun kendilerini etkilemediğini ileri sürmesi daha da zorlaşıyor. Tam da bu nedenle, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) desteğiyle Husilerin Kızıldeniz kıyısı ile Babu’l Mendeb Boğazı üzerindeki son hakimiyet hamlesi, iki boğaz ve aşılması uluslararası müdahaleyi gerektirecek eşikler üzerinden bir zorlama tuzağı oluşturuyor.

Suudi Arabistan ve küresel enerji piyasaları üzerinde çok katmanlı maliyetler oluşturan, DMO’nun yönlendirdiği ve öncelikle Riyad’a, ardından da stratejik seçeneklerine baskı kurmak üzere tasarlanan yatay tırmanma stratejisi, önemli bir risk de barındırıyor. Bu risk, bölgedeki güvenliğin uluslararasılaştırılması yoluyla Suudi Arabistan’ın askeri hazırlıklarını ve güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmesini hızlandırmak ve İran ekseninin etkisizleştirmeyi umduğu dış desteği özellikle yeniden bölgeye çekmekten oluşuyor. Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yaptığı ‘sıfır saati’ konuşmasının da gösterdiği üzere, bu gelişmeler Suudi Arabistan’ın Yemen hükümetine verdiği desteği de artırıyor.

Husiler ön saflarda yer alıyor

İran tarafından desteklenen Husiler, hem denizde hem de havada bu tırmanma yapısının merkezinde yer alıyor. Temmuz ayında Abha ve Cizan çevresinde Suudi Arabistan-Husi cephesinin yeniden açılmasıyla birlikte, eylül ayında da 19 Eylül itibarıyla Taif, Mekke’ye giriş noktaları ve başkent Riyad’a yönelik saldırılar düzenlendi. Denizde ise Husiler, temmuz ortasından bu yana Suudi Arabistan’a karşı ‘deniz ablukası’ uygulamaya çalışırken 10 gemiyi hedef aldı, birini batırdı ve toplam 16 denizci ile kurtarma görevlisinin ölümüne veya yaralanmasına yol açtı.

9 Eylül’de Irak’tan düzenlenen ve Husi milislerinin Kızıldeniz’in güney kıyılarına ve Babu’l Mendeb Boğazı’na doğru ilerleyişiyle aynı zamana denk gelen saldırı, DMO’nun hedeflerine ilişkin iyi bir örnek.

Yenilenen saldırıların Kızıldeniz boyunca tehdit seviyesini yükseltmesi, sigorta ve navlun maliyetleri ile taşıma sürelerini artırması ve Babu’l Mendeb’e kıyasla Süveyş Kanalı’na daha fazla bağımlılık yaratması doğal bir sonuç oldu. Babu’l Mendeb’teki deniz trafiği, kriz öncesi seviyelere kıyasla yaklaşık yüzde 69 azalmış durumda.

Horizon Brief’e göre, 3 Temmuz ile 26 Eylül arasında Suudi Arabistan topraklarında meydana gelen saldırıların incelenmesi, en az 37 hedef bulunduğunu ortaya koyuyor. Bunların 33’ü açık şekilde Husilerle, dördü ise Irak merkezli unsurlarla bağlantılı. Özellikle Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının toplam sayısı, temmuzdaki 6 ve ağustostaki 8 saldırıdan 26 Eylül itibarıyla hedef alınan bölgelere göre kaydedilen 26 saldırıya çıkarak yüzde 333 arttı.

Toplam sayıları sınırlı olsa da 9 Eylül’de Irak'tan fırlatılan insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen ve üç pompalama istasyonunda hasara yol açarak Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nı geçici olarak devre dışı bırakan saldırılar, tehdit ekseninin coğrafi kapsamını genişletti ve kesintinin etkisini artırdı. Suudi Arabistan’ın doğusundaki sahalardan Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu’ya bin 200 kilometre boyunca uzanan bu hat, günde yaklaşık 4 ila 5 milyon varil petrol taşıyor. Bu miktar, küresel ham petrol arzının yüzde 4 ila 5’ine denk geliyor ve ihracatın Hürmüz Boğazı’nı bypass ederek gerçekleştirilmesine imkân sağlıyor.

