One Web'in 34 uydusu daha uzaya fırlatıldı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

One Web'in 34 uydusu daha uzaya fırlatıldı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Rusya, dünyaya hızlı internet sağlamayı amaçlayan İngiltere merkezli küresel iletişim şirketi One Web'in 34 uydusunu daha başarıyla uzaya fırlattı.
Rusya Uzay Ajansından (Roscosmos) yapılan açıklamaya göre, fırlatma TSİ ile 21.10'da Kazakistan’ın güneyinde yer alan Baykonur Uzay Üssü'nden gerçekleştirildi.
One Web'e ait 34 uydu daha Rus yapımı "Soyuz-2.1B" roketiyle uzaya gönderildi. Fırlatılan uydular yaklaşık 3,5 saat sonra uzayda yerleşmeye başlayacak.
Roscosmos’un alt grubu olan Glavcosmos ile Arianespace ve Starsem şirketleri arasındaki ticari sözleşme çerçevesinde yapılan bu fırlatma ile One Web’in uzayda bulunan toplam uydu sayısı 322’ye yükseldi. Daha önce One Web’in, 2022'ye kadar 650 uyduyu uzaya göndermeyi planladığı bildirilmişti.



Rusya’da Robot taksi uygulaması deneme sürüşlerine başladı

Rusya’da Robot taksi uygulaması deneme sürüşlerine başladı
TT

Rusya’da Robot taksi uygulaması deneme sürüşlerine başladı

Rusya’da Robot taksi uygulaması deneme sürüşlerine başladı

Rus internet şirketi Yandex, başkent Moskova’nın bir bölgesinde sürücüsüz taksilerin test amacıyla hizmete girdiğini açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın TASS haber ajansından aktardığı habere göre, Yandex tarafından yapılan açıklamada, “Moskova’da yapay zeka tarafından kontrol edilen bir araba siparişi hizmeti olan bir robotaxi (robot taksi) başlatıldı. Robotaxi, Yasenevo bölgesinde her gün sabah 07:00’den gece 01:00’e kadar test modunda çalışıyor” ifadeleri kullanıldı.

Kullanıcılar, Yandex Go (Яндекс.Go) taksi uygulaması üzerinden robotaksi çağırabilecek.

Söz konusu bölgede şu anda yaklaşık 40 binme ve bırakma noktası bulunuyor.


Mars'ta bir yıllık yaşam deneyimi

Mars'ı simüle eden bir ortam (AFP)
Mars'ı simüle eden bir ortam (AFP)
TT

Mars'ta bir yıllık yaşam deneyimi

Mars'ı simüle eden bir ortam (AFP)
Mars'ı simüle eden bir ortam (AFP)

52 yaşındaki Kanadalı Kelly Haston, "Mars’ta imişiz gibi davranacağız" diyor. Haziran ayının sonundan itibaren Biyolog Haston, Teksas'ta yapay olarak oluşturulan Mars gezegeninde on iki ay boyunca yaşam koşullarını deneyimleyen dört gönüllü arasında olacak.

Biyolog gülerek şunu dile getiriyor: "Dürüst olmak gerekirse, durum hâlâ tam anlamıyla gerçekçi değil".

Kelly Haston (AFP)
Kelly Haston (AFP)

Adayları seçmeden önce dikkatlice mülakatlar yapan ve inceleyen NASA için bu uzun vadeli deneyler, mürettebat davranışlarını gerçek bir göreve göndermeden önce izole ve yapay bir ortamda değerlendirmeyi mümkün kılıyor.

Resim altı yazısı: Dünya üzerinde kurulan Mars'taki bir oturma odası (AFP)
Dünya üzerinde kurulan Mars'taki bir oturma odası (AFP)

Katılımcılar ekipman arızaları, su tayınlaması ve diğer "sürprizleri" içeren zor durumlarla karşı karşıya kalacak. Mürettebatın dış dünya ile iletişimlerinin koşulları, Dünya ile Mars arasındaki iletişim koşullarına benzer, yani yirmi dakikaya kadar (40 dakika ileri geri) gecikmeyle olacak.

Kelly Haston, konuyla ilgili şunu dile getirdi: "Bu deneyimi gerçekten dört gözle bekliyorum ama aynı zamanda gerçekçi olmaya çalışıyorum. Bu gerçek bir mücadele olacak".

Mars Dune Alpha olarak adlandırılan bu mekân, bir Amerikan şirketi tarafından 3 boyutlu olarak tasarlandı. Mekân, 160 metrekarelik bir alana sahip ve içinde odalar, spor salonu ve sebze yetiştirmek için dikey bir çiftlik bulunuyor.

Resim altı yazısı: Teksas'taki Johnson Uzay Merkezi'ndeki CHAPEA Mars Dune Alpha içindeki çalışma odası (AFP)
Teksas'taki Johnson Uzay Merkezi'ndeki CHAPEA Mars Dune Alpha içindeki çalışma odası (AFP)

2022 yazında katılımı onaylanmadan önce mekânı ziyaret eden Kelly Haston şöyle konuştu: Mars'ın kırmızı kum ortamını simüle eden bir dış mekan alanı bile var, ancak Kızıl Gezegende hayal edilen yaşam hissini sürdürmek için dış mekan yok. Mürettebat bir uzay giysisi giyerek uzay yürüyüşlerini simüle edebilir. Muhtemelen en çok sabırsızlıkla beklediğim şey bu".

Ekibin uyumu

Kelly Haston, NASA'nın gönüllüler aradığını öğrendiğinde başvurmakta tereddüt etmediğini şu şekilde açıkladı: "Başvurmak için bir form doldurdum. Bu, araştırma yapmanın farklı yollarını keşfetmek için hayattaki birçok hedefimle örtüşüyor.  Kendi başına uzay keşfini artırabilecek bir deneyim yaşamak son derece memnuniyet verici".

Haston'a ek olarak bir mühendis, bir acil durum doktoru ve bir hemşire, keşif gezisinin dört üyesi, seçim sürecinde bir araya geldi.

Ekibin lideri seçilen Haston, arkadaşlarıyla ilgili şuna dikkat çekti: "Aramızda büyük bir karşılıklı anlayış var. Nasıl uyumlu ve başarılı bir grup olacağımızı görmenin görevin en heyecan verici kısımlarından biri olduğuna inanıyorum. Temizlik ve yemek hazırlamayı da içerecek olan bu görevde anlayış esas olacak".

Deneme sahasına girmeden önce ekibin Houston'da bir ay sürecek bir eğitim alması bekleniyor.

Ancak acil bir durumda, örneğin tıbbi bir durumda ne olacak?

Kelly Haston bu soruyu şöyle cevapladı: "Elbette, biri yaralanırsa, bu, tedavi amacıyla dışarı çıkmak için bir neden olur".

Ancak ekip tarafından çözülebilecek durumlar için prosedürler sağlanacak. Örneğin mürettebat üyelerinin bir aile sorununu bildirmenin uygun yolları önceden düşünüldü.

İzolasyon

Haston, en büyük endişesini şöyle dile getirdi: "Eşimden ve akrabalarımdan uzakta olmak biraz üzücü. Onlarla düzenli olarak e-posta yoluyla, nadiren video aracılığıyla konuşacağım, herhangi bir canlı iletişim kuramayacağım. Dışarıda olmayı ve dağları ya da denizi görmeyi kesinlikle özleyeceğim”.

Haston, bu görevde, Afrika'da kurbağaların genetik özelliklerini incelemek için bilimsel bir göreve katılımı da dahil olmak üzere önceki deneyimlerinden yararlanmayı planlıyor. Nitekim Haston daha önce güveneceği bir cep telefonu olmadan dört kişiyle bir arabada veya bir çadırda birkaç ay yattı.

Hücre Biyoloğu Haston, son yıllarda Kaliforniya'da start-up'larla çalıştı. Haston, belirli hastalıklarla daha iyi savaşmak için kök hücre arama konusunda uzman.

Bu görev, NASA tarafından planlanan ve CHAPEA Crew Health ve Performance Exploration Analog başlığı altında toplanan üç görevden ilki.

2015-2016'da Hawaii'de NASA'nın katıldığı ancak bu sözde HI-SEAS görevlerinden doğrudan sorumlu olmadığı, Mars'ta yaşamı simüle eden bir yıllık bir deney gerçekleştirildi.

ABD uzay ajansı, Artemis programı aracılığıyla, muhtemelen 2030'ların sonlarında Mars'a yapılacak bir geziye hazırlanmayı amaçlayan insanları aya götürmek için projeler başlattı.


"Nefes alan, terleyen ve titreyen" robot icat edildi

ANDI dünyanın ilk "nefes alan, terleyen ve yürüyen termal mankeni" (Christopher Goulet/ASU)
ANDI dünyanın ilk "nefes alan, terleyen ve yürüyen termal mankeni" (Christopher Goulet/ASU)
TT

"Nefes alan, terleyen ve titreyen" robot icat edildi

ANDI dünyanın ilk "nefes alan, terleyen ve yürüyen termal mankeni" (Christopher Goulet/ASU)
ANDI dünyanın ilk "nefes alan, terleyen ve yürüyen termal mankeni" (Christopher Goulet/ASU)

Bilim insanları, farklı sıcaklıklarla başa çıkıp uyum sağlamak üzere tasarlanmış "nefes alan, terleyen, titreyen" ilk robotu inşa ettiklerini söylüyor.

ANDI adı verilen ısıya duyarlı "termal manken", insanlar gibi boncuk boncuk ter damlatan gözeneklerden oluşan, 35 ayrı ayrı kontrol edilen yüzeye sahip.

ABD'li Thermetrics firması tarafından Arizona Eyalet Üniversitesi'ndeki araştırmacıların kullanımı için tasarlanan robot, aşırı sıcaklıkların insanın vücut sağlığı üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla üretildi.

Çalışması aşırı sıcakların insanlar üzerindeki etkilerini tespit edip ölçmeyi hedefleyen, ASU araştırma projesinin baş araştırmacısı Konrad Rykaczewski, "ANDI terliyor, ısı üretiyor, titriyor, yürüyor ve nefes alıyor" diyor.

Aşırı sıcaklarla ilgili pek çok harika çalışma olsa da pek çok eksik de var. Isının insan vücudunu nasıl etkilediğine dair çok iyi bir anlayış geliştirmeye çalışıyoruz, böylece bunu ele alacak şeyleri niceliksel olarak tasarlayabiliriz.

Araştırmacılar tarafından inşa edilen 10 terleyen robottan bazıları halihazırda giyim şirketleri tarafından kıyafet testlerinde kullanılıyor ancak ASU'nun androidi açık havada kullanılabilen tek robot.

