Astroloji gerçekten gelecekten haber veriyor mu?

Fotoğraf: PixaBay
Fotoğraf: PixaBay
TT

Astroloji gerçekten gelecekten haber veriyor mu?

Fotoğraf: PixaBay
Fotoğraf: PixaBay

Salgınların habercisi, gökyüzündeki yıldızların ve gezegenlerin konumu mu? Ay tutulmasında insanların hayatlarında bir şeyler değişiyor mu? Astroloji bilim mi sahte bilim mi?
Bilimsel olduğu iddia edilen ancak, bilimsel yöntem ve çalışmaların gerektirdiği deney veya gözlem standartlarını içermeyen bilgi Sözdebilim olarak ele alınıyor.
Sözde bilimin kabul edilmesi için farklı iletişim teknikleri uygulanabiliyor. Bunlardan birisi de Barnum Etkisi.  Bu Etki, insanların belirsiz ve genel ifadeleri kendilerine özel olarak kabul etme eğilimi göstermeleriyle oluşuyor.
Bilimin özellikleriyle çelişen ve kanıtlanmayan ancak insanları etkileyen durumlara karşı dikkatli olunması konusunda bilim insanları uyarıyor.
Bilim insanları, astrolojiyle ilgili merak edilenleri Independent Türkçe için yanıtladı.

“Gök cisimlerinin insanların kişiliğine ve geleceğini tahmin etmekte kullanabileceğine dair hiçbir bilimsel bir veri yok”
Lisans ve yüksek lisans derecelerini ODTÜ’de tamamladıktan sonra NASA Marshall Uzay Üssü ikinci kez yüksek lisans yaparak aynı üniversitede doktorasını tamamlayan Dr. Esra Bülbül, Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi, MIT ve  NASA Goddard Space Flight Merkezinde  doktora sonrası araştırmacı olarak çalıştı.  NASA Goddard Space Flight Center’da misafir araştırmacı olarak da çalışan Bülbül, şu anda Max Planck Dünya Dışı Fiziği Enstitüsü’nde eROSITA galaksi kümeleri ve kozmoloji grubunu yönetiyor. 
 Astroloji denildiğinde gökyüzündeki gezegenlerin ve yıldızların hareketlerinin dünya üzerindeki insanların gelecekleri ve kişilikleri üzerine etkilerinin olduğuna inanıldığını söyleyen Bülbül, “Gök cisimlerinin hareketlerini ve fiziğini astronomi adını verdiğimiz bilim dalı inceler.  Astroloji bir bilim dalı olmadığı gibi, gök cisimlerinin insanların kişiliğine ve geleceğini tahmin etmekte kullanabileceğine dair hiçbir bilimsel bir veri yok” uyarısında bulunuyor.

Dr. Esra Bülbül
“Astrolojinin sözdebilimden öteye gitmesi mümkün değil”
Gökcisimlerinin konumunun salgınların haberini ve zamanını vermeyeceğini dile getiren Bülbül, “Ay tutulmasının da insanların hayatlarını etkilediğine dair herhangi kanıtlanmış bir bilimsel veri yok. Şu ana kadar bilimsel olarak kabul olmuş gökcisimlerinin insanların geleceğini ve kişiliğini etkilediğine dair, herhangi bir bilimsel olarak kabul görmüş tutarlı bir kanıt öne sürülemedi. Bu yüzden astrolojinin sözdebilimden öteye gitmesi mümkün değil” diyor.

“Astrologların aslında insanların kişiliklerini tahmini olarak şanstan daha iyi belirleyemediklerini gösterdi”
“Bugün baktığımızda ne yazık ki birkaç astroloji eğitimi ve dersi veren yerlerin olduğunu görüyoruz” diyen Bülbül, “Bu astrolojinin bilim olduğunu göstermez, üstelik de günümüz modern bilim insanlarının ortak görüşleri de astrolojinin bir bilim dalı olmadığı yönünde. Shawn Carlson’ın 1985 yılında Nature Dergisi[1]’nde yayınlanan ve çok ses getiren makalesinde, tanınmış 28 astrolog ile yaptığı deneyde[2]:  Bu astrologların aslında insanların kişiliklerini tahmini olarak belirlediklerini gösterdi. Bu deney ile astrolojinin bir sözdebilim olduğunu kanıtladı. Daha sonra Dean & Kelly (2003) gibi bilim insanlarının yaptığı birçok araştırma da aynı sonuca vardı” şeklinde bilgi veriyor.  

