Putin'in partisi Duma'da ‘mutlak hakimiyeti’ elinde bulunduruyor

“Birleşik Rusya Partisi” bölgeleri süpürüyor ve Parlamentodaki anayasal çoğunluğu elinde tutuyor.

Kremlin, seçim sonuçlarından memnun. Devlet Başkanı Vladimir Putin, sonuçların Rus halkının ruh halini yansıttığını belirtti. (AFP)
Kremlin, seçim sonuçlarından memnun. Devlet Başkanı Vladimir Putin, sonuçların Rus halkının ruh halini yansıttığını belirtti. (AFP)
TT

Putin'in partisi Duma'da ‘mutlak hakimiyeti’ elinde bulunduruyor

Kremlin, seçim sonuçlarından memnun. Devlet Başkanı Vladimir Putin, sonuçların Rus halkının ruh halini yansıttığını belirtti. (AFP)
Kremlin, seçim sonuçlarından memnun. Devlet Başkanı Vladimir Putin, sonuçların Rus halkının ruh halini yansıttığını belirtti. (AFP)

Rusya'da genel seçimlerin ön sonuçları beklentileri karşıladı. Dün Merkez Seçim Kurulu tarafından oyların yüzde 90'dan fazlasının sayılmasının ardından açıklanan rakamlar, seçimlerden hemen önce yapılan kamuoyu yoklamalarının tahmin ettiği oranların neredeyse tekrarını içeriyordu. İktidar partisi "Birleşik Rusya", parti listelerinde oyların yaklaşık yüzde 50’sini alarak Devlet Duması’nda “mutlak hakimiyetini” sürdürdü. “Birleşik Rusya Partisi” adayları, bireysel listeleri süpürerek meclisteki 225 sandalyeden 199’unu kazandı. Rus yasama meclisinin 450 üyesi, 225 aday parti listesinden, 225 aday ise partilerin belirlediği liste dışındaki bağımsız adaylardan seçiliyor.
Neredeyse kesin olan bu sonuçlarla, "Birleşik Rusya", Duma’da yaklaşık 330 sandalye elde ettiği için parlamentoda mutlak hakimiyeti garanti altına almış durumda. Bu durum “Birleşik Rusya”ya, herhangi bir ittifak kurmadan yasa çıkarma veya anayasada değişikliği yapma imkânı veren bir çoğunluk sağlıyor. Partinin yüzde 54 oy aldığı 2016 seçimlerine göre bir miktar gerileme kaydettiğini de göz ardı etmemek gerekiyor.
Rusya Komünist Partisi, beş yıl önceki seçimlere göre oy oranını yükselterek yüzde 19'un biraz üzerinde bir oy aldı ve yeni parlamentoda ikinci güç haline geldi. Sosyal-Demokrat Hareketi temsil eden "Adil Rusya" partisi yüzde 7,5 oyla üçüncü olurken, milliyetçi eğilimdeki "Liberal Demokrat Parti" ise “Adil Rusya”ya yakın bir oyla dördüncü sırada yer aldı. Önceki seçimlerde yüzde 13 oy almış olan “Liberal Demokrat Parti” bu seçimde aldığı oyla uzun yıllardır görülen en büyük düşüşe imza atmış oldu. Seçim sonuçlarındaki tek sürpriz de bu düşüş oldu. Bazı gözlemciler bu düşüşü, Rusya’nın doğusundaki "Liberal Demokrat" seçmenlerin geçen yıl Devlet Başkanı Vladimir Putin'in politikalarına karşı düzenlenen ve "partinin cezalandırılması" ile sonuçlanan protestolara aktif olarak katılmalarına bağladılar.
İlk kez federal düzeyde bir seçime katılan yeni bir parti olan ve yüzde 5,3 oy oranıyla seçim barajını aşmayı başaran "Yeni Halk" partisi seçimlerde beşinci sırayı aldı.  Kamuoyu yoklamalarında partinin oy oranı bu seviyelere yakın çıktığından bu sonuç kimse için şaşırtıcı olmadı. Ancak yeni olan şu ki, bu zafer, son yirmi yılda dört büyük partinin hakimiyet kurduğu parlamentoda, beşinci bir partinin katılımıyla ilk kez yapısal bir değişiklik oluşturacak. Partideki kaynaklar, bunun önemli bir dönüm noktası oluşturacağını ve Kremlin’in de bu gelişmeden memnun olduğunu belirterek, parti milletvekillerinden birinin meclis başkan yardımcılığına getirileceğini belirttiler. Muhalefet partileri, oy oranlarındaki düşüş sebebiyle bu hakkı kaybederken, Bağımsız Devletler topluluğu ve diğer uluslararası ve bölgesel kuruluşlardan gözlemciler, seçimlerin, oy dağılımında ciddi bir değişikliğe yol açacak büyük ihlallere tanık olmadığını ifade ettiler.
Seçim sonuçlarındaki tek heyecan verici unsur, seçime katılım oranının beklentilerin üzerine çıkmış olmasıydı. Seçim öncesinde yapılan anketlerde katılım oranının yüzde 40 ile 45 arasında olması bekleniyordu. Rusya Merkez Seçim Komitesi başkanı Ella Pamfilova, seçimlere katılım oranının yüzde 51,7'ye ulaştığını, bu katılımın beş yıl önceki seçimlerdeki yüzde 47 katılım oranına göre ciddi bir artış ifade ettiğini belirtti. Gözlemciler, seçmenlerin sandığa gitmemesinden duyulan endişelere rağmen katılım oranındaki bu artışı oy kullanma sürecinin 3 güne uzatılmasına bağlıyorlar. Öte yandan, seçim sonuçları Kremlin tarafından memnuniyetle karşılandı. Başkan Vladimir Putin, sonuçların Rus halkının ruh halini yansıttığını belirterek, özellikle sandıktaki aktif katılım için teşekkür etti.
Bu arada Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, mevcut Rusya yasama seçimlerinin sonuçları doğrultusunda Bakanlar Kurulu'nda şu anda herhangi bir değişiklik kararının olmadığını söyledi. Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Bakanlar Kurulu’nda bir değişiklik yapmaya karar vermesi halinde, yeni anayasaya göre bunu Duma Meclisi ile koordineli olarak yapmak zorunda olduğunu ifade etti. Bu seçimde iktidar partisinin liste başı milletvekilleri ve en önde gelen iki bakan olan Sergey Lavrov ve Sergey Şoygu’nun kurulacak olan yeni hükümette yer almayacağına dair spekülasyonlar yapılıyor. Lavrov'un bir sonraki mecliste, meclis başkanlığı konumunu devralmak için görevi bırakabileceği söyleniyor. Duma seçimlerinin kesin sonuçları önümüzdeki Cuma günü resmen açıklanacak.

