İsrail Başbakanı Bennett’in ilk Mısır ziyaretinden hangi sonuçlar çıktı?

“Ziyaret, Kahire, Amman ve Filistin arasında Gazze Şeridi’nde ateşkesin sağlanması ve esir takası için yapılan üçlü zirvenin devamı niteliğindeydi”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Mısır tatil beldesi Şarm eş-Şeyh’te bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Mısır tatil beldesi Şarm eş-Şeyh’te bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

İsrail Başbakanı Bennett’in ilk Mısır ziyaretinden hangi sonuçlar çıktı?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Mısır tatil beldesi Şarm eş-Şeyh’te bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Mısır tatil beldesi Şarm eş-Şeyh’te bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Bahaddin İyad
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçtiğimiz Pazartesi günü İsrail Başbakanı Naftali Bennett'i Mısır’ın Kızıldeniz kıyısındaki tatil beldesi Şarm eş-Şeyh'de kabul etti. Bennett’in gerçekleştirdiği ve bir İsrail başbakanının on yılı aşkın bir sürenin ardından Mısır’a yaptığı bu ilk ziyaretin sonunda iki lider, Mısır ile İsrail arasındaki ilişkileri derinleştirme, temasları artırma ve ticari faaliyetleri geliştirme konusunda anlaştılar.
Birkaç süren görüşmenin sonunda iki tarafın dile getirdiği ‘ortak nokta’ güvenliği tehdit eden tehlikelere karşı mücadele vurgusu oldu. Sisi ve Bennett, iki ülke arasında terör ve ortak güvenlik tehditleriyle mücadelede yıllardır devam eden ‘güvenlik koordinasyonu ve diplomatik anlayışı’ sürdürme kararlılıklarını bir kez daha yinelediler. Ayrıca son haftalarda Filistin-İsrail barış görüşmelerini yeniden başlatmak için harekete geçen Kahire'nin daveti üzerine gerçekleşen ziyaret öncesinde Tel Aviv'in açıkladığı plan çerçevesinde Gazze Şeridi ile İsrail arasındaki ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve Gazze Şeridi’nin yeniden inşasıyla ilgili çalışmaların ilerletilmesi konuları ele alındı.
Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan dün yapılan açıklamaya göre görüşmeye, Mısır tarafından Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve İstihbarat Başkanı Abbas Kamil ile İsrail tarafından Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Eyal Hulata, Bennett'ın Askeri Sekreteri Tümgeneral Avi Gil, diplomatik danışman Shimrit Meir ve İsrail'in Kahire Büyükelçisi Amira Oron katıldı.

Görüşmede öncelik ikili ilişkilerdi
Tarihte Mısır ve İsrail arasındaki ilişkiler, Mısır’ın 1948 yılından Ekim 1973 savaşına kadar İsrail’e karşı verdiği beş savaşın ardından ‘barış’ sürecine girdi. İki ülke arasında 1979 yılında barış anlaşması imzalandı. Ardından Kahire, Filistin ve İsrail arasındaki çatışma boyunca barış sürecine hamilik yapan önemli bir taraf oldu. İsrail Başbakanı’nın Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki tarafından aralarındaki ilişkilerin güçlenmesini istediklerini ortaya koydu. Sisi de 2016 yılı yazında Filistin sorunu çözüldüğünde iki ülke arasında onlarca yıldır süregelen ‘soğuk barışın daha sıcak bir barışa dönüşeceğini’ söylemişti.
Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, sadece birkaç saat süren ziyaret sırasında, iki ülke arasında çeşitli alanlardaki ilişkileri geliştirmenin yanı sıra başta Filistin meselesi olmak üzere bölgesel ve uluslararası sahnedeki son gelişmelerin ele alındığı belirtildi. Açıklamada,  İsrail Başbakanı’nın Mısır Cumhurbaşkanı ile ‘siyasi, güvenlik ve ekonomik alanlardaki bir takım meselelerle birlikte iki ülke arasındaki ilişkileri derinleştirmenin ve çıkarlarını geliştirmenin yollarını’ konuştuğu aktarıldı.

