Liberal alternatifin zaferi, Fas'taki siyaset sahnesini yeniden çiziyor

Milyarder iş adamı Aziz Ahannuş'un liderliğindeki Ulusal Bağımsızlar Topluluğu seçimden zaferle çıktı
Milyarder iş adamı Aziz Ahannuş'un liderliğindeki Ulusal Bağımsızlar Topluluğu seçimden zaferle çıktı
TT

Liberal alternatifin zaferi, Fas'taki siyaset sahnesini yeniden çiziyor

Milyarder iş adamı Aziz Ahannuş'un liderliğindeki Ulusal Bağımsızlar Topluluğu seçimden zaferle çıktı
Milyarder iş adamı Aziz Ahannuş'un liderliğindeki Ulusal Bağımsızlar Topluluğu seçimden zaferle çıktı

Fas’ta iş adamı Aziz Ahannuş önderliğindeki liberal Milli Bağımsızlar Birliği (RNI) partisinin birinci sırayı aldığı ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (PJD) sekizinci sıraya gerilediği 8 Eylül seçimlerinin sonuçlarına ilişkin çeşitli görüşler mevcut. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2012-2021 yılları arasında yaklaşık 20 yıl boyunca iktidardaki egemenliğinin ardından bu seçimlerin yeni bir siyasi gerçeklik yarattığı konusunda neredeyse bir oybirliği var.
RNI, toplam 395 milletvekili bulunan Temsilciler Meclisi'nde 102 sandalye alarak seçimlerde birinci olurken daha önce 125 sandalyeye sahip olan ve bu seçimlerde 13 sandalye kazanan Adalet ve kalkınma Partisi’nin yaşadığı ağır yenilginin boyutu şaşırtıcıydı. Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM) 87 sandalyeye sahip olurken üçüncü olan İstiklâl Partisi (Pİ) 81 sandalye kazandı. Dördüncü sıraya yerleşen Sosyalist Birlik Partisi (USFP) 35 sandalye elde etti.
8 Eylül seçimlerinde birinci olan Milli Bağımsızlar Partisi, daha önce başbakanlık yapan ve merhum Kral II. Hasan'ın damadı Ahmed Osman tarafından 1978 yılında kurulmuştu. Parti, liberal merkezci bir parti olarak nitelendirildi. Genellikle burjuvazi ve seçkinlerin partisi olarak biliniyordu. Ancak 2016 seçimlerinde RNI yalnızca 37 sandalye kazandı. Bu hezimet, eski parti lideri Selahaddin Mizvar’ın istifasına yol açtı. 2017 yılının başında Ahannuş’un yeni parti lideri olarak seçildiği olağanüstü bir konferans düzenlendi.
Ahannuş, liderlik pozisyonuna yükselir yükselmez, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilerlemesine karşı koymak için sağcı Anayasal Birlik Partisi ile ittifak kurdu. Sadeddin el-Osmani hükümetime güçlü bir şekilde katılım sağlayabildi. Tarım, Balıkçılık, Maliye, Ticaret ve Sanayi gibi önemli bakanlıklarda görev aldı. Fakat her halükarda, RNI tarafından elde edilen seçim sonucu, parti tarihinde eşi görülmemiş bir sonuç.

Beklentileri aşan bir yenilgi
Öte yandan, oylama günü öncesindeki göstergeler, ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sandık sonuçlarında öne çıkmayacağını, üçüncü veya dördüncü sırayı alabileceğini gösterse de, ne partinin destekçileri ne de rakipleri RNI, PAM ve İstiklâl Partisi karşısında bu şekilde bir yenilgiye uğramasını bekliyordu. Bu sadece yasama seçimleri düzeyinde değil, aynı zamanda genel (belediye) ve bölgesel seçimler düzeyinde de geçerli bir durum.
Fas’ın en doğusundaki Ucda’daki Hukuk Fakültesi’nde Araştırma Profesörü olan Binyunus Merzuki, bu konu hakkında Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından elde edilen sonuç, seçmenlerin kamusal vaatlerin arkasında duranları cezalandırma ve halk gruplarının statüsüne zarar verme yeteneğini gösteren etkili bir ders oldu” şeklinde konuştu. Sonuçların, sadece üç partinin (PAM, RNI ve Pİ: 270 sandalye) ittifakıyla rahat bir çoğunluk elde etme olasılığını da ortaya koyduğuna dikkat çeken Merzuki, 65 sandalyeyi bir araya getiren bir sol kutup oluşturma imkanına işaret etti. Merzuki ayrıca “Birbirini izleyen tüm çoğunluklara katılan farklı durumlarda partiler var: 29 sandalyeye sahip Halk Hareketi Partisi, 18 sandalyesi bulunan Anayasa Birliği Partisi, hatta sandalye sayısı güçlü bir muhalefet oluşturmasına izin vermediği sürece hemen hemen her hükümet çoğunluğunu destekleyen ve 5 sandalyeye sahip olan Sosyal Demokrat Hareket Partisi bunlara örnek gösterilebilir” şeklinde konuştu. Merzuki, 8 Eylül anketinin sonuçlarını çeşitli açılardan okumayı tercih ediyor. Bunlardan biri de liberal kutbun 189 sandalye (RNI 102, PAM 87) kazanırken Demokrat Blok partiler 140 sandalye (Pİ 81, USFP 35,  İlerleme ve Sosyalizm Partisi  (PPS) 21, ‘demokratik blok’ döneminde PPS’den ayrılan  Demokratik Güçler Cephesi 3) elde etmesi da yer alıyor.

