ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Irak... Baskılara yanıt vermek ile dengeyi yeniden sağlamak arasında ez-Zeydi’nin görevden almaları

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, hükümet üyelerinin onaylanması için düzenlenen parlamento oturumuna katıldı, Bağdat, 15 Ekim 2026. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, hükümet üyelerinin onaylanması için düzenlenen parlamento oturumuna katıldı, Bağdat, 15 Ekim 2026. (Reuters)
TT

Irak... Baskılara yanıt vermek ile dengeyi yeniden sağlamak arasında ez-Zeydi’nin görevden almaları

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, hükümet üyelerinin onaylanması için düzenlenen parlamento oturumuna katıldı, Bağdat, 15 Ekim 2026. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, hükümet üyelerinin onaylanması için düzenlenen parlamento oturumuna katıldı, Bağdat, 15 Ekim 2026. (Reuters)

Rüstem Mahmud

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin, Ulusal İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile Başbakanlık Ofisi Müdürü İhsan el-Avadi’yi de kapsayan bir dizi görevden alma kararı, bu adımların arka planına ilişkin çeşitli soruları gündeme getirdi. Söz konusu kararların, Irak’ı çevreleyen ciddi bölgesel gerilimlerin ve İran’a yakın Şii silahlı grupların silahsızlandırılması konusundaki keskin anlaşmazlıklar nedeniyle ülkedeki iç kutuplaşmanın derinleştiği bir dönemde alınması dikkat çekti.

Bu çerçevede, Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın üst düzey bir Iraklı siyasi kaynak, kararların alınmasına zemin hazırlayan koşullara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinde önemli bir görev üstlenmiş olan kaynak, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın görevden alınmasının bir yönüyle, Koordinasyon Çerçevesi içindeki siyasi bileşenler arasında üst düzey güvenlik makamlarının dağılımında yeniden denge sağlama ihtiyacıyla bağlantılı olduğunu belirtti. Kaynak, özellikle Kanun Devleti Koalisyonu’na bağlı Yaser el-Maliki’nin İçişleri Bakanlığı görevine getirilmesinin ardından bu ihtiyacın öne çıktığını ifade etti. Kaynağa göre görevden alma kararı, İstihbarat Teşkilatı’nın Irak’tan komşu ülkelere yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını engelleyememesi üzerine de alınmış olabilir. Başbakanlık Ofisi Müdürü’nün görevden alınmasını ise ez-Zeydi’ye yönelik bölgesel ve Amerikan baskıları ile tavsiyelerine bağlayan kaynak, bu çevrelerin el-Avadi’yi, ikili görüşmelerin tüm ayrıntılarını Irak’ın iç işlerine müdahil olan bölgesel bir ülkeye aktaran isim olarak gördüğünü kaydetti.

Köklü güvenlik değişiklikleri

Başbakanın mevcut adımları köklü ve kapsamlı olsa da ekim ayının başında başlattığı sürecin devamı niteliğinde. Ez-Zeydi, ekim ayının başlarında Başbakanlık Ofisi’nde görev yapan yaklaşık 70 danışman, uzman ve özel personelin sözleşmelerini feshetmişti. Söz konusu kişiler, ülkedeki en hassas alanlarda Başbakanlık kurumlarını ve bu kurumların denetim mekanizmalarını yönetiyordu. Bu alanlar arasında güvenlik, sağlık, eğitim, dış ilişkiler, ekonomi politikaları, Başbakanlık ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasındaki ilişkiler ve vilayetlerle ilişkiler yer alıyordu. Ez-Zeydi, bu isimlerin yerine ülkenin başlıca toplumsal ve siyasi kesimlerini temsil eden dört yardımcısını atadı. Her birine ülkedeki önemli bir idari dosyanın takibini üstlenme görevi verdi.

