İsrail Başbakanı Bennett’in ilk Mısır ziyaretinden hangi sonuçlar çıktı?

“Ziyaret, Kahire, Amman ve Filistin arasında Gazze Şeridi’nde ateşkesin sağlanması ve esir takası için yapılan üçlü zirvenin devamı niteliğindeydi”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Mısır tatil beldesi Şarm eş-Şeyh’te bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Mısır tatil beldesi Şarm eş-Şeyh’te bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

İsrail Başbakanı Bennett’in ilk Mısır ziyaretinden hangi sonuçlar çıktı?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Mısır tatil beldesi Şarm eş-Şeyh’te bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Mısır tatil beldesi Şarm eş-Şeyh’te bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Bahaddin İyad
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçtiğimiz Pazartesi günü İsrail Başbakanı Naftali Bennett'i Mısır’ın Kızıldeniz kıyısındaki tatil beldesi Şarm eş-Şeyh'de kabul etti. Bennett’in gerçekleştirdiği ve bir İsrail başbakanının on yılı aşkın bir sürenin ardından Mısır’a yaptığı bu ilk ziyaretin sonunda iki lider, Mısır ile İsrail arasındaki ilişkileri derinleştirme, temasları artırma ve ticari faaliyetleri geliştirme konusunda anlaştılar.
Birkaç süren görüşmenin sonunda iki tarafın dile getirdiği ‘ortak nokta’ güvenliği tehdit eden tehlikelere karşı mücadele vurgusu oldu. Sisi ve Bennett, iki ülke arasında terör ve ortak güvenlik tehditleriyle mücadelede yıllardır devam eden ‘güvenlik koordinasyonu ve diplomatik anlayışı’ sürdürme kararlılıklarını bir kez daha yinelediler. Ayrıca son haftalarda Filistin-İsrail barış görüşmelerini yeniden başlatmak için harekete geçen Kahire'nin daveti üzerine gerçekleşen ziyaret öncesinde Tel Aviv'in açıkladığı plan çerçevesinde Gazze Şeridi ile İsrail arasındaki ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve Gazze Şeridi’nin yeniden inşasıyla ilgili çalışmaların ilerletilmesi konuları ele alındı.
Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan dün yapılan açıklamaya göre görüşmeye, Mısır tarafından Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve İstihbarat Başkanı Abbas Kamil ile İsrail tarafından Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Eyal Hulata, Bennett'ın Askeri Sekreteri Tümgeneral Avi Gil, diplomatik danışman Shimrit Meir ve İsrail'in Kahire Büyükelçisi Amira Oron katıldı.

Görüşmede öncelik ikili ilişkilerdi
Tarihte Mısır ve İsrail arasındaki ilişkiler, Mısır’ın 1948 yılından Ekim 1973 savaşına kadar İsrail’e karşı verdiği beş savaşın ardından ‘barış’ sürecine girdi. İki ülke arasında 1979 yılında barış anlaşması imzalandı. Ardından Kahire, Filistin ve İsrail arasındaki çatışma boyunca barış sürecine hamilik yapan önemli bir taraf oldu. İsrail Başbakanı’nın Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki tarafından aralarındaki ilişkilerin güçlenmesini istediklerini ortaya koydu. Sisi de 2016 yılı yazında Filistin sorunu çözüldüğünde iki ülke arasında onlarca yıldır süregelen ‘soğuk barışın daha sıcak bir barışa dönüşeceğini’ söylemişti.
Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, sadece birkaç saat süren ziyaret sırasında, iki ülke arasında çeşitli alanlardaki ilişkileri geliştirmenin yanı sıra başta Filistin meselesi olmak üzere bölgesel ve uluslararası sahnedeki son gelişmelerin ele alındığı belirtildi. Açıklamada,  İsrail Başbakanı’nın Mısır Cumhurbaşkanı ile ‘siyasi, güvenlik ve ekonomik alanlardaki bir takım meselelerle birlikte iki ülke arasındaki ilişkileri derinleştirmenin ve çıkarlarını geliştirmenin yollarını’ konuştuğu aktarıldı.

Sisi ise görüşmede şunları söyledi:
“Başbakan'ın (Bennett) dediği gibi her şeyi açıkça ve cesurca konuştuk. Ülkelerimiz ve bölgemiz için daha çok konuşacağız. Gazze Şeridi’ni, barışı ve ateşkesi korumanın ve istikrarın önemi, Gazze Şeridi’nin ekonomisinin desteklenmesi ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi’nde yaşayanların mevcut koşullarının iyileştirilmesi konularını ele aldık.”
İsrail meselelerinde uzman bir isim olan Mısır Parlamentosu Milletvekili Emad Gad’a göre İsrail Başbakanı’nın Mısır ziyareti, Gazze Şeridi ile yapılan ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, yeniden yapılanma dosyası, esir takası ve taraflar arasında barış görüşmelerinin başlaması da dahil olmak üzere Mısır, Ürdün ve Filistin arasındaki üçlü zirvenin devamı niteliğindeydi, ama bu sık rastlanmayan ziyarette ikili ilişkilerin boyutları daha da belirginleşti.
Mısır’ın şuan İsrail'e yönelik politikasını, kendi meselelerine ve çıkarlarına dayalı olarak sürdürdüğünü söyleyen Gad, “Yani Filistin davasının getirdiği yüklerden, davayı bırakmadan kurtuluyor” dedi. Gad,  özellikle Doğu Akdeniz Gaz Forumu Genel Merkezi’nin Mısır’da olmasından ötürü Doğu Akdeniz’de doğalgaz alanında yaptıkları iş birliği başta olmak üzere, iki taraf arasında ortak ekonomik çıkarlara yönelik birçok dosyanın, görüşmede ele alınan en önemli dosyalar arasında yer aldığına dikkati çekti. Mısırlı Milletvekili, Mısır ve altı Arap ülkesinin İsrail'in geçtiğimiz ay Afrika Birliği'ne (AfB) gözlemci üye olarak katılmasına itiraz etmeleriyle ilgili olarak, ister Doğu Akdeniz, ister AfB ve hatta ister bir gün Kızıldeniz ile ilgili olsun, İsrail’in herhangi bir bölgesel örgüte girmesine itiraz edilmemesi gibi yeni bir eğilim olduğunu söyledi.
Rönesans (Nahda) Barajı ve bölgenin güvenliği konusunda ‘ortak anlayışlar’

