Ürdün İstihbarat Direktörü: Suriye ile ilişkilerin yeniden başlaması için yeni bir vizyon geliştirildi

Direktör, Şarku’l Avsat da dahil olmak üzere medya kuruluşlarının temsilcilerini içeren açık bir oturumda konuştu.

Ürdün Genel İstihbarat Direktörü Tümgeneral Hatukay, bir grup medya uzmanıyla birlikte (Şarku’l Avsat)
Ürdün Genel İstihbarat Direktörü Tümgeneral Hatukay, bir grup medya uzmanıyla birlikte (Şarku’l Avsat)
TT

Ürdün İstihbarat Direktörü: Suriye ile ilişkilerin yeniden başlaması için yeni bir vizyon geliştirildi

Ürdün Genel İstihbarat Direktörü Tümgeneral Hatukay, bir grup medya uzmanıyla birlikte (Şarku’l Avsat)
Ürdün Genel İstihbarat Direktörü Tümgeneral Hatukay, bir grup medya uzmanıyla birlikte (Şarku’l Avsat)

Ürdün’de düzenlenen bir oturumda konuşan Genel İstihbarat Direktörü Tümgeneral Ahmed Hüsni Hatukay, ​​bir grup Ürdünlü gazeteci ve yazara ülkedeki güvenlik ve siyaset sahnesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Oturumdaki görüşler, iç ve dış meselelerle ilgili birçok kritik soruyu yanıtlarken yalın değildi. Suriye ile ilişkilerin yeniden başlaması, siyasi reform sürecine destek ve bölgesel ve yerel olarak radikalizm ve terörle mücadelede kurumun rolü, oturumun ana başlığını oluşturdu.
Oturumda 4 saatten fazla bir süre siyaset ve güvenlik yaklaşımları üzerinde duruldu. Ülkenin güvenlik kurumuna başkanlık eden Hatukay’ın Mayıs 2019 başlarında göreve gelmesi, istihbarat biriminin Ürdün meselesiyle ilgili politikaları açısından ilerleyen dönemin özelliklerini belirledi.
Tümgeneral Hatukay, bölgesel ve uluslararası ittifakların karmaşık haritası karşısında göz ardı edilemeyecek bir ‘oldu bittiye’ uzanan siyasi bir yaklaşım ortasında, Suriye ile ilişkilerin yeniden başlaması için yeni bir vizyon ortaya koydu. Bu yaklaşım, sınırların açılması ve ticaret ile ilgili olarak yakın zamanda açıklanan bir dizi Ürdünlü yetkilinin kararında da açıkça görülüyor.
Ülkenin en yüksek güvenlik yetkilisi olarak Tümgeneral Hatukay’ın Suriye meselesinde ifade ettiği tutum, Krallığın, ‘Rusya- Suriye- Ürdün’ uzlaşıları aracılığıyla kriz yılları boyunca güneydeki ‘bazı müdahaleler’ dışında Suriye işlerine müdahaleden kendisini uzak tuttuğunu ortaya koydu.
Hatukay, bu noktada Ürdün’ün Suriye’ye karşı herhangi bir eylemin kuvözlerinden biri olmadığını dile getirdi. Tümgeneral, güney sınır bölgesinin Ürdün ile istikrarının, bu husustaki en önemli stratejik hedef olduğunu ve öyle kalacağını vurguladı.
Tümgeneral Hatukay, Suriye rejim güçlerinin bugün topraklarının yüzde 65’ini kontrol ettiğini iddia ederken, toprakları üzerindeki kontrolünü geri kazanma görevinde kendisini destekleyen bölgesel tarafların niteliği hakkında ise yorum yapmadı. Suriye krizinin ülkenin kuzeydoğu bölgelerindeki endişeler ortasında hala etkin olduğunu söyleyen yetkili, bölgenin güvenliğini hala hedef almaya çalışan terör örgütleri için kuluçka merkezlerinin var olduğunu dile getirdi. Tümgeneral Ahmed Hüsni Hatukay, Suriye- Irak sınırına yakın Haseke bölgesinde bulunan el-Hol kampındaki krize ve Suriye krizinin koşulları nedeniyle kampın çevresindeki insani ve güvenlik durumuna da değindi.
Tümgeneral, son yıllarda iki istihbarat servisi arasında ve amacı Suriye’nin güneyinde sükuneti korumak olan bir ulusal güvenlik planı dahilinde, Ürdün ve Suriye arasındaki stratejik ilişkinin sürekliliğine dikkati çekti.
Tümgeneral Hatukay, sınırların sürekli olarak kapatılmasıyla ilgili olarak ise Ürdün değerlendirmesinin, Ürdün Krallığı’nın ‘kuzey sınırlarını kapatma politikasına tahammül zorluğu’ ortasında Ürdün- Suriye ilişkisini ‘çerçeve içine almaya’ çalıştığını söyledi. Yetkili, iki ülkenin güvenlik ve ekonomi konuları başta olmak üzere ortak konularda iş birliği hatlarını yeniden açma ihtiyacı ışığında, Şam ile iş yapmanın kaçınılmaz olduğunu ifade etti.

