Rusya’dan İsrail’in Suriye’deki saldırılarına ilişkin açıklama

Tel Aviv’den kaynaklar, İran’ın bölgedeki varlığında yaşanan azalmaya dikkat çektiler.

Kuneytra’daki bir BM aracının 26 Mart 2016’da çekilen görüntüsü. (Reuters)
Kuneytra’daki bir BM aracının 26 Mart 2016’da çekilen görüntüsü. (Reuters)
TT

Rusya’dan İsrail’in Suriye’deki saldırılarına ilişkin açıklama

Kuneytra’daki bir BM aracının 26 Mart 2016’da çekilen görüntüsü. (Reuters)
Kuneytra’daki bir BM aracının 26 Mart 2016’da çekilen görüntüsü. (Reuters)

Rusya, Suriye hava sahasında uçuş gerçekleştiren sivil uçular nedeniyle İsrail’in Palmira yakınlarına düzenlediği saldırıların geri püskürtülemediğini açıkladı.
Uzmanlara göre bu açıklama, Moskova adına ‘İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırılarının devam etme riskinin arttığına’ dair bir işaret taşıyor. Konunun, gelecek hafta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İsrail Başbakanı Naftali Bennett arasında yapılması beklenen görüşmeler sırasında da gündeme gelmesi bekleniyor.
Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi’nin Başkan Yardımcısı Vadim Kulit, Suriye kuvvetlerinin hava sahasında iki sivil uçak olması nedeniyle, 4 İsrailli savaşçının başlattığı saldırıya karşı hava savunma sistemlerini kullanamadığını bildirdi.
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
 “İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait 4 adet F-16 savaş uçağı, Humus vilayetinde, ABD’nin işgalindeki et-Tanf bölgesi üzerinde 13 Ekim günü saat 23.35’ten 23.39’a kadar dört dakika boyunca Suriye hava sahasına girerek Palmira yakınlarındaki Fosfat Cevher Zenginleştirme Tesisi’ne saldırı düzenledi. Zenginleştirme Tesisi hedef alındı. Saldırıda bir baz istasyonu yok edildi.”
Kulit, İsrail saldırısında 1 Suriyeli askerin öldüğünü, 3 askerin yaralandığını ve tesiste maddi hasar oluştuğunu belirttiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Suriye Ordu Komutanlığı, hava savunma araçlarını kullanmama kararını aldı. Çünkü saldırı anında bölgede, Dubai-Beyrut ve Bağdat-Şam seferi yapan 2 sivil uçak vardı.”
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bu, İsrail saldırılarına yanıt verememesinin nedenleri hakkında Rus ordusunun ilk ayrıntılı açıklaması oldu. Savunma Bakanlığı, son haftalarda Rusya’nın savunma yetenekleriyle desteklenen Suriye savunmasının İsrail saldırıları karşısındaki başarısıyla ilgili açıklamalar yayınlamıştı.
Rus uzmanlar, sivil uçaklara yönelik tehlikeleri gündeme getirmenin, Moskova’nın Suriye’ye yönelik İsrail saldırılarının devam etmesinde karşı hamlelerini genişletmesinin ilk ayağı olduğu görüşündeler. Bu durum, Moskova ve Tel Aviv arasında son dönemde yaşanan tartışmanın artması olarak değerlendirildi. İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid’in geçen ay Moskova’ya yaptığı ziyaretinde yaşanan tartışmaların odak noktası da buydu. İki taraf, Suriye ile ilgili tüm konularda askeri koordinasyonu etkinleştirmeyi ve iki taraf arasında diyalog kanalları başlatmayı kabul etmişti.
Ziyaret, Bennett’in gelecek hafta Moskova’da gerçekleştirmeyi planladığı temasların ilk ayağı niteliğindeydi. Bennet’in ziyarette Putin ile de görüşmesi bekleniyor. Rus kaynaklar, İsrail’in Suriye’deki mevziilere yönelik devam eden saldırılarının, bir dizi başka tartışmalı konuyla birlikte masada olacağını aktardılar.
Moskova ve Tel Aviv, tartışmalı konuları Lapid aracılığıyla aşmaya çalışsa da Rus medyasının son günlerde ‘Rusya -İsrail diyalogunun karşılaştığı zorluklara’ odaklanması dikkat çekiciydi.
Rus kaynaklar, Moskova’nın ‘İsrail Başbakanı’nın Filistin tarafıyla müzakereleri yeniden başlatma fırsatına ilişkin sert açıklamalarından’ memnuniyetsizlik duyduğunu belirtirken bunun arka planında öncelikli olarak Filistin-İsrail çözümüne ilişkin olmak üzere görüşleri yakınlaştırma girişimlerinin önündeki engeller olduğuna dikkat çekildi. İkinci anlaşmazlık noktası ise Tel Aviv’in İran nükleer anlaşmasını canlandırma çabaları konusundaki tutumuyla ilgili. Ancak iki tarafın da İsrail’in Suriye topraklarına yönelik füze saldırılarını durdurmada ilerleme sağlayamadığı göz önüne alındığında başlıca engel Suriye meselesiyle ilgili. Bennett’ın Golan’daki yerleşim faaliyetlerini yoğunlaştırma planları konusundaki tavrının da yeni bir anlaşmazlık noktası oluşturması bekleniyor. Moskova, Golan Tepeleri’nin ‘işgal altında olan Suriye toprakları’ statüsüne ilişkin tavrına bağlılığını sürdürürken İsrail’in tek taraflı eylemlerini yasa dışı kabul ediyor.
