Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor

Politikacıların hırsları bir kez daha anlaşmazlıklara neden oluyor.

Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor
TT

Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor

Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor

Libyalı taraflar, ülkeyi Birleşmiş Milletler (BM) yol haritasına uygun olarak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine hazırlamaya yönelik ‘tatmin edici bir fikir birliğine’ ulaşamadılar. Kalan zamanlarının çoğunu tükettiler. Üstelik seçim tarihine 90 günden az bir süre kala aralarında yeni anlaşmazlıklar baş gösterdi. Krizde bir yol ayrımına girilirken her kamp artık çözümü ya seçim sandığında ya da mühimmat kutusunda arıyor.
Nitekim Cenevre’deki ‘Libya Siyasi Diyalog Forumu’ geçen şubat ayı başlarında, Başkanlık Konseyi ve Ulusal Birlik Hükümeti’nden oluşan yürütme organının seçimini tamamladığından bu yana forumda temsil edilen siyasi partiler, beklenen kazanımlara yönelik gerekli anayasal temeli oluşturmayı başaramadılar. Aksine her biri bölgesel kazanımlarını sürdürmeye ve kamusal alanı ‘siyasi ve askeri olarak’ ait olduğu kampa açmaya hevesliydi. Temsilciler Meclisi (TM), krizi daha da karmaşık hale getirmek için Cenevre Anlaşması’nı baltalama tehdidi doğrultusunda Abdulhamid Dibeybe hükümetinden güvenoyunu geri çekti.
Libyalı tarafların birçok kez Cenevre’ye gittiler. Seçimler için ‘anayasal bir temele’ ulaşılamaması nedeniyle oluşan anlaşmazlık, Libya’nın bir sonraki cumhurbaşkanının seçilmesine izin verecek yasanın tamamlanması için TM’ye taşındı.
Seçim mevzuatına yönelik ‘son dokunuşların’ hızlandırılması hususundaki ABD ısrarı sürerken süreç, sivil ve askeri isimlerin seçilmesiyle ilgili yasanın bazı maddeler hakkındaki yapılan oturumlar sırasında milletvekilleri arasında çıkan kavgalara ve yumruklaşmalara sahne oldu. Gerilim TM Başkanı Akile Salih’in yasayı onaylamasıyla sona erdi. Ancak bu durum, oylama yapmak üzere milletvekillerine başvurulmadan ve Yüksek Seçim Komisyonu’na sevk edilmeden gerçekleşti. Nihayetinde bu da Libya’nın batısındaki ‘Devlet Yüksek Konseyi’ liderliğindeki kampta hoşnutsuzluğa yol açtı.
Anlaşmazlık, yasanın 12’inci maddesinde kilitlenmiş durumda. Maddede, askeri veya sivil her ismin ‘seçim tarihinden üç ay önce görevini bırakması’ şartıyla aday olabileceği şartı bulunuyor.
Gözlemciler, yaklaşık sekiz ay önce yürütme organının seçilmesini sevinçle karşılamış olsalar da şu an krizin artmasıyla durum değişti. Parlamentonun hükümetten güvenoyunu geri çekme kararının ardından şu an herkes, (eğer düzenlenirse) 24 Aralık’ta yapılacak seçimleri bekliyor.
Bununla birlikte Başkanlık Konseyi, Siyasi Diyalog Forumu tarafından onaylanan yol haritasına uygun olarak, siyasi sürecin bütünlüğünü sağlamak amacıyla yasama otoritesine ‘seçim sürecinin tamamlanması için gerekli mevzuatın zamanında tamamlanmasına dair ulusal ve yasal sorumluluklarını üstlenme’ çağrısı yaptı. Konsey, parlamentonun hükümete olan güvenoyunu geri çekme kararının yansımalarını yakından takip ettiğini bildirdi. Konsey ayrıca hükümete çalışmalarını sürdürmesi çağrısı yaparken seçim sürecinin olumlu bir ortamda yürütülmesi için tüm tarafların halk arasındaki gerginliği artıracak her türlü gerilime neden olabilecek adımdan kaçınması gerektiğini vurguladı. 

