Dibeybe’ye atfedilen ses kaydının sızdırılması tartışmaya neden olurken sızıntıyla ilgili bir bakan suçlandı

Bingazi’nin güneyinde LUO’ya ait iki helikopter çarpıştı, bir tuğgeneral hayatını kaybetti.

Mısır ile Libya arasında hava trafiğinin yeniden başlatılması anlaşmasının imzalanması sırasında Dibeybe ve Medbuli yan yana otururken (UBH)
Mısır ile Libya arasında hava trafiğinin yeniden başlatılması anlaşmasının imzalanması sırasında Dibeybe ve Medbuli yan yana otururken (UBH)
TT

Dibeybe’ye atfedilen ses kaydının sızdırılması tartışmaya neden olurken sızıntıyla ilgili bir bakan suçlandı

Mısır ile Libya arasında hava trafiğinin yeniden başlatılması anlaşmasının imzalanması sırasında Dibeybe ve Medbuli yan yana otururken (UBH)
Mısır ile Libya arasında hava trafiğinin yeniden başlatılması anlaşmasının imzalanması sırasında Dibeybe ve Medbuli yan yana otururken (UBH)

Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Libya Ulusal Birlik hükümeti (UBH), Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli ile yapılan görüşmelerle ilgili olduğu söylenen, Mısır ve Libya çevrelerinde tartışmalara neden olan ses kayıtlarının sızdırılması olayıyla ilgili herhangi bir açıklama yapmayarak olayı görmezden geldi. Bunun yerine UBH, ‘bu ayın sonlarına doğru Kahire Uluslararası Havalimanı'na doğrudan uçuşların yeniden başlaması konusunda bir anlaşma yapıldığını’ duyurdu.
UBH tarafından yapılan açıklamada, iki ülkenin sivil havacılık yetkilileri arasında bu ayın sonlarından itibaren Kahire Uluslararası Havalimanı ile Libya'nın Mitiga, Misrata ve Benina havalimanları arasında doğrudan uçuşların yeniden başlaması için gerekli prosedürlerin uygulanmasının kararlaştırıldığı belirtildi. Açıklamada anlaşmanın, Başbakan Dibeybe tarafından geçtiğimiz günlerde Mısır'a yapılan ve iki ülkenin ulaştırma bakanlıkları arasında imzalanan bir iş birliği muhtırası dahil olmak üzere Mısır ile birçok anlaşmanın imzalandığı ziyaret sonrasına denk geldiğine dikkat çekildi.
Öte yandan Cumartesi akşamı, Dibeybe ile Mısırlı mevkidaşı Mustafa Medbuli arasında Kahire'de yapılan kapalı bir görüşmeye ait olduğu söylenen bir ses kaydı sızdırıldı. Sızdırılan ses kaydına göre Dibeybe, Mısır hükümetinden Mısır yargısı önünde bekleyen Kuveytli bir şirketle ilgili hukuki bir anlaşmazlığın çözümüne müdahale etmesini istedi. Dibeybe bu esnada, “Libya'nın tek istediği, anlaşmazlığın adil bir şekilde yönetilmesi ve Libyalıların parasının korunmasıdır” dedi.
Sosyal medya kullanıcıları ve yerel medya, bakanlardan birini sızıntıdan sorumlu olmakla suçlarken, Mısırlı kaynaklar Kahire’nin konuyla ilgili ‘soruşturma başlattığını’ söylediler. Kaynaklar, “Mısırlı yetkililerin, Dibeybe’ye, ‘iki hükümet arasındaki müzakerelerin gizliliğini ihlal eden bu diplomatik olmayan eylemlerden duydukları rahatsızlığı’ ifade ettiklerini belirttiler.
UBH’den bu gelişmelerle ilgili resmi bir açıklama yapılmazken Dibeybe dün, Petrol ve Gaz Bakanı Muhammed Avn’ın Libya Ulusal Petrol Şirketi (NOC) Başkanı Mustafa Sanallah’ı görevden alma kararını geri çektiğini açıkladı.
Diğer taraftan Libya Ulusal Ordusu (LUO), ülkenin doğusundaki Bingazi kentinin güneyindeki Mesus bölgesinde çarpışan iki helikopterin düştüğünü duyurdu. LUO Özel Kuvvetler Sözcüsü Milad ez-Zavi tarafından yapılan kısa açıklamada, iki uçağın çarpıştıktan sonra düştüğü, Benina Hava Üssü’nden havalanan helikopterde Pilot Tuğgeneral Buzeyd el-Ber’asi ve Onbaşı Milad el-Asibii’nin öldüğü, askeri bir görevden dönen ikinci helikopterin mürettebatının hayatta kaldığı belirtildi.
