Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor

Politikacıların hırsları bir kez daha anlaşmazlıklara neden oluyor.

Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor
TT

Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor

Libya’da seçim süreci tartışmalara sahne oluyor

Libyalı taraflar, ülkeyi Birleşmiş Milletler (BM) yol haritasına uygun olarak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine hazırlamaya yönelik ‘tatmin edici bir fikir birliğine’ ulaşamadılar. Kalan zamanlarının çoğunu tükettiler. Üstelik seçim tarihine 90 günden az bir süre kala aralarında yeni anlaşmazlıklar baş gösterdi. Krizde bir yol ayrımına girilirken her kamp artık çözümü ya seçim sandığında ya da mühimmat kutusunda arıyor.
Nitekim Cenevre’deki ‘Libya Siyasi Diyalog Forumu’ geçen şubat ayı başlarında, Başkanlık Konseyi ve Ulusal Birlik Hükümeti’nden oluşan yürütme organının seçimini tamamladığından bu yana forumda temsil edilen siyasi partiler, beklenen kazanımlara yönelik gerekli anayasal temeli oluşturmayı başaramadılar. Aksine her biri bölgesel kazanımlarını sürdürmeye ve kamusal alanı ‘siyasi ve askeri olarak’ ait olduğu kampa açmaya hevesliydi. Temsilciler Meclisi (TM), krizi daha da karmaşık hale getirmek için Cenevre Anlaşması’nı baltalama tehdidi doğrultusunda Abdulhamid Dibeybe hükümetinden güvenoyunu geri çekti.
Libyalı tarafların birçok kez Cenevre’ye gittiler. Seçimler için ‘anayasal bir temele’ ulaşılamaması nedeniyle oluşan anlaşmazlık, Libya’nın bir sonraki cumhurbaşkanının seçilmesine izin verecek yasanın tamamlanması için TM’ye taşındı.
Seçim mevzuatına yönelik ‘son dokunuşların’ hızlandırılması hususundaki ABD ısrarı sürerken süreç, sivil ve askeri isimlerin seçilmesiyle ilgili yasanın bazı maddeler hakkındaki yapılan oturumlar sırasında milletvekilleri arasında çıkan kavgalara ve yumruklaşmalara sahne oldu. Gerilim TM Başkanı Akile Salih’in yasayı onaylamasıyla sona erdi. Ancak bu durum, oylama yapmak üzere milletvekillerine başvurulmadan ve Yüksek Seçim Komisyonu’na sevk edilmeden gerçekleşti. Nihayetinde bu da Libya’nın batısındaki ‘Devlet Yüksek Konseyi’ liderliğindeki kampta hoşnutsuzluğa yol açtı.
Anlaşmazlık, yasanın 12’inci maddesinde kilitlenmiş durumda. Maddede, askeri veya sivil her ismin ‘seçim tarihinden üç ay önce görevini bırakması’ şartıyla aday olabileceği şartı bulunuyor.
Gözlemciler, yaklaşık sekiz ay önce yürütme organının seçilmesini sevinçle karşılamış olsalar da şu an krizin artmasıyla durum değişti. Parlamentonun hükümetten güvenoyunu geri çekme kararının ardından şu an herkes, (eğer düzenlenirse) 24 Aralık’ta yapılacak seçimleri bekliyor.
Bununla birlikte Başkanlık Konseyi, Siyasi Diyalog Forumu tarafından onaylanan yol haritasına uygun olarak, siyasi sürecin bütünlüğünü sağlamak amacıyla yasama otoritesine ‘seçim sürecinin tamamlanması için gerekli mevzuatın zamanında tamamlanmasına dair ulusal ve yasal sorumluluklarını üstlenme’ çağrısı yaptı. Konsey, parlamentonun hükümete olan güvenoyunu geri çekme kararının yansımalarını yakından takip ettiğini bildirdi. Konsey ayrıca hükümete çalışmalarını sürdürmesi çağrısı yaparken seçim sürecinin olumlu bir ortamda yürütülmesi için tüm tarafların halk arasındaki gerginliği artıracak her türlü gerilime neden olabilecek adımdan kaçınması gerektiğini vurguladı. 

