ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Fırat Nehri’ndeki su seviyesinin yükselmesi ve bunun yol açtığı taşkınların gölgesinde Deyrizor’da

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (Reuters)
TT

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Fırat Nehri’ndeki su seviyesinin yükselmesi ve bunun yol açtığı taşkınların gölgesinde Deyrizor’da

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (Reuters)

Suriye Devlet Başkanı Ahmed al-Sharaa, cuma günü bakanlardan oluşan bir heyet eşliğinde Deyrizor vilayetine geldi. Resmi Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya göre ziyaretin amacı, Fırat Nehri’ndeki su seviyesinin yükselmesi ve bunun yol açtığı taşkınlar nedeniyle vilayetteki durumu ve insani ihtiyaçları yerinde incelemek.

Suriye Devlet Başkanı’nın daha önce, babası Hüseyin eş-Şara’nın yaptığı açıklamaların sosyal medyada büyük tepki çekmesinin ardından Deyrizor halkından özür dilemişti.

Hüseyin eş-Şara, Asharq News tarafından hazırlanan “Syria Cast” adlı podcast programında konuşurken, 1963 darbesinden sonra “sınıfsal yapının” Suriye toplum dokusu üzerindeki etkisine değinmişti. Kentlilerin kırsal kesim insanlarına karşı “üstten bakan” yaklaşımından ve kırsal kesimin şehir halkına yönelik “öfkesinden” söz eden eş-Şara, siyasi ve kültürel bilinç düzeyleri arasında fark bulunduğunu da savunmuştu.

Söz konusu konuşmanın bazı bölümleri sosyal medyada geniş şekilde dolaşıma girdi. Özellikle Deyrizor halkına yönelik “aşağılayıcı” olarak değerlendirilen ifadeler tepki çekti ve vilayet sakinleri, Hüseyin eş-Şara’dan özür talep etmek amacıyla protesto gösterisi düzenledi.

Bunun ardından Hüseyin eş-Şara, Facebook hesabından bir açıklama yayımlayarak sözlerinin “bağlamından koparıldığını” belirtti. Açıklamasında, konuşmasının kırsal kesimin geçmişte maruz kaldığı “dışlayıcı politikalar” nedeniyle köyler ile şehirler arasındaki uçurumu ele aldığını, Deyrizor halkını hedef alma amacı taşımadığını söyledi.

efrgthy
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (AFP)

Ayrıca vilayet halkıyla güçlü ilişkileri bulunduğunu ifade eden eş-Şara, röportajdan “gerekçesiz hakaret” olarak değerlendirilen bölümün çıkarılmasını daha sonra talep ettiğini belirtti. Konuşmasının o dönemde kırsal ve şehir kökenli kişilerin yönetime gelmesiyle ilgili olduğunu kaydetti.

Daha sonra Ahmed eş-Şara, Deyrizor Valisi ve vilayetin önde gelen isimleriyle telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Deyrizor halkının tüm Suriyeliler nezdinde büyük bir yere sahip olduğunu söyleyen Şara, “Deyrizorlular bizim dostlarımız, dayanağımız ve başımızın tacıdır” ifadelerini kullandı.

Şara ayrıca, vilayet halkına yönelik hakaretlerin “önce kendisini yaraladığını, sonra Deyrizor halkını incittiğini” söyledi. Haklarının korunacağını vurgulayan Suriye lideri, “Deyrizor halkının tarihi ve ulusal duruşları sözlerden önce gelir ve onların lehine tanıklık eder” dedi.

Yaşananların “muhtemelen bir dil sürçmesi ya da bazı ifadelerin bağlamından koparılması sonucu” meydana geldiğini ifade eden Şara, babası adına vilayet halkından özür dilediğini ve “Deyrizor’un kırsal ve şehir kesimindeki halka duyulan sevginin derinliğini” vurguladı.

Telefon görüşmesi sırasında vilayetten bir kişi, Suriye Devlet Başkanı’nı Deyrizor’u ziyaret etmeye davet ederek halkın onu karşılamak için “sabırsızlandığını” söyledi. Şara ise valiyle en kısa sürede ziyaret düzenlenmesine ilişkin hazırlıkları görüştüğünü belirtti.

Suriye Devlet Başkanı ayrıca vilayeti desteklemek amacıyla hazırlanan kalkınma projeleri paketinden söz etti. Bu projeler arasında hastaneler, köprüler ve ekonomiyi canlandırmayı hedefleyen yatırımlar bulunuyor. Şara, Deyrizor’un önümüzdeki dönemde “Suriye’nin en önemli ekonomik merkezlerinden biri” hâline gelmesini umut ettiğini dile getirdi.

Suriye’de sosyal medya platformlarında ise konu geniş tartışmalara yol açtı. Bazıları Devlet Başkanı’nın babasının açıklamalarını “kabul edilemez bir hakaret” olarak değerlendirirken, bazıları da söz konusu ifadeleri geçmişteki toplumsal gerçekliğin ve birçok toplumda bulunan geleneklerin bir tasviri olarak yorumladı. Bununla birlikte eleştiriler, konuşma sırasında bazı ifadelerin uygun şekilde seçilmemiş olması ve açıklamaların “doğaçlama” bir üslupla yapılmış olması üzerinde yoğunlaştı.


Hamas’tan arabuluculara mesaj: İsrail ihlalleri müzakereleri sabote ediyor

Hamas’tan arabuluculara mesaj: İsrail ihlalleri müzakereleri sabote ediyor
TT

Hamas’tan arabuluculara mesaj: İsrail ihlalleri müzakereleri sabote ediyor

Hamas’tan arabuluculara mesaj: İsrail ihlalleri müzakereleri sabote ediyor

Şarku’l Avsat, Gazze Şeridi’nde yürürlükte bulunan ateşkes anlaşmasına ilişkin olarak Hamas Hareketi’nin kısa süre önce arabuluculara gönderdiği belgeye ulaştı. İsrail’in artan ihlalleri nedeniyle, 10 Ekim 2025’te anlaşmanın yürürlüğe girmesinden bu yana 930’dan fazla Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail’in Kanal 13 televizyonu, perşembe akşamı Hamas liderleriyle kısa süre önce görüşen bölgesel bir diplomata dayandırdığı haberinde, Hamas’ın silahsızlanmayı kabul etmeyeceğini, ABD’nin İsrail’in Gazze Şeridi’nde büyük çaplı askeri operasyonlar düzenlemesini engelleyeceğine inandığını aktardı. Haberde ayrıca hareketin güç kazandığı, özgüvenini artırdığı ve özellikle İsrail güçlerinin çekilmesinin ardından Gazze üzerindeki kontrolünü pekiştirdiği belirtildi.

Ancak Hamas’tan üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu haberlerin tamamen gerçeği yansıtmadığını söyledi. Kaynak, İsrail’in ihlalleri ve siyasi tıkanıklık konusundaki hareketin tutumuna ilişkin olarak arabuluculara yakın zamanda bir belge gönderildiğini ifade etti. Hamas yetkilisi, özellikle Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin arabulucuların son önerilerine ve “Barış Konseyi”nin Gazze’deki yüksek temsilcisi Nikolay Mladenov aracılığıyla sunduğu yol haritasına karşı olumsuz tavır aldığını belirtti.

Kaynak ayrıca Hamas’ın son dönemde bölgede diplomatlarla herhangi bir görüşme yapmadığını, yalnızca müzakere turları çerçevesinde Mladenov ile ABD yönetimi ve “Barış Konseyi”ni temsil eden bazı isimlerin katıldığı toplantıların gerçekleştirildiğini söyledi.

fdvbfb
Birleşmiş Milletler Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov'un New York'taki Güvenlik Konseyi önünde yaptığı konuşmanın arşiv fotoğrafı (Birleşmiş Milletler)

Aynı kaynak, Kurban Bayramı öncesinde yapılması planlanan müzakere turunun bayram tatili sonrasına ertelendiğini açıkladı. Yeni turun tarihi henüz netleşmezken, Hamas liderliğinden bir heyetin gerekli hazırlıkların tamamlanmasının ardından önümüzdeki günlerde Mısır’ın davetiyle Kahire’ye gitmeye hazırlandığı belirtildi.

Kaynak, son dönemde öldürme operasyonlarının tırmandırılması ve sivillerin hedef alınmasının sürmesine karşı protesto mesajları iletildiğini, bunun dışında yeni bir gelişme yaşanmadığını ifade etti.

Hamas, söz konusu belgeyi Mısır’daki arabuluculara gönderirken bir nüshasını da Katar ve Türkiye’ye iletti. Bu ülkeler aracılığıyla belge, “Barış Konseyi” ve ABD yönetimi dâhil başka taraflara da aktarıldı.

Mesajın içeriği

Belgenin 20 Mayıs tarihli giriş bölümünde, son müzakere turlarında Kahire ve İstanbul’da arabulucuların tarafların görüşlerini yakınlaştırmak için gösterdiği çabalara değinildi ve bu girişimlerin taraflar arasındaki farkları azaltmayı başardığı ifade edildi.