Bir diğer gelişmede, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 76’ıncı dönem oturumunun toplantılarına katılmak üzere dün New York'a gittiği bildirildi. Libya Başkanlık Konseyi Sözcüsü Necva Vehibe, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Menfi’nin, oturum aralarında, paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların Libya topraklarından çıkarılması, bölgedeki terörle mücadele çabaları ve uluslararası alanda iş birliği gerektiren diğer dosyaların ele alındığı önemli toplantılar yapacağını söyledi. Vehibe, Libya’nın bu toplantılarda yıllar sonra ilk kez ‘birleşik bir yönetimin başkanı’ tarafından temsil edildiğine dikkati çekti.
Öte yandan Trablus merkezli Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK), dün, 24 Aralık'ta yapılması planlanan cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerine ilişkin hazırlanan yasa ile DYK ve Temsilciler Meclisi'nden (TM) oluşan yeni bir meclisin seçilmesini öngören yasayı onayladı.
Yeni yasa, cumhurbaşkanlığına aday olan kişinin kırk yaşını doldurmuş olması, başka bir ülkenin vatandaşı olmaması ve erkek adaylar için askerlik hizmetinin tamamlamasının üzerinden en az iki yıl geçmiş olmasını şart koşuyor. Yasa ayrıca, cumhurbaşkanının yemin ettiği tarihten itibaren 4 yıllık bir görev süresi için genel, serbest, gizli, doğrudan oy ile seçilmesini öngörüyor.
DYK Başkanı Halid el-Mişri, dün İtalya'nın Trablus Büyükelçisi Giuseppe Buccino ve İtalya Dışişleri Bakanı'nın Temsilcisi Nicola Orlando ile yaptığı görüşme sonrası yaptığı açıklamada, seçimleri zamanında yapmak istediklerini dile getirdi. Mişri, DYK ve TM’nin bu seçimlere ilişkin yasaları anayasal bildirgeye ve siyasi anlaşma metinlerine aykırı olmayacak şekilde kabul etmesi ve siyasi sürecin önünde engel oluşturacak tek taraflı uygulamalardan kaçınması gerektiğini belirtti. Mişri ayrıca DYK’nın, siyasi anlaşmada belirtildiği gibi TM ile müzakere etmek amacıyla milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimleri için anayasal temelle ilgili yasa tasarısının ve önerilen yasaların hazırlanmasını tamamladığını kaydetti. Ancak TM tarafından çıkarılan yasalara paralel olarak seçim yasaları ve anayasal temeller çıkarmanın DYK’nın yetkisinde olmadığını’ söyleyen TM üyeleri, Mişri'nin seçimler için yeni bir anayasal temel ilan etmesini ‘kartların yeniden karılması ve seçimleri engelleme girişimi’ olarak değerlendirdiler.
Buna karşın TM Savunma Komitesi, Yüksek Mahkeme Başkanı ve Yüksek Yargı Konseyi (YYK) Başkanı Muhammed el-Hafi’ye bir mektup gönderdi. Mektupta, anayasa dairesinin sadece belli bir amaç için açılmasına karşı uyarıda bulunan komite ayrıca Müslüman Kardeşler'in (İhvan) sadece cumhurbaşkanını seçmek için yasaya itiraz edilmesini istediği konusunda uyardı. Mevcut Başkanlık Konseyi yönetiminin statüsünün anayasa bildirgesinde yer almaması nedeniyle anayasaya uygunluğuna itiraz etmek için yargıya başvurmakla tehdit eden komite mektupta, “Eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es-Serrac'ın Türkiye ile imzaladığı anlaşmanın anayasaya uygunluğuna ve bir genelkurmay başkanı ve askeri bölgelerin komutanlarının atanmasına itiraz edilmesi de dahil olmak üzere itiraz hakkımızı saklı tutuyoruz” ifadeleri yer aldı.
Bu arada Arap Birliği'ndeki (AL) Libya temsilciliği, Mısır Dışişleri Bakanlığı'ndan Mısır’daki temsilcilik binasının restore edilmesi için müdahale etmesini istedi. Libya'nın AL temsilcisinin yardımcısı İman el-Fituri, Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Nebil Habeşi’ye gönderdiği mektupta, heyetin Kahire'nin Dokki semtindeki temsilcilik binasına bir grup haydut tarafından saldırı düzenlendiğini ve kapılarının kırıldığını söyledi. Mektupta, olaydan AL’in eski Libya temsilcisi Salih eş-Şammahi’yi sorumlu tutan Fituri, saldırganların temsilciliği kontrol edebildiğini, kapılarındaki tüm kilitleri değiştirebildiğini ve tüm çalışanların işlerini yapmak için binaya girmelerini engelleyebildiğini ve onlara hakaret ve saldırıda bulunabildiklerini belirtti.



