Lübnan Kuvvetleri Başkanı Caca’nın soruşturulması çağrısı tepki yarattı

Lübnan Kuvvetleri Başkanı askeri yargıyı eleştirdi. Rai ise yargının taraflı olduğu iddialarını reddetti.

 Maruni Patriği Rai, 22 Ekim’de ordu komutanı General Joseph Avn’ı (sağında) ve beraberindekileri kabul etti. (Maruni Patrikhanesi internet sitesi)
Maruni Patriği Rai, 22 Ekim’de ordu komutanı General Joseph Avn’ı (sağında) ve beraberindekileri kabul etti. (Maruni Patrikhanesi internet sitesi)
TT

Lübnan Kuvvetleri Başkanı Caca’nın soruşturulması çağrısı tepki yarattı

 Maruni Patriği Rai, 22 Ekim’de ordu komutanı General Joseph Avn’ı (sağında) ve beraberindekileri kabul etti. (Maruni Patrikhanesi internet sitesi)
Maruni Patriği Rai, 22 Ekim’de ordu komutanı General Joseph Avn’ı (sağında) ve beraberindekileri kabul etti. (Maruni Patrikhanesi internet sitesi)

Lübnan’da Tayyuna olaylarına adı karışan Lübnan Kuvvetleri Partisi’nin lideri Samir Caca’nın askeri mahkemede hükümet komiseri Fadi Akiki huzurunda ifade vermeye çağrılması, adli açıdan tepkilere neden oldu. Cumhuriyet Savcılığı, Caca’nın askeri yargıya yönelik eleştirileri ve Hizbullah ile ittifak yapmakla suçlaması ile eşzamanlı yaptığı açıklamada ister ordu istihbaratı ister yargı organları olsun gerekli merciinin belirlenmesi için bekleme çağrısı yaptı.
Askeri mahkeme komitesi Caca’nın, 22 Ekim Perşembe günü Tayyuna bölgesinde 7 kişini ölümüne yol açan gerginliklerle ilgili ifadesini dinlemek için çağrılmasına karar vermişti. Yargıç Akiki, Caca’yı çağırmakla ve ifadesini almakla Ordu İstihbarat Soruşturma Birimi’ni görevlendirdi. Caca ise perşembe akşamı yaptığı açıklamada Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın kendisinde önce dinlenmesini şartıyla Akiki’nin huzuruna çıkmaya hazır olduğunu bildirdi.
Yerel medya organları 22 Ekim’de, Cumhuriyet Savcısı Gassan Uveydat’ın hükümet komiseri Yargıç Fadi Akiki’nin Lübnan Kuvvetleri Partisi liderini çağırma kararını üç gün süreyle ertelediğini bildirdi.
Ancak Cumhuriyet Savcılığı kararın ertelendiğini yalanladı. Cumhuriyet Savcısı Gassan Uveydat yaptığı açıklamada dolaşan haberlerin ‘yalan’ olduğunu belirterek “Bu şekilde bir karar verilmemiştir” dedi.
Savcılık tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Askeri mahkemedeki hükümet komiserinin İstihbarat Müdürlüğü’nü Lübnan Kuvvetler Partisi liderini dinlemek üzere görevlendirmesi, herhangi bir zaman sınırlaması belirtilmeden, görevin istihbarat biriminde mi yoksa görevli yargıçta mı olduğunu öğrenmek üzere ilgili makamların takibini gerektirmektedir.”
Lübnan yasalarına göre Cumhuriyet Savcılığı, r tüm kamu kovuşturmalarına başkanlık ediyor. Askeri yargı da dahil olmak üzere diğer savcılar tarafından verilen tüm kararların fesih yetkisi olan Cumhuriyet Savcılığı tarafından incelenmesi gerekiyor.
Caca, geçen perşembe günü bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada askeri yargıya olan güvensizliğini dile getirdi. Yargıç Akiki’nin ‘Hizbullah’ın komiseri’ olduğunu savundu. Caca, 22 Ekim’de de Twitter üzerinden yaptığı açıklamada da “Meşru bir Lübnan partisinin başkanı olarak yasalara tabiyim. Ancak adaletin yerinde olması için yargının ülkedeki tüm taraflarla hukuka bağlı oldukları temelinde ilgilenmesi gerekir” ifadelerini kullandı. (Hizbullah’a atıfla) Ayn er-Rummane olaylarındaki ana tarafın, kendisini hukukun üzerinde gördüğünü belirten Samir Caca, “Ne yazık ki askeri yargı da bu inancı bugüne kadar sürdürmüştür” dedi.