Mısır Cumhurbaşkanı, görüşmenin oturum aralarında yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“İsrail ile Mısır, Sudan ve Etiyopya arasındaki Rönesans Barajı krizi de dahil olmak üzere bölgedeki birçok konuda ortak anlayışlara sahip. Rönesans Barajı meselesini görüştük. Bu konuda fikir birliğine vardık. Kendisine (Bennett) bu konuyu müzakere ve diyalog çerçevesinde bir anlaşmaya ulaştırmak için çalıştığımızı söyledim.”
Sisi, bu konunun kendileri için bir ‘ölüm-kalım meselesi’ olduğunu da ekledi.
Konuyla ilgili olarak da değerlendirmelerde bulunan Gad, her iki taraf için de acil olan birçok dosyanın, önümüzdeki dönemde daha geniş bir anlayışla ele alınabileceğini kaydetti. Gad, İsrail’in özellikle Tigray Bölgesi ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed hükümeti arasında çatışmaların patlak vermesinden bu yana huzursuzluğun daha da arttığı bölgede çatışma ve istikrarsızlığı önlemek için Etiyopya’nın barajı doldurulması ve işletilmesine ilişkin bağlayıcı bir yasal anlaşma yapılması konusunda Mısır ve Sudan’ı destekleyebileceğini düşünüyor.
Bennett, ziyaretini, İsrail'in, 2005 yılındaki çekilmesinden bu yana ablukası altında olan Gazze Şeridi'ni geliştirmeye yönelik ‘güvenlik için ekonomi’ planının açıklamasından bir gün sonra gerçekleştirdi. İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid, Pazar günü, Reichman Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, Tel Aviv'in Gazze Şeridi’nin yeniden inşasına katılmasının ‘gerekli bir politika’ olduğunu söylediği planını sundu. Ardından hem Bennett hem de Savunma Bakanı Benny Gantz'ın planını desteklediğini açıkladı.
Sisi ise görüşme sırasında, uluslararası toplumun, özellikle Kahire’nin iki taraf arasında Batı Şeria’da ve Gazze Şeridi'nde tansiyonu düşürmeye yönelik her zaman attığım adımlar çerçevesinde Mısır'ın Filistin topraklarını yeniden inşa etme çabalarına verdiği desteğin önemine ve Filistin ile İsrail arasındaki ateşkesin korunması gerektiğine işaret etti. Sisi, Mısır’ın iki devletli çözüme ve bölgenin tüm halkları için güvenlik ve refahın artırılmasına katkıda bulunan uluslararası meşru kararlar temelinde, Ortadoğu’da kapsamlı bir barışın sağlanmasına yönelik tüm çabaları desteklediğini vurguladı.
Öte yandan Bennett, ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, iki ülke arasındaki barış anlaşmasının imzalanmasının üzerinden kırk yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, halen Ortadoğu'nun güvenliği ve istikrarında bir mihenk taşı olmaya devam ettiğini söyledi. Bennett, Mısır'ın Gazze Şeridi'nde güvenliğin sağlanması ve esirler ile kayıp kişiler sorununa çözüm bulunması konularında üstlendiği role de övgüde bulundu.

Görüşmenin zamanlaması
Mısırlı eski bir güvenlik yetkilisi olan Kahire'deki Ulusal Araştırmalar Merkezi (NCS) Başkanı Ahmed Şehabi yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“İsrail’in yeni Başbakanı' Bennett’in ABD ziyaretinin ardından ilk resmi yurtdışı gezisini Mısır’a yapması, Mısır'ın, Bennett'in izlemek istediği dış politika yönelimlerinde sahip olduğu önemin ve açık bir göstergesidir. Bu aynı zamanda Mısır’ın, Filistin-İsrail çatışmasının taraflarının güvenini kazanmış istikrarlı bir konuma sahip olduğunu da gösteriyor. Gazze Şeridi’nde ve Filistin topraklarında ateşkesin sağlanması meselesi, iki taraf arasındaki görüşmelerin gündeminde yüksek bir önceliğe sahipti. Ziyaret, Mısır’ın bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik barış sürecini canlandırmayı amaçlayan hamlelerinin daha geniş bir çerçevesi içinde gerçekleşti. Buna İsrail tarafını Mısır ve Arap ülkelerinin iki devletli çözüme dayalı vizyonu çerçevesinde barış sürecine ciddi şekilde katılmaya ikna etmek için Kahire ve Tel Aviv arasındaki ikili ilişkiler düzeyinde atılabilecek niteliksel adımlar da dahil.”

Şehabi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun bu ayın sonlarında yapılması planlanan oturumu yaklaşırken ve önümüzdeki birkaç hafta içinde Arap ülkeleri arasında yeni bir zirvenin gerçekleşmesi beklenirken Şarm eş-Şeyh görüşmesinin zamanlaması, barış süreciyle ilgili tarafların bir yanıt vermelerini gerektiren ortak bir vizyonun belirlenmesini hızlandırmak açısından çok uygundur. Hem BM Genel Kurul oturumları hem de Arap zirvesi, Bennett'in Şarm eş-Şeyh ziyaretinden on gün önce Mısır, Ürdün ve Filistin arasında, Kahire'de yapılan üçlü zirvede Mısır’ın sunduğu öneri için uygun bir platform sağlayacak.”