Kaçakçılık korkuları
Ürdün İstihbarat Direktörü, uyuşturucu ve silah kaçakçılığındaki artışla birlikte Krallığın güvenliğini hedef almaya çalışan sınır ötesi terörist unsurların kaçakçılık oranındaki artış konusunda endişelerini dile getirdi. Üst düzey güvenlik yetkilisi, Suriye’de yoksulluk ve açlığın yayılmasının, ‘dışlanmış nesiller arasında radikalizmi körüklemeye’ katkı sağladığını ve onları terör örgütleri için savunmasız hale getirdiğini belirtti. Tümgeneral, geçmiş yıllarda bu radikalizm yanlısı grupların egemenliği altında büyüyen çocukların, bu örgütlerin saflarında edindikleri inançların değişmesine ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Hatukay, ​​Ürdün Genel İstihbarat Teşkilatı’nın 2019’dan toplantı tarihine kadar gerçekleşen 120 operasyona ilişkin hayal kırıklığına da değinirken, Ürdün istihbaratı çabalarının, Krallığı hedef alan 52 terör planını engellediğini ve bu saldırılara karışan 103 kişiyi tutukladığını belirtti.
Tümgeneral Hatukay, terörle mücadeleye yönelik uluslararası çabaların bir parçası olarak Krallığın, Avrupa’nın farklı bölgelerinde ve dünya ülkelerinde 68 terör planını engellemeye katkıda bulunduğunu vurguladı. Tümgeneral ayrıca, “Krallık genelinde terör unsurlarının 95 kaçakçılık faaliyetinin yanı sıra silah ve uyuşturucu kaçakçılığı operasyonları engellendi ve bu operasyonlara karışan 249 kişi tutuklandı” dedi.
Hatukay, geniş bir güvenlik ve istihbarat ölçeğinde çabaları koordine etmeyi gerektiren zorluklara da değindi. İstihbarat Direktörü, Krallığın güvenliğinin Irak ve Suriye’deki terör örgütleri aracılığıyla hedef alınmasına yönelik girişimlerin devam ettiğini yineledi. Ürdün istihbarat servisinin siber güvenlik alanlarındaki büyük çabaları da dahil olmak üzere, tüm başarılara rağmen tehlikenin hala ‘mevcut’ olduğunu vurgulayan yetkili, Ürdünlü gençlerin radikalizm yanlısı terör örgütleri bünyesine dahil edilmesi yoluyla sosyal medya platformlarının tehlikesinin hala devam ettiğine dikkati çekti. Tümgeneral Hatukay, radikalizmin ve örgütlerin gençleri işe alarak yanlarına çekme çabalarının sadece bölgeyi değil Batı toplumlarını da etkileyeceği konusunda uyardı. Sosyal medya uygulamalarına dikkati çeken yetkili, gençleri ve toplumları radikalizme ve kaosa çekmeye yönelik planlar içinde kullanılan araçlar olduğunu ifade etti.