Hükümete yakın partiler 
Öte yandan Meknes'teki Moulay İsmail Üniversitesi'nde siyaset bilimci Profesör Yunus Berada, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, son seçimlerin, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin çok boyutlu yenilgisinin yanı sıra, stratejik olarak hükümete uzak durmayan partilerin kayda değer geri dönüşü olan başka bir gerçeklik yarattığına dikkat çekti. PJD’nin ‘kendini stratejik parti yapısının bir parçası olarak göstermeyi başaramadığını ve aynı zamanda, merkezi aktörler karşısında sesini duyurmayı başaramadığını ifade etti. Gerçekte ikili örgütsel yapısı olduğu gerçeğini göz ardı etmeden, acil jeopolitik etkileşimlerle uyumlu olamayacağına işarette bulundu.
Berada “Adalet ve Kalkınma Partisi'nin deneyimi, bazı ulusal hareket partilerinin deneyiminden çok farklı değil, özellikle de 1998-2002 yılları arasında uzlaşıya dayalı rotasyon hükümeti olarak adlandırılan hükümet de örgütsel ve ideolojik olarak erozyona uğramaya mahkum oldu” dedi.

İki ana neden
Yunus Berada’ya göre PJD’nin seçim listesindeki düşüşünü açıklayabilecek iki temel neden var. Berada bunun başlıca sebebinin esas olarak engelleyici olmaya devam eden ve yönelimleri ilkesel olarak sadık olsalar bile gerçek rakip aktörlerin üretimine izin vermeyen siyasetin doğası olduğunu düşünüyor. Yani, yönetişim yapılarını sorgulamadıkları ve genellikle rejimin stratejik tercihlerine aşırı derecede ilgi gösterdiklerine işarette bulundu.
İkinci sebebe gelince Berada, gerilemenin aktörlerin bağımsız bir siyasi süreç üretememesinden kaynaklandığına işaret ediyor. Bunun, örneğin, kısıtlayıcı yasama çalışmaları veya hak ve özgürlüklerin savunulması veya halkın çıkarlarıyla özdeşleşme gibi hükümet önlemlerinin ağırlığı altında bir tür kaçınılmaz çürümeye yol açtığına dikkat çekti.

Ceza ve ödül
Fez şehrindeki Sidi Mohamed Ben Abdellah Üniversitesi’nden Profesör İsmail Hammudi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, RNI’nin kazandığı ve PJD’nin büyük bir yenilgiye uğradığı 8 Eylül seçimlerinin en belirgin sonuçlarından birinin, Faslı seçmenin önceki hükümetteki iktidar partisini cezalandırıp, RNI’yi ödüllendirmesi olduğuna işaret etti. Bu seçimdeki paradoksun bu olduğunu söyledi. Ardından sonucun, muhalefet safında yer alan PAM’ın   siyasi haritada ikinci bir güç olarak konumunu korumasını ve yine muhalefette yer alan İstiklal Partisi'nin üçüncü bir güç olarak konumunu sürdürmesini sağladığına dikkat çekti. Ancak ilave sandalye sayısıyla, PPS’nin (eski adıyla Komünist Parti) 2016 seçimlerine kıyasla sandalye sayısını iki katına çıkardığını ifade etti. Hammudi ayrıca şehirlerde yüksek oranda geçersiz oy pusulaları tespit edildiğini ve yüzde olarak genellikle ilk sırada yer almasının, kendisine sunulan siyasi teklife karşı siyasallaşmış orta sınıfın öfke ve reddinin varlığını gösterdiğini düşünüyor.
Öte yandan, son birkaç gün içinde hükümet kurma istişarelerinin başlatılmasına paralel olarak Fas'taki seçim gözlemcilerinin - yeni çoğunluğun anket sonuçlarında birinci çıkan ilk üç partiden oluşacağı netleştiği için- en çok merak ettiği Aziz Ahannuş hükümetinde kimlerin bulunacağı sorusu oldu. Buna ek olarak PJD ve PPS ile birlikte muhalefet rolünü hangi siyasi organların oynayacağı da merak konusu. Bu konu da hemen hemen bilinir hale geldi. 8 Eylül seçimlerinin başarısına yardımcı olan birçok faktör var:
-Bir gün içerisinde üç seçim yapılması, bu yönteme aşina olmayan seçmenlerin oy kullanma şeklinde etkili oldu.  Hatta bu etki, kendilerini sadece ayrı adaylar olarak değil, uyumlu bir ekip olarak çalışabilecek isimleri aday göstermek zorunda bulan siyasi partilere bile ulaştı.
- Oylar sayıldıktan sonra görünen geçerli oy sayısı yerine daha önce bilinen kayıtlı seçmen sayısı bazında hesaplandığı için, ‘düzenleyici oy’ sistemine göre sandalye dağıtmak için kabul edilen seçim bölücü de dahil olmak üzere seçim sisteminde yapılan değişiklikler.