“Astroloji bir bilim değil, bilimsel yöntemi kullanıyormuş gibi gözükmeye çalışan bir sözdebilimdir”
ODTÜ'de Elektrik-Elektronik Mühendisliği ve Fizik üzerine çift ana dal yaptıktan sonra Harvard Üniversitesi'nden fizik doktorasını alan Dr. Tansu Daylan, Kavli ödülü ile Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde astrofizik alanında doktora sonrası araştırmacı olarak çalıştı. NASA’nın TESS isimli teleskobunun doktora sonrası araştırmacısı olan Daylan, şu anda Princeton Üniversitesi’nde araştırmalarını sürdürüyor.
“Astrolojide sıkça mekanı veya zamanı belirsiz ve bu nedenle yanlışlanabilir olmayan tahminlerde bulunulur” diyen Daylan, “Nadir de olsa yanlışlanabilir yargılarda bulunduğunda da yanlışlanır. Bu nedenle doğa olaylarını açıklama gücü yok. Astrolojinin ürettiği bilgilerle henüz bir doğa olayı tekrarlanabilir bir şekilde açıklanamadı. Ayrıca astrolojik çıkarımlar fiziksel süreçlere dayanmadığı için, tahminlerin yorumu kişinin öznel duygu ve deneyimlerine göre değişebilir. Bu nedenlerden ötürü astroloji bir bilim değil, bilimsel yöntemi kullanıyormuş gibi gözükmeye çalışan bir sözdebilimdir. Astrolojik bilginin kullanıcısı için ise, bu yanlışlanamazlık ve değişkenlik ideal bir ikili oluşturur ve doğrulama yanlılığı nedeniyle kişilerin astrolojiye güvenmesine neden olur” şeklinde konuşuyor.

Dr. Tansu Daylan
Herhangi bir bilgi üretme yönteminin başarısının nerede veya nasıl öğretildiği ile olmadığını, işe yarayan tahminlerde bulunup bulunmadığı ile ölçüldüğüne dikkat çeken Daylan, “Bu nedenle astrolojinin bir üniversitede sahtebilim olarak değil de bir bilimmiş gibi öğretilmesi astrolojiye herhangi bir statü kazandırmaz. Ne yazık ki toplumda ve akademideki bilim okuryazarlığının zayıflığına işaret eder” diyor.

“Bilim insanları astrolojiyi geçersiz görmekte”
“Bilimsel yöntem işlerken belirli bir model için aksi kanıt edildiğinde o modeli ya günceller ya da terk ederiz” diyen Daylan, “Astroloji için bu gerçekleşmediğinden astroloji hala günümüzde yanlış olduğunu bildiğimiz Aristoteles fiziğinden bazı fikirleri benimser. Örneğin tutulum düzlemindeki takımyıldızları hava, su, ateş ve toprak elementleriyle ilişkilendirir. Gezegenlerin göreceli konumlarının insan hayatını doğrudan etkilediğini öngörür. Böyle bir etkinin mümkün olup olmamasını bir kenara koyarsak, kontrollü ve yanlı yanılgıların ortaya çıkmasını deneylerle astrologların istatistiksel olarak anlamlı bir tahmin gücü olup olmadığını test edebiliriz. Son 50 yıl içinde bu tür çalışmalar zaman zaman yapılıyor. Örnek vermek gerekirse Shawn Carlson’ın 1985 makalesinde[3], astrologların doğum haritalarını kişilik özelliklerine eşleme performansı çift-bilmez bir deney ile ölçüldü. Bu amaçla astrologlar tarafından desteklenen ve Ulusal Jeokozmik Araştırmalar Konseyi (NCGR) tarafından önerilen deneyimli astrologların, katılımcıların doğum haritalarını Kaliforniya Psikolojik Envanteri (PCI) test sonuçlarına eşlemesi istendi. Sonuçlar incelendiğinde de astrologların eşleme başarı yüzdesinin, rastgele seçimden daha iyi olmadığı gösterildi. Bu noktada şunu eklemek gerekir ki, astrolojinin geçerliliği konusunda hem bilim insanları hem de astrologlar tarafından yazılan onlarca makaleye rağmen, iki toplum arasında fikir birliği sağlanamamış durumda. Bilim insanları belirttiğim sebeplerden ötürü astrolojiyi geçersiz görmekte[4][5], astrologlar da astrolojik etkilerin istatistiksel yöntemlerle test edilemeyeceğini düşünmekte” şeklinde konuşuyor.

“Kontrollü deneyler yapılamıyor”
Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun olduktan sonra Koç Üniversitesi’nde master yapan Dr. Şeyda İpek, Washington Üniversitesi’nde teorik parçacık fiziği üzerine doktora çalışmalarını yaptı. Oxford Üniversitesinde misafir araştırmacı, Fermi Ulusal Laboratuvarı ve Kaliforniya Üniversitesi Irvine kampüsünde doktora sonrası araştırmacı olarak çalıştı. Şu anda Carleton Üniversitesi’nde asistan profesör olarak çalışıyor.
Şu andaki bilimsel düşünce kapsamında astrolojinin bir bilim olmadığını söyleyen İpek, “Bunun en temel nedeni kontrollü deneylerin yapılamıyor olması. Bilim olduğunu iddia edenler olabilir ve ‘bilim’ sıfatını tartışanlar da olabilir. Böyle tartışmaların bilime bir zararı olduğunu düşünmüyorum” diyor.

Dr. Şeyda İpek
“Gökyüzündeki cisimler Dünya’daki deprem gibi fiziksel olayları etkileyecek kadar kuvvetli değil”
Ay’ın Dünya etrafındaki hareketinin gelgitlerin olmasını sağladığını belirten İpek, “Bir de kadınların adet süreçleri ayın döngüsü ile uyuşuyor deneyimlediğimiz gibi, bu yüzden aybaşı denmiş. Birçok kültürde ay takvimi kullanımı yaygın. Böyle bir durumda Ay ya da gezegenlerin hayatımızı etkileyeceği düşüncesi çok da şaşırtıcı değil aslında. Bir fizikçi olarak gökyüzündeki cisimlerin Dünya’daki deprem gibi fiziksel olayları etkileyecek kadar kuvvetli olmadığını biliyorum. Bunu hesaplamamız zor değil. Fiziğe göre, gezegenlerin yerçekimi etkisinden başka hayatımızda hiçbir etkisi yok” şeklinde bilgi veriyor.

