ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Suveyda'nın konumunu zayıflatan bir kumar ve ağır bir siyasi bedel olarak İsrail'den medet ummak

ABD’nin Kudüs'teki Büyükelçiliği önünde, Suriye'deki Dürzilere ABD’nin destek vermesi talebiyle düzenlenen gösteride, Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
ABD’nin Kudüs'teki Büyükelçiliği önünde, Suriye'deki Dürzilere ABD’nin destek vermesi talebiyle düzenlenen gösteride, Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
TT

Suveyda'nın konumunu zayıflatan bir kumar ve ağır bir siyasi bedel olarak İsrail'den medet ummak

ABD’nin Kudüs'teki Büyükelçiliği önünde, Suriye'deki Dürzilere ABD’nin destek vermesi talebiyle düzenlenen gösteride, Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
ABD’nin Kudüs'teki Büyükelçiliği önünde, Suriye'deki Dürzilere ABD’nin destek vermesi talebiyle düzenlenen gösteride, Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)

Haydar el-Gazban

Suveyda'daki kanlı olayların üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçerken ve giderek daha tehlikeli ve karmaşık hale gelen bölgesel bir atmosferde “Yeni Suriye'nin bir parçası olması için sunulan çok sayıda girişime, anlaşmaya ve fırsata rağmen bu vilayet nasıl bu noktaya geldi?” sorusu ortaya çıkıyor.

Bugün belki de gerçekleri duygusallıktan uzak bir şekilde okumak ve temel bir siyasi gerçeği açığa çıkarmak için olayların kronolojisine dönmek mümkün. Sorun çözümlerin eksikliği değil, başarısızlığa uğramasıydı.

Devlet projesine entegre olmanın önündeki temel engel Şam ile Suveyda arasındaki iletişimsizlik değil, başka bir projeye hizmet etmek amacıyla varılan mutabakatların defalarca kez bozulması sonucunda ortaya çıkan güven eksikliğiydi.

Daha da önemlisi Suveyda'daki bazı kesimlerin, Lübnan'ın güneyinden başlayıp Hermon Dağı (Cebel eş-Şeyh) eteklerinden ve güney Suriye'den geçerek Ebu Zuhur Havaalanı'na kadar uzanan bir güvenlik kuşağı inşa etmeyi amaçlayan İsrail projesine dahil olmasıydı.

Arzulanan çözüm

Baba-oğul Esed rejimi 8 Aralık 2024 tarihinde düştüğünde Suriye için yeni bir sayfa açıldı. Onlarca yıllık diktatörlük ve savaş sarmalından çıkan ülke, devleti yeni temeller üzerinde yeniden inşa etmek için tarihi bir fırsatla karşı karşıyaydı. Suveyda ise tarihi rolü ve rejimin düşmesinden önceki iki yıl boyunca sürdürdüğü sivil hareket sayesinde, Şam'daki modern devlet ile diğer bölgeler ve bileşenler arasında dengeli bir ilişkinin modeli olmaya elverişliydi.

Rejimin düşmesinin ilk günlerinden itibaren geçici hükümet ile Şeyh Hikmet el-Hicri arasındaki temaslar yoğunlaştı ve her iki tarafın elçileri karşılıklı ziyaretlerde bulundu. Bu süreçte, Suveyda’nın tek bir Suriye devleti çatısı altındaki kendine has yapısını güvence altına alacak bir formüle ulaşmak amacıyla çok sayıda siyasi ve güvenlik odaklı toplantı gerçekleştirildi.

Ulusal güçlerin ve dini otoritelerin büyük çoğunluğu Şam ile varılan mutabakatları pekiştirmeye ve uygulama mekanizmalarını ele almaya çalışırken gerilimi tırmandıran, çelişkili bir söylem ve mutabakatların hayata geçirilmesinden kaçınma şeklinde kendini gösteren başka durumlar gün yüzüne çıkmaya başladı.