Meçhul gelecek
Bu arada birçok gözlemci ‘Adalet ve Kalkınma’ Partisi’nin yenilgisinin nedenlerini incelemeye çalıştı. Bu yenilgiye yol açana bazı faktörler tespit ettik. Bunlar arasında Abdulilah Kiran’ın 2017 yılının Mart ayında hükümeti kurma görevinden alınıp yerine Sadeddin el-Osmani’nin atanmasından bu yana parti içinde yaşanan çatışmalar gibi sübjektif faktörler de bulunuyor. Partideki seçim adaylıkları konusunda büyük anlaşmazlıkların yanı sıra istifalara da yol açtı. Öte yandan, partinin vaatlerinin bir kısmını yerine getirememesi, seçmenlerin, performansına duyduğu öfke ve değişim beklentisi ile ilgili nesnel nedenler var.
Bu birleşik faktörler, partinin genel sekreterliğinin toplu istifasına yol açan geri çekilmeye ve bugün (Cumartesi) olağanüstü bir ulusal meclisin toplanması çağrısına yol açtı. Yeni bir liderlik seçmek için olağanüstü bir ulusal konferans için bir tarih belirlenmesi bekleniyor.
Bütün bunlar göz önüne alındığında ortaya çıkan soru şu: Adalet ve Kalkınma Partisi, seçim başarısızlığının fırtınasına karşı koyabilecek ve siyaset sahnesinde varlığını garanti altına alabilecek mi? Kazablanka'daki 2. Hasan Üniversitesi'nden Profesör Muhammed Hafiz, bunun uzak bir ihtimal olduğunu düşünüyor. Yenilgiyi ‘büyük bir hezimet ve devasa bir gerileme’ olarak niteleyen Hafiz, üst üste iki dönem iktidara gelen partinin kaydettiği bu sonuçlar, onu yokmuş gibi bir hale getirdi. Hafiz’e göre siyasi hayatta varlığını ne ölçüde sürdürebileceği hakkında acil bir soruyu gündeme getiriyor. Hatta yakın gelecekte aynı ismi taşıyan bir parti olarak varlığını koruyup koruyamayacağı konusunda bir soru işareti olduğunu belirtti.  Hafiz, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarda bulunduğu iki dönem boyunca ‘Arap Baharı’ ve ‘20 Şubat Hareketi’ sırasında ve 2011 Anayasası'nın kabulünden sonra her zaman ‘ülkeyi ve devleti kurtardığını’ söylediğine işaret etti. Muhammed Hafiz, “Bu kez ‘yeni seçim sistemi onu kurtardı. O da olmasaydı parti 13 sandalyeden çok daha azını kazanırdı” şeklinde konuştu. Yeni seçim bölücünün kabul edilmesine karşı çıkan tek partinin Adalet ve Kalkınma Partisi olması ve partinin bundan en çok yararlanan tarafında yine partinin kendisi olması da bir ironi.

Seçkinler ve tüccarların egemenliği
Hammudi, seçim sonuçlarıyla ilgili olarak, son seçimlerde bir ‘siyasi gerileme’ kaydedildiğine dikkat çekti. Şimdiye kadar açıklanan sonuçların, kırsal bölgelerdeki yüksek orana kıyasla şehirlerde zayıf bir katılım oranı ortaya koyduğunu açıkladı. Hammudi, bu seçim sonuçlarının kırsal kesimin kararı olduğunu düşünüyor. Bunun yansımalarından birinin seçilmiş parlamentonun ‘siyasetçilerin yokluğunda seçkinler ve tüccarlar tarafından kontrol edilmesi olduğunu söyleyen Hammudi, bunun aynı zamanda bu seçimin paradokslarından biri olduğuna dikkat çekti.