Suriye muhalefeti ve Ürdün
Suriyeli muhalif liderlerin Ürdün’deki varlığı ve muhalefetin elindeki platformların Ürdün-Suriye yakınlaşması planına ‘saldırı’ girişimleri hakkında da konuşan Hatukay, Ürdün’deki tüm Suriyelilerin, kriz yıllarında yaşanan insani durumun dayattığı koşullarla muamele gördüğünü dile getirdi. Krallığın Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapmak için yeteneklerini kullandığını söyleyen Tümgeneral, Ürdünlüler ve Krallıkta ikamet eden diğer kişiler için geçerli yasalara tabi oldukları sürece Ürdün topraklarında ikamet eden herhangi bir Suriyeli için suiistimalin kabul edilmeyeceğini vurguladı.
Katılımcı gazetecilerin açıklamalarını da dikkatle dinleyen Tümgeneral Ahmed Hüsni Hatukay, yaklaşık 1,3 milyon Suriyeli mültecinin ülkeye sığınmasıyla birlikte Ürdün’ün karşı karşıya olduğu bir dizi ekonomik, güvenlik ve siyasi zorluğa da değindi. Yetkili, “Bu durum su, elektrik ve yol şebekeleri de dahil olmak üzere ulusal altyapı üzerinde baskı oluşturdu. Ayrıca bu baskı, Suriyeli mülteci kamplarındaki mültecilere koronavirüs aşısı dağıtımı da dahil sağlık ve eğitim hizmetlerini kapsıyor” dedi.
Yetkili, yüksek kamu bütçe açığı nedeniyle artan ekonomik baskıya ve Suriyelilerin yerel pazara katılımı karşısında piyasa güçlerinin dengesizliğine dikkati çekerken, bunun Ürdünlü gençler arasında işsizlik rakamlarının artmasına neden olduğunu söyledi. Tümgeneral, “2018 yılından bu yana Krallık’ta ikamet eden toplam Suriyeli mültecinin sadece 34 bininin ülkelerine döndüğü göz önüne alındığında, ekonomik ve sosyal baskıların öngörülebilir gelecekte devam etmesi muhtemeldir” şeklinde konuştu.
Öte yandan Tümgeneral Hatukay, Ürdün’ün ‘ikili ilişkilerin eski dönemdeki koşullarına döndürülmesi ve su meselesi üzerinde uzlaşı sağlanması’ için yeni anlaşmalar yapılması yönünde bir önceliği bulunduğunu söyledi.
Ürdün İstihbarat Direktörü, Suriye ile yakınlaşmanın ve tüm Suriye topraklarında sakinlik fırsatının sağlanmasının, Krallığın kardeş ülkelere destek sağlama konusundaki değişmezleri ile uyumlu olduğunu açıkladı. Yetkili, batı elektrik enterkonneksiyon projesinin (Mısır- Ürdün- Suriye- Lübnan) yeniden canlandırılmasının ve Mısır gazının Ürdün ve Suriye üzerinden Lübnan’a ihraç edilmesinin, enerji stoklarındaki büyük kıtlığın bir sonucu olarak Lübnan ekonomisinin karşı karşıya olduğu felaket senaryolarına son vereceğini belirtti.
Tümgeneral Hatukay, ​​ülkesinin Suriye krizine siyasi çözüm bulma konusundaki tutumuna bağlı olduğunu dile getirirken, Suriye topraklarında tanık olunan herhangi bir istikrarın, iki kardeş komşu arasındaki bölge içi ticaretin dönüşü yoluyla kaçınılmaz olarak Ürdün ekonomisine yansıyacağını belirtti.
Tümgeneral, komşu ülkelerle güvenlik sorunlarına değinirken, olayların karmaşık uluslararası koşullar ışığında hızlanmasının, karar vericinin yüksek ulusal çıkarları koruyan seçenekleri ve alternatifleri incelemesini gerektirdiğini belirtti. Tümgeneral Hatukay, Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın uluslararası arenada, komşuların çalkantılı koşullarına uyum sağlama çabalarına ve ilgili ülkelerdeki etkileriyle mücadeleye de dikkati çekti.
Güvenlik yetkilisi, yaptığı açıklamada Arap güvenlik ve istihbarat organlarının çabalarını koordine etme bağlamında 2019 yılında kurulan ve bu yıl Ürdün’ün başkanlığını yaptığı Batı İstihbarat Forumu’nun oluşturulmasının önemine vurgu yaptı. Tümgeneral Hatukay, forumun ‘bölgedeki güvenlik ve istikrar sisteminin güçlendirilmesine hizmet etmek amacıyla ve bilgi alışverişi kolaylığı yoluyla’ zorluklarla yüzleşmek ve önleyici tedbirler üzerinde anlaşmak hususunda ortak bir dil üretmeyi başardığını açıkladı.