Rus yorumcular, Moskova’nın şu an ‘Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e verilen destek’ ve ‘İsrail’in Suriye’deki mevziilere yönelik saldırılarına sessiz kalma’ arasında bir uzlaşıya dair ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğu görüşündeler.
‘Nezavisimaya Gazeta’ gazetesine göre ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye meseleleri konusundaki eski özel temsilcisi Frederik Hof, iki tarafın İsrail’in Suriye’deki askeri saldırılarına ilişkin önceki Rusya -İsrail anlayışlarını güçlendirmeye çalışacağına inandığını belirtti.
Aynı şekilde Rus yorumcular, Moskova’nın ‘bir yandan İran, diğer yandan da İsrail ile ilişkilerin devamını sağlamak için’ Suriye’de kurduğu ‘zor dengeyi’ sürdürme zorluğunu her zamankinden daha fazla hissettiğini aktardı.
Moskova, Suriye Müttefik Operasyon Odası Komutanlığı’nın tehdidine ilişkin verilerin yayılmasının arka planında, İsrail’in son saldırılarının ardından sahadaki durumu dikkatle takip ediyor. İran yanlısı medyaya göre İsrail’in Suriye’deki son saldırılarına ‘sert bir yanıt’ verildi.
‘U-News’ haber ajansına göre (İran’a bağlı) Suriye Müttefik Operasyon Odası Komutanlığı, Palmira’ya yönelik saldırılara sert bir yanıt verme kararı aldı. Komutanlık “İsrail uçaklarının saldırdığı hedefler hizmet merkezleri ve gençlerin toplanma yerleridir” dedi.
Tel Aviv’in istihbarat raporlarına göre 15 Ekim’de İsrail’in Suriye’deki İran bölgelerine düzenlediği saldırıların, buradaki güçlerin büyüklüğünde bir azalmaya ve hareketlerinde önemli bir kayba yol açtığına dair göstergeler mevcut.
Söz konusu raporlar, Şam Uluslararası Havalimanı bölgesindeki durumu ortaya koydu. Öyle ki Tel Aviv’deki ve birçok Avrupa ve Batı başkentindeki istihbarat kaynaklarının söylediğine göre İran, bu havalimanı bölgesindeki varlığını azalttı ve faaliyetlerinin büyük bir bölümünü, kuzeydeki Humus şehrinin doğusunda bulunan T-4 havalimanına geri döndürdü. 15 Ekim’de ‘Haaretz’ gazetesinde analist Amos Harel’e göre Batılı istihbarat kaynakları, Suriye’deki İran yanlısı milislerin sayısının son haftalarda yarıya indirildiğini, yani 20 binden 10 bine düştüğünü belirtti.
Harel açıklamasında “İsrail’in bu yıl içinde Suriye’ye düzenlediği saldırıların Şam Havalimanı’nı hedef almamış olması tesadüf değildir. 2019 yılının başlarında İsrail saldırılarının artmasının ardından İran, güçlerini Şam havalimanı bölgesinden tahliye etmişti. Bir yıl sonra bu bölgeye geri döndüler ve son zamanlarda oradaki varlıklarını azalttıkları tekrar ortaya çıktı” dedi. Gazeteci, söz konusu azalmanın öncelikle İsrail saldırıları, ikinci olarak da yüksek petrol fiyatlarına rağmen Tahran’ın Suriye projesini finanse etmekte karşılaştığı zorluklar dolayısıyla gerçekleştiğini söyledi. Azalmanın üçüncü nedeni olarak da Rusların ve Suriyelilerin İranlılara uyguladığı baskıları gösteren Amos Harel, “Çünkü Suriye rejiminin başı Beşşar Esed için İsrail’in Şam Havalimanı’na yaptığı saldırılar utanç vericiydi” dedi. Sonuç olarak İran’ın faaliyetlerinin büyük bir bölümünü T-4 Havalimanı’na çektiğini vurguladı.
Harel açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İsrailli kaynaklar, saldırıları haklı çıkarmak ve İran’ın mevzilenmesini ve bundan kaynaklanan tehlikelere karşı olduklarını göstermek amacıyla, genellikle Tahran’ın bölgeye yayılmasının neden olduğu tehdidi vurgulama, belki de abartma eğilimindedir. Ancak gerçek şu ki bu eğilimlerde yıllar içinde değişiklikler oldu. İran, özellikle ABD’nin Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye suikast düzenlemesinin ardından birçok zorlukla karşı karşıya.”
İsrail’in geçen haziran ayında Suriye’deki varlığını güçlendirme planları karşısında İran’ın saldırganlıkta bulunduğunu açıklaması dikkat çekici bir durum. Öyle ki silah depolarını ve askeri bölgeleri hedef aldıkları iddiasıyla yoğun saldırılar düzenlenirken, en az 57 rejim mensubu ve İran yanlısı unsur öldürüldü. Bu, İsrail’in Suriye’deki saldırılarının başlamasından bu yana en yüksek ölü sayısı oldu. Bu durumla eş zamanlı olarak eski bir İsrail Hava Kuvvetleri komutanı olan General Amos Yadlin, “Irak sınırına yakın bir bölgeyi hedef alan bu saldırılar, İran mevzilenmesine darbe indirmede daha yüksek bir aşama oluşturuyor” açıklamasında bulundu. Yadlin, saldırıların Tahran’ın yanı sıra hem ABD Başkanı seçilen Joe Biden yönetimine hem de Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e mesajlar gönderdiğine dikkat çekti.