Adalet ve Kalkınma Partisi liderliği seçim hezimetini nasıl yaşıyor?
Bugün, Adalet ve Kalkınma Partisi, 8 Eylül'deki seçim yenilgisinden bu yana siyasi ve örgütsel bir çıkmazda. Sadece 9 Eylül'de Parti Genel Sekreterliği tarafından yapılan açıklamada, seçimlerde ‘ihlaller’ gerçekleştirildiğine atıfta bulunuldu. Ancak daha sonra parti liderliğinden toplu olarak istifa ettiğini ve bugün parti Ulusal Konseyi’nin olağanüstü bir oturum gerçekleştireceğini açıkladı. Ayrıca, tarihi henüz belirlenmemiş yeni bir liderlik seçmek için olağanüstü bir ulusal konferans düzenlemeye karar verildi.
Gözlemciler, partinin seçim sonuçlarına siyasi olarak meydan okumadığına dikkat çekiyor. Genel Sekreterliğin toplu istifası da yenilginin kabul edildiğinin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Açıklama yapıldığından bu yana herhangi bir parti liderinden açıklama ve parti yetkilileriyle yaşananları açıklamak için herhangi bir görüşme yapılmadığı kaydedildi. Aksine, partinin Rabat'ın Lemon semtindeki genel merkezi, seçimler sırasında bilindik hareketlilikten yoksundu ve bazı çalışanların dışında parti liderlerinden hiçbiri orada değildi. 
Bir parti lideri Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Genel Sekreter Sadeddin Osmani de dahil olmak üzere parti genel sekreterliği üyelerinin, Ulusal Konsey toplantısı gerçekleştirilene kadar evlerinde kalıp, faaliyetleri ve toplantılarını askıya aldığını ifade etti. Oturumun gündeminin, seçim sonuçlarının ve partinin geleceğinin incelenmesi olarak belirlendiğini bildirdi. Öte yandan Osmani, dün hükümeti kurmakla görevlendirilen Aziz Ahannuş’un hükümet kurma istişarelerinde bulunmak için onu Riyad mahallesindeki parti merkezinde görüşme davetini katılamayacağını ifade etti.
Partiden bir kaynağa göre Osmani, görüşmeye, partisinin elde ettiği olumsuz sonuçlar nedeniyle katılmadı.  Ayrıca Osmani’nin partinin elde ettiği yetersiz sonuçlardan sorumlu tutulduktan sonra, parti liderliğinden uzaklaşmaya hazırlanmaya başladığını ifade etti.
‘Adalet ve Kalkınma’ Partisi deneyiminin yansımaları bu noktada durmayacak. Siyasi eylemde mali ve insani yeteneklerini azaltmaya kadar uzanması muhtemeldir. Çünkü Temsilciler Meclisi'ndeki ekibini kaybetmesi, siyasi çalışmalarında önemli kabiliyetlerini kaybetmesine neden oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sadece 13 üyesi var. Öte yandan ve burada dikkate değer bir paradoks söz konusu. Adalet ve Kalkınma partisinin müttefiki olan solcu İlerleme ve Sosyalizm Partisi, Abdulilah bin Kiran’ın her iki hükümeti ve Osmani hükümeti döneminde 21 sandalyeye sahipti. Bu durum onu bir meclis grubuna sahip olmasına olanak sağladı.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, İlerleme ve Sosyalizm Partisi’nin 12 sandalye kazanmasından sonra, Temsilciler Meclisi'nin iç hukukunu değiştirmeyi ve parlamenter ekibin 20'den 12 sandalyeye düşürülmesi koşulunu değiştirmeyi reddetmesi dikkat çekici bir durum. Asalet ve Çağdaşlık Partisi, bunu desteklemeye çalıştı fakat Adalet ve Kalkınma Partisi bunu reddetti. İşte zaman geçti ve şimdi tam tersi oluyor. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bir başka grupla meclis grubu oluşturması, Anayasa Birliği'nin Milli Bağımsızlar Birliği, meclis grubuna girdiğinde bir meclis grubu oluşturamadığında olduğu gibi imkansız hale geldi.
Parlamento grubunun (veya parlamento bloğunun) kapasitesi, siyasi organa parlamentoda bir koltuk, bir bütçe ve personel sağlamak da dahil olmak üzere çeşitli ayrıcalıklar verir. Adalet ve Kalkınma ekibinin önceki mecliste yaklaşık 40 üyesi vardı. Ancak meclis ekibini kaybettikten sonra hepsini kaybedecek. Üstelik meclis idaresi, önemli bir bütçenin yanı sıra meclis binasında tam bir kat olan bir ofis sağlardı ve tüm bunlar seçim düşüşü nedeniyle sona erecek. Devletin siyasi partilere sağladığı mali desteklere ilişkin olarak, devlet partilere Temsilciler Meclisi'nde elde edilen her sandalye için destek verdiği için seçim sonuçları ışığında da incelemeye tabi tutacak. Geçmişte, 2011 seçimlerinden bu yana aslan payını alan Adalet ve Kalkınma Partisi, bugün bu mali kaynakların yaklaşık yüzde 80'ini kaybedecek.
Yerel topluluklar (belediyeler) ve ilçe meclisleri düzeyinde, Adalet ve Kalkınma Partisi kendisini büyük şehirleri yönetecek ittifakların çoğunun dışında buldu. 2015 yerel seçimleriyle birlikte Fas'taki büyük şehirlerin yönetimine hakim olduktan sonra belki de Krallık topraklarında herhangi bir belediye bile yönetemeyecek.
Son olarak, partinin siyasi ve seçimlerdeki düşüşü ne olursa olsun, Fas siyasi arenasında sorulan en önemli soru siyasi geleceği ile ilgili olmaya devam ediyor. Liderliğinin istifasının ardından, bir sonraki aşamayı yönetecek yeni liderliğin mahiyetini öğrenmek için dikkatler yaklaşan olağanüstü konferansa çevrilecek. Acaba partiyi kalkındırıp küllerinden diriltebilecek mi?



Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
TT

Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)

Suriye’nin Haseke kentinde, 29 Ocak 2026 tarihli anlaşmanın uygulanmasına ilişkin son bir haftada yaşanan hızlı gelişmeler kapsamında, Özgürlük Meydanı’nda dün ulusal bayrak en yüksek direğe çekildi. Törene çok sayıda vatandaş ve resmî yetkili katılırken, hükümet yetkilileri de yargı sistemini yeniden işler hâle getirmek amacıyla Adalet Sarayı’nda incelemelerde bulundu.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku’l Avsat’a yaptığı kısa açıklamada, kent merkezindeki ana meydanda ulusal bayrağın geniş halk ve resmî katılımla göndere çekildiğini belirtti. Hilali, törene Haseke Valisi Nureddin Ahmed’in yanı sıra bölgeden Halk Meclisi üyelerinin, askerî yetkililerin ve güvenlik yetkililerinin katıldığını söyledi.

Tören sırasında kentin farklı mahallelerinden gelen vatandaşlar ana meydanda toplandı. Kalabalık, devletin vilayet üzerindeki kontrolünü tamamen sağlaması yönünde sloganlar attı.

Etkinlik, katılımcıların ve vatandaşların güvenliğini, kamu ve özel mülklerin korunmasını sağlamak amacıyla kent genelinde, özellikle merkezde yoğun iç güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığı bir ortamda gerçekleştirildi.

Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)
Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)

Haseke İç Güvenlik Güçleri tören öncesinde yayımladığı açıklamada, toplu etkinlikler sırasında silah taşınmasını ve havai fişek kullanılmasını yasakladı. Açıklamada, güvenliği bozabilecek veya vatandaşların hayatını tehlikeye atabilecek davranışlardan kaçınılması gerektiği vurgulandı. Güvenlik güçleri, ihlallere müsamaha gösterilmeyeceğini ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlemlerin uygulanacağını bildirdi.

Adalet Sarayı’nda inceleme

Haseke kent merkezinde bayrak töreni düzenlenirken Vali Yardımcısı Hilali, vilayetin başsavcısı Yargıç Gazi eş-Şeyh İbrahim ile birlikte Adalet Sarayı binasında incelemelerde bulundu. Hilali, ziyaretin amacının “yargı sistemini işler hâle getirmek için uygun koşulları hazırlamak” olduğunu belirtti.

Bu gelişmelerden önce, feshedilen Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı unsurların Adalet Sarayı çevresindeki mevzilerinden çekilmesinin ardından çarşamba günü bölgede iç güvenlik güçlerinin varlığı artırılmıştı. SDG’ye bağlı Terörle Mücadele Güçleri (HAT) ise salı günü mevzilerini İç Güvenlik Güçleri’ne teslim etti. Böylece hükümetin kent genelindeki güvenlik varlığı da güçlendirildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan aktivistlere göre, bu gelişmelerin ardından Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Abdulkadir Tahhan ile Dış İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Abdurrahman ed-Dabbağ, geniş bir güvenlik heyetiyle Haseke’ye geldi.

Devletin kontrolünün genişletilmesi talebi

Son gelişmeler, Haseke vilayetindeki çeşitli kent ve kasabalarda geçen cuma namazının ardından düzenlenen kitlesel barışçıl gösterilerin sonrasında yaşandı. Göstericiler, devlet otoritesinin tesis edilmesini ve devlet kurumlarının vilayetin bütün bölgelerindeki varlığının güçlendirilmesini talep etmişti.