“Kendisine okul, üniversite diyen yerler olabilir ama bunlar akredite olmuş yerler değil”
“Astrolog yetiştiren bildiğim geleneksel bir üniversite yok” diyen İpek, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kendisine okul, üniversite diyen yerler olabilir ama bunlar akredite olmuş yerler değil. Bunun yanında astrolojinin insanlık kültüründeki yerini araştıran tezler, bölümler vardır eminim. Mesela tarihçimiz Sevim Tekeli, Osmanlı’da saray astroloğu olarak bilinen Takiyüddin’in aslında şu anda ‘astronomi’ diyeceğimiz çalışmalar yaptığını gösterdi. Bu tabii ki üniversitede yıldızlara bakarak gelecek okuma öğretilebilir demek değil. Ama astrolojinin antropolojik olarak çok ilginç olduğunu düşünüyorum ve üniversitede buna dair bir ders almayı isterdim.”

“Umarım astroloji meraklısı insanlar böyle kişilerden uzak dururlar”
Kendi gücümüz dışında olan olayları bir şekilde kontrol altına almanın, en azından bunlar için hazırlıklı olmanın anlaşılabilir bir durum olduğunu söyleyen İpek, “Üzücü olan olay bu duyguları suistimal eden insanların olması. Umarım astroloji meraklısı insanlar böyle kişilerden uzak dururlar ve geleceklerini kontrol altına almak için daha sağlıklı, mesela bir terapistle görüşmek gibi yollar izlerler” önerisinde bulunuyor.

“Bilimsel metodun en önemli özelliklerinden biri, test edilebilir ve deneysel sonuçların tekrarlanabilir olması”
Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun olduktan sonra Harvard Üniversitesi’nde teorik parçacık fiziği üzerine doktora yapan Doç. Dr. Can Kılıç, doktoradan sonra Johns Hopkins Üniversitesi’nde ve Rutgers Üniversitesi’nde çalıştı. Kılıç, Texas Üniversitesi Austin’de araştırmalarını sürdürüyor.
Bilimsel metodun en önemli özelliklerinden birinin, test edilebilir ve deneysel sonuçların tekrarlanabilir olması olduğunu hatırlatan Kılıç, “Bu kriterleri sağlamayan inanışlar bilim olarak tanımlanamaz. Astrolojiyi deneysel olarak test etmek kolay. Örneğin aynı burçta doğan insanları uzun yıllar takip edip karakterleri arasındaki korelasyonlar ölçülebilir. Bilimsel olarak benimsenmiş deneysel yöntemler kullanılarak yapılan bu tür deneyler, astrolojinin çıkarımlarının doğruluk oranının rastlantısal söylemlerden farklı olmadığını açıkça ortaya koyacaktır” diyor.

Doç. Dr. Can Kılıç
“Astroloji bir bilim değil ve evrensel olarak kabul edilen yasaları yok”
“Her astrolog, astrolojiyi kendi kafasına uyan şekilde başkalarına anlatabilir” diyen Kılıç, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ama bunun adına eğitim demek için, tüm astrologların birbiriyle çelişmeyen şeyler öğretmesi gerekir. Astroloji bir bilim değil ve evrensel olarak kabul edilen yasaları yok. Örneğin her gazetedeki günlük fallar birbirinden farklı. Farklı astrologlar aynı konuda ayrı tahminlerde bulunuyor. Hal böyleyken, bu konunun evrensel bir eğitimi olması da mümkün değil.”
“Bilim, istediğimiz şeylere inanmamıza karşı en iyi savunmadır” Iain Stewart’ın  bir sözünü hatırlatan Kılıç, “İnsanlara, astrolojik bir çıkarım duyduklarında, kendilerine ‘buna objektif ve kanıtlanabilir bir sebepten mi, yoksa sadece bana duymak istediğim şeyleri söylediği için mi inanmak istiyorum’ diye sormalarını tavsiye ediyorum” uyarısında bulunuyor.