Suriye ve İsrailli yetkililer Paris’te müzakereleri bugün yeniden başlatıyor

Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)
Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye ve İsrailli yetkililer Paris’te müzakereleri bugün yeniden başlatıyor

Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)
Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)

Suriye Arap Cumhuriyeti’ni temsilen Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Genel İstihbarat İdaresi Başkanı Hüseyin es-Selame’nin başkanlığındaki heyet, ABD’nin koordinasyonu ve arabuluculuğunda İsrail tarafıyla yürütülen mevcut müzakere turuna katılıyor.

Hükümet kaynağı, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, “Bu müzakerelerin yeniden başlaması, Suriye’nin müzakere edilemez ulusal haklarını geri alma konusundaki sarsılmaz kararlılığının bir teyididir” dedi.

Kaynak, görüşmelerin esas olarak 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın yeniden işler hâle getirilmesine odaklandığını belirterek, bunun İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 öncesindeki hatlara çekilmesini güvence altına alacağını; tam Suriye egemenliğini her şeyin üzerinde tutan, Suriye’nin iç işlerine her türlü müdahaleyi önlemeyi garanti eden eşitlikçi bir güvenlik anlaşması çerçevesinde ele alındığını vurguladı.

Görsel kaldırıldı.
Şara’ya Moskova ziyaretinde; Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Savunma Bakanı Tümgeneral Merhef Ebu Kasra, Genel İstihbarat Başkanı Hüseyin es-Selame ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mahir Şara eşlik etti. (SANA)

Öte yandan, bir Suriyeli yetkili Pazartesi günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, ABD arabuluculuğunda Suriyeli ve İsrailli yetkililerin Paris’te görüşmeleri yeniden başlatacağını, amaçlarının iki ülke arasındaki gerilimi azaltacak bir güvenlik anlaşmasına varmak olduğunu söyledi. Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla konuşan yetkili, Suriye’nin temel hedefinin 1974’te imzalanan ve Güney Suriye’de BM gözetiminde bir tampon bölge oluşturan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nı yeniden devreye sokmak ve İsrail güçlerinin bir yılı aşkın süredir kontrol ettiği bu tampon bölgeden çekilmesini sağlamak olduğunu kaydetti.

Suriye’de uzun yıllar iktidarda kalan Beşşar Esad’ın, mevcut Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara liderliğindeki silahlı grupların hızlı bir saldırısıyla devrilmesinin ardından Şara, İsrail’le herhangi bir çatışma istemediğini açıklamıştı. Ancak İsrail, İslamcı eğilimli yeni liderlikten şüphe duyduğunu belirterek tampon bölgeyi hızla kontrol altına aldı; Suriye’deki askerî tesislere yüzlerce hava saldırısı düzenledi ve tampon bölge dışındaki köylere periyodik olarak girerek zaman zaman yerel halkla şiddetli çatışmalara yol açtı.