Hafter ve cumhurbaşkanlığı
Başlangıçta Libya’nın doğu ve batısındaki bazı siyasetçiler, seçim yasasıyla ilgili bir oturum düzenlenmesini bekliyordu. Ulusal Mutabakat Hükümeti’nde (UMH) eski İçişleri Bakanı ve Libya’nın batısındaki en güçlü ismi olan Fethi Başağa ve Libya İleri Araştırmalar Enstitüsü (İhya Libya) Başkanı Dr. Arif Ali Nayed de dahil olmak üzere bazı aktörler cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylıklarını açıkladılar. Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Nayed, “Ülkenin Libyalılar tarafından doğrudan seçilen cumhurbaşkanı ve beraberinde yeni parlamento, bölünmeyi sona erdirmek ve ülkenin güvenlik altyapısını inşa etmek için birlikte çalışacak” dedi.
Ancak 77 maddeden oluşan, planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesiyle ilgili yasanın, ‘Libya Ulusal Ordusu’ (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter’in kriterlerine göre hazırlandığı düşünülüyor. Hafter, görevinden geçici olarak istifa etmesine ihtimal olmadığını söylerken askeri personellerin seçim sürecine katılma hakkını da savundu. Mareşal Hafter açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Barışçıl bir süreçten geçiyoruz. Barışı asla reddetmedik. Silahlı kuvvetler mensupları ve subayları, hakları olduğu için ilk kez seçim sürecine katılıyor.”
Söz konusu tartışmalı yasa, Hafter’in cumhurbaşkanlığı maratonuna katılması için askeri görevlerini yaklaşan seçimlere kadar üç ay süreyle resmi olarak askıya almasını öngörüyor. Bu bağlamda Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdurezzah en-Naduri başkomutanlık görevine atandı.
Siyasi Diyalog Forumu üyesi olan Zehra Langi şu açıklamada bulundu:
“Seçim maratonu, adayların kampanyalarının başladığının duyurulduğu 24 Aralık'ta  başlasa ve oylama da 17 Şubat’ta yapılsa ne olur? Bu durum, izinli olduğunu açıklayan kişinin gelecek yıla kadar çalışmayı bırakacağı anlamına mı geliyor? Peki, ya cumhurbaşkanlığı seçimleri, birincisi belirlenen tarihinde, ikincisi ise ABD önerisinde belirtildiği üzere 17 Şubat, 19 Mart veya Eylül’de olmak üzere iki turda yapılırsa? Bu durum söz konusu iznin en az yarım yıl veya en fazla bir yıl süreceği anlamına mı geliyor?”
Yapılan açıklamalar Salih’in cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlık için üç aylık bir tatile çıkacağı yönünde. Ancak medya danışmanı Fethi el-Merimi konuya dair şunları söyledi:
“Kendisi halen TM Başkanı olarak görev yapıyor ve cumhurbaşkanlığına başvurmak için izin istemedi veya istifasını sunmadı. Belki yarın, öbür gün ya da ilerleyen günlerde yeni bir duruma şahit olunabilir.”
Libya’nın doğu kampına yakın olanlar, Hafter ve Salih’in adaylığında bir kesişme noktası olduğu inancındalar. Ancak seçim yasasının, görevine geri dönmeyi güvence altına alarak herhangi bir ismin aday olmasının önünü açtığını savunanlar da var.
ABD’li yetkililer daha önce cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin 24 Aralık’ta başlayıp 22 Eylül 2022’de sona erecek şekilde iki aşamada yapılması olasılığını gündeme getirmişti.