Yerel kararlar
Yerel olarak, 1964 yılında kurulan Genel İstihbarat Teşkilatı’nın 14. direktörü olan Hatukay, yaptığı açıklamada Pazar günü Ürdün Kralı’na teslim edilen Siyasi Sistemi Modernize Etme Kraliyet Komitesi’nin tavsiyelerini destekleme konusunda önde gelen güvenlik kurumunun tavrına ilişkin olarak tüm spekülasyonları çözüme kavuşturdu. Yetkili, kurumun tek tavrının, inceledikten sonra tavsiyeleri desteklemek olduğunu dile getirdi.
Kurumunun, Kraliyet Komitesi üyeleri tarafından uzaşı sağlanan koşullara olan inancına dikkati çeken Hatukay ayrıca, devletin canlılığını yansıtacak şekilde sürekli değerlendirme, ölçme ve geliştirmeye tabi olmak kaydıyla, gelecekte ortaya çıkacak reformist gerçekliğe desteğini ifade etti.
Öte yandan Siyasi Sistemi Modernize Etme Kraliyet Komitesi, anayasa değişikliği taslağını ve iki seçim ve parti kanununu onayladı. Seçim kanununda yapılan değişiklikler, ‘Temsilciler Meclisi’ndeki sandalyelerin yüzde 30’u oranında partilere ayrılan parti sandalyeleri kanununu, adaylar arasında sonuçların hesaplanmasında kararlılık ilkesinin onaylanmasını, kadınlara ayrılan koltuk kontenjanının yanı sıra Krallık’taki seçim bölgelerinin sayısının azaltılmasını ve gençlerin adaylık yaşının 25’e indirilmesini’ kapsadı. Aynı şekilde komitenin partiler kanun taslağında yer alan tavsiyeleri de onaylanırken değişikliklerde, herhangi bir kovuşturma yapılmaksızın üniversite öğrencilerinin parti çalışması ilkesinin yasallaştırılması da yer aldı.
Hatukay, gerçekçi ve uygulanabilir çözümler taşıyan partizan programlar uyarınca hukuk çerçevesinde ve aidiyet korkusunu ortadan kaldıracak şekilde ulusal parti çalışması koşuluyla, Taraflar Kanunu’nda yapılan değişiklikten sonra partizan çalışma olanaklarına destek verildiğini ifade etti.
Muhafazakâr siyasi elitler arasındaki demokratik sürecin gelişimine dair korkular hususunda, çoğu Ürdün yerel basın kuruluşlarını temsil eden gazetecilerin sorularına doğrudan yanıt veren Tümgeneral Hatukay, ülkesinin yürürlükteki yasalarla yönetilen demokrasiden korkmadığını vurguladı. Yetkili, “Küreselleşmenin değerlerinden etkilenmeleri ve gelişmiş ülkelerin deneyimlerine tanık olmaları sonrasında genç nesil, yeni bir dille tanıştı. Bu durum, modernleşme ve kalkınmada devlet kurumlarının nesillerin gereksinimlerine ayak uydurmasını zorunlu kılmaktadır. Ayrıca bu, ‘herkesin sorumluluk ortağı olmasını sağlayan ulusal karar alma süreçlerine katılma’ hedefine hizmet eder” açıklamasında bulundu.