İsrail, Amerika'nın Hamas'a karşı sergilediği "esneklikten" rahatsız

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'te düzenledikleri ortak basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'te düzenledikleri ortak basın toplantısında (Reuters)
TT

İsrail, Amerika'nın Hamas'a karşı sergilediği "esneklikten" rahatsız

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'te düzenledikleri ortak basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'te düzenledikleri ortak basın toplantısında (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Barış Konseyi'nin kurulması törenini küresel ve tarihi bir festivale dönüştürürken, özellikle "müttefiki" Binyamin Netanyahu tarafından Gazze planının önüne engeller çıkarılarak taciz ediliyordu.

İsrail kaynakları, ABD yönetiminin bu engelleri kaldırmak için ince bir baskı uyguladığını, aynı zamanda Hamas'a hem aşamalı silahsızlanma hem de teknokrat komitenin kurulması konusunda esnek bir yaklaşım benimsediğini ortaya koyuyor.

Dün ortaya çıkan bilgilere göre, Amerikalılar, İsrail'in kendisinin ve komitenin diğer üyelerinin Gazze Şeridi'ne girişini engellemesine karşılık olarak, teknokrat komitenin başkanı Dr. Ali Şaas'ı birkaç gün içinde Refah sınır kapısının açılacağını duyurmakla görevlendirmişti.

Bu arada İsrail, Gazze Şeridi'nde mümkün olduğunca uzun süre kalabilmek için "sarı hat" boyunca askeri varlığını kurarak yeni bir gerçeklik yaratıyor.


ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
TT

ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)

Gazze’yi “modern bir kıyı kenti”ne dönüştürmeyi amaçlayan ABD planının yeniden gündeme gelmesi, bölgedeki demografik dengelere ilişkin kaygıları da beraberinde getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı ve Filistinli gözlemcilere göre bu girişim, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi riskini barındırırken, uzmanlar Washington’un “Yeni Gazze” tasarımının Arap-İslam dünyasının benimsediği yeniden imar planı karşısında sahada karşılık bulmasının zor olduğunu vurguluyor.