Hafter ve cumhurbaşkanlığı
Başlangıçta Libya’nın doğu ve batısındaki bazı siyasetçiler, seçim yasasıyla ilgili bir oturum düzenlenmesini bekliyordu. Ulusal Mutabakat Hükümeti’nde (UMH) eski İçişleri Bakanı ve Libya’nın batısındaki en güçlü ismi olan Fethi Başağa ve Libya İleri Araştırmalar Enstitüsü (İhya Libya) Başkanı Dr. Arif Ali Nayed de dahil olmak üzere bazı aktörler cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylıklarını açıkladılar. Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Nayed, “Ülkenin Libyalılar tarafından doğrudan seçilen cumhurbaşkanı ve beraberinde yeni parlamento, bölünmeyi sona erdirmek ve ülkenin güvenlik altyapısını inşa etmek için birlikte çalışacak” dedi.
Ancak 77 maddeden oluşan, planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesiyle ilgili yasanın, ‘Libya Ulusal Ordusu’ (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter’in kriterlerine göre hazırlandığı düşünülüyor. Hafter, görevinden geçici olarak istifa etmesine ihtimal olmadığını söylerken askeri personellerin seçim sürecine katılma hakkını da savundu. Mareşal Hafter açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Barışçıl bir süreçten geçiyoruz. Barışı asla reddetmedik. Silahlı kuvvetler mensupları ve subayları, hakları olduğu için ilk kez seçim sürecine katılıyor.”
Söz konusu tartışmalı yasa, Hafter’in cumhurbaşkanlığı maratonuna katılması için askeri görevlerini yaklaşan seçimlere kadar üç ay süreyle resmi olarak askıya almasını öngörüyor. Bu bağlamda Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdurezzah en-Naduri başkomutanlık görevine atandı.
Siyasi Diyalog Forumu üyesi olan Zehra Langi şu açıklamada bulundu:
“Seçim maratonu, adayların kampanyalarının başladığının duyurulduğu 24 Aralık'ta  başlasa ve oylama da 17 Şubat’ta yapılsa ne olur? Bu durum, izinli olduğunu açıklayan kişinin gelecek yıla kadar çalışmayı bırakacağı anlamına mı geliyor? Peki, ya cumhurbaşkanlığı seçimleri, birincisi belirlenen tarihinde, ikincisi ise ABD önerisinde belirtildiği üzere 17 Şubat, 19 Mart veya Eylül’de olmak üzere iki turda yapılırsa? Bu durum söz konusu iznin en az yarım yıl veya en fazla bir yıl süreceği anlamına mı geliyor?”
Yapılan açıklamalar Salih’in cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlık için üç aylık bir tatile çıkacağı yönünde. Ancak medya danışmanı Fethi el-Merimi konuya dair şunları söyledi:
“Kendisi halen TM Başkanı olarak görev yapıyor ve cumhurbaşkanlığına başvurmak için izin istemedi veya istifasını sunmadı. Belki yarın, öbür gün ya da ilerleyen günlerde yeni bir duruma şahit olunabilir.”
Libya’nın doğu kampına yakın olanlar, Hafter ve Salih’in adaylığında bir kesişme noktası olduğu inancındalar. Ancak seçim yasasının, görevine geri dönmeyi güvence altına alarak herhangi bir ismin aday olmasının önünü açtığını savunanlar da var.
ABD’li yetkililer daha önce cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin 24 Aralık’ta başlayıp 22 Eylül 2022’de sona erecek şekilde iki aşamada yapılması olasılığını gündeme getirmişti.

Dibeybe ve arena
Libya’nın doğusundaki seçimlere yönelik adımların hızlandırılmasıyla eş zamanlı olarak ülkenin batısındaki durumda ise son derece katı bir tutum mevcut. Başbakan Abdulhamid Dibeybe’nin seçimlere aday olma hakkı bulunmuyor. Yürütme makamının Cenevre’deki ‘Diyalog Forumu’ karşısında verdiği taahhüde göre hiçbirinin yaklaşan seçimlerde aday olmasına izin verilmiyor. Ancak bazıları, son üç ay dolmadan istifa etmek şartıyla herkesin önünü açtığı için Salih’in imzaladığı yasaya güveniyor.
Kötüleşen durum ve hükümetle Temsilciler Meclisi arasındaki ‘hassas dengelerin’ dağılması karşısında bazı taraflar, ortalığı sakinleştirmeye çalıştılar. Ancak Dibeybe, hükümetinin ‘Libya halkının gerçek iradesini yansıtan özgür ve adil seçimler yapılmasına’ destek verdiğini dile getirdi. Hükümet Sözcüsü Muhammed Hammuda, Hafter’in cumhurbaşkanlığına aday olma olasılığına ilişkin şunları söyledi:
“Her vatandaşın aday olma ve projesini sunma hakkı vardır. Seçim güç ve tehdit kullanarak değil, iktidara ulaşmak için en iyi seçenektir. Anayasal ve yasal kurallara uyduğu sürece her türlü adaylığı memnuniyetle karşılıyoruz.”
Hammuda, yalnızca Dibeybe’nin aday olup olmayacağı konusun verdiği yanıtta “Seçimlere katılacağını açıklamadı ve aklında ne var bilmiyoruz” ifadesini kullandı.
Ancak Libya krizinin seçim fonuna yansıması bazı siyasetçiler tarafından ‘feci bir durum’ olarak görüldü. Ayrıca seçim fonuna yapılan aktarımların mevcut yürütme otoritesinin ortadan kaldırmaya çalıştığı ve ‘daha ​​fazla siyasi bölünmeye kapı açacağı’ belirtildi. Uzlaşı İçin Libyalı İleri Gelenler Konseyi Başkanı Şeyh Muhammed el-Mubaşşer, Libya toplumunda akademisyenler, toplumsal figürler ve gençlerden oluşan ‘tüm aktörleri’ içeren bir toplantının düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
Mubaşşer, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Ülkede yaşanan kargaşa, Libyalıların çoğunluğunu, sorunlara neden olan organların şimdiye kadar çözümün bir parçası olamadığına inandırdı” dedi. Mubaşşer ayrıca herkesin bir tüzüğü kabul etmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Seyfülislam Kaddafi’nin konumu
Diğer yandan Libya’nın doğusundaki ve batısındaki kamplar arasında yaşanan anlaşmazlıklar, merhum Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’ın adaylığına izin verme olasılığına dair görüşlere de yansıdı. Öyle ki Dibeybe, Seyfülislam’ın ‘önemli bir kabilenin oğlu’ olarak adaylık için belgeler sunabileceğini söyledi. Ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ‘teslim olması ve yargılanması’ taleplerine atıfta bulunan Dibeybe öncelikle yasal sorunların ele alınması gerektiğinin altını çizdi.  Salih ise Seyfülislam’a üstü kapalı şekilde atıfta bulunduğu açıklamasında “Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından insanlığa karşı suç işlemekten hüküm giyen birinin Libya devletinin cumhurbaşkanlığına aday olma hakkı yoktur” dedi. Açıklama, eski rejimin yandaşlarında öfkeye yol açtı.
Söz konusu anlaşmazlığa rağmen parlamentonun Dibeybe hükümetinden güvenoyunu geri çekme kararında hata yaptığına inananlar olduğu gibi karar öncesinde Meclis Başkanı’nın medyadaki görüntüsünü eleştirenler de var. Libyalı akademisyen Muhtar el-Cadal “Meclis Başkanı’nın verdiği kararı gerekçelendirmek için ortaya çıkması yanlıştır. Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı’ndan hiçbir farkı yoktur” değerlendirmesinde bulundu. Potansiyel adayların, rakiplerinin bölgelerinde ne ölçüde dolaşabileceğine değinen Cadal sözlerini şu soruları yöneltti:
“Milislerin arkasında yer alan diğer taraf ve Türkiye, Halife Hafter’in batıda seçim kampanyası başlatmasına razı olacak mı? Ayrıca doğu ve güney vatanlarında ordu, Müslüman Kardeşler adayının kampanyasını başlatmasına izin verecek mi?”

ABD ve Avrupa
ABD ve Avrupa, Libya’da gerilimin artmasına ve Cenevre Anlaşması’nın şartlarının korunmasına yanıt olarak Libya’daki siyasi sürecin başarılı olması ve yaklaşan seçimlerin gerçekleşmesi için  çıkan engelleri dikkate almadan ağırlıklarını ortaya koydular. Fransız ve Alman mevkidaşları Jean-Yves Le Drian ve Heiko Maas ile New York’ta Libya konusunda bakanlar düzeyinde bir görüşme yapan İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio, bu durumun ‘bölgenin istikrarını tehlikeye attığı’ uyarısında bulundu. Di Maio uyarısında şu ifadeleri kullandı:
“Uluslararası toplumun özgür, adil ve kapsayıcı seçimler de dahil olmak üzere Libya siyasi sürecini desteklemesini sağlamak için çalışmaya devam edelim. Seçimler, normal bir yaşam talep eden Libya halkı tarafından isteniyor. Seçimlerin yapılmaması, tüm bölgenin istikrarını tehlikeye atacaktır ve yeni bir şiddet aşaması başlatabilecektir. Yansımaları ise ülkemizi ve tüm AB’yi etkileyebilir.”
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD’nin cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasını programa uygun olarak desteklediğini bildirdi.
-Bölünmeyi sona erdirmek için 8 aydır süren girişimler
Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Stephanie Williams yaklaşık sekiz ay önce Cenevre’de, Libya’daki yeni yürütme otoritesi üyelerinin Muhammed Yunus el-Menfi’yi Başkanlık Konseyi Başkanı ve Abdulhamid Dibeybe’yi de Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı olarak seçtiğini duyurdu. Söz konusu tarihten bu yana otorite, ülkedeki tüm tarafları tatmin etmese de çeşitli yollardan, iki kolu ile faaliyetlerini uygulamaya ve Libyalıları bir araya getirmeye başladı. Bu bağlamda takip edilen yöntemler ie şöyle oldu:
- Menfi başkent Trablus’a ilk ziyaretini 16 Şubat’ta gerçekleştirdi. Doğu bölgesini ziyareti sonrasında Bingazi şehrinden Tobruk ve el-Beyda’ya yöneldi. Bu bağlamda LUO Komutanı Meraşel Halife Hafter ve Tobruk’taki Temsilciler Meclisi Başkanı Akila Salih’in yanı sıra bazı Temsilciler Meclisi üye ve kabilelerin ileri gelenleriyle görüştü.
- Libya Temsilciler Meclisi 10 Mart’ta, Dibeybe hükümetine ezici bir çoğunlukla güvenoyu verdi. Dibeybe, ulusal uzlaşının başarısı ve Seçim Komisyonu’na destek için çalışmayı taahhüt etti.
-Hükümet 16 Mart’ta görevlerini Trablus’taki UMH’den ve Libya’nın doğusundaki geçici hükümetten sorunsuz bir şekilde devraldı. Eski Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, görev devri sırasında Dibeybe’yi kucakladı. Tören sırasında “Bugün demokrasinin ilkelerini pekiştirmek için buradayım” dedi.
-Menfi 25 Şubat’ta ateşkesi güçlendirme, tüm Libya topraklarındaki düşmanlıkları sona erdirme, askeri kurumu birleştirme ve Ulusal Uzlaşı Komisyonu’nun kurulması için çalışmaya her türlü desteği sağlayarak 5+5 Ortak Askeri Komitesi’ne yer açma taahhüdünde bulundu.
- Menfi 19 Nisan’da Libya ordusunun tüm birimlerine, yüksek komutadan veya Askeri İstihbarat Dairesi’nden önceden izin almadan yurt dışına seyahat etmelerini yasaklamanın yanı sıra askeri personelin medyada yer almasının ve siyasi nitelikte açıklamalar yapmasının da önlenmesine ilişkin bir talimat yayınladı.
- Menfi 27 Nisan’da 5+5 Ortak Askeri Komitesi’nin dördüncü toplantısına katılmak için Sirte şehrine gitti.
- Menfi ve meclis üyesi Musa el-Koni 10 Mayıs’ta, Trablus’ta Misrata ve Zliten şehirlerinden bir grup ileri geleniyle bir araya geldiler. Toplantıda ‘ulusal uzlaşı ve Libyalıların yeniden birleşmesi’ meseleleri ele alındı.
- Dibeybe 21 Mayıs’ta bir dizi bakanla birlikte Beni Velid şehrine yaptığı ziyarette, savaşın tahrip ettiği şeyleri onararak, bir sonraki aşamada şehri bir savaş ve kavga arenası değil, bir yeniden inşa arenasına dönüştürme sözü verdi.
-Hafter 3 Temmuz’da, Libya halkına sahil yolunun açıldığı müjdesi verdi. Dibeybe de bu adımı memnuniyetle karşılayarak inşa ve birleşmede yeni bir adım olarak nitelendirdi.
- Dibeybe 4 Temmuz’da, ülkede barışçıl bir iktidar devri konusundaki arzusunu dile getirerek bu yıl sonundan önce seçimlerin yapılması için ‘tüm desteğin’ sağlanacağını vurguladı.
-Dibeybe 17 Temmuz’da her türkü yabancı gücü ve ‘paralı askeri’ Libya’dan sınır dışı etme taahhüdünde bulundu. 24 Aralık’ta yapılması planlanan seçimlerin gerçekleştirileceğini kaydetti.
- Dibeybe 21 Ağustos’ta, kendisini ‘başbakan ve savunma bakanı’ olarak tanıması halinde Hafter ile görüşmeye karşı olmadığını söyledi.
- Dibeybe 23 Ağustos’ta şehitlerin, kayıpların ve gazilerin ailelerine 100 milyon dinar tahsis etme kararı aldı.
-Dibeybe 14 Eylül’de evlilik desteğine ilişkin ilk yardım belgelerini hak edenlere teslim etti.
-Dibeybe hükümeti 16 Eylül’de Mısır ile 14 mutabakat zaptı ve 6 yürütme sözleşmesi imzaladı.
- Libya Temsilciler Meclisi 21 Eylül’de Dibeybe hükümetinden geçici bir hükümet olarak günlük çalışmalarını sürdürmesi yolunda güvenoyunu geri çekti.
- Dibeybe 22 Eylül’de parlamentonun hükümetten güvenoyunu geri çekme kararına yanıt olarak vatandaşları, başkent Trablus’taki Şehitler Meydanı’nda gösteri düzenlemeye çağırdı. “Parlamento, Allah’ın yardımıyla düşecek ve bu şekilde Libyalıların temsilcisi olmayacak” dedi.



Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkes anlaşmasının üzerinden bir yıl geçti... Kırılgan ateşkes ve günlük ihlaller

Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)
Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)
TT

Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkes anlaşmasının üzerinden bir yıl geçti... Kırılgan ateşkes ve günlük ihlaller

Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)
Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)

İsrail, Lübnan ve dolaylı olarak Hizbullah’ın, örgütün askeri depolarını, komutanlarını ve unsurlarını hedef alan 66 günlük yoğun İsrail operasyonlarını sona erdiren ateşkes anlaşmasını kabul etmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, anlaşma İsrail’in ilk günden bu yana sürdürdüğü ihlaller nedeniyle sarsılıyor. İsrail, her gün yaptığı açıklamalarda operasyonları genişletme tehdidini yineliyor; gerekçe olarak ise Lübnan devletinin silahların devletin elinde toplanması ilkesine uymadığını ve Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden inşa ettiğini öne sürüyor.

 Lübnan'ın güneyindeki el-Adise kasabasında zeytin hasadı yapan çiftçileri izleyen bir UNIFIL askeri (EPA)Lübnan'ın güneyindeki el-Adise kasabasında zeytin hasadı yapan çiftçileri izleyen bir UNIFIL askeri (EPA)

Anlaşma artık fiili bir ateşkes değil, yalnızca ‘kırılgan bir sakinlik’ sağlamış durumda. Uygulanan maddeler sınırlı kaldı; anlaşmanın büyük bölümü ise günlük ihlallere açık hale gelerek büyük ölçüde anlamını yitirdi. Bu durum, Lübnan dosyasıyla ilgilenen uluslararası aktörleri yeni bir uzlaşı arayışına itti, ancak şu ana kadar tarafları bu yeni çerçeveye ikna etmeyi başaramadılar.

Anlaşmanın hangi maddeleri hayata geçirildi?

Anlaşmadan hayata geçirilen maddeler sınırlı kaldı. En belirgin adım, İsrail ile Hizbullah arasındaki açık savaşın durması ve kapsamlı bir gerilime yol açabilecek büyük çaplı operasyonların gerilemesiydi. Ayrıca Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyindeki rolünün yeniden canlandırılması ve bölgede Hizbullah’a ait silahların büyük bölümünün toplanıp dağıtılması da uygulanan maddeler arasında yer aldı. Bu gelişmeler, anlaşma öncesindeki aylara kıyasla bazı sınır bölgelerinde kısmi bir sakinliğin geri dönmesine katkı sağladı.

İsrail'in günlük ihlalleri

Öte yandan İsrail, anlaşmanın ilk gününden itibaren ihlallerini durdurmadı. İnsansız hava araçları (İHA) ve savaş uçaklarıyla gerçekleştirilen binlerce hava ihlali ile Hizbullah’ın komutan ve üyelerine yönelik neredeyse günlük hale gelen suikastlar bu ihlallerin başında geldi. İsrail ayrıca, anlaşmada yer alan Lübnan içindeki askeri noktalardan geri çekilme taahhüdünü yerine getirmedi; sınır ötesi sızmalarını sürdürdü ve esirlerin serbest bırakılmasını reddetti.

Buna karşılık Hizbullah, askeri altyapısını yeniden inşa ederek anlaşmayı ihlal etmekle suçlanıyor. Lübnan devleti ise ülke genelinde silahları devletin elinde toplama yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle anlaşmayı ihlal ettiği yönünde eleştiriler alıyor.