Görsel kaldırıldı.
İsrail güçlerinin, Suriye’nin güneyinde Kuneytra kırsalındaki Sayda beldesine yönelik ilerleyişi. (Arşiv – SANA)

İsrail, varlığının geçici olduğunu; Esad yanlılarının kalıntılarını ve silahlı unsurları temizleyerek ülkesini saldırılardan korumayı amaçladığını savundu. Buna karşın, güçlerini yakın zamanda geri çekmeye niyetli olduğuna dair bir işaret vermedi. Taraflar arasında bir güvenlik anlaşmasına yönelik görüşmeler geçen yıl durmuştu.

Görsel kaldırıldı.
Suriye’nin güneyinde, İsrail sınırı yakınındaki Kuneytra kentinde bir gözlem noktasında görev yapan Birleşmiş Milletler Ayrıştırma Gözlem Gücü (UNDOF) askeri. (AFP)

Yeni turda Suriyeli yetkili, Şam’ın “İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 öncesindeki temas hatlarına çekilmesini; tam Suriye egemenliğine öncelik veren ve ülkenin iç işlerine her türlü müdahaleyi engelleyen karşılıklı bir güvenlik anlaşması çerçevesinde” talep edeceğini ifade etti.

İsrailli yetkililer konuyla ilgili yorum yapmazken, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın sözcüsü de açıklama yapmaktan kaçındı.


Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul etti

Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul etti

Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, pazartesi günü Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ı Mısır’ın başkenti Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda kabul etti.

Görüşmede, iki kardeş ülke arasındaki ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası arenadaki son gelişmeler ele alındı.

Kabulde, Suudi Arabistan’ın Kahire Büyükelçisi Salih el-Huseyni ile Dışişleri Bakanı Ofisi Genel Müdürü Velid es-Semail de hazır bulundu.

xscdfg
Fotoğraf:  Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı

 


Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
TT

Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)

Nebil Fehmi

İsrail'in Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak tanımasından sadece birkaç gün sonra, Trump'ın ikinci döneminde Binyamin Netanyahu ile Trump arasında Mar-a-Lago tatil yerinde altıncı zirve düzenlendi. Zirve sonrasında basın toplantısındaki aşırı övgülere ve karşılıklı iltifatlara rağmen, zirve, ABD-İsrail ilişkilerindeki anlaşmazlıkların yanı sıra mevcut uyum derecesini de açıkça yansıttı.

ABD-İsrail görüşmeleri, Gazze'deki kırılgan ateşkesin güçlendirilmesi, İran ile mücadele, Suriye'nin istikrara kavuşturulması, Yemen ile Somali'deki Husi isyancılardan kaynaklanan tehditlerin ele alınması konularına odaklandı. Bu sorunlar, Kızıldeniz'den Afrika Boynuzu'na uzanan süregelen gerilimler arasında Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme vizyonuyla iç içe geçmiş. Zirve, cesur diplomatik ve askeri hamlelere dair olasılıkları yansıtırken, aynı zamanda daha geniş bir geriliim ve bölgesel istikrarsızlık riskini de beraberinde getiriyor.

Çalkantılı bir bölgesel bağlam

Bölgesel bağlam krizlerle dolu olmayı sürdürüyor. Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısı ve İsrail'in yanıtı sonrasında patlak veren Gazze'deki çatışma, Ekim 2025'ten beri kırılgan bir ateşkes altında devam ediyor. Rehinelerin çoğunun serbest bırakılmasına rağmen, Hamas'ın silahsızlandırılmasını, uluslararası denetimi, İsrail'in çekilmesini ve insani yardımın garanti altına alınmasını gerektiren ikinci aşama hâlâ tıkalı durumda.

