Mısır dışındaki İhvan’da yaşanan ihtilaflar örgüt içi tartışmaları ve bölünmeleri körüklüyor

Etkili yöneticilerin azledilmesi, örgüte bağlı gençler arasında endişeye sebep oldu.

Mısır’da yasaklı terör örgütü İhvan’a üye olmakla suçlananların yargılaması sürüyor. (AFP)
Mısır’da yasaklı terör örgütü İhvan’a üye olmakla suçlananların yargılaması sürüyor. (AFP)
TT

Mısır dışındaki İhvan’da yaşanan ihtilaflar örgüt içi tartışmaları ve bölünmeleri körüklüyor

Mısır’da yasaklı terör örgütü İhvan’a üye olmakla suçlananların yargılaması sürüyor. (AFP)
Mısır’da yasaklı terör örgütü İhvan’a üye olmakla suçlananların yargılaması sürüyor. (AFP)

İhvan’ın Mısır dışındaki yapılanması içinde son dönemde yaşanan ihtilaflar örgüt içi tartışmaların dozunu artırdı. Bu durum gelecekte “muhtemel bölünmelerin” meydana gelmesi ihtimalini güçlendiriyor. İhtilaflar, Mısır dışındaki ülkelerde örgüt üyesi gençler arasında endişelerin arttığı bir dönemde geldi. Söz konusu endişelerin kaynağı ise örgütün ‘etkili yöneticilerinin’ görevden alınarak haklarında soruşturma başlatılması olarak gösteriliyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Mısır’daki İhvan Rehberlik Konseyi Başkan Vekili İbrahim Munir’in bazı örgüt yöneticilerini görevden alması ve haklarında soruşturma başlatması, Mısır dışındaki örgüt üyesi gençler arasında endişelere neden oldu. Munir’in haklarında işlem başlattığı kişiler arasında İhvan örgütü Eski Genel Sekreteri Mahmud Hüseyin, Yurtdışındaki Mısırlı İhvancılar Birliği Sorumlusu Muhammed Abdulvahhab, Hammam Ali Yusuf, Mithat el-Haddad, Memduh Mebruk ve Receb el-Benna bulunuyor.
Mısır’daki köktenci hareketlerle ilgili çalışmalar yürüten araştırmacılar, örgütün geleceğine ilişkin üç senaryo çiziyor. Bunlar arasında önde gelen yöneticilerin üyeliklerinin dondurulması ve gençler arasında bölünmelerin yaşanması öne çıkıyor. Gözlemcilere göre, örgütün Mısır dışındaki yapılanmasında yer alan yöneticilerin yönetici pozisyonların paylaşımı konusunda kavgaya tutuşurken, örgüt Türkiye ve birkaç Avrupa ülkesinde zor bir durumla karşı karşıya bulunuyor. Diğer taraftan Mısır makamlarının terör örgütü olarak tanımladığı İhvan örgütü yöneticilerinin birçoğu şiddet eylemlerine karıştıkları gerekçesiyle Mısır’da cezaevlerine giriyorlar ve haklarında idam, müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları veriliyor.
Köktenci hareketler üzerine çalışmaları olan araştırmacı Amro Abdulmunaim, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte şunları söyledi:
“İhvan örgütü, Mısır’daki idari birimlerinin çalışmalarının durması ve başta İstanbul olmak üzere yurt dışındaki ofislerinin tökezlemesi sonucu 5 yılı aşkın bir süredir idari ve örgütlenme konularında büyük sarsılmalar yaşıyor.”
Abdulmunaim, İhvan’ın son dönemde yaşadığı bölünmenin arkasında ‘son seçimlerden sorumlu İbrahim Münir’in ofisi, Mahmud Hüseyin’in ofisi (ki bu örgüt içinde Eski Ofis olarak bilinir) ve yeni dönemden sorumlu Muhammed Şeref’in ofisi’ bulunduğunu söyledi.
Abdulmunaim sözlerini şöyle sürdürdü:
“Münir’in ofisinin Mahmud Hüseyin’e bağlı Eski Ofisi lağvederek seçimleri onaylaması ve kendisinin yeniden seçilmesi için çağrıda bulunması sebebiyle Türkiye ofisinde son günlerde büyük tartışmalar yaşanıyor. Türkiye'deki idari ofisin önemi, aylık yaklaşık 1 milyon 700 bin dolar tutarında aldığı büyük desteğe dayanıyor. Seçim sürecinin tamamlanması ve Muhammed Şeref ve onunla birlikte 5 diğer ofisin başarılı olmasının ardından büyük tartışmalar yaşandı. Tartışmaların başlangıcında, Munir, Şura’ya ve örgüt listelerine saygı duymamakla suçlandı. Aynı şekilde Mahmud Hüseyin’e bağlı grup, örgütün Türkiye içindeki medyaya yaptığı bağışlardan oluşan fonların büyük bir kısmını zimmetine geçirerek mali ve idari yolsuzluk yapma suçlamasıyla karşı karşıya kaldı ve suçlandı. Türkiye geçtiğimiz aylarda Kahire’nin ‘olumlu’ diye nitelediği adımlar attı. Türkiye bu kapsamda İstanbul’dan yayın yapan ve İhvan örgütüne destek veren bazı kanalları kısıtladı ve Mısırlı yetkililere yönelik saldırılarını durdurdu.”
Abdulmunaim’e göre yolsuzluk suçlamaları, Mahmud Hüseyin’in grubunu kendisini savunmak zorunda bıraktı. Hüseyin’in gurubu masumiyetini kanıtlamak amacıyla yurt dışındaki birçok İhvan yöneticisinden yazılı şahitlik aldı ve bunları ‘Suçsuzluk Karinesi Şahitlikleri’ başlığıyla belge halinde destekçilerine dağıttı. Sosyal medyada dolaşıma koyulan belgede “Hüseyin’in, yolsuzluk yaptığı ve kendi grubuyla (gizli örgüt olarak da bilinir) beraber örgüt içindeki durum üzerinde hakimiyet kurmaya çalıştığı suçlamasıyla ilgisinin bulunmadığı” ifadeleri yer aldı.