Bu gelişmeler, ez-Zeydi’nin geçtiğimiz temmuz ayının ortalarında güvenlik ve askerî alanlarda aldığı ve bu iki hassas dosyanın denetiminde ‘Başbakanlığın merkezî rolünü’ artırmayı amaçlayan bir dizi kararın ardından geldi. Ez-Zeydi, ülkenin üç üst düzey güvenlik kurumunun denetimini birleştirerek Irak Anayasası uyarınca Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla bunları kendi ofisine bağladı. Bu kapsamda, o dönemde kamuoyuna açıklanmayan iç düzenlemelerle Müşterek Harekât Komutanlığı Ofisi, Başkomutanın Özel Ofisi ve Ulusal Harekât Merkezi’ni kendisine bağlı tek bir ofis altında birleştirme kararı aldı. Yeni ofisin görevi; İçişleri ve Savunma bakanlıkları, İstihbarat Teşkilatı, Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Terörle Mücadele Kurumu, Haşdi Şabi Komisyonu, Sınır Kapıları Komisyonu ve Askerî Sanayileşme Kurumu’nun çalışmalarını denetlemek ve takip etmek olacaktı. Başbakanlık, ilgili bakanlıklar ve kurumların yanı sıra Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Ofisi gibi bağlantılı birimlere de söz konusu idari talimatı göndererek bu doğrultuda hareket etmelerini istedi. Ez-Zeydi daha sonra Terörle Mücadele Kurumu Başkanlığı ve Federal Polis teşkilatında yeni atamalar yaptı. Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci ile Ulusal Güvenlik Teşkilatı Başkanı Abdulkerim el-Basri’yi görevden alan ez-Zeydi, Kasım el-Abudi’yi Ulusal Güvenlik Danışmanı, Basim el-Bedri’yi ise Ulusal Güvenlik Teşkilatı Başkanı olarak atadı.

Şarku’l Avast’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Başbakanın yeni kararları daha köklü adımlar içeriyordu. Bu kapsamda İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri’nin görevine derhal son verildi ve yerine yeni bir isim atanana kadar görevlerini bizzat başbakanın üstleneceği açıklandı. Şatri, mevcut görevinin yanı sıra Irak’ın Suriye Özel Temsilcisi olarak da görev yapıyordu. Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Bağdat ile Şam arasındaki ilişkilerin normalleşmesinde ve gerginliğin azaltılmasında önemli bir rol oynamıştı. Ancak görevden alınması, ez-Zeydi’nin Suriye ve Lübnan’a gerçekleştireceği ziyaretlerden yalnızca birkaç gün önce geldi. Ez-Zeydi ayrıca, Başbakanlık Ofisi Müdürü İhsan el-Avadi’yi görevden alarak bu göreve, daha önce Ticaret Bakanlığı bünyesinde idari bir görev yürüten Reşad Halef Haşim’i atadı. Bakanlık düzeyinde bir statüye sahip olan Başbakanlık Ofisi Müdürlüğü görevindeki el-Avadi, Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçlere yakınlığıyla tanınıyordu. Teknokrat bir isim olarak değerlendirilen Haşim ise Irak Ticaret Bakanlığı Şirketler Sicili Dairesi Müdürü olarak görev yapıyordu.

cdf
Irak Başbakanlık Ofisi Müdürü (sağda) ve İran’ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Sadık, 11 Temmuz 2023 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen törende imzalanan ikili anlaşmaları birbirlerine teslim ederken (AFP)

Bu gelişmelerle bağlantılı olarak, Irak’ın güneyindeki Meysan İl Meclisi Başkanı Mustafa Duveyr, Başbakanın İran sınırındaki Şeyb Sınır Kapısı’nı kapatma kararını reddettiğini açıkladı. Kararın başbakanın yetkilerini aştığını savunan Duveyr, vilayetteki ana yolları kapatma ve hatta sivil itaatsizliğe başvurma tehdidinde bulundu. Ayrıca başbakanı dolaylı olarak Amerikan talimatlarına boyun eğmekle suçladı. Ez-Zeydi’yi başbakanlık makamına taşıyan Koordinasyon Çerçevesi’nin başlıca bileşenlerinden Bedir Örgütü, Duveyr’e destek verdi. Ancak Irak mahkemelerinden biri Duveyr hakkında tutuklama kararı çıkardı. Gözlemciler, Duveyr’in açıklamalarını ve Bedir Örgütü’nün bu açıklamalara verdiği desteği, Irak Başbakanı’nın ülke içindeki İran nüfuzunu sınırlandırma girişimlerine karşı İran’ın kendi araçlarını harekete geçirme çabası olarak değerlendirdi. Duveyr, yayımladığı bir açıklamada yargının karşısına çıkmayı kabul ettiğini belirtirken, Şeyb Sınır Kapısı’nın kapatılmasına karşı tutumunu yineledi. Duveyr, “Meysan Harekât Komutanlığı’nın hakkımdaki tutuklama kararını uygulamak üzere harekete geçirilmesine gerek yok. Çünkü ben bir suçlu ya da kanun kaçağı değilim; Meysan vilayetinin yasama organını temsil ediyorum. Ben devlet adamıyım, köklü ve saygın bir aşiretin mensubuyum. Ayrıca saygın bir siyasi ve cihatçı yapıya mensubum” ifadelerini kullandı.

Karar alma süreçlerinin merkezileştirilmesi ve denge oluşturulması

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın olan ve önceki hükümette üst düzey bir görev üstlenmiş Iraklı siyasi kaynak, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, başbakanın yeni kararlarının arka planını ve hangi koşullarda alındığını değerlendirdi. Kaynak, kararların birbirinden ayrılarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak, bunların tek bir çerçevede değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti ve şu ifadeleri kullandı: “İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı açısından bakıldığında, bu kararın bir yönüyle Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçler arasında yeniden denge sağlama ihtiyacına yanıt olarak alındığı görülüyor. Zira Kanun Devleti Koalisyonu, İçişleri Bakanlığı görevini elde etti. Koordinasyon Çerçevesi’ndeki güçler arasında uzun yıllardır uygulanan teamüle göre, ittifak bünyesindeki hiçbir blok dört önemli makamdan ikisini aynı anda üstlenmiyor. Bu makamlar İçişleri Bakanlığı, İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Parlamento Güvenlik ve Savunma Komisyonu Başkanlığı ile Haşdi Şabi Komisyonu Başkanlığı’ndan oluşuyor. Son aylarda yaşanan değişiklikler, İçişleri Bakanlığı ve Haşdi Şabi’deki gelişmeler de dahil olmak üzere, İstihbarat Teşkilatı’nın üst yönetiminin yeniden şekillendirilmesini gerekli kıldı. Ancak yeni başkanın kim olacağı, bu adımın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bir grubun lehine mi işleyeceğini, böylece Kanun Devleti Koalisyonu ve Nuri el-Maliki ile denge mi kurulacağını, yoksa ittifak dışından bir ismin mi göreve getirileceğini belirleyecek. Gündeme gelen isimlerden biri, halihazırda ABD’de yaşayan Talib Şegati. Şegati’nin atanması, ez-Zeydi’nin güvenlik ve askerî kurumlarda denge oluşturma ve İran’a yakın isimlerin nüfuzunu sınırlama yönünde belirgin bir eğilim taşıdığı anlamına gelecektir. Şegati, 2004-2009 yılları arasında bu görevi yürüten Muhammed eş-Şehvani’den bu yana İran’a yakın siyasi güçlerin kabul etmediği çevrelerden gelecek ilk isim olacak. Eş-Şehvani, dönemin Başbakanı Nuri el-Maliki aracılığıyla İran’ın güvenlik teşkilatı üzerindeki nüfuzunu gerekçe göstererek görevinden istifa etmişti.”

svfbg
Dönemin Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Irak Ulusal İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri, Bağdat’ta istihbarat teşkilatına ait bir binaya düzenlenen İHA saldırısının yol açtığı hasarı inceledikten sonra düzenlenen toplantıda, 22 Mart 2026 (AFP)