Esed, Ürdün Kralı’nı 10 yılın ardından ilk kez aradı
Ürdün Kralı ve Esed arasındaki telefon görüşmesi iki ülke arasındaki yakınlaşmayı destekliyor



Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.


Medeniyet Kartalları... Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme

Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
TT

Medeniyet Kartalları... Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme

Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)

Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkiler, bölgede yaşanan gerilimlerin gölgesinde Medeniyetin Kartalları 2026 ortak hava tatbikatının başlamasıyla yeni bir iş birliği aşamasına giriyor.

İki ülke arasında son iki yılda gerçekleştirilen ikinci tatbikat olma özelliğini taşıyan eğitim, Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme kazandırıyor. Mısırlı askeri ve stratejik bir uzman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, tatbikatın ilerleyen dönemde daha kapsamlı bir askeri iş birliğine dönüşebileceğini belirtti. Uzman, bunun Mısır’ın askeri üretimde tedarik kaynaklarını çeşitlendirme politikası çerçevesinde gerçekleşebileceğini ifade etti.

Mısır ordusu, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, Mısır-Çin ortak hava tatbikatı Medeniyet Kartalları 2026’nın başladığını duyurdu. Açıklamada, farklı modellerde çok amaçlı savaş uçaklarının katıldığı tatbikatın, birkaç gün boyunca Mısır’daki çeşitli hava üslerinde gerçekleştirileceği belirtildi. Tatbikatın, iki ülke arasında düzenlenen ortak manevraların ikinci ayağı olduğu kaydedildi.

DFRGTHY
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı etkinliklerinden bir kare (Askeri Sözcü)

Tatbikatın ilk aşamalarında, iki taraf arasındaki muharebe anlayışının ortaklaştırılması amacıyla teorik ve uygulamalı dersler gerçekleştiriliyor. Bunun yanı sıra ortak uçuşlar düzenleniyor, planlama çalışmaları ile müşterek hava operasyonlarının yönetimine ilişkin eğitimler veriliyor.

Mısır ordusunun açıklamasına göre tatbikat, katılan güçlerin deneyim paylaşımında bulunmasını ve becerilerini geliştirmesini hedefliyor. Eğitim, Mısır Silahlı Kuvvetleri’nin kardeş ve dost ülkelerin ordularıyla gerçekleştirdiği ortak tatbikatlar programı kapsamında düzenlenirken, farklı askeri alanlarda iş birliği ilişkilerinin desteklenmesi ve güçlendirilmesi amaçlanıyor.

Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Chen Shi, 14 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında, tatbikatın eylül ayının başında sona ereceğini belirterek bunun iki ülke hava kuvvetleri arasındaki ikinci ortak eğitim olduğunu söyledi.

Shi’ye göre tatbikatta hava muharebesi taktikleri, hava üstünlüğü operasyonları, muharebe arama ve kurtarma faaliyetlerinin yanı sıra kuvvetlerin sevk ve kullanımına yönelik eğitimlere odaklanılacak. Ortak eğitimin karşılıklı güveni ve iki ülke arasındaki geleneksel dostluğu güçlendirmeye, iki ordu arasındaki uygulamalı iş birliğini derinleştirmeye ve bölgesel barış ile istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaya devam edeceği belirtildi.

Tatbikatın ilk ayağı ise Nisan 2025’te Medeniyet Kartalları 2025 adıyla düzenlenmişti. Mısır’daki hava üslerinden birinde gerçekleştirilen tatbikata, farklı modellerde çok amaçlı savaş uçakları katılmıştı.