Sisi ise görüşmede şunları söyledi:
“Başbakan'ın (Bennett) dediği gibi her şeyi açıkça ve cesurca konuştuk. Ülkelerimiz ve bölgemiz için daha çok konuşacağız. Gazze Şeridi’ni, barışı ve ateşkesi korumanın ve istikrarın önemi, Gazze Şeridi’nin ekonomisinin desteklenmesi ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi’nde yaşayanların mevcut koşullarının iyileştirilmesi konularını ele aldık.”
İsrail meselelerinde uzman bir isim olan Mısır Parlamentosu Milletvekili Emad Gad’a göre İsrail Başbakanı’nın Mısır ziyareti, Gazze Şeridi ile yapılan ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, yeniden yapılanma dosyası, esir takası ve taraflar arasında barış görüşmelerinin başlaması da dahil olmak üzere Mısır, Ürdün ve Filistin arasındaki üçlü zirvenin devamı niteliğindeydi, ama bu sık rastlanmayan ziyarette ikili ilişkilerin boyutları daha da belirginleşti.
Mısır’ın şuan İsrail'e yönelik politikasını, kendi meselelerine ve çıkarlarına dayalı olarak sürdürdüğünü söyleyen Gad, “Yani Filistin davasının getirdiği yüklerden, davayı bırakmadan kurtuluyor” dedi. Gad,  özellikle Doğu Akdeniz Gaz Forumu Genel Merkezi’nin Mısır’da olmasından ötürü Doğu Akdeniz’de doğalgaz alanında yaptıkları iş birliği başta olmak üzere, iki taraf arasında ortak ekonomik çıkarlara yönelik birçok dosyanın, görüşmede ele alınan en önemli dosyalar arasında yer aldığına dikkati çekti. Mısırlı Milletvekili, Mısır ve altı Arap ülkesinin İsrail'in geçtiğimiz ay Afrika Birliği'ne (AfB) gözlemci üye olarak katılmasına itiraz etmeleriyle ilgili olarak, ister Doğu Akdeniz, ister AfB ve hatta ister bir gün Kızıldeniz ile ilgili olsun, İsrail’in herhangi bir bölgesel örgüte girmesine itiraz edilmemesi gibi yeni bir eğilim olduğunu söyledi.
Rönesans (Nahda) Barajı ve bölgenin güvenliği konusunda ‘ortak anlayışlar’

Mısır Cumhurbaşkanı, görüşmenin oturum aralarında yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“İsrail ile Mısır, Sudan ve Etiyopya arasındaki Rönesans Barajı krizi de dahil olmak üzere bölgedeki birçok konuda ortak anlayışlara sahip. Rönesans Barajı meselesini görüştük. Bu konuda fikir birliğine vardık. Kendisine (Bennett) bu konuyu müzakere ve diyalog çerçevesinde bir anlaşmaya ulaştırmak için çalıştığımızı söyledim.”
Sisi, bu konunun kendileri için bir ‘ölüm-kalım meselesi’ olduğunu da ekledi.
Konuyla ilgili olarak da değerlendirmelerde bulunan Gad, her iki taraf için de acil olan birçok dosyanın, önümüzdeki dönemde daha geniş bir anlayışla ele alınabileceğini kaydetti. Gad, İsrail’in özellikle Tigray Bölgesi ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed hükümeti arasında çatışmaların patlak vermesinden bu yana huzursuzluğun daha da arttığı bölgede çatışma ve istikrarsızlığı önlemek için Etiyopya’nın barajı doldurulması ve işletilmesine ilişkin bağlayıcı bir yasal anlaşma yapılması konusunda Mısır ve Sudan’ı destekleyebileceğini düşünüyor.
Bennett, ziyaretini, İsrail'in, 2005 yılındaki çekilmesinden bu yana ablukası altında olan Gazze Şeridi'ni geliştirmeye yönelik ‘güvenlik için ekonomi’ planının açıklamasından bir gün sonra gerçekleştirdi. İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid, Pazar günü, Reichman Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, Tel Aviv'in Gazze Şeridi’nin yeniden inşasına katılmasının ‘gerekli bir politika’ olduğunu söylediği planını sundu. Ardından hem Bennett hem de Savunma Bakanı Benny Gantz'ın planını desteklediğini açıkladı.
Sisi ise görüşme sırasında, uluslararası toplumun, özellikle Kahire’nin iki taraf arasında Batı Şeria’da ve Gazze Şeridi'nde tansiyonu düşürmeye yönelik her zaman attığım adımlar çerçevesinde Mısır'ın Filistin topraklarını yeniden inşa etme çabalarına verdiği desteğin önemine ve Filistin ile İsrail arasındaki ateşkesin korunması gerektiğine işaret etti. Sisi, Mısır’ın iki devletli çözüme ve bölgenin tüm halkları için güvenlik ve refahın artırılmasına katkıda bulunan uluslararası meşru kararlar temelinde, Ortadoğu’da kapsamlı bir barışın sağlanmasına yönelik tüm çabaları desteklediğini vurguladı.
Öte yandan Bennett, ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, iki ülke arasındaki barış anlaşmasının imzalanmasının üzerinden kırk yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, halen Ortadoğu'nun güvenliği ve istikrarında bir mihenk taşı olmaya devam ettiğini söyledi. Bennett, Mısır'ın Gazze Şeridi'nde güvenliğin sağlanması ve esirler ile kayıp kişiler sorununa çözüm bulunması konularında üstlendiği role de övgüde bulundu.

Görüşmenin zamanlaması
Mısırlı eski bir güvenlik yetkilisi olan Kahire'deki Ulusal Araştırmalar Merkezi (NCS) Başkanı Ahmed Şehabi yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“İsrail’in yeni Başbakanı' Bennett’in ABD ziyaretinin ardından ilk resmi yurtdışı gezisini Mısır’a yapması, Mısır'ın, Bennett'in izlemek istediği dış politika yönelimlerinde sahip olduğu önemin ve açık bir göstergesidir. Bu aynı zamanda Mısır’ın, Filistin-İsrail çatışmasının taraflarının güvenini kazanmış istikrarlı bir konuma sahip olduğunu da gösteriyor. Gazze Şeridi’nde ve Filistin topraklarında ateşkesin sağlanması meselesi, iki taraf arasındaki görüşmelerin gündeminde yüksek bir önceliğe sahipti. Ziyaret, Mısır’ın bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik barış sürecini canlandırmayı amaçlayan hamlelerinin daha geniş bir çerçevesi içinde gerçekleşti. Buna İsrail tarafını Mısır ve Arap ülkelerinin iki devletli çözüme dayalı vizyonu çerçevesinde barış sürecine ciddi şekilde katılmaya ikna etmek için Kahire ve Tel Aviv arasındaki ikili ilişkiler düzeyinde atılabilecek niteliksel adımlar da dahil.”

