Cezayir, Kerkerat'tan çekilmeye çağırarak Fas’ın nabzını mı yokladı?

Yetkililer, adımın, BM’nin yeni bir temsilci atamasının ardından anlaşmazlığa çözüm bulma arayışının kolaylaştırılmasıyla ilişkilendirdiler

Kerkerat Sınır Kapısı, Cezayir ile Fas arasındaki gerginliğin ana nedenlerinden biri haline geldi (Sosyal medya siteleri)
Kerkerat Sınır Kapısı, Cezayir ile Fas arasındaki gerginliğin ana nedenlerinden biri haline geldi (Sosyal medya siteleri)
TT

Cezayir, Kerkerat'tan çekilmeye çağırarak Fas’ın nabzını mı yokladı?

Kerkerat Sınır Kapısı, Cezayir ile Fas arasındaki gerginliğin ana nedenlerinden biri haline geldi (Sosyal medya siteleri)
Kerkerat Sınır Kapısı, Cezayir ile Fas arasındaki gerginliğin ana nedenlerinden biri haline geldi (Sosyal medya siteleri)

Ali Yahi
Cezayir'in Batı Sahra'daki Kerkerat tampon bölgesinden Fas güçlerinin geri çekilmesi çağrısı, bu adımın arkasında ne olduğuna dair soru işaretlerinin belirmesine neden oldu. Yetkililer, adımı Birleşmiş Milletler’in (BM) yeni bir temsilci atanmasından sonra iki ülke arasındaki anlaşmazlığa çözüm arayışını kolaylaştırmakla ilişkilendirirken, bazı çevreler bu adımı, Cezayir'in ilişkilerin kesilmesi ve ardından alınan çeşitli önlemler sonrasında Rabat'ın nabzını yoklamayı amaçladığını düşünüyorlar.

Cezayir’in çağrısına yanıt bekleniyor
Cezayir, Kerketa tampon bölgesinin askerden arındırılmasının, anlaşmazlığa barışçıl bir çözüm bulmaya dair ikna edici herhangi bir siyasi sürecin temelini oluşturacağını vurguladı. Cezayir, BM’nin yeni temsilci atanmasının, Batı Sahra halkının devredilemez hakları olan kendi kaderini tayin hakkını özgür ve etkin bir şekilde kullanmalarını garanti eden bir çözüme ulaşmak amacıyla, anlaşmazlığın tarafları Fas Krallığı ve Polisario Cephesi arasındaki doğrudan müzakerelerin fiili ve ciddi bir şekilde yeniden başlamasına yol açacağına işaret etti. Cezayir ayrıca, BM’nin bu konudaki çabalarını desteklediğini de kaydetti.
Cezayir’in çağrısına, deneyimli diplomat Staffan de Mistura'nın BM'nin Batı Sahra Özel Temsilciliğine Fas ile Polisario Cephesi arasındaki anlaşmazlığın çözümüne yönelik çabalar çerçevesinde atanmasından iki gün sonra yapılmasına rağmen, ne BM ne Fas ne de Polisario Cephesi’nden henüz herhangi bir yanıt gelmedi. Ancak Cezayir’in çağrısının arkasındaki asıl amaçla ilgili bir takım soru işaretleri belirdi.

Boşluğa bağırmak
Mağrip bölgesindeki meselelerde uzman olan Faslı araştırmacı Yahya bin Tahir, Cezayir Dışişleri Bakanlığı'nın davetinin, ‘boşluğa bağırmak’ gibi olduğunu söyledi. Çünkü Cezayir’in, Fas ile arasındaki Kerkerat Sınır Kapısı’nın tamamen Fas’ın kontrolü altında olduğunu ve Kerkerat’ı hayati öneme sahip bir bölge olarak gördüğünü belirtti. Sınır kapısının çatışma oyununu kısalttığına işaret eden Bin Tahir, buradan Cezayir'in çağrısının Fas ile olan bölgesel çatışması bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Buna karşın Cezayirli diplomat Muhammed Huzeyr, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Fas’ın Kerkerat’tan çekilmesi çağrısının, Kerkerat’ın 1991 yılında BM’nin himayesinde yapılan anlaşma uyarınca bir tampon bölge haline gelmesinden ötürü son derece normal olduğunu belirtti. BM tarafından Batı Sahra Özel Temsilciliğine yeni atanan Staffan de Mistura'nın, başta Batı Sahra halkının kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere BM tarafından alınan kararların uygulanmasının önündeki bir takım zorluklarla karşı karşıya olduğunu kaydeden Huzeyr, Cezayir'in Fas ile olan ilişkilerinde eskiden dostluk, esneklik ve hoşgörü olduğunu, ancak şimdi yaşanan gerginlikten sonra bir tür diplomatik barbarlıkla uğraştığını vurguladı.

BM’nin uyarıları
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Batı Sahra bölgesi, çözüme yönelik tüm girişimlerin başarısız olduğu bir krizle karşı karşıya. Rabat, Batı Sahra’ya kendi egemenliği altında özerklik verilmesi önerisinde bulunurken Polisario Cephesi, 1991'de çatışan taraflar arasında imzalanan ateşkes anlaşması çerçevesinde BM’nin gözetiminde kendi kaderini tayin için bir referandum düzenlenmesini talep ediyor.
Fransız Haber Ajansı (AFP) 2 Ekim’de yayınladığı bir habere göre, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, BM Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) Batı Sahra'daki durumun bir yıl önce ‘net bir şekilde’ kötüleştiğini bildirdi ve bir yıl önce Batı Sahra'da meydana gelen olaylarla ilgili ‘son derece endişeli olduğunu’ dile getirdi. Guterres, Fas ile Polisario Cephesi arasındaki düşmanlıkların yeniden başlamasının, bu eski çatışmanın siyasi bir çözüme ulaştırılmasında büyük bir gerileme olmasından kaynaklandığını vurguladı. Düşmanlıklar devam ettiği sürece gerilimin artması riskinin de olduğunun altını çizen Guterres, siyasi sürecin yeniden başlamasının artık daha da acil hale geldiği ve tarafların Batı Sahra'daki siyasi diyalogu yeniden başlatmak için BM’nin yeni bir temsilci atamasını kabul etmeleri gerektiğin de altını çizdi.

Nabız yoklama
Modern ve çağdaş tarih profesörü Rabeh Lounisi, Kerkerat bölgesinin ilişkilerin bozulmasının nedenlerinden biri olduğunu, çünkü Batı Sahra'nın Kurtuluşu İçin Halk Cephesi’nin kuşatmayı kırmak için Fas güçlerine karşı saldırılar başlatmasına neden olan Batı Sahralıların hareketlerini bastırdığı değerlendirmesinde bulundu. Lounisi, Polisario Cephesi’nin daha önce imzalanan ateşkesi ihlal etmesinin bir nedeni olduğunu da sözlerine ekledi. Cezayir'in çağrısının amacının bir yandan Batı Sahra halkına uygulanan kuşatmayı sona erdirmek, diğer yandan Fas'ın BM’nin yeni temsilcisine dair nabzını yoklama ve tutumunun ne olacağını anlamaya çalışma olduğunu kaydetti. Lounisi, bu durumun, Fas'ın Cezayir’in son aldığı diplomatik önlemlerden etkilendiği anlamına geldiği ve bunun da yeni BM Özel Temsilcisinin görevini yerine getirmede başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğuna işaret ettiğini vurguladı.
Cezayir’in hava sahasını Fas’ın sivil ve askeri uçaklarına kapatmasının ardından iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kopma noktasına geldiği bir gerilim yaşanıyor. Cezayir, Fas kimliği taşıyanları ‘Fas’ın düşmanlıkları’ nedeniyle ülkeye girişlerini engelledi.