CDFRTH
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, 4 Ekim 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’dan halka seslendiği bir televizyon konuşması yaptı. (Reuters)

Hedefler açıktı: Suudi Arabistan’ın stratejik derinliğine baskı uygulamak, hava savunma sistemlerini yormaya çalışmak ve Riyad’ın Yemen hükümetine verdiği desteğe ilişkin seçeneklerini daraltmak. El-Alimi’nin kapsamlı bir askeri operasyonun başlatılması için yaptığı ‘sıfır saati’ konuşması dikkate alındığında, Husi milisleri şu ana kadar Riyad’ın stratejik yönelimini değiştirmeyi başaramadı.

İki boğaz üzerinden enerji alanında kurulan zorlama tuzağı

9 Eylül’de Irak’tan düzenlenen ve Husi milislerinin Kızıldeniz’in güney kıyılarına ve Babu’l Mendeb Boğazı’na doğru ilerleyişiyle aynı zamana denk gelen saldırı, DMO’nun hedeflerine ilişkin iyi bir örnek. 11 Eylül itibarıyla Husiler, DMO ve Hizbullah unsurlarının desteğiyle Babu’l Mendeb’in kuzeyinde ve boğazın ortasında bulunan stratejik Zukar, Haniş ve Mayyun adalarının yanı sıra el-Muha, Huha ve Hays ile Zubab bölgelerini kontrol altına almıştı.

Riyad’a yönelik artan desteğin artık açıkça ortada olduğu görülüyor. G7, Husi saldırıları ile Babu’l Mendeb Boğazı, enerji güvenliği ve küresel tedarik zincirleri arasında açıkça bir bağlantı kurdu.

Kıyı şeridi ile gemilerin geçtiği uluslararası su yolundaki bu genişletilmiş kontrol, İran’ın Arap Yarımadası ve boğazları ile küresel enerji akışları üzerindeki nüfuzunu daha da pekiştirirken, bölgesel güvenlik sorununu da giderek ağırlaştırıyor. Babu’l Mendeb’e mümkün olduğunca yaklaşılması, Husiler ve DMO’nun gözetleme kapasitesini artırıyor, saldırı ve erken uyarı sürelerini kısaltıyor ve tanksavar güdümlü füzeler ile roketatarlar dahil doğrudan ateşli silahların konuşlandırılmasına imkân sağlıyor. Bu durum ayrıca İHA’lar, füzeler, roketler, patlayıcı yüklü tekneler ve deniz mayınları açısından gözetleme ile ateş açma arasındaki süreyi kısaltıyor. Söz konusu unsurlar, Kızıldeniz’deki deniz ulaşımını zaten uzak mesafelerden aksatıyordu.

Fiziksel varlığın ötesindeki stratejik önem ise boğaz çevresinde risk yaratma kapasitesinin artırılması ve Husilerin sınır ötesi İHA ve füze kabiliyetlerini sürdürmelerini sağlayacak yasa dışı silah akışının güvence altına alınmasında yatıyor.

D7UKJ
1 Ekim 2026 tarihinde, Yemen’in Taiz kentinde olduğu belirtilen bir bölgede, Yemen hükümet güçlerinin Husi milislerinin unsurlarını, teçhizatını ve hareketlerini hedef alan saldırılar olarak nitelendirdiği patlamaların ardından yükselen duman (Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Ofisi / Reuters)

2024 ve 2025 yıllarında karşılaştıkları uluslararası saldırı ve savunma tepkilerinin farkında olan Husiler, Babu’l Mendeb’e doğru ilerlemelerinin siyasi sonuçlarını sınırlamak amacıyla meseleyi ayrı bir dosya olarak ele almaya çalıştı. Eylül ayında elde ettikleri bölgesel kazanımların ardından söylemlerinde uluslararası deniz ulaşımının hâlâ güvenli olduğu konusunda ısrar ederken, Suudi Arabistan’la bağlantılı gemilere yönelik kısıtlamaları sürdürdüler. Temsilcileri ayrıca Maskat’ta ABD’li yetkililerle bir araya gelerek Washington’a Amerikan deniz taşımacılığının hedef alınmayacağı güvencesini verdi. Benzer mesajlar, şu anda Aspides Operasyonu’na katılan askeri gemilerin sayısını artırmayı değerlendiren Avrupa Birliği (AB) ülkelerine de iletildi. Husiler, iki boğazdaki krizin ve Hürmüz’e alternatif enerji taşıma güzergahına yönelik doğrudan saldırıların etkisine rağmen Batılı güçleri süreçten uzak tutmaya çalışarak ABD, İngiltere ve AB’nin destek sunma ihtimalini açıkça azaltmaya çalışıyor.

