‘Özel ilişkiden’ taktiğe Anglo-Sakson ittifakı

Biden ve Johnson, anlaşmazlıklara rağmen uluslararası sahnede konumlarını güçlendirmek için birbirlerine ihtiyaç duyuyorlar

Beyaz Saray'da gerçekleşen ABD Başkanı Joe Bidenn ile İngiltere Başbakanı Boris Johnson görüşmesinden bir kare (AFP)
Beyaz Saray'da gerçekleşen ABD Başkanı Joe Bidenn ile İngiltere Başbakanı Boris Johnson görüşmesinden bir kare (AFP)
TT

‘Özel ilişkiden’ taktiğe Anglo-Sakson ittifakı

Beyaz Saray'da gerçekleşen ABD Başkanı Joe Bidenn ile İngiltere Başbakanı Boris Johnson görüşmesinden bir kare (AFP)
Beyaz Saray'da gerçekleşen ABD Başkanı Joe Bidenn ile İngiltere Başbakanı Boris Johnson görüşmesinden bir kare (AFP)

Ahmed Mustafa
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, bu hafta ABD ziyareti sırasında, gazetecilerin, kendisine Joe Biden ile ilişkilerine dair yönelttikleri sorulara, tek ortak noktalarının trene binme sevgisi olduğunu söyleyerek yanıt verdi.
Washington ile Londra arasındaki ilişkiyi, Anglo-Sakson ittifakının gücünü vurgulamak için sık sık ‘özel bir ilişki’ olarak tanımlayan Johnson, Başkan Biden ile görüşmek için Beyaz Saray’a giderken yolda ve daha sonrada New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantılarının oturum aralarında gazetecilere yaptığı açıklamalarda “Bakın, Joe Biden ile telefonda, (G7 Zirvesi’nin yapıldığı) Carbis Bay'de ve ardından NATO'da uzun uzun konuştum. Bu, uzun ve bir o kadar da harika bir ilişki. Gerçekten harika. Hemen hemen her konuda hemfikiriz. Ortak bir noktamız mı? O (Biden) da benim gibi trenleri seviyor. Trenleri seviyorum, çünkü iyiler” ifadelerini kullandı.
Fakat ‘her konuda hemfikiriz’ ifadesi, tamamen doğru olmayabilir. Sky News’in siyasi editörü, Beyaz Saray'daki toplantıda, Biden'a, İngiltere’nin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılması (Brexit) anlaşmasında Kuzey İrlanda sorunuyla ilgili düşüncelerini sordu. ABD Başkanı’nın yanıtı, gazeteciye değil, Johnson'a yönelikti. Biden, Kuzey İrlanda ile ilgili Brexit uygulamalarının durdurulması gerektiğini söyledi. İrlanda asıllı olan Biden’ın, Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti arasında sınır olmasını istemediği biliniyor.