Lübnan meclis diyaloğu yerini Le Drian’ın moderatörlüğündeki toplantılara bıraktı

Geçen Temmuz ayında Doha’da düzenlenen Lübnan’la ilgili beşli grup toplantısından bir fotoğraf (Katar Dışişleri Bakanlığı)
Geçen Temmuz ayında Doha’da düzenlenen Lübnan’la ilgili beşli grup toplantısından bir fotoğraf (Katar Dışişleri Bakanlığı)
TT

Lübnan meclis diyaloğu yerini Le Drian’ın moderatörlüğündeki toplantılara bıraktı

Geçen Temmuz ayında Doha’da düzenlenen Lübnan’la ilgili beşli grup toplantısından bir fotoğraf (Katar Dışişleri Bakanlığı)
Geçen Temmuz ayında Doha’da düzenlenen Lübnan’la ilgili beşli grup toplantısından bir fotoğraf (Katar Dışişleri Bakanlığı)

Lübnan parlamento blokları, cumhurbaşkanlığı seçimi için koşullar oluşturmak amacıyla Fransa Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi ve eski Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’ın Beyrut’a yaptığı üçüncü ziyareti hakkında edinilen bilgilere dayanarak, Beşli Komite’nin (Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Fransa ve ABD) New York’taki toplantısının sonunda bir açıklama yayınlamamasının ardındaki nedenleri araştırmakta zorlanıyor. Le Drian, görevini Ekim ayının başında dördüncü ziyarette tamamlayacak.

Le Drian, toplantıyı, söz verdiği Lübnan ziyareti sırasında tamamlayacağı misyonu için uluslararası bir kaldıraç olarak görüyor. Ancak bunun karşısında parlamento kaynakları, dışişleri bakanlarının yokluğunda Beşli Komite toplantısında temsil düzeyinin düşürülmesi ve toplantının yaklaşık 35 dakika sürmesi ile ilgili, yanıtlamakta zorlandıkları bir dizi soru gündeme getirdi.

Parlamento kaynakları, Beşli Komite’den beklenen açıklamanın yayınlanmamasının arkasında yatan siyasi verilere sahip değil. Ayrıca Beşli Komite ile bugüne kadar iletişimin kesilmesi nedeniyle ortaya koyulan açıklamaları kabul etmiyor. Ancak buna rağmen Şarku’l Avsat’a belirttiğine göre, ilk tepkisi, “Cumhurbaşkanlığı seçimini tıkanıklık sarmalından çıkaracak çözüm zamanı geldi mi, gelmedi mi?” sorusu oldu.

Aynı kaynaklar, Beşli Komite’nin bir açıklama yapmamasını, cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin dış koşulların yerel ve uluslararası düzeyde olgunlaşmadığının bir göstergesi olarak görüyor. Ayrıca toplantıya hâkim olan atmosfere dair sızan gayrı resmi tartışmaların, üye devletlerinin tek bir dalga halinde hareket etmediğini gösterdiğine inanıyor. Öyle ki kaynaklara göre gelecekteki cumhurbaşkanının sahip olması gereken özelliklerin ana hatlarını çizen bir bildiri yayınlanmasıyla sonuçlanan Doha’daki toplantının aksine söz konusu toplantının kendi içindeki uyum hala eksik.

Bu noktada şu sorular gündeme geliyor; Komitenin herhangi bir üyesi, bu niteliklerde bir değişiklik mi yaptı? ABD, Suudi Arabistan, Mısır ve Katar ile Fransa arasında yaşanan anlaşmazlığın kamuoyuna yansıdığı iddiası ne ölçüde doğru? Bu durum, boşluk Lübnan’a pahalıya mal olduğu için bir an önce bir cumhurbaşkanı seçerek boş koltuğu sona erdirmek üzere iletişimi sürdürmekle görevli Fransız ekibi içerisindeki anlaşmazlığı artırıyor mu?

Aynı şekilde Beşli Komite içerisindeki anlaşmazlığın kaynağının, Fransa Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Patrick Durrell’in hala eski Büyükelçi Navaf Selam’ın hükümeti kurma görevine atanması karşılığında, Marada Hareketi lideri eski Milletvekili Süleyman Franciyye’nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesini pazarlamak için çalışıyor olmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı da soruluyor.

Her ne kadar muhalif parlamento blokları, Le Drian’a başkanlık yetkisini krizden çıkarma görevinin verilmesi gerektiğine inanıyor olsa da, onun bakış açısına göre bu, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından görevlendirilmesinin, onun Fransız girişimini düzeltme ve parlamento bloklarına yeni bir girişim sunma arzusunu yansıttığı anlamına geliyor. Ancak parlamento kaynakları, Le Drian’ın cumhurbaşkanlığı seçimini engelleyen başkanlık çıkmazında bir atılımın kapısını açacak niteliksel bir değişim yapamadığını ortaya koydu. Muhalif liderlerden alıntı yapan kaynaklar, Şii İkili (Hizbullah ve Emel Hareketi), Franciyye ve eski Bakan Cihad Azur’u cumhurbaşkanlığı yarışından çekerek üçüncü bir başkanlık seçeneği aramak için B planına geçme kapılarını kapattığı sürece Le Drian’ın, ‘Meclis Başkanı Nebih Berri’nin bir hafta boyunca diyalog çağrısı yapma ve ardından cumhurbaşkanını seçmek için art arda oturumlar düzenleme girişimini’ desteklemek zorunda olmadığını dile getirdi. Eski adayların yarıştan uzaklaştırılması, parlamento bloklarının hiçbir gruba meydan okumayan ve Beşli Komite’nin belirlediği kriterleri karşılayan bir aday üzerinde yakınlaşmasının önünü açıyor.

Bazıları muhalefetle bağlantılı olan kaynaklar, Le Drian’ın Beyrut’a ilk ziyaretinde söz verdiği gibi Fransız girişimini düzeltmek için inisiyatif almak yerine, kendisini ölümcül bir durgunluk sarmalının içine sokmaya başladığını ve (karşıtları tek çatı altında toplamanın zor olduğunun farkında olmasına rağmen) muhalefeti direniş ekseni ile uzlaştırmaya çalıştığını söyledi.

Kaynaklara göre Fransa dışındaki Beşli Komite üyeleri, cumhurbaşkanlığı hareketini durgunluktan çıkarmanın yolunun, Le Drian’ın Beşli Komite gözetiminde üçüncü seçeneğin arayışı içinde, ikili veya üçlü parlamento toplantılarının yönetimini devralmasından geçtiğine inanıyor. Ancak bu gerçekleşmedi, çünkü muhalefetin Berri’nin diyalog çağrısını reddetmesi ile kendisinin bu çağrıya verdiği destek arasında bir uzlaşı sağlamaya çalıştı.

Le Drian’ın görevinin daha genişletilmesi olasılığıyla ilgili soru hala devam ediyor. Peki Beşli Komite’nin bir açıklama yapmaması, Paris’e, başkanlık yaklaşımını yeniden gözden geçirmesi ve Doha’daki toplantıda çizdiği yol haritasını tereddüt etmeden benimsemesi konusunda bir uyarı mı? Yoksa Paris, temsilcisi Ebu Casim Fahd Al Sani’nin Beyrut’a gelişiyle sahneyi Katar’a mı terk edecek?