Şehabi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun bu ayın sonlarında yapılması planlanan oturumu yaklaşırken ve önümüzdeki birkaç hafta içinde Arap ülkeleri arasında yeni bir zirvenin gerçekleşmesi beklenirken Şarm eş-Şeyh görüşmesinin zamanlaması, barış süreciyle ilgili tarafların bir yanıt vermelerini gerektiren ortak bir vizyonun belirlenmesini hızlandırmak açısından çok uygundur. Hem BM Genel Kurul oturumları hem de Arap zirvesi, Bennett'in Şarm eş-Şeyh ziyaretinden on gün önce Mısır, Ürdün ve Filistin arasında, Kahire'de yapılan üçlü zirvede Mısır’ın sunduğu öneri için uygun bir platform sağlayacak.”

Mısır-İsrail ilişkileri tam barışa doğru mu gidiyor?
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, İsrail’in eski Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 2011 yılında eski Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in iktidardan ayrılmasından bir ay önce Şarm eş-Şeyh'e yaptığı son resmi ziyaretin üzerinden 10 yıl geçtikten sonra bir İsrail başbakanının Mısır’a yaptığı bu ilk ziyaret, İbrahim Anlaşmaları’nın imzalanmasının üzerinden bir yıl geçtikten sonra gerçekleşti.  İsrail, geçtiğimiz yıl, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Fas ve Sudan ile ‘İbrahim’ adıyla anılan barış anlaşmaları imzalamıştı. Kahire ve Tel Aviv arasında tam diplomatik ilişkilerin kurulmasının üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen, her zaman ‘Filistin halkının meşru haklarına’ desteklediğini Mısır'da halk tabanında ve kamusal düzeyde halen İsrail karşıtlığı söz konusu.
İsrail’in diplomatik isimlerinin sosyal medya hesaplarında ve İsrail Başbakanı’nın Arapça yayın yapan Facebook sayfasında, Bennett’in Sisi ile Şarm eş-Şeyh'te yaptığı görüşmenin sonundaki açıklamasında, görüşmeyi ‘çok önemli ve çok iyi’ olarak nitelediği aktarıldı. İki ülke arasında devam eden temaslara çerçevesinde sağlam bir ilişki kurmak için altyapıya odaklandıklarını söyleyen Bennett, İsrail'in bölge ülkelerine açıldığını ve bu uzun soluklu tanımanın temelini, İsrail ile Mısır arasındaki barışın oluşturduğunu ifade etti. Bennett, “Dolayısıyla her iki tarafta da bu ilişkileri güçlendirmek için çaba sarf etmeliyiz ve bugün yaptığımız da bu” dedi.
İsrail Başbakanı, Şarm eş-Şeyh’e İsrail El Al Havayolu’na ait bir uçakla gelirken Mısır'ın ulusal havayolu şirketi Egyptair, yakın bir tarihte anlaşmaya varılan iki ülke arasındaki ticari uçuşlarına henüz başlamadı. Uzun yıllar Mısır’ın Tel Aviv büyükelçiliğinde görev yapan deneyimli diplomat Rıfat el-Ensari, yaptığı özel açıklamada, Mısır ve İsrail ilişkilerinin şuan ancak Mısır tarafının izin verdiği sınırlar içinde iyi olarak nitelendirilebileceğini söyledi. Ensari, Bennett ziyaretinin, Tel Aviv’in İsraillilerin Sina'ya girişine yönelik güvenlik yasağının kaldırılması karşılığında Kahire’nin İsraillilerin Sina'ya Taba Sınır Kapısı’ndan giriş yapmalarına izin vermesi gibi önemli sonuçları olduğunu belirtti.

Ensari, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Kısa süre önce Mısır'ın resmi havayolu şirketi (EgyptAir) aracılığıyla, Kahire ve Tel Aviv arasında haftalık dört uçuş yapılacak şekilde ticari uçuşların başlatılmasına karar verildi. Mısır, alternatif olarak İsrailli havayolu şirketi El Al veya Air Sinai Havayolu Şirketi yerine, ülkenin bayrağını taşıyan resmi havayolları şirketini kullanıyor.”
 Sisi ve Bennett'in Şarm eş-Şeyh’teki görüşmesinde, öncekilerden farklı bazı protokol uygulamaları olduğuna dikkati çeken Ensari, “İki ülkenin heyetleri arasındaki görüşmenin fotoğraflarında, 2011 yılında sadece Mısır bayrağının yerleştirildiği son görüşmeden farklı olarak, İsrail bayrağının da Mısır bayrağının yanına yerleştirildiği ve yüzlerin güldüğü görülüyor” ifadelerini kullandı.
Mısır'ın bir başka eski Tel Aviv büyükelçisi Muhammed Asım İbrahim de Şarm eş-Şeyh görüşmesiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
İki taraf arasındaki ilişkilerin normalleştiğini söylemek için henüz erken olduğunu söyleyen İbrahim, “İsrail Başbakanı, Mısır'ın başkenti Kahire'ye gelmedi, ziyaret, Şarm eş-Şeyh’te yapıldı. Mısır Cumhurbaşkanı, tıpkı selefleri gibi halen İsrail'i ziyaret etmiş değil. Bu durum, her iki tarafın da halklarının bu adımların gerçekleşmesini engelleyen duygulara sahip olduklarının farkında olduğunu gösteriyor” dedi.

