Rusya ve Mısır Libya konusunda hemfikir

Moskova, Suriye’ye sağlanacak yardımların siyasal bir kart olarak kullanılmasına karşı çıkıyor. Kahire ise Esed rejiminden “gerekli adımları atmasını” bekliyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri dün Moskova'da bir araya geldi.(AFP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri dün Moskova'da bir araya geldi.(AFP)
TT

Rusya ve Mısır Libya konusunda hemfikir

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri dün Moskova'da bir araya geldi.(AFP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri dün Moskova'da bir araya geldi.(AFP)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri arasında Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel krizlerin ele alındığı kapsamlı bir görüşme gerçekleştirildi.
Rusya Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada Moskova-Kahire gündemindeki konuların önemine dikkat çekilirken, görüşmede bölgesel sorunları çözmek ve ikili ilişkileri ilerletmek için Rusya-Mısır iş birliğinin çeşitli alanlarda genişletilmesine yönelik çalışmalar yapıldığı belirtildi.
İki bakanın görüşme sonrası düzenlediği basın toplantısında, görüşmenin ilk bölümünde iki ülkeyi birbirine bağlayan büyük projelerde, özellikle de el-Daba bölgesinde Rus teknolojisi ile inşa edilmesi planlanan Mısır’ın ilk nükleer santrali ve Süveyş Kanalı yakınında kurulması planlanan Rus sanayi bölgesi projelerine odaklanıldığı ifade edildi.

Kahire ve Moskova Libya’da aynı safta
Siyasi gündem başlıklarında ise iki bakan, Libya'daki durumu ve Ortadoğu'daki sorunları ele aldı. İki bakan, Libya'da çözüm sürecinin ve taraflar arasındaki diyaloğun Birleşmiş Milletler himayesinde sürdürülmesinin ve seçimlerin kararlaştırılan tarihte yapılmasının önemi konusunda ortak tavır sergilediler. Ayrıca iki bakan, Türkiye’nin Batı Libya’daki unsurlarına atıfla "tüm yabancı güçlerin Libya'yı terk etmesinin" önemini vurgularken, Lavrov, Rusya’nın, yabancı güçlerin kademeli olarak geri çekilmesi tutumunu benimsediğini belirtti.
Filistin dosyasında ise iki taraf, uluslararası kararlar temelinde hareket edilerek "iki millet için iki devlet" ilkesinin uygulanmasını sağlayacak bir çözüm yolu bulunması gerektiğini vurguladı.

Nahda Barajı krizi
Toplantıda "Nahda Barajı" dosyası da ele alındı. Mısır Dışişleri Bakanı Şukri, Rusya'nın krizle ilgili tutumundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Bu konunun Güvenlik Konseyi'nde ele alınması sırasında Rusya’nın Mısır'a gösterdiği desteğe övgüde bulundu. Şukri, “Bu konuda, uluslararası hukukla bağdaşmayan tek taraflı politikalardan uzak ve tüm tarafların haklarını güvence altına alan bağlayıcı bir yasal çözüme ulaşmak için Moskova ile iş birliği yapmayı sabırsızlıkla bekliyoruz" açıklamasında bulundu.

Rusya İdlib’e saldırabilir
Görüşme sonrası yapılan basın toplantısına da yansıdığı üzere tüm bu dosyaların yanı sıra görüşme, ana konu olarak Suriye’deki duruma odaklandı.
Lavrov, Moskova'nın, Suriye'ye insani yardım sağlanmasının siyasal bir karta dönüştürülmesine karşı olduğunu vurguladı. Yıllardan beri devam eden krizin yansımalarını aşmak için Suriye’ye yardım sağlanmasının ve 2254 sayılı BMGK Kararı temelinde siyasi bir çözüme ulaşılmasının kaçınılmaz olduğunu belirtti. Ayrılıkçı eğilimleri kabul etmeyeceklerini belirten Lavrov, İdlib bölgesindeki terör tehdidinin devam ettiğine dikkat çekerek, Moskova’nın, "bölgede mevzilenen terörist grupların Suriye ordusuna ve Rus güçlerine saldırılar düzenlemeye devam etmesinden" endişe duyduğunu dile getirdi.
“Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) grupları başta olmak üzere hangi isimde olursa olsun tüm terörist grupların bölgeden çıkarılması hususunda daha önce yapılan anlaşmaya” değinen Rus bakan, bu anlaşmaların mutlaka hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti ve “Nihai hedefimiz tüm bu terörist grupları ortadan kaldırmaktır” dedi.