DMO’nun iki boğaz üzerinden çok sayıda cephede yürüttüğü kampanya ise bu hedefin sürdürülebilirliğini giderek azaltıyor. Bir başka kritik geçiş noktasının ele geçirilmesi ve krallığın Hürmüz risklerine karşı güvence olarak elinde tuttuğu stratejik alternatifin hedef alınması, Hürmüz’deki baskının sürmesiyle birleştiğinde, çok katmanlı saldırıların alternatifleri daha az güvenilir ve dayanıklı hale getirmeye çalıştığı bir dönemde boru hattının ve Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirilen enerji akışlarının değerini artırıyor.

Tahran’ın Hürmüz’ü kapatmasına gerek olmadığı gibi Husilerin ve Iraklı milislerin de sırasıyla her gemiyi hedef alması veya her enerji boru hattını imha etmesi gerekmiyor. Yatay baskının asıl etkisi, her üç seçeneği aynı anda risk altında bırakmasından kaynaklanıyor. Bu durum, Suudi Arabistan’ın sahip olduğu alternatiflerin çokluğunu stratejik bir kırılganlığa ve savunmasızlığa dönüştürüyor. Bir Husi saldırısı ya da Iraklı milislerin düzenlediği bir saldırı Suudi Arabistan-Husi veya Riyad-Bağdat sorunu olarak, Hürmüz ise ABD-İran-İsrail çatışmasının bir parçası olarak sınıflandırılabilse de, üç hedefin aynı enerji sistemini tehdit etmesiyle Husilerin dosyaları birbirinden ayırma çabası başarısız oluyor.

Gerilimi artırma tuzağı

Savunma ve saldırı kapasitesini çeşitlendiren Yemen hükümeti ile Riyad’a yönelik artan desteğin etkisi şimdiden açıkça görülüyor. G7 ülkeleri, 22 Eylül’de yayımladıkları bildiride Husilerin saldırıları ile Babu’l Mendeb’i, enerji güvenliğini ve küresel tedarik zincirlerini açıkça birbirine bağladı. İngiltere ve Fransa ise operasyonel düzeyde daha ileri giderek Suudi Arabistan’a savunma taahhütlerinde bulundu ve bölgesel istikrarsızlığın kendi ekonomileri ile küresel sorumlulukları üzerindeki etkisine işaret etti.

iran’ın Arap Yarımadası’nın iki ana enerji arterini ve küresel enerji akışının yüzde 30’undan fazlasını kontrol etmesi, stratejik riskleri artırıyor. Bu durum, Yemen’in öncülüğünde, uluslararası destek ve bölgesel koordinasyonla yürütülecek bir süreci gerektiriyor.

Londra, Suudi savaş uçaklarına havada yakıt ikmali yapmak üzere Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait Voyager uçağını göndermeye başlarken, Paris de Yanbu üzerinden gerçekleşen enerji akışlarını güvence altına almak ve Suudi Arabistan’ın kapasitesini güçlendirmek amacıyla radarlar, gözetleme ekipmanları ve savunma sistemleri konuşlandırma niyetini açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, Husilere yönelik yeni bir saldırı dalgasını değerlendirirken el-Alimi ile de telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Washington ayrıca Suudi Arabistan ve Yemen hükümetlerine istihbarat ile hedef belirleme desteğini artırdı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın diğer iki müttefiki Türkiye ve Pakistan da Husi saldırılarını kınayarak Suudi Arabistan’a destek verme taahhüdünde bulundu; iki ülke sessiz bir şekilde askeri ve istihbarat desteğinin yanı sıra silah transferi de sağlıyor.