Mısırlı diplomat sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sanırım ABD ziyaretinden yeni dönen İsrail Başbakanı'nın, Mısır’ı ziyaret etmesi bekleniyordu. Belki de Bennett’in Biden yönetiminin İsrail’e karşı Trump yönetiminden daha az önyargılı olabileceğinin farkına varması, onu Mısır ve Arap ülkelerine yönelik bu adımları atmaya teşvik etti. Ziyaret, İsrail tarafının özellikle firari mahkûmlar krizi, Gazze Şeridi ile gerilimlerin tırmanması ve yeni bir çatışma ihtimalinin ortasında Mısır'ın doğru zamanda arabuluculuk rolü üstlendiğini bildiği bir dönemde gerçekleşti. İsrail aynı zamanda halkının barışa hazır olmadığını ve Mısırlıların büyük çoğunluğunun, Filistin'deki uygulamaları nedeniyle İsrail’e karşı olumsuz duygulara ve derin bir psikolojik bariyere sahip olduğunu da biliyor.”



Trump ve Bush: Savaşın seçimlere etkisi nedir?

Pete Reynolds
Pete Reynolds
TT

Trump ve Bush: Savaşın seçimlere etkisi nedir?

Pete Reynolds
Pete Reynolds

Robert Ford

Donald Trump, Ortadoğu savaşlarına asla karışmayacağına söz vermişti, ancak bugün, tıpkı 2006 yılında George W. Bush'un Irak Savaşı sebebiyle karşı karşıya kaldığı gibi, altı ay içinde patlak verebilecek bir seçim felaketi riskiyle karşı karşıya.

Geçen yıl Riyad'da Trump'ın, Irak'ı işgal edip Saddam Hüseyin rejimini devirdikten sonra Irak devletini yeniden kurmaya çalıştığı için Başkan George W. Bush'u nasıl hedef aldığını hatırlıyoruz. İronik bir şekilde, Trump, 2003'te Irak'ı işgal ettiğinde Bush'un yaptığı aynı hataları yaptı. Bush gibi Trump da düşmanı yok ederken askeri yöne odaklandı ve “Şok ve Dehşet” olarak adlandırılan savaşta Irak ordusunu ezmek için seyir füzeleri gibi gelişmiş teknolojilere büyük ölçüde güvenen Bush'un izinden gitti.

2003 yılındaki işgal sırasında, ABD liderliğindeki koalisyon güçleri 22 gün içinde Bağdat'a ulaşarak Saddam Hüseyin rejimini devirdi; bu operasyonda en fazla 172 ABD askeri hayatını kaybetti, Irak'ın askeri ve sivil kayıpları ise doğal olarak çok daha yüksekti. Tamamen askeri açıdan bakıldığında, Saddam'ın devrilişinden sonra Irak şehirlerinde yaşanan güvenlik çöküşüne rağmen, operasyon başlangıçta tam bir başarı gibi görünüyordu. Ama bu çöküş, Irak Savaşı'nın, Bush yönetiminin beklentilerinin aksine, kısa sürmeyeceğini hızla ortaya koydu.

Trump yönetiminin İran'a saldırma kararına ilişkin basında çıkan ilk haberler, Trump'ın da Bush gibi kısa bir savaş beklediğine işaret ediyor. Ancak Bush'un aksine, düşmanın başkentine ulaşmayı planlamamıştı

Trump yönetiminin İran'a saldırma kararına ilişkin basında çıkan ilk haberler, Trump'ın da Bush gibi kısa bir savaş beklediğine işaret ediyor. Ancak Bush'un aksine, düşmanın başkentine ulaşmayı planlamamıştı. Kendi “şok ve dehşet” taktiğinin, sürpriz saldırıda öldürülenlerin yerine yeni İranlı liderlerin atanmasını engelleyeceğine ve kalan İran güçlerinin misilleme yapamayacağına dair bir bahis oynadı.

