Cezayir diplomasisinde Fransa’dan uzak yeni bir yönelim

Bir devletin, politikalarını ‘otonomi’ üzerine inşa etmesi ile önceki hegemon güçten kurtulmak için başka bir büyük gücün kollarına sarılma arayışında olması arasında fark var.

Mali Geçiş Dönemi Devlet Başkanı Assimi Goita, başkent Bamako’da Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra’yı kabul etti. (Cezayir televizyonu)
Mali Geçiş Dönemi Devlet Başkanı Assimi Goita, başkent Bamako’da Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra’yı kabul etti. (Cezayir televizyonu)
TT

Cezayir diplomasisinde Fransa’dan uzak yeni bir yönelim

Mali Geçiş Dönemi Devlet Başkanı Assimi Goita, başkent Bamako’da Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra’yı kabul etti. (Cezayir televizyonu)
Mali Geçiş Dönemi Devlet Başkanı Assimi Goita, başkent Bamako’da Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra’yı kabul etti. (Cezayir televizyonu)

Ali Yahi
Cezayir-Mali hattında büyük bir diplomatik hareketlilik gözlemleniyor. Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra’nın göreve gelmesinden bu yana iki ülke arasındaki diplomatik trafik yeniden canlılık kazandı. Lamamra, Mali halkı arasında Cezayir Barış ve Uzlaşı Anlaşması’nın mimarı olarak biliniyor. Lamamra’nın göreve gelmesi görünüşe göre bölgesel ve hatta uluslararası bazı hesapların değişmesine yol açtı.

Yoğun temaslar
Cezayir Dışişleri Bakanı Lamamra’nın Mali’deki yoğun temasları, çökmüş durumdaki bu ülkede yaşanan son darbeden bu yana durmadı. Zira Lamamra ülkenin yeni yetkilileri ve Afrika Birliği ile Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri ile sürekli görüşme halinde. Bu görüşmelerde iç siyaset, ekonomik, güvenlik, kalkınma ve aynı şekilde dış politikadaki sorunlar ele alınıyor.
Bakan Lamamra, Mali’deki temaslarını iki unvanla yürütüyor. Birincisi Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un özel temsilcisi. İkincisi ise, Mali krizinde uluslararası arabuluculuğun temsilcisi. Lamamra bu iki unvanından hareketle Malili yetkililerle yaptığı görüşmelerde değindiği konuların başında Cezayir’de 2015’te imzalanan Cezayir Barış ve Uzlaşı Anlaşması ve Fransa başta olmak üzere yabancı askeri varlığı geliyor.

Olağanüstü koşullar
Cezayir diplomasisindeki hareketlilik, Cezayir’e dayatılan olağanüstü koşulların gereği olarak görülüyor. Zira bu olağanüstü koşullar sebebiyle Cezayir ve bölgenin karşı karşıya kaldığı meydan okumaların hacmi giderek artıyor. Bu hareketlilik aynı zamanda etkili bir bölgesel ve uluslararası güç olan Cezayir’in uluslararası arenada diplomasi rolünü etkinleştirmesinin önemine dayanıyor. Nitekim Cezayir, barış yapıcı imajı ve terörle mücadele ile uzlaşı alanındaki tecrübesinden faydalanarak geleneksel diplomasisini yeniden aktifleştirdi.
Cezayir’in Mali ile başlattığı diplomasi trafiğinin, Fransa ile yaşadığı diplomatik krizle eşzamanlı gelmesi dikkati çekti. Zira Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’IN Cezayirlileri kışkırtan açıklaması Fransa ve Cezayir arasında diplomatik krize neden olmuştu. Cezayirliler bu açıklamaya hızlı bir şekilde yanıt vererek Mali’ye doğru harekete geçecek Fransız askeri uçaklarına uçuş yasağı getirdi. Cezayir’in Mali diplomasisi, Mali’nin Rusya ile yakınlaşması sebebiyle Bamako ve Paris arasında gerginliğin hakim olduğu bir süreçte geldi. Mali-Rusya yakınlaşması, Macron’un Mali halkını kızdıran bir açıklama yapmasına sebep oldu. Bunun üzerine Mali Dışişleri Bakanlığı Fransa’nın Bamako Büyükelçisi’ni çağırarak protesto notası verdi. Tüm bu gelişmeler Fransa’nın gizlemeye çalıştığı bir gerçeği ifade ediyor o da Fransa’nın nüfuz bölgelerini kademeli olarak kaybettiği gerçeği.