Geçtiğimiz yılın ocak ayı başlarında temel bazı mutabakatlara varıldı. Bunların en dikkat çekeni, polis ve güvenlik güçlerinin Suveyda halkından oluşturulması ve yerel grupların, silahlarını il sınırları içerisinde muhafaza etmeleri kaydıyla Savunma Bakanlığı kadrolarına dahil edilmesinin yanı sıra birtakım idari ve hizmet odaklı düzenlemeler yapılmasıydı.

Özellikle de ilin o dönemde her bölgeden ve kesimden gelerek Kerame Meydanı'na akın eden tüm Suriyeliler için bir cazibe merkezi oluşturduğu göz önüne alındığında bu formül, şüpheleri gidermek ve tek bir devlet çatısı altında karşılıklı güven inşa etmek adına arzulanan çözüm niteliğindeydi.

Mutabakatları bozma silsilesi

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Ulusal güçlerin ve dini otoritelerin büyük çoğunluğu Şam ile varılan mutabakatları pekiştirmeye ve uygulama mekanizmalarını ele almaya çalışırken, gerilimi tırmandıran, çelişkili bir söylem, mutabakatların hayata geçirilmesinden kaçınma ve nihayetinde bunların defalarca kez bozulmasına yol açan başka olgular gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu sürece, Suveyda’da meydana gelen ve o dönemde kamuoyu tarafından pek anlaşılamayan ‘şüpheli’ olaylar da eşlik etti.

31 Aralık 2024 gecesi, Şeyh el-Hicri'nin yakınlarından birinin talebi üzerine Suveyda'daki silahlı grupların veya sivil aktörlerin haberi olmaksızın Şam'dan gönderilen bir polis gücü ilin eteklerine ulaştı. Şam yönetimi bu durumun (yerel güçlerin habersiz olduğunun) farkına vardığında ise konvoya geri dönme emri verildi.

dfeve
Suveyda şehrinin batısındaki Bedevi aşiretlerinden iki savaşçı, 19 Temmuz 2026 (AFP)

Kıyı bölgesi olaylarının ardından ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi'nin Şam ile ilk anlaşmasını imzalamasından kısa bir süre sonra, 12 Mart 2025 tarihinde Şeyh Hicri'nin evinde Suveyda temsilcileri ile Vali Mustafa Bakkur arasında resmi bir mutabakat zaptı imzalandı. Ancak 24 saat bile geçmeden oğlu Selman, babasının anlaşma içeriğine baskı altında onay verdiğini bahane ederek mutabakattan geri adım attıklarını duyurdu. Bu olay bir istisna değil, defalarca kez tekrarlanan bir tutumdu.

Şeyh Hicri, Netanyahu'nun İsrail'in Suriyeli Dürzileri koruyacağına dair yaptığı birtakım açıklamalarla eş zamanlı olarak Şam'a karşı söylemini birçok kez sertleştirdi. 25 Nisan 2025'te ise eşi benzeri görülmemiş bir ısrarın sonucunda, Suriyeli şeyhlerden oluşan geniş bir heyetin işgal altındaki Filistin'de bulunan Şuayb Peygamber Türbesi'ne ziyareti organize edildi. Zamanlaması ve yarattığı görüntü itibarıyla şüpheli olan bu hamle, Dürziler ile Suriye halkının diğer kesimleri arasına nifak tohumları ekmeyi amaçlıyordu.

İki gün sonra, Dürzi bir lidere ait olduğu öne sürülen ve Hazreti Muhammed’e hakaret içeren bir ses kaydının ortaya çıkması Şam kırsalında büyük bir gerginliğe yol açarak Caramana ve Eşrefiyye Sahnaya'da çatışmaların patlak vermesine neden oldu. Yoğun temasların ardından 30 Nisan'da bir ateşkes sağlandı. Bu ateşkes Caramana'da korunurken Eşrefiyye Sahnaya'da ihlal edildi. Bunun ardından Genel Güvenlik güçlerinin şehre girmesiyle onlarca kişi hayatını kaybetti.