Dibeybe ve arena
Libya’nın doğusundaki seçimlere yönelik adımların hızlandırılmasıyla eş zamanlı olarak ülkenin batısındaki durumda ise son derece katı bir tutum mevcut. Başbakan Abdulhamid Dibeybe’nin seçimlere aday olma hakkı bulunmuyor. Yürütme makamının Cenevre’deki ‘Diyalog Forumu’ karşısında verdiği taahhüde göre hiçbirinin yaklaşan seçimlerde aday olmasına izin verilmiyor. Ancak bazıları, son üç ay dolmadan istifa etmek şartıyla herkesin önünü açtığı için Salih’in imzaladığı yasaya güveniyor.
Kötüleşen durum ve hükümetle Temsilciler Meclisi arasındaki ‘hassas dengelerin’ dağılması karşısında bazı taraflar, ortalığı sakinleştirmeye çalıştılar. Ancak Dibeybe, hükümetinin ‘Libya halkının gerçek iradesini yansıtan özgür ve adil seçimler yapılmasına’ destek verdiğini dile getirdi. Hükümet Sözcüsü Muhammed Hammuda, Hafter’in cumhurbaşkanlığına aday olma olasılığına ilişkin şunları söyledi:
“Her vatandaşın aday olma ve projesini sunma hakkı vardır. Seçim güç ve tehdit kullanarak değil, iktidara ulaşmak için en iyi seçenektir. Anayasal ve yasal kurallara uyduğu sürece her türlü adaylığı memnuniyetle karşılıyoruz.”
Hammuda, yalnızca Dibeybe’nin aday olup olmayacağı konusun verdiği yanıtta “Seçimlere katılacağını açıklamadı ve aklında ne var bilmiyoruz” ifadesini kullandı.
Ancak Libya krizinin seçim fonuna yansıması bazı siyasetçiler tarafından ‘feci bir durum’ olarak görüldü. Ayrıca seçim fonuna yapılan aktarımların mevcut yürütme otoritesinin ortadan kaldırmaya çalıştığı ve ‘daha ​​fazla siyasi bölünmeye kapı açacağı’ belirtildi. Uzlaşı İçin Libyalı İleri Gelenler Konseyi Başkanı Şeyh Muhammed el-Mubaşşer, Libya toplumunda akademisyenler, toplumsal figürler ve gençlerden oluşan ‘tüm aktörleri’ içeren bir toplantının düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
Mubaşşer, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Ülkede yaşanan kargaşa, Libyalıların çoğunluğunu, sorunlara neden olan organların şimdiye kadar çözümün bir parçası olamadığına inandırdı” dedi. Mubaşşer ayrıca herkesin bir tüzüğü kabul etmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Seyfülislam Kaddafi’nin konumu
Diğer yandan Libya’nın doğusundaki ve batısındaki kamplar arasında yaşanan anlaşmazlıklar, merhum Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’ın adaylığına izin verme olasılığına dair görüşlere de yansıdı. Öyle ki Dibeybe, Seyfülislam’ın ‘önemli bir kabilenin oğlu’ olarak adaylık için belgeler sunabileceğini söyledi. Ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ‘teslim olması ve yargılanması’ taleplerine atıfta bulunan Dibeybe öncelikle yasal sorunların ele alınması gerektiğinin altını çizdi.  Salih ise Seyfülislam’a üstü kapalı şekilde atıfta bulunduğu açıklamasında “Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından insanlığa karşı suç işlemekten hüküm giyen birinin Libya devletinin cumhurbaşkanlığına aday olma hakkı yoktur” dedi. Açıklama, eski rejimin yandaşlarında öfkeye yol açtı.
Söz konusu anlaşmazlığa rağmen parlamentonun Dibeybe hükümetinden güvenoyunu geri çekme kararında hata yaptığına inananlar olduğu gibi karar öncesinde Meclis Başkanı’nın medyadaki görüntüsünü eleştirenler de var. Libyalı akademisyen Muhtar el-Cadal “Meclis Başkanı’nın verdiği kararı gerekçelendirmek için ortaya çıkması yanlıştır. Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı’ndan hiçbir farkı yoktur” değerlendirmesinde bulundu. Potansiyel adayların, rakiplerinin bölgelerinde ne ölçüde dolaşabileceğine değinen Cadal sözlerini şu soruları yöneltti:
“Milislerin arkasında yer alan diğer taraf ve Türkiye, Halife Hafter’in batıda seçim kampanyası başlatmasına razı olacak mı? Ayrıca doğu ve güney vatanlarında ordu, Müslüman Kardeşler adayının kampanyasını başlatmasına izin verecek mi?”