“Ay tutulması sırasında doğa kanunlarının işleyişi, diğer herhangi bir zamandan farklı değil”
İnsanlığın geçmişinde, salgınlara ve doğal afetlere neyin sebep olduğunun bilinmediğini kaydeden Kılıç, “Sürekli sebep sonuç ilişkisi arayışında olan ve geleceği tahmin etmeye çalışan insan zihni, bunları görebildiği ya da hayal edebildiği başka olaylara bağlamayı duyguları yatıştırıcı buldu, bu açıklamalardan biri de gökyüzündeki gezegen ve yıldızların konumları ve hareketleri oldu. Geçtiğimiz yüzyıllarda bilimsel metot sayesinde bilgi dağarcığımız çok gelişti. Örneğin, salgınlara mikroskobik canlıların sebep olduğunu biliyoruz. Bunu, bir mikroskoba bakan her insan kendi gözüyle teyit edebilir. Artık sebebini anladığımız olayları, gerçek sebebiyle alakasız ikinci bir sebebe, örneğin gezegen ve yıldızların konumuna bağlamak artık ancak absürt bir uğraş olabilir. Ay tutulması, Ay ve Güneş gökyüzünde aynı yönde bulunduğunda, Ay’ın gölgesinin dünyanın üzerine düşmesi ile gerçekleşir. Ay ve Güneş gibi cisimlerin dünyaya tek etkisi yerçekimseldir ve bu etkiler her zaman vardır. Ay ve Güneş gökyüzünde aynı yönde bulunduğunda bu etkiler diğer zamanlardan farklı değil. Bu yüzden ay tutulması sırasında doğa kanunlarının işleyişi, diğer herhangi bir zamandan farklı değil.”



‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
TT

‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)

Çin’de doğum oranı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bu durumun, önümüzdeki on yıllarda ülkede iş gücünün daralması ve emekli nüfusun artmasıyla birlikte ciddi bir ekonomik sarsıntı riskini artırdığı bildirildi. ABD merkezli yayın kuruluşu CNN’in haberine göre, demografik gerileme uzun vadeli büyüme üzerinde baskı oluşturabilir.

Geçen ay yayımlanan veriler, Çinli yetkililerin doğumları teşvik etmek amacıyla devreye aldığı bir dizi politikanın henüz istenen sonucu vermediğini ortaya koydu. Nakit yardımlar, vergi indirimleri ve evliliği kolaylaştıran yeni yasal düzenlemelere rağmen düşüş eğilimi sürüyor. Haberde, Pekin yönetiminin bu tablo karşısında alternatif bir çözüm arayışına yöneldiği ve seçenekler arasında robot teknolojilerinin de bulunduğu belirtildi.

sxdfrg
Ziyaretçiler, insansı robotlara adanmış ilk ‘4S’ mağazası olarak tanımlanan Pekin Robot Alışveriş Merkezi’nde bir robotu izliyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, uzun süredir ülkenin imalat sektörünü modernize etmeye yönelik çalışmalara öncülük ediyor. Bu adımlar, Pekin yönetiminin Çin’i ileri teknoloji alanında kendi kendine yeten bir güç haline getirme hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Söz konusu yönelim, nüfus yapısındaki dengesizliği giderme çabalarıyla da eş zamanlı ilerliyor. Uzmanlara göre bu sorunun çözülememesi halinde emeklilik sisteminin çökmesi, hane halkı için sağlık harcamalarının artması, verimliliğin düşmesi ve buna bağlı olarak kamu kurumlarına duyulan güven ile ekonomik çıktının aynı anda gerilemesi riski bulunuyor.

Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (HKUST) bünyesinde görev yapan demografi uzmanı Stuart Gietel-Basten, Çin’in son 20-30 yılda izlediği yaklaşımı sürdürmesi halinde, nüfus yapısı ile ekonomik sistem arasındaki uyumsuzluk nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Gietel-Basten, bu durumun neden sürdürüldüğünün sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Uzmanlar, Çin’in süreci etkin biçimde yönetmesi halinde yapay zekâya yönelimin ve eş zamanlı diğer politikaların, demografik değişimlerin ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkilerini en azından önümüzdeki birkaç on yıl boyunca önemli ölçüde sınırlayabileceğini değerlendiriyor.

Ancak kısa vadede istihdam kayıplarına yol açabilecek ve uzun vadede çalışma biçimlerini dönüştürebilecek ileri teknolojiye geçiş sürecinin yönetimi, dünya genelindeki hükümetler için ciddi bir sınama olarak görülüyor. Nüfusu 1,4 milyarı bulan ve büyümesini on yıllar boyunca geniş iş gücüne dayandıran Çin’de bu sürecin riskleri daha da belirginleşiyor. Ekonomik istikrarı meşruiyetinin temel unsurlarından biri olarak öne çıkaran iktidardaki Çin Komünist Partisi açısından da sürecin hassasiyet taşıdığı ve önümüzdeki on yıl içinde Çin’i ‘orta düzeyde gelişmiş bir ülke’ konumuna yükseltme hedefiyle bağlantılı olduğu belirtiliyor.

dcfrrf
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen bir sergide Ay Yeni Yılı vesilesiyle eğlence gösterileri sergileyen robotlar (AP)

Uzmanlar, Pekin yönetiminin bugün atacağı adımların yalnızca ülke ekonomisi üzerinde değil, küresel ekonomi ve gelecek nesiller üzerinde de uzun vadeli etkiler doğuracağını belirtiyor. Bu sürecin yalnızca doğum oranlarındaki düşüşü durdurma çabasıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor.

Hong Kong Üniversitesi’nde (HKU) ekonomi profesörü olan Guojun He, Çin’in robotik sistemler, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yoluyla iş gücü verimliliğinde sürdürülebilir artış sağlayabilmesi halinde, fabrika işçi sayısı azalırken sanayi üretimini koruyabileceğini, hatta artırabileceğini ifade etti.