Abdulmunaim açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Mahmud Hüseyin’in grubu, Munir’in düzenlediği seçimlere itiraz etti. Hüseyin’in grubu Muhyiddin Zayet’ten durumu incelemesini istedi. Zayet nihai olarak seçim sonucunu destekleyen bir karar aldı. Karar o dönem herkes için sürpriz oldu. ‘Munir’in sırlarının koruyucusu’ olarak da nitelenen Usame Süleyman bu kararı paylaştı ve örgüt üyelerine ‘Teslim Alma ve Teslim Etmeyle İlgili Bildiri’ isimli gizli bir belge gönderdi. Süleyman örgüt üyelerine güvence verdiği belgede, seçim sürecinin sağlıklı işlediğini belirtirken, önümüzdeki dönem için güçlü bir stratejiye sahip olduklarını ifade ediyor.”
Abdulmunaim, Münir’in Mahmud Hüseyin ve grubunu tasfiye etmesi sebebiyle İhvan örgütü içinde yaşanan son bölünmeden sonra örgütün geleceğiyle ilgili muhtemel senaryolara ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Örgütün geleceğiyle ilgili üç senaryo var. İlk senaryoya göre Mahmud Hüseyin ve grubundaki kişilerin üyelikleri dondurulabilir. Bu senaryo, her şeyin eskisi gibi devam etmesine neden olur. Zira Mahmud Hüseyin’in grubu Türkiye’deki en güçlü grup ve idari-mali açıdan örgütün hayati organlarına sahip. Örgütün mali kaynaklarının yüzde 90’ından fazlası örgütün Türkiye’deki Yatırım Fonu Müdürü Mithat el-Haddad’ın elinde bulunuyor. Örgütün mali faaliyetleri de Mahmud Hüseyin’in emrindeki Sabir Ebu’l Feth’in elinde. Dolayısıyla Hüseyin’in grubu sahada İbrahim Munir’den çok daha güçlü. İkinci senaryoya göre Mahmud Hüseyin’e bağlı grup, genel anlamda örgüt üzerindeki uluslararası baskıları ve özellikle de İhvan Şura Konseyi üyesi Emir Bessam’ın yanı sıra Ahmed Rami ve diğer örgüt yöneticilerinin geçtiğimiz süreçte açıkladığı idari ve mali alandaki çok sayıdaki ihlali göz önüne alarak Munir’e boyun eğebilir ve karşı bir pozisyon almayı ileri bir tarihe erteleyebilir. Munir’in elinde, Hüseyin’in grubuna yöneltilen suçlamalarla ilgili çok sayıda kanıt var. Bu nedenle Hüseyin’in grubunun bu süreçte sessiz kalması onlar açısından daha iyi olur. Üçüncü senaryoya göre örgüte bağlı gençlik grupları içinde çok sayıda bölünme meydana gelebilir. Şu anki süreçte bu senaryonun gerçekleşme ihtimali daha yüksek. Mısır dışındaki örgüt üyesi gençler sessizliği bozarak, iki ofisin de (Mahmud Hüseyin ve İbrahim Munir’in ofisleri) yöneticilerini ‘gevşeklik, kaos, Şura’nın ve kurumsallaşmanın çöküşü, örgütlenme için hazırlanan idari listelerin iptal edilmesi ve bir gruba karşı başka bir grubun tarafını tutmakla’ suçluyorlar. Bu gençler dün ‘Özür Dileriz Üstat Mesele Çözüldü’ başlığıyla İbrahim Munir’in fotoğrafına yer verdiği bir açıklama yayınladı.”
Güvenilir kaynakların aktardığına göre, geçtiğimiz günlerde Munir ve Hüseyin cepheleri arasında ateşkes yapılması ve uzlaşma sağlanması amacıyla bir dizi temas kuruldu. Bu girişim çerçevesinde örgütün Türkiye ve İngiltere yapılanmasındaki yöneticilerin yer alacağı ‘Ulusal Güçler Birliği’ isimli bir çatı kuruluşun oluşturulması ve üyelerinin belirlenmesi için seçim yapılması teklif edildi. Amro Abdulmunaim, örgütün Türkiye’deki durumunun daha fazla bölünme ve ayrılıkların olmasına zorladığını ve İbrahim Munir’in Eski İhvan Rehberlik Konseyi Başkanı Hasan el-Hudeybi tecrübesini tekrarlayabileceğine dikkat çekti. Nitekim Hudeybi, Temmuz 1952’deki devrimden sonra örgütün ‘gizli servisini’ kontrolü altına almak için örgütün gizli fonlarını yöneten Seyyid Fayiz’e yanaştı ve örgütün lideri sıfatıyla Fayiz’den ‘gizli servisin’ belgelerini aldı. Abdulmunaim’e göre Hudeybi, örgütü kendi düşünce ve siyasi eğilimlerine göre farklı bir yolla yeniden yapılandırdı ve söylenenin aksine ‘barışçıl’ bir tarz değil kendi tarzını esas aldı. Nitekim Munir’in geçtiğimiz süreçte Türkiye’deki “gizli servis” ile örgütün yollarını ayırma kararı da Hudeybi’nin izlediği stratejiden izler taşıyor. Abdulmunaim duruma ilişkin “Ancak gizli servisin Munir’in kararına teslim olacağını zannetmiyorum. Çünkü servis, örgütün elindeki tüm kozlara, paralara ve gizli altyapıya sahip” dedi.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.