Ertesi sabah Şeyh el-Hicri, uluslararası koruma talep ettiği bir bildiri yayımladı ki bu durum bizzat Suveyda içinde geniş çaplı itirazlara yol açtı. Aynı günün öğleden sonrasında dini ve sosyal otoriteler ile ulusal silahlı gruplar Ayn ez-Zaman makamında bir araya gelerek bölünme ve ayrılıkçılığı reddeden, Şam ile diyaloğa bağlı kalınmasını ve Suveyda halkından oluşan polis ve güvenlik güçlerinin konuşlandırılmasını da içeren önceki anlaşmaların uygulanmasını vurgulayan ‘1 Mayıs Bildirgesi’ni yayımladılar. Toplantıya katılan ve bildiriyi onaylayan ŞEyh el-Hicri, ertesi gün yine bundan caydı.

Birkaç gün sonra sivil aktörlerden oluşan bir heyet Şeyh el-Hicri'ye, bir gün içinde (yaklaşık ellisi Şam-Suveyda yolunda olmak üzere) yüz elliye yakın Dürzi'nin hayatını kaybetmesine rağmen İsrail'in kılını bile kıpırdatmadığını hatırlatarak kendilerine vaat edilen uluslararası korumanın nerede olduğunu sordu. Şeyh el-Hicri'nin yanıtı ise “Koruma yüz ya da iki yüz ölü için gelmez... İki ya da üç bin kişi öldüğünde neler olacağını bekleyin ve görün” şeklinde oldu.

Şehy el-Hicri’nin sözlerinin tehlikesi, SDG’nin lağvedildiğinin duyurulmasıyla ve son askeri gerginliğin ardından Suriyeli ve İsrailli yetkililerin bir araya geldiği yüz yüze görüşmeyle aynı zamana denk gelmesinde yatıyor.

Adeta programlanmış cayma hamleleri, sivilleri hedef alan katliamların yaşandığı ve yüzlerce masumun hayatını kaybettiği kanlı temmuz olayları sırasında bir kez daha tekrarlandı. Olayların kıvılcımını, Dürziler ile bölgedeki Bedeviler arasında tezgahlanan bir dizi gelişme oluşturdu. Bunların iki taraf arasında çatışmalara dönüşmesi, Şam yönetimini Şeyh el-Hicri ve ilin sivil aktörleriyle koordinasyon halinde müdahale etmeye sevk etti.

Şeyh el-Hicri, 15 Temmuz sabahı İçişleri ve Savunma bakanlıklarına bağlı güçlerin bölgeye girişini memnuniyetle karşıladığını belirten, silahlı grupları silahlarını teslim etmeye ve direniş göstermemeye çağıran bir bildiri yayımladıktan sonra sadece birkaç saat içinde yeni bir bildiri daha yayımlayarak bu kez söz konusu güçlere karşı koyma ve onlarla savaşma çağrısı yaptı.

Şam ile müzakerelerden ayrılıkçılığa

Geçtiğimiz yılın temmuz ayında yaşanan katliamlar, Dürzi bilincinde bir dönüm noktası oluşturdu ve devlet fikriyle aralarında büyük bir kopuş yaşanmasına zemin hazırladı. Şam yönetiminin Suveyda'da askeri çözüme başvurarak hata yaptığını itiraf etmesine, siyasi çözüm için ABD-Ürdün-Suriye yol haritası ile Suveyda olaylarına ilişkin Birleşmiş Milletler (BM) raporunun yayımlanmasına ve Şam hükümetinin faillerden hesap sorma taahhüdüne rağmen... çözüm uzak bir ihtimal olarak kalmaya devam etti.

Suveyda'da ayrılıkçıların sesleri yükseldi ve bu süreç, Şeyh el-Hicri'nin sözde ‘Başan Devleti’ni ilan etmesiyle zirveye ulaştı. Başan, Cebel el-Arab'ın (Arap Dağı) İbranice adıdır. Şeyh el-Hicri, bu yılın başlarında bir İsrail gazetesine verdiği röportajda, Esed rejiminin devrilmesinden yıllar önce İsraillilerle iletişim ve koordinasyon halinde olduğunu itiraf etti.