Anlaşmazlık noktaları
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Biden ve Johnson'ın üzerinde anlaşamadığı tek konu Brexit değil. Biden'ın aksine Brexit konusunda istekli bir tutum sergileyen eski ABD Başkanı Donald Trump ile Johnson arasındaki güçlü ilişki de göz ardı edilemez. ABD’li demokratlar, Johnson'ın daha önce ABD’nin demokrat yönetimi hakkında yaptığı yorumları unutmuş değiller. Johnson bir keresinde eski demokrat Başkan Barack Obama'yı Kenya asıllı olması nedeniyle ‘Britanya İmparatorluğu'na düşman’ olmakla suçlamıştı. Ayrıca yine demokrat bir isim olan eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton hakkında ‘akıl hastanesindeki sadist bir hemşire gibi’ ifadelerini kullanmıştı.
Biden ise daha önce Johnson'ı Trump'ın ‘hem bedenen hem de ruhen bir klonu’ olarak tanımlamıştı.
Amerikan medyasında yer alan çok sayıdaki analizde, Biden döneminde Beyaz Saray ile Johnson döneminde Downing Street arasındaki anlaşmazlık noktalarına değinildi.‘Politico’ adlı ünlü haber sitesine göre bu anlaşmazlıkların en sonuncusu Afganistan'daki askerlerin geri çekilmesiyle ilgiliydi. Başkan Biden, Londra’nın Afganistan’dan çekilme konusundaki tavsiyelerini görmezden gelerek askerlerin geri çekilmesi konusunda ısrar etti. Johnson, ABD ziyareti sırasında, bir televizyon kanalına verdiği röportajda, Afganistan’dan çekilme şekline yönelik eleştirisini “Daha iyi olabilirdi” diyerek yumuşattı ve daha önce İngiltere’den Washington'ın son çekilme tarihini ertelemeyi reddetmesine yönelik yapılan eleştirileri tekrarlamadı.
İngiltere ile ABD arasındaki serbest ticaret anlaşmasına ilişkin ortak bir vizyona ulaşılamaması, Brexit düzenlemelerindeki Kuzey İrlanda meselesi ve hatta Afganistan’dan geri çekilme meselesinden daha önemlidir. Johnson hükümeti, AB’den resmen ayrıldıktan sonra Trump’ın başkanlık dönemi sona ermeden evvel bir an önce serbest ticaret anlaşması imzalamayı umuyordu. Ancak Trump’ın birtakım öncelikleri vardı ve bu anlaşmanın hemen imzalanması konusunda pek hevesli sayılmazdı.
Biden ve ekibinin bu yılın başlarında göreve başlamadan önce yaptıkları açıklamalara bakıldığında onların da bir an önce anlaşmaya varma konusunda hevesli olmadıkları görülüyor. Johnson, ABD ziyaretinin başında gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlarda bunu bizzat dile getirdi ve iki ülke arasındaki serbest ticaret anlaşmasının, ABD Başkanı ile yapacağı görüşmenin gündeminde olmadığını belirtti. Johnson, “FTA'ya (Serbest Ticaret Anlaşması)  gelince, Joe'nun (Biden) ilgilenmesi gereken çok şey var. Elinde altyapının geliştirilmesine yönelik büyük bir plan ve 'Daha İyi Bir Dünyayı Yeniden İnşa Et' girişimi var. Biz bir anlaşmaya varmak istiyoruz, ama iyi bir anlaşma istiyoruz. Ben İngiltere için aceleyle yapılmış bir anlaşmadan ziyade daha çok fayda sağlayacak bir anlaşma yapılmasından yanayım” ifadelerini kullandı.

Anlaşma noktaları
İngiltere Başbakanı’nın ABD Başkanı ile yalnızca New York'ta BM toplantılarının oturum aralarında değil, ayrıca Beyaz Saray’da da resmi olarak buluşmasının kimin tarafından organize edildiğine dair farklı açıklamalar yapıldı. İngilizler Johnson'ı davet edenin Beyaz Saray olduğunu söylerken, Amerikalılar Washington'da resmi bir görüşme talebinde ısrar edenin İngilizler olduğunu söylediler.
Protokolle ilgili detaylar ne olursa olsun Biden, Johnson'la ‘anlaşmazlık’ istemiyor. Çok sayıdaki Amerikalı analist ve yorumcu da iki ülke arasındaki anlaşma noktalarından bahsediyor. Politico'ya göre Biden, ‘Johnson'ın önüne İngiltere'yi savunma tatbikatlarına dahil etmek gibi bazı kemikler attı’. Ayrıca Avustralya, Fransa'yla yaptığı denizaltı satış sözleşmesini feshedip ABD ile nükleer enerjili denizaltı satışı için yaptığı AUKUS Paktı'nı imzalamıştı. Biden ayrıca Kasım ayında İngiltere'nin ev sahipliğinde yapılacak uluslararası iklim zirvesine destek sözü verdi.
İngiliz Dış Politika Grubu'nun direktörü Sophie Gaston’a göre, siyasi pragmatizm, anlaşmazlıklardan bağımsız olarak güçlü transatlantik ilişkilerin sürdürülmesine mecbur bırakıyor.
Gaston, konuyla ilgili şu yorumu yaptı:
“Şu an hem Biden hem de Johnson için ülkelerinin uluslararası rolünü yeniden ortaya koymak ve küresel itibarlarını artırm ak büyük önem taşıyor. Olağandışı olan da budur. Bu ortak çıkarın farkında oldukları ve buna göre hareket ettikleri açıktır. Biden, Johnson'ın ‘Küresel Britanya’ sloganıyla ilgili olarak ülkesindeki iç durum üzerinde güçlü bir etkisi olacağının ve bu yüzden bazı önlemler alması gerektiğinin farkında. Washington'ın stratejisi de bunu, İngiltere'yi ilişkileri geliştirmek ve güçlendirmek için ciddi bir konuma sokacak şekilde yapmaktır.”
ABD ve İngiltere'de en azından medya üzerinden verilen tepkilerden, siyasi pragmatizmin, Londra ve Washington arasındaki ilişkileri, herkesin daha önce gurur duyduğu ‘özel ilişkilerden’ daha zayıf olsa da koruduğu anlaşılıyor. İki taraf, aralarındaki gün yüzüne çıkmamış anlaşmazlıklara rağmen, ortak bir cephe oluşturmaya istekliler. İngiltere, bu durumdan, ABD ile güçlü ilişki stratejisini sürdürerek yararlanırken ABD, merkezinde İngiltere ile ilişkilerin olduğu daha geniş kapsamlı bir ‘Batı ittifakını’ yeniden inşa etme yönelimini güçlendirerek yararlanıyor.

 


Netanyahu, Trump'ın "Barış Konseyi"ni oluşturma biçimine itiraz ediyor

Filistinli bir kadın, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında ateş yakmak için odun taşıyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında ateş yakmak için odun taşıyor (AFP)
TT

Netanyahu, Trump'ın "Barış Konseyi"ni oluşturma biçimine itiraz ediyor

Filistinli bir kadın, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında ateş yakmak için odun taşıyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında ateş yakmak için odun taşıyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın girişimiyle Gazze'de bir barış konseyi kurulması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun tepkisini çekti; Netanyahu bunu İsrail politikasına aykırı buluyor.

Netanyahu'nun ofisi dün yaptığı açıklamada, Trump'ın Gazze'yi yönetmek üzere bir konsey kurulmasına ilişkin açıklamasının "İsrail ile koordineli olmadığını ve İsrail politikasına aykırı olduğunu" belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre kurucu yürütme kurulu, "Barış Konseyi" vizyonunu hayata geçirmek amacıyla diplomasi, kalkınma, altyapı ve ekonomik strateji konularında uzman liderlerden oluşturuldu.

Konseyde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner yer alıyor. Konseyin icra kurulunda ise Kushner ve Witkoff’un yanı sıra Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, BAE Devlet Bakanı Rîm el-Haşimi, Katar Başbakanı’nın Stratejik İşler Danışmanı Ali ez-Zevadi, Kıbrıs vatandaşı İsrailli emlak iş insanı Yakir Gabay ve Gazze için “yüksek temsilci” rolüyle Nikolay Mladenov bulunuyor. Mladenov’un, Barış Konseyi ile “Gazze’yi Yönetme Ulusal Komitesi” arasında saha bağlantısını yürüteceği belirtildi.

Bu arada İsrail, Hamas'a silahsızlanması için iki aylık bir süre tanıdı ve bunu uygulamak için yeniden savaş tehdidinde bulundu.


Netanyahu'nun ofisi: ABD'nin Gazze yönetim konseyiyle ilgili açıklaması İsrail politikasıyla çelişiyor

Netanyahu, farklı önceliklere sahip oldukları bir ortamda Trump ile görüştü
Netanyahu, farklı önceliklere sahip oldukları bir ortamda Trump ile görüştü
TT

Netanyahu'nun ofisi: ABD'nin Gazze yönetim konseyiyle ilgili açıklaması İsrail politikasıyla çelişiyor

Netanyahu, farklı önceliklere sahip oldukları bir ortamda Trump ile görüştü
Netanyahu, farklı önceliklere sahip oldukları bir ortamda Trump ile görüştü

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi dün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin birkaç gün önce Gazze'yi yönetmek üzere bir konsey kurulması yönündeki duyurusunun İsrail ile koordineli olmadığını ve İsrail politikasıyla çeliştiğini belirtti.

Ofis, İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın bu konuyu Amerikalı mevkidaşı Marco Rubio ile görüşeceğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre kurucu yürütme kurulu, "Barış Konseyi" vizyonunu ilerletmek amacıyla diplomasi, kalkınma, altyapı ve ekonomik strateji konularında uzman liderlerden oluşturuldu.

Konseyde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner yer alıyor. Konseyin icra kurulunda ise Kushner ve Witkoff’un yanı sıra Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, BAE Devlet Bakanı Rîm el-Haşimi, Katar Başbakanı’nın Stratejik İşler Danışmanı Ali ez-Zevadi, Kıbrıs vatandaşı İsrailli emlak iş insanı Yakir Gabay ve Gazze için “yüksek temsilci” rolüyle Nikolay Mladenov bulunuyor. Mladenov’un, Barış Konseyi ile “Gazze’yi Yönetme Ulusal Komitesi” arasında saha bağlantısını yürüteceği belirtildi.

dcf
ABD Başkanı Donald Trump, 29 Aralık 2025'te Florida'daki Mar-a-Lago'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile düzenlediği basın toplantısında konuşuyor (AP)

Açıklamada, Trump'ın konseyin başkanlığını bizzat üstleneceği ve diğer üyelerin önümüzdeki haftalarda açıklanacağı belirtildi.

Konsey başkanı, bu operasyonel modeli desteklemek üzere Aryeh Lightstone ve Josh Grunbaum'u Barış Konseyi'ne kıdemli danışman olarak atadı. Onlara, konseyin stratejisini ve günlük operasyonlarını yönetmek, yetkisini ve diplomatik önceliklerini disiplinli bir uygulama mekanizmasına dönüştürmek görevi verildi.


İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
TT

İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026

Ömer Önhon

İranlılar, 1979 devriminden sonra iktidarı ele geçiren rejimi protesto etmek için sayısız kez sokaklara döküldüler; bu, İslam Cumhuriyeti tarihinde çok tanıdık bir sahne haline geldi. Ancak bu kez, protestolar daha derin ve daha tehlikeli anlamlar taşıyor.

Protestoların itici gücü artık rejimin ideolojik ve baskıcı doğasıyla sınırlı değil; günlük yaşamın her yönünü etkileyen boğucu bir ekonomik krizi de içerecek şekilde genişledi. Öfke yayılırken, dikkat çekici bir gelişme yaşandı; geleneksel olarak rejimin destekçileri olarak kabul edilen ve daha önce protestolardan uzak duran Tahran Kapalı Çarşı tüccarlarının da protestolara dahil olması. Onların dahil olması, rejim için endişe verici bir değişimi temsil ediyor, ancak bu, rejimin yakın zamanda yıkılacağının kesin bir göstergesi değil.

Bu harekete karşılık olarak, İran makamları protestoları bastırmak için rejim güvenlik güçlerini, Devrim Muhafızlarını ve Besic olarak bilinen sadık milisleri büyük sayılarda sokaklarda konuşlandırdı. Tahminler, yaklaşık üç bin kişinin öldürüldüğüne, binlerce kişinin de yaralandığına ve tutuklandığına, gerçek can kaybının ise resmi rakamlardan üç veya dört kat daha yüksek olabileceğine işaret ediyor.

Krizi açıklarken, İran rejimi yaşananları ülkeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan yabancı müdahaleye ve ekonomiye olan ciddi etkisinden dolayı uluslararası yaptırımlara bağlıyor. Bu iddialar bir miktar doğruluk payı içerse de, krizin kökenleri çok daha derine iniyor ve esas olarak rejimin kendi içindeki yapısal dengesizliklerden kaynaklanıyor gibi görünüyor.

Enflasyon yüzde 45 ile 50 arasında seyrediyor, İran tümeni yabancı para birimleri karşısında değerinin önemli bir kısmını kaybetti, emekli maaşlarını ödeme sorunu kötüleşiyor ve İranlılar genel bir tükenmişlik ve bitkinlik duygusu yaşıyor. Halk her geçen gün daha da fakirleşirken, rejimin elitleri ve fırsatçıları, adaletsizlik duygusunu daha da artıran yaygın yolsuzluk ortamında servet biriktirmeye devam ediyor.

Ekonomik krizin yanı sıra, İran makamları yıllardır Tahran'daki hava kirliliği de dahil olmak üzere kronik sorunlarla başa çıkmayı başaramadı; bu sorunlara şimdi kuraklık krizi de eklendi. Bu arada, ülkenin kıt kaynakları, çoğu ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırılarla büyük ölçüde yok edilen çok sayıda silahlanma programına yönlendirildi.

İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor.

Suriye krizinin yankıları bölge ve dünya genelinde hâlâ tazeyken, nüfus ve doğal kaynaklar açısından Suriye'den çok daha büyük bir ülke olan İran'ın çöküşünün potansiyel etkileri düşünüldüğünde endişe daha da artıyor. Bu olasılık, bölgenin çok ötesine uzanan sarsıntılara neden oluyor. Dolayısıyla ilk soru şu: Rejim gerçekten devrilecek mi ve böyle bir değişimin maliyeti ne olacak? Bunu daha ağır bir soru izliyor: Eğer böyle bir durum yaşanırsa, sonrasında sahne nasıl görünecek?

Bu bağlamda, ABD ve İsrail, İranlı protestoculara açık desteklerini açıkladılar. Doğu ve Batı arasındaki ticaret ve enerji yollarında stratejik bir konuma ve yine dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip olan İran, ABD Başkanı Donald Trump için Gazze, Venezuela ve Grönland'a benzer bir başka cazip yatırım fırsatı olarak öne çıkıyor.

Trump, rejim protestocuları öldürürse müdahale tehdidinde bulundu ve İranlılara gösterilerinin ivmesini artırma çağrısı yaptı. Ancak, ölümlerin durduğuna ve rejimin protestocuları infaz etme planlarının olmadığına dair bilgilere sahip olduğuna dair son açıklamaları, gerçek niyetleri konusunda bazı belirsizlikler yarattı.

cdfgthy
İran'ın Tahran şehrinde bir kadın sokakta yürüyor, 15 Ocak 2026 (Reuters)

Buna paralel olarak, arka kapı diplomasisi yoluyla İran'ın bazı ABD talepleri karşısında geri adım attığına dair iddialar dolaşıyor. ABD kaynakları ve bilgi sahibi medya kuruluşları, ABD Başkanı’nın hâlâ seçeneklerini değerlendirdiğini ve olası bir askeri müdahalenin tam ölçekli bir işgalden ziyade sınırlı ve belirli olacağını bildiriyor.

Ancak, Venezuela ve başka yerlerde zaten yük altında olan ABD, herhangi bir çatışmanın kontrolden çıkabileceğini kabul ediyor. İran direnir ve karşı saldırı başlatırsa, Washington, bölgeye ve ötesine yayılacak öngörülemeyen sonuçları olan uzun süreli bir çatışmaya sürüklenebilir.