Bu, aşırı sıcak ortamlarda daha önce mümkün olmayan deneyler yapılmasına ve güneş radyasyonunun etkisine ilişkin çalışmalara olanak tanıyor.

ASU'daki araştırmacılar ANDI'nin insan vücudunun ısı stresinden nasıl etkilendiğini daha iyi anlamamızı sağlayacağını umuyor (Christopher Goulet/ASU)
ASU'daki araştırmacılar ANDI'nin insan vücudunun ısı stresinden nasıl etkilendiğini daha iyi anlamamızı sağlayacağını umuyor (Christopher Goulet/ASU)

ASU araştırmacıları, farklı yaş ve vücut tiplerinin yüksek sıcaklıklardan nasıl etkilendiğini anlamak amacıyla ANDI'yi bu yaz Phoenix çevresinde sıcaktan etkilenebilecek bölgelerde test etmeyi planlıyor.

Modelleme çalışmalarına liderlik eden ASU araştırma bilimcisi ve ANDI'nin baş operatörü Ankit Joshi, "Farklı vücut kitle endeksi modellerini, farklı yaş özelliklerini ve farklı sağlık sorunlarını [ANDI'ye] aktarabiliriz" diyor.

Bir diyabet hastası, sağlıklı birinden farklı bir termal düzenlemeye sahiptir. Dolayısıyla, kişiselleştirilmiş modellerimizle tüm bu değişiklikleri hesaba katabiliyoruz.

ANDI insan vücudunun termal fonksiyonlarını taklit ediyor (Christopher Goulet/ASU)
ANDI insan vücudunun termal fonksiyonlarını taklit ediyor (Christopher Goulet/ASU)

Sonuçlar, sıcak çarpması ve sıcağa bağlı ölümlerden korunmak için serinletici giysiler ve teknolojiler gibi girişimlerin tasarlanmasında kullanılacak.

 

Independent Türkçe


Ofis bitkileri üzerine bilimsel çalışma: Sadece 8 saatte kirli havayı temizliyorlar

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

Ofis bitkileri üzerine bilimsel çalışma: Sadece 8 saatte kirli havayı temizliyorlar

(Unsplash)
(Unsplash)

Çeşitli iç mekan bitkilerinin yer aldığı küçük bir yeşil duvarın, zehirli hava kirleticilerini ortamdaki havadan sadece 8 saat içinde etkili bir şekilde çıkarabildiği yeni bir araştırmada belirtildi.

Dünya Sağlık Örgütü, dünya çapında 6,7 milyon kişinin hava kirliliği nedeniyle erken öldüğünü tahmin ediyor.

Dünya genelinde insanlar zamanının yaklaşık yüzde 90'ını ofis, ev veya okul gibi kapalı mekanlarda geçirdiğinden, uzmanlar kapalı mekanlardaki hava kalitesini iyileştirecek yeni stratejiler benimsenmesi çağrısında bulunuyor.

Önceki çalışmalar bitkilerin kapalı mekanlardaki çok çeşitli hava kirleticilerini temizleyebildiğini gösterse de henüz hakem denetiminden geçmeyen bu son araştırma bitkilerin, dünya çapındaki binalarda bulunan en büyük zehirli bileşik kaynaklarından biri olan petrol buharını temizleyebildiğini ortaya koyan ilk çalışma.

Ofisler genellikle kapı veya asansör boşluklarıyla doğrudan otoparklara bağlandığından, petrolle ilişkili zararlı bileşiklerin çalışma ve yerleşim alanlarına sızmasını önlemek zor.

Araştırmalar birçok binanın, yakındaki yollar ve otoyollardan gelen zehirli benzin dumanlarına da maruz kaldığını ortaya koyuyor.

Avustralya'daki Sidney Teknoloji Üniversitesi'nden (UTS) çalışmanın ortak yazarı Fraser Torpy yaptığı açıklamada şöyle diyor:

Bitkilerin petrolle ilişkili bileşikleri ortadan kaldırma becerisi ilk kez test edildi ve sonuçlar hayret verici.

İç mekan bitkilerini düzenlemede çözümler sağlayan bir şirket olan Ambius'la ortaklaşa yürütülen yeni araştırma, iç mekan bitkilerinin bir birleşimini içeren küçük bir yeşil duvarın zararlı, kansere yol açan kirleticileri etkili bir şekilde ortadan kaldırabileceğini ortaya koydu.

Bilim insanları, içinde düşük miktarda petrol buharı bulunan odalara yerleştirilen Ambius bitki duvarı sisteminin becerisini test etti ve bunu içinde bitki bulunmayan odalarda gözlemlenen etkiyle karşılaştırdı.

Her ne kadar odaların ikisinde de sızıntı olduğu göz ardı edilemese de araştırmacılar, bitkilerin 8 saatlik test süresinde uçucu organik bileşiklerin tamamının yüzde 40'ından fazlasını temizlediğinden emin olduklarını ifade etti.

Bilim insanları alkanlar, benzen türevleri ve siklopentanlar gibi neredeyse tüm zararlı kimyasalların uzaklaştırıldığını belirtti.

Daha önce yapılan çalışmalar bitkilerin havadaki zehirli kimyasalları uzaklaştırabildiğini gösterse de bu çalışmalarda genellikle tekil kimyasal türler incelenmiş ve bitkilerin, karmaşık karışımları filtreleme becerisine bakılmamıştı.

Araştırmacılar, Ambius'un yeşil duvarının sadece 8 saat içinde çevredeki havadan en zehirli bileşiklerin yüzde 97'sini uzaklaştırabildiğini söylüyor.

Yeşil duvar; Salon Sarmaşığı, Ok Başı Sarmaşığı ve Kurdele Çiçeği gibi bitkileri içeriyordu ve bilim insanları bitkilerin sıradan bir iş günü boyunca, kansere yol açan bazı zararlı bileşiklerin seviyelerini başlangıçtaki yoğunluğun yüzde 20'sinin altına düşürebildiğini tespit etti.

Dr. Torpy şöyle diyor: 

Bitkiler sadece kirleticilerin çoğunu birkaç saat içinde havadan uzaklaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda petrolle ilişkili en zararlı kirleticileri de en etkili şekilde ortamdan temizliyor.

Ambius'un genel müdürü Johan Hodgson, "İç mekanlardaki hava kalitesinin genellikle dış mekandaki havadan çok daha kirli olduğunu ve bunun da ruhsal ve fiziksel sağlığı etkilediğini biliyoruz. Fakat iyi haber şu ki bu çalışma, iç mekanlara bitki koymak kadar basit bir şeyin muazzam bir fark yaratabileceğini gösterdi" diye belirtiyor.


Yapay zeka Arap dünyasında umut verici fırsatlar sunuyor

Riyad geçtiğimiz yıl Küresel Yapay Zeka Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. (Şarku’l Avsat)
Riyad geçtiğimiz yıl Küresel Yapay Zeka Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. (Şarku’l Avsat)
TT

Yapay zeka Arap dünyasında umut verici fırsatlar sunuyor

Riyad geçtiğimiz yıl Küresel Yapay Zeka Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. (Şarku’l Avsat)
Riyad geçtiğimiz yıl Küresel Yapay Zeka Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. (Şarku’l Avsat)

Uluslararası arenada yapay zeka alanında yarış hızını artırarak devam ederken Arap ülkelerinden çeşitli girişimler, Arap dünyasının bu yarışta ilk sıralarda yer alma arzusunu ortaya koyuyor. Bu hareketlilik aynı zamanda bazı kurumların, yapay zekanın 2030 yılına kadar Ortadoğu ülkelerinin gayri safi yurt içi hasılasına (GSYİH) yaklaşık 320 milyar dolar katkıda bulunacağına dair beklentileriyle uyumlu seyrediyor. Diğer yandan uzmanlar, Ortadoğu’nun genç nüfusunun demografik yapısı çerçevesinde umut verici fırsatlar olduğuna işaret ediyorlar ki bu da, yapay zekanın daha geniş bir kullanıcı kitlesi ve yararlanıcıları için daha fazla fırsat sunduğu anlamına geliyor. Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Fas, yapay zeka alanında gelecek vadeden bölge ülkeleri olarak öne çıkıyor.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından geçtiğimiz nisan ayında yayınlanan bir rapor, ‘yapay zekanın Ortadoğu’ya 2030 yılına kadar 320 milyar dolarlık ekonomik kazanç getireceğini’ öngörüyordu. Aynı rakamlar, 2018 yılında Londra merkezli çok uluslu bir profesyonel hizmetler ağı olan PricewaterhouseCoopers (PwC) tarafından yayınlanan bir raporda da yer almıştı.

PwC raporuna göre bu rakam, yapay zekanın 2030 yılında tüm dünyadaki toplam faydalarının yüzde 2'sini oluşturuyor. Yapay zekanın aynı yıl dünya ekonomisine yaklaşık 15,7 trilyon dolar katkıda bulunması bekleniyor.

Ulusal stratejiler

WEF raporuna göre ‘Ortadoğu’daki birçok ülke yapay zekanın faydalarından yararlanma yolunda çeşitli adımlar attı. Suudi Arabistan, 2030 yılına kadar 20 bin kadar uzmanın yetiştirilmesi için iddialı bir planı da kapsayan ‘Ulusal Veri ve Yapay Zeka Stratejisi’ projesini başlattı. BAE Dubai Emirliği, yapay zeka, dijital ekonomi ve metaverse gibi alanlara yatırım yapmak için 2022 yılının temmuz ayında geçici bir komite oluştururken Bahreyn, palmiye ağaçlarını hesaplamak ve tarımsal üretimi daha verimli belirlemek için yapay zekadan yararlanıyor.

Bu gelişmelerle birlikte raporda, yapay zekanın on yılın sonunda Bahreyn, Kuveyt, Umman ve Katar ekonomilerinin GSYİH’sına yüzde 8,2, yani yaklaşık 46 milyar dolar katkıda bulunacağı tahmin ediliyor.

Arap ülkeleri, yapay zeka alanında, ulusal stratejilerin belirlenmesi ve uzman bakanlıkların kurulması gibi adımlar attı. Mısır'daki Nil Üniversitesi'nde çalışmalarını yapay zeka alanında yürüten Mustafa el-Attar’a göre bu adımlar, Arap ülkelerinin ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacının farkında olduğun bir göstergesi.

Şarku’l Avsat’a değerlendirmede bulunan Attar, petrol üreticisi olan Arap ülkeleri, petrol sonrası döneme hazırlık yapmak amacıyla bir süredir ekonomilerini çeşitlendirmeye yönelik adımlar atarken yapay zekaya ağırlık verdiler.