‘Hegemon gücü başka bir hegemon güçle değiştirme’ tartışması
Kuzey Afrika ülkeleri hakkında çalışmalar yapan araştırmacı Said Hadif, Cezayir diplomasinin yeniden Sahel Bölgesi’ne dönmesiyle ilgili değerlendirmesinde, “Afrika ülkelerinin Fransız sömürgeciliğinden kurtulma yolundaki tartışmaları yeni değil. Aynı zamanda bu tartışmalar büyüklük ve kalite açısında ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Ancak genel anlamda bu tartışma ‘otonomi’ arayışı yerine bir hegemonyayı başka bir hegemonya ile değiştirme etrafında dönüyor. Bir devletin, politikalarını ‘otonomi’ üzerine inşa etmesi ile önceki hegemon güçten kurtulmak için başka bir büyük gücün kollarına sarılma arayışında olması arasında fark var. Bu ikincisi maalesef birçok Afrika ülkesinde yaşanıyor. Örneğin Mali Fransa’nın etkisinden kurtulmaya çalışırken Rusya’nın etkisine giriyor. Bu durum Mali’nin kendi işlerini kendi yürütecek güce sahip bir devlet olacağı anlamına gelir mi?” dedi.
Hadif, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Cezayir-Mali ilişkilerine gelirsek, iki ülke arasında birden çok bağ bulunuyor. Bunlar arasında en güçlüsü coğrafi bağ. Yani iki ülke arasında uzanan bin 359 kilometrelik sınır. Ancak bu sınır tehlikelerle dolu. Buna ek olarak Mali, birçok krizden mustarip komşulara sahip. Bu da Mali ile Cezayir arasında işbirliği yapılmasını ve koordinasyon kurulmasını gerektiriyor. Fransa, önceki sömürgeleriyle ilişkileri düzeltebilecek yollara zarar verdi. Dolayısıyla Fransa’nın Afrika çevresiyle ilişkileri daha da kötüye gidecek. Büyük güçlerle siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında etkili yeni ortaklıkların kurulmasıyla gelecek yıllarda bu ilişkinin iyiye doğru gitme ihtimali var” dedi.

Yeni yönelim
Cezayir Dışişleri Bakanı Lamamra, Mali’ye düzenlediği son ziyaretinde, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u Cezayir-Mali ilişkilerinde gerginliğe sebep olmakla suçladı. Macron’un ‘hafızasının iflas etmesinden’ mustarip olduğunu söyleyen Lamamra, yabancı partnerlerin kendi tarihlerine "sömürgeci nazarla bakmayı bırakması" gerektiğini vurgulayarak bunun öncelikleri olduğunu dile getirdi. Lamamra’nın bu açıklaması, gözlemciler tarafından Fransa-Cezayir hattında yeni bir gerginliğin başlangıcı olarak yorumlandı. Gözlemciler bu açıklamanın ayrıca Cezayir diplomasisindeki yeni yönelimi ifade ettiğini kaydetti.
Fransa’nın Sahel Bölgesi’nde karşılaştığı bazı sorunlarla mücadele etmek için ABD’den yardım ve güvenlik işbirliği talebinde bulunması ve BM’ye çağrı yapması, Cezayir’in bölgede ve uluslararası alanda sahip olduğu diplomatik konuma işaret ediyor.
Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun, büyük bir diplomasi atılımı için Dışişleri Bakanlığı altığında yedi temsilcilik makamı oluşturdu. Tebbun söz konusu temsilcilerden, ülkenin öncelikleri ve çıkarlarını ilgilendiren konularda uluslararası alanda aktif bir diplomasi yürütmelerini istedi.