Fransız temsilci Jean-Yves Le Drian (Reuters)
Fransız temsilci Jean-Yves Le Drian (Reuters)

Beklenen beşli adımın genel yolu netleşene kadar Berri’nin diyalog çağrısı hala geçerli. Ancak kaderi, diyaloğun destekçileri arasına etkili bir Hıristiyan bileşenin dahil edilmesine bağlı. Bununla kastedilen ise başkanlık yaklaşımına her gün yeni bir madde ekleyen Özgür Yurtsever Hareket lideri Milletvekili Cibran Basil. Ancak tavrı, Berri ile orta yolda buluşmayı zorlaştırıyor. Maruni Patriği Beşara er-Rai’nin, anayasada öngörülenin uygulanması çerçevesinde öncelikle cumhurbaşkanı seçilmesini şart koşarak, diyaloğu reddetmesine gelen tepkileri de göz ardı etmemek gerekiyor. Zira böylece Hıristiyan blokların aşması zor olan diyalog karşısına büyük bir ’hayır’ koyulmuş oluyor.


Fas: Depremzede kadın Liberation gazetesine dava açıyor

Liberation gazetesi kapağı
Liberation gazetesi kapağı
TT

Fas: Depremzede kadın Liberation gazetesine dava açıyor

Liberation gazetesi kapağı
Liberation gazetesi kapağı

Fas’ta Marakeşli depremzede Süreyya Sarkan, 11 Eylül tarihli sayısının kapağında Marakeş'i ve diğer beş ili vuran deprem nedeniyle şok ve üzüntü içinde çekilmiş fotoğrafını yayınlayan Fransız Liberation gazetesine dava açıyor.

Gazetenin manşetinde yer alan tırnak içindeki “Bize yardım edin… Sessizlik içinde ölüyoruz” ifadesini kullanmadığını belirten Sarkan ülke yönetiminin depremzedelere yardımları ulaştırmada gecikmediğini de ifade etti.

Paris Barosu’ndan Avukat Robin Pinsard ve Rabat Barosu’ndan Avukat Murad el-Acuti imzasıyla Bernard Martin Associée (BMI) Hukuk Bürosu tarafından yapılan basın açıklamasında, Fransız gazetesine fotoğraf montajını ve beraberindeki yorumu web sitesinden kaldırması ve kamuoyunun yararına bir özür yayınlaması için bildirimde bulunulduğu belirtildi. Hukuk bürosu, gazeteyi ihtarnamenin içeriğine yanıt vermemesi halinde Paris'teki Cumhuriyet Savcılığı’na şikayet edeceğini de açıkladı.

Hukuk Bürosu yaptığı açıklamada, Liberation gazetesinin öne sürdüğünün aksine, fotoğrafa iliştirilen cümlenin Süreyya Sarkan tarafından söylenmediği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Hukuk Bürosu’ndan aktardığına göre, Liberation gazetesinin, Sarkan’a söylemediği bir şeyi atfettiğini ifade etti. Ceza Kanunu'nun 8-226. Maddesine göre, bu durum, ilgili kişinin izni olmadan bir görüntüyü yayınlayarak özel hayatı ihlal etmenin yanı sıra yasadışı montaj suçunu da içeriyor.

BMI, Rabat yönetiminin Fransa’dan gelen yardım teklifini reddetmesinin ardından söz konusu haberin siyasi amaçlarla hazırlandığını iddia etti.


Abbas’tan iki devletli çözümün kurtarılması çağrısı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dün BM Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (AFP)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dün BM Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (AFP)
TT

Abbas’tan iki devletli çözümün kurtarılması çağrısı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dün BM Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (AFP)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dün BM Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (AFP)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nu uluslararası bir barış konferansı düzenlemeye çağırdı. Abbas, bunun iki devletli çözümü kurtarmak ve bölge ve tüm dünyanın güvenlik ve istikrarını tehdit eden koşulların daha da kötüleşmesini önlemek için son şans olabileceğini vurguladı.

Genel Kurul’un 78’inci oturumunda konuşan Mahmud Abbas, İsrail’in iki devletli çözümü sistematik olarak yok ettiğini belirterek, BM’ye yükümlülüklerini yerine getirene kadar kendisine karşı caydırıcı tedbirler alması çağrısında bulundu. Ortadoğu’da barışın sağlanmasını Filistin halkının tüm haklarını elde etmesi şartına bağlayan Abbas, ülkesinin, devam eden suçları nedeniyle İsrail’e karşı ilgili uluslararası kurumlara şikayette bulunma niyetinde olduğuna dikkat çekti. Abbas, önceki konuşmalarına benzer şekilde ülkelere Filistin Devleti’ni tanımaları ve BM’ye tam üye olmasını kabul etmeleri yönündeki çağrısını yineledi.

Nekbe’yi anma

Abbas, Filistin Nekbe’sinin inkarının suç sayılması ve her yıl 15 Mayıs'ın, bu olayı ve öldürülen, köyleri yıkılan veya yerinden edilen yüz binlerce Filistinliyi anmak için uluslararası bir gün olarak kabul edilmesi çağrısında bulundu.

Fotoğraf Altı: Filistin lideri Mahmud Abbas dün Birleşmiş Milletler Genel Kurul’una hitap etti. (AFP)
Filistin lideri Mahmud Abbas dün Birleşmiş Milletler Genel Kurul’una hitap etti. (AFP)

Abbas, BM üyesi devletlere, ilgili uluslararası meşruiyet kararları ve uluslararası hukuk temelinde pratik adımlar atmaları, Filistin Devleti’ni henüz tanımamış olan devletlerin de tanıdıklarını ilan etmeleri ve Filistin Devleti’nin BM’ye tam üye olmasını kabul etmeleri çağrısı yaptı. Filistin Devlet Başkanı ayrıca, dönemin Dışişleri Bakanı Moşe Şaret tarafından yazılı beyanla sunulan yükümlülükler yerine getirilene kadar, 181 ve 194 sayılı kararların uygulanması da dahil olmak üzere BM’ye katılım koşullarına uymayan İsrail’e karşı caydırıcı önlemler alması gerektiğini vurguladı.

Yemen uyarısı

Filistin Devlet Başkanı’nın konuşmasının yanı sıra BM Genel Kurulu’nun New York’taki 78’inci yıllık oturumu öncesinde devlet liderlerinin resmi konuşmalarının üçüncü gününde Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Raşid Muhammed el-Alimi, uluslararası toplumdaki herhangi bir gevşekliğe veya devletin hukuki statüsünün ihmal edilmesine, hatta milislerle fiili bir otorite olarak ilgilenmeye karşı uyardı. Alimi, bunun, baskı uygulamasını ve kamu özgürlüklerinin ihlalini hiçbir koşulda ortadan kaldırılamayacak bir davranış haline getireceğini vurguladı.

Fotoğraf Altı: Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Alimi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Alimi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. (Reuters)

Uluslararası toplumun Yemen meselesiyle ilgili ortak tutumuna dikkat çeken Alimi, Suudi Arabistan Krallığı ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) liderliğindeki, meşru hükümeti destekleyen Arap Koalisyonu’ndaki kardeşlerin dayanışmasını övdü. Alimi, bu ülkelerin pozisyonlarının Yemen devlet kurumlarının çöküşünü önlemek için güçlü bir çit teşkil ettiğini ve İran’daki Velayet-i Fakih rejimi tarafından desteklenen Husi milisleri ve onlarla ittifak kuran terör örgütleri karşısında Yemen Devleti’nin kararlılığını güçlendirdiğini vurguladı.

Lübnan’ın zorlukları

Genel Kurul’un çalışmaları, geçen çarşamba gecesi geç saatlere kadar devam etti. Lübnan Başbakanı Necib Mikati, yaptığı konuşmada Lübnan parlamentosunun ‘Lübnanlıların etrafında birleşeceği bir cumhurbaşkanı seçerek’ egemenlik rolünü yerine getireceği yönündeki umudunu dile getirdi. Mikati, Lübnan’ın zayıflamış uluslararası sistem, gerilim ve zorluklarla dolu bölgesel iklim ortasında birbiriyle örtüşen birçok krizle mücadele etmeye çabaladığına dikkat çekti.

lü

Lübnan’daki birincil zorlukların ‘cumhurbaşkanlığı boşluğu, yeni bir cumhurbaşkanı seçilememesi, bunun sonucunda ortaya çıkan kurumsal ve siyasi istikrarsızlık, ekonomik ve mali krizin şiddetlenmesi ve reform ve toparlanma planlarının başlatılmasındaki zorluklar’ olduğunu söyledi. İkinci zorluğun ise Suriye savaşından 12 yıl sonra Lübnan’ın ‘arka arkaya gelen yerinden edilme dalgaları altında halen acı çekiyor olması’ olduğunu belirten Mikati, Lübnan’daki krizleri derinleştiren yerinden edilmenin olumsuz yansımaları konusunda uyardı. Necib Mikati ayrıca, Suriye’deki yerinden edilme krizine, etkileri kontrolden daha da kötüleşmeden önce çözüm bulmak için uluslararası toplumdaki tüm ilgililerle işbirliği içinde bir yol haritası geliştirilmesi çağrısını yineledi. Lübnan Başbakanı, üçüncü bir meseleye daha değinerek, “İsrail’in güneydeki topraklarımızı işgal etmeye devam etmesi, günlük saldırılarını sürdürmesi ve Lübnan egemenliğine yönelik ihlalleri, Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararını ihlal etmektedir” dedi.

İran nükleer programı

Diğer yandan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamada, Başkan Joe Biden yönetiminin resmi olarak 2015 Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen nükleer anlaşmaya geri dönme arzusu göstermesi halinde ABD ile ilişkilerin ilerleyebileceğini dile getirdi. Reisi, ilk adımın yaptırımları hafifletmek olduğuna dikkat çekti.

iran

ABD’lilerin çeşitli kanallar aracılığıyla iletişim kurduğunu ve diyalog kurmak istediklerini belirten Reisi “Ancak biz buna eylemlerin de eşlik etmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, yaptırımlara ilişkin çalışmanın devam eden tartışmalar için sağlam bir temel olabileceğini kaydeden Reisi “Müzakere masasından ayrılmadık” şeklinde konuştu. İbrahim Reisi, ülkesinin, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin yaptırımlar da dahil olmak üzere yükümlülüklerinin ihlali anlamına geldiği yönündeki tutumunu hatırlatarak, İran nükleer programının yalnızca barışçıl amaçlara yönelik olduğunu ve tarım ile petrol ve gaz altyapısında kullanıldığını yineledi. Reisi, İran’ın zenginleştirme düzeylerini artırdığına dair raporları da yalanlarken, “Bunlar asılsızdır” dedi.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi ile görüşüp görüşmediği sorulduğunda ise Reisi, Mart ayı başında Tahran’da kendisiyle görüştüğü cevabını verdi. İran’ın UAEA ile çok iyi bir iş birliğine sahip olduğunu belirten İbrahim Reisi ayrıca, geçen hafta İngiltere, Fransa ve Almanya’nın, 2015 nükleer anlaşması kapsamında İran’a uygulanan ve Ekim ayında sona ermesi planlanan yaptırımları sürdüreceklerine dair açıklamasını eleştirdi.

Yasa dışı göç

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, sağcı hükümetinin göçmen akınına ilişkin endişelerini dile getirdi. Meloni, BM’ye yasadışı göçmenleri taşıyan teknelerin İtalya’nın Akdeniz’deki Lampedusa adasına yeniden yanaşmasının ardından, yasadışı göçmen ticaretine karşı küresel savaş çağrısında bulundu.

italya

Meloni, Genel Kurul önünde konuşma yaptı. Diğer yandan İtalya merkezli haber ajansı ANSA’ya göre İtalyan yetkililer, Afrika’dan gelen teknelerle birkaç saat içinde Lampedusa’ya 700’den fazla kişinin ulaştığını duyurdu. Aktarılana göre çarşamba gününden bu yana çoğu Tunus’tan olmak üzere 20’den fazla yeni tekne geldi.

Libya’nın durumu

Libya Gençlik Bakanı Fethullah ez-Zani, Daniel Kasırgası ve beraberinde gelen selle birlikte Libya’nın doğusunu vuran felaket nedeniyle toplantıda bulunmayan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi adına bir konuşma yaptı. Zani, “10 Eylül Pazar sabahı Libyalılar ve tüm dünya, Derne şehrini vuran korkunç bir manzaraya ve büyük bir felakete uyandı” ifadelerini kullandı. “Sellerin şehrin dörtte birinden fazlasını süpürmesi sonrasında binlerce kişi öldü veya kayboldu” diyen Bakan, felaketin ölçeğinin tüm yerel standartları ve yetenekleri aştığını vurguladı.

gt

Fethullah ez-Zani, Yasemin Şehri olarak anılan Derne faciasından sonra Libya halkının, geçmişin yaralarını sarmak ve geleceğin özelliklerini politikacılar ve savaş tüccarlarının gözleriyle değil, kendi ve gelecek nesillerin gözleriyle ortaya koymak için siyasi bölünme ve iç savaş birikimlerinden kurtulma gerekliliğine dikkat çekti.

Moritanya

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Veled Şeyh Gazvani de hükümetinin bir dizi sürdürülebilir kalkınma hedefinin göstergelerini iyileştirmeyi başardığını söyledi. Şeyh Gazvani konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“En savunmasız vatandaşların dayanıklılığını güçlendiren, satın alma güçlerini destekleyen ve sosyal sağlık sigortasını kademeli olarak kapsamlı sağlık sigortasına olanak sağlayacak şekilde genişleten geniş bir sosyal güvenlik ağı oluşturarak yoksulluk, kırılganlık ve dışlanmayla mücadele ettik.”

Fotoğraf Altı: Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Veled Şeyh Gazvani, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuştu. (Reuters)
Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Veled Şeyh Gazvani, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuştu. (Reuters)

Şeyh Gazvani, ülkesinin hükümetinin ‘Moritanya’nın dönem başkanlığını yürüttüğü Beşli Sahel Grubu ülkeleri genelinde güvenlik ve istikrarın yeniden tesis edilmesine katkıda bulunan entegre bir güvenlik stratejisini’ benimsediğine dikkat çekti. Moritanya Cumhurbaşkanı, ülkesinin Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki BM barışı koruma güçlerine katıldığını da hatırlattı.

Yapılan açıklamalar Moritanya’nın yüz bin Malili mülteciye ev sahipliği yaptığı yönünde.


Avrupa Komisyonu, göç anlaşması kapsamında Tunus’a toplam 127 milyon euro kaynak ayırdı

Tunus kıyısındaki göçmenler (AFP)
Tunus kıyısındaki göçmenler (AFP)
TT

Avrupa Komisyonu, göç anlaşması kapsamında Tunus’a toplam 127 milyon euro kaynak ayırdı

Tunus kıyısındaki göçmenler (AFP)
Tunus kıyısındaki göçmenler (AFP)

Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği’nin (AB), Temmuz ayında imzalanan ve düzensiz göçü durdurmayı amaçlayan anlaşma kapsamındaki fonları Tunus’a ödemeye başlayacağını bildirdi.

Komisyon Sözcüsü Ana Pisonero bugün yaptığı açıklamada, “Avrupa Komisyonu, bugün Tunus’a 60 milyon euroluk bütçe desteği ve yaklaşık 67 milyon euroluk göç konusunda operasyonel yardım paketini duyurdu” dedi. 