Önceki ve mevcut yönetim arasında Amerikan tutumu

El-Meşrik Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Dr. Sami Nadir, anlaşmanın temelinde yapısal sorunlar bulunduğunu belirtti. Nadir’e göre tarafların hiçbiri anlaşmayı uygulamadı; Hizbullah silahlarını teslim etmediği gibi bu silahların yerlerini de açıklamadı, İsrail ise ilk günden itibaren ihlallerini ve saldırılarını sürdürdü. Nadir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, anlaşmanın mimarının görev süresi bitmek üzere olan bir Amerikan yönetimi olduğunu, bunun anlaşmanın en önemli zafiyetlerinden biri sayıldığını dile getirdi. Yeni yönetimin anlaşmadan kısmen uzaklaştığını ve ona bağlı kalma gereği duymadığını belirten Nadir, iki yönetimin dış politikada, özellikle de Ortadoğu konusunda çok farklı yaklaşımlara sahip olduğunu vurguladı.

 Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)

Nadir, mevcut Amerikan yönetiminin masaya yeni unsurlar koyduğunu belirtti. Bunların başında İsrail ile yürütülen görüşmelerin geldiğini söyleyen Nadir, yönetimin üzerinde çalıştığı şeyin aslında değişiklikler içeren bir anlaşma ya da tamamen yeni bir formül olduğunu ifade etti. Ancak Lübnan devletinin silahların devletin elinde toplanması ilkesini uygulamadaki yavaşlığının, İsrail’in ABD’nin örtülü onayıyla yeniden askerî harekete girişmesine zemin hazırladığını vurguladı Nadir’e göre bu durum, ileride yeni bir düzenlemenin gündeme gelmesini kaçınılmaz kılabilir; bu düzenleme bir tampon bölge oluşturulması ya da şu anda tartışılan diğer seçeneklerden biri olabilir.

Kırılgan ateşkes

Lübnanlı Şii muhalif ve Lübnan Demokratları Koalisyonu Başkanı Cad el-Ehavi, uygulanan ateşkes hükümlerinin ‘şeklî’ olduğunu söyledi. El-Ehavi’ye göre özellikle İsrail’den gelen günlük ihlaller, anlaşmayı ‘kâğıt üzerinde bir ateşkes’ ya da ‘kırılgan bir ateşkes’ haline getirdi. Güney Lübnan ise tamamlanmamış bir ateşkes ile yeni bir gerilime sürekli hazırlık hali arasında asılı duruyor.

El-Ehavi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, siyasi ve diplomatik çevrelerde mevcut anlaşmanın artık yeterli olmadığı konusunda geniş bir mutabakat bulunduğunu belirtti. Son aylarda ortaya çıkan güvenlik tablosunun, ya anlaşmanın değiştirilmesini ya da tamamen yeni bir anlaşmaya gidilmesini gerektirdiğini ifade etti. Bu seçeneğin bazı uluslararası çevrelerde tartışılmaya başlandığını söyleyen el-Ehavi, bunun nedenini eski anlaşmanın kırılganlığının açığa çıkması ve sahadaki askerî davranışı kontrol edememesi olarak açıkladı. Ona göre yeni bir anlaşma; gerçek uluslararası garantilerle desteklenen kapsamlı ve nihai bir ateşkes, yeni sınır güvenlik düzenlemeleri (1701 sayılı kararın öngördüğünden daha geniş kapsamlı olabilir) ve bölgesel-uluslararası taraflar arasında tamamlayıcı siyasi uzlaşıları içerebilir. Amaç ise Güney Lübnan’ın hesaplaşma sahası olarak kullanılmasını engellemek.

El-Ehavi, bu seçeneğin hayata geçmesi için gerekli siyasi koşulların şu an mevcut olmadığını vurguladı. Zira ona göre hem bölgesel düzeyde hem de Lübnan’ın iç siyasetinde durum uygun değil. El-Ehavi, “En önemli koşul, Hizbullah’ın yenildiğini kabul etmesidir; bunun ardından durumu değiştirmek mümkün olabilir” dedi.


Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
TT

Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)

Lübnan, yarın öğleden sonra Beyrut'a gelecek ve 2 Aralık Salı günü ayrılacak olan Papa XIV. Leo'yu ağırlamaya hazırlanıyor. Ziyaret, özellikle Lübnan için olağanüstü bir zamanda gerçekleşmesi ve Vatikan dışına ilk çıkışı olması nedeniyle "tarihi" olarak nitelendiriliyor. Papa, Lübnan yolculuğu öncesinde Türkiye'ye de uğrasa da Türkiye ziyaretinin amacı, Hristiyan doktrinini oluşturan ilk ekümenik konsey olan İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü İstanbul Patriği ile birlikte anmaktı.

Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)

Bu bağlamda, Papalık ziyaretinin resmi kilise koordinatörü Piskopos Mişel Avn, "Papa, Lübnan ve Lübnan halkının büyük acılar çektiğinin farkındadır ve yalnızca Lübnan halkı düzeyinde değil, aynı zamanda ziyaretinin Lübnan'a dünya çapında ışık tutması nedeniyle de bu ülkenin yanında durmayı gerektiren zor durumu anlamaktadır" dedi. Piskopos Avn, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Papa'nın Beyrut'tan açıklayacağı tutumların "Lübnan'ın mesajını ve bir arada yaşama taahhüdünü vurgulayacağını, böylece bölgesel veya uluslararası olsun, dünyadaki tüm karar vericilerin bunları duyacağını" belirtti. Papa, bizzat Lübnanlılara hitap edecek ve Beyrut'taki liderleri tüm vatandaşlarına layık bir devlet kurmak için birleşmeye çağıracak. Ayrıca tüm dünya için açık bir mesaj olacak"ifadesini kullandı. Avn, bu nedenle "Papa, ziyaretinde, Vatikan'ın Lübnan'ın varlığına, çağrısına ve misyonuna önem verdiğini söylemek için Lübnan'ın yanında yer aldığını" vurguladı.

Büyük Ayin

Piskopos Avn, Papa'nın seyahat programındaki durakların belirlenmesinin nedenlerini anlattı. Ziyaretin en önemli etkinliği olan ve yaklaşık yüz bin Lübnanlının katılması beklenen Büyük Ayin'in yanı sıra gençlerle buluşma da bu kapsamda değerlendirildi. Papa'nın insani yardım odaklı bir yeri ziyaret etme isteği doğrultusunda, Ortadoğu'da türünün tek örneği olan Deyr el-Salib Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi seçildi.

Dini Liderlerle Toplantı

Lübnan, diyalog ve Müslüman-Hristiyan birlikteliğinin ülkesi olarak bilindiği için Beyrut şehir merkezinde düzenlenecek "Ekümenik Toplantı" önemli bir etkinlik olacak. Lübnan'daki dini toplulukların liderleri, 1 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Papa'nın etrafında toplanacak. Piskopos Avn'a göre resmi bir diyalog olmayacak, bunun yerine dört Müslüman ve dört Hristiyan liderin yapacağı sekiz konuşmanın ardından Papa konuşacak. Papa ayrıca, başta Harissa'daki din adamlarıyla bir toplantı ve Aziz Çarbel türbesinin bulunduğu Annaya'daki Aziz Maron Manastırı olmak üzere çeşitli yerleri ziyaret ederek, dua edecek.

Beyrut Limanı'nda Dua

Bu ziyaretin dikkat çeken bir özelliği de 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ı vuran büyük patlamada hayatını kaybedenlerin anısına Beyrut Limanı'nda bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak olmasıdır. Ziyaretin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda üç cumhurbaşkanı yetkililerle bir araya gelecek. Üç cumhurbaşkanının, Papa'yı Beyrut Uluslararası Havalimanı'na varışında karşılayacakları da unutulmamalıdır.

Piskopos Avn, bu ziyaretin kilise üzerinde olumlu bir etki yaratmasını umduğunu belirterek, "Duanın amacı sadece ziyaretin herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadan barışçıl bir şekilde geçmesi değil, aynı zamanda Kutsal Hazretleri'nden gelecek önemli mesajları ve sunacağı davetleri almaya hazırlanmaktır" dedi.

Farid Hazen: Ziyaretin Manevi ve Siyasi derinliği var

Papa'nın ziyaretinin dini öneminin ötesinde, siyasi bir boyutu da var. Patrikhane ile uzun süredir devam eden ilişkisinden güç alan Milletvekili Farid Hazen, bu noktayı Şarku'l Avsat'a şöyle anlattı: "Ziyaretin zamanlaması oldukça önemli. Papa'nın ilk ziyaretlerinden biri olmasının yanı sıra, asıl etken Vatikan'ın Lübnan'ı bölgedeki Hristiyanların son kalesi olarak görmesi ve Hristiyan varlığını ve Hristiyanların Lübnan'daki statüsünü korumak istemesidir." Hazen, "Bir diğer nokta da genel bölgesel durum, Güney Lübnan'da yaşananlar ve İsrail ile yaşanan savaş. Tüm bu tehlikeler, Papa'nın gelip 'Medeniyetlerin bir mesajı ve buluşma noktası, bir arada yaşama ve birlik Lübnan'ı olarak Lübnan'a bağlıyız ve Lübnan'da istikrara bağlıyız' demesi için birincil ve ilave bir motivasyon kaynağı" değerlendirmesinde bulundu.

Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen mesajla ilgili olarak Hazen, "Vatikan Devlet Başkanı olarak vereceği mesajın büyük olasılıkla Lübnan devletinin, kurumlarının, Lübnan'daki barışçıl yolun ve genel olarak barışın onayını içereceğini" belirtiyor.

Güvenlik garantileri

Güvenlik açısından Hazen, ziyaretin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vatikan ve Kilise'nin ziyaretin planlandığı gibi devam edeceğine dair güvence aldığını belirten Hazen, "Vatikan'ın, güvenlik sağlanacağından emin olmadan Papa Hazretleri'ni getirme riskini göze alacağını sanmıyorum" dedi.

Papa'nın ziyareti, lojistik, güvenlik ve medya düzenlemelerinin yanı sıra, özellikle seyahat edeceği güzergahlar için yol planlarını da içeriyor. İsviçre Muhafızları ve İtalyan Jandarma yetkilileri, Papa'nın gezileri sırasında güvenliğinden sorumlu.

Aktif Vatikan Diplomasisi

El-Hazen, "Lübnan yararına uluslararası toplumla temaslar aracılığıyla dünyada aktif, etkili ve çok etkili bir Vatikan diplomasisi"nden bahsediyor ve ekliyor: "Bu ziyaretin doğrudan etkisinden çok dolaylı bir etkisi var." "(Dolaylı etki) dediğimde, asıl önemli olanın ziyaret değil, Hazretleri'nin ziyaretten sonra yapacağı çalışmalar olduğunu kastediyorum."

El-Hazen, Vatikan'ın tüm mezheplerden uzak durduğunu ve aralarında birlik, iş birliği ve iletişimi teşvik etmeye kararlı olduğunu teyit ettiği için çeşitli dini toplulukların bir araya gelmesinin olağanüstü önem taşıdığını belirtti. El-Hazen, bu çoğulculuk ve çeşitlilik olmadan, Lübnan'ın Vatikan'ın hayal ettiği Lübnan olmayacağına inanıyor.

Papa'nın Lübnan'a Dördüncü Ziyareti

Papa'nın Lübnan'a yaptığı bu ziyaret, bir papanın ilk ziyareti değil. İlk ziyaret, Papa VI. Paul'ün Hindistan'a giderken Beyrut'u ziyaret ettiği ve havaalanında resmi bir karşılama aldığı 1964 yılındaydı.

Olağanüstü önem kazanan ikinci ziyaret, Papa II. Jean Paul'ün 10 ve 11 Mayıs 1997 tarihlerinde, üçüncüsü ise Papa XVI. Benedict'in 14, 15 ve 16 Eylül 2012 tarihlerinde yaptığı ziyaretti.


Şeybani: İsrail bölgedeki istikrarı bozmak istiyor...1974 anlaşmasına bağlıyız

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani (AFP)
TT

Şeybani: İsrail bölgedeki istikrarı bozmak istiyor...1974 anlaşmasına bağlıyız

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani (AFP)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani bugün yaptığı açıklamada, ülkesine yönelik İsrail saldırılarını kınadı ve bu saldırıların sadece Suriye'yi hedef almadığını, aynı zamanda bölgedeki istikrarı bozmayı ve siyasi süreci tehdit etmeyi amaçladığını belirtti.

Danimarkalı mevkidaşı Lars Rasmussen ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Şeybani, Suriye'nin 1974 yılında İsrail ile imzaladığı Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’na bağlılığını vurguladı ve ülkesinin ‘daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmeyeceğini’ bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Suriye devlet televizyonundan aktardığına göre Rasmussen, Suriye'de güvenliğin yeniden sağlanması gerektiğini ve Danimarka'nın Suriye devletinin geri dönenleri kabul edebilmesi için kurtarma planını desteklediğini söyledi.

Rasmussen, Danimarka'da ülkesine dönmek isteyen yaklaşık iki milyon Suriyeli olduğunu, hükümetinin bu konuyu Suriye hükümetiyle görüştüğünü ve bazı Danimarkalı şirketlerin Suriye'de faaliyet göstermek istediğini kaydetti.

Diğer yandan Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa dün yaptığı açıklamada, ‘Suriye'nin İsrail'in provokasyonlarına boyun eğecek durumda olmadığını’ söyledi ve İsrail'in askeri saldırılarla ülkesini kışkırtmaya çalıştığını vurguladı.

Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü dün Şam kırsalındaki Beyt Cin kasabasını hedef alan İsrail bombardımanında 13 kişinin hayatını kaybettiğini ve 24 kişinin yaralandığını duyurdu. Suriye Dışişleri Bakanlığı bu olayı ‘tam anlamıyla bir savaş suçu’ olarak nitelendirdi.