Mısır-İsrail ilişkileri tam barışa doğru mu gidiyor?
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, İsrail’in eski Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 2011 yılında eski Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in iktidardan ayrılmasından bir ay önce Şarm eş-Şeyh'e yaptığı son resmi ziyaretin üzerinden 10 yıl geçtikten sonra bir İsrail başbakanının Mısır’a yaptığı bu ilk ziyaret, İbrahim Anlaşmaları’nın imzalanmasının üzerinden bir yıl geçtikten sonra gerçekleşti.  İsrail, geçtiğimiz yıl, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Fas ve Sudan ile ‘İbrahim’ adıyla anılan barış anlaşmaları imzalamıştı. Kahire ve Tel Aviv arasında tam diplomatik ilişkilerin kurulmasının üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen, her zaman ‘Filistin halkının meşru haklarına’ desteklediğini Mısır'da halk tabanında ve kamusal düzeyde halen İsrail karşıtlığı söz konusu.
İsrail’in diplomatik isimlerinin sosyal medya hesaplarında ve İsrail Başbakanı’nın Arapça yayın yapan Facebook sayfasında, Bennett’in Sisi ile Şarm eş-Şeyh'te yaptığı görüşmenin sonundaki açıklamasında, görüşmeyi ‘çok önemli ve çok iyi’ olarak nitelediği aktarıldı. İki ülke arasında devam eden temaslara çerçevesinde sağlam bir ilişki kurmak için altyapıya odaklandıklarını söyleyen Bennett, İsrail'in bölge ülkelerine açıldığını ve bu uzun soluklu tanımanın temelini, İsrail ile Mısır arasındaki barışın oluşturduğunu ifade etti. Bennett, “Dolayısıyla her iki tarafta da bu ilişkileri güçlendirmek için çaba sarf etmeliyiz ve bugün yaptığımız da bu” dedi.
İsrail Başbakanı, Şarm eş-Şeyh’e İsrail El Al Havayolu’na ait bir uçakla gelirken Mısır'ın ulusal havayolu şirketi Egyptair, yakın bir tarihte anlaşmaya varılan iki ülke arasındaki ticari uçuşlarına henüz başlamadı. Uzun yıllar Mısır’ın Tel Aviv büyükelçiliğinde görev yapan deneyimli diplomat Rıfat el-Ensari, yaptığı özel açıklamada, Mısır ve İsrail ilişkilerinin şuan ancak Mısır tarafının izin verdiği sınırlar içinde iyi olarak nitelendirilebileceğini söyledi. Ensari, Bennett ziyaretinin, Tel Aviv’in İsraillilerin Sina'ya girişine yönelik güvenlik yasağının kaldırılması karşılığında Kahire’nin İsraillilerin Sina'ya Taba Sınır Kapısı’ndan giriş yapmalarına izin vermesi gibi önemli sonuçları olduğunu belirtti.

Ensari, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Kısa süre önce Mısır'ın resmi havayolu şirketi (EgyptAir) aracılığıyla, Kahire ve Tel Aviv arasında haftalık dört uçuş yapılacak şekilde ticari uçuşların başlatılmasına karar verildi. Mısır, alternatif olarak İsrailli havayolu şirketi El Al veya Air Sinai Havayolu Şirketi yerine, ülkenin bayrağını taşıyan resmi havayolları şirketini kullanıyor.”
 Sisi ve Bennett'in Şarm eş-Şeyh’teki görüşmesinde, öncekilerden farklı bazı protokol uygulamaları olduğuna dikkati çeken Ensari, “İki ülkenin heyetleri arasındaki görüşmenin fotoğraflarında, 2011 yılında sadece Mısır bayrağının yerleştirildiği son görüşmeden farklı olarak, İsrail bayrağının da Mısır bayrağının yanına yerleştirildiği ve yüzlerin güldüğü görülüyor” ifadelerini kullandı.
Mısır'ın bir başka eski Tel Aviv büyükelçisi Muhammed Asım İbrahim de Şarm eş-Şeyh görüşmesiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
İki taraf arasındaki ilişkilerin normalleştiğini söylemek için henüz erken olduğunu söyleyen İbrahim, “İsrail Başbakanı, Mısır'ın başkenti Kahire'ye gelmedi, ziyaret, Şarm eş-Şeyh’te yapıldı. Mısır Cumhurbaşkanı, tıpkı selefleri gibi halen İsrail'i ziyaret etmiş değil. Bu durum, her iki tarafın da halklarının bu adımların gerçekleşmesini engelleyen duygulara sahip olduklarının farkında olduğunu gösteriyor” dedi.

Mısırlı diplomat sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sanırım ABD ziyaretinden yeni dönen İsrail Başbakanı'nın, Mısır’ı ziyaret etmesi bekleniyordu. Belki de Bennett’in Biden yönetiminin İsrail’e karşı Trump yönetiminden daha az önyargılı olabileceğinin farkına varması, onu Mısır ve Arap ülkelerine yönelik bu adımları atmaya teşvik etti. Ziyaret, İsrail tarafının özellikle firari mahkûmlar krizi, Gazze Şeridi ile gerilimlerin tırmanması ve yeni bir çatışma ihtimalinin ortasında Mısır'ın doğru zamanda arabuluculuk rolü üstlendiğini bildiği bir dönemde gerçekleşti. İsrail aynı zamanda halkının barışa hazır olmadığını ve Mısırlıların büyük çoğunluğunun, Filistin'deki uygulamaları nedeniyle İsrail’e karşı olumsuz duygulara ve derin bir psikolojik bariyere sahip olduğunu da biliyor.”



İranlı muhafazakarlar Tahran'da toplanarak Mücteba Hamaney'e biat etti

Dün Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı'nda yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'e desteklerini göstermek için bir araya gelen İranlılar (AP)
Dün Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı'nda yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'e desteklerini göstermek için bir araya gelen İranlılar (AP)
TT

İranlı muhafazakarlar Tahran'da toplanarak Mücteba Hamaney'e biat etti

Dün Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı'nda yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'e desteklerini göstermek için bir araya gelen İranlılar (AP)
Dün Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı'nda yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'e desteklerini göstermek için bir araya gelen İranlılar (AP)

İran iktidarının destekçileri dün bir güç gösterisi düzenleyerek sokaklara dökülerek Mücteba Hamaney’i babası Ali Hamaney’in ardından ülkenin yeni Dini Lideri (Rehber) olarak ilan ettiler.

Bu manzara, katı muhafazakarların iktidar üzerindeki kontrolünün devam ettiğinin bir göstergesi olarak görüldü. Bu durum, Ortadoğu'daki savaşın hızlı bir şekilde sona ermesi ihtimalini sınırlayabilir.

