Libya'da devlet başkanlığı için adaylık kapısı açılmadan seçim kampanyaları başladı

Hafter aşırılık yanlısı fikirlerle savaşmak için bir tiyatroya katılırken, Başağa, Kazazife ve Zintan kabilelerini uzlaştırıyor.

Hafter, The Voice Şarkıları adlı tiyatro oyununa katılımı sırasında (Şarku'l-Avsat)
Hafter, The Voice Şarkıları adlı tiyatro oyununa katılımı sırasında (Şarku'l-Avsat)
TT

Libya'da devlet başkanlığı için adaylık kapısı açılmadan seçim kampanyaları başladı

Hafter, The Voice Şarkıları adlı tiyatro oyununa katılımı sırasında (Şarku'l-Avsat)
Hafter, The Voice Şarkıları adlı tiyatro oyununa katılımı sırasında (Şarku'l-Avsat)

Libya’da seçimlerin planlandığı üzere 24 Aralık'ta yapılıp yapılmayacağına ve Temsilciler Meclisi'ne ek olarak devlet başkanlığı seçimini de kapsayıp kapsamayacağına dair henüz bir netlik yok. Ancak devlet başkanlığı seçimleri için olası adaylar olarak gösterilen Libyalı siyasilerin son günlerde dikkat çekici faaliyetleri, erken propaganda kampanyaları çerçevesinde oylamanın yarın yapılacağı izlenimini veriyor.
Adaylık kapısı henüz resmi olarak açılmamış olsa da, Libya'nın yaklaşık 70 yıl önceki bağımsızlığından bu yana türünün ilk örneği olan devlet başkanlığı yarışı, öne çıkan olası bir dizi adayın benzeri görülmemiş faaliyetleri çerçevesinde şimdiden dikkate değer bir coşkuya tanık oluyor. Bu isimler arasında özellikle ülkenin doğusundan Mareşal Halife Hafter’in ve batısından Fethi Başağa’nın haftalardır süren yoğun faaliyetleri öne çıkıyor.
Şarku’l Avsat’ın iki isme yönelik seçim kampanyalarına ışık tutması, başkanlık yarışının bu isimlerle sınırlı kalacağı anlamına gelmiyor. Libya siyasi sahnesinde şu anda iktidara gelmek isteyen bir dizi politikacı söz konusu. Ancak Hafter ve Başağa'nın son dönemdeki faaliyetleri, kendilerini ciddi rakipler olarak gördükleri izlenimini veriyor.

Hafter
Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter, Pazar günü Bingazi kentindeki (doğu) Benina Şehitleri Uluslararası Stadyumu'nun ev sahipliğinde düzenlenen bir futbol maçına katıldı. Bu adım, Hafter'in son dönemde artan sivil faaliyetlerinin bir parçası olarak geldi. Bu da sosyal ağlarda bunun yaklaşan seçimlere hazırlık olarak geldiğine dair yorumlara yol açtı. Hafter ayrıca, medyada geniş yer verilen 24 Ağustos'ta Bingazi'deki halk tiyatrosu sahnesinde gösterilen The Voice Şarkıları adlı tiyatro oyununa katıldı. Ulusal Ordu'nun Manevi Rehberlik Direktörü Tümgeneral Halid El Mahcub yaptığı açıklamada, Hafter’in söz konusu oyuna katılımının düşünce ve kültürü teşvik etme ve bunun aşırılıkçı ve yıkıcı fikirlerle mücadeledeki etkisi çerçevesinde geldiğini söyledi. 
Hafter, sivil faaliyetleri çerçevesinde Eylül ayı başında (savaş operasyonları nedeniyle) ordusunun elinde tuttuğu rakiplerinin kalesi Mısrata da dahil olmak üzere farklı Libya şehirlerinden gelen bazı tutukluların serbest bırakılması emrini vererek ülkenin batısındaki muhaliflerine yönelik askeri bir açılım gerçekleştirdi. Söz konusu esirlerin serbest bırakılmasının mübadele sistemi çerçevesinde gerçekleşmemesi dikkat çekti. Bu sisteme göre Batı’daki güçlerin de buna karşılık Hafter’in ordusundaki esirleri serbest bırakması gerekiyordu.