SCDFRGTH
3 Ekim 2026’da, şiddetli çatışmaların sürdüğü bir ortamda, Taiz şehrinin batısındaki Cebel Han cephesi yakınlarında Yemen hükümetine bağlı askerler bir kamyonetle ilerliyorlar. (AFP)

Bu durum, Husileri zayıflatmak amacıyla kapsamlı bir savaşa doğrudan dahil olunması seviyesine henüz ulaşmamış olsa da uzak durmak ve harekete geçmemek açıkça stratejik bir seçenek değil. DMO, Husiler ve Irak’taki Haşdi Şabi’nin küresel enerji güvenliği ve Kızıldeniz’deki ticaret açısından oluşturduğu artan tehditler, ortada bir pozisyonu sürdürmeyi giderek zorlaştırıyor. DMO’nun yönlendirdiği ve Suudi Arabistan’ın bağımlılığını derinleştirmeyi amaçlayan çok cepheli kampanya ise Riyad’ın bu bağımlılığı azaltma motivasyonunu güçlendiriyor. Bunun sonucunda Suudi Arabistan, Husiler ve DMO’nun Babu’l Mendeb’i ele geçirmesi etrafında uluslararası desteği harekete geçirerek stratejik seçeneklerini artırıyor. Başka bir ifadeyle, Tahran, Husiler ve Iraklı milisler Suudi Arabistan’ın seçeneklerini daraltmada ne kadar başarılı olursa, diğer ülkelerin meşru hükümet ve Riyad’la stratejik bir hizalanma oluşturması için de o kadar fazla gerekçe ortaya çıkıyor. Bu da Suudi Arabistan’ın stratejik seçeneklerini yeniden genişletiyor.

İlerlemek

Batı politikası açısından soru, Husilerin Yemen ve Kızıldeniz için uzun vadeli bir tehdit oluşturup oluşturmadığı değil; Washington’ın Yemen, Kızıldeniz, Hürmüz, Suudi Arabistan’ın enerji güvenliği ve bölgesel bağlantı projelerini birbirinden ayrı dosyalar olarak görmeye devam edip edemeyeceğidir.

Bunların hiçbiri, Husilere karşı yeni ve koordinasyondan yoksun bir ABD hava harekâtı çağrısı anlamına gelmiyor. Kısa süreli ve bölgesel olarak koordine edilmeyen operasyonların, Husileri güvenilir biçimde zayıflatmak yerine cesaretlendirme ve onların direniş ve güç söylemlerini besleme riski taşıdığı dikkate alınmalı. Bunun yerine, Husilerin İran’ın ayakta kalan ve sınır ötesinde faaliyet gösterme kapasitesi en yüksek unsuru olduğu gerçeğinin kabul edilmesi gerekiyor. Husiler, Babu’l Mendeb’ten Hürmüz’e uzanan iki boğaz krizinin ortasında bir başka stratejik geçiş noktasını kontrol ediyor. İran ekseni de alternatifleri dört yönden hedef alarak küresel enerji piyasalarındaki aksaklıkları azami seviyeye çıkarmaya çalışıyor. İran’ın Arap Yarımadası’nın iki ana enerji damarındaki ve küresel enerji akışlarının yüzde 30’undan fazlasındaki nüfuzu, stratejik riskleri artırıyor. Bu durum, Husileri geri püskürtmek ve nihayetinde zayıflatmak, hatta mümkünse yenilgiye uğratmak amacıyla Yemen’in öncülük ettiği, uluslararası destek gören ve bölgesel olarak koordine edilen bir süreci gerekli kılıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independet Arabia’dan aktardığı analize göre İran’ın yarımadanın güney ucunda güç projeksiyonu için kullandığı araçların ortadan kaldırılması, İran’ın kendisini doğrudan hedef almaktan daha güvenilir bir şekilde zayıflatabilir. Aynı şekilde, uygun kaynaklar ve strateji birbiriyle uyumlu hale getirildiği takdirde Yemen’in Kızıldeniz kıyısının yeniden ele geçirilmesi bir ay içinde gerçekleştirilebilir. El-Alimi’nin bugün ülkenin geri kalanını kurtarmak ve devlet otoritesini ülke genelinde yeniden tesis etmek amacıyla kapsamlı bir askeri girişim başlatıldığını duyurması, uluslararası stratejik desteği hak eden, bölgesel olarak desteklenen bir Yemen girişiminin başlangıcını oluşturuyor.