Türkiye ve ABD’nin Suriye’deki varlığı
Türk yetkililerin, “Suriye’de diğer ülkelerin güçleri olduğu müddetçe Ankara’nın da bölgedeki güçlerini geri çekmeyeceği” yönündeki açıklamaları karşısında Rusya’nın tutumunun ne olacağı sorusuna karşın Lavrov, “Rusya, Rus-Türk anlaşmasının uygulanmasın son derece önemli olduğu teyit etmektedir. 2254 sayılı BMGK kararı ise Suriye topraklarının birliğini ve egemenliğini teyit ediyor. Bu karara göre Suriye hükümeti tarafından davet edilen güçler, Suriye topraklarında var olma hakkına sahiptir” dedi. Lavrov, Washington'un sadece ordusuyla değil, aynı zamanda özel güvenlik şirketleri aracılığıyla da bölgede bulunduğunu kaydederek, “Suriye’deki Amerikan varlığı tam olarak geri çekilmiş değil” dedi.
Türkiye'nin tutumuyla ilgili olarak Lavrov, "Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rus tarafıyla yaptığı tüm görüşmelerde Türkiye'nin Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyduğunu tekrar tekrar dile getiriyor. Çözüm süreci başlarsa, biz Türkiye’nin bu tutumuna güveneceğiz” dedi.

Kahire-Şam ilişkileri
Mısır Dışişleri Bakanı Şukri ise konuşması sırasında, görüşmede Suriye'deki durumu ve Suriye krizinden uluslararası kararlara uygun bir şekilde nasıl çıkılacağının tartışıldığını belirtti.
Birkaç gün önce New York’ta Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad’la yaptığı görüşme ve bunun Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönüşünün başlangıcı olup olmadığına dair sorular karşısında Şukri, “New York’taki görüşme, Suriye’nin krizden çıkması ve Arap Birliği’ne geri dönmesi için Mısır’ın ne gibi katkılar sağlayabileceğini tartışmayı hedefliyordu” dedi.
Suriye Dışişleri Bakanı Mikdad’la yaptığı görüşmeyi "Suriye’deki karmaşık krizçerçevesinde son derece önemli” olarak nitelendiren Şukri, “Mısır, Suriye halkının son 10 yıldır çok büyük zararlar gördüğü bu krizin son bulması için çok istekli. Suriye, Arap ulusal güvenlik sisteminin ayrılmaz bir parçası. Tarihsel olarak da Mısır-Suriye ilişkileri her zaman özel bir öneme sahip olmuştur” açıklamasında bulundu.
Mısırlı bakan, bu görüşmenin müzakerelerin birinci turu olduğuna işaret ederek, “Bundan sonra, siyasi çözümün aşama kaydetmesi, Anayasa Komisyonu’nun çalışmalarının etkinleştirilmesi ve Suriye halkının acılarının dindirilmesi için Şam hükümetinin atacağı adımları bekleyeceğiz. Mısır her zaman, güvenlik ve istikrar sağlayan, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygıya dayanan ve çatışmayı durdurmak için uzlaşma ilkesini esas alan bir çözüm bulunması çağrısında bulunmuştur” dedi.
Şukri, Moskova ziyaretinden önce bu konuda yaptığı açıklamalarda şu ifadeleri kullanmıştı: "Elbetteki Suriye halkı son on yılda çok acı hadiseler yaşadı. Ancak günümüz itibariyle önemli bir gelişme var. Silahlı çarpışmalarda eskiye göre azalma yaşanıyor. Bu durumdan istifade ederek Suriye halkının özlemini gerçekleştirmek ve onları son yıllarda maruz kaldıkları acılardan kurtarmak için krizi sonlandıracak bir çözüm yolu bulmak daha da önemli hale geldi. Mısır her zaman kardeşlerine yardım etmeye, halkın iradesini desteklemeye ve herhangi bir komplo veya hedef göstermeden maslahat ve düşünce temelinde anlaşmaya çalışır. Suriye’de son 10 yılda meydana gelen olaylarda Mısır’ın hiçbir dahli olmamıştır. Dolayısıyla, Mikdad ile görüşmemizin kabul edilebilir ve ilerlemeye açık olduğunu düşünüyorum.”
Şukri, görüşmeyi “iki halk ve iki hükümet arasındaki ilişkilere son derece ilgi gösteren açık sözlü bir görüşme” olarak nitelendirdi ve “Mısır, Suriye'nin bu krizden çıkmasında ve Arap ulusal güvenliği çerçevesindeki konumunu geri kazanmasında aktif bir rol oynayabilir” dedi.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.