Söz konusu gösteriler, SDG’nin ağustos ayının sonunda feshedildiğinin duyurulmasının ardından düzenlendi. Bu karar, 29 Ocak 2026’da Suriye hükümetiyle imzalanan anlaşma kapsamında alındı. Anlaşma, eski Özerk Yönetim’in sivil, güvenlik ve askerî kurumlarının devlet yapısına entegre edilmesini öngörüyordu.

Buna karşın Arap topluluğunun temsilcileri, entegrasyon süreci devam etmesine rağmen, Suriye devletinin vilayetin geniş kesimlerinde fiilî kontrol sağlayamadığını belirtiyor.

Kuzey Suriye’de yaşayan ve sosyal medyada faaliyet gösteren Arap topluluğu mensubu aktivist Suheyb el-Ya‘rubi, Haseke’deki sevinç gösterilerini yansıtan videolar paylaştı. Görüntülerden birinde yaşlı bir adamın bayrak göndere çekilirken “Allahuekber” diye bağırdığı görüldü.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Ya‘rubi, görüntülere eşlik eden paylaşımında, “Haseke halkının bugün yaşadığı sevinci görenler, son yıllarda ne kadar büyük baskı ve sıkıntılar yaşadıklarını anlayabilir” ifadelerini kullandı. Aktivist ayrıca, “İki yıl boyunca rejimin düşmesinin sevincinden mahrum bırakılmaktan daha ağır ne olabilir?” diye yazdı.

Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye dönmesiydi

Haseke’deki Arap aşiretlerine mensup ve geçen cuma günü düzenlenen gösterilere katılım çağrısı yapan aktivist İbrahim el-Halebi, kentteki hızlı gelişmelerin Suriye hükümetinin halk hareketinin taleplerine verdiği bir cevap olduğunu söyledi.

El-Halebi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, feshedilen SDG’nin entegrasyon anlaşmasının maddelerini uygulamakta uzun süre oyalandığını belirtti. Bu maddelerin başında devlet egemenliğinin tesis edilmesi, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesinin sağlanmasının geldiğini ifade eden El-Halebi, bunun halk arasındaki gerilimi artırdığını belirtti.

El-Halebi ayrıca, SDG bünyesindeki bazı güvenlik ve siyasi çevrelerin Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) bağlı olduğunu ve entegrasyon sürecine karşı çıktığını öne sürdü. Bu çevrelerin, Haseke’deki farklı toplumsal kesimleri kışkırtan tutumlar sergilediğini ifade etti.

Mevcut koşullarda güvenliğin sağlanması ve devlet kurumlarının bölgeye girişi için askerî bir operasyonun uygun olmayacağını düşündüklerini belirten el-Halebi, bu nedenle vilayet genelinde, özellikle Haseke kent merkezinde kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulunduklarını söyledi.

El-Halebi, amaçlarının devlete ve tüm taraflara Haseke’nin Suriye’nin bir parçası olduğunu hatırlatmak olduğunu belirterek, taleplerinin herhangi bir etnik, dinî veya toplumsal gruba karşı yöneltilmediğini vurguladı. “Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye girmesi, güvenliğin sağlanması, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesiydi” dedi.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Halebi, gösterilerin önemli sonuçlar doğurduğunu savunarak, Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın, yardımcısının ve geniş bir güvenlik heyetinin Haseke’ye geldiğini, ardından Adalet Sarayı’nın teslim edildiğini ve ulusal bayrağın Özgürlük Meydanı’ndaki en yüksek direğe çekildiğini söyledi. Binlerce kişinin meydanda toplanarak “Bir, bir; Suriye halkı birdir” sloganını attığını belirtti.

Halk hareketinin Suriye devletinin Haseke vilayetinde tam egemenlik kurmasına kadar devam edeceğini ifade eden el-Halebi, yaşananları bir etnik veya dinî grubun diğerine karşı zaferi olarak görmediklerini söyledi. Bunun Suriye halkının iradesinin zaferi olduğunu savunan el-Halebi, devlet dairelerinin ve kamu hizmetlerinin yeniden faaliyete geçmesini, güvenliğin sağlanmasını, tutukluların serbest bırakılmasını ve yerinden edilenlerin geri dönmesini beklediklerini dile getirdi.