Öte yandan tarihinin en kötülerinden biri olan küresel enerji arzındaki kesintilerin devam etme olasılığı, uluslararası piyasalarda endişeleri artırırken petrol fiyatlarındaki artışlara ve borsalardaki keskin düşüşlere yansıdı. Savaşın uzaması halinde daha geniş ekonomik etkilerle ilgili endişeler arttı.

Diğer taraftan ABD Başkanı Donald Trump, Mücteba Hamaney’in (56) Dini Lider olarak seçilmesi kararından duyduğu memnuniyetsizliği dile getirerek İran'ın ‘koşulsuz teslim olmasını’ istedi.

bdbfg
Mücteba Hamaney, babasının arkasından yürürken (Arşiv - İran Rehberi internet sitesi)

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney, güvenlik hizmetleri ve bunlarla bağlantılı geniş iş ağı üzerinde zaten önemli bir etkiye sahip bir din adamı. Trump, NBC'nin İran’ın yeni Dini Lideri ile ilgili bir sorusuna verdiği yanıtta İranlılar için “Bence büyük bir hata yaptılar” dedi.

New York Post gazetesi de Trump'ın Hamaney’in oğlunun seçilmesinden sonraki adımlarla ilgili bir soruya verdiği yanıtta “Size söylemeyeceğim... Mutlu değilim” dediğini aktardı.

Hava saldırılarına rağmen geçit töreni

Diğer taraftan Fransız Haber Ajansı AFP, binlerce İranlının yeni Dini Lider'e bağlılık yemini etmek için Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı’nda toplandığını bildirdi. Birçok kişi meydandaki miting sırasında İran bayrakları ve Mücteba Hamaney’in resimlerini taşıdı.

İran’ın resmi haber ajansları, yeni Dini Lider’e verdikleri desteği göstermek için birçok şehirde sokaklara dökülen kalabalıkların, ülke bayraklarını ve onunla birlikte bir hafta önce ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği hava saldırılarının ilk gününde bombalı saldırıda hayatını kaybeden babasının resimlerini taşıdıklarını gösteren görüntüler yayınladı.

İran devlet televizyonu, İsfahan'da yeni Dini Lider’in destekçilerinin İmam Meydanı'nda Mücteba ve Ali Hamaney’in resimlerinin bulunduğu bir platformun yakınlarında ‘Allahu Ekber’ sloganları atılırken, hava saldırıları sonucu olduğu sanılan yakınlarda patlama seslerinin duyulduğunu bildirdi.

Tahran'da ise Hamaney'in ofisine yakın bir ses sanatçısının “Ya ölüm ya Hamaney... kanımız cennete gider” sloganı attığı görüntüler ekrana yansıdı. Bu olay, yeni Dini Lider’in ilan edilmesiyle birlikte yaşanan siyasi hareketliliği ortaya koyan bir sahneydi.

ergt
Tahran'da düzenlenen destek mitinginde, eski Dini Lider Ali Hamaney ve halefi olan oğlu Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yapıştırıldığı aracın üzerinde duran iki polis memuru (AP)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından yapılan açıklamada, “Başkomutana kanımızın son damlasına kadar itaat edeceğiz” denildi. İran Genelkurmay Başkanlığı da, Uzmanlar Konseyi tarafından seçilen Mücteba Hamaney’e Silahlı Kuvvetler Başkomutanı olarak bağlılığını açıkladı. Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, silahlı kuvvetlerin ‘düşmanların komploları’ karşısında yeni Dini Lider’in komutası altında ‘son nefesine kadar’ direneceği vurgulandı. Açıklamada, Mücteba Hamaney’in seçilmesi ‘Uzmanlar Konseyi’nin ülkeyi hassas bir tarihi aşamadan geçirme konusundaki bilgeliğini teyit eden bir adım’ olarak nitelendirildi.

Silahlı Kuvvetlerin yeni liderin liderliğinde İran'ın güvenliğini ve çıkarlarını ‘son nefesine ve kanının son damlasına kadar’ savunmaya devam edeceğini de vurgulandığı açıklamada, Silahlı Kuvvetlerin, ABD ve ‘düşmanların’ İran'a yönelik herhangi bir saldırıda bulunmaları halinde onları pişman edeceği uyarısında bulunuldu. Ordunun yeni liderin yönetimi altında ülkeyi savunma taahhüdünü sürdüreceği teyit edilen açıklamada, herhangi bir dış tehdidin İran silahlı kuvvetleri tarafından kararlı bir şekilde karşılanacağı vurgulandı.

Bölünme ortamında birlik çağrısı

Siyasi bağlamda, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Uzmanlar Konseyi'nin birkaç adayın isimlerini değerlendirdikten sonra, tam yasal süreç uyarınca Mücteba Hamaney'i ülkenin yeni Dini Lideri olarak seçtiğini söyledi.

Laricani, ‘düşmanların’ Ali Hamaney suikastının İran'ı bir krize sürükleyeceğini düşündüklerini, ancak Uzmanlar Konseyi'nin kararının bu hesapları bozduğunu kaydetti. Ayrıca, yeni liderliğin mevcut savaş koşullarında ulusal birliğin sembolü olması gerektiğini vurgulayan Laricani, İran'daki tüm siyasi güçleri, önceki farklılıklarını aşarak yeni liderliğin etrafında birleşip zorluklarla yüzleşmeye çağırdı. Öte yandan Laricani, İran'ın yeni Dini Lideri’nin yönetiminde ekonomik ve kalkınma alanında ilerleme kaydetmesini ve vatandaşlarının yaşam standartlarının iyileşmesini umduğunu da dile getirdi.

rg
Dün Tahran'ın İnkılap Meydanı'nda toplanarak yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’e desteklerini gösteren İranlılar (EPA)

Laricani ayrıca sosyal medya platformu X’teki hesabından yaptığı paylaşımda, Hamaney’in oğlunun İslam Cumhuriyeti'nin Dini Lideri olarak seçilmesinin ‘İran’a savaş açan düşmanların kalplerine umutsuzluk saldığını’ belirterek, İran'ın muhaliflerinin liderlik boşluğuna oynadıkları bahislere atıfta bulundu.

İran Yargı Erki Başkanı ve Geçici Liderlik Konseyi Üyesi Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ise, yeni Dini Liderin Uzmanlar Konseyi üyelerinin ezici çoğunluğu tarafından seçildiğini belirterek, İran'ın şu anda ‘yanlış hesaplara saplanmış bir düşman’ ile savaş halinde olduğunu belirtti.

Öte yandan İran’ın ilk Dini Lideri Ruhullah Humeyni'nin torunu Hasan Humeyni, Mücteba Hamaney'in İran'ın üçüncü Dini Lideri olarak seçilmesini tebrik ederken, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de kararın duyurulmasından birkaç saat sonra tebrik mesajı yayınlayanlar arasına katıldı.

Tüm bunların yanında Reuters'a göre İranlılar, yeni Dini Lider’in seçilmesini bir meydan okuma olarak gören destekçiler ile bunun değişim umutlarını yok edeceğini düşünen muhalifler arasında bölünmüş durumda.

Bazı İranlılar, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana ‘en kötüsü’ olarak nitelendirilen ve binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan hükümet karşıtı protestolara yönelik haftalarca süren baskılardan sonra eski Dini Lider Ali Hamaney’in ölümünü açıkça kutlamıştı. Ancak, aktivistler İran'ın devam eden askeri saldırıları nedeniyle sokağa çıkmaktan korktukları için, hükümet karşıtı faaliyetlerin açık bir işareti görülmedi. Gözlemciler, savaşın ülke içindeki siyasi manevra alanının daralmasına katkıda bulunduğunu belirtiyor.

İsrail'in tutumu

Diğer taraftan İsrail, savaştaki amacının İran'daki dinî rejimi devirmek olduğunu söylerken, Washington ilk başta daha temkinli davranarak amacının İran'ın füze ve nükleer kapasitesini yok etmekle sınırlı olduğunu açıklamıştı. Ancak Trump daha sonra çıtayı yükselterek ‘uyumlu’ bir İran hükümetinin kurulmasını talep etti. Ayrıca, ABD'nin Dini Lideri’nin seçiminde söz sahibi olması gerektiğini de söyledi.

Buna karşın İsrail, İran'ın düşmanca politikalarını durdurmadığı takdirde, Dini Liderlik görevini devralan kişiyi öldüreceğini açıklaması, taraflar arasındaki siyasi ve askeri gerginliğin tırmanmaya devam ettiğine işaret etti.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ise Mücteba Hamaney'i İran'daki ‘rejimin zulmünü’ sürdürecek bir ‘zorba’ olarak nitelendirdi.

Bakanlık, Ali ve Mücteba Hamaney’in her ikisinin de tüfek taşıdığı bir fotoğrafını X platformunda ‘Oğlu da babası gibi’ başlığıyla yayınladı.

Mücteba Hamaney’i ‘İran rejiminin vahşetini sürdürecek bir başka despot’ olarak değerlendiren Bakanlık, “Mücteba Hamaney’in elleri, babasının iktidarını damgalayan kanla lekeli” diye ekledi.

Tahran'ın müttefikleri ne dedi?

Öte yandan Yemen'deki Husiler Mücteba Hamaney'in seçilmesini İran'ın düşmanlarına indirdiği ‘yankı uyandıran bir darbe’ olarak değerlendirerek memnuniyetle karşıladı. Tahran'a sadık üç Iraklı silahlı grup da Mücteba Hamaney'i destekleyeceklerini açıkladı. Aynı gruplar, Hamaney'i ‘İran İslam Devrimi’nin bir uzantısı’ olarak görüyor. İran resmi haber ajansları, halkın yeni Dini Lider Hamaney’e verdiği büyük desteği göstermek amacıyla ülkenin çeşitli yerlerinde gerçekleşen kutlamalardan kareler yayınladı.

Uluslararası alanda ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Mücteba Hamaney'i İran'ın Dini Lideri olarak atanmasından dolayı tebrik ederken ‘Moskova'nın Tahran'a sarsılmaz desteğini’ teyit etti. Rusya'nın İslam Cumhuriyeti'nin ‘güvenilir ortağı’ olmaya devam edeceğini söyledi.

Çin ise, Mücteba Hamaney’in atanmasının İran'ın anayasasına uygun olarak aldığı bir karar olduğunu belirterek, diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleye karşı olduğunu vurguladı ve tüm tarafları gerilimi daha fazla tırmandırmaktan kaçınmak için müzakere masasına dönmeye çağırdı.

Katı muhafazakarların hakimiyeti

Uluslararası İran Araştırmaları Enstitüsü'nde (International Institute for Iranian Studies/RASANAH) araştırma görevlisi olan Clement Therme, AFP'ye yaptığı değerlendirmede Hamaney'in adının korunmasının ‘rejimin propagandası için çok önemli’ olduğunu söyledi. İsrail ve ABD'ye olan düşmanlığın ‘rejimin ideolojisinin ayrılmaz bir parçası’ olduğunu vurgulayan Therme, merhum Dini Lider Ali Hamaney’in oğlunun onun yerine seçilmesinin, gücünü güvenlik aygıtından ve iç baskılardan alan ve dış baskılara tırmanışla karşılık vermeyi amaçlayan İran rejimi içindeki katı muhafazakarlık yanlılarının hakimiyetini yansıttığını da sözlerine ekledi.

Mücteba Hamaney'in muhafazakar tutumuyla babasından daha katı bir çizgi izlediğini belirten Therme, İran Devrim Mjhafızları Ordusu’nun (DMO) yeni Genel Komutanı Ahmed Vahidi ve DMO İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hüseyin Taeb ile yakın bağları olduğuna dikkati çekti. Therme, mevcut savaş göz önüne alındığında, katı muhafazakar çizgideki güvenlik yetkililerinin nüfuzlu pozisyonlara geri dönmesinin devlet kurumları içindeki katı muhafazakar kanadın etkisini güçlendirebileceğini de sözlerine ekledi.

df
Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı'nda yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'i desteklemek için düzenlenen yürüyüşte İran bayrakları taşıyan İranlılar (AFP)

Diğer yandan Fransa merkezli Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi'nden İran işleri uzmanı Bernard Hourcade, Mücteba Hamaney'in ‘sıradan bir din adamı’ olduğunu ve dini meşruiyetinin tartışmasız olmadığını söyledi. Protestolara yönelik baskıyı yöneten DMO'nun, Mücteba Hamaney’in seçilmesiyle ‘büyük bir kazanım’ elde ettiğini belirten Hourcade, onu ‘savaş yürüten en katı muhafazakar unsurların elinde olan bir adam’ olarak değerlendirdi.