Guojun He, teknolojinin daralan iş gücünün ekonomik etkilerini, özellikle imalat sektöründe, önemli ölçüde hafifletebileceğini ancak tamamen ortadan kaldıramayacağını söyledi.

Haberde ayrıca söz konusu etkilerin sektörden sektöre farklılık göstereceği ve etkili sonuçlar alınabilmesi için eğitimden sosyal güvenliğe kadar uzanan bütüncül bir politika setine ihtiyaç duyulacağı vurgulandı.

Robot devrimi

Uluslararası Robotik Federasyonu verilerine göre Çin, 2024 itibarıyla dünyadaki kurulu endüstriyel robotların yarısından fazlasına ev sahipliği yaparak küresel ölçekte en büyük pazar konumunda bulunuyor.

Ülke genelinde robot kolları; kaynak, boyama ve montaj işlemlerini tam otomatik üretim hatlarında eş zamanlı biçimde yürütüyor. Bazı tesislerde ise ‘karanlık fabrika’ olarak adlandırılan ve aydınlatma için elektrik harcanmasına gerek duyulmayan üretim modelleri uygulanıyor.

Yüksek teknoloji seviyesi sayesinde Çinli fabrikalar gelişmiş elektrikli araçlar ve güneş panellerini büyük hacimlerde ve düşük maliyetle üretebiliyor. Bu durumun, ülkenin dış ticaret fazlasının artmasına katkı sağladığı belirtiliyor.

Pekin yönetimi, insansı robotlar alanına da güçlü biçimde yatırım yapıyor. Ülkede 140’tan fazla şirketin, devlet destekli programlar kapsamında bu alanda çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. Şu ana kadar insansı robotlar daha çok Çin’in teknolojik iddiasını yansıtan gösterilerle gündeme geldi; televizyon ekranlarında toplu dans performanslarında ve tanıtım amaçlı boks karşılaşmalarında sergilendi.

Bununla birlikte bazı modellerin montaj hatlarında, lojistik merkezlerinde ve bilimsel laboratuvarlarda denendiği bildiriliyor. Geliştiriciler, söz konusu robotların halen geliştirme aşamasında olduğunu ancak taşıma, ayrıştırma ve kalite kontrol gibi görevlerde insan verimliliğine yaklaşmaya başladığını belirtiyor.

cdsvfd
Çin’deki insansı robotlar (Reuters)

Tüm bu adımlar, Çin’in ileri teknoloji çağında ve artan işçilik maliyetleri karşısında rekabet avantajını koruma hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım, 2015 yılında ilan edilen ‘Made in China 2025’ planında ortaya konmuştu. Aynı yıl Pekin yönetimi, on yıllar boyunca uygulanan ve tartışmalara yol açan tek çocuk politikasını da sona erdirme kararı almıştı.

Nüfus artış hızındaki düşüşün yaklaşan etkilerinin söz konusu sanayi politikasının temel motivasyonu olup olmadığı netlik taşımamakla birlikte, Çin’de bazı çevreler robotik ve yapay zekâ teknolojilerini bu demografik baskının olumsuz sonuçlarını hafifletebilecek araçlar olarak değerlendiriyor.

Yaşlanan nüfus

Resmî vizyon, robotların yalnızca fabrika işçisi olarak değil, aynı zamanda 60 yaş üstü nüfusa bakım hizmeti sunan destek unsurları olarak da kullanılmasını öngörüyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre hâlihazırda nüfusun yüzde 23’ünü oluşturan bu yaş grubunun oranının 2100 yılına kadar yüzde 50’yi aşması bekleniyor.

Yaşlı bakım sistemlerinin genişletilmesine yönelik aciliyet, geçmişte uygulanan tek çocuk politikasının mirasıyla daha da artıyor. Bu politika, ebeveyn bakım sorumluluğunu kardeş paylaşımı olmaksızın tek başına üstlenmek durumunda kalacak bir ‘tek çocuk’ kuşağının ortaya çıkmasına yol açtı.

Son yayımlanan hükümet yönergelerinde, yaşlı bakım hizmetlerinin iyileştirilmesi amacıyla insansı robotlar ve yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca beyin-bilgisayar arayüzleri, dış iskelet robotları ve fiziksel kapasitesi azalan yaşlılara destek sağlayacak yardımcı ekipmanların geliştirilmesi de öncelikler arasında yer aldı.

Devlet medyası ise insansı robotların yaşlılara 7 gün 24 saat bakım desteği sunabilecek şekilde yaygınlaştırılmasına yönelik hedefleri düzenli olarak gündeme taşıyor. Bu yayınların, kamuoyunda söz konusu teknolojilere yönelik kabulü artırmayı amaçladığı değerlendiriliyor.

Devlet destekli emeklilik sistemi de öne çıkan kaygılar arasında yer alıyor. Çok sayıda yaşlı Çinlinin dayandığı bu sistemin, nüfusun hızla yaşlanması ve ek reformların yapılmaması halinde açık veren bir yapıya dönüşebileceği öngörülüyor.

Ancak özellikle demografik gerilemenin daha da derinleşmesinin beklendiği yüzyılın ikinci yarısında, yalnızca baskı altındaki emeklilik sisteminin değil, ekonominin genel seyrinin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizlik sürüyor.