Belgede, İsrail’in saldırıları genişletmesi, suikastlar düzenlemesi ve Filistinlileri, müzakere heyetini, ailelerini ve müzakere süreciyle bağlantılı kişileri hedef almasının olumsuz bir atmosfer yarattığı, bunun da müzakerelerin doğal seyrinde ilerletilmesine yönelik arabulucu çabalarını sekteye uğrattığı belirtildi.

sd
Netanyahu, 9 Ocak 2026'da Kudüs'te Mladenov ile el sıkışıyor (EPA)

Hamas belgesi ayrıca Nikolay Mladenov’un kısa süre önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı bilgilendirmeyi eleştirerek, açıklamaların yanıltıcı içerikler taşıdığını ve müzakere sürecinin tıkanmasından Hamas’ı sorumlu tuttuğunu kaydetti. Belgede, hareketin Şarm eş-Şeyh Anlaşması’ndaki tüm maddelere tam bağlılık gösterdiği, buna karşın anlaşmayı engelleyen ve arabulucuların çabalarını sabote eden tarafın İsrail olduğu savunuldu.

Belgede Hamas ve Filistinli grupların müzakere sürecine ve bunun önemine bağlı olduğu vurgulanırken, mevcut tıkanıklığı aşacak fikirler geliştirmek için ciddi çaba gösterildiği ifade edildi. Ayrıca arabulucularla iş birliğinin artırılmasının gerekli olduğu belirtildi.

Hamas, arabuluculardan İsrail’e günlük ihlallerini durdurması için baskı yapılmasını talep etti ve bu ihlallerin gerekli görevlerin yerine getirilmesini engellediğini kaydetti.

Belgede, arabuluculara sunulacak uygun bir formül üzerinde istişareler sürerken İsrail’in Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın komutanı İzzeddin el-Haddad’a yönelik bir suikast düzenlediği belirtildi. Bunun iletişim ve istişare sürecini aksattığı ifade edildi.

Hamas, istişarelerin tamamlanmasının ardından önümüzdeki günlerde arabulucularla yeniden temas kurarak müzakere sürecinin devamı için uygun bir formül bulunmasını umduğunu dile getirdi.

“Şarku’l Avsat”, bir aydan uzun süre önce “yol haritası” olarak tanımlanan önerinin tüm ayrıntılarını yayımlamıştı. Söz konusu plan, birinci aşamanın geri kalan maddelerinin tamamlanmasını ve eş zamanlı olarak ikinci aşama maddeleri üzerinde müzakerelerin yürütülmesini hedefliyordu.

Ancak Hamas ve İsrail’in öne sürdüğü şartlar yol haritasının uygulanmasını engelledi. Taraflar arabulucular üzerinden karşılıklı yanıtlar verirken, görüşlerin yakınlaştırılması için çeşitli girişimler yapıldı ve daha sonra belli ölçüde ilerleme sağlandı. Buna rağmen Netanyahu hükümetinin, herhangi bir adım atmadan önce Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin imzalı bir belge talep etmesi anlaşmada ilerlemeyi yeniden durdurdu. Ayrıca hükümetin, görevlerini üstlenmesi için Gazze Yönetim Komitesi’nin bölgeye girişine de izin vermediği belirtildi.


Hizbullah hükümeti düşürmek ile kontrolü kaybetmek arasında: Yeni bir siyasi denklemle karşı karşıya

Lübnan hükümeti, Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplandı. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan hükümeti, Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplandı. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Hizbullah hükümeti düşürmek ile kontrolü kaybetmek arasında: Yeni bir siyasi denklemle karşı karşıya

Lübnan hükümeti, Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplandı. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan hükümeti, Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplandı. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

1992 yılında siyasi hayata girmesinden bu yana Hizbullah, yıllar içinde sınırlı etkisi olan bir parlamento aktöründen Lübnan’daki yönetim denkleminde temel taraflardan birine dönüştü. Önce yasama faaliyetlerine katılan örgüt, hükümetlere ise doğrudan ancak 2005 yılında, eski Başbakan Refik Hariri’nin suikasta uğraması ve Suriye ordusunun Lübnan’dan çekilmesinin ardından girdi.

O tarihten itibaren Hizbullah, ardı ardına kurulan hükümetler üzerinde kontrol ve nüfuz kurmaya çalıştı; bazılarını işlevsiz hale getirdi, bazılarını ise düşürdü. Bunu da “engelleyici üçte birlik blok” kavramını ve karar alma süreçlerinde uzlaşı zorunluluğunu gündeme getirerek yaptı. Ayrıca kendisi ve müttefiki Emel Hareketi, Şii bakanlık kotasının tamamını kontrol ederek bunu hükümetleri düşürmek ya da çalışmalarını engellemek için bir koz olarak kullandı.