Büyük gerileme
Siyasal Bilgiler ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Mümin Avir, “Macron’un yönetimindeki Fransa son yıllarda içerde sıkıntılar ve protestolar gibi çeşitli krizlere ve sorunlara tanık oluyor. Macron’un kötü kriz yönetimi Fransa Devleti’ni zayıflattı ve kamuoyunun odağını ülkenin uluslararası alandaki konumu ve ağırlığının büyük oranda gerilemesine çevirdi. Fransa Avrupa Birliği olmadan uluslararası alanda hiçbir şeyi çözemez. Son dönemde çok sayıda askeri sözleşmeyi ABD, Çin ve Rusya’ya kaptırdı. Aynı şekilde Mali ve Cezayir gibi bazı Afrika ülkeleriyle ilişkilerinin kötüye gitmesi sebebiyle Afrika Kıtası’ndaki etkisi geriledi” ifadelerini kullandı.



Papa Francis, Lübnan'a "olağanüstü bir ziyaret" yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
TT

Papa Francis, Lübnan'a "olağanüstü bir ziyaret" yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)

Lübnan, yarın öğleden sonra Beyrut'a gelecek ve 2 Aralık Salı günü ayrılacak olan Papa XIV. Leo'yu ağırlamaya hazırlanıyor. Ziyaret, özellikle Lübnan için olağanüstü bir zamanda gerçekleşmesi ve Vatikan dışına ilk çıkışı olması nedeniyle "tarihi" olarak nitelendiriliyor. Papa, Lübnan yolculuğu öncesinde Türkiye'ye de uğrasa da Türkiye ziyaretinin amacı, Hristiyan doktrinini oluşturan ilk ekümenik konsey olan İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü İstanbul Patriği ile birlikte anmaktı.

Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)

Bu bağlamda, Papalık ziyaretinin resmi kilise koordinatörü Piskopos Mişel Avn, "Papa, Lübnan ve Lübnan halkının büyük acılar çektiğinin farkındadır ve yalnızca Lübnan halkı düzeyinde değil, aynı zamanda ziyaretinin Lübnan'a dünya çapında ışık tutması nedeniyle de bu ülkenin yanında durmayı gerektiren zor durumu anlamaktadır" dedi. Piskopos Avn, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Papa'nın Beyrut'tan açıklayacağı tutumların "Lübnan'ın mesajını ve bir arada yaşama taahhüdünü vurgulayacağını, böylece bölgesel veya uluslararası olsun, dünyadaki tüm karar vericilerin bunları duyacağını" belirtti. Papa, bizzat Lübnanlılara hitap edecek ve Beyrut'taki liderleri tüm vatandaşlarına layık bir devlet kurmak için birleşmeye çağıracak. Ayrıca tüm dünya için açık bir mesaj olacak"ifadesini kullandı. Avn, bu nedenle "Papa, ziyaretinde, Vatikan'ın Lübnan'ın varlığına, çağrısına ve misyonuna önem verdiğini söylemek için Lübnan'ın yanında yer aldığını" vurguladı.

Büyük Ayin

Piskopos Avn, Papa'nın seyahat programındaki durakların belirlenmesinin nedenlerini anlattı. Ziyaretin en önemli etkinliği olan ve yaklaşık yüz bin Lübnanlının katılması beklenen Büyük Ayin'in yanı sıra gençlerle buluşma da bu kapsamda değerlendirildi. Papa'nın insani yardım odaklı bir yeri ziyaret etme isteği doğrultusunda, Ortadoğu'da türünün tek örneği olan Deyr el-Salib Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi seçildi.