Seçim sürecinde 19 siber saldırı
Rus iletişim şirketi Rostelecom, 3 günlük seçim sürecinde, elektronik oylama platformlarının ve ilgili web sitelerinin 19 siber saldırıya maruz kaldığını ve bunların tamamının püskürtüldüğünü duyurdu. Rostelecom'un başkanı Mikhail Oseyevsky, genel olarak 19 saldırı gözlemlendiğini, bunların bazılarının çok kısa olduğunu ve birkaç dakika sürdüğünü, en büyük saldırının ise Pazar günü gerçekleştirildiğini ve 5 saat 32 dakika sürdüğünü söyledi. Bu saldırıların Hindistan, Endonezya, Brezilya, Ukrayna, İran, Tayland, Bangladeş, Çin, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Vietnam ve Litvanya dahil olmak üzere çok farklı ülkelerden virüsler ile düzenlendiğini ifade etti.

Perm Üniversitesi'nde silahlı saldırı: 6 ölü 28 yaralı
Dün, kesin olmayan seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından iktidar partisinin yaptığı kutlamalar, Urallar bölgesinde yaşanan kanlı bir olay ile bölündü. Orta Urallar bölgesindeki Perm Üniversitesi'nde dün sabah meydana gelen silahlı saldırıda 6 kişi hayatını kaybederken 28 kişi de yaralandı.
Ön incelemeler sonucunda bir üniversite öğrencisinin okul arkadaşlarına av tüfeği ile ateş açtığı anlaşılırken saldırının nedeni henüz belirlenemedi. Saldırganın yaralanmasıyla sonuçlanan kısa bir çatışmanın ardından güvenlik güçleri, saldırgan genci yakalamayı başardı. Putin, saldırıyı "büyük bir felaket" olarak nitelendirdi. Putin, Merkez Seçim Komisyonu başkanıyla yaptığı görüşmede "Perm'de meydana gelen trajedi için başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum. Hiçbir sempati ifadesinin bu tür kayıpların acısını bastıramayacağını çok iyi anlıyorum, özellikle de hayatlarına yeni başlayan gençler söz konusu olduğunda. Sadece çocuklarını kaybeden aileler için değil, tüm ülke için büyük bir felaket” ifadelerini kullandı. Bu saldırı, bir Rus eğitim kurumunda aylardır yaşanan en kötü silahlı saldırı olayı.

 


Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe