Fed'de çalışan en az 20 Türk var… Türkiye'de ihtimali bile akla gelmeyen uygulama: Merkez Bankası'nda yabancı uyruklu birinin çalışması

Fotoğraf: www.tcmb.gov.tr
Fotoğraf: www.tcmb.gov.tr
TT

Fed'de çalışan en az 20 Türk var… Türkiye'de ihtimali bile akla gelmeyen uygulama: Merkez Bankası'nda yabancı uyruklu birinin çalışması

Fotoğraf: www.tcmb.gov.tr
Fotoğraf: www.tcmb.gov.tr

Mark Carney, 2013 yılında İngiltere Merkez Bankası Başkanlığı'na (Bank of England/ BoE) getirildiğinde, 327 yaşındaki bankanın tarihinde bir ilk de yaşanmıştı.
Görev süresi 2020'de dolan Kanadalı Carney, Banka'nın Birleşik Krallık vatandaşı olmayan ilk başkanı olmuştu.
Bir ülkenin merkez bankasının başına o ülkenin vatandaşı olmayan birinin getirilmesi yalnızca Türkiye için değil, pek çok ülke için alışılagelmiş bir durum değil.
Ancak dünyanın en büyük merkez bankalarının, farklı ülkelerden gelenlere kapılarını açması yaygın bir durum.

İngiltere Merkez Bankası'nda 75 farklı ülkeden insan var
İngiltere Merkez Bankası'nın Şubat 2021'de yayımlanan raporuna göre 4 bin 600'den fazla kişiyi istihdam eden kurumda, 75 farklı ülkeden insan çalışıyor.
Bank of England ekonomistleri Joel Suss, Marilena Angeli ve Peter Eckley'nin Temmuz 2021'de kaleme aldığı Birleşik Krallık bankalarındaki istihdam çeşitliliğini inceleyen makaleye göre ülkenin tüm bankalarında çalışan yabancı vatandaş oranı, 2001-2020 yılları arasında yüzde 26,5'ten yüzde 34,7'ye yükseldi.

1694,'te kurulan İngiltere Merkez Bankası, İsveç'ten sonra dünyanın en eski ikinci merkez bankası/ Fotoğraf: Reuters
Bu oran, Brexit yılı 2016'da sert bir düşüş yaşamış, sonra bir miktar toparlanmıştı.
Suss, Angeli ve Eckley'e göre, cinsiyet ve vatandaşlıkta çeşitlilik olmasının pozitif sonuçları var.
İngiltere Merkez Bankası analistleri, Birleşik Krallık vatandaşı olmayanların ve kadınların daha fazla istihdam edilmesiyle risklerin düştüğünü ve daha yüksek getirinin elde edildiğini söylüyor.

"Fed, politikaların bağımsız fikirlerle şekillendiği güçlü takım çalışmasına dayanıyor" 
Çatısı altında farklı milletlerden insanlara yer veren diğer bir merkez bankası ise Amerikan Merkez Bankası (Fed).
Kariyer sayfasında ırk, milliyet, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş ve malullük gözetmeksizin eşit haklarda istihdam sunduklarını söyleyen Fed, "İyi eğitilmiş, çok çeşitli işgücü, görev ve hedeflerimiz için gereklidir" diyor ve ekliyor: 
"Federal Rezerv Sistemi Yönetim Kurulu, çalışanlarının farklı geçmişlerine değer veriyor ve efektif pratikler ve politikaların bağımsız fikirlerle şekillendiği güçlü takım çalışmasına dayanıyor."

Fed'de az 20 Türk çalışıyor
70'ten fazla milletten insana istihdam sağlayan Amerikan Merkez Bankası'nda yıllardır çalışan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da bulunuyor. 

Jerome Powell, 2018'den bu yanan ABD Merkez Bankası Başkanlığı'nı yürütüyor/ Fotoğraf: New York Times
Banka'nın merkezi ve Banka'ya bağlı 12 federal merkez bankasının (Boston, New York, Philadelphia, Cleveland, Richmond, Atlanta, Chicago, St. Louis, Minneapolis, Kansas City, Dallas ve San Francisco) yönetim ve araştırma kademelerinde çalışan en az 20 Türk bulunuyor. 
Örneğin, Fed'de 1989'dan bu yana görev yapan, Dallas Fed Başkan Yardımcısı Mine Kuban Yücel bu isimlerden yalnızca biri. 

Türkiye'de ilk şart: Vatandaşlık
Türkiye'de ise durum biraz daha farklı. 
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın işe alımlarında "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak" birincil şart. 
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda yer alan "Devlet memurluğuna alınacaklarda genel ve özel şartlar"ın ilki de yine "Türk vatandaşı olmak". 

"Fed bir dönem Amerikalı olmayan insan almakta zorlanıyordu, daha sonra değişti"
Hemen hemen hiçbirimizin aklına gelmeyen "Merkez Bankası'nda neden bir yabancı çalışmasın ki?" sorusunu soranlardan biri Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Refet Gürkaynak oldu. 

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Refet Gürkaynak/ Fotoğraf: YouTube
Bloomberg HT'de yayınlanan "Profil" programında konuşan Gürkaynak, bir ekonomistin gerekli yetkinliklere sahip olduktan sonra hangi milliyetten geldiğinin önemli olmadığına vurgu yaptı. 
Yüksek lisans ve doktora eğitimlerini Princeton Üniversitesi'nde tamamlayan Gürkaynak, Amerikan Merkez Bankası'nda çalıştığı 2001-2005 dönemini şu sözlerle anlattı: 
"Fed o zamanlar Amerikalı olmayan insan almakta zorlanıyordu. Şimdi böyle bir şey yok. Hatta bunda benim de parmağım oldu. 
Fed, uluslararası bir kuruma dönüştü ve bu, iyi bir şey aslında. Amerikalıların iyi yaptığı bir iş. 
Amerikan Merkez Bankası'nda iki kol var. Bunlardan biri para politikasına karar veren insanların oluşturduğu FOMC (Federal Açık Piyasa Komitesi/Federal Open Market Committee). Diğeri daha aşağı kademedeki iktisatçılar. Onların çıkarttığı tahminler, "böyle yaparsak şöyle olur" gibi hazırladıkları senaryolar var. 
FOMC, kendilerine gelen bu bilgiyi görüyor ve ona göre bir karar veriyorlar. Bunu başka insanların yapmasında da bir sakınca yok."
"Bizim merkez bankamıza Türkiye vatandaşı olmayan birisini almak mümkün değil zannediyorum" diyen Gürkaynak'a göre birisi ‘Ben Merkez Bankası'nda çalışmak istiyorum' diyorsa ve kendisi iyi bir iktisatçı, iyi bir merkez bankacı ise "gelsin çalışsın" diyebilmek lazım. 
İktisat Profesörü Gürkaynak, "O uzmanlıktan o katma değeri alabilmek lazım. Amerikalılar bunu yapıyorlar. Fed'de bir dünya İtalyan var, epey Türk var" diyor. 

"Doktora şartı var ve ABD'de doktorayı yabancılar yapıyor"
Bu açıklamalarının ardından Gürkaynak'a, Amerikan Merkez Bankası'nda çalıştığı dönemdeki istihdam yapısını soruyoruz. 
"Fed, benden önce araştırma pozisyonlarına yabancıları alıyordu. Ancak para politikasına dokunmayan pozisyonlardı bunlar" diyerek başlıyor söze ve durumun nasıl değiştiğini şöyle anlatıyor Independent Türkçe'ye yaptığı açıklamada: 
"Fed'de çalıştığı dönemde The Congressional Budget Office'e (Amerikan Kongresi Bütçe Ofisi) bir konuşma yapmaya gittim. 
Orada başka bir Türk ile tanışmış ve kendisine orada nasıl çalışabildiğini sormuştum. "ABD, güvenlik ve savunma anlaşması olan ülkelerden insan çalıştırabiliyor" yanıtını almıştım. 
1-2 sene sonra Amerika'da şu mesele ortaya çıktı: "İyi bir okulda doktora yapmış olsun, para politikası üzerine çalışmış olsun, yaptığı iş çok iyi olsun, merkez bankasında çalışmak istiyor olsun ve ABD vatandaşı olsun" seti giderek küçülüyordu. Çünkü doktorayı ABD'de yabancılar yapıyor."
ABD Nüfus Sayım Bürosu'nun verilerine göre ülkede 25 yaş üstü nüfusta doktora derecesine sahip kişilerin oranı 2000-2018 yılları arası yüzde 2'den yüzde 4,5'e çıktı. 

ABD ile NATO anlaşması olan ülkeler
İstenilen özelliklerde çalışan bulunmada sıkıntı yaşanması sonrası, "Bütçe ofisinde yapılabiliyorsa, bu Fed'de de yapılabilir" diyerek yabancı istihdamı fikrini çalıştığı kuruma sunan Refet Gürkaynak, "Ben Fed'deyken biz de o sisteme geçtik. Dolayısıyla Türkiye'nin ABD ile NATO anlaşması olduğu için Türkler de Amerikan Merkez Bankası'na alınabildi" sözleriyle anlatıyor o dönemi. 

Merkezi Washington'da yer alan ABD Merkez Bankası'nın binası/ Fotoğraf: AP
Önceleri Fed'in yeşil kart (Green Card/ABD'de oturma ve çalışma izni için gerekli belge) sponsoru olmadığını aktaran Gürkaynak, bu durumun 2006–2014 yılları arası Başkanlık yapmış Ben Bernanke döneminde değiştiğini ifade etti. 

"İyi ekonomist Türkiye'den çıkmıyorsa, yurtdışından istihdam edilebilir"
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nda yabancı uyruklu birinin çalıştırılması fikrini de sorduğumuz Refet Gürkaynak, istenilen özelliklere sahip birinin Türkiye'den çıkmaması durumunda yurt dışındaki kişilere yönelmenin normal olduğunu söyledi: 
Belli özelliklere haiz insanlar istiyorsun, merkez bankacılığı yapabilsin istiyorsun, "şu analizi yapabilsin, şu veriyi çalışmış olsun" gibi teknik özellikler arıyorsun. 
"Eğer böyle biri Türkiye'den çıkmıyorsa ve yurtdışından birisi "Ben bunları yapabiliyorum, yapmak da istiyorum" diyorsa çalıştırılabilmeli. "Çok iyi olurdu ama yanlış pasaport, dolayısıyla istihdam edemiyoruz" denmemeli.
Sonuç: Normalde yapacağımızdan daha kötü para politikası çıkıyor. 
Elbette ki bu işin güvenlik boyutu var. İstihdam ederken, özen göstermek gerekiyor. Ülkenin vatandaşı olmayan insan, para politikasını ne kadar önemseyecek buna bakılmalı."

"Çok iyi kaleciyi pasaportu nedeniyle almıyorsak sonuç, 'Mütemadiyen gol yemek' olur"
TCMB'de yabancı istihdamını "yabancı futbolcu oynatmaya" benzeten Gürkaynak, "İyisi yerlisinden çıkıyorsa Türkiye vatandaşı ile de yaparsın. Ancak çıkmıyorsa, kendini ülkenin vatandaşı olan insanlarla kısıtlamanın bir alemi yok" ifadelerini kullandı.
Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Gürkaynak, "Sonuçta iş şuna geliyor: Çok iyi kaleci vardı. Getirecektik. O gelmek istiyordu, biz gelmesini istiyorduk. Pasaport tutmadığı için olmadı. Kova kaleciyi koyduk buraya, mütemadiyen gol yiyoruz. Kim mutlu? Kova kaleci mutlu. Çalışmaması gereken bir yerde, almaması gereken maaşı alıyor" değerlendirmesini yaptı. 
Memuriyetin bir "iş yapma yeri" olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Refet Gürkaynak, şöyle devam etti: 
"Kurumu, iş yapmak yerine istihdam yaratma yeri olarak görüyorsanız o zaman şunu açık açık söylemiş oluyorsunuz: Benim birinci derdim işi en iyi yapacak insanı getirmek, dünyanın neresinde olursa olsun onu alayım ve bu işi yaptırayım değil. Benim birinci derdim bizim çocukların iş bulması."
Independent Türkçe



Dolar, 30 yıl sonra ilk kez neden 3 İsrail şekelinin altına düştü?

Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
TT

Dolar, 30 yıl sonra ilk kez neden 3 İsrail şekelinin altına düştü?

Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)

İsrail finans piyasaları, son 30 yılı aşkın sürenin en kritik kur kırılmalarından birine sahne oldu. ABD doları karşısında 3 İsrail şekelinin seviyesinin altına gerileyerek 2.993’e kadar düştü. Bu gelişme, Ekim 1995’ten bu yana ilk kez görülen tarihi bir eşik olarak kayıtlara geçti.

Söz konusu tarihi kırılma, yatırımcılar arasında bölgede askeri çatışmaların sona erebileceğine ve İran ile Lübnan cephelerinde ateşkes anlaşmalarının yakın olduğuna dair artan iyimserlik dalgasıyla ilişkilendiriliyor. Analistlere göre bu hızlı değer kazanımı, yalnızca teknik bir düzeltme ya da geçici bir dalgalanma değil; yatırımcıların fiilen fiyatladığı bir jeopolitik rahatlamanın doğrudan sonucu.

Ekonomistlere göre son bir yılda yüzde 20’yi aşan bu yükseliş, İsrail para birimi üzerinde uzun süredir baskı oluşturan jeopolitik risk priminin belirgin şekilde azalmasından kaynaklanıyor. Bu durum, şekeli baskı altındaki bir para biriminden, yabancı sermaye için daha cazip bir varlığa dönüştürdü.

Teknoloji yatırımları ve savunma ihracatı

Bu güçlü yükseliş görünümüne rağmen, şekelin aşırı değer kazanması ihracat ve sanayi sektörleri açısından ciddi riskler barındırıyor. Üreticilere göre güçlü para birimi, küresel rekabetçilik üzerinde ağır bir darbe etkisi yaratıyor.

İhracatçılar, gelirlerini dolar üzerinden elde ederken maliyetlerini ve çalışan maaşlarını şekel üzerinden ödedikleri için kâr marjlarının hızla eridiğini belirtiyor. Bu durumun devam etmesi halinde bazı fabrikaların kapanabileceği ve geniş çaplı işten çıkarmaların yaşanabileceği uyarısı yapılıyor. Ayrıca, büyük teknoloji şirketlerinin maliyetlerin dolar bazında artması nedeniyle operasyon merkezlerini yurt dışına taşıma ihtimalini değerlendirdiği ifade ediliyor.

Bu dengesizlik, sanayi temsilcilerinin sert uyarılarını da beraberinde getirdi. Uzmanlara göre süreç, yerli ürünlerin küresel pazarlardaki rekabet gücünün zayıflamasından kritik üretim tesislerinin kapanmasına ve binlerce kişinin işsiz kalmasına kadar uzanabilecek sonuçlar doğurabilir. En dikkat çekici unsur ise, çok uluslu teknoloji şirketlerinin operasyonlarını başka ülkelere taşıma tehdidi; bu da devlet bütçesinin önemli vergi gelirlerinden mahrum kalmasına yol açabilir ve ekonomi açısından “döviz kuru istikrarı mı, sanayinin devamı mı” ikilemini gündeme getirir.

İsrail Merkez Bankası

İsrail Merkez Bankası’nın mevcut tutumu ise “bekle ve gör” yaklaşımı yönünde. Banka, döviz piyasasına doğrudan müdahale etmiyor. Bunun temel nedeni, güçlü şekelin enflasyonu baskılamaya yardımcı olması; ithalat ve enerji maliyetlerini düşürerek tüketici fiyatlarını aşağı çekmesi.

Merkez Bankası, bu yükselişi bir “balon” olarak değil, ekonominin temel dayanıklılığı ve jeopolitik görünümdeki iyileşmenin bir yansıması olarak değerlendiriyor. Bu nedenle, finansal istikrarı tehdit eden ciddi bir risk oluşmadıkça milyarlarca dolarlık müdahaleden kaçınılıyor. Ancak ihracat sektörü, bu durumdan en çok zarar gören kesim olarak sık sık şikâyetlerini dile getiriyor.

Eski İsrail Merkez Bankası yetkilisi Asher Blass, Fransız Haber Ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, “Dolar genel olarak zayıf” ifadelerini kullandı ve şekelin euro gibi diğer para birimleri karşısındaki kazanımlarının daha sınırlı olduğuna dikkat çekti. Blass ayrıca, İsrail ekonomisine yönelik genel olumlu beklentilerin de bu süreçte etkili olduğunu belirtti.

Şubat ayında Uluslararası Para Fonu (IMF), İsrail ekonomisinin Gazze Şeridi’nde Hamas ile iki yılı aşkın süredir devam eden yıkıcı savaşlara rağmen “dikkat çekici bir direnç gösterdiğini” açıklamıştı. IMF bu ay ayrıca, İsrail’in gayrisafi yurt içi hasılasının 2026 yılında yüzde 3.5 oranında büyümesini beklediğini, bunun 2025’te İsrail İstatistik Merkezi tarafından kaydedilen yüzde 3.1’lik oranın üzerinde olduğunu duyurdu.

Blass, savunma ihracatının büyümede önemli bir motor olabileceğini, bunun yanında uzay teknolojileri gibi sektörlerin de katkı sağlayabileceğini ifade etti. Ancak İsrail ve ABD’nin Şubat sonunda İran’a karşı yürüttüğü savaşın yeniden tırmanması halinde ekonomik görünümün olumsuz etkilenebileceğini ve ülkenin çok yüksek savunma harcamalarına zorlanacağını da sözlerine ekledi.


Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
TT

Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)

Jeopolitik gerilim dalgalarının hayati su yollarının istikrarını sarstığı bir dönemde, Körfez bölgesindeki büyük ekonomik hedeflerin, küresel ekonomi için “vazgeçilmez bir yaşam damarı” olan Hürmüz Boğazı sınavı karşısında dayanma kapasitesine ilişkin temel sorular öne çıkıyor. Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan (MENAAP) bölgesinin başekonomisti Roberta Gatti, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, mevcut jeopolitik gerilimlerin bölgedeki ekonomik çeşitlenme hedeflerini gerçek bir sınavla karşı karşıya bıraktığı uyarısında bulundu. Buna karşılık, Suudi Arabistan’ın küresel enerji piyasalarındaki merkezi rolüne dikkat çekerek, tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artırmaya yönelik tedbirlerinin yalnızca ihracatçılara hizmet etmekle kalmayıp; enflasyon, ticaret ve küresel büyüme üzerinde de olumlu etkiler yarattığını vurguladı.

Geçtiğimiz hafta, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ile yapılacak bahar toplantıları öncesinde yayımladığı raporda, Suudi Arabistan ekonomisini 2026 yılı için yüzde 3,1 büyüme beklentisiyle ilk sırada sabit tuttu. Böylece ülke, bölgeye ilişkin tahminlerde yapılan sert aşağı yönlü revizyonlara rağmen, mevcut jeopolitik krizin etkileriyle başa çıkma kapasitesi en yüksek Körfez ekonomisi olarak öne çıktı. Rapordaki verilere göre kamu maliyesi açığının 2025’teki yüzde 6 seviyesinden 2026’da yarı yarıya azalarak yüzde 3’e düşmesi; cari işlemler dengesinin ise eksi yüzde 2,7’den artı yüzde 3,3’e geçerek belirgin bir fazla vermesi bekleniyor.

vd
Roberta Gatti, Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan bölgesi başekonomistidir.(Worldbank)

Geçtiğimiz pazartesi gününden itibaren Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan’da hafta sonu çöken barış görüşmelerinin ardından, hayati petrol geçişinin yeniden açılması için baskıyı artırma amacıyla İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı. Bu müzakerelerin önümüzdeki günlerde yeniden başlaması bekleniyor.

Suudi Arabistan merkezi bir rol oynuyor; bugün bu rol özellikle küresel enerji piyasalarında öne çıkıyor” diyerek, krallığın dayanıklılığı artırmaya yönelik çabalarının, Hürmüz Boğazı çevresindeki belirsizliğin arttığı bir dönemde özel önem taşıdığını belirten Gatti, “İster altyapı yatırımları, ister alternatif ihracat yolları, isterse yedek kapasite yoluyla olsun, enerji tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artıran tedbirler, bu tür şokların daha geniş çaplı küresel bir krize dönüşme riskini azaltabilir. Bu çabalar yalnızca ihracatçılar açısından dalgalanmaları sınırlamak için değil, aynı zamanda enflasyon, ticaret ve küresel büyüme açısından da önem taşır” ifadelerini kullandı.