Askeri ilişkilere ivme kazandırmak

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Semir Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu eğitimin iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin güçlendirilmesine doğrudan katkı sağladığını belirtti. Ferec, Medeniyet Kartalları tatbikatlarının düzenlenmeye devam etmesinin ilk tatbikatın başarılı olduğunun göstergesi olduğunu ifade etti. Çin savaş uçaklarının ortak eğitim için Mısır’a gelmesinin, Pekin’in bu iş birliğinden önemli ölçüde fayda sağladığını gösterdiğini vurguladı.

Ferec, söz konusu iş birliğinin doğal çerçevesinde değerlendirilmesi ve Mısır’ın dünyanın farklı ülkeleriyle yürüttüğü askeri ilişkilerin bir parçası olarak ele alınması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Bu tatbikata olduğundan daha fazla anlam yüklememeliyiz. Mısır, ilişkilerini çeşitlendirmesiyle bilinen bir ülke. Dünyada en fazla ortak tatbikat gerçekleştiren ülke Mısır’dır. Biz de diğer ülkeler de bu tatbikatlardan fayda sağlıyoruz.”

Genişleyen iş birliği

Çin ile Mısır arasındaki askeri iş birliği daha önce de İsrail’in endişelerine neden olmuştu. Şubat 2025’te İsrail medyasında, Mısır’ın uzun menzilli havadan havaya füzelerle donatılmış Çin yapımı J-10C savaş uçaklarını edinmesinin İsrail güvenlik kurumlarında ciddi kaygılara yol açtığı yönünde haberler yayımlanmıştı.

İbranice yayın yapan kaynaklar o dönemde, İsrail’i asıl endişelendiren unsurun Çin yapımı savaş uçağı değil, Çin’in uzun menzilli havadan havaya füzesi olduğunu belirtmişti. Mısır Hava Kuvvetleri’nin daha önce sahip olmadığı bu silahın, Mısır savaş uçaklarının İsrail uçaklarını görüş mesafesine girmeden hedef almaya çalışmasına imkân sağlayabileceği ifade edilmişti.

Bunun ardından ABD merkezli National Interest dergisi, aralık ayında Mısır’ın gelişmiş bir insansız hava aracı (İHA) filosu üretmek üzere Çin’e yöneldiğini yazmıştı. Dergi, bu adımın Mısır’ın doğu sınırlarındaki İsrail kaynaklı saldırgan tutumlara karşı koymayı amaçladığını aktarmıştı.

Tatbikatın belirli silah anlaşmalarıyla bağlantılı olduğu yönündeki iddialara da değinen Ferec, J-10 veya başka modellerde savaş uçaklarının satın alınmasına ilişkin konuların mevcut tatbikatın kapsamı dışında olduğunu belirtti. Ferec, “Tatbikatın bununla hiçbir ilgisi yok” dedi.

Ferec, Mısır-Çin askeri ilişkilerinin daha kapsamlı bir ortaklığa doğru ilerlediğine dikkati çekerek, özellikle Mısır’da yerli olarak üretilen insansız hava araçları alanındaki mevcut iş birliğinin önemine işaret etti. Bunun yanı sıra ortak eğitim ve ortak savunma sanayisi üretimi alanlarında da daha fazla askeri iş birliği yapılacağını vurguladı.

Mısır ile Çin arasındaki ilişkilerin köklü bir geçmişi bulunuyor. Geçtiğimiz mayıs ayında iki ülke, 30 Mayıs 1956’da başlayan diplomatik ilişkilerin 70’inci yıl dönümünü kutladı. Mısır, o tarihte Çin ile resmi ilişkiler kuran ilk Arap ve Afrika ülkesi olmuştu.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Mayıs 2024’te Pekin’de, Mısır-Çin Ortaklık Yılı’nın başlatıldığını duyurmuştu. Bu adım, iki ülke arasında ‘kapsamlı stratejik ortaklık’ ilişkilerinin kurulmasının 10’uncu yıl dönümüne denk gelmişti.