Haseke vilayetinde, aralarında el-Halebi ve el-Ya‘rubi’nin de bulunduğu kuzey Suriye’deki aktivistlerin çağrısıyla yarın bugün yeni gösteriler düzenlenmesi için hazırlıklar sürüyor. “Tek bayrak, vatanın bayrağıdır” sloganıyla yapılması planlanan gösterilerde, Suriye’deki bütün toplumsal kesimleri temsil ettiği belirtilen ulusal bayrağın göndere çekilmesi hedefleniyor.


Sudan’da Minavi’den “devletin milislere desteği sürerse isyan ederiz” tehdidi

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
TT

Sudan’da Minavi’den “devletin milislere desteği sürerse isyan ederiz” tehdidi

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)

Sudan’ın batısındaki Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, devletin ülkede daha fazla milis gücü oluşturmayı sürdürmesini protesto ederek, yeniden silahlı isyana başvurabilecekleri uyarısında bulundu. Minavi’nin açıklamaları, güçlerinin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı Sudan ordusuyla birlikte savaştığı bir dönemde, siyasi ve askerî açıdan ne anlama geldiğine ilişkin yoğun tartışmalara yol açtı.

Minavi, çarşamba günü başkent Hartum’da düzenlenen halk toplantısında, “Milisleri destekleyen bir devlet istemiyoruz. Cancavid milislerini veya hangi ad altında olursa olsun herhangi bir milisi destekleyen devlete karşı isyan edeceğiz” dedi. Minavi, “hangi ad altında olursa olsun” ifadesini birkaç defa tekrarladı.

Darfur Valisi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sudanlı vergi mükelleflerinin parasıyla ya da bizim ve çocuklarımızın kanı pahasına herhangi bir Cancavid mensubunu veya milis üyesini getirip destekleyen bir devleti kabul etmeyeceğiz.”

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılımının ardından Hartum’a dönüşünde düzenlenen karşılama sırasında Hartum Uluslararası Havalimanı’nda askerler (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılımının ardından Hartum’a dönüşünde düzenlenen karşılama sırasında Hartum Uluslararası Havalimanı’nda askerler (AFP)

Buna karşılık Minavi, Darfur’daki Ortak Güç ile Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin, HDK’nin kontrolündeki son bölgeyi kurtarmak için karada ve havada omuz omuza mücadele ettiğini söyledi. Minavi, bu açıklamayla HDK’nin kontrolünü tamamen elinde tuttuğu Darfur bölgesine işaret etti.

Minavi, Darfur’daki Ortak Güç’ü oluşturan silahlı grupların en büyüğü olan Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi’ne liderlik ediyor. Söz konusu güç, HDK’ye karşı savaşta Sudan ordusunun yanında yer alıyor. Ortak Güç bünyesinde ayrıca Maliye Bakanı Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi de bulunuyor.

Minavi, açıklamalarından yalnızca birkaç saat sonra X platformunda yayımladığı mesajla sözlerine açıklık getirdi. Milislere karşı çıktığı konuşmasının “Cancavid yanlısı bir medya mensubu tarafından çarpıtıldığını” öne sürdü. HDK mensuplarına atıfta bulunan Minavi, “Evet, sizin deneyiminizden ders çıkararak milislere karşı çıkıyorum. Siz ne kadar çarpıtır veya kışkırtırsanız kışkırtın, şu ana kadar sizden başka milis yok. İlk milis sizdiniz ve sonuncusu da siz olmalısınız” ifadelerini kullandı.

Minavi’nin tehdit olarak yorumlanan açıklamalarının, HDK’den ayrılarak Sudan ordusuna katılan bazı saha komutanlarını bir araya getirmesi beklenen ve “Batı Kalkanı” adıyla anılan yeni bir askerî ittifaka ilişkin kaygıları yansıttığı değerlendirmeleri yapıldı. Söz konusu komutanların çoğunun Darfur’daki Arap topluluklarından geldiği belirtiliyor.

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, 26 Kasım 2025’te Sudan’ın kuzeyindeki bir yerinden edilmiş kişiler kampını ziyareti sırasında (AFP).
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, 26 Kasım 2025’te Sudan’ın kuzeyindeki bir yerinden edilmiş kişiler kampını ziyareti sırasında (AFP).

Öte yandan, HDK’ye karşı savaşta ordunun başlıca müttefiklerinden biri olan Minavi’nin açıklamaları, hükümet yanlıları arasında öfke ve sert tepkilere neden oldu. Hükümet yanlısı bazı isimler, sosyal medya üzerinden Minavi’yi hedef aldı. Bu kesimden bazıları, açıklamaları ordunun açıkça tehdit edilmesi olarak yorumladı. Söz konusu yorumlarda, ordunun HDK’den ayrılan grupları kendi bünyesinde toplamasının, müttefik silahlı gruplar arasındaki olası çatışmalara karşı bir önlem olduğu ileri sürüldü.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynaklar, Sudan ordusu veya HDK saflarında savaşan silahlı grupların büyük bölümünün, aksini iddia etseler de aşiret ve bölgesel aidiyetler temelinde şekillendiğini belirtti. Kaynaklar, devletin ve ordunun denetimi dışında faaliyet gösteren çok sayıda milisin Sudan’ın geleceği açısından ciddi bir endişe kaynağı olduğunu vurguladı.

