Biden'ın karşı karşıya olduğu zorluklar giderek artıyor: Peki bunları aşabilecek mi?

Sosyal yardım paketi, ABD Başkanının çöken popülaritesini kurtarmak için tek can simidi.

Biden’in şu anki en büyük zorluğu, tarihi bir harcama paketini yürürlüğe geçirmek için Demokratları Kongre’de nasıl birleştireceği (AFP)
Biden’in şu anki en büyük zorluğu, tarihi bir harcama paketini yürürlüğe geçirmek için Demokratları Kongre’de nasıl birleştireceği (AFP)
TT

Biden'ın karşı karşıya olduğu zorluklar giderek artıyor: Peki bunları aşabilecek mi?

Biden’in şu anki en büyük zorluğu, tarihi bir harcama paketini yürürlüğe geçirmek için Demokratları Kongre’de nasıl birleştireceği (AFP)
Biden’in şu anki en büyük zorluğu, tarihi bir harcama paketini yürürlüğe geçirmek için Demokratları Kongre’de nasıl birleştireceği (AFP)

Tarık Al Sami
İnsanlar, olaylar tarafından kontrol edildiğini hissettiklerinde ABD başkanlarının başı belaya girer. Joe Biden’ın şu anki durumu da bu. Yaklaşık 9 aylık başkanlığının ardından ABD Başkanı, hızlı bir şekilde çözme yeteneğine sahip olmadığı çok sayıda zorlu yerel ve küresel krizle karşı karşıya. Bu yüzden popülaritesi Beyaz Saray’a girdiğinden beri en düşük noktasına ulaştı.
Ancak şu anki en büyük zorluğu, altyapıyı iyileştirmek için ayrı bir yasaya paralel olarak, bir dizi sosyal fayda içeren tarihi bir harcama paketini onaylamak için Demokratları Kongre’de nasıl birleştireceğidir. Ekonomi düzeyini ve ardından ABD’lilerin yaşamlarını yükseltmek için bahse girdiği şey, çöken popülaritesini kurtarmaya yardımcı olacak. Peki Demokrat Parti’deki ilericiler ve ılımlılar arasındaki uçurumu kapatabilecek mi? Mevcut durum Demokratların gelecek yıl yapılacak ara seçimlerdeki şanslarını nasıl etkileyecek?

Zor günler
Başkan Biden, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ve Senato Çoğunluk Lideri Chuck Schumer, Ekim ayı sonlanmadan önce zor günlerle karşı karşıya. Öyle ki ayrı bir altyapı yasa taslağının onaylanmasına paralel olarak, Biden’ın gündeminin merkezinde yer alan devasa bir sosyal yardım paketini yürürlüğe koymak için çalkantılı toplantılarında kan davalı grupları bir araya getirmek üzere mücadele etmeleri gerekiyor. Her ikisi de Başkanın ‘Afroamerikalılar da dahil olmak üzere’ Demokrat seçmenler arasında bile çöken popülaritesini kurtarmak için kalan tek can simidini temsil ediyor.
Potansiyel olarak feci sonuçları olan bu ağır yük, birikmiş zorlukları azaltmak için büyük bir yasama zaferine şiddetle ihtiyaç duyuyor. Bu zorlukların başında, ‘yüksek yakıt fiyatları, artan enflasyon, devam eden işsizlik, küresel tedarik zincirlerinde aksama, ABD kuvvetlerinin Afganistan’dan aşağılayıcı şekilde çıkışı, çok sayıda Cumhuriyetçi aşılama politikasını reddederken devam eden koronavirüs salgını tehdidi, Pekin’in Tayvan üzerindeki devam eden baskısının ABD ile Çin arasındaki zaten gergin olan çok cepheli çatışmayı şiddetlendirmesi’ geliyor.