Dini Liderlerle Toplantı

Lübnan, diyalog ve Müslüman-Hristiyan birlikteliğinin ülkesi olarak bilindiği için Beyrut şehir merkezinde düzenlenecek "Ekümenik Toplantı" önemli bir etkinlik olacak. Lübnan'daki dini toplulukların liderleri, 1 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Papa'nın etrafında toplanacak. Piskopos Avn'a göre resmi bir diyalog olmayacak, bunun yerine dört Müslüman ve dört Hristiyan liderin yapacağı sekiz konuşmanın ardından Papa konuşacak. Papa ayrıca, başta Harissa'daki din adamlarıyla bir toplantı ve Aziz Çarbel türbesinin bulunduğu Annaya'daki Aziz Maron Manastırı olmak üzere çeşitli yerleri ziyaret ederek, dua edecek.

Beyrut Limanı'nda Dua

Bu ziyaretin dikkat çeken bir özelliği de 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ı vuran büyük patlamada hayatını kaybedenlerin anısına Beyrut Limanı'nda bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak olmasıdır. Ziyaretin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda üç cumhurbaşkanı yetkililerle bir araya gelecek. Üç cumhurbaşkanının, Papa'yı Beyrut Uluslararası Havalimanı'na varışında karşılayacakları da unutulmamalıdır.

Piskopos Avn, bu ziyaretin kilise üzerinde olumlu bir etki yaratmasını umduğunu belirterek, "Duanın amacı sadece ziyaretin herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadan barışçıl bir şekilde geçmesi değil, aynı zamanda Kutsal Hazretleri'nden gelecek önemli mesajları ve sunacağı davetleri almaya hazırlanmaktır" dedi.

Farid Hazen: Ziyaretin Manevi ve Siyasi derinliği var

Papa'nın ziyaretinin dini öneminin ötesinde, siyasi bir boyutu da var. Patrikhane ile uzun süredir devam eden ilişkisinden güç alan Milletvekili Farid Hazen, bu noktayı Şarku'l Avsat'a şöyle anlattı: "Ziyaretin zamanlaması oldukça önemli. Papa'nın ilk ziyaretlerinden biri olmasının yanı sıra, asıl etken Vatikan'ın Lübnan'ı bölgedeki Hristiyanların son kalesi olarak görmesi ve Hristiyan varlığını ve Hristiyanların Lübnan'daki statüsünü korumak istemesidir." Hazen, "Bir diğer nokta da genel bölgesel durum, Güney Lübnan'da yaşananlar ve İsrail ile yaşanan savaş. Tüm bu tehlikeler, Papa'nın gelip 'Medeniyetlerin bir mesajı ve buluşma noktası, bir arada yaşama ve birlik Lübnan'ı olarak Lübnan'a bağlıyız ve Lübnan'da istikrara bağlıyız' demesi için birincil ve ilave bir motivasyon kaynağı" değerlendirmesinde bulundu.

Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen mesajla ilgili olarak Hazen, "Vatikan Devlet Başkanı olarak vereceği mesajın büyük olasılıkla Lübnan devletinin, kurumlarının, Lübnan'daki barışçıl yolun ve genel olarak barışın onayını içereceğini" belirtiyor.

Güvenlik garantileri

Güvenlik açısından Hazen, ziyaretin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vatikan ve Kilise'nin ziyaretin planlandığı gibi devam edeceğine dair güvence aldığını belirten Hazen, "Vatikan'ın, güvenlik sağlanacağından emin olmadan Papa Hazretleri'ni getirme riskini göze alacağını sanmıyorum" dedi.

Papa'nın ziyareti, lojistik, güvenlik ve medya düzenlemelerinin yanı sıra, özellikle seyahat edeceği güzergahlar için yol planlarını da içeriyor. İsviçre Muhafızları ve İtalyan Jandarma yetkilileri, Papa'nın gezileri sırasında güvenliğinden sorumlu.

Aktif Vatikan Diplomasisi

El-Hazen, "Lübnan yararına uluslararası toplumla temaslar aracılığıyla dünyada aktif, etkili ve çok etkili bir Vatikan diplomasisi"nden bahsediyor ve ekliyor: "Bu ziyaretin doğrudan etkisinden çok dolaylı bir etkisi var." "(Dolaylı etki) dediğimde, asıl önemli olanın ziyaret değil, Hazretleri'nin ziyaretten sonra yapacağı çalışmalar olduğunu kastediyorum."