Trump'ın ekibi, eleştirmenlerin anlaşmayı baltaladığını savunduğu yerleşim yerlerinin genişlemesi ve askeri operasyonlar da dahil olmak üzere İsrail'in oyalama taktikleri olarak saydığı şeyden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Buna rağmen Trump kamuoyu önünde, İsrail'e olan güçlü desteğini yineledi, Hamas'a uyarılarda bulundu ve Netanyahu ile caydırıcılık mantığı konusunda hemfikir olduğunu vurguladı.

İran da temaslara damgasını vurdu; Trump, ABD saldırılarının ardından İran’ın herhangi bir nükleer veya füze geliştirme girişimine karşı uyarıda bulundu. Netanyahu, bölgesel güvenlik için gerekli olduğunu savunarak, olası herhangi bir İsrail eylemi için ABD desteği aradı. Sınırların  istikrarı ve azınlıkların korunmasıyla ilgili uzlaşılarla birlikte, Esed sonrası Suriye konusu da gündeme getirildi. Trump, İsrail'in çekincelerine rağmen, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimiyle ilişkilere olan güvenini dile getirdi.

Yeni bir Ortadoğu vizyonu

Zirvede daha geniş bir tema da öne çıktı; Netanyahu'nun analistler tarafından “Büyük İsrail” vizyonunun unsurlarını içerdiği yorumları yapılan “Yeni bir Ortadoğu” kurma hedefi. Netanyahu, caydırıcılık, barış, rakiplerin marjinalleştirilmesi yoluyla bölgeyi dönüştürme söylemini yineledi. 2025 boyunca yaptığı konuşmalarda ve röportajlarında, komşu devletlerin çöküşü ortasında İsrail’in hegemonyasını vurgulayarak, jeopolitik sahneyi yeniden şekillendirmeye yönelik “tarihi bir misyon”dan bahsetmişti. Geçmişte katıldığı BM etkinliklerinde sunduğu ve Filistin devletinin kurulmasını göz ardı eden haritalar da bu söylemi yansıtıyordu. Bu durum, İsrail'i yayılmacılıkla suçlayan Arap devletleri ve İran destekli gruplar arasında endişelere yol açmıştı.

Somaliland ve Maşrık ötesine uzanma

Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki son gelişmeler, bu vizyonun Maşrık (Levant) ötesine uzandığını gösteriyor. 26 Aralık 2025'te, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden hemen önce, İsrail, Somaliland'ın Somali'den bağımsızlığını resmen tanıyan ilk ülke oldu. Karar, diplomatik ilişkilerin kurulması ve teknoloji, tarım ve güvenlik alanlarında iş birliğinin sağlanmasıyla birlikte “İbrahim Anlaşmaları ruhuna uygun” olarak sunuldu.

Stratejik olarak Somaliland'ın Aden Körfezi'ndeki kıyı şeridi, Yemen'in karşısında ileri bir karakol sağlayarak istihbarat toplama, lojistik destek ve Husiler ile İranlı müttefiklerine karşı olası operasyonlar için olanak tanıyor. İsrailli analistler, Kızıldeniz’in güvenliğini ve İran etkisine karşı koymayı temel gerekçeler olarak göstererek bunu açıkça savundular.

Ancak karar, öfkeli tepkilere yol açtı. Somali, bu adımı egemenliğine bir saldırı olarak kınadı ve Afrika Birliği, Mısır, Türkiye ve İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan destek topladı; bu ülkeler, kararın Netanyahu'nun hayati önem taşıyan deniz ticaret yolları üzerindeki kontrolünü artırma planının bir parçası olduğundan endişe duyuyorlar. Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır da dahil olmak üzere 21 Arap, İslam ve Afrika ülkesi, ortak bir bildiri yayınlayarak bu tanımayı reddetti ve Afrika Boynuzu'ndaki güvenlik ve istikrara tehdit olarak değerlendirdi. Arap perspektifi, bu hamleyi Somali'yi istikrarsızlaştırabilecek ve vekalet savaşlarını körükleyebilecek İsrail yayılmacılığının bir yansıması olarak görüyor.