Kriz sürerken Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai de yargının bağımsızlığına desteğini belirtti. Yargının taraflı olduğunu reddettiğini dile getirdi.
Bkerke’ye yakın kaynaklar, 22 Ekim’de Maruni Patriği Rai ile ordu komutanı General Joseph Avn arasında görüşme gerçekleştiğini duyurdu. Bu bağlamda kaynaklara göre Rai, General Avn’a ‘askeri teşkilata ve yargının bağımsızlığına mutlak destek verdiğini ve soruşturmanın herhangi bir tarafa bağlı olmaksızın tüm tarafları kapsaması gerektiğini’ söyledi. Kaynakların Şarku’l Avsat’a aktardığı bilgilere göre Rai açıklamasında “Yargı, herkes için adaleti takip etmekte ve bir tarafa bağlı olmamak kaydıyla tüm faillerden hesap sormaktadır” ifadesini kullandı. Kaynaklar Rai’nin tavrının ilkeli olduğunu, ayrımcılık yapmadığını, ‘adaletin ve hukukun her şeyden önce olmasını’ ve faillerden hesap sorulmasını savunduğunu bildirdiler.
Rai, 22 Ekim’de Bkerki’de ordu komutanı ile ülkedeki son güvenlik gelişmelerini ve askeri kurumun koşullarını görüştü. Maruni Patriği, ordunun ve güvenlik güçlerinin ‘güvenliği kontrol etme, sokaklarda tüm ülkenin ve tüm vatandaşların güvenliğini tehdit eden kanunsuzluğu önlemede’ açısından da rolüne övgüde bulundu.
Caca konusu, yargının yanı sıra siyaset arenasında da tartışmalara neden oldu. Öyle ki Lübnan Kuvvetleri Partisi mensupları, soruşturmayı siyasallaştırmaya yönelik endişelerini dile getirdiler. ‘Güçlü Cumhuriyet’ bloğundan milletvekili Macid Eddy Abi el-Lama, “Tehdit ve gözdağı ile ülke üzerine kontrollerini dayatmak istiyorlar” dedi. “Bir mağdur, bir saldırganla nasıl eşit sayılabilir?” diye soran milletvekili, Hizbullah’ın ‘güçle Lübnanlılara iftira atan ve zorbalık yapan bir parti’ olduğunu savundu.
Diğer yandan ‘Güçlü Cumhuriyet’ bloğundan milletvekili İmad Vakim şu değerlendirmelerde bulundu:
“Lübnanlılar yıllarca mücadele etmediler. Şehitleri, Hizbullah benzer bir rejimi dayatmaya çalışana kadar Suriye güvenlik sisteminden kurtulmak için Lübnan direnişçileri, vatandaşlar, cumhurbaşkanları, başbakanlar, politikacılar, din adamları ve medya mensupları olarak sundular. Hizbullah’ın meseleleri Lübnanlılara yükleyerek ve onlara zorbalık ederek tecrit etme ve hedef alma girişimlerini durdurun.”
Aynı şekilde İran Dini Lideri’nin Lübnan’daki Temsilcisi Şeyh Muhammed Yazbek de şunları söyledi:
“Adil, şeffaf ve politik olmayan bir soruşturma haricinde tatmin olmayacağız. Devletten ve yargıdan Tayyuna katliamıyla ilgili şeffaf bir soruşturma talep ediyoruz. Hristiyan halkımız ve onların Müslüman ortakları sadece devletin koruması altındadır. Ulusal egemenliğimizi, sınırlarımızı ve deniz kaynaklarımızı korumaktan gurur duyduğumuz milli ordumuzla hepimiz el ele ve omuz omuzayız.”
Yüksek Şii İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib de şu açıklamada bulundu:
“Devlet, masum vatandaşların kanına karışanları ortaya çıkaran tarafsız soruşturmalar yürüterek bir devlet olduğunu kanıtlamalıdır. Onların kanlarının boşa harcanmasını kabul etmeyeceğiz. Faillerin adil bir şekilde cezalandırılması ve arkasındaki tarafların açık bir şekilde belirlenmesi dışında tatmin olmayacağız.”