ABD, yıkıma uğrayan Filistin topraklarının yeniden inşasını hedefleyen “Yeni Gazze” planını kamuoyuna açıkladı. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında gerçekleştirilen “Yeni Küresel Barış Konseyi” imza töreninde, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan gökdelenler, Refah bölgesinde yer alacak konut projeleri ile yeni yerleşim, tarım ve sanayi alanlarının aşamalı gelişimini gösteren bir harita sunuldu.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Davos’ta “Barış Konseyi”ni resmen başlattı. Konseyin ilk aşamada Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesine, yeniden imar çalışmalarına ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanacağını belirten Trump, ilerleyen dönemde daha geniş bir rol üstleneceğini söyledi. Trump, konseyin “Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde çalışacağını” da ifade etti.

Gazze’de “büyük bir başarı” elde edeceklerini savunan Trump, “Ben bir emlakçıyım; her şey Gazze’nin konumuyla ilgili” dedi. Trump, “Deniz kıyısında bir yerden söz ediyoruz. Bu alan pek çok insan için çok şey ifade edebilir” ifadelerini kullandı.

ABD’nin açıkladığı “ana plan” haritasında, “kıyı turizmi” için ayrılmış bir bölge, 180 kule, çeşitli “konut alanları”, “sanayi kompleksi, veri merkezleri ve ileri üretim tesisleri”, “parklar ile tarım ve spor alanları” yer aldı. Plan ayrıca Mısır sınırına yakın bir bölgede yeni bir liman ve havalimanı inşasını ve Mısır, İsrail ve Gazze sınırlarının kesiştiği noktada “üçlü sınır kapısı” oluşturulmasını öngörüyor.

vfdvfd
Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imza töreni, Şarm eş-Şeyh (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

ABD planına göre Gazze Şeridi’nin yeniden geliştirilmesi dört aşamada gerçekleştirilecek; süreç Refah’tan başlayarak kademeli biçimde kuzeye, Gazze kentine doğru ilerleyecek.

Uluslararası Filistin’i Destekleme Kurumu Başkanı Salah Abdülati, “Yeni Gazze” planının zorunlu göç riskini yeniden gündeme getirdiği uyarısında bulundu. Abdülati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ABD planı iddialı, ancak Gazze halkının yerinden edilmesine yönelik bir projenin vitrini olmasından endişe ediliyor” dedi.

Abdülati, Trump yönetiminin planının Filistinli grupların silahsızlandırılmasına, Gazze’nin yeniden yapılandırılmasına ve mülkiyetlerin yeniden dağıtılmasına bağlı olduğunu belirterek, bunun “yeniden göç kapısını aralayabileceğini” savundu. Planın, Gazze’yi halkının denetimi dışında bir ekonomik bölgeye dönüştürmeyi hedeflediğini ifade etti.

Buna karşılık Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Tarek Fahmi, Washington’un “Yeni Gazze” vizyonunu “Amerikan temennileri” olarak nitelendirdi. Fahmi, Gazze için hazırlanmış “Arap-İslam yeniden imar planının” daha kapsamlı ve uygulanabilir olduğunu söyledi.

Arap Birliği, Mart ayında Mısır tarafından hazırlanan Gazze’nin yeniden imar planını kabul etmiş, plan daha sonra İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından da onaylanmıştı. Söz konusu plan, Filistinlilerin yerinden edilmeden erken toparlanma ve yeniden imar sürecini hedefliyor.

Fahmi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD planı ile Arap planı arasında doğrudan bir çelişki yok, ancak iki plan arasında bir tamamlayıcılık da bulunmuyor” dedi. Kahire’nin, ABD himayesinde uluslararası bir yeniden imar konferansı düzenlemek için çalıştığını aktardı.

Mısır, Gazze’nin yeniden inşası için uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapacağını açıklarken, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Barış Zirvesi sırasında ABD Başkanı’nı konferansa katılmaya davet etti.

Mısır ve Arap ülkeleri, Gazze’nin mevcut yönetimi için kurulan bağımsız komitenin etkinleştirilmesine odaklanıyor. Fahmi’ye göre, komitede Filistinli bir ortağın yer alması, Gazze’de barış planının devamı açısından önemli bir kazanım niteliği taşıyor.

ABD Başkanı’nın geçen hafta duyurduğu kararla kurulan ve Ali Şaş’ın başkanlığını yaptığı Filistinli “teknokrat komite”, Gazze’nin yönetimini devralmak üzere çalışmalarına başladı.