Uzmanlar, teknolojik dönüşümün iş gücü üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Bir ülkede verimliliğin artmasının her zaman istihdamın artacağı anlamına gelmediği; bunun, daha az sayıda çalışanın daha fazla üretim yapması sonucunu doğurabileceği belirtiliyor.

Çin’in hâlihazırda bazı sektörlerde iş gücü açığı, bazı sektörlerde ise işsizlikle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Teknoloji destekli verimlilik artışının uzun vadede ekonomik istikrarı destekleyebileceği, ancak kısa vadede iş gücü piyasasındaki dengesizlikleri artırabileceği değerlendiriliyor.

Yapay zekâ ve robot teknolojilerinin Çin’de kaç kişiyi işinden edebileceğine ilişkin tahminler farklılık gösteriyor. Bununla birlikte bazı yerel uzmanlar, bu teknolojilerin imalat sektörünün yaklaşık yüzde 70’ini etkileyebileceğini öne sürüyor.

Geçen ay yetkililer, söz konusu teknolojilerin hızla benimsenmesinin istihdam üzerindeki etkilerini hafifletmek amacıyla bir dizi politika tedbirinin hayata geçirileceğini açıkladı.

Genel olarak uzmanlar, teknolojinin tek başına yeterli olmadığını; doğum oranlarını teşvik eden politikalarla birlikte ele alınacak kapsamlı bir önlem paketinin, Pekin yönetiminin artan demografik dönüşümün ekonomik ve toplumsal etkilerini hafifletmesinde belirleyici olacağını vurguluyor.


Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
TT

Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)

Sophie Clark 

Meta'nın, güvenlik ve gizlilik endişelerine rağmen akıllı gözlüklerine yüz tanıma yazılımı eklemeyi planladığı bildirildi.

New York Times'a (NYT) göre gözlüğü takanlar "Name Tag" (İsim Etiketi) özelliği sayesinde, baktıkları kişinin kim olduğunu anlamayı sağlayan bilgiler edinecek.

Ancak gazetenin eriştiği bir iç yazışmada bu teknolojinin "güvenlik ve gizlilik riskleri" taşıdığına değiniliyor.

Dahası NYT'ye göre şirket, tartışma yaratma potansiyeline sahip ürünü ABD'de süregelen siyasi kargaşa sırasında piyasaya sürmenin avantaj sağlayacağını düşünüyor.

Gazetenin aktardığı üzere sızan notta "Bize saldırmasını beklediğimiz birçok sivil toplum kuruluşunun, kaynaklarını başka konulara yoğunlaştırdığı dinamik bir siyasi ortamda bunu piyasaya süreceğiz" ifadeleri yer alıyor.

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) sadece kaçak göçmen olduğundan şüphelenilenleri değil, ICE'a karşı protesto yapan Amerikan vatandaşlarını da takip etmek için son aylarda yüz tanıma teknolojisini kullandı.

The Independent'a konuşan Meta sözcüsü, şirketin teknolojiyi incelemeyi sürdürdüğünü ve seçeneklerini değerlendirdiğini söyledi.

Açıklamada "Milyonlarca kişinin bağlantı kurmasını ve hayatlarını zenginleştirmesini sağlayan ürünler geliştiriyoruz" dendi.

Böyle bir özelliğe yönelik ilgiyi sık sık duyuyoruz (ve piyasada bazı ürünler zaten var) ancak hâlâ seçenekleri değerlendiriyoruz ve herhangi bir şey çıkarırsak öncesinde dikkatli bir yaklaşım sergileyeceğiz.

Bu hamle Facebook'un, sosyal ağda gizlilik ve yasallık arasındaki "doğru dengeyi" bulmak amacıyla yüz tanıma özelliğini sitesinden kaldırmasından 5 yıl sonra geldi.

O zamandan sonra Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg, büyük teknoloji şirketlerine dostça davranan ve pek düzenleme uygulamayan ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'ına yakınlaştı.

Meta'nın 2021'de piyasaya sürdüğü ilk Ray-Ban akıllı gözlükleri o zamanlar sadece fotoğraf çekip video kaydedebiliyordu. CEO ve Facebook kurucusu, yapay zekayla çalışan yeni gözlükleri geçen eylülde tanıtmıştı.

Geçen yıl yaklaşık 7 milyon satan gözlüklerin popülaritesi kanıtlandı.

Gözlüklerin yapımında yer alan üç kişi NYT'ye yaptığı açıklamada yüz tanıma özelliğinin, Meta'nın ürününü rakip OpenAI'ın ürettiği akıllı gözlüklerden ayıracağını söyledi.

Ancak Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nden (ACLU) Nathan Freed Wessler, yüz tanıma teknolojisinin "kötüye kullanıma açık" olduğu uyarısında bulundu.

Wessler "Amerika sokaklarında yüz tanıma teknolojisi kullanılması, hepimizin güvendiği pratik anonimliğe benzersiz bir tehdit oluşturur" dedi.