Tablo netleşti ve İsrail'in, Beşşar Esed rejiminin çöküşünün arifesinde ‘Başan Oku’ adını verdiği askeri bir operasyonla başlattığı yayılmacı projesine hizmet etmesi için Dürzileri kullanmasındaki rolü gün yüzüne çıktı. Öyle ki İsrail, Suriye ordusunun varlıklarını tahrip etmiş, Suriye'deki Hermon Dağı tepelerinin büyük bir kısmını işgal etmiş ve Kuneytra ile Dera illerinde devam eden askeri ilerleyişinin ortasında başkent Şam'ın eteklerine kadar dayanmıştı.

Dolayısıyla yaşananlar, çöküş sonrası dönemin yönetimine dair sıradan bir anlaşmazlık, siyasi kazanımlar elde etmeye yönelik bir müzakere veya yönetimde ortaklık talebinden ibaret değildi. Aksine Suveyda Dürzileri, amacı Suriye'nin güneyindeki nüfuz haritalarını yeniden çizmek olan daha geniş kapsamlı bir projede kullanıldılar. Dürzilerin bedelini kanlarıyla ve tarihi birikimleriyle ödedikleri bu projeden elde edebildikleri yegâne şeyse, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek sözde bir devlet vaadi oldu.

Şeyh el-Hicri ve ileriye kaçış politikası

Şeyh el-Hicri, Suriye'nin istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme konusunda birleşen tüm uluslararası ve bölgesel mesajları okuyamadı. Suveyda Dürzilerini kendi emellerini hayata geçirmek için rehin alarak Suriye'nin güneyindeki İsrail projesinin mızrak ucu şeklindeki sorunlu konumunda -bilerek ve tasarlayarak- kalmayı tercih etti.

sdfvbg
Suriye'deki Dürzi toplumunun liderlerinden Şeyh Hikmet el-Hicri, Suriye'nin Süveyda kentinde Reuters haber ajansına verdiği bir röportaj sırasında, 20 Şubat 2025 (Reuters)

Suriye'nin kuzeydoğusunda Mazlum Abdi'nin yaptığı gibi çözümün bir parçası olmak ve Suveyda'yı bu ölümcül çıkmazdan kurtarmaya katkıda bulunmak yerine ‘Dürzilerin İsrail devletinin bir parçası olduğu’ yönünde şüpheli bir açıklama yaptı. Bu durum, Suriye içinde ve dışındaki Dürzilerin tepkisine yol açtı. Dürziler bu sözleri, geçmişte ‘İslam'ın Kılıcı’ olarak anılan köklü Arap Ma'rufi topluluğunun (Dürzilerin) tarihi rolünün ve hakikatin bir çarpıtılması olarak değerlendirdiler.

Şeyh el-Hicri'nin sözlerinin tehlikesi, SDG’nin lağvedildiğinin açıklanmasıyla ve İsrail'in Ebu Zuhur Havaalanı'nı bombalaması sonucu yaşanan son askeri tırmanışın ardından Suriyeli ve İsrailli yetkilileri bir araya getiren doğrudan görüşmeyle aynı zamana denk gelmesinde yatıyor. Şayet bu açıklama, taraflar arasında bir anlaşmaya varılması yönündeki ABD arzusunu sekteye uğratmak amacıyla İsrail'in talebi üzerine yapıldıysa bu bir felakettir. Yok eğer ayrılıkçı projesinin önündeki ufkun kapandığına dair inancının (çaresizliğinin) bir sonucuysa, o zaman felaket çok daha büyüktür.

Velid Canbolat: İsrail projesine karşı erken uyarı

Lübnanlı Dürzi lider Velid Canbolat'ın tutumu, yaklaşan tehlikeleri öngörme konusunda en net ve ileri görüşlü duruş olarak öne çıktı. Nitekim rejimin devrilmesinin ilk günlerinden itibaren Dürzi toplumunun kendine has yapısının istismar edilerek ne kendi mensuplarına ne de Suriye'ye hizmet edecek dış projelere dahil edilmeye çalışılmasına karşı uyarılarda bulundu. Canbolat, rejimin çöküşünden iki haftadan kısa bir süre sonra Şam'a gerçekleştirdiği ziyarette, Dürzilerin her zaman Suriye ulusal kimliğinin bir parçası olduğunu vurguladı.