Katı muhafazakarların, ülkeyi ABD ile İsrail’in saldırılarına karşı koruduklarını söyleyerek politikalarını meşrulaştırabileceklerini ve bunun rejim içindeki aşırılık sarmalını körükleyebileceğini belirten Hourcade ayrıca, içeride düzenlenen protestolarla yıpranmış İran rejimi için savaşın devamının bir beka meselesi haline geldiğini ve mevcut savaşın ülkede siyasi değişim olasılığını erteleyebileceğini düşündüğünü ifade etti.

Aynı zamanda Tahran'da yeni Dini Lideri desteklemek için sokaklara dökülen binlerce insanın, onun geniş bir halk desteğine sahip olduğu anlamına gelmediğini belirten Hourcade, şu anda kesin olan bir şey varsa onun da Trump'ın İran'daki karmaşık siyasi durumu göz önünde bulundurarak ‘din adamlarını birbirine düşüremeyeceğini’ anlamış olması olduğunu da sözlerine ekledi.


ABD Başkanı’nın telefon ekranında gerçekleşen ve gerçekleşmeyen savaş

ABD Başkanı Donald Trump, Pensilvanya'dan Maryland'deki Joint Base Andrews'a dönüşünden sonra, ekranında kendi resminin bulunduğu bir cep telefonunu tutarken, 30 Mayıs 2025 (Leah Millis / Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Pensilvanya'dan Maryland'deki Joint Base Andrews'a dönüşünden sonra, ekranında kendi resminin bulunduğu bir cep telefonunu tutarken, 30 Mayıs 2025 (Leah Millis / Reuters)
TT

ABD Başkanı’nın telefon ekranında gerçekleşen ve gerçekleşmeyen savaş

ABD Başkanı Donald Trump, Pensilvanya'dan Maryland'deki Joint Base Andrews'a dönüşünden sonra, ekranında kendi resminin bulunduğu bir cep telefonunu tutarken, 30 Mayıs 2025 (Leah Millis / Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Pensilvanya'dan Maryland'deki Joint Base Andrews'a dönüşünden sonra, ekranında kendi resminin bulunduğu bir cep telefonunu tutarken, 30 Mayıs 2025 (Leah Millis / Reuters)

Samir Ebu Havvaş

ABD Başkanı Donald Trump, savaşın sekizinci gününde kendisine ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı askeri operasyonun ilk günlerinde 160'tan fazla kız öğrencinin öldürüldüğü İran’ın Minab şehrindeki kız okuluna düzenlenen saldırı sorulduğunda, bunun İranlıların kendi işi olduğunu söyleyebildi. Bu açıklamaların yapıldığı günlerde -ki ABD Başkanı günde birden fazla kez konuşur- Beyaz Saray hesapları savaşı tanıtan videolar yayınladı. Bu videolardan biri popüler savaş oyunu Call of Duty’den, diğer bir video ise Hollywood filmlerinden alınan görüntülerden oluşuyordu. Tüm videolar, Amerikan süper kahramanı, net bir hedef veya takvim belirtmeden, başlattığı savaşın galibi olarak gösterilmek üzere düzenlenmişti.

ABD Başkanı ve onun düşünce tarzına göre yazılmış gibi görünen bu pasajlar, üstünlük, büyüklük ve ‘heyecan’ fikirlerine dayanıyor. Bu pasajlar, siyasi, kültürel, sanatsal ve Hollywood dünyasından birçok kişinin itirazına neden oldu. Bu kişiler, bu savaşta hayatını kaybeden sivil kurbanlara ve savaşın başında öldürülen altı Amerikan askerine saygısızlık olarak görüyorlar. Ancak Başkan, bu protestolara kayıtsız kalıyor ve ne İranlıların ne (özgürleştirdiğini iddia ettiği) Arapların ne de dünyadaki diğer insanların duygularını dikkate almak zorunda hissetmiyor.

Oyun, oyundur!

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump için savaş, gerçek dünyada yaşanmıyor. Gerçekten kan dökülmüyor, gerçekten binalar yıkılmıyor, gerçek anlamda milyarlarca dolar harcanmıyor.  Dünya, çifte bir çelişkiyle karşı karşıya. Bir savaş video oyununa daha uygun bir isim olarak ‘Destansı Öfke’ adlandırdığı operasyonunu başlatan ve ülkesinin ekonomisinden ve bu savaşa dahil olan tüm ülkelerin ekonomilerinden eşi benzeri görülmemiş kaynakları seferber eden bir lider. Aynı zamanda bu savaşın gerçekleşmediğini, hızlı ve çabuk olduğunu, ‘inanılmaz’ başarılar ve hedeflerle dolu olduğunu, Trump’ın açıklamalarına göre onu takip edenlerin bir video oyunu veya basketbol ya da Amerikan futbolu maçı izliyormuş gibi hissedecekleri ölçüde sürekli olarak izlenim vermek istiyor.

Trump’ın her fırsatta savaş hakkında konuşurken gösterdiği coşku, eğlence ve keyif dünyasından ayrılmak istemeyen birinin yaşadığı coşkuyla aynı. ABD Başkanı önceki açıklamalarında, sanki bir futbol maçıymış gibi, bu savaştan ‘sıkılmayacağını’ övünerek söylemişti. Bu savaşta aynı anda hem ana oyuncu hem koç hem hakem hem yorumcu hem de seyirci konumunda. Hatta, coşkusuyla, rakip takımın ana oyuncusu ve koçu olmayı bile hedefliyor olabilir.

Trump'ın açıklamalarına dayanarak savaşı takip eden herkes, bir video oyunu ya da basketbol veya Amerikan futbolu maçı izliyormuş gibi hissediyor.