Attar, Arap ülkelerinin yapay zeka alanına yönelmesiyle ilgili üç neden sıraladı. Attar’a göre bunların başında veri geliyor. Her alanda değerli olan veri, adeta yirmi birinci yüzyılın petrolü olarak görülüyor ve Arap ülkeleri gibi nüfusu fazla olan ülkelerde veri daha da değerli hale geliyor. Örneğin tıp alanında, bir ilacın neden bazı insanlar üzerinde etkili, bazıları üzerinde ise etkisiz olduğunun bilinmesi gerekebilir. Bu bilgiye çok sayıda veri elde edilmeden erişilemez.

Attar'ın sıraladığı ikinci sebep, endüstrilerin önümüzdeki yıllarda iklim dostu olmak için yenilenebilir enerji arayışına girecek olmaları. Endüstrilerin bu doğrultuda yeşil enerjiye dönüşüm için uygun başka yatırım alanları aramaları gerekiyor. Attar'a göre Arap ülkelerinin yapay zekaya yönelmesinin üçüncü nedeni ise çocukların ve gençlerin nüfusun yaklaşık yarısını oluşturduğu Ortadoğu ülkelerinin demografik yapısı. Bu da genç demografik yapının, cep telefonlarını yoğun olarak kullandıkları anlamına geliyor. Gençlerin, hem bu son teknolojiler konusunda eğitilmeleri kolay hem de yapay zekanın dayandığı temel veri toplama kaynağını da oluşturuyorlar.

Yapay zeka alanında Arap dünyasının sahip olduğu olanaklara ilişkin başka bir noktaya daha dikkati çeken Attar, petrol üreticisi olmayan diğer Arap ülkelerinin bazılarının özellikle de yapay zekanın büyük sermayelere değil, beyne ihtiyacı olduğundan genç nüfusu ekonomik büyümeyi yönlendirmek için yatırım fırsatı olduğunun farkına vardığını ve bu yüzden yapay zeka alanında eğitimlerin verileceği fakülteler kurmak gibi bazı adımlar atarak harekete geçtiğini söyledi.

PwC tarafından yapılan araştırmalarına göre yapay zekanın 2030 yılına kadar Suudi Arabistan'ın GSYİH'sına 135 milyar dolardan fazla katkıda bulunmasıyla Suudi Arabistan’ın Ortadoğu'da yapay zeka alanında en büyük kazanımları elde etmesi bekleniyor.

Suudi Arabistan ve Vizyon 2030

Suudi Arabistan, küresel bir yatırım merkezine dönüşmek ve ekonomisinin başlıca gelir kaynağı olan petrole bağımlılığını azaltmak için kapsamlı bir plan sunan Vizyon 2030’u hayata geçirdiğini duyurmasının ardından yapay zeka ve veri analizi teknolojilerini tüm ekonomik sektörlere entegre etmeyi amaçlayan ‘Ulusal Veri ve Yapay Zeka Stratejisi’ adlı stratejiyi geliştirdi.

Stratejinin ve ilgili girişimlerin uygulanmasının takibi için Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zeka Kurumu (SADAIA) kuruldu.

SADAIA ayrıca, kamu ve özel sektör çalışanlarına iş hayatların yapay zekayı kullanma konusunda gerekli becerileri kazandırmayı amaçlayan SADAIA Akademi'yi hayata geçirdi.

SADAIA, tüm kamu ve idari kurumların verilerini birbirine bağlamak, bu verilere erişimi kolaylaştırmak ve iyileştirmek, yapay zeka teknolojilerini ‘hükümet’ dahil olmak üzere kilit alanlara entegre etmek, resmi işlemlerin yapay zeka teknolojileri temelinde otomatikleştirilmesi amacıyla akıllı bir devlet sektörü oluşturmak, maksimum üretkenlik ve etkinlik elde etmek için ‘özel sektörle iş birliği içinde büyük veri platformları ve analiz araçları geliştirmeye’ odaklandı.

Suudi Arabistan’ın yapay zekanın kullanımını artırmak için önem verdiği bir diğer alan ise eğitim. Bu amaçla akademik müfredat, yapay zeka teknolojileri ve bunların tüm sektörlerdeki rolünü içerecek şekilde güncellendi. Suudi Arabistan, yapay zekayı, tıbbi araştırmalar ve ilaç endüstrisi gibi alanlara entegre ederek sağlık hizmetleri alanında da yoğun kullanmaya başladı. Enerji alanında ise sektörün verimliliğini, üretimini ve emilimini artırmak amacıyla enerji tedarik zincirlerinin yönetiminde programlar ve algoritmalar kullanılıyor.

Suudi Arabistan tarafından hayata geçirilen uygulamalı modeller arasında, Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) araştırmacılarının tarım, sağlık, mühendislik ve hayvansal üretim alanlarında yapay zeka kullanan katkıları dikkat çekiyor. KAUST, Kovid-19 salgını sırasında resmi internet sayfasında BT taramaları yapılarak enfekte olmuş kişilerin teşhisi için gerekli test kitleri geliştirmek amacıyla yapay zekanın kullanıldığını duyurdu. Araştırmanın başında KAUST'taki Hesaplamalı Biyobilimler Araştırma Merkezi Vekil Müdür Yardımcısı ve bilgisayar bilimi doçenti Zhen Gao yer aldı.

KAUST Biyoloji ve Çevre Bilimi ve Mühendisliği Bölümü’nden Heribert Hirt, 9 Mart'ta duyurulan ve ‘belirli bir toprakta hangi mikropların eksik olduğunu tahmin etmeye ve böylece bitkinin büyümesine yardımcı olan’ bir yapay zeka algoritması oluşturdu.

KAUST ayrıca ‘Vizyon 2030'un gereksinimlerini karşılamak için hızla gelişen teknolojiye odaklanan bir dünyada vasıflı bir iş gücü oluşturmayı ve iş piyasasında gerekli teknik becerileri kazandırmayı’ amaçlayan ‘KAUST Akademi’ girişimini başlattı.

PwC’nin araştırmalarına göre yapay zekanın, 2030 yılına kadar GSYİH'ya 135,2 milyar dolardan fazla katkıda bulunması beklenen Suudi Arabistan’ın Ortadoğu ülkeleri arasında bu alandaki en büyük kazanımları elde edeceği öngörülüyor.

Mısır’ın yapay zeka alanında attığı adımlar

Mısır'ın yapay zekaya ve uygulamalarına olan ilgisi, uluslararası raporlarda sınıflandırılmasını sağladı. Oxford Insights ve Uluslararası Kalkınma ve Araştırma Merkezi (IDRC) tarafından 2022’de yayınlanan, hükümetin yapay zeka teknolojilerine hazır olup olmadığına ilişkin raporda, Mısır’ın Afrika'da Mauritius'tan sonra ikinci ve dünya çapında 56. sırada yer alması, Mısır'ın Afrika'da sekizinci ve dünya genelinde 194 ülke arasında 111’inci sırada yer aldığı 2019 raporuna kıyasla önemli bir ilerleme kaydettiğini gösterdi. 2021/2022 İnsani Gelişme Raporu da Mısır'ın Devletin Yapay Zekaya Hazırlık Durumu Endeksi’nde 55 sıra ilerlediğini ortaya koydu. Mısır, Küresel Bilgi Endeksi'ne göre ise 2020 yılında 138 ülke arasında 72’inci sıradan 2021 yılında 154 ülke arasında 53’üncü sıraya yükseldi.

Mısır, ‘eğitim, öğretim ve uygulama hacmindeki verilerden faydalanmak ve daha sonra her sektör için önemine göre özel sektörün yararlanabilmesi için kullanılabilir hale getirmek’ olmak üzere üç ana başlıktan oluşan ‘Ulusal Yapay Zeka Stratejisi’ni resmi düzeyde 2021 yılının temmuz ayında başlattı.

Mısır, bu strateji çerçevesinde, temeli insan aklı olan yapay zeka alanında ilerleme kaydetmek için kaynak sağlamak amacıyla son zamanlarda birçok adım attı. Mısır üniversitelerinde yapay zeka alanında eğitim veren fakültelerin sayısı 9'a ulaştı.

Mısır'daki ya da Mısırlılara ait yapay zeka şirketleri dünyanın en gelişmiş şirketleri arasında yer aldı. Bunlardan biri, 2018’de Las Vegas'ta düzenlenen Tüketici Elektroniği Fuarı’nda (CES) yapay zeka alanında ‘dünyanın en iyi gelişen şirketi’ ödülünü kazanan video analiz şirketi AvidBeam Technologies şirketi de bulunuyor. AvidBeam Technologies, bu ödülden tam bir yıl önce ABD merkezli teknoloji dergisi CIO Review'in yapay zeka alanında dünyanın en iyi 20 gelişmekte olan şirketleri arasında sıralanmıştı.

PwC araştırmaları, yapay zekanın 2030 yılında Mısır ekonomisine 42,7 milyar dolardan fazla katkıda bulunacağını tahmin ediyor.

2021/2022 İnsani Gelişme Raporu, Mısır’ın ‘Devletin Yapay Zekaya Hazırlık Durumu Endeksi’nde 55 sıra ilerlediğini ortaya koydu.

BAE’nin yapay zeka stratejisi

BAE'nin yapay zeka için 2017 yılının eylül ayında imzalanan ulusal bir stratejisi var. Bu strateji, hükümeti 2031 yılına kadar tamamlanmayı planladığı çeşitli girişimleri barındırıyor. Bu stratejinin başlatılması çerçevesinde stratejinin hedeflerini diğer hükümet planlarıyla uyumlu hale getirmek amacıyla bir Yapay Zeka Devlet Bakanı atandı.

Söz konusu strateji, ‘su kaynaklarının kullanımını iyileştirmenin ve atıkları azaltmanın yollarını araştırmak için büyük verileri kullanarak su şebekelerini yönetmek için yapay zekadan yararlanmanın ve tüm bölgelerdeki günlük istatistiklere dayalı olarak olası kazaları ve trafik sıkışıklığını tahmin etmeye yönelik önleyici mekanizmalar geliştirerek trafik sektörünü yönetmek için bu teknolojileri kullanmanın yanı sıra birçok hedefi barındırıyor. Ayrıca yıl boyunca verimliliklerini inceleyerek ve buna göre yeni projeler düzenleyerek yenilenebilir enerjiye dayalı elektrik şebekeleri geliştirmek için yapay zekaya güveniyor.

BAE, kamu sektöründe özellikle kameralar aracılığıyla kimlik tespiti alanında yapay zekayı güvenlik hizmetleriyle entegre etmek için çalışıyor. Hükümet, akıllı veri yönetimi teknolojileri aracılığıyla idari yükleri azaltırken bölge sakinleri için tüm devlet hizmetlerini otomatikleştirmeyi planlıyor.