Ekonomik çeşitlenme ve dayanıklılık testi

Gatti, mevcut çatışmanın, ulusal kalkınma planlarının ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin benimsediği temel hedef olan ekonomik çeşitlenmenin stratejik önemini doğrudan ortaya koyduğunu söyledi. 28 Şubat’tan bu yana kaydedilen verilerin bu farkı açıkça gösterdiğini belirten Gatti “Nispeten daha çeşitlenmiş ekonomiler, örneğin Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, büyüme beklentilerinde çok daha sınırlı düşüşler yaşadı. Buna karşılık, Katar ve Kuveyt gibi daha az çeşitlenmiş ekonomilerde düşüş çok daha sert oldu” dedi. Bu gerilemeyi, söz konusu ülkelerin ticaret ve enerji ihracatı için tek geçiş yolu olarak Hürmüz Boğazı’na yüksek bağımlılığına ve alternatif ihracat yollarının yokluğuna bağladı.

Dünya Bankası, Katar ekonomisinin sıvılaştırılmış gaz tedarikindeki aksaklıklar nedeniyle yüzde 5,7 daralmasını; Kuveyt ekonomisinin ise petrol ihracatı için yüzde 100 oranında Hürmüz’e bağımlı olması nedeniyle yüzde 6,4 küçülmesini bekliyor. Buna karşılık, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman için yüzde 2,4; Bahreyn için ise yüzde 3,1 büyüme öngörülüyor.

Gatti, ulusal “vizyon” stratejilerinin, hidrokarbonlara yapısal bağımlılığı azaltma ve özel sektörün büyümedeki rolünü güçlendirme hedefleriyle hâlâ doğru ve gerekli bir seçenek olduğunu vurguladı. Ancak son gelişmelerin, bu stratejilerin uygulanmasının dış şoklara karşı “hassas” olduğunu gösterdiğini, daha çeşitlenmiş ekonomilerin ise güçlü mali rezervler ve daha derin petrol dışı sektörler sayesinde daha dayanıklı olduğunu belirtti.

Ayrıca çeşitlenmenin kapsadığı sektörlerin niteliğinin belirleyici olduğunu ifade eden Gatti, bankacılık ve finans gibi alanların daha dayanıklı olduğunu; buna karşılık süregelen istikrarsızlığın turizm, havacılık ve lojistik gibi hızlı büyüyen sektörlerde yatırım iştahını zayıflatabileceğini söyledi.

Enerji yoksulluğu

Gatti, enerji piyasalarındaki dalgalanmaların en olumsuz yönüne dikkat çekerek, petrol fiyatlarındaki artışın ithalatçı gelişmekte olan ülkeler üzerinde çok yönlü baskı oluşturduğunu belirtti. Bu artışın elektrik ve toplu taşıma maliyetlerini yükselttiğini, gübre maliyetleri üzerinden gıda fiyatlarını artırdığını ve ticaret açıklarını büyüttüğünü ifade etti.

Bu durumun özellikle sınırlı rezervlere sahip yoksul ülkelerde kamu maliyesi üzerinde ciddi yük oluşturduğunu belirten Gatti, enerji fiyatlarını sübvanse etme girişimlerinin de ağır maliyetler doğurduğunu vurguladı.

Gatti, güvenilir ve uygun fiyatlı enerjinin sadece bir hizmet değil, hane halkı ve işletmeler için hayati bir unsur olduğunu belirterek, yakıt ve gaz piyasalarındaki dalgalanmaların bu ekonomilere “çifte darbe” vurduğunu söyledi. Hane halklarının temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, şirketlerin pahalı ve güvensiz enerjiyle karşı karşıya kaldığını, bunun da sanayi büyümesini daha yavaş, daha riskli ve daha az rekabetçi hâle getirdiğini ifade etti. Bu nedenle kısa vadeli fiyat artışlarının, uzun vadeli yapısal dönüşümü de sekteye uğratabileceğini kaydetti.