ABD ve Avrupa
ABD ve Avrupa, Libya’da gerilimin artmasına ve Cenevre Anlaşması’nın şartlarının korunmasına yanıt olarak Libya’daki siyasi sürecin başarılı olması ve yaklaşan seçimlerin gerçekleşmesi için  çıkan engelleri dikkate almadan ağırlıklarını ortaya koydular. Fransız ve Alman mevkidaşları Jean-Yves Le Drian ve Heiko Maas ile New York’ta Libya konusunda bakanlar düzeyinde bir görüşme yapan İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio, bu durumun ‘bölgenin istikrarını tehlikeye attığı’ uyarısında bulundu. Di Maio uyarısında şu ifadeleri kullandı:
“Uluslararası toplumun özgür, adil ve kapsayıcı seçimler de dahil olmak üzere Libya siyasi sürecini desteklemesini sağlamak için çalışmaya devam edelim. Seçimler, normal bir yaşam talep eden Libya halkı tarafından isteniyor. Seçimlerin yapılmaması, tüm bölgenin istikrarını tehlikeye atacaktır ve yeni bir şiddet aşaması başlatabilecektir. Yansımaları ise ülkemizi ve tüm AB’yi etkileyebilir.”
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD’nin cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasını programa uygun olarak desteklediğini bildirdi.
-Bölünmeyi sona erdirmek için 8 aydır süren girişimler
Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Stephanie Williams yaklaşık sekiz ay önce Cenevre’de, Libya’daki yeni yürütme otoritesi üyelerinin Muhammed Yunus el-Menfi’yi Başkanlık Konseyi Başkanı ve Abdulhamid Dibeybe’yi de Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı olarak seçtiğini duyurdu. Söz konusu tarihten bu yana otorite, ülkedeki tüm tarafları tatmin etmese de çeşitli yollardan, iki kolu ile faaliyetlerini uygulamaya ve Libyalıları bir araya getirmeye başladı. Bu bağlamda takip edilen yöntemler ie şöyle oldu:
- Menfi başkent Trablus’a ilk ziyaretini 16 Şubat’ta gerçekleştirdi. Doğu bölgesini ziyareti sonrasında Bingazi şehrinden Tobruk ve el-Beyda’ya yöneldi. Bu bağlamda LUO Komutanı Meraşel Halife Hafter ve Tobruk’taki Temsilciler Meclisi Başkanı Akila Salih’in yanı sıra bazı Temsilciler Meclisi üye ve kabilelerin ileri gelenleriyle görüştü.
- Libya Temsilciler Meclisi 10 Mart’ta, Dibeybe hükümetine ezici bir çoğunlukla güvenoyu verdi. Dibeybe, ulusal uzlaşının başarısı ve Seçim Komisyonu’na destek için çalışmayı taahhüt etti.
-Hükümet 16 Mart’ta görevlerini Trablus’taki UMH’den ve Libya’nın doğusundaki geçici hükümetten sorunsuz bir şekilde devraldı. Eski Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, görev devri sırasında Dibeybe’yi kucakladı. Tören sırasında “Bugün demokrasinin ilkelerini pekiştirmek için buradayım” dedi.
-Menfi 25 Şubat’ta ateşkesi güçlendirme, tüm Libya topraklarındaki düşmanlıkları sona erdirme, askeri kurumu birleştirme ve Ulusal Uzlaşı Komisyonu’nun kurulması için çalışmaya her türlü desteği sağlayarak 5+5 Ortak Askeri Komitesi’ne yer açma taahhüdünde bulundu.
- Menfi 19 Nisan’da Libya ordusunun tüm birimlerine, yüksek komutadan veya Askeri İstihbarat Dairesi’nden önceden izin almadan yurt dışına seyahat etmelerini yasaklamanın yanı sıra askeri personelin medyada yer almasının ve siyasi nitelikte açıklamalar yapmasının da önlenmesine ilişkin bir talimat yayınladı.
- Menfi 27 Nisan’da 5+5 Ortak Askeri Komitesi’nin dördüncü toplantısına katılmak için Sirte şehrine gitti.
- Menfi ve meclis üyesi Musa el-Koni 10 Mayıs’ta, Trablus’ta Misrata ve Zliten şehirlerinden bir grup ileri geleniyle bir araya geldiler. Toplantıda ‘ulusal uzlaşı ve Libyalıların yeniden birleşmesi’ meseleleri ele alındı.
- Dibeybe 21 Mayıs’ta bir dizi bakanla birlikte Beni Velid şehrine yaptığı ziyarette, savaşın tahrip ettiği şeyleri onararak, bir sonraki aşamada şehri bir savaş ve kavga arenası değil, bir yeniden inşa arenasına dönüştürme sözü verdi.
-Hafter 3 Temmuz’da, Libya halkına sahil yolunun açıldığı müjdesi verdi. Dibeybe de bu adımı memnuniyetle karşılayarak inşa ve birleşmede yeni bir adım olarak nitelendirdi.
- Dibeybe 4 Temmuz’da, ülkede barışçıl bir iktidar devri konusundaki arzusunu dile getirerek bu yıl sonundan önce seçimlerin yapılması için ‘tüm desteğin’ sağlanacağını vurguladı.
-Dibeybe 17 Temmuz’da her türkü yabancı gücü ve ‘paralı askeri’ Libya’dan sınır dışı etme taahhüdünde bulundu. 24 Aralık’ta yapılması planlanan seçimlerin gerçekleştirileceğini kaydetti.
- Dibeybe 21 Ağustos’ta, kendisini ‘başbakan ve savunma bakanı’ olarak tanıması halinde Hafter ile görüşmeye karşı olmadığını söyledi.
- Dibeybe 23 Ağustos’ta şehitlerin, kayıpların ve gazilerin ailelerine 100 milyon dinar tahsis etme kararı aldı.
-Dibeybe 14 Eylül’de evlilik desteğine ilişkin ilk yardım belgelerini hak edenlere teslim etti.
-Dibeybe hükümeti 16 Eylül’de Mısır ile 14 mutabakat zaptı ve 6 yürütme sözleşmesi imzaladı.
- Libya Temsilciler Meclisi 21 Eylül’de Dibeybe hükümetinden geçici bir hükümet olarak günlük çalışmalarını sürdürmesi yolunda güvenoyunu geri çekti.
- Dibeybe 22 Eylül’de parlamentonun hükümetten güvenoyunu geri çekme kararına yanıt olarak vatandaşları, başkent Trablus’taki Şehitler Meydanı’nda gösteri düzenlemeye çağırdı. “Parlamento, Allah’ın yardımıyla düşecek ve bu şekilde Libyalıların temsilcisi olmayacak” dedi.



Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
TT

Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı

Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’a yakın kaynaklar, dün akşam Zintan kentinde yaşanan silahlı çatışmalar sırasında Seyfülislam’ın hayatını kaybettiğini duyurdu. Kentte meydana gelen olayların ardından ölümünün koşullarına ilişkin çelişkili bilgiler bulunduğu belirtildi.

rgtbhyjuk

Seyfülislam Kaddafi’nin üvey kardeşi Muhammed Kaddafi, kendisine ait olduğu belirtilen Facebook hesabından yaptığı paylaşımla, dün akşam yaşanan ölümü doğruladı. Muhammed Kaddafi paylaşımında, “Kardeşin kaybı çok acı. Bu musibetin ağırlığını kelimeler tarif etmekte yetersiz kalıyor. Onu Allah’a emanet ediyor, rahmetiyle kuşatmasını ve bize sabır ve metanet vermesini diliyoruz” ifadelerini kullandı.

Muhammed Kaddafi ayrıca, “Kardeşimin kaybından duyduğumuz üzüntüyü ailemiz ve sevdiklerimizle paylaşırken, Allah’tan vatanımızı her kaybın ardından telafi etmesini, tüm Libyalılara sabır ve teselli vermesini, bu anların ayrışma ve çekişmeye değil, sağduyuya ve merhamete vesile olmasını diliyoruz” dedi.

Seyfülislam’ın çatışmalar sırasında öldürüldüğü yönündeki anlatımlar ağırlık kazanırken, Muhammed Kaddafi, kardeşinin ‘ani bir felç sonucu’ hayatını kaybettiğini öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan Libyalı bir siyasetçi, Seyfülislam’ın ölümünün “Libya’da yeni bir kan dökülmesi sürecinin önünü açacağı, kaosu artıracağı ve ulusal uzlaşmaya dair tüm umutları sona erdireceği” değerlendirmesinde bulundu.