Salah Abdülati ise Arap ve İslam dünyası tarafından kabul edilen planın Filistinliler için en uygun seçenek olduğunu vurguladı. Bu planın zorunlu göçü engellediğini, kısa bir zaman dilimi içinde yeniden imarı mümkün kıldığını ve Filistinlilerin sürece gerçek anlamda katılımını sağladığını belirtti. Abdülati, ABD planının ise Filistinlileri yeterince dahil etmemesi nedeniyle çok sayıda engelle karşılaşacağını söyledi.

Öte yandan Trump’ın Şubat ayında yaptığı ve Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi, Filistinlileri başka bölgelere yerleştirmeyi öngören açıklamaları, Mısır ve birçok Arap ülkesi tarafından sert biçimde reddedilmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, “ABD Gazze Şeridi’nin kontrolünü üstlenecek. Bölgede bulunan patlamamış mühimmatları ve tehlikeli silahları temizleyeceğiz. Bu alanı devralacak, geliştirecek, binlerce istihdam yaratacağız. Ortadoğu’nun tamamının gurur duyacağı bir yer olacak” demiş ve Gazze’nin “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüşeceğini savunmuştu.


BM Kürtlerin çekilmesinin ardından Suriye'deki DEAŞ kamplarının kontrolünü devralıyor

Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)
TT

BM Kürtlerin çekilmesinin ardından Suriye'deki DEAŞ kamplarının kontrolünü devralıyor

Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM) dün yaptığı açıklamada, Suriye’de on binlerce kadın ve çocuğun barındığı, DEAŞ ile bağlantılı geniş çaplı kampların yönetimini devralacağını duyurdu. Açıklama, bu kampları yıllardır koruyan Kürt güçlerinin hızlı şekilde dağılmasının ardından geldi.

Iraklı yetkililer ise Kürt güçlerinin çekilmesinden sonra Suriye’deki cezaevlerinden nakledilen tutukluları kabul etmeye başladı. Yetkililer, bu kişilerin yargılamalarının Irak ceza yargı sistemi kapsamında yapılacağını belirtirken, ülkeleri vatandaşlarını geri almaya destek vermeye çağırdı. Kuzeydoğu Suriye’de, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) koruması altında bulunan yaklaşık 12 cezaevi ve gözaltı kampında, on binden fazla örgüt mensubu ile onlarla bağlantılı on binlerce kadın ve çocuk yıllardır tutuluyor.

SDG, bu hafta içinde Suriye hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından hızla geri çekildi. Bu durum, cezaevlerindeki güvenlik ile kamplardaki insani koşullara ilişkin endişeleri artırdı.

BM, SDG’nin salı günü el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Roj Kampı ile birlikte yaklaşık 28 bin sivilin barındığı kamplarda, kadın ve çocukların çoğunlukta olduğu siviller bulunuyor. Bu kişiler, örgütün eski kontrol bölgelerinden kaçarak kamplara sığınmıştı. Kamplarda Suriyeli ve Iraklıların yanı sıra, 8 bin 500’ü farklı ülke vatandaşlarından oluşan kişiler de yer alıyor.

Yetkililer, Suriye hükümet güçlerinin kamp çevresinde güvenlik çemberi oluşturduğunu, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) ekiplerinin ise çarşamba günü kampa ulaştığını bildirdi.

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi Operasyonlar ve Savunma Birimi Direktörü Edem Wosornu, BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, kampın yönetimini devralan UNHCR’nin, acil insani yardımların hızlı ve güvenli şekilde yeniden ulaştırılması için Suriye hükümetiyle etkin bir koordinasyon yürüttüğünü söyledi.

BM Sözcüsü Stephane Dujarric, gazetecilere yaptığı açıklamada, durumun hâlâ gergin ve değişken olması nedeniyle BM yetkililerinin henüz kampa giremediğini belirtti. Dujarric, yağmalama ve kundaklama olaylarına dair haberler alındığını ifade ederken, Suriye hükümetinin UNHCR ve yardım kuruluşlarına güvenlik ve destek sağlamaya hazır olduğunu aktardığını kaydetti.ABD ordusu salı günü yaptığı açıklamada, örgüt mensubu 150 tutuklunun Suriye’den Irak’a nakledildiğini, operasyonun ilerleyen aşamalarında toplam 7 bin tutuklunun Suriye’den çıkarılmasının gündemde olduğunu duyurdu.

Bir ABD’li yetkili salı günü Reuters’a yaptığı açıklamada, örgütün alt kademelerinde yer alan yaklaşık 200 militanın Suriye’deki Şeddadi Hapishanesi’nden kaçtığını, ancak Suriye hükümet güçlerinin bunlardan bir kısmını yeniden yakaladığını söyledi.