Nuri el-Maliki: Irak'ın iç işlerine Amerikan müdahalesini kesinlikle reddediyoruz

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
TT

Nuri el-Maliki: Irak'ın iç işlerine Amerikan müdahalesini kesinlikle reddediyoruz

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki, ABD’nin Irak’ın iç işlerine müdahalesini reddettiğini belirterek, bunu ‘egemenliğin ihlali’ olarak nitelendirdi.

El-Maliki, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Irak’ın iç işlerine yönelik açık Amerikan müdahalesini kesin bir dille reddediyoruz. Bunu Irak’ın egemenliğinin ihlali, 2003 sonrası Irak’taki demokratik düzene aykırı bir adım ve Koordinasyon Çerçevesi’nin başbakanlık için adayını belirleme kararına bir saldırı olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Açıklamasında devletler arası ilişkilerde tek siyasi seçeneğin diyalog dili olduğunu vurgulayan el-Maliki, “Ülkeler arasındaki iletişimde dayatma ve tehdit diline başvurulması kabul edilemez. Ulusal iradeye ve Irak Anayasası’nın güvence altına aldığı Koordinasyon Çerçevesi kararına saygı çerçevesinde, Irak halkının yüksek çıkarlarını gerçekleştirecek sonuca ulaşana kadar çalışmayı sürdüreceğim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, Tahran’a yakın Şii partilerin desteğini alan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi halinde ABD’nin Irak’a verdiği desteği keseceği uyarısında bulundu.

thysdfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın bahçesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (EPA)

Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda şu ifadeye yer verdi: “Politikaları ve çılgın ideolojileri nedeniyle, eğer (Nuri el-Maliki) seçilirse ABD gelecekte Irak’a hiçbir yardımda bulunmayacak.”


Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
TT

Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, ABD’nin İran Dini Lideri Ali Hamaney’i hedef alması halinde müdahalede bulunabilecekleri yönündeki tehdidi, müdahale edip etmeyeceği konusunda kesin bir tutum ortaya koymamasına rağmen, Lübnan genelinde benzeri görülmemiş bir reddiye ile karşılandı. Söz konusu tepkinin, Gazze’ye destek verilmesine yönelik itirazlardan dahi daha sert olduğu belirtilirken, Kasım’ın nihai kararı sahadaki gelişmelere ve İran’a yönelik, halen tartışma konusu olan olası bir saldırının gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bağladığı ifade ediliyor.

Her ne kadar Kasım bu tehdidiyle yalnız başına hareket ediyor görünse de, İran ve Hamaney ile dayanışma amacıyla düzenlenen programda dile getirdiği bu söylemin dışına çıkmasının zor olduğu kaydediliyor. Hizbullah ile Emel Hareketi’nden oluşan Şii İkilisi’ne yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın dini açıdan ‘velayet-i fakih’ ilkesine bağlı olduğunu ve bunun kendisi için vazgeçilmez bir meşruiyet zemini oluşturduğunu belirtti. Kaynak, bu bağın kopması halinde söz konusu meşruiyetin ortadan kalkacağını ifade ederken, yalnızca müdahale ihtimalinden söz edilmesinin dahi, bu tutumun sembolik bir dayanışma çerçevesinde mi kalacağı yoksa Washington’ı askeri olarak meşgul etmeye varan bir aşamaya mı taşınacağı yönünde soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti.