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “Başbakanlık Ofisi Müdürü meselesi de aynı çerçevede değerlendirilmeli. ABD Başkanı Donald Trump, son ABD ziyareti sırasında ez-Zeydi ile baş başa görüşmeyi tercih etti. Ez-Zeydi’nin bölge ülkelerine gerçekleştirdiği ziyaretlerde de aynı durum tekrarlandı. Bu da Başbakanlık Ofisi Müdürü’ne duyulan güvenin sınırlı olduğuna işaret ediyor. Bu nedenle ez-Zeydi, özellikle kendisine yakın yürütme kadrosunda yalnızca kendi belirlediği isimleri göreve getirebileceği mesajını vermeye çalışıyor. Ancak bu girişim, belirgin zorluklarla karşılaşmadan ilerleyemeyecek. Meysan İl Meclisi Başkanı’nın açıklamaları ve eylemleri gibi gelişmeler, başbakanın İran’ın nüfuzunu sınırlandırma ve silahlı grupları silahsızlandırma yönündeki politikalarının yalnızca İran ve bu gruplar tarafından değil, bazı toplumsal tabanlar, siyasi güçler ve yerel aktörler tarafından da reddedildiğini gösteriyor. Bu kesimler, söz konusu silahları Şii yönetiminin devamlılığını güvence altına alan bir unsur olarak görüyor ve mevcut durumu uzun süre oyalayıcı hamlelerle sürdürebileceklerini düşünüyor.”

Statü mücadelesi

Araştırmacı Muhammed el-Meşhedani, bu kararları Irak başbakanlarının görevdeyken yaşadığı ve ‘geleneksel dönüşümler’ olarak nitelendirdiği süreçle ilişkilendiriyor. El-Meşhedani, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Genellikle Irak başbakanları, göreve geldikten birkaç ay sonra Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçlere karşı kendilerini koruyacak bazı adımlar atmaya çalışıyor. Bu süreçte, kontrolünü kendi ellerinde toplamaya çalıştıkları kurumların başında İstihbarat Teşkilatı geliyor. Çünkü bu kurum, İran nüfuzunun dışında kalarak kurumsal yapısını görece koruyabilmiş Irak kurumlarının başında geliyor. Bunu Hamid eş-Şatri’nin mesleki geçmişi üzerinden de anlamak mümkün. Eski Başbakan Mustafa el-Kazımi, İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı görevinden başbakanlığa geçti. Görev süresi boyunca teşkilat başkanlığına kimseyi atamadı ve bu makamı kendi elinde tuttu. Görev süresinin bitimine üç ay kala ise Başbakanlık Ofisi Müdürü Raid el-Cuhi’yi bu göreve getirdi. Muhammed Şiya es-Sudani göreve geldiğinde, o sırada Ulusal Güvenlik Teşkilatı Başkanı olan eş-Şatri’yi görevden aldı. Ancak Koordinasyon Çerçevesi’nin baskıları sonucunda eş-Şatri’yi daha üst bir makama, İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na yeniden atadı. Buna rağmen İstihbarat Teşkilatı, İran’a yakın güçlerin ciddi şüphelerini çekmeye devam etti. Bu nedenle kurum, rolünden kuşku duyan ve ABD’ye yakın unsurlar tarafından güçlendirildiğini düşünen çevrelerce 2021’in sonlarında ve 2026’nın başlarında birden fazla kez bombalı saldırıların hedefi oldu. Bu durum, teşkilatı her başbakan için ilk başvurulan ve değişmeyen bir dayanak haline getiriyor. Ez- Zeydi de aynı yolu izledi.”