PwC araştırmaları, yapay zekanın BAE ekonomisine 2030'da GSYİH'nın yüzde 14'ünü oluşturan 96 milyar dolardan fazla katkıda bulunacağını öngörüyor.

Fas Dijital Geçiş ve Yönetim Reformu Bakanlığı

Fas, iki yıldan kısa bir süre önce ‘Dijital Geçiş ve Yönetim Reformu Bakanlığı’ adında dijital dönüşüm alanında yeni bir bakanlık kurarak yapay zekayla ilgili ciddi çalışmalara başladı. Bakanlığa yapay zeka alanında uzman bir isim olan Ghita Mezzour getirildi. 2021 yılının eylül ayında göreve başlayan Mezzour’a gönderilen görevlendirme mektubunda ‘Fas'ta dijital geçişi hızlandırmak için çalışmak zorunda kalacağı’ bildirildi.

Mektupta bu stratejinin esas olarak ‘kamu hizmetlerini dijitalleştirmeyi, iş fırsatları yaratan dijital bir ekonominin ortaya çıkmasının temellerini atmayı ve Fas'ı bu alanda daha iyi bir konuma taşımayı hedeflediği’ belirtildi.

Fas, söz konusu stratejiyi başlatmadan önce 2019 yılında bu alandaki ilk fakülteyi açtı. Euromed Üniversitesi’nde açılan Dijital Mühendislik ve Yapay Zeka Fakültesi, robotik, insan-makine iş birliği, yapay zeka, siber güvenlik, web teknolojileri, cep telefonu ve büyük veri gibi alanlarda eğitim vermeye başladı.

Fas yapay zeka alanında uzman isimlere sahip ve bunlardan ikisi Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Technology Review Arabia dergisi tarafından yayınlanan 2022 yılının en önde gelen Arap yapay zeka uzmanları listesinde yer aldı. Bu iki isimden biri, sağlık hizmetlerinde makine öğrenimi çözümleriyle ilgilenen bir şirket olan OKRA'nın kurucusu ve CEO'su Loubna Bouarfa. Bouarfa, aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’na bağlı Yapay Zeka Üst Düzey Uzmanlar Grubu’nun da üyesi. Diğer isim ise Fas merkezli Cadi Ayyad Üniversitesi'nde yapay zeka profesörü ve veri bilimi yüksek lisans programının kurucusu Hajar Al-Musannaf.


Güneş paneli teknolojisinde yeni atılım: Uzayda enerji tarlası kurulabilecek

Uzaydaki bir güneş paneli dizisinin gösterimi (Artemis İnovasyon Yönetimi Çözümleri)
Uzaydaki bir güneş paneli dizisinin gösterimi (Artemis İnovasyon Yönetimi Çözümleri)
TT

Güneş paneli teknolojisinde yeni atılım: Uzayda enerji tarlası kurulabilecek

Uzaydaki bir güneş paneli dizisinin gösterimi (Artemis İnovasyon Yönetimi Çözümleri)
Uzaydaki bir güneş paneli dizisinin gösterimi (Artemis İnovasyon Yönetimi Çözümleri)

Bilim insanları, ultra hafif bir güneş hücresinin verimliliğini iki katına çıkarmanın yolunu buldu ve bunun Güneş'in enerjisini uzayda daha önce görülmemiş ölçekte elde etmek için kullanılabileceğini öne sürüyorlar.

Pensilvanya Üniversitesi'nden bir ekip tarafından inşa edilen yeni nesil güneş panelleri, insan saçından bin kat daha ince katmanlar kullanmasına rağmen, piyasada bulunan güneş pilleriyle karşılaştırılabilir miktarda güneş ışığını emebiliyor. Aşırı incelik, sadece birkaç atom kalınlığında oldukları için onlara iki boyutlu veya 2D TMDC etiketini kazandırdı.

Araştırmacılara göre, geleneksel silikon güneş hücrelerine kıyasla ağırlık başına daha fazla elektrik üretme kabiliyeti, onları Güneş'in enerjisini toplamak için uzaya göndermeye son derece uygun hale getiriyor.

Pensilvanya Üniversitesi'nden Deep Jariwala, "Yüksek özgül güç aslında herhangi bir uzay tabanlı ışık toplamanın veya enerji depolama teknolojisinin en büyük hedeflerinden biri" diyor.

Bu sadece uydular ya da uzay istasyonları için değil, uzayda gerçekten şebeke ölçeğinde güneş enerjisi istiyorsanız da önemli. Uzaya göndermeniz gereken [silikon] güneş pillerinin sayısı o kadar fazla ki, şu anda hiçbir uzay aracı bu tür malzemeleri ekonomik olarak uygun bir şekilde oraya götüremez.

The Independent'ın haberine göre, Profesör Jariwala ve ekibi, yenilikçi güneş pilini bilgisayarda modelleyerek, daha önce gösterilenlere kıyasla iki kat daha fazla verimliliğe sahip bir tasarım ortaya koymayı başardı.

Araştırmayı detaylandıran "How good can 2D excitonic solar cells be?" (2D eksitonik güneş pilleri ne kadar iyi olabilir?) başlıklı bir makale, salı günü Device adlı bilimsel dergide yayımlandı.

Araştırmacılar şimdi tasarım için büyük ölçekli üretimin nasıl gerçekleştirileceğini bulmayı umuyor.

Profesör Jariwala, "Sanırım insanlar yavaş yavaş 2D TMDC'lerin mükemmel fotovoltaik malzemeler olduğunun farkına varıyor ancak karasal uygulamalar için değil, uzay tabanlı uygulamalar gibi mobil, daha esnek uygulamalar için" diyor.

2D TMDC güneş pillerinin ağırlığı silikon veya galyum arsenit güneş pillerinden 100 kat daha az, dolayısıyla bu piller aniden çok cazip bir teknoloji haline geliyor.

Avrupa Uzay Ajansı, uzay tabanlı güneş enerjisini Solaris programı aracılığıyla keşfetmeyi planlıyor (ESA)
Avrupa Uzay Ajansı, uzay tabanlı güneş enerjisini Solaris programı aracılığıyla keşfetmeyi planlıyor (ESA)

Uzay tabanlı güneş dizileri konsepti ilk kez 50 yıldan uzun süre önce teorik olarak ortaya atılmış ve bilim insanları, Güneş'in enerjisinin mikrodalgalara dönüştürülebileceğini ve bunları elektriğe çeviren yer tabanlı alıcı istasyonlarına ışınlanabileceğini belirtmişti.

Bulut örtüsü ya da Güneş'in tipik döngüsüyle sınırlandırılmayacakları için karasal kurulumlara göre çeşitli avantajları bulunuyor.

SpaceX gibi uzaya yük gönderme maliyetini önemli ölçüde düşüren özel uzay şirketlerinin ortaya çıkması da dahil, güneş enerjisi elde etme ve yörüngesel roket fırlatmalarıyla ilgili birkaç büyük atılım ve gelişmenin ardından araştırmalar son yıllarda önemli ölçüde hız kazandı.

Geçen ay Japon uzay ajansı JAXA, 2025'e kadar uzayda ticari ölçekli bir güneş enerjisi tarlası için ilk uydu vericilerini kurmayı hedeflediğini açıkladı.

Avrupa Uzay Ajansı da Solaris programı aracılığıyla bu kullanılmayan yenilenebilir enerji kaynağı için bir geliştirme programı oluşturmayı planlıyor.


Yeni gözlüğünü tanıtan Apple'ın bir kavramı hiç kullanmaması dikkat çekti

Apple Vision Pro gözlüğü, Kaliforniya'nın Cupertino kentindeki Apple kampüsünde yer alan salonda sergileniyor (Jeff Chiu/AP)
Apple Vision Pro gözlüğü, Kaliforniya'nın Cupertino kentindeki Apple kampüsünde yer alan salonda sergileniyor (Jeff Chiu/AP)
TT

Yeni gözlüğünü tanıtan Apple'ın bir kavramı hiç kullanmaması dikkat çekti

Apple Vision Pro gözlüğü, Kaliforniya'nın Cupertino kentindeki Apple kampüsünde yer alan salonda sergileniyor (Jeff Chiu/AP)
Apple Vision Pro gözlüğü, Kaliforniya'nın Cupertino kentindeki Apple kampüsünde yer alan salonda sergileniyor (Jeff Chiu/AP)

Apple her yıl düzenlediği Dünya Geliştiriciler Konferansı'nda (Worldwide Developers Conference/WWDC) çok şey söyledi. İki saatten uzun süren etkinlikte şirket, yeni bir gözlüğün tanıtımını yaparken tüm platformlarına getirilen güncellemeleri açıkladı.

Ancak şirketin özellikle hiç bahsetmediği bir kelime, daha doğrusu iki baş harf vardı.

Şirket, yapay zeka destekli tek bir ürün bile tanıtmazken, yapay zekadan laf arasında bile bahsetmedi. Bu durum, şirketlerin geniş yelpazedeki yeni ürünleri yapay zekaya dair trendle ilişkilendirme çabalarını içeren yakın zamandaki diğer teknoloji lansmanlarıyla belirgin bir tezat oluşturdu.

The Independent'ın haberine göre, etkinlik öncesi birçok kişi, şirketlerin yapay zekayı ürünlerinde nasıl kullandığı üzerindeki odağın artması sebebiyle Apple'ın yapay zekadan bahsetmek zorunda kalabileceğini öne sürüyordu. Örneğin Google'ın son I/O etkinliğinde, anlaşılan yorumcuların ve hissedarların şirketin yapay zeka üzerine yeterince çalıştığına kamuoyunu ikna edemediği eleştirisine cevaben, bu kelime çok kullanılmıştı.

Apple bunun yerine yapay zeka denebilecek çoğu güncellemeyi, yapay zekanın çok tutulan bir pazarlama terimi haline gelmesi üzerine popülerliğini yitirmiş olan makine öğrenimi gibi daha kesin bir terim kullanarak tanımlama yolunu seçti. Hatta bu ifadeyi bile, kullanabileceği yerlerde dahi telaffuz etmekten sıklıkla kaçınmış gibi göründü.

Apple isteseydi, araçlar üzerine inşa edilmiş yeni özellikleri yapay zeka adı altında tanımlayabilirdi. Şirket, sesli notların ve mesajların otomatik deşifresinden ortamdaki sesleri tanıyıp aciliyetine göre filtreleyen AirPods özelliklerine kadar her şeyi sergiledi.

Dolayısıyla bunların farklı şekillerde betimlenmesi, son aylarda teknolojideki yeni özellikleri tanımlamada moda haline gelen şeyin kasten reddedilmesi gibi göründü.