Hafter: Libya silahlı gruplar karşısında yeniden inşa edildi
Libya'nın batısındaki muhalifleriyle uzlaşma yolunda bundan önce bir adım daha atan Hafter, geçtiğimiz Ağustos ayında Libya Ulusal Arap Ordusu’nun kuruluşunun 81. yıl dönümü münasebetiyle yaptığı konuşmada, “Geçmiş ve günümüzde vatana yönelik tutumlardaki keskin farklılıklara ve bunun sonucunda silahlı çatışma noktasına ulaşan gerilime rağmen, ülke ve halkımızın yüksek çıkarları adına adil bir barış için cesaret ve özgüvenle elimizi uzatıyor, iyi niyetli olan herkese gönlümüzün kapılarını açıyoruz” dedi. Ancak Hafter, barış elinin uzatılması karşılığında, Libya devletinin çöküşünden sonra silahlı gruplar karşısında yeniden inşa edilen Ulusal Ordu’nun devleti inşa etmenin temeli olduğunu vurguladı. Ordunun ülkeyi sömürgecilikten kurtarma mücadelesini sürdüreceğini belirten Hafter, sömürgecilikten ne kastettiğini açıklamasa da, özellikle geçen yıl Trablus'a yönelik saldırısı başarısız olan askeri müdahalesi çerçevesinde Türkiye’yi defalarca ülkeyi sömürgeleştirmeye çalışmakla suçladı.
Hafter’in ülkenin batısına yönelik açıklık mesajlarına rağmen, Türkiye tarafından desteklenen ülkedeki muhalifleri Hafter’in devlet başkanlığı yarışına katılımını reddetmekte ısrar ediyor. Hatta bazıları, kazansa bile devlet başkanlığını devralmasını önlemek için yeni bir savaş tehdidinde bulundu. Hafter'in devlet başkanlığına aday olması için yasal yolun tamamen açılıp açılmadığı net değil. Hafter, geçen Temmuz ayında Ulusal Ordu komutanı tarafından 2019'da ‘Trablus'u özgürleştirmek’ için yürütülen savaş sırasında aralarındaki gözle görülür bir soğukluğun ardından Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ile yeni bir sayfa açmış gibi görünüyordu. Söz konusu savaş, başladıktan bir yıl sonra Türkiye’nin askeri müdahalesinin bir sonucu olarak feci bir başarısızlıkla sonuçlandı. Tobruk'taki Temsilciler Meclisi yakın zamanda yaklaşan seçimler için bir yasa çıkardı. Yasaya göre ordu liderinin seçimden üç ay önce askeri görevinden ayrılması şartıyla devlet başkanlığı yarışına katılmasına izin veriliyor. Buna göre Hafter’in aday olmak için şuan görevinden istifa etmesi gerekiyor. Ancak aynı yasa seçimi kazanamazsa görevine geri dönmesine izin veriyor. Geçen hafta Kahire’de Halife Hafter ve Akile Salih ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin bir araya geldiği görüşmede bu konunun gündeme getirildiği düşünülüyor. Söz konusu görüşmenin ardından Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile bir araya gelen Sisi, geçen Mart ayında göreve başlamasından bu yana Hafter ile görüşmedi.