Suveyda'nın geleceği Suriye'nin dışında değil, tam kalbinde inşa edilir ve Suriye'nin birliği, krizler ne kadar çetin olursa olsun, tüm evlatları için yegâne güvence olmaya devam edecektir.

Geçtiğimiz yılı boyunca olayların gelişmesiyle birlikte Canbolat, İsrail'e bel bağlama konusundaki uyarısını pek çok kez yineleyerek Suriye'nin güneyindeki İsrail projesinin Dürzileri korumaktan ziyade Suriye'yi parçalamayı, nüfuz alanları ve birbiriyle çatışan izole yapılar kurmayı amaçladığını vurguladı. Canbolat'ın duruşu sabitti; Dürziler için devlet çatısı dışında bir koruma, birleşik bir Suriye dışında da Süveyda için bir gelecek yoktu.

Daha sonra Suveyda olaylarıyla ilgili şeffaf ve bağımsız bir soruşturma yürütülmesinin gerekliliğini vurgulamak, faillerin hesap vermekten ve ‘cezalandırılmaktan’ kaçmamasını sağlamak amacıyla BM ve ilgili uluslararası komiteler de dahil olmak üzere ilgili uluslararası mercilerle temaslar ve görüşmeler sürdürüldü. Canbolat ve ekibinin savunduğu temel fikir netti; kan üzerine gerçek bir uzlaşma inşa edilemez ve hakikat bütünüyle ortaya çıkarılıp kurbanlar için adalet sağlanmadan olaylar sayfası kapatılamazdı.

Zira adalet uzlaşmanın zıddı değil, onun ilk şartıdır.

Bir yılın ardından çıkarılan dersler ve bir model olarak SDG’nin lağvedilmesi

Trajedinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra gerçekler, Suveyda halkının büyük çoğunluğunun ayrılıkçı fikri benimsemediğini, vesayet talep etmediğini ve Suriye ulusal aidiyetinden vazgeçmediğini ortaya koyuyor. Gerçekler ayrıca, Şam ile bir çözüme ulaşmak için sunulan fırsatların çok sayıda olduğunu ve bunların büyük bir kısmının, anlaşmalar ile mutabakatlardan defalarca geri adım atılması ve bunların bozulması nedeniyle sekteye uğradığını da gösteriyor.

sdfvghyju
Suveyda’nın güneyindeki Dürzi savaşçıların havadan çekilmiş bir fotoğrafı, 17 Temmuz 2025 (AFP)

Bugün, yaşanan onca şeye rağmen, uygulanabilir yegane yolun ana hatları net görünüyor. Hakikati açığa çıkaracak şeffaf bir soruşturma, tüm faillerden kesin bir şekilde hesap sorulması, yapıcı bir diyalog, tüm kesimler arasında gerçek bir uzlaşı, Şam ile sürdürülebilir mutabakatlar ve Suveydalıları yeni Suriye'nin inşasına fiili katılımı. ABD ve Ürdün himayesinde üzerinde uzlaşılan yol haritası ile İlerici Sosyalist Parti’nin Suriye'nin bütünlüğünü, siyasi çözümü, diyaloğu ve uzlaşmayı teyit eden 15 Ağustos 2025 tarihli bildirisinde daha önce öne sürdüğü hususlar da bu durumla örtüşmektedir.

Ayrılıkçı projelere ve dış himayelere gelince, tecrübeler bunların güvenlik veya istikrar değil, aksine daha fazla kan ve acı getirdiğini ve er ya da geç sona ermeye mahkum olduklarını kanıtladı. Yalnızca sakin ve sorumlu bir diyaloğa dayanan bir uzlaşı, çözümleri şekillendirebilir, ortaklığı pekiştirebilir ve rolü koruyabilir. Kürtlerle varılan nihai anlaşma, Suriye devletine ve kurumlarına tam entegrasyon ile SDG’nin lağvedilmesi de örnek alınacak bir modeldir.