Trump, ilerlemiş yaşına rağmen, neredeyse her gün düzenlediği birçok etkinlik de dahil olmak üzere, başkanlığı süresince her şeye sosyal medyada genç bir influencerın bakış açısıyla yaklaşıyor. Trump, sosyal medya platformlarının gücünü çok erken keşfetti ve bunun sonucunda ‘Truth Social’ adındaki kendi sosyal medya platformunu kurdu.

Trump için gerçek dünya, küçük telefon ekranının sınırları içinde gerçekleşiyor ve diğer her şey, oyunu oynamayı bilmeyen insanlar tarafından uydurulmuş bir illüzyondan ibaret. Oysa bu oyunun kurallarını kendisi belirlemek ve istediği zaman da değiştirmek istiyor. Son savaşını desteklemek konusunda pek hevesli olmayan ülkelere, özellikle İspanya ve İngiltere'ye karşı tutumu bu görüşünü yansıtıyor. Zira Trump’a göre bu iki ülke de oyundan çıkarılması gereken kötü oyuncular. Bizzat kendisi de İngiltere’nin oyuna katılmak için çok geç kaldığını ve bu yüzden artık ‘oynamaya’ hakkı olmadığını söyledi. İspanya'ya yönelik öfkesi ve onu cezalandırma tehdidi, aynı takımda olması gereken, ancak oyunun dışında kalmayı seçen bir oyuncudan puan düşürmeye benziyor.

Kelimelerin gücü

Trump'ın dünyasında ne varsa oyun mantığına dayanıyor. Son derece dürtüsel, gayet kararsız bir oyuncu ve bu dünyadan, var olan tek dünya kendi dünyası olduğu sürece, her saat ve her gün ona var olma nedeni vermesinden başka bir şey istemiyor. Böylece kendisi, yönetimindeki başka hiçbir yetkili değil, İran’a karşı savaşının propaganda kampanyasının yönetmeni olur. Özellikle dünyanın en güçlü konumundaki bir adamın ağzından çıktığında sözlerin ne kadar güçlü olabileceğini de çok iyi bilir. Ona göre bir sonraki aşamada kendisiyle müzakere edecek kimse kalmayıncaya İranlı liderleri öldürmekten ve ‘güzel, muhteşem’ diye nitelendirdiği Amerikan silahlarının yol açtığı yıkımın boyutundan coşkuyla bahsetmesi, tüm bunlar siyasi ve askeri gerçeklere dayanmasından ziyade, o anın sözlüğünden, o anın ruh halinden ve kişisel arzularından kaynaklanıyor gibi görünüyor.

cdsffe
Washington'da düzenlenen madalya töreninde, Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'ndeki başkanlık masasının arkasında duran ABD Başkanı Donald Trump'ın boş haldeki koltuğu, 3 Aralık 2020 (Jonathan Ernst / Reuters)

Trump'ın kendisine, temas kurduğu veya herhangi bir şekilde ilgi gösterdiği yerlere ve kişilere olan harika şeylerin sözlüğünde gerçekliğe yer yok. Çünkü kendisi gerçekliğin var olmadığını söyleyerek defalarca kez gerçekliği yok saymayı başardı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, ülkesinin İsrail'in savaşa girmesiyle birlikte savaşa girdiğini söylediği açıklamaları, Trump'ın birkaç saat sonra İsrail'i savaşa sokanın kendisi olduğunu, tersinin geçerli olmadığını açıklamasının ardından tuz gibi eriyip gitti.

Trump için gerçek dünya, küçük telefon ekranının sınırları içinde gerçekleşir. Diğer her şey, oyunu oynamayı bilmeyen insanlar tarafından uydurulmuş bir illüzyondan ibarettir.

İlk gün İran halkını sokağa çıkmaya çağıran ve “Ben üzerime düşeni yaptım, gerisi sizde” diyen Trump, iki gün sonra İranlıların bombardıman altında sokağa çıkmasını istemediğini belirterek “Onların sırası daha sonra gelecek” ifadelerini kullandı. Trump’ın Epstein dosyalarının da bu konuyla hiçbir ilgisi olmadığını söylemesi de ona göre gerçeğin bu olması için yeterli. Ona göre herhangi bir konuda onun anlatısına uymayan ne varsa hepsi basit bir şekilde ‘fake’ (sahte).

ds
Washington'da aktör ve yönetmen Rob Reiner'ın ölümüne ilişkin Donald Trump'ın Truth Social platformunda paylaştığı bir gönderiyi gösteren bir telefon ekran fotoğrafı, 15 Aralık 2025 (Kevin Dietsch / Getty / AFP)

Trump’ın dünyasında, olayın görüntüsüne sahip olan kişi olayın kendisine de sahip. Aynı şekilde konuşma gücüne sahip olan kişi de gerçeğin kendisine sahip. Geriye kalan her şey tartışamaya açık. Bunun dışında açıklığa ve mutlak gerçeğe yer yok. Trump, tıpkı sosyal medyadaki tartışmalarda olduğu gibi, herhangi bir şey söyleyebilir, herhangi bir iddiada bulunabilir ve bunu çevrimiçi olarak yayınlayabilir. Bu da tek gerçek haline gelir. Söylediğiniz, bir süreliğine internette kalır, ardından ortadan kaybolur ve yerine başka bir şey gelir. Yok olduğunda ortada ciddi bir tartışma veya gerçekten önemli bir şey kalmaz.

Çizgiler ve rakamlar

ABD Başkanı, Oval Ofis'inden ya da Mar-a-Lago tatil beldesindeki lüks malikanesinden ne coğrafya ve tarihle ne de İran'ın coğrafi büyüklüğü, tarihi ve nüfusu ile ilgileniyor. Bunların hepsi onun için yok hükmünde. Yahut varsa da sadece baktığı ekranda, çizgiler, sayılar, renkler ve verilerden oluşan bir koleksiyondan ibaret, daha fazlası değil. Haritalar değişir, dönüşür, üst üste biner ve hatta kaybolur, ama sadece bu ekranda. İnsanların terör estirdiği, öldürüldüğü, yerinden edildiği ve geleceklerinin yok edildiği gerçek dünya, anlaşmanın mantığına uymayan bir illüzyondan ibaret.