Bağdat ve Şam, istikrarı güvence altına alacak bir ilişkiler sistemi kuruyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)
TT

Bağdat ve Şam, istikrarı güvence altına alacak bir ilişkiler sistemi kuruyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)

Şam ve Bağdat’ın, ortak ekonomik ve güvenlik çıkarlarına dayalı stratejik bir ortaklık kurma yönünde ilerlediğine işaret eden gelişmeler yaşanıyor. Şam’daki kaynaklar, Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi’nin dün Şam’a gerçekleştirdiği ziyaretin, iki ülke ilişkilerinin yakın ve uzun vadeli geleceği açısından, ziyaretin dayandığı hedeflerin gerçekleşmesi hâlinde, “köklü bir dönüm noktası” oluşturduğunu belirtti.

Ziyaretin önemini artıran unsur, Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Irak federal hükümetinin başındaki bir ismin Suriye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret olması. Ziyaret aynı zamanda, iki taraf arasında dışişleri bakanları ve istihbarat yetkilileri düzeyinde gerçekleştirilen karşılıklı temasların yansıttığı siyasi ilişkilerdeki ve güvenlik koordinasyonundaki kademeli iyileşmenin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Jusoor Araştırmalar Merkezi’nden Abdülvehhab Asi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yakınlaşmaya geçen haziran ayında ortak koordinasyon için bir üst komite kurulması konusunda varılan mutabakatın da eşlik ettiğini belirtti. Asi, terörle mücadele, sınır ötesi kaçakçılığın önlenmesi ve DEAŞ tutuklularına ilişkin dosyada sahadaki iş birliğinin geliştirildiğini, ayrıca Irak akaryakıtının tankerlerle Banyas’a taşınarak ihraç edilmesine yönelik uygulamanın başarılı olduğunu ifade etti.

Şara-Zeydi görüşmesine Suriye tarafından dışişleri, adalet, enerji ve maliye bakanları; Irak tarafından ise başbakan yardımcısı ve ekonomi işlerinden sorumlu yetkililer, dışişleri, maliye, petrol ve adalet bakanları ile diğer yetkililer katıldı. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Şara-Zeydi görüşmesine Suriye tarafından dışişleri, adalet, enerji ve maliye bakanları; Irak tarafından ise başbakan yardımcısı ve ekonomi işlerinden sorumlu yetkililer, dışişleri, maliye, petrol ve adalet bakanları ile diğer yetkililer katıldı. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Araştırmacı Asi’ye göre Zeydi’nin ziyareti ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile görüşmesi, iki ülkenin siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında uygulanabilirliğini sınadığı iş birliği süreçlerine devlet başkanlığı düzeyinde siyasi destek sağlıyor. Bu durum, ortak ekonomik ve güvenlik çıkarlarının Bağdat ile Şam arasında güven oluşturma ve ilişkileri geliştirme kapasitesinin arttığını gösteriyor.

Şam’daki Nahda Araştırmaları Merkezi Başkanı Abdülhamid Tevfik ise Suriye ve Irak’ın ortak noktalarının yanı sıra birbirinden farklılaştıkları konuların da bulunduğunu belirterek, ziyareti “köklü bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

Tevfik, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, iki ülkenin ortak özelliklerinden birinin, her ikisinin de bölgesel ve uluslararası güçler açısından birer gerilim odağı ve nüfuz mücadelesi alanı olarak görülebilmesi olduğunu söyledi. Bölgesel gerilimlerin iki ülke arasındaki temasları geciktirebileceğini belirten Tevfik, buna karşılık Türkiye gibi bölgesel aktörlerin ve özellikle ABD gibi uluslararası güçlerin, iki komşu ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşmasında çıkarı bulunduğunu ifade etti. Tevfik, ABD’nin ilerleyen dönemde bölgedeki askerî ve güvenlik varlığını azaltabileceğine yönelik işaretlere de dikkat çekti.