Belki de en önemli sonuç, ‘Suveyda’nın geleceği Suriye'nin dışında değil, tam kalbinde inşa edilir ve Suriye'nin birliği, krizler ne kadar çetin olursa olsun, tüm evlatları için yegane güvence olmaya devam edecektir’ sonucudur.


İsrail’in ‘uçurtmalar’ hakkındaki tehditleri nedeniyle Gazze’deki çocuklar oyun alanlarını kaybetti

Gazze Şeridi’nde uçurtmalarını tutan Filistinli çocuklar (DPA)
Gazze Şeridi’nde uçurtmalarını tutan Filistinli çocuklar (DPA)
TT

İsrail’in ‘uçurtmalar’ hakkındaki tehditleri nedeniyle Gazze’deki çocuklar oyun alanlarını kaybetti

Gazze Şeridi’nde uçurtmalarını tutan Filistinli çocuklar (DPA)
Gazze Şeridi’nde uçurtmalarını tutan Filistinli çocuklar (DPA)

Artık uçurtma uçurmak da yok. Gazze Şeridi’ndeki çok sayıda çocuk gibi 10 yaşındaki Ahmed Hamdune’nin de bu basit eğlencesi elinden alındı. Yıllarca süren savaş ve zorunlu yerinden edilmenin acısını yaşayan çocukların çocuklukları büyük ölçüde tahrip olurken, İsrail’in uçurtmaları hedef alacağı yönündeki tehditleri de peşlerini bırakmıyor.

Sahil şeridinin orta kesimindeki Deyr el-Balah kentine sığınan çocuk, babasının kendisine uçurtmasını uçurmayı yasakladığını söylüyor. Bu kararın, uçurtmaların sınırın İsrail tarafına düşmeye devam etmesi halinde İsrail’in bölgedeki operasyonlarını artıracağı yönündeki tehdidinin ardından alındığını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Hamdune, “İşgal güçlerinin tehditleri nedeniyle babam uçurtmalarımı uçurmamı yasakladı. Çok üzgünüm. Sadece uçurtmalarımızı uçurabilmek için uzun süre çubuk ve naylon topladım, ancak işgal güçleri bunlarla oynamamızı engelledi” dedi.

Hamdune, “Bizden ne istiyorlar? Biz sadece küçük çocuklarız. Evimizi ve mahallemizin tamamını yıktılar. Daha ne istiyorlar?” diye sordu.

Uçurtma uçurmaktan artık korktuğunu kabul eden çocuk, “İsrail ordusu neden uçurtmalardan korkuyor? Bunlar sadece naylon ve ipten ibaret. Kimseye zarar vermek istemiyorum. Sadece dünyanın başka yerlerindeki çocuklar gibi oynamak istiyorum” ifadelerini kullandı.

Hamas ise salı günü yaptığı açıklamada, ‘yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kamplar ve barınma merkezlerindeki halk komitelerinin, çocukların hedef alınmasından endişe ederek uçurtma uçurulmasını engellemeye çalıştığını’ bildirdi.

İsrail, uçurtma, insansız hava aracı (İHA) veya balon uçurulması halinde Gazze Şeridi’ndeki operasyonlarını artıracağı uyarısında bulundu.

‘Özgürlük duygusu’

Bu tehdit, Gazze Şeridi sınırının güney İsrail tarafında bir grup uçurtmanın bulunmasının ardından geldi. Söz konusu bölgeler, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği saldırının yol açtığı büyük travmayı yaşamıştı.

İsrail medyası, cumartesi günü Gazze sınırındaki yerleşimlerde dört uçurtmanın bulunduğunu bildirirken, İsrail ordusu da pazar günü bir başka uçurtmayı düşürdüğünü açıkladı. Böylece son günlerde bulunan uçurtmaların sayısı yaklaşık 10’a ulaştı.