Independent Türkçe', independent.co.uk/news


Microsoft Suudi Arabistan Başkanı: Krallık, yapay zekânın fiili uygulama aşamasına giriyor

Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
TT

Microsoft Suudi Arabistan Başkanı: Krallık, yapay zekânın fiili uygulama aşamasına giriyor

Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)

Suudi Arabistan’da bu hafta düzenlenen Microsoft Yapay Zekâ Turu’nda öne çıkan duyuru netti: Şirket, müşterilerin 2026’nın dördüncü çeyreğinden itibaren Azure veri merkezi bölgesinden bulut iş yüklerini çalıştırabileceğini teyit etti.

Ancak bu teknik başarı, daha derin bir anlam da taşıyor. Suudi Arabistan artık yapay zekâyı test etme aşamasını geride bırakmış durumda ve altyapı, yönetişim, beceri geliştirme ve kurumsal benimseme süreçlerinin kesiştiği bir uygulama aşamasına giriyor. Microsoft Suudi Arabistan Başkanı Turki Badhris’e göre bu zamanlama tesadüf değil; yıllarca süren hazırlığın bir sonucu.

Badhris, etkinlik sırasında “Ortaya çıkan netlik ve güven, kurumlara dijital dönüşüm ve yapay zekâ yolculuklarını planlarken önemli bir rehberlik sağlıyor” dedi.

‘Netlik ve güven’ ifadeleri teknik birer terim gibi görünse de, aslında stratejik öneme sahip değişkenler. Devlet kurumları ve büyük şirketler, yapay zekâya geçişi yalnızca deneylere dayanarak yapmıyor; altyapının yerel olarak hazır olduğunu, düzenleyici gerekliliklerle uyumlu olduğunu ve uzun vadeli işletim sürekliliğinin sağlandığını gördüklerinde adım atıyorlar. Yeni Azure veri merkezi bölgesinin duyurulması, altyapının artık sadece geleceğe dönük bir plan değil, belirlenmiş takvimli ve yakın zamanda uygulanacak bir taahhüt olduğunu gösteriyor.

Deneylerden üretim ortamlarına

Suudi Arabistan’da yapay zekâ hikâyesi ardışık aşamalardan geçti. İlk aşama, dijital altyapının genişletilmesi, düzenleyici çerçevelerin geliştirilmesi ve bulut bilişimin güçlendirilmesine odaklandı. Bu aşama, temel kapasitenin oluşturulmasını sağladı. Mevcut aşama ise artık uygulama ve kullanım aşaması. Badhris, sürecin gerçekten değiştiğini belirterek, “Krallık genelinde devlet kurumları, şirketler ve iş ortaklarıyla yakın çalışıyoruz; veri güncellemelerinden yönetişime, beceri geliştirmeden müşterilerin deney aşamasından üretim aşamasına güvenle geçmesine kadar tüm hazırlıkları destekliyoruz” dedi. ‘Deneme’ ile ‘üretim’ arasındaki fark kritik önemde: Denemeler potansiyeli test ederken, üretim ortamları iş akışını yeniden şekillendiriyor.

csdcvds
Microsoft Suudi Arabistan Başkanı Turki Badhris, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda

Bu dönüşümü şirketler de somutlaştırıyor. Örneğin Qiddiya Investment Company ve ACWA Power, yapay zekâyı ayrı deneme girişimleri olarak kullanmak yerine günlük operasyonlarına entegre ediyor.

ACWA Power, Azure Yapay Zekâ hizmetleri ve akıllı veri platformunu kullanarak küresel çapta enerji ve su operasyonlarını iyileştiriyor; sürdürülebilirlik ve kaynak verimliliğine odaklanarak öngörücü bakım ve yapay zekâ destekli optimizasyon uyguluyor.

Qiddiya ise Microsoft 365 Copilot kullanımını genişleterek çalışanların iletişim özetlemesi, veri analizi ve yüzlerce varlık ile yükleniciye ait panolarla etkileşimde bulunmalarını sağlıyor. Yapay zekâ artık kurumun kenarında değil, operasyonel yapısının bir parçası hâline gelmiş durumda. Bu, gerçek bir olgunluk aşamasını yansıtıyor; yapay zekâ gösteriş amaçlı bir araç olmaktan çıkıp üretken bir araç haline geliyor.

Stratejik bir sinyal olarak altyapı

Suudi Arabistan’ın doğusunda yer alan Azure veri merkezi bölgesi, yalnızca yanıt süresini kısaltmakla kalmıyor; aynı zamanda verilerin yerel olarak saklanmasını destekliyor, uyumluluk gereksinimlerini güçlendiriyor ve dijital egemenlik çerçevelerini pekiştiriyor.

Finans, sağlık, enerji ve kamu hizmetleri gibi sıkı şekilde düzenlenen sektörlerde, verilerin düzenleyici gerekliliklerle uyumlu hale getirilmesi bir tercih değil, zorunluluk olarak görülüyor.

sdcvdsv
Suudi Arabistan’ın Azure veri merkezi bölgesinin 2026’nın dördüncü çeyreğinde faaliyete geçeceği teyit edildi. Bu durum, kurumlara planlama ve genişleme konusunda netlik ve güven sağlıyor. (Getty Images)

Badhris, bu başarının uzun vadeli bir bağlılığı yansıttığını belirterek, “Bu adım, Suudi Arabistan’daki kamu ve özel sektör için gerçek ve ölçeklendirilebilir bir etki yaratma konusundaki uzun süreli bağlılığımızın önemli bir dönüm noktası” dedi.