Suriye’nin Tartus ilindeki Banyas petrol tesisinde Irak’tan gelen tankerler benzinle dolduruluyor (DPA)
Suriye’nin Tartus ilindeki Banyas petrol tesisinde Irak’tan gelen tankerler benzinle dolduruluyor (DPA)

Petrol ve enerji alanında iş birliği

Şam’daki hükümete yakın kaynaklar, Irak heyetinin ziyaret sırasında başta petrol ve enerji olmak üzere bir dizi kritik konuyu ele aldığını bildirdi. Görüşmelerde Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaştırılması için alternatif ihracat güzergâhlarının güvence altına alınması ve stratejik Kerkük-Banyas petrol boru hattının yeniden işler hâle getirilmesi amacıyla mutabakat zabıtlarının imzalanması konuları öne çıktı.

Projenin, aralarında ABD merkezli Chevron’un da bulunduğu büyük bölgesel ve uluslararası şirketlerle hayata geçirilmesi bekleniyor.

İki ülke arasındaki ticari ilişkiler de ele alındı. Son aylarda Suriye-Irak sınırındaki taşımacılık trafiğinde hızlı bir artış yaşanırken, ithalat, ihracat ve transit taşımacılık kapsamında Irak’tan Suriye’ye 140 binden fazla kamyonun geçtiği bildirildi.

Suriye ile Irak arasında 600 kilometreden uzun bir sınır bulunuyor. Bu sınırın kontrol altında tutulması, bölgesel jeopolitik istikrarın temel unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor. Görüşmelerde ayrıca yatırım projeleri için güvenli bir ortam oluşturulması, su güvenliği, tarım ve yaklaşık 80 ila 100 milyon dönüm olduğu tahmin edilen ortak tarım arazileri ele alındı.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani eşliğinde Şam’daki Emevi Camii’ni ziyaret etti (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani eşliğinde Şam’daki Emevi Camii’ni ziyaret etti (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Suriye ve Irak hükümetleri, Irak’taki Fav Limanı’ndan Suriye’deki Tartus Limanı’na uzanacak lojistik bağlantı hatlarını geliştirmeyi hedefliyor. Bu adımla Körfez ülkelerinin pazarlarının Suriye üzerinden Batı pazarlarına bağlanması amaçlanıyor.

Ticari yakınlaşmadan ekonomik bütünleşmeye

Suriye ve Irak arasındaki ekonomik ilişkilerde hızlanan olumlu gelişmelere rağmen iş birliğinin ağırlıklı olarak ticari alanda yoğunlaştığı belirtiliyor. Şam’daki ekonomik kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, yakınlaşmanın bölgesel gerilimler ve Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle zorunlu hâle gelen bir iş birliğine dönüştüğünü ifade etti.

Kaynaklar, ortak bir tarihe ve coğrafyaya sahip iki komşu ülkenin, bu iş birliğini üretim sektörlerini de kapsayan bir ekonomik bütünleşmeye dönüştürmesi gerektiğini vurguladı. Böyle bir bütünleşmenin, her iki ülkenin ihtiyaç duyduğu sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayacağı belirtildi. Bölgesel ve uluslararası siyasi sorunların ise tarihsel olarak iki ülke arasında sürdürülebilir ekonomik bütünleşmenin önünde engel oluşturduğu kaydedildi.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, dün Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi’yi karşıladı. Ziyaret, Zeydi’nin Şam’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, dün Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi’yi karşıladı. Ziyaret, Zeydi’nin Şam’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Araştırmacı Abdülhamid Tevfik, iki ülke arasındaki ilişkilerin arzu edilen düzeye ve kısa sürede ulaşmasını engelleyebilecek çok sayıda sorun bulunduğunu belirtti.

Tevfik’e göre Irak açısından başlıca engellerden biri İran. Tahran’ın Suriye-Irak ilişkilerinin istikrara kavuşmasından yana olmadığı ve bölgedeki kuşatma ve olası savaş ihtimali karşısında kendi hedeflerini gerçekleştirmek için Irak’taki nüfuz ağlarını etkin tutmaya çalıştığı değerlendiriliyor. Suriye açısından ise İsrail’in ülkenin farklı alanlarında gerilim ve istikrarsızlık yaratma çabaları öne çıkıyor.