Ali et-Tahir savaşı… Hizbullah’ın yeteneklerinin sınanması

Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
TT

Ali et-Tahir savaşı… Hizbullah’ın yeteneklerinin sınanması

Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)

Ali et-Tahir Tepeleri için verilen mücadele, Hizbullah’ı yalnızca tepeyi savunma ve düşmesini önleme kapasitesi açısından değil, aynı zamanda son dönemde geliştirdiği askeri stratejilerin etkinliğini kanıtlama açısından da zorlu bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Zira geleneksel stratejiler, son iki yılda İsrail’in askeri ve teknolojik üstünlüğüne karşı koymakta başarısız oldu.

Peki İsrail, ateş gücü, hava gücü ve istihbarat faaliyetleriyle bölgedeki gücü kuşatarak direniş kapasitesini ortadan kaldırabilecek mi? Yoksa Hizbullah’ın yer altında hazırladığı tahkimatlar, tüneller, depolar ve savaş kapasitesi, İsrail güçlerini yıpratmayı sürdürmesi ve çatışmanın süresini uzatması için ona hareket alanı sağlayabilecek mi?

Manevra kabiliyeti

Emekli Tuğgeneral Beha Helal, Hizbullah’ın askeri durumuna ilişkin değerlendirmesinde, “Toprak, Hizbullah açısından hâlâ stratejik değer taşıyor. Ancak kontrol edilen bir bölgeden açık ve gözetim altındaki bir alana dönüşmesi halinde savunma açısından taşıdığı değer kendiliğinden azalıyor… Hizbullah’ın asıl gücü yalnızca tepenin zirvesini elinde tutmasında değil, özellikle derinlikte ve çevrede faaliyet gösterebilme kapasitesinde yatıyor. Buna karşılık İsrail, hava ve istihbarat üstünlüğünü kalıcı bir kara üstünlüğüne dönüştürmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

CSDFVBG
Nebatiye şehrinin doğusunda yer alan Ali et-Tahir Tepeleri (Şarku’l Avsat)

Helal, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah’ın karşı karşıya olduğu temel zorluk, manevra kabiliyetini korumak. İsrail bölgede kalıcı bir varlık oluşturmayı, yükselti çevresinde bir tampon bölge kurmayı ve Hizbullah’ın hareket etmesini engellemeyi başarırsa, güç dengesi kademeli olarak İsrail’in lehine değişmeye başlar” değerlendirmesinde bulundu.

Bu bağlamda yer altı tahkimatları, savunma tarafının yararlanabileceği en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu tahkimatlar, hava üstünlüğünün etkisini azaltmaya, belirli ölçüde süreklilik ve hayatta kalma kapasitesini korumaya ve savaşın yalnızca yüzeyin kontrol altına alınmasıyla sonuçlanmasını engellemeye olanak sağlıyor. Ancak Helal, bombardımanlara karşı koruma sağlayan tahkimatların, çevresindeki bölgenin kuşatılmış veya izole edilmiş bir alana dönüşmesi halinde tersine bir yük haline gelebileceği uyarısında bulundu.

Yer altındaki tesisler izole ceplere mi dönüştü?

Helal’e göre Ali et-Tahir savaşında temel soru da burada ortaya çıkıyor: “Yer altındaki tesisler hâlâ bütünleşik bir manevra ve iletişim ağı oluşturuyor mu, yoksa birbirinden izole ceplere mi dönüştü?”

Helal, karar alma, alınan kararı iletme ve uygulama kapasitesinin yanı sıra baskı altında iletişim kanallarını korumanın Hizbullah’ın karşı karşıya olduğu en önemli sınamalar arasında yer alacağını belirtti. Ancak Hizbullah’ın tarihsel olarak belirli ölçüde ademi merkeziyetçilik ve esneklik üzerine kurulu yapısının, bir mevzinin veya yerel bir komutanlığın hedef alınmasının bütün yapının çökertilmesi için mutlaka yeterli olmayabileceğini ifade etti.