Zor zaman
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, 40 yılı aşkın bir süredir Washington siyasetinin içinde yer alan Biden, ekonomik patlama ve çöküş döngüsüne bağlı olarak karşılaştığı sorunların üstesinden gelinebileceği konusunda iyimser. Ancak buna rağmen birçok şeyin yanlış gittiğine dair rahatsız edici bir ulusal duygunun ortasında otoritesini dayatmasını gerektiren bir siyasi görevi var. Bu durum, Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki tarafından da dile getirildi. Psaki, gerçekten zor bir zaman olduğunu belirtti. Demokratlar, şimdiden gelecek yıl yapılacak ara seçimlerin, Meclis ve muhtemelen Senato’nun kontrolünün ellerinden gideceği konusunda endişeli. Öte yandan eski Başkan Donald Trump, gündemini destekleyen adayları desteklemek için bir dizi eyalete ziyarette bulunurken, 2024’te olası bir başkanlık kampanyası öncesinde bir kaos duygusu oluşturmaya çalışıyor.
Ayrıca Senato’daki Cumhuriyetçilerin engellenmesi, polis reformunu denemek, göçmenlik yasasını değiştirmek ve kapsamlı oy hakları yasası da dahil olmak üzere Demokratların diğer yasama öncelikleri arasında. Demokratların, 2 Kasım’da yapılması planlanan Virginia eyaleti koltuğunu kaybetmesi olası. Birçoğu, bunun partide paniğe neden olacağına inanıyor. Çünkü bu, Biden’ın Beyaz Saray hayalini gerçekleştirmesine yardımcı olan banliyölerdeki ılımlılar ve bağımsızlarla iletişim kurmakta sorun yaşadığı anlamına gelecek.

Yakın tehlikeler
Biden ayrıca, Aralık ayının sonuna kadar başka bir sorunla karşı karşıya kalacak. Öyle ki Cumhuriyetçiler, ABD borç tavanının yükseltilmesine itiraz ediyor. Senato Azınlık Lideri Mitch McConnell, onayın, engelleme mekanizması kuralları uyarınca Senato'daki en az 10 Cumhuriyetçinin desteğini gerektireceğini belirtti. Bu durum, ABD hükümetinin borç faizi ve federal tahviller de dahil olmak üzere borçlu olduğu paranın çoğunu temerrüde düşürdüğü anlamına geliyor. Bu, doları rekor seviyelere indirecek ve ABD’lilerin yaşam standardını düşürecek bir ekonomik felakete işaret ediyor.
Aynı şekilde Senato’da 1,2 trilyon dolar değerinde onaylanan altyapı planının yanı sıra, Biden’ın ‘sağlık, eğitim ve iklim değişikliğine yönelik’ tarihi 3,5 trilyon dolarlık harcama paketi de dahil olmak üzere devasa siyasi gündemi duraksadı. Şaşırtıcı bir şekilde bu devasa harcama paketini engelleyen Cumhuriyetçiler değil, karşıt Demokratlar. Yani Demokratlar, bu noktada çözüm değil sorun haline gelmiş durumda.

Tehlikenin eşiğinde
Demokratlar arasındaki bölünme sorunu, 1,9 trilyon dolarlık koronavirüs yardım yasasının yürürlükten geçmesinden sonra Temsilciler Meclisi’ndeki ilericilerin tavırlarına ve gündemlerine bağlı kalarak bir güç gösterisi oynamalarıydı. Kendileri, yönetimin uzlaşmaya varmakla ilgilendiğinin farkında değillerdi. Bu, Senatör Joe Manchin ve Senatör Kyrsten Sinema gibi Senato’daki bazı ılımlı Demokratı, önerilen 3,5 trilyon dolarlık devasa harcamayı reddederek mücadele yoluna soktu. Bu da Biden’ın gündemini tehlikenin eşiğine getirdi. Çünkü bütçe değişikliği çerçevesinde 1970’lerde onaylanan uzlaşı mekanizması bağlamında yasaların geçmesi, tüm Cumhuriyetçilerin bu planı reddettiği göz önüne alındığında Senato’nun 50 Demokrat üyesinin tamamının onayını gerektiriyor.
Bu yüzden Başkan Biden’ın çok daha proaktif olması gerekebilir. Çünkü Biden’ın gevşemesi, bazılarının 2020’de kendisine yardımcı olan kayıp liderlik tarzını eleştirmesine yol açabilir. Sertliğiyle ilgili sorular, her zaman hassas bir konu olacak. Çünkü Biden, 79 yaşında ve ABD’ye liderlik eden en yaşlı başkan.