Seyfülislam’ın avukatı Halid ez-Zaidi de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ölümü doğruladı ancak ayrıntı vermedi.

Öte yandan, Seyfülislam’ın Libya Siyasi Diyalog Forumu’ndaki temsilcisi Abdullah Osman, Seyfülislam’ın dün akşam ülkenin batısında yaşanan kanlı çatışmaların ardından hayatını kaybettiğini teyit etti.

Bu gelişme, zaten karmaşık olan Libya siyasi tablosunda ani ve köklü bir değişime işaret ediyor. Zira Seyfülislam Kaddafi, temsilcileri aracılığıyla, Başkanlık Konseyi tarafından yürütülen ‘ulusal uzlaşı’ sürecinin etkili aktörlerinden biri olarak görülüyordu.

rbhyju

Libya Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) bağlı 444. Muharebe Tugayı, Zintan kentinde yaşanan çatışmalar ve Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğüne ilişkin haberlerle herhangi bir bağlantısı olduğu yönündeki iddiaları ‘kesin bir dille’ yalanladı.

Tugaydan yapılan açıklamada, “444. Muharebe Tugayı’nın Zintan kenti içinde ya da coğrafi çevresinde herhangi bir askeri varlığı veya saha konuşlanması bulunmamaktadır. Ayrıca Seyfülislam Kaddafi’nin takibine yönelik tugaya verilmiş herhangi bir talimat ya da emir söz konusu değildir. Bu tür bir görev, askeri ya da güvenlik sorumluluklarımız arasında yer almamaktadır” denildi.

Açıklamada, tugayın Zintan’da yaşananlarla ilgisi olmadığı vurgulanarak, “Orada meydana gelen çatışmalarla doğrudan ya da dolaylı herhangi bir bağımız yoktur” ifadesi kullanıldı.

444. Muharebe Tugayı, medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarına da çağrıda bulunarak, bilgilerin aktarımında titiz davranılmasını, resmî açıklamalara dayanılmasını ve ‘kafa karışıklığı yaratmayı, kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan söylentilere’ itibar edilmemesini istedi.

Seyfülislam Kaddafi, Muammer Kaddafi’nin ikinci oğluydu ve iktidara geri dönme arayışında olan tek oğul olarak öne çıkıyordu. Ancak 2011’deki ‘devrim’ sırasında, aralarında ülkenin ulusal güvenlik danışmanlığı görevini yürüten Mutasım Billah’ın da bulunduğu üç kardeşi gibi hayatını kaybetti.

ujuj

Kaddafi rejiminin son sözcüsü Musa İbrahim de Seyfülislam Kaddafi’nin ölümünü duyurarak, “Onu haince öldürdüler. O, tüm halkı için birleşik, egemen ve güvenli bir Libya istiyordu. Bir umudu ve geleceği katlettiler, kin ve nefreti ektiler” ifadelerini kullandı.

Musa İbrahim, bunun arkasındaki amacın ‘daha fazla kan dökülmesi, Libya’nın bölünmesi ve ulusal birlik yönündeki her türlü projenin yok edilmesi’ olduğunu savundu.

Açıklamasında, “Seyfülislam’la iki gün önce konuşmuştum; onun gündeminde sadece huzurlu bir Libya ve güvende yaşayan Libyalılar vardı. Filistin ve ümmetin davalarına destek için yazdı ve açıklamalar yaptı. Buna karşın, ülkeyi yöneten ve yabancılar tarafından iktidara getirilenler sessiz kaldı” diyen Musa İbrahim, sözlerini şöyle tamamladı: “Onun en güçlü aday ve ülke genelinde en geniş tabana sahip isim olduğunu biliyorlardı.”

Seyfülislam Kaddafi, Trablus’un 160 kilometre güneybatısında bulunan Zintan kentinde, sıkı güvenlik önlemleri altında yaşamını sürdürüyordu. Yaklaşık 10 yıl boyunca kamuoyunun karşısına çıkmayan Seyfülislam, 2021’de yapılması planlanan seçimler için adaylık başvurusu yapana kadar gözlerden uzak kaldı. Bu süreçte Zintan ile Libya’nın güneyindeki bazı kentler arasında gidip geldiği belirtildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch – HRW), geçtiğimiz haziran ayında Libya’daki adalet sistemine yönelik sert eleştirilerde bulunmuş ve yetkililerden ‘Seyfülislam’ın tutuklanarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) teslim edilmesini’ talep etmişti.