Yemen trajedisinin kökeni: Husiler ve savaşan dağlı kabileler

Yemen trajedisinin kökeni: Husiler ve savaşan dağlı kabileler
TT

Yemen trajedisinin kökeni: Husiler ve savaşan dağlı kabileler

Yemen trajedisinin kökeni: Husiler ve savaşan dağlı kabileler

Muhammed Ebi Semra

Dokuz yıl önce 21 Eylül 2014’te Husi milisler, Yemen’in başkenti Sana’yı ele geçirdi. Al Majalla, Yemen’in mevcut durumunu konuşmak için Paris’te, Paris ile Sana arasında mekik dokuyan Yemenli bir araştırmacı yazarla buluştu. Hayatını korumak için adının açıklanmasını istemeyen yazar, konuşmasına özetle Yemen ile başkentinin yıkıcı bir dram yaşadığını söyleyerek başladı.

Ona göre Husiler ve savaşçı diğer Yemenli kabileler, 1964 yılında başlayan 60 yıllık cumhuriyet dönemindeki tüm tecrübeyi yok etti. Pek çok başarının ve hatanın kaydedildiği bu toplumsal-siyasi dönemde ya da sistemde Yemenliler, seslerini yükseltip, hatalarını eleştirebiliyordu. Ancak bugün o başarılar, sanki hiç olmamış gibi kaşla göz arasında yok oldu. Yemenliler yoksulluğa, değerlerde, eğitimde, sağlık hizmetlerinde, ekonomide, maaşlarda bir çöküşe ve devlet kurumlarında, yönetimde ve yargıda bir yıkıma şahit olunan bu genel yıkımdan bir çıkışın olduğuna dair ümitlerini kaybetti.  

Eğitim, tarım ve savaş arasında kabileler

Yemenli araştırmacıya göre cumhuriyet döneminin 1964’ten beri kurduğu çağdaş eğitim, Yemen’deki geleneksel toplumu büyük oranda değiştirdi. İnsanlar çağa açık hale geldi ve toplumsal kapalılık kozasından çıktı. Ancak savaşçı Zeydi kabileler ile örf âdetlerine ve savaşçı miraslarına bağlı kalmayı sürdüren diğer kabileler bu değişime ayak uyduramadı. Bugün Husiler, savaşçılığa devam eden Zeydî kabilelerdir.

Bundan dolayı araştırmacı, Yemen’in geçmişte ve halihazırdaki derin trajedisini, 60 yıllık cumhuriyet rejiminde aralıklarla devam eden ve geçici ateşkeslerle gölgelenen ‘aralıklı daimi savaş’ olarak özetliyor. Bu savaş, savaşçı kabilelerin eseridir. Ona göre Yemen halkı iki temel gruba ayrılır:

Savaşçı kabileler: Bunlar dağlıdır ve yerleşim yerlerini dağların yükseklerine kurup, tarımla uğraşırlar. Bununla birlikte sahip oldukları asıl şey, uzun tarihleri boyunca kazandıkları savaş becerileri. Çoğunlukla silah tutmakla beraber dağlarda tarımsal faaliyetlerde de bulunurlar. Ama tarımsal üretimleri, pazarlayıp ticaretini yapmaya yetecek kadar tarımsal fazlalık üretmez. Onlarda silah, şan şerefin ve erkekliğin sembolüdür. Zeydi savaşçı kabilelerin çoğu dağlıdır. Ancak Güney Yemen’de Ma’rib, Dali ve Yafa şehirlerinde de savaşçı kabileler mevcuttur.

Yemen’in geçmişte ve halihazırdaki derin trajedisi, 60 yıllık cumhuriyet rejiminde aralıklarla devam eden ve geçici ateşkeslerle gölgelenen ‘aralıklı daimi savaş’ olarak özetlenebilir. Bu savaş, savaşçı kabilelerin eseridir

Savaşçı olmayan kabileler: Bunlar da tarımla uğraşır, ancak dağlık olmayan düz, geniş ve verimli bozkır topraklarında. Bu kabilelerin tarımsal faaliyetleri, pazarlamaya ve ticarete ihtiyaç hissettiren bir fazlalık ortaya koyuyor. Savaşçılık kabiliyetleri bakımından zayıf olan bu kabileler, İbb’de ve onun Bereketli Bölge olarak bilinen vilayetinde oturuyor. Ayrıca Tihame ve Taiz’de ikamet edenler de var.

Şarku’l Avsat’ın Majalla dergisinden aktardığı analize göre Sana şehri ve yakın çevresindeki halk da savaşçı değil. Güneydeki Hadramut’un halkı ise ticaretle uğraşır ve Doğu Asya’ya ve Körfez’e göç ederler. Bu da onları zorunlu olarak savaşçı halkın dışında tutar. Savaşçı olmayan kabilelerin silahla, savaşla övünme huyları yoktur; onlar kendilerini savunmak zorunda kalmadıkça bu iki şeye başvurmazlar.

Bir örnek olarak İbb’in trajedisi

Yemenli araştırmacı, bu ayrımdan hareketle Yemen’deki toplumsal-bölgesel yapıyı yeniden okuyor. 18’inci ve 19’uncu yüzyıllara dönerek, tarihte gücünü savaşçı dağlı kabilelerin kutuplaşmasından alan İmamiye devletinin zayıflığını açıklıyor. Devlet zayıfladıkça, rızık kapısı bulmak için dağlık yerleşimlerini hızla terk etmeye başlayan bu kabileler nedeniyle devlet daha da zayıflıyordu.

Böyle bir zayıflığın ve dağılmanın meydana gelmesi, kabile savaşçılarının dağlardaki kalelerinden İbb bozkırlarına inmesine yol açtı. Bu kabileler, oradaki verimli toprakları ele geçirip sahiplendiler ve toprak sahibi çiftçileri, kendi topraklarında köle olarak çalıştırdılar. İbb’de bu tarihî olaya atıfta bulunmak için halk arasında yaygın bir terim vardır. Şöyle ki, Bereketli Bölge halkı, kendi topraklarını ele geçirip onları çalıştıran savaşçı kabilelerin mensuplarına ‘nakail’ adını verdi; (kabilenin çoğulu olan ‘kabail’ kelimesine atıfla kullanılan) bu terimle, savaşçı olarak dağlardan inip verimli tarım ovalarına taşınanlar kastedilmektedir. Bugün İbb şehrindeki yaşlıların çoğu, dağlardan inerek savaşçı kabiliyetlerini kaybeden bu ‘nakail’ grubundandır. Bu, Sada’daki kalelerinden çıkan yeni dağlı Husilerin, savaşçı olmayan Sana’dan sonra İbb’i de nasıl ele geçirebildiklerini açıklıyor. Aynı şekilde İbb halkının, kendilerine boyun eğdiren savaşçı Husi zulmünden sıkılmasını ve nihayet birkaç ay önce ona karşı ayaklanmasını da anlaşılır kılıyor.

Göçler ve ticaret savaş ateşini söndürüyor

Bu tespitten hareketle Yemenli araştırmacı, ülkesinin sorununun, daha doğrusu trajedisinin çözümünü, aralıklarla da olsa kalıcı olan savaşa bir son verilmesi ve savaşçı dağlı kabilelerin barış yanlısı kabilelere ya da topluluklara dönüştürülmesinde görüyor. Böylece artık savaşı üretip sürdürmez ve peş peşe döngüler halinde cehaleti, geriliği ve yoksulluğu yayamazlar. Bugün Yemen, yıkıcı döngülerinden birinde boğuluyor.

Yazar, sözlerini destekleyecek başka örnekler de veriyor:

Cumhuriyet döneminde Yemen’in kuzeyindeki idareciler, bürokratlar, teknokratlar, tacirler ve muhasebeciler çoğunlukla Hadramut ve Taiz’dendi. Cumhuriyetçi seçkinler de genellikle Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi’nde eğitim almak için Lübnan’a ve Aden’e gelen göçmen çevrelerde oluştu.