Irak’ın BM Daimî Temsilci Yardımcısı Muhammed Sahib Mecid dün BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı açıklamada, Irak’ın bölgesel ve uluslararası güvenliği korumak amacıyla tutukluları kabul ettiğini, ancak diğer ülkelerin de yardım sağlaması gerektiğini belirtti.

Mecid, “Bu meselenin yalnızca Irak’ın omuzlarına yüklenen uzun vadeli bir stratejik yüke dönüşmesine izin verilmemeli. Bazı ülkelerin, vatandaşları olan teröristleri kendi ulusal güvenlikleri için tehdit olarak görmelerine rağmen onları geri almayı reddetmeleri kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Iraklı yetkililer, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin salı günü Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile yaptığı telefon görüşmesinde örgüt mahkûmlarının Irak’a nakledilmesi konusuna değindiğini belirtti. Yetkililer, bu nakillerin Irak hükümetinin Suriye makamlarına yaptığı resmî talep sonrasında gerçekleştirildiğini ifade etti.

scd
Haseke'deki el-Hol Kampı’nın girişlerinden birinde bulunan Suriye güvenlik güçleri (AFP)

Terör örgütü DEAŞ, Irak ve Suriye’de ortaya çıkmış, gücünün zirvesinde olduğu 2014-2017 yılları arasında iki ülkede geniş toprakları kontrol altına alarak milyonlarca insanı yönetmişti. Örgütün ilan ettiği hilafet, ABD öncülüğündeki koalisyonun yürüttüğü askerî operasyon sonucunda çökmüştü.

Iraklı bir askerî sözcü, Irak’ın örgüte mensup 150 tutukludan oluşan ilk grubu kabul ettiğini, bunlar arasında Iraklıların yanı sıra yabancı uyrukluların da bulunduğunu açıkladı. Sözcü, sonraki nakillerin sayısının güvenlik durumu ve sahadaki değerlendirmelere bağlı olacağını belirterek, tutukluları örgütün üst düzey yöneticileri olarak nitelendirdi.

Irak Yüksek Yargı Konseyi ise yaptığı açıklamada, Irak Anayasası ve yürürlükteki ceza yasalarına dayanarak, teslim alınacak ve ilgili ıslah kurumlarına yerleştirilecek sanıklar hakkında usulüne uygun yargı süreçlerinin başlatılacağını duyurdu.

Açıklamada, “Tüm sanıklar, uyrukları ya da terör örgütü içindeki konumları ne olursa olsun, münhasıran Irak yargısının yetkisine tabidir. Haklarında, mağdurların haklarını koruyacak ve Irak’ta hukukun üstünlüğü ilkesini pekiştirecek şekilde, istisnasız olarak yasal işlemler uygulanacaktır” ifadelerine yer verildi.

Iraklı yetkililer, yasal prosedürler kapsamında örgüt mensubu tutukluların ayrıştırılacağını, aralarında yabancıların da bulunduğu üst düzey isimlerin, daha önce ABD askerleri tarafından kullanılan ve Bağdat Havalimanı yakınında bulunan yüksek güvenlikli bir gözaltı merkezine konulacağını bildirdi.

Bu nakiller, Avrupa’da, tutuklu örgüt mensuplarının bazı yakınlarında endişeye yol açtı. Yakını örgüte katılan ve Suriye’de yakalanan Avrupalı bir kadın, Irak’a mahkûm nakledildiğine dair haberlerin ailesini kaygılandırdığını söyledi.

Kimliğinin açıklanmaması koşuluyla konuşan kadın, ailesinin başlangıçta Suriye’deki güvenlik gelişmelerinin, yakınının akıbetine ilişkin bilgi sağlayacağını umduğunu ifade etti.

Kadın, “Mahkûmların Irak’a götürüldüğünü gördüğümüzde korktuk” dedi ve Irak’ta idam cezasının uygulandığına dikkat çekti.

İki Iraklı hukuk kaynağı, Suriye’den Irak’a nakledilen örgüt mensubu tutukluların farklı uyruklardan oluştuğunu belirtti. Kaynaklara göre, Iraklılar çoğunluğu oluştururken, diğer Arap ülkelerinden militanların yanı sıra Batılı ülke vatandaşları da bulunuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tutuklular arasında Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Belçika, İsveç ve diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden vatandaşların yer aldığını, bu kişilerin Irak yargı makamlarınca yargılanacağını aktardı.