Popüler kuluçka merkezinin hesap verebilirliği

Siyasi ve askeri olarak Hizbullah’ın müdahil olması, öncelikle kendi toplumsal tabanı tarafından sorgulanmasını gerektiriyor. Ancak bir siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu sorgulamanın Hizbullah çevresinin ötesine geçerek, ‘Artık yeter, savaş istemiyoruz, barış içinde yaşamak istiyoruz’ sloganı etrafında birleşen Lübnanlıların geneline yayılacağını vurguladı.

Aynı kaynak, Naim Kasım’a yöneltilen soruları şu başlıklar altında topladı:

– Kasım, hemen her vesileyle Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını vurguluyor. Peki bu kapasite, İsrail’in 27 Kasım 2024’te Lübnan’da yürürlüğe giren çatışmaların durdurulması anlaşmasını ihlal eden saldırılarına karşılık vermekten kaçınılırken, İran’ın yanında müdahil olmak için mi yeniden inşa edildi? Oysa İsrail, söz konusu anlaşmaya uymamayı sürdürdü.

– Hizbullah’ın ateşkese bağlı kalmasından bu yana İsrail saldırılarına karşılık vermemesi ve bu süreçte çoğu kendi mensuplarından olmak üzere 500’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi, tabanı nezdinde ciddi bir sıkıntı ve sorgulama yaratmadı mı? Bu sorulara verilecek yanıtın eksikliği, Hizbullah’ı zor durumda bırakmadı mı?

– İran’ın, Hizbullah’ın Gazze’ye destek kararını tek başına aldığı dönemde ya da İsrail’in Hizbullah’ın önde gelen siyasi, askeri ve güvenlik liderlerini hedef alarak eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ile Haşim Safiyuddin’i ve onlarla birlikte İranlı askeri uzmanları öldürdüğü aşamalarda müdahil olmadığı göz önüne alındığında, Kasım olası bir müdahaleyi nasıl gerekçelendirebilir?

– Kasım, ABD ve İsrail’in Haziran 2025’te İran’a karşı başlattığı ve 12 gün süren savaşa neden müdahil olmadı? Bu savaş, Hizbullah’ın meşruiyetini ve gücünü dayandırdığı rejimin devrilmesiyle sonuçlanmadığı için mi müdahaleden kaçınıldı?

xcdfgt
İranlı askeri lider Kasım Süleymani'nin fotoğrafı, Sana (X)

– Kasım, İsrail’in olası tepkisini hesaba katıyor mu? Müdahalesini gerekçelendirmek için, başta kendi tabanı olmak üzere kamuoyuna ne söyleyecek? Gazze’ye destek gerekçesiyle Lübnan’ı sürüklediği ve onlarca yerleşimin yıkılmasına, binlerce ölü ve yaralıya, on binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açan deneyimin ardından, ülkenin bir kez daha hesaplanmamış bir askeri maceranın yükünü taşıyıp taşıyamayacağı sorusu gündeme geliyor.

– İsrail’in, önleyici de olsa, Lübnan’a askeri bir saldırı düzenlemesini engelleyecek korumayı kim sağlayacak? Bu arada, çatışmaların durdurulması anlaşmasının uygulanmasını denetleyen Ateşkesi Denetleme Komitesi’nin (Mekanizma) etkinleştirilmesi yönündeki ısrarı karşılıksız kalırken, Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyindeki kurtarılmış bölgeyi kontrol altına alması ve silahların devletin elinde toplanmasını öngören ikinci aşamaya geçilmesi hazırlıkları sürüyor.

– Hizbullah’ın müdahalesi, silahların yalnızca devletin elinde toplanması yönündeki baskıları daha da artırmayacak mı? Arap ve uluslararası toplum, bu müdahaleyi Lübnan’ı, bölgede gerileme yaşayan ve İran liderliğindeki ‘direniş eksenine’ yeniden bağlama girişimi olarak görmeyecek mi? Bu çerçevede, başkalarının savaşlarının Lübnan topraklarında yürütülmesinin ülkenin çıkarına olmadığı yönündeki değerlendirmeler güçlenmeyecek mi?