Alternatif enerji yollarının maliyeti

Gatti, dar deniz geçitlerini aşan kara yolları ve boru hatlarına yatırım yapılmasının, ekonomik verimlilik ile dayanıklılık arasında hassas bir denge gerektirdiğini belirtti. Coğrafi ve teknik açıdan petrol ve gazın Hürmüz Boğazı üzerinden taşınmasının hâlâ en düşük maliyetli seçenek olduğunu ifade etti. Ancak mevcut şokların, ticaret yollarının çeşitlendirilmesini kaçınılmaz kıldığını söyledi.

Bu kapsamda Suudi Arabistan’ın, Doğu-Batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na günlük 7 milyon varil kapasiteyle ihracat yönlendirebildiğini; BAE’nin ise Habşan-Fuceyre hattı ile yaklaşık 1,8 milyon varil kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Buna karşılık Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’nın, Irak’taki onarım gecikmeleri nedeniyle 1,5 milyon varillik kapasitesine rağmen yalnızca 0,4 milyon varil seviyesinde çalıştığını ifade etti.

Yalnızca verimlilik dönemi sona erdi

Gatti, küresel tedarik zincirlerinin Kovid-19 pandemisi ve bölgesel çatışmalarla ağır bir sınavdan geçtiğini belirterek, aşırı derecede coğrafi olarak yoğunlaşmış üretim ağlarına bağımlılığın kırılganlığını ortaya çıkardığını söyledi. “Artık yalnızca verimlilik yeterli değil” diyen Gatti, hükümetler ve şirketlerin stoklarını artırması, kaynaklarını çeşitlendirmesi ve daha esnek lojistik sistemler kurması gerektiğini vurguladı.

dfvdf
Suudi Arabistan önemli deniz limanlarından Yanbu

Dünya Bankası’nın bu dönüşümü desteklemek amacıyla kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü belirten Gatti, 2020 Dünya Kalkınma Raporu’na atıfta bulunarak, gelişmekte olan ülkelerin küresel değer zincirlerindeki zorluklarının ele alındığını hatırlattı. Gatti  yakında yayımlanacak “Kaynaklardan Dayanıklılığa: Petrol ve Gaz İhracatçıları İçin Ekonomik Çeşitlenme” başlıklı yeni raporun, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Asya-Pasifik’teki ihracatçılar için bir yol haritası sunacağını ifade etti.

Son olarak Gatti, bir ekonominin petrol ve gaz şoklarına karşı dayanıklılığının; ithal enerjiye bağımlılık düzeyi, üretim sektörlerinin enerji yoğunluğu ve tüketici ile hükümetlerin fiyat artışlarına verdiği tepkinin esnekliği gibi faktörlere doğrudan bağlı olduğunu vurguladı.


Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2026–2030 stratejisi Veliaht prens Muhammed bin Selman başkanlığında onaylandı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
TT

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2026–2030 stratejisi Veliaht prens Muhammed bin Selman başkanlığında onaylandı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman

Suudi Arabistan’ın ekonomik geleceğine yön verecek önemli bir adım olarak, Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) yönetim kurulu, Veliaht Prens  Muhammed bin Selman başkanlığında 2026–2030 stratejisini onayladı. Yeni strateji, fonun “hızlı büyüme ve genişleme” aşamasından “sürdürülebilir değer yaratma ve etkiyi maksimize etme” aşamasına geçişini temsil eden köklü bir dönüşüm olarak değerlendiriliyor.

Strateji kapsamında yatırımlar üç ana portföy altında yeniden yapılandırılırken, hedef; rekabetçi yerel ekonomik ekosistemler oluşturmak ve Suudi Arabistan’ın küresel liderliğini güçlendirmek olarak belirlendi.

Vizyon 2030 ile uyum

Yeni beş yıllık plan, Suudi Arabistan Vizyon 2030’un üçüncü aşamasıyla uyumlu şekilde hazırlandı. PIF’in son yıllarda elde ettiği başarılar üzerine inşa edilen strateji, fonun yönetim altındaki varlıklarını 3,4 trilyon riyalin (906,6 milyar dolar) üzerine çıkarmasının ardından geliyor.

vbfe
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2021-2025 stratejisinin lansmanı sırasında daha önce bir toplantıya başkanlık etmişti (SPA)

Fon; yapay zekâ, yenilenebilir enerji ve ileri teknolojiler gibi kritik sektörlerde kaydettiği büyüme sayesinde, küresel ekonomide stratejik bir aktör konumunu pekiştirdi.