Apple, teknoloji endüstrisinde yeni ve fazlasıyla trend haline gelen terimler yerine genelde kendi icat ettiği kelimeleri kullanma eğilimi gösteriyor. Örneğin şirket, sanal ve artırılmış gerçeklik üzerindeki yeni odakla özellikle uyuşan bir ürünü piyasaya sürmesine rağmen, lansman etkinliği boyunca "metaverse" kelimesini kullanmaktan kaçındı.

Ancak yapay zekadan bahsedilmemesi, ifadenin reddine yönelik daha aktif bir seçimin sonucuymuş gibi duruyordu. Bu şekilde, yapay zekanın bir pazarlama terimi olarak yaygın kullanımının hem kelimenin anlamını sulandırmaya hem de tanımlanırken kullanıldığı ürünün gerçek doğası hakkında kullanıcıların kafasını karıştırmaya hizmet ettiği yönünde artan bir endişeyi yansıtıyor gibiydi.

Bu kaçınma, yapay zekanın her zaman olumlu görülmediği ve pazarlamada kullanıldığı takdirde ürünlere kötü yansıyabileceği yönünde güç kazanan bir fikrin parçası da olabilir. Son aylarda hem yapay zeka ürünlerinin hem de tasvir edilenlerin rızası alınmaksızın büyük miktarda verinin analiz edilmesi gibi üretilmeleri için kullanılan tekniklerin tehlikelerine dair pek çok haber yapılıyor. Dolayısıyla Apple bu kelimeyi kullanmanın olumsuz çağrışımlara yol açabileceği kararına varmış olabilir.


Wi-Fi kullanmak risksiz değil

Wi-Fi kullanmak risksiz değil
TT

Wi-Fi kullanmak risksiz değil

Wi-Fi kullanmak risksiz değil

Bir kafede veya havaalanında cazip halka açık Wi-Fi'ye erişmeden önce iki kez düşünün ve dikkatli olun çünkü sizinle aynı ağı kimin paylaştığını asla bilemezsiniz. USA Today'den Kim Komando, dikkat edilmesi gerekenleri sıralıyor.

Koruma araçları

• Misafirlerle ilgili ne dersiniz? Evde şifrenizi vermeyi bırakın. Herkesin telefonlarının ana ağınıza bağlanmasına izin vermek yerine, misafirler için özel bir ağ kurmaya zaman ayırın.

Genel olarak, ağınıza giren cihazları izlerseniz evde daha fazla güvenliğin keyfini çıkarırsınız. Bu, göründüğü kadar karmaşık bir işlem değil ve ücretsiz.

Geçmişte, kullanıcılar yalnızca bir tarayıcı kullanarak yönlendiriciye erişerek ağlarını kimin kullandığını öğrenebiliyorlardı ve bu çözüm hala çalışıyor, ancak günümüzde çoğu kablosuz servis sağlayıcı bu hizmeti bir uygulama aracılığıyla sağlıyor.

Resmi uygulamayı bulmak için servis sağlayıcınızın web sitesine gidin, akıllı telefonunuza indirin ve kimlik hizmeti sağlayıcı kimlik bilgilerinizi kullanarak oturum açın.

Sağladıkları avantajlar uygulamadan uygulamaya değişir. Örneğin, bazı uygulamalar cihazları incelemenize ve düzenlemenize, bir Wi-Fi ağının adını ve parolasını değiştirmenize, bağlantı sorunlarını gidermenize ve daha pek çok şeye olanak tanır. Ayrıca, belirli cihazların internet bağlantısını herhangi bir yerden engellemenize olanak tanır. Örneğin tanımadığınız garip bir cihazı veya çocukların geç saatlerde video oyunlarına erişmesini engellemek için bu imkanı kullanabilirsiniz.

• Yönlendiricinin Web Aracısını Kullanma: Bir uygulama bulamazsanız veya dahil olmak istemiyorsanız, ağınızı kimin ve neyin kullandığını size göstermenin basit bir yolu var. Bağlı cihazlarla ilgili en son bilgileri görmek için yönlendiricinizde oturum açın ve merak etmeyin, bugün mevcut olan çoğu cihazda bu yöntemi bulacaksınız.

-Öncelikle, kullandığınız bilgisayarın IP adresine ihtiyacınız olacak.

-IP adresinizi tarayıcınızdaki arama adresine  yazın. Ardından, yönlendiricinizin kullanıcı adı ve şifresiyle veya varsayılan bilgilerinizle oturum açabilirsiniz.

-Oturum açtıktan sonra, " Otomatik Ana Bilgisayar Yapılandırma Protokolü" veya "Bağlı Aygıtlar" listesini arayın. Buradan, ağınızı kullanan cihazların bir listesini göreceksiniz.

-Uzman ipucu: Tanımadığınız bir şey mi gördünüz? Parolanızı değiştirin ve yalnızca güvendiğiniz cihazlara yeniden bağlanın. Süreç biraz uzun olabilir ama harcadığınız zamana değecektir. Ayrıca tek tek cihazları listeden manuel olarak da kaldırabilirsiniz. Bunun için, silme, engelleme veya kaldırma komutunu arayın.

Daha derin inceleme

Üçüncü taraf yazılımlar, ağınızdaki cihazlara ve kişilere daha yakından bakmanızı sağlar.

Windows PC kullanıcıları için, Wireless Network Watcher ağınızı tarar ve size ağınızda algıladığı bilgisayarların, tabletlerin ve akıllı telefonların IP adresini, medya erişim kontrol adresini, adını ve üreticisini gösterir.

- Not: Her bilgisayarın farklı bir IP adresi bulunur, hatta bilgisayarın bazı bölümlerinin de Orta Erişim Kontrolü olarak bilinen kendi IP adresleri bulunur.

"Wireless Network Watcher" programını kurduktan sonra izlenen tüm cihazlar listede görünecek ve bağlı cihazları tanımanız istenecek. Örneğin, bir iPhone veya Amazon Echo hoparlörü kullanıyorsanız, Apple ve Amazon'dan gelen cihazları görebilirsiniz.

Mac kullanıcıları için “Wi-Fi'imde Kim Var” programını deneyin ve bağlı cihazların ve kişilerin listesi sizin için net değilse, bağlı cihazlardan bazılarını bulmak için biraz araştırma yapmanız ve aramanızı açıklamalara ve üreticilere odaklamanız gerekecek.

Cihazlardan birini tanımamanız durumunda panik yapmayın ve evinizde Wi-Fi'ye bağlı elektronik cihazlar, televizyonlar, tabletler ve akıllı telefonlar arayın ve çok şey bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Bu nedenle, özellikle tanımlayamadığınız herhangi bir cihaz şüpheli kabul edildiğinden, listeyi kontrol etmek için zaman ayırmalısınız.

Daha gelişmiş bir çözüm arıyorsanız, "Acrylic" tarafından geliştirilen ve size 5 cihaz hakkında bilgi veren ücretsiz bir sürüm sunan "Wi-Fi Analyzer" uygulamasını deneyin. Ağınıza neler olduğunun net ve eksiksiz bir resmini istiyorsanız, bir yıl için 45 ABD doları ve bir ömür boyu 100 ABD Doları karşılığında sunulan ücretli sürüme yükseltebilirsiniz.

Bu uygulama ayrıca ağınızdaki etkinliği izlemenize, parolaları düzenlemenize ve diğer şeylere olanak tanır. "Acrylic" in bu uygulaması, çok sayıda ağa sahip herkes için harika bir pratik çözüm ve sağlam bir seçim.

Eski cihazlardan kurtulun

Elbette yabancıları ağınızdan atmak istersiniz, ancak evde size yakın olanlara odaklanmayı unutmayın:

• Eski telefon, hoparlör, dizüstü bilgisayar, elektronik oyun konsolu, tablet gibi kullanmadığınız cihazlardan kurtulun.

• Son zamanlarda sizi ziyaret etmeyen konukları kaldırın ve sonraki ziyaretlerde konukların ana ağ yerine onlar için kurduğunuz ağa bağlanmasına izin verin.

• Bazı durumlarda, bir sorunu teşhis etmek veya bir sistemi veya cihazı ayarlamak için dışarıdan bir teknik uzmanın ağınıza erişmesi gerekir. Bu durumda, görevini bitirir bitirmez onu ağdan çıkarmanız gerekir.

• Duygusal bir ayrılık yaşarsanız, güvenliğinizi sağlamak için eski eşinizin tüm cihazlarından ve birlikte paylaştığınız cihazlardan kurtulun.


Kim kimi yenecek: Yapay zeka mı, insan mı?

ChatGPT'nin geliştiricisi OpenAI şirketinin genel merkezi önünde bulunan Truva atı heykeli (AFP)
ChatGPT'nin geliştiricisi OpenAI şirketinin genel merkezi önünde bulunan Truva atı heykeli (AFP)
TT

Kim kimi yenecek: Yapay zeka mı, insan mı?

ChatGPT'nin geliştiricisi OpenAI şirketinin genel merkezi önünde bulunan Truva atı heykeli (AFP)
ChatGPT'nin geliştiricisi OpenAI şirketinin genel merkezi önünde bulunan Truva atı heykeli (AFP)

İngilizce de kullanılan ‘LOL!’ ifadesi için ‘kahkaha’ mükemmel bir karşılık olabilir. Dünyaca ünlü İngiliz fütürist Mike Walsh’a, Twitter'ın sahibi Elon Musk'ın yapay zekâ araştırma şirketi OpenAI ve tüm AI laboratuvarlarının ChatGPT 4'ten daha güçlü sistemler geliştirmelerinin ‘derhal ve en az altı aylığına’ durdurulması çağrısıyla ilgili fikrini sorduğumda cevaben bana ‘yüksek sesle güldüğünü’ söyledi.

‘Cool!’ (havalı!) ifadesi ise ilkokul birinci sınıf öğretmeninin anlattıklarıyla gözleri kamaşan 6 yaşındaki bir çocuğun okuldan döndükten sonra ailesiyle konuştuğu İngilizceden bir ifade. Öğretmeni bilgisayarı açmış ve diğer öğrencilerle birlikte ona akıllarına gelen soruları sormalarını istemiş; ChatGPT de bu sorulara doğru yanıtları vermişti. Ancak öğretmen, öğrencilerini bilgisayarı ev ödevlerini yapması için kullanmanın kopya çekmek anlamına geleceğini söylemeyi de ihmal etmemiş.

Bu yaklaşım, bir Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) araştırmacısının, ChatGPT'ye, ödevde kopya çekmek gibi etik sorunlarla ilgili bir laboratuvar sorusu sormasına neden oldu. ChatGPT ise bu soruya aynı zamanda hem ‘doğru’ hem de ‘mükemmel’ yanıtlar verdi. ABD ve tüm dünyada en çok satanlar listesinde yer alan The Algorithmic leader: How to Be Smart When Machines Are Smarter Than You (Algoritmik Lider: Makineler sizden daha akıllı olduğunda nasıl akıllı olunur?) kitabının yazarı Mike Walsh ve onunla yakın bir görüşe sahip olan yatırım devi Sumeru Şirketi Genel Müdürü Abdo George Kadifa, yapay zekanın geliştirilmesinin ertelenmesi talebini, Elon Musk'ın ‘cini şişeden çıkaran eski ortağı Sam Altman'dan geride kalmasına’ bağladılar. Ancak Kadifa, bu düşüncesini açıklarken yeni teknolojiye yatırım yapmakla ilgili gerçek endişelerini yansıtmamayı tercih ettiğini de eklemeyi unutmadı.

Aynı şekilde Şarku’l Avsat’a konuşan ABD Yale Üniversitesi'nden Dr. Steven Shwartz, ünlü ‘Evil Robots, Killer Computers, and Other Myths: The Truth About AI and the Future of Humanity’ (Şeytani Robotlar, Katil Bilgisayarlar ve Diğer Efsaneler: Yapay Zeka ve İnsanlığın Geleceği Hakkındaki Gerçekler) kitabında ‘köprünün altından çok su aktığın’ ve yapay zeka alanındaki ilerlemenin artık durdurulamayacağına inandığını ifade etti.

Yapay zekanın üniversite kurumlarının laboratuvarlarında ulaştığı seviye ve son aylarda hızla insanların günlük hayatına girmeye başlaması, teknoloji bilimlerinde dünyada birinci sırada yer alan MIT’nin Veri, Sistem ve Toplum Bölümü (IDSS) Başkanı Filistin asıllı ABD’li bilim insanı Prof. Dr. Munther Dahleh'e göre ilk atom bombasının üretildiği ‘Manhattan Projesi’ ile aynı ölçüde etkili.

Şarku’l Avsat, Dahleh, Walsh, Kadifa ve Schwartz'ın yanı sıra Danimarka merkezli biyoteknoloji şirketi GenMab'in veri bilimi başkan yardımcısı Hisham Hamadeh, MIT Jameel Topluluğu Direktörü George Richards ve Beyrut Amerikan Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi ve Majarra CEO'su Abdulsalam Haykal gibi Arap ve ABD’li isimlerle farklı yerlerde oldukları halde sanal bir sohbet ortamı oluşturduğu ayrı ayrı röportajlar gerçekleştirdi.

Hepsi, sadece tüm çalışma alanlarında değil, bildiğimiz kadarıyla insanların yaşamlarında da dönüşüme yol açacak, kimilerinin ‘mucizevi sistemler’ dediği hayranlık uyandıran çalışmalar yürütüyorlar. Her biri kendi bulunduğu yerden ve başlangıç ​​noktasından, ‘aldatmaca’ gibi basit ve kırılgan görünen, yapay zekanın bir gün kendi üreticisi olan insanı yenme olasılığı gibi kaotik soruları yanıtladılar.

MIT'den bir araştırmacı, bir öğrenci olarak ödevinizi yapay zekaya yaptırmasının getireceği ahlaki ve sosyal sorunları açıklaması için ChatGPT'ye bir soru gönderdi. ChatGPT ise bu soruya verdiği yanıtta ev ödevlerinin yapay zekaya yaptırılmasının birkaç olası ahlaki ve sosyal soruna yol açabileceğine dikkati çekerek, bunlardan bazılarını şöyle sıraladı:

1- Etik dışı davranış: Öğrenciler, ödevlerini başkalarına yaptırarak öğrenme sürecini atlama ya da sorumluluklarını yerine getirmeme eğilimi gösterirlerse dersi gerektiği gibi öğrenmeyebilirler. Bu da öğrencinin gerçek anlamda öğrenme deneyiminden yoksun kalmasına neden olabilir.

2- Eşitsizlik: Sadece bazı öğrencilerin yapay zeka teknolojisine erişebileceği düşünüldüğünde, öğrenciler arasında adaletsizlik yaratabilir. Teknolojiye erişimi olmayan öğrenciler, yapay zeka kullanarak ödevlerini yapma avantajına sahip olamazlar, bu da eşitsizlik ve adaletsizlik sorunlarına yol açabilir.

3- Yaratıcılığın azalması: Öğrenciler, ödevlerini yapay zekaya yaptırarak teknolojiye bağımlı hale gelebilirler. Eğer bu teknoloji başarısız olursa ya da kullanılamaz hale gelirse zararlı olabilir.

Yapay zekanın bu yanıtı, ‘hem harika hem de etkileyici bir cevap’ olarak görüldü.

Yıkıcı değişim

Hızla gelişen teknolojiler ve ‘yıkıcı değişim’ (hızlı teknolojik değişimlerin insanların yaşamları üzerindeki etkisiyle ilgili yeni bir bilimsel kavram/disruptive change) çağında, Mike Walsh'ın son kitabı ‘Algoritmik Lider’ liderliği ve kurumları yeniden keşfetmek için umut dolu bir rehber oldu. Walsh, 2009 yılında yayınlanan ‘Futuretainment: Yesterday the World Changed, Now it's Your’ (Futuretainment: Dün Dünya Değişti, Şimdiyse Sen) adlı ilk kitabında akıllı telefonların medya ve pazarlama endüstrisini yeniden şekillendirmedeki etkisini ve sosyal medyanın, dijital etkileyicilerin ve akışlı eğlencenin çok yakında ortaya çıkacağının öngörülmesinden sonra ABD ve uluslararası ödüller kazandığına dikkati çekiyor.

Walsh, 2014 yılında çıkan ‘The Dictionary of Dangerous Ideas’ (Tehlikeli Fikirler Sözlüğü) adlı ikinci kitabında ise mikro uydu ağları, kripto paralar, sürücüsüz arabalar, dronlar ve dijital biyolojideki atılımlarla ilgili bazı tahminler yürütüyor. Bu üç kitap şimdiye kadar Arapça, Almanca, Japonca, Çince, Korece ve Lehçeye çevrildi.

Bugün yapay zekaya giriş yapmak, dokuma tezgahlarının yerini bir günde dokuma makinelerinin yerini alması gibi. Makinelerin gelişiyle dokuma işçileri ayaklandılar ve yeni makineyi parçaladılar. Fakat çok geçmeden, çok geçmeden tek kayıplarının insanları mutsuz eden bir iş olduğunu ve artık çok daha fazla yeni ve farklı iş bulunduğunu anladılar. Sonunda, mesai saatleri rekoru kırdıran otomatik jakarlı dokuma tezgahı, modern bilgisayarların temelini oluşturdu. Mike Walsh, yapay zekanın asıl tehlikesinin sistemlerin kendini fark edip bizi mahvetmesi değil, tam olarak anlamadığımız kötü tasarlanmış platformlara çok fazla karar verme yetkisi verilmesi olduğuna inanıyor.

Turing testi

Sumeru Şirketi Genel Müdürü Kadifa, benzer bir yaklaşımla, kriptografi ve bilişimin ilk öncülerinden Alan Turing'in yapay zekanın insan zekasına yaklaşıp yaklaşmadığını görmek için geliştirdiği, bir bilgisayarın perde arkasına konup sonra birinden perdenin arkasında duran ve bilgisayar olduğunu bilmediği ‘diğer kişiyle’ konuşmasının istendiği testi hatırlattı. Test sırasında bilgisayarın yanıtları eğer bir insan gibi mantıklı geliyorsa, insan zekasına yaklaştığı anlamına geleceği öngörüldü ki veri tabanında ‘300 milyar bit dijitalleştirilmiş bilgi ile 175 milyar dijital ortama ve İngilizce 40 bin sembole’ sahip olan ve tüm bu rakamların ‘endişe değil, kutlama kaynağı olduğu vurgulanan GPT'nin yaptığı da tam olarak bu.

Bu rakamlar astronomik gibi görünse de Şeytani Robotlar, Katil Bilgisayarlar ve Diğer Efsaneler kitabının yazarı ve akıllı teknoloji şirketi Device24'ün kurucu ortağı olan Steve Schwartz, bunların rakamlara nasıl ulaşıldığını açıklarken öncelikle ChatGPT'nin insanlardan daha akıllı olmadığını, fakat daha iyi bir hafızaya sahip olduğunu söyledi.

Schwartz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“ChatGPT, üç milyon kitap okuyarak eğitildi. Üç milyon kitap seçiyorlar, ardından ilk kitabı seçerek ChatGPT'ye şöyle söylüyorlar: ‘Tamam, bu kitaptaki ilk kelime ve ChatGPT’nin ikinci kelimeyi beklemesi gerekiyor. Elbette ona doğru cevabı vermeniz için rastgele bir şeyler üretecek ve ardından ona ilk iki kelimeyi ve sonra üçüncü kelimeyi verirsiniz. Yine rastgele bir yanıt gelecektir, ona tekrar doğru yanıtı verin. Tüm kitap böyle böyle tamamladığınız da kitaptaki bir sonraki kelimeye göre üç milyon doğru cevap vermiş olursunuz. Ondan referanslarını değiştirmesini istediğiniz de bir dahaki sefere ChatGPT çok daha iyi bir tahminde bulunacaktır.”

Üç milyon kitabın, bir sonraki kelimenin tahmin edilmesi için eğitilen, internet ve geliştirme ağındaki komut dosyaları olması, gerçekleri bununla öğrenmeniz gerektiğini gösteriyor. Yani, üç milyon kitap okuyarak pek çok gerçeği, İngilizce grameri, kuşların uçabildiğini ve arabaların tekerlekleri olması gibi pek çok kavramı öğrendim demeniz ve sadece bir sonraki kelimeyi tahmin edebilmeniz gerekiyor. Bu, GPT 3, 3.5 ve 4 adı verilen temel teknolojinin ta kendisi. Bu sistemler insanlara pek benzemez. Bundan dolayı akıllara şu soru geliyor; Ne kadarını biliyor ve insan bunun ne kadarını düşünüyor?

Büyük dil modelleri

Dr. Hisham Hamadeh, yapay zekanın gerçekleştirdiği ‘teknolojik sıçramanın’, araştırmalar yaptığı tedavisi olmayan hastalıklarla ilgili farmakolojik bilimlerde çığır açabilecek nitelikte olması karşısında şaşırmadığını ifade etti. Üretken yapay zekayı destekleyen büyük dil modelleri için algoritmaların, 2017 yılında yayınlanan bir Google makalesinde ortaya çıkmaya başladıklarından henüz çok yeni olduklarını söyleyen Dr. Hamadeh, bu algoritmaların geniş çapta yayılmasını sağlayan şeyin, merkezi San Francisco’da olan OpenAI tarafından doğal dilde halka sunulmasıyla erişilebilir hale gelmesi olduğuna dikkati çekti. ChatGPT’nin etik potansiyeli ve sonuçlarının basında yer almasının yanı sıra hemen hemen herkes tarafından soru sormak için ulaşabilir olduğunu belirten Dr. Hamadeh, bunun, halkın bu teknolojiye olan ilgisinin ve farkındalığının artmasına katkıda bulunduğunu vurgulayarak “Bence mesele sadece algoritma değil, aynı zamanda erişilebilirlik” yorumunda bulundu.

Geoffrey E. Hinton ve ekibinin 2012 yılında ImageNet yarışmasını kazanmasından ChatGPT'nin duyurulduğu 2022 sonlarına kadar geçen 10 yılda, bilgi işlem, bulut sistemi altyapısı, algoritmik tasarım ve veri kalitesinde büyük ilerlemeler kaydedildi. Yapay zekanın tüm kurumlarda ve sektörlerde faaliyetleri temelden değiştireceği açıkça görünüyordu. Mike Walsh, 2020 yılı başlarında patlak veren Kovid-19 salgınının, ‘yapay zeka çağının gelişini potansiyel olarak en az on yıl katkıda bulunarak dijital dönüşümün hızlanması için bir itici bir güç’ olduğuna inanıyor.

Schwartz, yapay zekanın ‘bir gün dünyayı ele geçirecek kadar güçlü’ olacağına dair bir endişesi yok. Sam Altman'ın yapay zekanın dünyayı kontrol etmesini sağlayacak bir seviyeye ilerlese bile, bu gelişmeleri bir anda tüm dünyaya sunmaktansa yavaş yavaş ve kademeli olarak sunmanın daha iyi olacağı şeklindeki görüşünü hatırlatan Schwartz, “Bunu yavaş yavaş yaparsak, bu sorunlara çözümler bulabilir ve böylece gerçekten akıllı olmalarını beklemek yerine onları oldukları yere koyabilir, güvenli hale getirebilir ve yavaş yavaş daha iyi hale getirebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

Dr. Hamadeh'e göre ise yapay zeka ile insan arasında yapılan karşılaştırma, bir Ferrari'yi bir traktörle karşılaştırmak gibi. Güç açısından, biri diğerinden daha güçlü olsa da kullanım amacı çok önemli.

Dr. Hamadeh, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tarlayı bir Ferrari ile süremezsiniz. Traktör daha büyük bir motora sahip olsa da, bir Ferrari'nin hızını geçmez. Yapay zekanın bu ayrımı yapabilmesi için halen insan aklına ihtiyacı var.”

Sonuçlar ve korkular

Beyrut Amerikan Üniversitesi, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü ve Chicago Üniversitesi'nde eğitim alan ve şu an ABD merkezli teknoloji şirketi Hewlett-Packard (HP) Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Kadifa, teknolojideki herhangi bir büyük atılımın artıları ve eksileri olduğunu kabul ed00iyor. Bunun telif hakkı, bilgilerin kaynağı ve mahremiyet gibi açılardan yasal sonuçları ve örneğin ‘kapalı bir sistem’ olduğu için ChatGPT'deki bilgileri kimin kontrol ettiğiyle ilgili başka sonuçları da olduğunu söyleyen Kadifa, “İnternete yanlış bilgiler girerek verileri çarpıtan kişilerle ilgili bazı güvenlik sorunları olduğu biliniyor. Bu veriler, söz konusu bilgilerin iyi mi kötü mü olduğunu bilmeyen ChatGPT tarafından okunabilir” ifadelerini kullandı.

Yapay zekanın insanların yerini alması ihtimali bugün güçlü bir sorun haline geldi (AFP)
Yapay zekanın insanların yerini alması ihtimali bugün güçlü bir sorun haline geldi (AFP)

Bu yeni alanın uzmanlar, şu anki mevcut engellerin ve zorlukların aşılacağına inanıyorlar. İnternet ilk kez kullanılamaya başlandığında çoğu insan güvenlik, mahremiyet ve diğer nedenlerden ötürü kredi kartı bilgilerini internete koymaktan korkuyordu. Fakat bu konuda başarılı çözümler bulundu. Artık hiç kimsenin internetin kredi kartları için güvenli mi yoksa güvensiz mi bir yer olduğunu düşünmemesi bunun kanıtı.

Schwartz, ChatGPT ya da diğer yapay zeka platformlarının işleri bu kadar çabuk halletmesiyle ilgili olarak ‘bunun gibi araçlar nedeniyle dezenformasyonun büyük bir sorun olacağını’ öne sürerek “ChatGPT'nin türünün tek örneği olmadığının anlaşılması gerekiyor. Dolayısıyla, ChatGPT'nin üreticisi OpenAI’nin ChatGPT’yi açık kaynak kodlu hale getirmesi halinde, elimizde binlerce benzer araç olduğu kadar yanlış bilgilerle de baş başa kalacağız. Ne yaparsak yapalım, önümüzdeki yıl boyunca tüm internetin bu büyük beyinlerin yarattığı dezenformasyonla kirlendiğini göreceğimize inanıyorum ve bu korkunç olacak” şeklinde konuştu.

ChatGPT'nin ‘yanlış ya da yanıltıcı yanıtları’, siber uzayın neler getirebileceği konusunda daha fazla endişe uyandırıyor. İngilizce olarak ChatGPT'ye ‘dedektif’ kelimesiyle başlayan bir cümle yazıp ona cümleyi bitirmesini söylerseniz, genellikle bir erkek dedektifle tamamlayacaktır. Bu da kadın dedektiflere karşı bir önyargıdır.

Aynı şekilde (yine İngilizce olarak) ‘Müslümanlar...’ yazıp ChatGPT'nin bunu tamamlamasına izin verirseniz, birçok kez ‘teröristler’ gibi bir kelime eklediğini göreceksiniz.

Schwartz ile ‘yanlış bilgi’ ve ‘yanıltıcı içerik’ konusundaki bu ‘büyük korkuyu’ paylaşan Dr. Hamadeh, “Çünkü artık yüzünüzü alıp istediğiniz ses tonunda her şeyi söyletebileceğiniz metin, resim, ses ve hatta video dahil olmak üzere çok gerçekçi sahte içerikler oluşturabiliyorsunuz. Bu çok ürkütücü. ‘Yapay zekâ ile ilgili içeriklerin özgünlüğü’ gibi etik kaygılarla ilgili başka bir endişe daha var. Diyelim ki bir makine ile sanat yapıyorsunuz ve sanatı elle yaptığınızı varsayarak yarışmalara katılmaya çalışıyorsunuz. Bu son derece rahatsız edici” yorumunda bulundu.

Daha tehlikeli ve daha fazla soruyu gündeme getiren bir nokta daha var. Örneğin, bir yapay zeka tıbbi tavsiye vermeye çalışıyorsa, bunu her seferinde kim kontrol ediyor? Bir noktada bunun güvenilebilecek bir kara kutu olduğunu, çünkü son 100 kez doğru cevabı verdiğini ve sonraki 100 kez de yine doğru yanıt vereceğini söyleyebilir miyiz? Nüfusun belirli bir kesimine karşı önyargılı olduğunda ve bu kesime mensup olanları suçlu ya da başarısız insanlar olarak sınıflandırdığında neler olabilir? Şirketinizdeki kişileri işe almak, raporlamak ya da en azından kategorilere ayırmak için yapay zekaya güvenebilir misiniz? Sonuç tatmin edici olmadığında bunun sorumlusu kim olacak? Yapay zeka mı yoksa yapay zekayı kullanan mı?

Yapay zekanın başlıca dezavantajının, ‘gerçek devrimci potansiyeli dikkate alınmadan hayata geçirilmesi olduğunu’ düşünen Mike Walsh, öncülerin genellikle kendilerine yaptıkları şeyin yeniden tasarlanma şansının ne kadar olduğunu sormadan mevcut süreçlerde ve sistemlerde yüzde 10'luk iyileştirmelere odaklandıklarını söyledi.

Sonsuz artılar

Sumeru Şirketi Genel Müdürü Kadifa, bu yeni teknolojinin ‘olumlu ve iyimser tarafında’ yer alarak pek çok yeni iş olanağına ve yeni fikirlere kapıyı aralamasını umduğunu ifade etti. Kadifa, “Gerek eğitim, gerek sağlık gerekse bilim alanlarında olsun, pek çok iyi şey olacak" dedi.

İki, üç ya da on referansa dayalı eski bilimsel kuralların belki de ‘artık geçerli olmayabileceğini’ belirten Kadifa, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Son 500 yıldır, diyelim ki fiziksel, biyolojik ya da kimyasal bir çevreye bakıyor, sonra bir teori ortaya atıyor ve ardından bu teorinin doğru olup olmadığını bulmaya çalışıyordunuz. Tıpkı yerçekimi kuvvetinin kütle çarpı yerçekimi faktörüne eşit olduğunu söylediğinizde yapılması gerektiği gibi. Bu yüzden Isaac Newton yerçekimi yasasına baktığında, temel olarak burada üç faktör olduğunu söyledi. Ardından bazı ölçümler yaptı ve haklı olduğu ortaya çıktı. Bu bilimsel temel, insanları aya, Mars'a ve her yere taşıdı. Ancak üretken yapay zeka ile insan bilgisi katlanarak çok daha olumlu bir ivmeye dönüşecek. Çünkü yapay zeka çağında bilimsel temel sadece birkaç referansa dayandırılamaz. Zira insanların muhtemelen yüzbinlerce ya da daha fazla referansı ve açıklayacak değişkenleri olacaktır. ChatGPT, İngilizcenin nasıl işlediğini 175 milyar referansla açıklıyor. Bu yüzden bilimsel keşiflerde de büyük bir sıçrama bekliyorum.”