Bu olaylar, geçmiş yıllarda Gazze’den uçurtma ve yangın çıkaran balonların gönderilmesini ve bunların İsrail’in güneyindeki tarım arazilerinde yangınlara yol açmasını yeniden gündeme getirdi.

Haberlere göre İsrail ordusu, patlayıcı taşımayan uçurtmaların gönderilmesinin arkasında Hamas’ın bulunduğuna inanıyor. Ordu, Hamas’ın İsrail’in vereceği tepkiyi test ediyor olabileceği görüşünde.

Ancak Gazze’deki çocuklar açısından uçurtma yapmak, savaşın enkazı arasında biraz olsun mutluluk hissedebilmenin basit bir yoluydu.

11 yaşındaki Yamen el-Mubeyyed, “Uçurtma, kendi ellerimizle yapabildiğimiz ve gökyüzünde uçurduğumuzda bizi mutlu eden tek şey” dedi.

csdvfgrtbhyju
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bir çadırın içinde uçurtma yapan Filistinli bir çocuk (AP)

İsrail’in gözetleme amacıyla kullandığı İHA’ların vızıltısının bile kendisini uçurtma uçurmaktan alıkoymadığını belirten çocuk, uçurtmaların “biz çocukların hâlâ hayatta olduğumuzu hissetmemizi sağlayan ve bize özgürlük duygusu veren tek şey” olduğunu vurguladı.

‘Neşeyi öldürmek’

Ancak aileler açısından bu oyun artık hayatlarını riske atan bir faaliyete dönüşmüş durumda.

Gazze Şeridi’nin kuzeyinden yerinden edilerek Gazze kentinin batısındaki eş-Şati Mülteci Kampı’na gelen 30 yaşındaki Ekrem Ebu Şerh, “Son iki haftadır çocuklarımın ne ipe dokunmasına ne de uçurtma yapmasına izin veriyorum. Elimden bir şey gelmiyor. İşgal güçleri artık uçurtmayı, bir yerleşim bölgesinin tamamını tahliye etmekle tehdit etmek veya buraya füze atmak için yeterli bir gerekçe olarak görüyor” dedi.

Ebu Şerh, “Bunlar askeri hesaplamaları anlayacak yaşta olmayan çocuklar. Onlar uçurtmayı sadece bir oyun ve enerjilerini atmanın bir yolu olarak görüyor. Ben ise ipe dokunup uçurtmayı uçurmalarında ölümü görüyorum” ifadelerini kullandı.

“Çocuklarım bana çok kızıyordu ve oynayacak başka hiçbir şeylerinin olmadığından şikâyet ediyordu” diyen Ebu Şerh, “Onların üzüntüsünü anlıyorum ancak hayatları herhangi bir oyundan daha önemli” diye konuştu.

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’ndan güneydeki Han Yunus kentine yerinden edilen 34 yaşındaki Ümmü Muaz Huveyla ise şunları söyledi: “Çocuklarım uçurtmalarını alıp dışarı çıktığında, onlara yönelik korkudan kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpıyor. Ancak aynı zamanda kuşatma, savaş, çadır ve sıcaktan nefes almakta zorlanan çocuklarımı engelleyemiyorum.”

fbghnjukı
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampında Filistinli bir çocuk uçurtma tutuyor. (AP)

Gazze Şeridi’ndeki barış planının uygulanmasını denetleyen ABD öncülüğündeki Gazze Barış Kurulu da salı günü İsrail’in misilleme saldırıları düzenleme tehdidinin ardından Hamas’ı uçurtma uçurmaması konusunda uyardı.

Buna karşılık Hamas Siyasi Büro Üyesi Basim Naim yaptığı basın açıklamasında, “Savaş suçlusu (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu’yu memnun etme çabalarının, çocukların masum faaliyetlerini silahlı faaliyetler olarak nitelendirecek noktaya varması mümkün mü? Oysa Netanyahu anlaşmaya rağmen her gün öldürme ve yıkım faaliyetlerini sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

Huveyla ise “İşgal güçleri onların kalplerindeki neşeyi öldürmek istiyor. Onlar fazla bir şey istemiyor, sadece bir parça ip ve naylonla bile olsa çocukluklarını yaşamak istiyorlar” değerlendirmesinde bulundu.