 Bu arşiv fotoğrafında, bir ABD askeri, Bağdat'ın merkezindeki Firdevs Meydanı'nda Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin devrilmesini izliyor, 9 Nisan 2003 (Reuters)Bu arşiv fotoğrafında, bir ABD askeri, Bağdat'ın merkezindeki Firdevs Meydanı'nda Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin devrilmesini izliyor, 9 Nisan 2003 (Reuters)

8 Nisan'da düzenlenen basın toplantısında, Trump'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth, üst düzey komutanların öldürülmesinden İran hava kuvvetlerinin, savaş gemilerinin, füze stoklarının ve üretim tesislerinin imhasına kadar İran'ın kayıplarının bir listesini sundu. İran'ın ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln'e yönelik başarısız hedef alma girişimlerini alaya aldı. Ancak Trump ve Hegseth, tıpkı kendisinden önceki Bush yönetimi gibi, kısa sürede farklı bir gerçeğe tosladılar. Yerel İranlı askeri komutanların kalan füzeleri ve insansız hava araçlarını fırlatma kabiliyeti ve yeni ulusal liderliğin bir dereceye kadar bütünlüğü koruma kudreti, Amerikalıları ve İsraillileri şaşırttı. Bu durum, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına ve Washington ile müttefik Körfez ülkelerinde enerji, su ve sivil altyapıya zarar verilmesine neden oldu. Burada da Amerikalılar güvenliği yeniden sağlamakta aciz kaldılar.

Tarihçiler, Saddam Hüseyin'in devrilişinden ve ülkedeki güvenliğin anında çökmesinden sonra Irak için bir plan hazırlamakta başarısız olunmasından George W. Bush ve ekibini sorumlu tutuyor. Bush yönetimi, hükümet çalışanlarının ve polis memurlarının vatandaşların misillemelerinden korkarak ofislerinden kaçacaklarını öngörmemişti. Kriz, yönetimin Irak ordusunu feshetme kararıyla iyice karmaşık hale geldi, bu da güvenlik alanındaki çöküşü daha da kötüleştirdi.

Askeri ve istihbarat kurumlarındaki üst düzey profesyonel subayların, Başkanlar Bush ve Trump'a ihtiyaç duydukları açık ve kararlı tavsiyeyi vermede başarısız olduklarını belirtmek önemlidir

Bağdat ve diğer Irak şehirlerinde yağmalama olayları yaşanırken, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, yaşananların endişe verici bir durum olmadığı izlenimini vererek, “Bunlar olur” demişti. Yağmalama ve kaosun silahlı direnişe dönüşmesiyle birlikte, Amerikalılar kendilerini isyanla mücadele için askeri bir plan veya net siyasi vizyonlarının olmadığı bir durumda buldular. Brett McGurk'ün de aralarında bulunduğu bir Amerikan ekibi, Irak direnişini kontrol altına alabilecek yeni bir Irak hükümeti kurmak için hızla siyasi plan geliştirdi. Ancak bu planın ilk adımları 2003 sonlarında atıldığında, Sünni Arap silahlı örgütler zaten Irak'ın batısında Amerikalılarla savaşmak üzere örgütlenmişti, Mukteda es-Sadr'ın Mehdi Ordusu ise Irak'ın orta ve güneyinde onlarla çatışma halindeydi.

Başta 7 Nisan'da yayınlanan bir New York Times makalesi olmak üzere, basında çıkan ilk haberler, ABD istihbarat teşkilatlarının şubat ayı sonlarında Trump'a İran rejiminin hızla çökeceği yönündeki İsrail iddiasının saçma bir iddia olduğunu bildirdiğine işaret ediyor. Aynı şekilde Genelkurmay Başkanı da Trump'ı İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma riski konusunda uyardı. Ne var ki Trump, ilk suikast serisinden sonra İranlıların yeni bir liderlik kurabileceğinden şüpheliydi ve bu nedenle boğazı kapatamayacaklarını varsaydı.

Şaşırtıcı bir şekilde ABD ordusu tıpkı 2003'te Bağdat'ta olduğu gibi, İran ile savaşta da askeri durumun kötüleşebileceğini öngörerek Şubat 2026'da güçlerini yeniden konumlandırmadı. Mart ayında Pentagon, Hürmüz Boğazı'ndan geçecek ticari gemi konvoylarına eşlik edecek gerekli gemilere sahip olmadığını vurgularken, dört Amerikan mayın temizleme gemisi ABD’nin Doğu Kıyısı'ndaki limanlarda demirli kaldı.

İran’ın füze saldırılarının devam etmesiyle birlikte Washington, Avrupa ve Asya'dan Körfez'e ilave füze savunma sistemleri sevkini ve konuşlandırılmasını hızlandırmak zorunda kaldı. ABD, İranlıların boğazı başarıyla kapatmasından tam bir hafta sonra, İran kıyıları boyunca sınırlı bir kara operasyonu düzenleyebilmek için Japonya ve ABD anakarasından Körfez'e Deniz Piyadeleri ve Kara Kuvvetleri birliklerini sevk etmeye başladı.

Burada, askeri ve istihbarat kurumlarındaki üst düzey profesyonel subayların, Başkanlar Bush ve Trump'a ihtiyaç duydukları açık ve kararlı tavsiyeyi vermede başarısız olduklarını belirtmek önemlidir. Tarihçiler, CIA liderliğinin, özellikle Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin istekleri doğrultusunda, Irak'taki kitle imha silahlarıyla ilgili güvenilmez istihbaratı kasıtlı olarak nasıl büyütüp abarttığını açıkladılar.