‘Ölçeklendirilebilir etki’ vurgusu, altyapının kendi başına değer yaratmadığını, ancak değer oluşturmak için gerekli koşulları sağladığını gösteriyor. Suudi Arabistan, yapay zekâyı enerji ve ulaştırma ağlarına benzer şekilde temel bir ekonomik yapı olarak ele alıyor ve üretkenliği artıracak bir zemin olarak konumlandırıyor.

Hızın katalizörü olarak yönetişim

Küresel ölçekte yapay zekâ düzenlemeleri genellikle sınırlayıcı bir unsur olarak görülür. Ancak Suudi Arabistan örneğinde, yönetişim, hızlandırma stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak entegre edilmiş durumda. Hassas sektörlerde yapay zekânın benimsenmesi, net bir güven çerçevesi gerektiriyor. Uyumluluk ise sonradan eklenen bir unsur değil; tasarımın başından itibaren yerleşik olmalı. Ayrıca, bulut hizmetlerinin ulusal dijital egemenlik gereklilikleriyle uyumlu hale getirilmesi, genişleme aşamasında olası sürtüşmeleri azaltıyor. Kurumlar, uyumluluğun platformun kendisine gömülü olduğunu gördüğünde, genişleme kararlarını çok daha hızlı alabiliyor. Bu anlamda, yönetişim bir sınırlayıcı olmaktan çıkarak etkin bir güçlendirici unsur haline geliyor.

Görünmez engel

Üretken yapay zekâ teknolojileri gündemde ön planda olsa da, kurumlar için en büyük zorluk genellikle veri altyapısında yatıyor. Parçalanmış veri sistemleri, kurumsal veri siloları ve birleşik bir yönetişim eksikliği, genişlemeyi ciddi şekilde engelleyebiliyor.

Suudi Arabistan stratejisi, etkili yapay zekâ kullanımı için veri altyapısını güncellemeyi temel öncelik olarak belirliyor. Düzenli ve entegre bir veri ortamı olmadan yapay zekâ uygulamaları yüzeysel kalıyor ve gerçek değer üretmiyor.

vdfsvfd
Veri mimarisini güncellemek ve yönetişimi standartlaştırmak, yapay zekâyı gerçek operasyonel değere dönüştürmek için ön koşullardır. (Shutterstock)

Bunun yanında, küresel ölçekte en büyük zorluklardan biri de yetenek açığı. Suudi Arabistan, 2030’a kadar üç milyon kişiyi yapay zekâ alanında eğitmeyi taahhüt etti. Odak yalnızca farkındalık yaratmak değil; uygulama becerilerini geliştirmek. Dönüşüm, iş akışına yapay zekâyı entegre edebilecek nitelikli insan kaynağı olmadan başarıya ulaşamaz.

Badhris, bu bağlamda beceri geliştirme çalışmalarının, genel hazırlık ve uyumluluk çerçevesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Ona göre, yapay zekâ çağında rekabet gücü yalnızca modellerin yetenekleriyle değil, iş gücünün bu yetenekleri kullanabilme kapasitesiyle ölçülüyor.

Ekonomik strateji olarak sektörel dönüşüm

Riyad’daki yapay zekâ turu yalnızca teknik sunumlarla sınırlı kalmadı; enerji sektörü, büyük projeler ve kamu hizmetlerindeki uygulama örnekleri de ön plana çıktı. Bu uygulamalar sıradan veya yan projeler değil; Vizyon 2030’un temel taşlarını oluşturuyor. Enerji yönetiminde yapay zekâ sürdürülebilirliği artırırken, büyük projelerde yürütme verimliliğini yükseltiyor, kamu hizmetlerinde ise vatandaş deneyimini iyileştiriyor. Burada yapay zekâ bağımsız bir sektör değil; üretkenliği yatay olarak güçlendiren bir katalizör işlevi görüyor.

Küresel arenada konumlanma

Küresel ölçekte yapay zekâ liderliği, dört unsurla değerlendiriliyor: bilişim kapasitesi, yönetişim, sistem entegrasyonu ve beceri hazırlığı. Suudi Arabistan ise bu unsurları eşzamanlı olarak uyumlu hale getiriyor. Yeni Azure veri merkezi bölgesi hem bilişim altyapısını sağlıyor hem de düzenleyici çerçevelerle güveni güçlendiriyor; iş birlikleri entegrasyonu desteklerken, eğitim programları hazır olma seviyesini artırıyor.

Suudi Arabistan şimdi yapay zekâ yolculuğunda kritik bir aşamaya girmiş durumda. Altyapı güvenceye alındı, kurumsal kullanımlar yaygınlaşıyor, yönetişim entegre edilmiş ve beceriler gelişiyor.

Badhris, yapılan açıklamanın kurumlara ‘netlik ve güven’ sağlayarak yolculuklarını planlamada fark yaratacağını belirtiyor. Bu açıklık, hedef ile uygulama arasındaki farkı oluşturabilir. İşte Riyad’daki Microsoft turunun önemi burada ortaya çıkıyor: Altyapı artık amaç değil, dönüşümün inşa edildiği platform haline geliyor.