Seyfülislam’ın öldürüldüğüne ilişkin haberlerin ardından, Zintan ve ülkenin kuzeybatısındaki Beni Velid kentlerinde silahlı ve sivil kalabalıkların toplandığı bildirildi. Bu gelişmeler, 444. Muharebe Tugayı’nın suikasta karıştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde yaşandı.

Çatışmalar sırasında, Seyfülislam Kaddafi’nin yakın koruması Tuğgeneral el-Acmi el-Uteyri’nin yaralandığına dair bilgiler de kamuoyuna yansıdı. Öte yandan, Zintan’daki bazı yerel güçlerin Seyfülislam’a yönelik tutumunda dikkat çekici bir değişim yaşandı. 12 Ocak’ta, ‘kendisine atfedilen suçların zaman aşımına uğramadığı’ gerekçesiyle adalete teslim edilmesi yönünde çağrılar yapıldığı ve bunun kentte bölünmeye yol açtığı belirtildi.

Zintan kentini kontrol eden silahlı gruplardan biri olan Ebu Bekir es-Sıddık Tugayı, Doğu Libya Parlamentosu tarafından çıkarılan genel af yasası uyarınca Seyfülislam’ı Haziran 2017’de serbest bırakmıştı. Tugayın, Seyfülislam’ı yaklaşık 10 yıl boyunca gözetimi altında tuttuğu, 2021’de seçimlere adaylık başvurusunda bulunmasıyla birlikte kamuoyunun karşısına çıktığı kaydedildi.


Şam ile SDG arasındaki anlaşma, Haseke'den başlayarak uygulanmaya başlandı...

Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)
Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)
TT

Şam ile SDG arasındaki anlaşma, Haseke'den başlayarak uygulanmaya başlandı...

Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)
Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)

Suriye hükümeti güvenlik güçleri dün, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile varılan ve Kürtlerin kontrolündeki bölgelerin Suriye devletine entegrasyonunu öngören ateşkes anlaşması kapsamında, kuzeydoğudaki Haseke kentine konuşlandı.

Gazeteciler, öğleden sonra İçişleri Bakanlığı'na ait 20'den fazla araçtan oluşan bir konvoyun Haseke'ye doğru hareket etmeye başladığını gözlemledi. Bir güvenlik kaynağı da Suriye TV'ye "güvenlik güçleri Halep'in doğusundaki Ayn el-Arab (Kobani) şehrinin güneyindeki Şeyh bölgesine girdi ve kademeli olarak tüm bölgeye yayılacak" dedi.

Askeri uzman ve siyasi analist İsmat el-Absi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, anlaşma gereği Haseke ve Kamışlı'ya konuşlandırılacak iç güvenlik güçlerinin "sadece şehir merkezlerinde olacağını, tüm mahallelere yayılmayacağını" belirtti. Ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelere de konuşlandırma yapılacağını belirten el-Absi, bunun "bölgedeki güvenlik, askeri ve idari kurumların yeniden birleştirilmesi sürecinde kalıcı bir adım olduğunu ve sadece kısa vadeli bir güvenlik önlemi olmadığını" ifade etti.


Netanyahu, Wittkoff'a Filistin Yönetimi'nin Gazze'nin yönetiminde yer almayacağını ifade etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
TT

Netanyahu, Wittkoff'a Filistin Yönetimi'nin Gazze'nin yönetiminde yer almayacağını ifade etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün Kudüs'te ABD elçisi Steve Wittkoff'a, Filistin Yönetimi'nin savaştan sonra Gazze Şeridi'nin yönetiminde "hiçbir şekilde" yer almayacağını söyledi.

Netanyahu'nun ofisi, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, "Başbakan, Filistin Yönetimi'nin (Gazze) sektörünün yönetimine hiçbir şekilde katılmayacağını açıkça belirtti" ifadeleri yer aldı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın önerdiği Gazze ateşkes planına göre, savaş sonrasında Filistin Yönetimi'nin rolü belirsizliğini koruyor.