Koalisyon, deniz güvenliğini korumak için Hudeyde’de operasyon düzenledi

Tümgeneral Türki el-Maliki, Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun sözcüsü (Şarku’l Avsat)
Tümgeneral Türki el-Maliki, Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun sözcüsü (Şarku’l Avsat)
TT

Koalisyon, deniz güvenliğini korumak için Hudeyde’de operasyon düzenledi

Tümgeneral Türki el-Maliki, Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun sözcüsü (Şarku’l Avsat)
Tümgeneral Türki el-Maliki, Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun sözcüsü (Şarku’l Avsat)

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, deniz kuvvetlerinin deniz ulaşım güvenliğini koruma hedefi kapsamında Hudeyde vilayetinde askeri operasyon düzenlediğini açıkladı.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, pazartesi akşamı X platformunda yaptığı paylaşımlarda, operasyon kapsamında terörist Husi milislere ait meşru askeri hedeflerin imha edildiğini belirtti.

Sözcü Maliki, Güney Kızıldeniz’deki su yollarını hedef alması planlanan yakın saldırıların engellendiğini ifade ederek silah depoları, patlayıcı yüklü insansız botların bulunduğu depolar ve deniz mayınlarının imha edildiğini bildirdi.

Koalisyon daha sonra Sana’da bir balistik füze fırlatma platformunun ve Saada’da dağlık bir bölgede bulunan ve 20 balistik füzenin yer aldığı bir deponun imha edildiğini açıkladı.

Koalisyon, pazartesi günü daha önce yaptığı açıklamada, Yemen hükümetinin devlet kurumlarını ve Husilerin kontrolündeki toprakları geri almak amacıyla başlattığı Yemen’in Şafağı operasyonunun ilk saatlerinde 100 savaş uçağının operasyona katıldığını duyurmuştu.

El-Maliki, koalisyonun Yemen Silahlı Kuvvetlerine sahada 24 saat hava desteği sağladığını belirterek hava kuvvetlerinin BabulMendeb Boğazı’nın güvenliğini sağladığını kaydetti.

Koalisyon Sözcüsü ayrıca operasyonun başlamasından bu yana 324 önemli hedefin imha edildiğini belirterek hareketli hedeflere yönelik müdahalenin sürdüğünü vurguladı.


Yemen ordusunun hızlı manevrasıyla Zubab ve BabulMendeb  yeniden ele geçirildi

Yemen ordusu inisiyatifi yeniden ele geçirerek batı kıyısını kurtarma operasyonu başlattı (Askeri medya)
Yemen ordusu inisiyatifi yeniden ele geçirerek batı kıyısını kurtarma operasyonu başlattı (Askeri medya)
TT

Yemen ordusunun hızlı manevrasıyla Zubab ve BabulMendeb  yeniden ele geçirildi

Yemen ordusu inisiyatifi yeniden ele geçirerek batı kıyısını kurtarma operasyonu başlattı (Askeri medya)
Yemen ordusu inisiyatifi yeniden ele geçirerek batı kıyısını kurtarma operasyonu başlattı (Askeri medya)

Yemen hükümet güçleri pazartesi günü ülkenin batı kıyısında yeni bir cephe açarak Zubab ilçesi ile BabulMendeb  bölgesinin kontrolünü ele geçirdi. Sahadaki bu önemli gelişme, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin devlet kurumlarını yeniden tesis etmek ve Husilerin kontrolüne son vermek amacıyla Yemen Şafağı operasyonunu başlatmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Bu sırada Taiz'in güney kırsalında şiddetli çatışmalar devam ederken Husiler, Taiz kentini güneydeki Turbe kenti ve Lahic ile Aden'in de bulunduğu hükümet kontrolündeki bölgelere bağlayan ana yolu kesmeye çalıştı.

Yemen hükümet güçleri, BabulMendeb  Boğazı'na kıyısı bulunan Zubab ilçesinde geniş çaplı bir askeri operasyon düzenlediğini açıkladı. Operasyon kapsamında sahada bir kuşatma manevrası gerçekleştirilerek stratejik noktalara ulaşıldığı, Zubab ilçesi ile havalimanının kontrol altına alındığı ve Zubab ile Muha arasındaki yolun kesildiği bildirildi. Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Kurmay Albay Macid en-Nezili ise Vatan Kalkanı Güçleri ile Amalika Tugaylarının BabulMendeb 'in kontrolünü tamamen sağladığını açıkladı.