Helal, Hizbullah’ın güçlü yönleri arasında coğrafyaya hâkimiyetini, örgütsel derinliğini, dağlık arazinin özelliklerinden yararlanma kapasitesini ve mevzilerini kaybetmesine rağmen faaliyetlerini sürdürebilme kabiliyetini sıraladı. Buna karşılık en önemli zayıflıkların ise İsrail’in istihbarat ve hava gücündeki üstünlüğü ile kuşatılma riski olduğunu belirtti.

İsrail’in Ali et-Tahir’i Hizbullah’ın daha geniş operasyonel alanından ayırmayı başarmasının, burada bulunan gücü daha zorlu bir savunma pozisyonuyla karşı karşıya bırakacağını söyleyen Helal, köylerin, yolların ve evlerin tahrip edilmesinin de stratejik açıdan ciddi bir baskı oluşturduğunu ifade etti. Helal’e göre bunun nedeni, yerel güçlerin hareket ettiği sosyal ve coğrafi ortamın bir bölümünü hedef alması.

Tünel ağı

Bunun yanı sıra emekli Tuğgeneral George Nader, Ali et-Tahir Tepesi’nin Lübnan Nehri’nin kuzeyindeki geniş bir bölgeye ve güneyindeki geniş kesimlere hâkim olması nedeniyle büyük taktik öneme sahip olduğunu belirtti. Nader, tepenin daha önce İsrail işgali altında bulunması nedeniyle tarihsel bir sembol niteliği taşıdığına da dikkat çekti.

HYJUI
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir Tepeleri’nin zirvesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)

Nader, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, elde ettiği bilgilere göre tepenin Rıdvan Güçleri komutanlığı açısından önemli bir mevzi olduğunu ifade etti. Tepede mühimmat, lojistik, füze ve insansız hava araçları (İHA) ile savaşçılar ve operasyon merkezleriyle bağlantılı yer altı tesisleri ve tünel ağının bulunduğunu belirtti.

Bir pazarlık kozu

Nader, İsrail’in tepeyi kontrol altına almasının, özellikle askeri kontrolü sahada kalıcı bir duruma dönüştürmeyi başarması halinde, müzakerelerin gelecek turlarında elini güçlendireceğini ve şartlarını dayatma kapasitesini artıracağını düşünüyor.

İsrail’in sahip olduğu yıkıcı ve teknolojik kapasitenin bu tesisleri ve tünelleri hedef almasını mümkün kıldığını belirten Nader, bölgede büyük miktarda mühimmat ve füze bulunmasının, kapsamlı bir imha operasyonunun ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

İsrail’in büyük saldırısı

Buna dayanarak Nader, İsrail’in tepeyi kontrol altına almak amacıyla kapsamlı bir saldırı düzenlemesini bekliyor. Nader, bu hedefin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu açısından siyasi boyutlar da taşıyabileceğini düşünüyor. Netanyahu’nun, bölgedeki tepenin kontrolünü Hizbullah’ın güneydeki komuta merkezini vurmayı başardığını göstermek ve kuzeydeki yerleşimlerin güvenliğini güçlendirmek amacıyla kullanmayı hedeflediğini belirten Nader, bunun İsrail’deki seçimler öncesinde önem taşıdığına dikkat çekti.

Hizbullah’ın buna karşı atabileceği adımların ise sınırlı göründüğünü belirten Nader, Litani Nehri’nin güneyinde hareket etmenin zorluğuna işaret etti. Nader’e göre bu durum, Hizbullah’ın İsrail güçlerinin dikkatini dağıtmasını veya bölgede başka hareket cepheleri açarak İsrail ordusunu çabalarını farklı noktalara yöneltmeye zorlamasını güçleştiriyor.