Aden’de İngiliz sömürgeciliği günlerinde dernekler ve partiler kuruldu ve kuzeydeki yurtlarına bağlı kalan göçmenler için gazeteler çıkarıldı. Bunlar, cumhuriyetçi seçkinlerin mayası ve ilk nüvesiydi. Aden’de, bağımsızlığından önce  Aden’e çok da uzak olmayan Taiz’den gelen pek çok kişi var. Bunlar orada çalışıyor ve kendi topraklarını işlemek için Taiz ve İbb’e dönüyorlardı. Sosyalist Parti’nin güneyde izlediği uluslaştırma politikası, birçok kişiyi Körfez ülkelerine göç etmeye zorladı.

Yemen’in sorununun, daha doğrusu trajedisinin çözümü, aralıklarla da olsa kalıcı olan savaşa son verilmesi ve savaşçı dağlı kabilelerin barış yanlısı kabilelere veya topluluklara dönüştürülmesinde saklı. Böylece savaşı üretip devam ettirmez ve peş peşe döngüler halinde cehaleti, geriliği ve yoksulluğu yayamazlar. Bugün Yemen, yıkıcı döngülerinden birinde boğuluyor.

Yemenli araştırmacı, Yemen diyarındaki mevcut manzaranın geçmişini ortaya koymaya devam ediyor. Ona göre Yemen’in güneyindeki Dâli ve Yafa’daki savaşçı kabileler, güneydeki sosyalist rejim döneminde orduya katıldı. 1986 yılında Aden’deki Yoldaşlar rejimi günlerinde yıkıcı ve kanlı çatışmalarda savaşan da onlardı; bugün Aden’e hâkim olan ve Husi savaş milislerine karşı duran da onlar.

Güneydeki Hadramut halkı (Hadarim) ise çoğunlukla tüccardır. Bunların büyük bir kısmı, Suudi Arabistan, Körfez ve Doğu Asya’da olup, savaşçı kabileleri desteklemiyor ve istemiyorlar. Dali ve Yafa halkı, güneyde savaşçı bir devlet kurmak istediğinde (güney sultanlıklarından biri olan) tüccar Hadramut halkı onlardan ayrılmaya meylediyor. Çünkü savaşçı devlet, onların çıkarları ve hayat tarzlarıyla bağdaşmıyor. Me’rib ve Taiz’de ise İhvan-ı Müslimin’in (Müslüman Kardeşler) savaşçı bir gruba dönüşen Islah Partisi var. Ma’rib’de Husilerin kontrol etmek istedikleri petrol zenginliğine tutunuyorlar.

Husiler ve savaş ekonomisi

Yemenli araştırmacı, Husilerin çağrısının Zeydi savaşçı grupları ve kabileleri kendine çektiğini düşünüyor. Bunlar her ne kadar Zeydi mezhebinde azınlıkta olsalar da savaşçı tutuculukla baskın gelip Yemen’in tamamını ve yönetimini ele geçirmek istiyor. Bu eğilim, savaşçı tutuculuğun yanı sıra İranlıların yardımı ve parasıyla da besleniyor. Lübnan’daki Hizbullah’ın durumunda olduğu gibi.

Lübnan’da büyük oranda yolsuzluğa, kaçakçılığa ve uyuşturucuya dayalı bir ekonomi oluştuğu gibi Yemen’de de bir savaş ekonomisi oluştu. Mesela Sana’da Husiler, Genel Elektrik Kurumu’nu yıkarak insanlara elektrik satmak için küçük özel şirketler kurdular. Su dağıtımında da aynı yolu izlediler. Daha sonra eğitime el atıp, yeni öğretilerini aşılayan ve ülkeyi yönetmek için kurmak istedikleri savaş toplumunun temellerini atan özel okullar inşa ettiler.

Bugün Sana’daki kamu kurumlarını ziyaret ederseniz buraların neredeyse boş olduğunu ve kapılarında sefil bekçilerin durduğunu görürsünüz. Bu kurumlar artık hizmet veremiyor. Genel Kitap Vakfı ve Sana Üniversitesi’ndeki Araştırma Merkezi için de durum aynı… Ama buna karşılık Vakıflar Bakanlığı çalışan ve insanlarla dolu çünkü rüşvet ve imtiyaz yoluyla para kazanıyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.


Libya İstikrar Hükümeti, selden etkilenen bölgelerin yeniden inşası için Derne’de uluslararası bir konferans düzenlenmek istiyor

Derne'deki yıkımdan (AA)
Derne'deki yıkımdan (AA)
TT

Libya İstikrar Hükümeti, selden etkilenen bölgelerin yeniden inşası için Derne’de uluslararası bir konferans düzenlenmek istiyor

Derne'deki yıkımdan (AA)
Derne'deki yıkımdan (AA)

Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi tarafından atanan hükümet, Derne şehri başta olmak üzere, ülkeyi geçen hafta vuran Daniel Kasırgası’ndan etkilenen bölgelerin yeniden inşası için uluslararası bir konferans düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Libya İstikrar Hükümeti Başkanı Usame Hammad bugün yaptığı açıklamada, hükümetinin söz konusu konferansı 10 Ekim’de Derne şehrinde düzenlemek istediğini bildirdi.

Daniel Kasırgası, Libya’nın doğusunu kasıp kavuran sağanak yağışlara neden oldu.

Yaşanan sel felaketi, binlerce kişinin ölümüne ve kaybolmasına yol açtı, altyapıda da ciddi hasara neden oldu.


İHA savaşının kızıştığı Hartum’da ordu liderliği konusunda tartışmalar yaşanıyor

Sudan'ın en büyük petrol şirketi olan Nil Şirketi binası, 17 Eylül’de ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda yaşandı. (AFP)
Sudan'ın en büyük petrol şirketi olan Nil Şirketi binası, 17 Eylül’de ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda yaşandı. (AFP)
TT

İHA savaşının kızıştığı Hartum’da ordu liderliği konusunda tartışmalar yaşanıyor

Sudan'ın en büyük petrol şirketi olan Nil Şirketi binası, 17 Eylül’de ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda yaşandı. (AFP)
Sudan'ın en büyük petrol şirketi olan Nil Şirketi binası, 17 Eylül’de ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda yaşandı. (AFP)

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) dün (perşembe), başkent Hartum'un merkezinde bulunan Sudan Ordusu Genel Komutanlık Karargâhı’nı top mermileriyle hedef aldı. Şehrin güneyinde ise özellikle Zırhlı Kolordu Komutanlığı çevresinde her iki tarafa ait kuvvetler arasında ağır ve hafif silahlarla şiddetli çatışmalar yaşandı.

Görgü tanıkları, ordu karargâhına yapılan top atışlarının güçlü patlamalara yol açtığını ve karargâhtan duman bulutlarının yükseldiğini söyledi. HDK üst üste altıncı günde komuta karargâhını kontrol altına almak ve orduya karşı zaferini ilan etmek amacıyla saldırılarını yoğunlaştırırken, ordu da hava saldırıları, askeri uçaklar ve insansız hava araçlarıyla (İHA) karşı koydu.