Bu nedenle, Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım’ın “Halkın sokaklara çıkıp hükümeti ve Amerikan-İsrail projesini düşürme hakkı vardır” yönündeki açıklaması, örgütün hükümet kurma ve düşürme süreçlerindeki performansını yakından takip edenler açısından şaşırtıcı görülmüyor. Benzer şekilde Hizbullah Siyasi Konseyi üyesi ve eski Bakan Mahmud Kamati’nin, “Cumhurbaşkanı veya hükümet çoğunluğu bu dönemde direnişi hedef almak istiyorsa bilsin ki onlar gelip geçici bir taraftır; biz ise bu ülkeye kök salmış durumdayız” sözleri de dikkat çekiyor.

Hükümetleri kuşatma süreci

Hizbullah’ın hükümeti düşürme amacıyla ilk kuşatma girişimi 2006 yılına dayanıyor. Örgüt ve Emel Hareketi, Refik Hariri suikastı zanlılarını yargılamak için uluslararası mahkeme kurulmasına yönelik oylamayı protesto ederek Fuad Sinyora hükümetindeki bakanlarını çekmişti.

“Şii ikilisi” ile Özgür Yurtsever Hareketi, hükümetin “meşru temsil niteliğini taşımadığı” gerekçesiyle Beyrut merkezinde uzun süreli oturma eylemi düzenledi. Ancak hükümet çalışmalarını sürdürdü. Ta ki Mayıs 2008’de Hizbullah’ın, hükümetin kendi iletişim ağına ilişkin aldığı kararlara karşı Beyrut ve Lübnan Dağı’nın bazı bölgelerinde askeri harekete girişmesine kadar.

dfergrfg
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım

Bu gelişmeler, Lübnanlı tarafların Katar’da bir araya gelmesine yol açtı ve ortaya “Doha Anlaşması” olarak bilinen mutabakat çıktı. Hizbullah bu anlaşmayla “engelleyici üçte birlik blok” hakkını elde etti. Bu da kendisi ve müttefiklerinin bakanların üçte birine sahip olması ve böylece hükümeti düşürebilmesi anlamına geliyordu.

Nitekim 2011 yılında Hizbullah ve müttefikleri, Saad Hariri hükümetinden bakanlarını çekerek hükümetin düşmesine neden oldu.

Selam hükümetinin “özgürleşmesi”

Bunun ardından, Hizbullah ve müttefiklerinin engelleyici üçte birlik bloka sahip olduğu hükümetler kuruldu. Bu durum, ardı ardına gelen Bakanlar Kurullarının kararlarını ve kaderini kontrol etmelerine imkân sağladı. 2011’den bu yana toplam 6 hükümet kuruldu ve süreç, bugün Nevaf Selam başkanlığındaki mevcut hükümete kadar uzandı.

sdfved
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, son savaş başlamadan önce Güney Lübnan’da İsrail sınırındaki Kefr Kila beldesine gerçekleştirdiği ziyaret sırasında milletvekilleri Ali Hasan Halil ve Kasım Haşim ile birlikte görülüyor. (AFP)

Mevcut hükümet, 2008’den bu yana Hizbullah’ın “engelleyici üçte birlik blok” baskısından kurtulan ilk hükümet olarak görülüyor. Bu nedenle Hizbullah, silahın yalnızca devletin elinde olması yönündeki kararların alınmasını, askeri kanadının gayrimeşru sayılmasını ve karşı çıktığı diğer kararların çıkarılmasını engelleyemedi.

Ardı ardına gelen hükümetlere şantaj

Siyasi yazar ve Cenubiye internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Ali el-Emin’e göre Hizbullah, Doha Anlaşması’ndan bu yana kurulan hükümetlere “garantör üçte birlik blok”, uzlaşı ve “meşruiyet” gibi kavramlarla baskı yapmaya çalıştı.

El-Emin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Son dönemde, özellikle mevcut hükümetle birlikte dengeler tamamen değişti. Hükümet, yeni siyasi dengeleri yansıtan farklı kurallar temelinde kuruldu” dedi.

El-Emin’e göre Hizbullah, mevcut hükümeti sokak hareketleriyle düşürmenin mümkün olduğunu düşünse bile, kendi şartlarıyla yeni bir hükümet kurmanın artık mümkün olmadığını biliyor. Bu nedenle bugün hükümeti düşürme yönündeki tehditleri “gözdağı verme ve bağırıp çağırmaktan öteye geçmiyor.”

El-Emin ayrıca, “Şeyh Naim Kasım’ın çelişkili söylemleri de partinin içinde bulunduğu çıkmazı yansıtıyor. Buna ek olarak Meclis Başkanı Nebih Berri’nin de Hizbullah’a bu adımda eşlik etmesi söz konusu değil. Dolayısıyla partinin hükümeti düşürme ya da şikâyet ettiği politikaları değiştirme şansı bulunmuyor” ifadelerini kullandı.