El-Hazen, Vatikan'ın tüm mezheplerden uzak durduğunu ve aralarında birlik, iş birliği ve iletişimi teşvik etmeye kararlı olduğunu teyit ettiği için çeşitli dini toplulukların bir araya gelmesinin olağanüstü önem taşıdığını belirtti. El-Hazen, bu çoğulculuk ve çeşitlilik olmadan, Lübnan'ın Vatikan'ın hayal ettiği Lübnan olmayacağına inanıyor.

Papa'nın Lübnan'a Dördüncü Ziyareti

Papa'nın Lübnan'a yaptığı bu ziyaret, bir papanın ilk ziyareti değil. İlk ziyaret, Papa VI. Paul'ün Hindistan'a giderken Beyrut'u ziyaret ettiği ve havaalanında resmi bir karşılama aldığı 1964 yılındaydı.

Olağanüstü önem kazanan ikinci ziyaret, Papa II. Jean Paul'ün 10 ve 11 Mayıs 1997 tarihlerinde, üçüncüsü ise Papa XVI. Benedict'in 14, 15 ve 16 Eylül 2012 tarihlerinde yaptığı ziyaretti.


Beyt Cin operasyonu... İsrail'in gerilimi artıran adımları, Şam'ın işgal altındaki toprakları terk etmeyi reddetmesiyle bağlantılı mı?

 İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
TT

Beyt Cin operasyonu... İsrail'in gerilimi artıran adımları, Şam'ın işgal altındaki toprakları terk etmeyi reddetmesiyle bağlantılı mı?

 İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)

İsrail, güçlerinin son saatlerde Suriye'nin Beyt Cin kasabasına düzenlediği saldırının terör örgütlerini hedef alan bir güvenlik operasyonu olduğunu savunurken, analistler bu saldırının ardındaki asıl nedenin Şam ile Tel Aviv arasındaki son müzakere turunun başarısız olmasından kaynaklandığını belirtti. Analistlere göre İsrail, ‘güç yoluyla barış’ ilkesi doğrultusunda Suriye topraklarını ilhak etme iradesini dayatmaya çalışıyor.

Söz konusu analistlerin aktardığına göre İsrailli müzakereciler, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera hükümetine iki seçenek sundu: Ya Şam, 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Golan topraklarından vazgeçecek ve tam kapsamlı bir barış anlaşması yapılacak; ya da İsrail’in kuzeyde Şeyh Dağı’ndan (Hermon Dağı) güneye sınır hattına kadar Suriye topraklarının derinliklerinde yer alan on noktayı işgal altında tutmasına imkân tanıyan aşamalı bir mutabakat anlaşması imzalanacak.

Anlaşmazlığın özünü ise İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, son açıklamalarıyla ortaya koydu. Katz, parlamentonun Dışişleri ve Güvenlik Komitesi’nin kapalı oturumunda yaptığı değerlendirmede, Suriye ile ‘bir barış eğiliminin’ bulunmadığını söyledi. Katz, “Suriye, İsrail’in Golan’dan çekilmesini talep ediyor. Bu imkânsız” ifadelerini kullandı.

Katz ayrıca, İsrail ordusunun Suriye içlerinde operasyon yürütmeye devam etmesi için gerekçeler sundu. Suriye sınırları içinde ‘Golan kasabalarını işgal etmeyi ve buraları İsrail yerleşimlerine saldırı düzenlemek için bir çıkış noktası olarak kullanmayı düşünen güçler bulunduğunu’ ileri sürdü.

Bu güçler arasında Husiler, İran’a bağlı milisler, DEAŞ, Hamas ve başka İslami grupların olduğunu söyleyen Katz, bunların hepsini ‘kuzey İsrail'e karadan yapılacak bir işgal’ için tehdit olarak değerlendirdi.