Denge oyunu
Sağlık ve sosyal paket krizini atlatmak için Nancy Pelosi, Biden’ın Oval Ofis’teki varlığını ‘Demokratların en iddialı siyasi gündemlerini ilerletmeleri için ender bir fırsat olarak’ gören liberaller ile ‘hükümet harcamalarının genişlemesine ve bundan kaynaklanan zararlara karşı uyarıda bulunan’ ılımlı, temkinli senatörlerin talepleri arasında bağlantı kurdu. Meclis Kurallar Komitesi Başkanı Jim McGovern’e göre başarısızlık bir seçenek değil.
Demokratların her iki mecliste de dar marjları göz önüne alındığında Biden ve Demokrat liderliğin herhangi bir bölünmeye tahammülü yok. Bu hafta Pelosi, zorluklarla karşılaştıklarını kabul etti. 3,5 trilyon dolarlık sosyal yardım paketinin maliyetinin, ilericileri yabancılaştırmadan ılımlı Demokratları tatmin edebilecek şekilde azaltacaklarını da dile getirdi.
Biden, 3,5 trilyon dolar yerine 2 trilyon dolar harcama yapmayı önerirken, müzakerelerin hala devam ettiği göz önüne alındığında, nihai mevzuatın tam boyutu bilinmiyor. Demokrat liderlerin, başlangıç paketindeki bazı ayrıcalıkların iptal edilmesi veya bu programların sürdürülmesi (ama daha kısa bir süre finanse edilerek veya ikisinin bir kombinasyonu yoluyla) gibi harcamaları kısmak için çeşitli stratejik seçenekleri bulunuyor.

Demokratların taktikleri
Demokratların bu tasarıyı onaylamaktan başka bir seçeneği bulunmuyor. Çünkü başarısızlık, Demokratları taktikleri nedeniyle pişman edecek. 2020’deki birçok seçmen, Biden’ı ılımlı olarak görürken Biden, Trump’ın popülist milliyetçiliği tarafından baştan çıkarılanlar da dahil işçi sınıfından ABD’lileri, ‘kendilerini görmezden geldiğine inandıkları hükümetin, hala kendilerine yardım edebileceğine’ ikna etme gerekliliği üzerine bahis oynuyor. Biden, yakın zamanda partisini birleştiremezse, 2020’de kendisini seçmiş ılımlı seçmenleri kendinden uzaklaştıracak.
Ancak Başkan, partisindeki muhalefeti ve engelleyici kafaları ezmeyi ve altyapı ve daha küçük bir sosyal harcama programını yürürlükten geçirmeyi başarırsa, kendinden öncekilerin pek çoğundan sıyrılmış bir miras inşa edecek. Daha da önemlisi salgının şiddetini hafifletmeye dayanan siyasi duruşu, çocukluk aşılarına ve yeni tedavilere bağlı olacak. Enfeksiyonu ve koronanın neden olduğu siyasi öfkeyi azaltabilirse, Kasım 2022’deki ara seçimlerden önce zaman içinde ekonomide ve istihdamda bir iyileşme olması nedeniyle popülaritesini geri kazanabilir. Salgın ise dünya genelinde gerileme yaşarsa bu durum geniş ekonomik dengesizliği tersine çevirebilir. Bu gerçekleşirse ortam, yaklaşan seçimlerde bir Cumhuriyetçi Parti veya Trump’ın 2024’te adaylığa dönmesi için olgunlaşmamış olabilir.

*Independent Arabia'da yer alan bu makalenin çevirisi Şarku'l Avsat tarafından yapılmıştır. 



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.