Fethi Başağa
Ulusal Ordu lideri Hafter, şimdiye kadar göründüğü gibi, Libya’nın doğu bölgesinden adaylar arasında öne çıkarken, ülkenin batısı da yaklaşan devlet başkanlığı seçimlerinde aday olduğuna inanılan bazı şahsiyetlerin dikkat çekici faaliyetlerine tanık oluyor. Bu bağlamda, bir dizi görüşmenin ve önemli pozisyonlarının kaydedildiği eski İçişleri Bakanı Fethi Başağa öne çıkıyor.
Başağa 4 Eylül'de yaptığı açıklamada, “Ulusal uzlaşma çabalarımızı sürdürmek ve Libyalılar arasında hoşgörü kültürünü pekiştirmek bağlamında Kazazife kabilesinden bir heyeti kabul etmekten onur duydum. Görüşmede, 2011'den bu yana tüm tutukluların yasal prosedürlerin izin verdiği şekilde serbest bırakılması için neler yapabileceğimizi tartıştık” dedi.
Mısrata şehrinin ileri gelenlerinden Başağa'nın Kazazife ileri gelenleriyle görüşmesinin üzerinden birkaç gün geçmesinin ardından ülkenin batısındaki yetkililer, devrik Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Saadi Kaddafi'nin yıllar sonra serbest bırakıldığını duyurdu. Aynı zamanda, eski rejimden bir dizi başka isim de serbest bırakıldı. Trablus hükümeti, söz konusu kişilerin serbest bırakılmalarını resmi olarak Başağa'nın Kazazife heyeti ile uzlaşma çabalarına bağlamadı. Ancak bu kabilenin ileri gelenleriyle görüşmesinden hemen sonra serbest bırakılmaları böyle bir bağlantının varlığını gösteriyor. Ayrıca Dibeybe’nin başbakan olarak seçilmesinden sonra iktidardan (İçişleri Bakanlığı görevinden) ayrılmasına rağmen, Başağa'nın sözlerinin Trablus'taki yetkililer tarafından halen duyulduğunu gösterdi. 
Başağa'nın Dibeybe gibi Mısrata şehrinden olduğu biliniyor. Ancak Dibeybe yaklaşan seçimlerde yarışamayacak (Dibeybe ve hükümet üyeleri ile Başkanlık Konseyi bir sonraki seçime katılmama sözü verdi).
Başağa, Kazazife kabilesiyle uzlaşmakla yetinmeyerek Eylül ayında Mısrata ile ihtilafa düşen başka bir şehir olan Zintan (batı) şehrinin ileri gelenleriyle bir uzlaşma toplantısı daha yaptı. Babasının muhtemel varisi olarak görülen Kaddafi'nin oğlu Seyfulislam Kaddafi'nin şu anda Kasım 2011'den Haziran 2017'ye kadar alıkonulduğu şehir olan Zintan yakınlarındaki bir bölgede yaşadığı öne sürülüyor. New York Times gazetesi haftalar önce Seyfulislam Kaddafi ile Zintan yakınlarında olduğu düşünülen bir yerde röportaj yaptı. Röportajda, babasına yönelik ayaklanmayı bastırma girişimine katıldığına ilişkin suçlamalardan dolayı Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından halen arandığı için yasal statüsünün bunu engelleyebileceği nedeniyle yaklaşan seçimlere katılmama olasılığına işaret edildi.
Başağa'nın Kazazife ve Zintan ileri gelenleriyle yaptığı görüşmenin amacının sadece “uzlaşma” olup olmadığı net değil. Aynı zamanda görüşmenin, Mareşal Hafter ile aralarındaki çatlağın derinleşmesine katkıda bulunacağı ve böylece onu, yaklaşan seçimlerde kendisine hizmet edebilecek oylardan mahrum bırakacağı düşünülüyor. Hafter destekçilerinin ve ordusunun önemli bir bölümünün eski rejimin destekçileri arasında oldukları bir sır değil. Genel olarak Hafter'i kişisel bir bakış açısıyla değil, Kaddafi rejiminin yıkılmasından sonra çöken devletin yıkıntıları üzerinde silahlı milislerin genişlemesini durduran düzenli silahlı kuvvetleri yeniden inşa etmedeki rolü nedeniyle destekliyorlar.
Başağa yaptığı son açıklamalarda, “Devlet başkanının doğrudan halk tarafından seçileceği yasanın çıkarılması, seçimlerin planlanan tarihte yapılması ve Libya sahnesinde hakim olan bölünmenin sona ermesi için çok önemli ve olumlu bir adım” dedi. Ancak pozisyon için adaylığını açıklamadı. Başağa, oradaki seçimleri tartışmak üzere ABD’ye  gitmeyi planladığını söyledi.
Başağa, ülkenin batısında, özellikle silahlı milisleri dağıtma ve bir kısmını güvenlik servislerine entegre etme planının uygulanması konusunda Amerikalılarla işbirliği yapan önemli isimlerden biriydi.
Başağa, Tebu kabilelerine de yardım elini uzatmaya çalıştı. 15 Eylül’de Tebu Kültürü Ulusal Günü münasebetiyle yaptığı konuşmada, “Tebu kabilelerine tebriklerimi iletiyorum" dedi. Ayrıca hoşgörü değerlerini teşvik etmenin ve barış içinde bir arada yaşama ilkelerini pekiştirmenin ve Libya halkı arasındaki ihtilafları ortadan kaldırmanın önemini vurguladı. Başağa birkaç gün önce genç bir Libyalı pilotla birlikte uçakta çekilmiş fotoğraflarını yayınlayarak şunları söyledi: “Bu kısa yolculuk beni Mısrata'daki Havacılık Koleji'nde geçirdiğim yıllara götürdü. Orada genç pilotların eğitimini denetliyordum. Çok şey öğrendiğim bir deneyimdi.”
Hafter'in seçimlere katılımı Türkiye ve müttefikleri tarafından dayatılan bir veto ile karşı karşıyayken, Başağa'nın Türkiye'ye yakınlığının da ülkenin doğusunda kabulünün önünde bir başka engel olması bekleniyor. Başağa, Eylül ayı başında Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Ortadoğu Araştırmaları Merkezi ve İstanbul Düşünce Enstitüsü ile koordineli olarak Libya meselesiyle ilgilenen çok sayıda medya, akademisyen ve araştırmacıyla bir araya gelmekten onur duyduk. Libya'da askeri dengenin sağlanmasında, ateşkes çabalarında ve siyasi hayatın geri dönüşünde Türkiye'nin oynadığı önemli rolü tartıştık” dedi.
Ancak Başağa’nın Türkiye'nin askeri müdahalesine yönelik övgüsü, Ankara'nın doğrudan ya da Suriyeli "paralı askerler" aracılığıyla yaptıklarını ülkelerine yönelik bir işgal olarak gören çoğu Libyalı tarafından hoş karşılanmadı.



Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor. 


Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
TT

Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)

Kuzey ve Doğu Suriye Kürt yönetimi bugün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın dün yayınladığı kararnamenin "ilk adım olabileceğini, ancak Suriye halkının özlem ve umutlarını karşılamadığını" belirterek, "ülkenin tüm kesimlerinin haklarını koruyan demokratik bir anayasanın yapılmasının" önemini vurguladı.

Suriye'de yaşayan tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören Suriye Cumhurbaşkanı'nın dün yayınladığı kararnameye yanıt olarak Kürt yönetimi açıklamasında, "hakların geçici kararnamelerle değil, kalıcı anayasalarla korunduğunu ve güvence altına alındığını" belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt yönetimi, tüm bileşenlerin haklarını koruyan, muhafaza eden ve sürdüren demokratik, çoğulcu bir anayasa taslağı hazırlanması çağrısında bulundu. Niyet ne olursa olsun herhangi bir kararnamenin, kapsamlı bir anayasal çerçevenin parçası olmadığı sürece hakların gerçek bir güvencesini oluşturamayacağını vurguladı.

Açıklamada, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Kürt yönetiminin, Suriye'deki haklar ve özgürlükler sorununun temel çözümünün kapsamlı bir ulusal diyalog ve demokratik bir anayasada yattığına inandığı ifade edildi.