Hem baba hem de oğul George Bush'un diplomasisi Trump'ınkinden çok daha üstündü. 2026'da Trump, benzer bir çaba göstermedi ve Dışişleri Bakanlığı'nı İran'a yönelik herhangi bir saldırının dışında tuttu

Benzer şekilde, dönemin ABD Merkez Komutanlığı komutanı General Tommy Franks, işgalci gücün güvenliği sağlamak için çok küçük olduğuna inanan Genelkurmay Başkanı Eric Shinseki'nin uyarılarını görmezden gelmişti. Bunun yerine, Franks, daha fazla sayıda asker konuşlandırmanın Amerika Birleşik Devletleri içinde siyasi tartışmalara yol açacağından korkarak, Donald Rumsfeld'in daha küçük bir güç için verdiği direktiflere uydu.

2026 yılına gelince, New York Times'ın yaptığı bir araştırma, Genelkurmay Başkanı General Dan Keane'in riskler konusunda uyarıda bulunurken, açıkça İran'a saldırma tavsiyesinde bulunmamaya özen gösterdiğini ortaya koydu. Aynı durum, saldırının durdurulmasını savunmaktan kaçınan CIA Direktörü Ratcliffe için de geçerli. Askeri ve istihbarat kurumlarından gelen bu örtülü kabul ile birlikte Trump, İsrail hükümetinin açık teşviki eşliğinde Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Dışişleri Bakanı Rubio'nun yaptığı saldırı çağrılarına kulak verdi.

Başkan George W. Bush, 2003 Irak işgalinden önce diplomasiyi ihmal etmemişti. Amerikan saldırısına katılmak üzere 45 bin İngiliz askeri gönderen dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair ile yakın koordinasyon içinde çalışmıştı. Polonya, İspanya ve Avustralya da dahil olmak üzere diğer birçok Avrupa ülkesi de sınırlı askeri katkı ve siyasi destek sağlamıştı. Bush ayrıca Kuveyt gibi Arap devletlerinden de örtülü destek almıştı.

Bush, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı ve Amerikan diplomatik heyetini savaşın gerekçelerini açıklamak ve uluslararası destek sağlamakla görevlendirmişti. Yazar, o dönemde Beyaz Saray'ın hayal kırıklığını yansıtan bir gözlemle, Colin Powell'ın ilk olarak Ortadoğu'daki Amerikan büyükelçiliklerindeki personele, yaklaşan savaşla ilgili uyarı göndermeyi bırakmaları ve bunun yerine savaş çabalarını desteklemeye odaklanmaları direktifini göndermek zorunda kaldığını belirtiyor.

Sonuç olarak, bu diplomatik çabalar, çoğunluğu asker göndermese de 32 ülkenin Irak savaşında kurulan “gönüllüler koalisyonuna” resmen katılmasıyla sonuçlandı. Ancak, George W. Bush'un 2002 ve 2003 yıllarındaki diplomatik çabaları, Kuveyt'i özgürleştirmek için geniş bir uluslararası koalisyon kuran babası Başkan George Bush'un çabalarının çok gerisinde kalmıştı.

Hem baba hem de oğul George Bush'un diplomasisi Trump'ınkinden çok daha üstündü. 2026'da Trump, benzer bir çaba göstermedi ve Dışişleri Bakanlığı'nı İran'a yönelik herhangi bir saldırının dışında tuttu. Bakanlığın bunun dışında tutulduğu o kadar belirgindi ki, Amerikan vatandaşlarını Körfez bölgesini terk etmeleri konusunda ancak savaşın başlamasından iki gün sonra, 2 Mart'ta uyardı. Dışişleri Bakanlığı genellikle savaşlar başlamadan önce bu tür uyarıları yayınlar. Nitekim Colin Powell döneminde Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin Irak'ı işgalinden iki ay önce Amerikalılara Ortadoğu'yu terk etmeye hazırlanma çağrısı yapmıştı.

Trump, 3 Kasım'da yapılacak kongre seçimlerine büyük önem veriyor. Mevcut durumu, 2006 seçimlerinde Demokratların zaferinden önceki Bush'un durumunu anımsatıyor

Üstelik Trump, İsrail hariç, ortak ülkelerle koordinasyon kurmaya veya bir koalisyon oluşturmaya çalışmadı. Bu nedenle 28 Şubat saldırısı, Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri için taktiksel bir sürpriz oldu. Trump, Hürmüz Boğazı'nda zorluklarla karşılaştıktan sonra Avrupalı NATO müttefiklerinden yardım talep etmeye başladı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu talepler bile kınamalar, hatta bazen korkaklık ve anlamlı bir yardım sağlayamama suçlamalarıyla birlikte geldi. Bu nedenle, Trump'ın diplomasisi, baba ve oğul başkanlarınkinden radikal bir şekilde farklı görünüyor.

Son tablo altı ay daha netleşmeyecek olsa da Trump'ın George W. Bush'a başka bir açıdan benzemesi muhtemel, o da savaş kararının iç siyasi maliyeti. Nitekim Irak Savaşı'na rağmen, Amerikalı seçmenler 2004'te Bush'u yeniden seçti çünkü o zamanki kamuoyu yoklamalarına göre halkın yaklaşık yarısı hâlâ savaşı destekliyordu. Ancak bu destek 2006'da yarının altına düştü. Bush'un ikinci döneminin ortasında yapılan o yılki ara seçimler hem kendisi hem de Cumhuriyetçi Parti için bir felaket oldu. Temel nedeni de sonu görünmeyen Irak Savaşı idi. Demokrat Parti, Kongre'nin her iki kanadının kontrolünü Cumhuriyetçilerden alarak Senato'da beş, Temsilciler Meclisi'nde ise 31 yeni sandalye kazandı. Bu, Bush'un iç politika ve ekonomi alanındaki büyük projelerinin gerileyişinin ve 2008 seçimlerinde Beyaz Saray'ın Demokratlara geçeceğinin erken bir göstergesiydi.

 İran'ın 7 Mart'ta Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri arasında Umman'ın Maskat limanında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)İran'ın 7 Mart'ta Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri arasında Umman'ın Maskat limanında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)

Trump, 3 Kasım'da yapılacak kongre seçimlerine büyük önem veriyor. Mevcut durumu, 2006 seçimlerinde Demokratların zaferinden önceki Bush'un durumunu anımsatıyor. Söz konusu kongre seçimlerinden önceki aylarda yapılan kamuoyu yoklamaları, Bush'un Beyaz Saray'daki performansından memnun olanların oranının, büyük ölçüde uzun süren ve bitmek bilmeyen Irak Savaşı nedeniyle sadece yüzde 35 ila 40 arasında olduğunu gösteriyordu. Son kamuoyu yoklamalarında Trump'a yönelik destek oranları da benzer bir aralıkta yer alıyor ve Amerikalıların yaklaşık yüzde 60'ı artık onun performansından memnun olmadığını ifade ediyor.

Bu arada, bir zamanlar kendisine aşırı sadık olduğu bilinen siyasi tabanı da eleştirilerini yüksek sesle dillendirmeye başladı. Eski Georgia Temsilciler Meclisi üyesi, önde gelen medya figürü ve bir zamanlar Trump'ın en sadık müttefiklerinden biri olan Marjorie Taylor Green, Trump'ın İran'a savaş açarak “ABD'yi Yeniden Harika Yap” hareketine ihanet ettiğini belirtti. Cumhuriyetçilere, Kongre'deki Demokratlara katılarak Trump'a karşı azil sürecini başlatma çağrısında bulundu.

X platformunda 4,4 milyon takipçisi olan Alex Jones, 3,6 milyon takipçisi olan Megyn Kelly ve 17,4 milyon takipçisi olan Tucker Carlson gibi muhafazakar medya figürleri de onlara göre Amerikan çıkarlarından ziyade İsrail'in ulusal çıkarlarına hizmet ettiği için Trump'ı hedef aldı. Bunun aksine, 2,2 milyon takipçisi olan Glenn Beck ve 5 milyon takipçisi olan Mark Levine gibi diğer önde gelen medya figürleri ise onu desteklemeye devam ediyor. Gelgelelim eleştirilerin boyutu öyle bir noktaya ulaştı ki, 9 Nisan'da Trump, sosyal medyada eleştirmenlerine aptallar ve kaybedenler diyerek yanıt verdi.

Bir başka ezici Demokrat dalgasından kaçınmak, belki de Trump'ın Pakistan arabuluculuğuyla İran ile bir anlaşmaya varma arzusunun ardındaki en büyük motivasyondur

2006'da ABD ekonomisinin güçlü olduğu ve Irak Savaşı'nın enerji fiyatlarında yükselişe neden olmadığı Bush'un aksine, Trump bu savaşın ekonomik etkisinin yaklaşan seçimlerde Cumhuriyetçi Parti'nin şansını daha da azaltacağının farkında. Mart ayı sonunda yapılan bir CNN anketi, Amerikalıların yüzde 65'inin Trump'ın savaş ve gümrük vergileri de dahil olmak üzere politikalarının ekonomiyi kötüleştirdiğine inandığını gösterdi. Katılımcıların sadece yüzde 31'i ekonomik politikalarını desteklerini belirtti.

Altı ay Amerikan siyasetinde uzun bir süre ve savaş seçimlerden önce bitebilir. Kamuoyu yoklamaları bazen yanıltıcı olabilir. Ancak, Hürmüz Boğazı'nın sürekli kapalı kalması ve bunun sonucunda Amerikan tüketicileri açısından enflasyonun ve faiz oranlarının daha da yükselmesi, Amerikan seçmenlerinin Temsilciler Meclisi'nde ve belki de Senato'da Demokratların çoğunluk kazanmasını sağlaması beklentisini güçlendiriyor.

Bir başka ezici Demokrat dalgasından kaçınmak, belki de Trump'ın Pakistan arabuluculuğuyla İran ile bir anlaşmaya varma arzusunun ardındaki en büyük motivasyondur. Zira herhangi bir Demokrat zaferi, iç gündeminin çoğunu hayata geçirmesini engelleyecek ve aynı zamanda, 6 Ocak'ta Cumhuriyetçi milletvekilleriyle yaptığı bir toplantıda kendisinin de kabul ettiği gibi, gelecek yıl Kongre'de yeni bir azil davası sürecinin başlatılmasının kapısını açacaktır. Dolayısıyla, çatışmalar sona erdikten sonra bile hem İran rejimi hem de Trump, artan iç siyasi meydan okumalarla karşı karşıya kalacaktır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


ABD'de "akıllı gözlükle" göçmen tespiti yapılacak

TT

ABD'de "akıllı gözlükle" göçmen tespiti yapılacak

Katie Hawkinson ABD Muhabiri 

ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS), "akıllı gözlük" geliştirilmesine 7,5 milyon dolar ayırmayı planladığı bildirilirken DHS sözcüsüne göre cuma günü itibarıyla "herhangi bir 'akıllı gözlük' projesine bütçe ayrılmadı" (AFP)

ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS), federal göçmenlik görevlileri için "akıllı gözlükler" geliştirmek üzere milyonlarca dolar harcamaya hazırlandığı bildirildi.

NewsNation'ın haberine göre görevlilerin, ABD'ye yasadışı yollarla girmiş olabilecek göçmenleri tespit etmesini sağlayacak "akıllı gözlüklerin" geliştirilmesi için bakanlık gelecek yıl 7,5 milyon dolar ayırmayı planlıyor.

Yayın kuruluşu tarafından incelenen belgelere göre bu "akıllı gözlükler", memurlara "sahada gerçek zamanlı bilgi erişimi ve biyometrik kimlik tespiti yetenekleri" kazandırabilir. Önerinin, gelecek yılın ilk çeyreğine kadar kullanıma hazır bir prototipin tamamlanmasını öngördüğü bildirildi.

Haber kuruluşunun aktardığı üzere bu planlar Trump yönetiminin 2027 mali yılı bütçe teklifinde yer alıyor. Teklifte, yetkililerin "Birleşik Devletler'de yasadışı bulunan göçmenleri belirleme, nakletme, gözaltına alma ve sınır dışı etme" kapasitesini güçlendirmeye katkı sağlayacağını söylediği projelere milyonlarca dolay ayrılıyor.

NewsNation'ın elde ettiği bir bütçe belgesinde şu ifadelere yer veriliyor: 

Bu iyileştirmeler, kamu güvenliğini ve operasyonel mükemmelliği sağlarken, verimli ve etkili göçmenlik denetimlerini, sınır dışı etme operasyonlarını, yürütme emirlerinin ve idari önceliklerin yerine getirilmesini doğrudan [mümkün kılacak].

DHS sözcüsünün The Independent'a yaptığı açıklamaya göre cuma günü öğleden sonra itibarıyla "herhangi bir 'akıllı gözlük' projesine bütçe ayrılmadı". 

Sözcü, "Bilim ve Teknoloji Direktörlüğü (S&T), sahadaki kolluk görevlilerine yardımcı olmak için ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ve diğer DHS birimlerinin ihtiyaçlarını sürekli değerlendirmeye alıyor. DHS'nin kullandığı her türlü teknolojinin tamamen yasalar kapsamında kalmasını sağlamak için bu görüşmelere gizlilik ofisleri, bilgi teknolojileri yöneticileri ve avukatlar da katılıyor" diye ekledi.

The Independent'ın daha önce yürüttüğü araştırmada DHS memurlarının kişisel akıllı gözlükler taktığı görülmüştü.

Araştırmada Trump'ın göreve gelmesinden bu yana en az 6 eyalette DHS görevlilerinin Meta'nın yapay zeka gözlüklerini takarken görüldüğü ve bazı durumlarda bunları halktan kişileri kaydetmek ve fotoğraflamak için kullandığı ortaya çıkmıştı.

NewsNation'ın DHS "akıllı gözlük" projesine ilişkin haberi, New York Times'ın şubatta aktardığı üzere Meta'nın akıllı gözlükler için yüz tanıma özelliği geliştirmeye çalıştığı dönemde geldi. Yeni eklenen bu özelliğin, kullanıcıların başka kişileri teşhis etmesini mümkün kılacağı ve Meta'nın yapay zeka asistanının da bu kişiler hakkında bilgi sağlayabileceği bildiriliyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor
TT

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın iki temsilcisi, İran’la yeni bir müzakere turu amacıyla Pakistan’ın başkenti İslamabad’a gitti. Ancak İran’a ait resmî medya organları, mevcut koşullarda doğrudan görüşmelerin yapılmasını ihtimal dışı olarak değerlendirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin taleplerini ve ABD’nin tutumuna yönelik çekincelerini dile getirdi. İslamabad’da bulunan İranlı bir diplomatik kaynak Reuters’a yaptığı açıklamada, “İlke olarak İran tarafı sert talepleri kabul etmeyecektir” ifadelerini kullandı.

Görüşmelere ilişkin ayrıntılar henüz netlik kazanmazken, Arakçi’nin Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve diğer üst düzey yetkililerle bir araya geldiği bildirildi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington’un taleplerini karşılamaya yönelik bir teklif sunmayı planladığını söyledi. Ancak bu teklifin içeriğine dair bilgi sahibi olmadığını belirten Trump, ABD’nin kimlerle müzakere yürüttüğünü de açıklamaktan kaçındı ve “Şu anda sorumlu kişilerle temas halindeyiz” dedi.