Sudan ordusunun HDK üslerine yönelik top atışlarının sesi Kuzey Omdurman'dan duyuldu. Hartum'un bazı mahallelerinde yaşayanlar, ordunun es-Sahafa ve el-Kelakle banliyölerindeki HDK hedeflerine yönelik İHA saldırıları düzenlediğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan vatandaşlar, “Hartum'un merkezinde güçlü patlamalar ve hafif silahlarla çatışma sesleri duyuyoruz” dediler. Son zamanlarda başkentin çeşitli bölgelerinde HDK mevzilerine İHA’larla yapılan ordu saldırılarının sıklığı arttı. Her iki taraf da geçtiğimiz Ağustos ayında Zırhlı Birlik Karargahı çevresinde aralarında yaşanan şiddetli çatışmalar sırasında İHA’ları yoğun bir şekilde kullandı.

HDK, Wagner’le bağlantılı olduğu yönündeki iddiaları yalanladı

Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki HDK, Rus paralı asker grubu Wagner’le bağlantılı olduğu yönündeki iddiaları yalanladı. CNN’in haberi üzerine HDK tarafından çarşamba gecesi yapılan açıklamada “HDK’nin Wagner Grubu’ndan askeri destek aldığına dair söylentiler dolaşıyor” ifadeleri yer aldı. Wagner Grubu’nun katıldığı ve Rus ordusuyla birlikte savaştığı Rusya-Ukrayna savaşına atıfta bulunularak, bu iddianın “krizi küresel gündemlerle ilişkilendirmeye yönelik kasıtlı bir girişim” olduğu ifade edildi.

FOTO ALTI Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) Güney Darfur'daki güçleriyle birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı. (AFP)
Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) Güney Darfur'daki güçleriyle birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı. (AFP)

Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı: “CNN’in soruşturmasında Ukrayna'nın HDK’ye karşı bir dizi İHA saldırısı düzenlediği iddia ediliyor. Bu da dolaylı olarak güçlerimizin Rus paralı asker grubu Wagner ile ilişkileri olduğu anlamına geliyor.” Söz konusu suçlamaları ve yanlış bilgileri reddettiğini açıklayan HDK, bu iddiaları ‘belirli kuruluşlar’ tarafından başlatılan bir karalama kampanyası olarak değerlendirdi. Buna karşılık orduyu, devrik rejimle bağlantılı bir dizi aşırıcı ‘milis’ ve bazı ‘terörist gruplarla bağlantılı tugaylardan’ yardım istemenin yanı sıra, halihazırda kamplarında konuşlanmış yabancı paralı askerleri kullanmakla suçladı. HDK, silahlarının kaynağının ordu ve müttefik milislerin malzeme ve depolarına el konulması olduğunu açıkladı.

CNN, kimliği gizli tutulan Ukraynalı bir askeri kaynağın, HDK’yi hedef alan İHA saldırılarının Sudan ordusunun işi olmadığını aktararak, bu saldırıların arkasında muhtemelen Ukrayna Özel Kuvvetleri’nin olduğunu öne sürdü. CNN, Sudan ordusunun en az 8 baskında kullandığı İHA’ların Ukraynalılar tarafından kullanıldığını söyledi.

Sudan ordusundan, Ukrayna'nın ülke içindeki savaşa müdahale ettiğine ilişkin ortalıkta dolaşan iddialara ilişkin resmi bir yorum veya açıklama yapılmadı.

Burhan'ın konuşması boykot edildi

Öte yandan Sudan'daki Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) Merkez Konseyi, diplomatların Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın dün (perşembe) Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu öncesinde yaptığı konuşmayı boykot çağrısını “Mevcut koşulların gerektirdiği baskı mekanizmaları açısından olumlu bir adım olarak” değerlendirdi. ÖDBG Merkez Konseyi Sözcüsü Ammar Hammude, Londra merkezli Arap Dünyası Haber Ajansı'na (AWP) yaptığı açıklamada, “Sudanlı sivil grupların bütünüyle yürüttüğü faaliyet, başkanlar üzerinde baskı mekanizmaları oluşturmaya çalışıyor. Bu, sivil sesin etkisinin ortaya çıktığı yollardan biridir ve bunlar, Sudanlıların savaş sonucunda yaşadığı ağır acılar ışığında yapılması gereken eylemlerdir” ifadelerini kullandı.

Savaşı reddeden eski ve mevcut diplomatların bir araya geldiği Savaşa Karşı Bağımsız Sudanlı Diplomatlar Platformu, BM’nin 78’inci oturumuna katılan ülkelere Burhan'ın konuşma yapmak üzere girdiği anda delegasyonlarının salonu terk etmesi yönünde çağrıda bulundu.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, dün (Perşembe) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturumunda. (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, dün (Perşembe) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturumunda. (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)

Hammude, Burhan'ın girişi üzerine salonu terk etmeyi ve onun BM Genel Kurulu önündeki konuşmasını boykot etmeyi ‘sembolik bir adım ve meşru bir protesto aracı’ olarak nitelendirdi. Ancak Burhan'ın konuşmasının içeriğinin ‘hayati’ olduğunu da sözlerine ekledi. Savaşın durdurulması gerektiğine ilişkin resmi yanıt ve yorumların “ciddiye alınması gerektiğini” belirten Hammude, Dünya liderlerine hitap edebilen fiili otoritenin resmi rolleri ile baskısını yeni bir alana aktarmak isteyen Sudan sivil aktivizmi arasında ayrım yapılmasının gerekli olduğunu söyledi.

Burhan'ın BM Genel Kurulu’na katılmak üzere New York'a yaptığı ziyaret, Mısır, Güney Sudan, Eritre, Katar, Türkiye ve Uganda'yı ziyaret ettikten sonra Sudan'da savaşın başlamasından bu yana 5 aydan uzun bir süreden bu yana yaptığı yedinci yurtdışı ziyareti.

Cidde Platformu

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, çarşamba günü BM Genel Kurulu oturum aralarında Sudan'daki durumla ilgili yapılan bakanlar düzeyindeki toplantıda, ülkesinin tüm Sudanlı tarafları müzakereleri sürdürmek için Cidde'ye davet ettiğini söyledi. Hammude, bu açıklamaların iki taraf (Sudan ordusu ve HDK) üzerinde müzakerelere dönme yönünde baskı oluşturacağına inandığını söyledi. Hammude, müzakerelere başlamanın en önemli adımının platformların birleştirilmesi ve sorunların sınırlandırılması, askeri taraftan ateşkesle başlayıp ardından siyasi sürece yer açılması olduğunu belirtti. Sudan'daki çatışmanın her iki tarafının müzakerelere devam etmek için Cidde Platformu’na döneceğine inandığını da ifade eden Hammude, “Yolculuk uzun da olsa Cidde'ye gitmek gerekiyor” dedi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mayıs ayında Cidde Anlaşması’nın imzalanması sırasında Sudan ordusu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) temsilcileriyle birlikte. (Reuters)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mayıs ayında Cidde Anlaşması’nın imzalanması sırasında Sudan ordusu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) temsilcileriyle birlikte. (Reuters)

Hammude, Cidde Platformu’nun “çok yol kat etmiş, birçok bölgesel güç ve uluslararası gücün de desteğini kazanmış bir platform olduğunu ve yeni platform arayışlarından daha iyi olduğunu” ifade etti. “ÖDBG olarak biz, Cidde Platformu’nun ve onun ulaştığı noktanın, savaştan kaynaklanan ezici insani acıların ışığında çözüm bulmayı hızlandırmanın en iyi yolu olduğuna inanıyoruz” ifadelerini kullanan Hammude, Burhan'ın daha önceki yurt dışı ziyaretlerinde yaptığı birçok açıklamanın barışçıl bir çözüme ulaşmanın gerekliliğinden bahsettiğine dikkat çekti. Cidde Platformu, Nisan ayı ortasında savaşın patlak vermesinden birkaç hafta sonra Suudi Arabistan-ABD önderliğinde kuruldu ve Sudan ordusunun katılımını askıya almasına kadar birçok kez ateşkes sağlamayı başardı. Sudan krizini çözmek için Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ülkeleri ve Sudan'ın komşu ülkeleri gibi bazı Afrika ülkeleri başka girişimlerde bulundu ancak kayda değer bir ilerleme kaydedilemedi.