Söz konusu açıklamalar, Tel Aviv’de bile tepki çekti. Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot gazetesinden aktardığına göre “İsrail daha önce Yemen’deki Husilerin Suriye topraklarından İsrail’e karşı faaliyet yürüttüğünden” hiç söz etmedi. Gazeteye göre Husilerin, Gazze’nin yok edilmesine yol açan savaş nedeniyle son iki yılda İsrail’e füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlatmış olmalarına karşın, Suriye’de faaliyet gösterdiklerine dair herhangi bir bilgi de bulunmuyor.

 İsrail askerlerinin Beyt Cin'den çekilmeleri sırasında imha ettikleri bir askeri araç (AFP)İsrail askerlerinin Beyt Cin'den çekilmeleri sırasında imha ettikleri bir askeri araç (AFP)

Katz, Suriye’deki Dürzi meselesinin ‘İsrailli yetkilileri endişelendiren bir konu’ olduğunu söyledi. Katz, ‘İsrail ordusunun hazır bir planı bulunduğunu, Dürzi Dağı’na (Güney Suriye) yönelik saldırıların yinelenmesi halinde yeniden müdahalede bulunacaklarını ve buna sınırın kapatılmasının da dahil olacağını’ belirterek tehdit etti.

Aynı dönemde İsrail ordusu, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye’nin iç kesimlerinde işgal ettiği ve 450 kilometrekareyi bulan geniş bölgede varlığını güçlendirdi. İsrail ayrıca Şeyh Dağı’nın tüm zirvelerini kontrol altına aldı ve burada 10 büyük askeri üs kurdu. Rejimin yaklaşık bir yıl önce devrilmesinin hemen ardından İsrail hava kuvvetleri, Suriye’nin havaalanları ve askeri üslerine kapsamlı saldırı düzenleyerek ülkenin hava savunma kapasitesinin yüzde 85’ini imha etmişti. Ardından İsrail, Deyrizor’dan Humus’a, Halep’ten Dera’ya kadar Suriye’nin farklı noktalarına hava saldırıları düzenlemeyi sürdürdü ve ‘terör şüphelisi’ olarak nitelediği kişileri yakalamak için çeşitli bölgelerde operasyonlar gerçekleştirdi. İsrail ordusu, Dürzileri koruma iddiasıyla Suriye’nin güneyindeki iç çatışmalara da müdahil oldu ve çoğunlukla Dürzilerin yaşadığı Süveyda’ya Golan’dan uzanan bir İsrail koridoru açılmasını talep etti.

İsrail, Suriye’nin güneyini iki bölgeye ayırdı. İlk bölge, sınır boyunca 5 ila 7 kilometre derinliğinde bir güvenlik kuşağıydı ve buraya herhangi bir silahlı unsurun girmesi yasaktı. İkinci bölge ise Şam’dan Dera’ya uzanan ve Suriye ordusunun ağır araç sokamadığı silahtan arındırılmış bir alandan oluşuyordu. Bu sınır bölgelerinde İsrail, iki ülkenin üst düzey müzakere heyetlerinin ABD, Türkiye ve Azerbaycan gibi arabulucuların gözetiminde farklı başkentlerde toplandığı bir dönemde dahi zaman zaman saldırılar düzenledi.

İsrail askerlerinin Suriye'nin Beyt Cin kasabasında bombaladığı bir evde meydana gelen yıkım (Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü – AP)İsrail askerlerinin Suriye'nin Beyt Cin kasabasında bombaladığı bir evde meydana gelen yıkım (Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü – AP)

Analistler, İsrail’in son saldırılarının müzakere sürecinin bir parçası olduğunu ve Şam’a taviz kabul ettirmek için baskı aracı olarak kullanıldığını ifade etti.