Bu bağlamda, üst düzey bir İranlı yetkilinin, ABD tarafından saldırıya uğramaları durumunda ülkelerinin Suudi Arabistan, BAE ve Türkiye'deki ABD üslerine saldırı düzenleyeceğini söylediği aktarıldı. Önlem olarak, ABD, Ortadoğu'daki en büyük ABD askeri üssü olan Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'nden bazı askeri personelini geri çekti.

İsrail ise, İran'da açıkça rejim değişikliği arayışında olup, yerine Şah dönemini anımsatan dost bir yönetimin gelmesini umuyor. Buna karşılık, Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman ve bölgedeki diğer ülkeler, askeri müdahale veya savaşın olumsuz sonuçları korkusuyla itidal çağrısında bulundular, topraklarının herhangi bir askeri operasyon için kullanılmasına izin vermeyeceklerini vurguladılar.

En çok endişe duyan ülkeler arasında Türkiye öne çıkıyor. İran ile ekonomik ve sosyal bağlarına rağmen, iki ülke Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'da bölgesel rakiplerdir; bu rekabet, Suriye'deki kriz ve iç savaş sırasında özellikle belirgin hale geldi.

Ankara, diğer bölgesel güçler gibi, askeri müdahalenin olumsuz sonuçlar doğuracağına inanıyor. Yeni bir kitlesel göç dalgası, Irak ve Suriye'dekine benzer bir Kürt sorununun ortaya çıkması ve enerji arzında aksamalardan korkuyor. Buna ek olarak, İsrail ile dost yeni bir İran yönetiminin kurulması endişesi de var; bu durum Türkiye için son derece rahatsız edici bir olasılık.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor

Bu bağlamda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, özellikle İsrail'i işaret ederek, bir dış müdahale olduğunu belirtti. İsrail’in İran'daki protestolardan istediği sonucu alamayacağını varsayması, rejimin çökmesi olasılığından şüphe duyduğu şeklinde yorumlanabilir.

Fidan, 24 saat içinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile iki telefon görüşmesi yaptı ve ayrıca ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile de temasa geçti. Bu, Türkiye'nin gerilimi kontrol altına alma ve durumu yatıştırma yönündeki diplomatik çabaları olarak görülebilir.

sdvfd
Lahey'de düzenlenen ve İran'daki kitlesel protestoları destekleyen bir mitingde göstericiler İran bayrakları ve pankartlar taşıdı, 10 Ocak 2026 (AFP)

Bu Türk yaklaşımı, Ankara'nın 2011'deki Suriye'ye yönelik tutumunu hatırlatıyor; o zaman da komşu ülke olarak Esed rejimini reformları uygulamaya, protestocuların taleplerini dinlemeye ve güç kullanmayı bırakmaya çağırmıştı. Ancak rejim o dönemde oyalamayı tercih etmişti.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor.

Buna karşılık, İran muhalefeti cesur ve kararlı görünüyor, ancak birleşik bir siyasi cephe ve tek bir birleştirici lider yokluğundan muzdarip. Bu boşlukta, bazı göstericiler, İran'ın son Şahı'nın oğlu ve ABD'de ikamet eden, son zamanlarda kendisini lider ve kurtarıcı olarak göstermeye çalışan Rıza Pehlevi'nin geri dönmesini talep ettiler.

Rıza Pehlevi’nin bir rolü olabilir, ama İranlıların çoğunluğunun, hatta rejime karşı olanların bile, Mollalar yönetimini 46 yıl önce devirdikleri ve nefret ettikleri bir monarşi sistemi ile değiştirmek isteyeceğine inanmak zor. Bununla birlikte, iç ve uluslararası güç mücadelelerinin karmaşık ağı göz önüne alındığında, tüm senaryolar muhtemel olmayı sürdürüyor.