Şi Cinping: Çin ve Suriye yeni bir stratejik ortaklık kuracak

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Suriyeli mevkidaşı Beşşar Esed ile (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Suriyeli mevkidaşı Beşşar Esed ile (AFP)
TT

Şi Cinping: Çin ve Suriye yeni bir stratejik ortaklık kuracak

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Suriyeli mevkidaşı Beşşar Esed ile (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Suriyeli mevkidaşı Beşşar Esed ile (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Suriyeli mevkidaşı Beşşar Esed ile yaptığı görüşmede, Çin ve Suriye'nin yeni bir ‘stratejik ortaklık’ kuracağını duyurdu.

CCTV’nin haberine göre Şi, “Bugün, ikili ilişkiler tarihinde bir dönüm noktası olacak olan Çin-Suriye stratejik ortaklığının kuruluşunu birlikte ilan edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Çin Devlet Başkanı dün Hangzhou kentinde Suriyeli mevkidaşını kabul etti.

Ülkesini yeniden inşa etmek için fon arayan Esed, ikili ilişkileri ‘yeni bir seviyeye’ taşımayı umarak yaklaşık 20 yıl sonra dün Çin'e ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi.


İsrail, Yahudi bayramları sebebiyle Batı Şeria ve Gazze geçişlerini kapatacak

İsrail ordusu (Reuters - arşiv)
İsrail ordusu (Reuters - arşiv)
TT

İsrail, Yahudi bayramları sebebiyle Batı Şeria ve Gazze geçişlerini kapatacak

İsrail ordusu (Reuters - arşiv)
İsrail ordusu (Reuters - arşiv)

İsrail ordusunun yazılı açıklamasına göre, Yom Kippur Bayramı sebebiyle gerçekleşecek ilk kapatmalar 24 Eylül Pazar öğle saatlerinde başlayarak 25 Eylül Pazartesi akşamına kadar sürecek.

İsrail ayrıca Sukot (Çardaklar) Bayramı ve Simha Tora Bayramı münasebetiyle Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ne giden tüm geçişleri 29 Eylül'den 8 Ekim'e kadar 9 gün boyunca kapatacak.

Kapatmalar çalışmak için İsrail'e giriş izni olan 17 bin Gazzeliyi etkiliyor. Batı Şeria ekonomisi de işçilerin İsrail'e girişinin engellenmesi nedeniyle zarar görüyor.


Mısır cumhurbaşkanlığı potansiyel adaylar listesine iki yeni isim katıldı

Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sisi’yi destekleyen pankartlar (Özgür Mısırlılar Partisi)
Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sisi’yi destekleyen pankartlar (Özgür Mısırlılar Partisi)
TT

Mısır cumhurbaşkanlığı potansiyel adaylar listesine iki yeni isim katıldı

Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sisi’yi destekleyen pankartlar (Özgür Mısırlılar Partisi)
Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sisi’yi destekleyen pankartlar (Özgür Mısırlılar Partisi)

Mısır’da ulusal yönetimin önümüzdeki hafta açıklamayı planladığı cumhurbaşkanlığı seçimleri takvimi beklenirken, potansiyel rakipler listesine Anayasa Partisi Genel Başkanı Cemile İsmail ve Sosyal Demokrat Partisi Başkanı Ferid Zahran olmak üzere iki yeni isim katıldı.

Anayasa Partisi Genel Başkanı Cemile İsmail, partiye üst kurulun talebi üzerine cumhurbaşkanlığı yarışına katılmayı kabul ettiğini bildirdi ve partinin olağanüstü genel kurulunu, yarıştaki adaylığını oylamak üzere 4 Ekim’de toplanmaya çağırdı.

Mısır Ulusal Seçim Kurulu çarşamba günü yaptığı açıklamada, yaklaşan seçimlerin organizasyonu için ‘lojistik prosedürleri’ tamamladığını açıklayarak, ‘tüm adaylara aynı mesafede durduğunu’ vurguladı. Ulusal Seçim Kurulu İdare Müdürü Danışman Ahmed el-Bendari, “Kurul, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak isteyenlerin adaylık koşullarını karşıladıkları sürece haklarını tam olarak kullanmalarını garanti ediyor” dedi. Yetkili, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin takvimini duyurmak için 25 Eylül tarihini belirledi.

Sosyal Demokrat Partisi Başkanı Ferid Zahran dün (Perşembe) partisinin üst kurulunun seçimlere katılması için onay verdiğini duyurdu. Zahran, Facebook’un resmi sayfasında yayınlanan bir videoda “Çarşamba akşamı gerçekleştirilen ve yaklaşık 10 saat süren üst kurul toplantısına katılım benzeri görülmemiş bir düzeydeydi. Toplam 143 üyeden 134’ü katıldı” ifadelerini kullandı. Zahran, katılımcıların yüzde 75’inin onun cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmasını onaylarken, yüzde 15’inin ret oyu verdiğini ve yüzde 10’nun çekimser kaldığını belirtti.

Zahran “Aynı düşüncelere sahip birden fazla adayın bulunmasına rağmen seçimlere katılmaya karar verdim. Ben sadece partinin adayı değilim, aynı zamanda Sivil Demokratik Hareket’in de üyesiyim ve hâlâ tek aday üzerinde anlaşmaya varmak için çaba harcıyoruz” dedi.

Anayasa Partisi ve Sosyal Demokrat Parti dahil olmak üzere 12 parti ve tanınmış şahsiyetten oluşan bir muhalefet grubu olan Sivil Demokratik Hareket tek bir aday üzerinde anlaşmaya çalışıyor. Gözlemcilere göre hareket, bir aday üzerinde anlaşmaya varılması halinde parlamento üyelerinden gerekli tavsiyeleri sağlayabiliyor. Zira harekete bağlı partilerinin Temsilciler Meclisi’nde toplam 18 üyesi bulunuyor. Bunlar arasında Zahran liderliğindeki Sosyal Demokrat Parti’nin 7 üyesi de bulunuyor. Diğer yandan, Cemile İsmail başkanlık yarışına girebilirse, cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılan ilk Mısırlı kadın olacak.

Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi yeni dönem için aday olma niyetini açıklamazken, Mısır cumhurbaşkanlığı seçimleri için şu ana kadarki potansiyel adaylar arasında eski milletvekili Ahmed et-Tantavi, Vefd Partisi Genel Başkanı Abdüsened Yemame, Demokratik Barış Partisi Genel Başkanı Ahmed el-Fadali, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Hazım Ömer yer alıyor.

Mısırlı düşünür Abdulmunim Said Şarku’l Avsat’a ‘Zahran’ın başkanlık yarışına girmesinin Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerine ciddiyet ve heyecan kattığını’ söyledi. Said: “Partiler parti gibi davranmaya ve seçme hakkı konusunu ciddi bir şekilde ele almaya başladılar. Tek aday üzerinde anlaşmaya varmak için çabalarını sürdürmeleri gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Basın toplantısı sırasında Ulusal Seçim Kurulu adaylığın kabulüne ilişkin prosedür kontrollerini belirledi. Bunlar, cumhurbaşkanlığına aday olarak kabul edilebilmesi için adayın Temsilciler Meclisi’nin en az 20 üyesi tarafından onaylanması veya en az 15 valilikte oy kullanma hakkına sahip en az 25 bin vatandaş tarafından desteklenmesi gerekiyor. Birden fazla aday desteklenemezken, her valilikten en az bin kişinin adaya destek vermesi gerekiyor.