Son haftalarda İsrail, ordunun komando birlikleri olarak bilinen 55. Tugay’ı Gazze Şeridi’ndeki Han Yunus bölgesinden çekerek Suriye’ye konuşlandırdı. Bu birliklerin, Gazze’de ve Lübnan’ın Bint Cubeyl kasabasında yürüttüğüne benzer operasyonlar gerçekleştirmesi planlandı. Dün şafak vakti, geniş bir güçle Şam kırsalındaki Beyt Cin kasabasına giren birlikler, İsrail’e karşı saldırı hazırlığında oldukları iddia edilen üç kişiyi gözaltına almak için operasyon düzenledi. Evlerinde yatakta yakalanan üç kişi gözaltına alındı. Birlikler bölgeden çekilmeye hazırlanırken açılan ateş sonucu paniğe kapıldı; bir zırhlı personel taşıyıcı çamura saplandı ve İsrail gücü geri çekilerek geride tank işlevi gören ağır donanımlı bir Hummer aracını bırakmak zorunda kaldı. Araç, silahlı kişilerin eline geçmesinin önlenmesi için havadan imha edildi.

İsrail ordusu, olayda altı asker ve subayın yaralandığını; ikisinin durumunun ağır olduğunu açıkladı. Suriye tarafı ise 13 sivilin yaşamını yitirdiğini bildirdi ve saldırıların yalnızca sivilleri hedef aldığını savundu. İsrail ordusu, operasyonun tamamlandığını, aranan kişilerin gözaltına alındığını ve ‘çok sayıda terör unsurunun etkisiz hâle getirildiğini’ duyurdu. Ayrıca bölgede kuvvetlerin konuşlu olduğunu ve İsrail’e yönelik her türlü tehdide karşı harekete geçileceğini belirtti. İsrailli yetkililer yakalanan kişilerin ‘İslamcı bir gruba mensup militanlar’ olduğunu iddia etse de yerel kaynaklar, gözaltına alınanların herhangi bir örgütsel bağlantısının bilinmediğini, çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen siviller olduğunu söyledi.

Olayın ardından İsrail misilleme saldırılarına başladı. Kuneytra’da işgal güçleri, kentin doğusundaki Tel Ahmer bölgesini topçu ateşiyle vurdu. Ayrıca Kuneytra’nın kuzey kırsalında, Um Batna kavşağı çevresine doğru ilerleyerek üç askeri araçla bölgeye sızdı. İsrail, Beyt Cin’de askerlerinin yaralanmasına karşılık vermek üzere elinde ‘hedef bankası’ bulunduğunu açıkladı.


Patrik Bişara, Hizbullah'ın İran'dan ayrılmasını istiyor

Maruni Patriği Bişara er-Rahi
Maruni Patriği Bişara er-Rahi
TT

Patrik Bişara, Hizbullah'ın İran'dan ayrılmasını istiyor

Maruni Patriği Bişara er-Rahi
Maruni Patriği Bişara er-Rahi

Maruni Patriği Bişara er-Rahi, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının "vatanımızdaki kardeşlerimiz" olan Şiilere yönelik bir saldırı olmadığını belirterek, grubu İran'dan kurtulmaya çağırdı.

Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda er-Rahi, "Parti, silah tekeli konusunda nihai bir karar verildiğinin farkında. Bu nedenle silahlarını Lübnan ordusuna teslim etmeli ve diğer tüm Lübnan partileri gibi siyasi bir parti olarak yaşamalıdır" ifadelerini kullandı.

İsrail ise 1701 sayılı Karar'a uymadığı gibi, ateşkese de uymamış, sanki Lübnan'ı bir eyaletiymiş gibi her gün vuruyor, bombalıyor, yer yer hedef alıyor. Lübnan, taş yığınına dönüşecek.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım ise buna karşılık, "İsrail'in istediği gibi silahsızlanmayı isteyen herkes, İsrail'in çıkarlarına hizmet ediyor ve hedeflerine ulaşmasına yardım ediyor demektir" dedi. Kasım, partinin, komutan Heysem el-Tabtabai suikastına misillemede bulunacağını belirterek, "Bu, apaçık bir saldırganlık ve iğrenç bir suçtur ve karşılık verme hakkımız var. Bu karşılığın zamanlamasını biz belirleyeceğiz" dedi. Kasım, partiye sızan ajanların varlığını kabul ederek, "Düşünmemiz ve ders çıkarmamız gereken hatalar var" ifadesini kullandı.