Gelişme, El-Alimi'nin Yemen Şafağı operasyonunun başlatıldığını duyurmasının ardından geldi. El-Alimi, operasyonun devlet kurumlarını yeniden tesis etmeyi, başkent Sana'yı kurtarmayı ve terörist Husilerin darbesine son vermeyi amaçladığını söyledi. El-Alimi, silahlı kuvvetler ve askeri oluşumların kardeş ve dost ülkelerin desteğiyle devletin yeniden tesis edilmesi yönünde ilerleyeceğini belirtti.

btrn
Yemen Amalika Tugayları ve Vatan Kalkanı Güçleri, batı kıyısına doğru «Yemen Şafağı» operasyonunu başlattı (Yerel medya)

Nezili, hükümet güçlerinin Husilerin kapasite ve unsurlarını hedef almak amacıyla operasyonu geniş çaplı olarak başlattığını söyledi. Gerçekleştirilen kuşatma manevrasının ardından BabulMendeb 'in kontrol altına alındığını belirten Nezili, Zubab Havalimanı'nın da güçlerin kontrolüne geçtiğini, Zubab ile Muha arasındaki yolun kesilerek ateş kontrolü altına alındığını ifade etti.

Nezili, yüzlerce Husi unsurunun Zubab bölgesinde kuşatıldığını belirterek bu kişilere teslim olmaları çağrısında bulundu. Nezili ayrıca bazı Husi unsurlarının kuşatılmalarının ardından teknelerle deniz yoluyla kaçtığını söyledi.

Yemen hükümet güçleri tarafından yapılan resmi açıklamada ise Vatan Kalkanı Güçleri ile Amalika Tugaylarının halk direniş güçlerinin desteği ve hava koruması altında, Husilerle yaşanan çatışmaların ardından Zubab ilçesi ile BabulMendeb  çevresindeki stratejik noktaları kurtardığı bildirildi.

hyju
Taiz cephelerinde hükümet güçleri ile Husiler arasında şiddetli çatışmalar (AFP)

Bir askeri kaynak, operasyonlarda Husi saflarında ölü ve yaralıların bulunduğunu, çok sayıda araç, ekipman ve askeri teçhizatın imha edildiğini veya kullanılamaz hale getirildiğini söyledi. Kaynak, güçlerin bölgedeki tarama ve güvenlik operasyonlarını sürdürdüğünü ve ikmal yollarını kestiğini belirtti.

1122 hedefe yönelik operasyon

Batı kıyısındaki saldırıyla eş zamanlı olarak Yemen Silahlı Kuvvetleri, son dönemde Husilerin Saada, Cevf, Taiz ve kıyı cephelerindeki mevzi ve kapasitesine karşı 1122 hassas hedefleme operasyonu gerçekleştirdiğini açıkladı.

Nezili, operasyonlarda topçu mevzileri, roketatarlar, savunma tahkimatları, yaklaşma ve ikmal yolları, takviye birlikleri ve askeri yığınakların yanı sıra komuta ve kontrol merkezlerinin hedef alındığını söyledi. Operasyonlarda savaş uçakları, insansız hava araçları, topçu birlikleri, füzeler, roketatarlar ve keskin nişancıların kullanıldığı belirtildi.

Yemen Silahlı Kuvvetlerinin açıkladığı bilançoya göre operasyonlarda 1747 Husi unsuru etkisiz hale getirildi. Ayrıca 364 araç, ekipman, askeri araç ve ikmal aracının imha edildiği veya kullanılamaz hale getirildiği bildirildi.

cdfv
Taiz'de Yemen güçleri birden fazla cephede Husilerle çatışıyor (AFP)

Batı kıyısında yeni bir cephe açılması, operasyonların seyri açısından dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Hükümet güçleri, Taiz çevresinde ve güneydeki yollarda Husilerin ilerleme girişimlerine karşı koymakla sınırlı kalmak yerine Zubab ve BabulMendeb  ekseninde harekete geçerek Husilerin kıyıdaki ikmal hatlarını doğrudan baskı altına alıyor.