Gazze Barış Kurulu’ndan Gazze Şeridi'nde ateşkesin bozulması halinde “geri dönüşü olmayan nokta” uyarısı

İsrail bombardımanı sonucu Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta yaşanan yıkım (AP)
İsrail bombardımanı sonucu Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta yaşanan yıkım (AP)
TT

Gazze Barış Kurulu’ndan Gazze Şeridi'nde ateşkesin bozulması halinde “geri dönüşü olmayan nokta” uyarısı

İsrail bombardımanı sonucu Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta yaşanan yıkım (AP)
İsrail bombardımanı sonucu Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta yaşanan yıkım (AP)

Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov dün, İsrail ile Hamas hareketi arasında Gazze Şeridi'nde sağlanan ateşkesin çökmesi halinde ‘geri dönüşü olmayan noktaya’ gelineceği uyarısında bulundu.

Kıyasıya bir seçim mücadelesi veren İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu ayın başlarında Mladenov tarafından açıklanan ve Hamas'ın silahlarını Gazze Şeridi'nin yönetimini devralacak yeni bir Filistinli komiteye teslim etmesini öngören 15 maddelik planı açıkça reddetmişti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) oturumunda konuşan Mladenov, “Gazze'nin yeni bir felaketi daha kaldıracak gücü kalmadı. Ateşkes çöker ve Şerit yeniden geniş çaplı bir çatışma sarmalına sürüklenirse; ortada ne geri dönülecek bir yol haritası, ne bunu hayata geçirecek bir yönetim, ne de sahada yeniden inşa edilebilecek hiçbir şey kalmayacak” ifadelerini kullandı.

sdyjy
Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov (Reuters)

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre Mladenov, “Bu sadece bir gerileme değil, herkes için geri dönüşü olmayan bir nokta olacaktır” diye ekledi.

Hamas Hareketi temmuz ayı sonlarında, barış planının ikinci aşamasını başlatmayı hedefleyen, silah bırakmasını ve halihazırda topraklarının yüzde 60'ından fazlasını kontrol eden İsrail'in Gazze Şeridi'nden kademeli olarak çekilmesini öngören bir Amerikan yol haritasını kabul etmişti.

Ancak İsrail bu planı onaylamadı. Netanyahu, Gazze Şeridi'nden herhangi bir geri çekilme adımı atılmadan önce Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasını talep ediyor.

İsrail saldırılarının devam etmesinin ateşkesi tehdit ettiğini vurgulayan Mladenov, "Yakın bir tehdide yanıt olarak gerçekleşmeyen her güç kullanımı ve koordinasyon mekanizmasının işletilmediği her olay, bu sürece geri kazanılması çok zor olacak bir bedel ödetiyor" şeklinde konuştu.

Mladenov ayrıca, kendi ifadesiyle Hamas Hareketi’nin ateşkesi ihlal etmeyi sürdürmesinden duyduğu üzüntüyü de dile getirdi.

Ateşkesi tehdit eden ikinci tehlikenin ise tam tersi yönde seyrettiğini ifade eden Mladenov, “Hamas, tüm askeri faaliyetlerini durdurma taahhüdünde bulundu, ancak bu taahhüt henüz tam manasıyla yerine getirilmiş değil” dedi.

Mladenov ayrıca, “Hâlâ taşınmaya devam eden her silah, içinde çalışmaların sürdüğü her tünel ve engellenen her konvoy süreci sekteye uğratıyor ve savaşı yeniden başlatmak isteyenlerin eline bahane veriyor" ifadelerini kullandı.

Mladenov sözlerini, “Geçmiş tecrübelerin de açıkça kanıtladığı üzere, bunun sonuçlarına katlanacak olanlar kadınlar ve çocuklardan oluşan Filistinli sivillerdir” diyerek sonlandırdı.