Bu anlamda Trump’ın bilinçli ya da bilinçsiz olarak, kendini yenileyen, sürekli yenilenen kendi gerçekliğini yaratan ve bunu dünyaya dayatan, teknoloji tarafından yönlendirilen hızlı tempolu bir dünyanın neredeyse kaçınılmaz bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla hızlı bir şekilde çözülme belirtisi göstermeyen İran ile halen savaşın ortasında olan Trump'ın, ‘son demlerini yaşadığını’ söylediği Küba hakkında düşünmeye başlaması şaşırtıcı değil. Sıkılma ve yeni hedefler bulma mantığı, bir şeyleri başarmak yerine zaman geçirmek anlamında, bu değişken ve hızla değişen başkanlık pozisyonlarını ve ruh hallerini yöneten tek şey gibi görünüyor.

cfd
Beyaz Saray yakınlarında, ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney'in ölümünü duyuran Donald Trump'ın bir gönderisini gösteren bir telefonun ekran fotoğrafı, 28 Şubat 2026 (Andrew Caballero-Reynolds / AFP)

Dolayısıyla Trump, İran hakkında, Gazze hatta Venezuela hakkındaki düşündüğünden farklı düşünmüyor. O uzak ve belirsiz gelecekte her şey harika olacak. Venezuela gibi bir ülke, Gazze'deki soykırım ya da İran'daki büyük jeopolitik sorunlar, hepsi sadece Truth Social üzerinden yapılan ‘paylaşımlar’ haline geliyor. Paylaşımda ister “Gazze'yi yeni bir Riviera yapacağız” isterse “Çok para kazanıyoruz” yazsın, gönderi yayınlandıktan hemen sonra değerini yitirir ve düşünceler bir sonraki gönderiye yönelir.

Trump'ın İran hakkındaki görüşü, Gazze veya hatta Venezuela hakkındaki görüşünden çok da farklı değil. O uzak ve belirsiz gelecekte, her şey harika olacak.

Trump, insanlık tarihinin büyük dramatik şahsiyetlerine benziyor. Kendisi ve dünya hakkındaki kendi anlatısına hapsolmuş bir adam, ki bazıları bunu ‘kronik narsisizm’ olarak nitelendiriyor. Aynı zamanda, 80 yaşına yaklaştığının farkında olduğundan; saatler, günler ve aylar ona, yaratma ve yok etme, sonra yeniden yaratma ve yine yok etme oyunuyla, mutlak eğlenceyle hafifletilmesi gereken bir yük gibi geliyor. Dünya, istikrarlı haliyle, ki bu istikrar ne anlama gelirse gelsin, sıkılmanın bu en büyük ustasına hiç çekici gelmiyor. Dolayısıyla bu istikrarın bazen ekonomik önlemlerle, bazen özel operasyonlarla, bazen savaşlar çıkararak, bazen bir sanatçıyı veya bir gazeteciyi aşağılayarak, dur durak bilmeksizin bozulması gerekiyor. Tüm bunlar olurken de şöyle bir durup oyundaki yeni bir perdeyi düşündüğü ve bu perdeyi ve renklerini seçtiği için kendisiyle övünmesini son derece kabul edilebilir görüyor.


Türkiye İran’a, hava sahasının ihlalinin ‘kabul edilemez’ olduğunu bildirdi

Türk hava sahasında NATO hava savunma sistemleri tarafından düşürülen ikinci İran füzesinin kalıntıları, 9 Mart 2026 (AFP)
Türk hava sahasında NATO hava savunma sistemleri tarafından düşürülen ikinci İran füzesinin kalıntıları, 9 Mart 2026 (AFP)
TT

Türkiye İran’a, hava sahasının ihlalinin ‘kabul edilemez’ olduğunu bildirdi

Türk hava sahasında NATO hava savunma sistemleri tarafından düşürülen ikinci İran füzesinin kalıntıları, 9 Mart 2026 (AFP)
Türk hava sahasında NATO hava savunma sistemleri tarafından düşürülen ikinci İran füzesinin kalıntıları, 9 Mart 2026 (AFP)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugün İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, ‘Türk hava sahasının ihlalinin kabul edilemez olduğunu’ bildirdi. Bu açıklama, İran’a ait ikinci bir füzenin Türk hava sahasında düşürülmesinin hemen ardından geldi.

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Arakçi telefon görüşmesinde, İran’dan fırlatılan iki füze ile ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütüleceğini Fidan’a iletti. Fidan ise tüm tarafların sivilleri tehlikeye atabilecek adımlardan kaçınması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan Millî Savunma Bakanlığı bugün NATO’nun hava savunma önlemleri çerçevesinde, ülkenin güneydoğusundaki Malatya şehrine Amerikan yapımı Patriot hava savunma sistemini konuşlandırdığını duyurdu.

Malatya’daki Kürecik Radar Üssü, İran’a ait iki balistik füzenin Türkiye’ye yöneldiğinin tespit edilmesine katkı sağladı.

wefre
Türk hava sahasında NATO hava savunma sistemleri tarafından düşürülen ikinci İran füzesinin kalıntıları, Diyarbakır, 9 Mart 2026 (Reuters)

Millî Savunma Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, NATO’ya ait savunma sistemlerinin İran’dan fırlatılan bir balistik füzeyi Türk hava sahasına girdiği sırada etkisiz hale getirdiğini duyurdu. Bu, beş gün içinde yaşanan ikinci benzer olay oldu.

Açıklamada, “İran’dan fırlatılan ve Türk hava sahasına giren balistik füze, Doğu Akdeniz’deki NATO hava ve füze savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirildi” denildi. Füzeden düşen parçaların Gaziantep’te açık bir alana düştüğü, ancak herhangi bir yaralanmaya yol açmadığı bildirildi.

Bakanlık, “Topraklarımıza veya hava sahamıza yönelik herhangi bir tehdide karşı gerekli tüm önlemler kararlılıkla ve tereddütsüz alınacaktır. Türkiye’nin uyarılarının dikkate alınması herkesin yararınadır” ifadelerini yineledi.