Altta yatan anlaşmazlıklar ortasında ABD-İsrail mutabakatı

Trump-Netanyahu görüşmesi, İsrail'in “direniş ekseni” olarak adlandırdığı şeye karşı ortak hareket kararlılığını pekiştirdi ve bu da tehditleri etkisiz hale getirmek için daha geniş çaplı operasyonların yolunu açabilir. Bununla birlikte, ABD-İsrail arasında altta yatan anlaşmazlıklar devam ediyor.

Trump'ın kamuoyu önündeki desteğine rağmen, yönetimi İsrail'in Gazze ateşkesini ele alış biçiminden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi. ABD’li yetkililer, Netanyahu'yu yerleşim yerlerinin genişlemesi, insani yardımın azlığı ve ateşkes şartlarını ihlal eden operasyonlar yoluyla anlaşmayı baltalamakla suçluyor. Trump'ın politikaları çelişkili görünüyor; Gazze'de itidal çağrısında bulunurken, Filistin Ulusal Otoritesi’ni zayıflatan Batı Şeria'daki sert politikaları hoş görüyor.

İran konusunda ise güçlü bir fikir birliği var; Trump, nükleer ve füze kapasitelerinin yeniden inşa edilmesi durumunda olası saldırılar düzenlenebileceğini ima ediyor. İkisi arasındaki anlaşmazlık  ise yaklaşımlarında yatıyor. Trump nükleer konuda müzakereleri savunurken, Netanyahu önleyici askeri harekâtı tercih ediyor. Suriye'de, Trump'ın Şara konusundaki iyimserliği, İsrail'in şüpheciliğiyle tezat oluşturuyor ve risklere ilişkin farklı değerlendirmeleri yansıtıyor. Bu gerilimler ayrıca Netanyahu üzerindeki iç baskılardan da kaynaklanıyor; bunlar arasında aşırı sağcı koalisyonu ve yolsuzluk davaları da yer alıyor.

Bölgesel yansımalar ve Arap perspektifi

 Bölgesel olarak durum istikrarsızlığını koruyor. Gazze'de, Trump'ın ikinci aşamanın uygulanması için yaptığı baskı -Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve “barış konseyi” yönetimi altında yeniden inşa- süreci hızlandırabilir, ancak Netanyahu'nun iç öncelikleri bunu engelleyebilir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ayrıca, Somaliland'ı İbrahim Anlaşmaları çerçevesine dahil ederek barış sürecini genişletmek, bu anlaşmalara yönelik hassasiyeti artırabilir ve zaten temkinli olan Arap devletlerini uzaklaştırabilir.

Arap perspektifinden bakıldığında, zirve ve Somaliland'ın tanınması, ABD destekli İsrail hegemonyasına dair korkuları derinleştiriyor. Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün liderleri, Trump'ın Hamas ve İran'a yönelik uyarılarını taraflı ve İsrail'in ateşkes ihlallerini görmezden gelen bir yaklaşım olarak görüyor. Somaliland hamlesi ve Yemen'deki huzursuzluk, İsrail'e Kızıldeniz'de stratejik bir dayanak noktası sağlayarak, Arap çıkarlarını tehdit edebilir ve aşırıcılığı körükleyebilir.

İç politikada Netanyahu, daha temkinli danışmanlarını devre dışı bırakarak Trump ile olan kişisel ilişkisinden faydalanıyor. Zirveden hemen önce Somaliland'ın tanınmasının açıklanması, Trump'ın kamuoyunda çekincelerini dile getirmesine rağmen, Amerikan desteğini sağlamaya yönelik bir girişim gibi görünüyor.

Sonuç olarak, Mar-a-Lago zirvesi, Gazze anlaşmasının uygulamada ağır ilerlemesi ve Somaliland'ın tanınması, Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme hırsını somutlaştırıyor. Bu hırs da uzlaşma yerine caydırma, geleneksel rakipleri aşan ittifaklar ve hukukun üstünlüğü veya doğru ve yanlış kavramlarından bağımsız olarak, tarihi sınırların ötesine gücünü dayatmaya dayanıyor. Bu da Ortadoğu'da bir endişe ve istikrarsızlık dönemine kapıyı açıyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.