Üç ana yatırım portföyü

Yeni strateji kapsamında PIF yatırımları üç ana portföyde toplanacak:

1- Vizyon portföyü:
Ekonominin öncelikli sektörleri arasında entegrasyonu artırmayı, yerel büyümeyi desteklemeyi ve ulusal hedeflere katkı sağlamayı amaçlıyor. Bu portföy; turizm ve eğlence, kentsel gelişim, ileri sanayi ve inovasyon, lojistik ve sanayi, temiz enerji ve su altyapısı ile NEOM gibi mega projeleri kapsayan altı entegre ekonomik ekosistemi içeriyor. Ayrıca yerel özel sektörle iş birliklerini artırmayı ve uluslararası yatırımcıları çekmeyi hedefliyor.

2- Stratejik yatırımlar portföyü:
Stratejik varlıkların getirilerini artırmaya, PIF şirketlerinin küresel oyunculara dönüşmesini desteklemeye ve ekonomik etkiyi büyütmeye odaklanıyor. Uzun vadeli küresel eğilimler doğrultusunda yatırımlar sürdürülecek.

3- Finansal yatırımlar portföyü:
Fonun mali gücünü desteklemek ve gelecek nesiller için ulusal serveti büyütmek amacıyla sürdürülebilir finansal getiriler hedefleniyor. Küresel piyasalarda doğrudan ve dolaylı yatırımlarla portföy çeşitliliği ve esneklik artırılacak.

Rumiayan: Yeni fırsatlar doğacak

PIF Başkanı Yasir el-Rumayyan, stratejinin fonun yerel ve uluslararası büyümesini sürdüreceğini belirterek, son on yılda gerçekleştirilen mega projeler ve stratejik yatırımlar sayesinde önemli kazanımlar elde edildiğini vurguladı.

fbfdb
Yasir el-Rumayyan’ın daha önce katıldığı bir konferans sırasında (Şarku’l Avsat)

Rumayyan, fonun varlıklarının altı kat büyüdüğünü, uluslararası yatırımcıların Suudi ekonomisine çekildiğini ve önümüzdeki dönemde de Vizyon 2030 hedeflerine katkının süreceğini ifade etti.

Küresel ve yerel esneklik vurgusu

Yeni dönemde PIF, hem yerel hem de küresel yatırımlarda esnek bir yaklaşım benimseyecek. Hızla değişen küresel ekonomik koşullara uyum sağlanarak, yatırım verimliliği artırılacak; veri ve yapay zekâ teknolojilerinden yararlanılarak kurumsal mükemmeliyet hedeflenecek.

Stratejinin, fonun uzun vadeli yönünü belirleyerek onu hem yerel hem de küresel ölçekte etkili bir yatırımcı olarak konumlandırması bekleniyor.

Önceki başarıların üzerine inşa edilecek

Yeni strateji, önceki dönem kazanımlarını temel alıyor. Öne çıkan veriler şöyle:

Varlıklar 2015’te 500 milyar riyalden 2025’te 3,4 trilyon riyalin üzerine çıktı

2017’den bu yana yıllık ortalama Yüzde 7’nin üzerinde hissedar getirisi sağlandı

2021–2025 döneminde yaklaşık 750 milyar riyal yerel yatırım yapıldı

2021–2024 arasında petrol dışı GSYH’ye 910 milyar riyal katkı sağlandı

2024 itibarıyla petrol dışı GSYH’nin yaklaşık Yüzde 10’u PIF katkısıyla oluştu

2021–2024 döneminde 590 milyar riyal yerel içerik harcaması yapıldı

Asya, Avrupa ve Amerika’da yeni ofisler açılarak küresel varlık genişletildi

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından yüksek notlar alındı (Moody’s: Aa3, Fitch: A+)

PIF’in 2026–2030 stratejisi, Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm sürecinde belirleyici bir yol haritası olarak öne çıkıyor.