Bugün yapay zekaya giriş yapmak, dokuma tezgahlarının yerini bir günde dokuma makinelerinin yerini alması gibi (Adobe Stock)
Bugün yapay zekaya giriş yapmak, dokuma tezgahlarının yerini bir günde dokuma makinelerinin yerini alması gibi (Adobe Stock)

Mike Walsh, birkaç yıl öncesine kadar çoğu insanın yapay zeka konusunda yaptığı en büyük hatanın, mavi yakalıların çalıştığı misafir karşılama, inşaat ve ulaşım gibi çalışma alanlarına yönelik bir tehdit oluşturacağının ya da bilgi endüstrilerinde ve profesyonel hizmetlerde gerçek bir yıkıma yol açabileceğinin düşünülmesi olduğuna dikkati çekti. Ancak bunun gelecekte yazarlara, avukatlara, muhasebecilere ve bankacılara ihtiyacımız olmayacağı anlamına gelmediğini açıkça belirten Walsh, aksine geçtiğimiz birkaç on yılda teknolojinin üretkenlik kazanımlarından muazzam ölçüde yararlanan bu meslek sahiplerinin, yapay zekanın giderek daha karmaşık hale gelen halleriyle çalışırken insan olarak nereye değer katabileceklerini belirleyip rollerini yeniden keşfetmek için şimdi daha çok çalışmaları gerektiğini vurguladı.

Yararlı zeka

Yapay zeka ile ChatGPT’yi bir birinden ayıran Schwartz, aralarında bir bağlantı varsa, yapay zekanın örneğin, insanlara önceki satın alma tercihlerine göre belirli ürünler sunan Amazon, Netflix ve diğerleri gibi şirketler için ‘özel tavsiye motorlarını’ da kapsadığını belirtti. Aynı zamanda tıbbi teşhis alanında da ChatGPT’nin yapay zekanın kullanıldığına dikkati çeken Schwartz, akıllı telefondaki yüz tanıma teknolojisi, arkadaşlarınızın fotoğraflarının tanınması ve adlarının otomatik olarak konulması gibi teknolojilerin de yapay zekaya dayandığına işaret etti.

ChatGPT'nin üç alanda etkili olacağını düşünen Schwartz, bunları şöyle sıraladı:

“Öncelikle çok daha iyi kişisel asistanlara sahip olacağız. İnsanların kullandığı Alexa ve Siri gibi sistemler çok daha iyi hale gelecek. Müşteri hizmetleri için sohbet robotları da çok daha iyi olacak. İkinci olarak, Google, Bing ve diğerleri gibi arama motorları üzerinde ‘yıllar içinde kademeli olarak geliştikleri’ göz önüne alındığında etkisi büyük olacak. Ancak ChatGPT bunu çok daha iyi hale getirecek. Aynı etki, anahtar kelimeleri aramaya yönelik her türlü uygulamada da görülecek. Üçüncüsü ise genel olarak soru cevaplayan uygulamalar, soru yazıp cevap alabileceğiniz ChatGPT ile daha kapsamlı cevaplar verecek hale gelecekler. Neredeyse içeril üreticiliğiyle ilgili her alanda dördüncü bir kategori olduğunu da söyleyebiliriz. Bir blog yazarıysanız, ChatGPT'den bir blog yazısı yazmasını isteyebilirsiniz. Ya da bir bilgisayar programı yazıyorsanız, ChatGPT yahut benzeri bir araçtan bilgisayar programınız için bir başlangıç ​​noktası oluşturmasını talep edebilirsiniz. ChatGPT'den bir belgeyi özetlemesini isteyebilirsiniz. Tüm bu imkanlar üretkenliği gerçekten artıracaktır.”

Arapların konumu

Peki Araplar yapay zeka ile ilgili gelişmelerin neresindeler? ABD’de yapay zeka alanında çalışanlar, şu anda gerçekleşmekte olan ‘devrim niteliğindeki sıçramayı’, 1940’lı yıllarda ilk atom bombasının üretildiği ‘Manhattan Projesi’ ile aynı görüyorlar.

1970’li yıllarda Beyrut Limanı yetkililerinden, George adında kendi kendini iyi yetiştirmiş Lübnanlı bir babanın oğlu olan Abdo George Kadifa, yapay zekanın Arapça için bir tehdit oluşturduğuna inanıyor. ‘Arapların geniş bir dil modeli oluşturmamaları halinde, tüm Arap geçmişinin etkileneceği’ konusunda uyaran Kadifa, “Arapça dil olarak kültürel açıdan önemli olduğu kadar dini açıdan da önemlidir. Araplar olarak bu devrime katılmalı ve dilimize sahip çıkmalıyız” değerlendirmesinde bulundu. Sorunun para olmadığını düşünen Kadifa, bu konuda elinden geleni kesinlikle yapacağına söz verdi.

MIT Jameel Topluluğu Direktörü George Richards da Jameel ailesi tarafından 1945 yılında Suudi Arabistan'da kurulan kurumun ‘yapay zekanın potansiyelinin gayet iyi farkında olduğunu’, öyle ki dünyanın dört bir yanından insanların sağlığını ve iyi hayata şartlarını önemli ölçüde iyileştirmek amacıyla MIT Jameel Clinic (J-Clinic) bünyesinde yapay zeka araçları geliştirmeye çalıştığını, fakat bu araçların sınırlı kaynaklara ulaşması için ciddi çalışmalara ihtiyacı olduğunu söyledi. Richards, J-Clinic’in İngiliz hayır kurumu Wellcome Trust ile birlikte bu araçları yaymak için ortak hastaneler ağı oluşturma çalışmaları yaptığını da sözlerine ekledi.

Beyrut Amerikan Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi ve Majarra CEO'su Abdulsalam Haykal ise çalışmaları arasında doğal Arapça dil bilgisi işlemeye odaklanan yapay zeka ve ChatGPT dil modellerinin olduğunu belirtti. Yapay zekayla ilgili düzenlemeler yapılması gerektiğine dikkati çeken Haykal, buna karşın yapay zekayı ‘ilaçlar, nükleer reaktörler, internet ve sosyal medya gibi çok taraflı kullanıma sahip diğer tüm teknolojilerden daha fazla kontrolden çıktığı kıyamet günü senaryosu’ olarak görmediğini vurguladı.

Ancak, yapay zekanın ‘benzersiz müdahaleler gerektirecek benzersiz zorluklar getirdiğini’ söyleyen Haykal, ChatGPT'nin yaygınlaşmasının ve yapay zekanın potansiyelinin daha fazla yatırımın ve yeniliğin önünü açacağına inanıyor. Haykal’a göre bir yandan bu teknoloji mevcut işlevleri ve sistemleri alt üst ederken diğer yandan sayısız insan kendileri ve toplum için yeni fırsatlar oluşturmak amacıyla bu teknolojiyi kullanacaklar.


Dünyanın en eski mezarlığı keşfedildi: Homo sapiens'ten 100 bin yıl önce

Homo naledi'lerin boyunun ortalama 143,6 santimetre, ağırlığının 39,7 kilogram olduğu tahmin ediliyor (AFP)
Homo naledi'lerin boyunun ortalama 143,6 santimetre, ağırlığının 39,7 kilogram olduğu tahmin ediliyor (AFP)
TT

Dünyanın en eski mezarlığı keşfedildi: Homo sapiens'ten 100 bin yıl önce

Homo naledi'lerin boyunun ortalama 143,6 santimetre, ağırlığının 39,7 kilogram olduğu tahmin ediliyor (AFP)
Homo naledi'lerin boyunun ortalama 143,6 santimetre, ağırlığının 39,7 kilogram olduğu tahmin ediliyor (AFP)

Güney Afrika'da çalışmalarını yürüten bilim insanları, dünyada bilinen en eski mezarlığı bulduklarını söyledi. Kalıntıların, Latince adı Homo naledi olan primatlara ait olduğu açıklandı.

Dünyaca ünlü paleoantropolog Prof. Lee Berger'in yönettiği araştırma ekibi, keşfin insanın evrimine dair düşünceleri değiştirebileceğini belirtti. Zira ölüleri gömmek gibi davranışlar şimdiye kadar daha büyük beyinlere sahip Homo sapiens ve Neandertallerle ilişkilendiriliyordu.

Araştırmacılar mezarlığı, Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Johannesburg kenti yakınındaki "İnsanlığın Beşiği" (Cradle of Humankind) adı verilen paleoantropolojik sit alanında buldu.

Mezarlıkta Homo naledi'lere ait kalıntılar keşfedildi. Dünyadaki en eski mezarların daha önce Ortadoğu ve Afrika'da yer aldığı ve yaklaşık 100 bin yıllık olduğu düşünülüyordu. Güney Afrika'daki mezarlıkta tespit edilen kemiklerse 236 bin ila 335 bin yıllık.

Bilim insanları, mezarlıkta iskelet kalıntıları içeren sığ ve oval çukurların cesetlerin gömülmesi için kasten kazıldığını ve üzerlerinin örtüldüğünü kaydetti:

Bu keşifler, ölüm sonrası uygulamaların Homo sapiens ya da beyni büyük boyutlarda olan diğer insansılarla sınırlı olmadığını gösteriyor.

Mezarlığın yakınında, yüzeyinin kasten düzleştirildiği düşünülen bir sütunda geometrik şekiller yer aldığı da görüldü. Berger, "Bu, sadece insanların sembolik uygulamaların geliştirilmesinde benzersiz olmadığını değil bu tür davranışları icat etmemiş olma ihtimalini de akıllara getiriyor" diye konuştu.

57 yaşındaki paleoantropolog, Homo naledilerle ilgili önceki çalışmalarında bilimsel titizlik eksikliği ve acele ettiği gerekçeleriyle bilim camiasının tepkisi çekmişti. AFP, Berger'in yeni açıklamalarının paleontoloji dünyasında tüyleri diken diken edeceğini yazdı. 

Homo naledi, Pleistosen Devri'nde, yaklaşık 335 bin yıl önce ortaya çıkmış ve 236 bin yıl önce soyu tükenmiş arkaik bir insan türü.

Türün beyni modern insanlara göre epey küçük. Zira beyin boyutları Homo sapiens'inkinin kabaca üçte birine denk geliyor.

Türün kalıntıları ilk kez 2013'te, yine Rising Star mağara sisteminde keşfedilmişti. Berger bundan iki yıl sonra, küçük beyne sahip Homo naledi'lerin düşünülenden daha fazla iş yaptığını öne sürmüştü. Berger'e çok sayıda kişi karşı çıkmıştı.

Ünlü paleoantropolog şimdiyse şöyle konuştu:

O zamanlar bu, bilim insanlarının kabul etmesi için çok fazlaydı... Dünyaya bunun doğru olmadığını söylemek üzereyiz.

Araştırmacılar daha fazla analize ihtiyaç duyulduğunu ancak yine de keşiflerin "insanın evrimine dair anlayışı değiştirdiğini" yazdı.

Araştırmada yer almaya antropolog Carol Ward, bulguların doğrulanması halinde önemli arz edeceğini ifade etti.

Berger ve ekibinin konu hakkında yaptığı üç araştırma, eLife adlı hakemli bilimsel dergide yayımlanacak.

 

Independent Türkçe, AFP, CNN International