Nisan 2023’te savaşın başlamasından bu yana milis gruplarının sayısındaki artışın, ülkenin farklı bölgelerinde yeni savaş ve silahlı çatışmaların patlak vermesi ihtimaline ilişkin kaygıları artırdığı ifade edildi.

Minavi’ye yönelik yoğun eleştiriler, onun geçmişteki bir isyan girişimini de yeniden gündeme getirdi. Minavi, 2013 yılında devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminde üst düzey yardımcılık görevini yürütürken ikinci kez isyan etmişti.

Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 26 Mart 2025’te başkanlık sarayında (Reuters)
Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 26 Mart 2025’te başkanlık sarayında (Reuters)

Minavi’nin destekçileri ise açıklamalarının, Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın bütün silahlı grupların orduya entegre edilmesi yönündeki tutumuyla tamamen örtüştüğünü savundu.

Minavi’nin hareketinin yanı sıra Maliye Bakanı Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Sudan İttifak Güçleri’ni de bünyesinde barındıran Ortak Güç, HDK’ye karşı sahada faaliyet gösteren önemli silahlı oluşumlar arasında yer alıyor. Bu güçlere bağlı birlikler, hâlihazırda Kurdufan ve Darfur bölgelerinde devam eden askerî operasyonlara katılıyor.


İsrail ateşkese rağmen Gazze'yi vuruyor: Ne savaş var ne barış

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
TT

İsrail ateşkese rağmen Gazze'yi vuruyor: Ne savaş var ne barış

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)

Gazze'de Tel Aviv yönetimiyle Hamas arasındaki ateşkesin yürürlüğe girmesinin üzerinden bir yıl geçerken, İsrail ordusu saldırılarını ve Filistinlileri yerinden etme politikasını sürdürüyor.

 31 yaşındaki beş çocuk annesi Fida el-Tutah, ailesiyle kaldığı çadırda kızının saçını tararken açılan ateş sonucu başından vurularak öldürüldü.

BBC'ye konuşan oğlu Eziz, küçük kardeşinin annesine sarıldığında ellerinin kana bulandığını gördüğünü söylüyor. Annesinin vurulduğunu o anda anlamış.

Fida'nın kardeşi İbrahim, İsrail güçlerinin çadıra ateş açtığını, havadan drone'la saldırı düzenlendiğini belirtiyor.

Aynı gün Gazze'nin güneyindeki el-Mevasi bölgesinde 14 yaşındaki İsmail el-Bardavil de vurularak öldürüldü.

Ailesi, İsmail'in kardeşleriyle kıyıdan yaklaşık 20 metre açıkta balık tutarken İsrail güçleri tarafından vurulduğunu söylüyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise BBC'nin her iki olayla ilgili yorum talebine gönderdiği yanıtta, sözkonusu saldırılar hakkında kayıt veya bilgi bulunmadığını öne sürdü.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı'na göre, ABD arabuluculuğuyla varılan ateşkesin başladığı 10 Ekim 2025'ten bu yana İsrail saldırılarında en az 300'ü çocuk 1400'den fazla kişi öldürüldü.

Fida ve İsmail'in vurulduğu bölgeler, IDF'nin kontrolündeki alanlarla Hamas'ın kontrolündeki bölgeleri ayıran "sarı hatta" yakın. Bu bölgeler, İsrail güçlerinin sık sık ateş açması nedeniyle Gazze'nin en tehlikeli kesimlerine dönüştü.

Adının paylaşılmaması şartıyla Guardian'a konuşan bir uluslararası yardım görevlisi de ortada gerçek bir ateşkes olmadığını söylüyor.

BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörlüğü (UNSCO) Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, Gazze'ye giren yardım miktarındaki artışa rağmen bölgede ciddi bir sağlık krizi yaşandığına dikkat çekiyor. Aşırı kalabalık kamplarda bulaşıcı hastalıkların yaygınlaştığını, yetersiz hijyen koşullarının sorunu ağırlaştırdığını ifade ediyor.

İsrail saldırılarında evi yıkılan 70 yaşındaki Salih Kilani, mevcut durumun sürdürülemeyeceğini söylüyor:

En büyük korkum bu durumun devam etmesi. Ne savaş ne de barış olarak tanımlanabilecek bir dönemden geçiyoruz.

Independent Türkçe, BBC, Guardian