Taiz baskı altında

Öte yandan Taiz, çatışmaların ana merkezlerinden biri olmaya devam ediyor. Vilayetin güney ve batısındaki Şimayiteyn, Mevasıt ve Muafir ilçeleri ile diğer cephelerde çatışmalar sürüyor.

Askeri kaynaklar, hükümet güçlerinin bazı cephelerde inisiyatifi yeniden ele geçirdiğini ve Husi sızma girişimleri ile saldırılarını püskürttüğünü belirtti. Saha kaynakları ise Şimayiteyn bölgelerinde çatışmaların devam ettiğini aktardı. Buna göre Husiler batı yönünden ilerleyerek Taiz kentini ilçe merkezi Turbe'ye ve güneyde Lahic ile Aden'e bağlayan ana yolu kesti.

Bu çatışmalar, çok sayıda cepheden baskı altında bulunan Taiz kenti açısından özel önem taşıyor. Husilerin çatışmaları kentin güney ve batı kırsalına yayma ve kentin hükümet kontrolündeki bölgelerle bağlantısını kesme girişiminde bulunduğu belirtiliyor. Saha kaynakları ayrıca Taiz kırsalındaki Ulyum bölgesine doğru Husi hareketliliği yaşandığını, kent çevresindeki çatışmaların da sürdüğünü bildirdi.

Taiz'in güney kırsalındaki çatışmalar son iki günde şiddetlenmişti. Hükümet güçleri saldırı ve sızma girişimlerinin püskürtüldüğünü açıklarken askeri kaynaklar, pusu, keskin nişancı ateşi, insansız hava araçları, doğrudan çatışmalar ve hava saldırıları sonucunda Husilerin ağır kayıplar verdiğini belirtti.

Hükümet güçleri, Taiz'deki çatışmaların tüm cephelerde inisiyatifi yeniden ele geçirmeye yönelik daha geniş kapsamlı bir planın parçası olduğunu belirtiyor. Husi grubunun ise son dönemde batı kıyısında elde ettiği kazanımları korumaya ve Taiz kentine batı ve güney yönlerinden baskı uygulamaya çalıştığı ifade ediliyor.

Seferberlikten saldırıya

Zubab'daki saldırı, El-Alimi'nin devlet topraklarının geri kalanını yeniden ele geçirmek ve ülkenin tamamında devlet otoritesini tesis etmek amacıyla askeri operasyonların başlatıldığını açıklamasından 24 saatten kısa süre sonra gerçekleşti.

El-Alimi, silahlı kuvvetler, güvenlik güçleri ve diğer askeri oluşumlara görevlerini yerine getirmeleri yönünde talimat verildiğini belirterek savaşın devlet kurumlarını yeniden tesis etmeyi amaçladığını vurguladı. El-Alimi, operasyonun Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan halka karşı, herhangi bir mezhep veya kabileye yönelik bir savaş olmadığını söyledi.

El-Alimi ayrıca sivrilere askeri mevzilerden, toplanma noktalarından ve ikmal yollarından uzak durmaları ve çocuklarının çatışmalara sürüklenmesini engellemeleri çağrısında bulundu. Silah bırakarak Husiler adına savaşmaya son verenlerin güvenli şekilde geri dönmelerinin sağlanacağı yönündeki devlet taahhüdünü yineledi.

Hükümet güçleri ve halk direnişine yönelik mesajında El-Alimi, görevin yalnızca toprakları geri almakla sınırlı olmadığını, devlet otoritesinin de bu bölgelere yeniden taşınmasını kapsadığını belirtti. El-Alimi, sivillerin ve mülklerin korunması, hukuka uyulması, intikam alınmaması ve masumlara yönelik saldırılardan kaçınılması çağrısında bulundu.

Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Komutanlığı da El-Alimi'nin konuşmasının ardından Yemen güçlerine operasyonel destek sağlanacağını açıkladı. Koalisyon, devletin ve kurumlarının yeniden tesis edilmesine ve Husi grubunun deniz ulaşımının serbestisi üzerindeki tehdidinin sona erdirilmesine kadar Yemen hükümetinin yanında olmaya devam edeceğini bildirdi.