Tevfik, ekonomik iş birliğinin siyasi ilişkilerin geliştirilmesi için temel bir dayanak oluşturabileceğini belirtti. Güvenlik alanında da iki ülkenin ortak tehditlerle karşı karşıya bulunduğunu ve birlikte hareket edebilecek kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

Suriye sınırında hareket hâlindeki Irak’a ait kamyonlar ve askerî araçlar (AFP).
Suriye sınırında hareket hâlindeki Irak’a ait kamyonlar ve askerî araçlar (AFP).

Bu tehditlerin başında DEAŞ geliyor. Örgüt mensuplarının hem Irak’ta hem de Suriye’de tutuklu bulunduğuna dikkat çeken Tevfik, bazı Avrupa ülkelerinin vatandaşlarını geri almayı reddetmesinin ciddi bir sorun yarattığını söyledi. Tevfik, bu kişilerin iki ülke açısından “patlamaya hazır bir bomba” niteliği taşıdığını ifade etti.

Tutuklular ve dinî ziyaretler gündemde

Ziyaret sırasında ele alınan başlıca konulardan biri de Irak’ta tutuklu bulunan ve sayılarının 3 bini aştığı belirtilen Suriyelilerin durumuydu. Suriye tarafı, bu kişilerin ülkelerine geri gönderilmelerine zemin hazırlamak amacıyla hukuki statülerinin sınıflandırılmasını talep etti.

Irak tarafı ise Şii dinî makamlarına yönelik ziyaretlerin yeniden başlatılması ve ziyaretçilerin güvenliğinin sağlanması konusunu gündeme getirdi.

Mevcut gelişmeler, Şam ve Bağdat’ın ortak çıkarları önceleyen bir diplomasi izleme ve ilişkilerde istikrarı güvence altına alabilecek bir güvenlik ve ekonomi sistemi oluşturma konusunda kararlı olduklarını gösteriyor.

Araştırmacı Abdülhamid Tevfik, siyasi iradenin mevcut olması ve gelecekte iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşmasında çıkarı bulunan Arap, bölgesel ve uluslararası aktörlerin desteğinin sürmesi hâlinde, ilişkilerin geleceğine ilişkin beklentilerin umut verici olduğunu ifade etti.


Lübnan: Hizbullah’ın patlayıcılarıyla bağlantılı 7 şüpheli hakkında yakalama ve arama kararları uygulanıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan: Hizbullah’ın patlayıcılarıyla bağlantılı 7 şüpheli hakkında yakalama ve arama kararları uygulanıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan yargısı, Hizbullah’a ait Dahir el-Beydar patlayıcıları dosyasında olayla bağlantılı olduğu belirtilen 7 kişiyi tespit etti. Şüpheliler hakkında kısa süre içinde dava açılması bekleniyor. Askerî Mahkeme nezdindeki hükümet komiseri Yargıç Claude Ganem’in, şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulunulması amacıyla ön soruşturma dosyalarını teslim alması bekleniyor.

Bir kişinin daha gözaltına alındığına ilişkin haberler gündeme gelirken, hâlihazırda tutuklu bulunan “A.K.” ve “H.A.” baş harfleriyle anılan iki şüphelinin yanı sıra yeni bir kişinin de yakalandığı öne sürüldü. Ancak adli bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada gözaltıların “hâlen iki kişiyle sınırlı olduğunu” belirtti.

Kaynak, soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğundan şüphelenilen 5 kişinin daha kimliğinin tespit edildiğini doğruladı. Bu kişiler arasında, Hizbullah bünyesinde güvenlik görevlisi olduğu belirtilen ve patlayıcıları Baalbek’te teslim ettiği şüphesi bulunan “Sacid” adlı kişinin de yer aldığı belirtildi. “Zülfikar” kod adıyla anılan ve yine güvenlik yapılanması içinde konumu bulunduğu belirtilen diğer kişinin ise patlayıcıları Beyrut’un güney banliyölerinde teslim almasının planlandığı ifade edildi.