– Hizbullah, olası müdahalenin yıkılan yerleşimlerin yeniden inşasına getireceği ek maliyeti hesaba katıyor mu? Silahların devletin tekeline alınması taahhüdü olmaksızın Arap ve uluslararası herhangi bir yeniden imar desteğinin bulunmadığı bir ortamda, bu yük nasıl karşılanacak? Yerlerinden edilenlerin köylerine dönmesini bekleyen Hizbullah tabanına ve genel Şii kamuoyuna ne söylenecek? Tüm bu kesimler, İran’a destek amacıyla yapılacak bir müdahalenin gerekçelerine ikna edilebilecek mi?

– Kasım, Şii İkilisi’ndeki ortağı Emel Hareketi’nin, Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib ile birlikte dayanışma toplantısına katılmış olmasına rağmen, İran’la birlikte askeri bir müdahaleyi gerçekten desteklediğini mi düşünüyor? Özellikle geniş bir Şii kesimin Necef’teki en yüksek dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’yi taklit ettiği ve ABD’nin İran’a yönelik tehditlerine karşı çıkmakla yetindiği dikkate alındığında, bu sorunun önemi daha da artıyor.

ABD müdahalesinin azalacağına dair bahisler

Bu nedenle siyasi kaynaklara göre Hizbullah, halihazırda bulunduğu durumdan daha ağır bir biçimde uluslararası, Arap ve iç kamuoyu düzeylerinde kuşatma altına girecek ve ülkenin maruz kaldığı sonuçları dikkate alarak hesaplarını gözden geçirmek zorunda kalacak. Kaynaklar, Hizbullah’ın tutumunda ısrarı bir kenara bırakarak, İran ve Dini Lider’le dayanışmayı askeri müdahalenin altına çekmeden, sembolik bir çerçevede tutmaya çalışabileceğini belirtiyor. Aksi bir senaryoda ise Naim Kasım’ın, ABD’nin müdahale düzeyinin düşeceği ve Washington ile Tahran arasında müzakerelere dönüşün ağır basacağı varsayımına dayanarak ‘bahsini büyütmüş’ olabileceği; böylece İran liderliğine sahada karşılığı olmayan, ancak siyasi ağırlığı yüksek bir tutum hediye ettiği değerlendirmesi yapılıyor. Bu yaklaşımın, Haziran 2025’teki ABD-İsrail saldırısına ilişkin tutumuna benzediği ifade ediliyor.

ABD’nin İran konusunda nasıl bir yol izleyeceği, müzakereye mi yoksa saldırıya mı yöneleceği netleşene kadar, Hizbullah’ın kendisi için yeni bir siyasi kriz satın aldığı görüşü dile getiriliyor. Bu durumun, Hizbullah üzerindeki iç baskıyı daha da artıracağı, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yeniden başlatılması planlanan diyaloğu bekleme listesine alacağı ve bu sürecin, Direnişe Vefa Bloğu Başkanı Muhammed Raad ile kısa vadede yeniden canlandırılmasının da zor göründüğü kaydediliyor.

dfrtg
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın televizyonda yaptığı konuşmadan (Hizbullah medyası)

Bu bağlamda, diyalog olasılığının ertelenmesini gerektiren bir diğer unsur, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Andre Rahal’in, Muhammed Raad’ın en önemli yardımcılarından biri olan Ahmed Muhna ile gerçekleştirdiği görüşmenin yalnızca karşılıklı sitemle sınırlı kalmasıdır. Kaynaklara göre, diyaloğun yeniden başlatılabilmesi, Hizbullah’ın devlet projesine cesurca katılmasını ve silahların devletin elinde toplanması yönündeki kararını desteklemesini gerektiriyor. Ayrıca silahların devlet tekelinde tutulmasını öngören ikinci aşama için hazırlıklara başlanması, Hizbullah’ı niyetlerinin samimiyetini test edecek ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Kaynaklar, Kasım’ın Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını sık sık dile getirmesinin, tabanını etkileme ve onu güvenceye alma amacı taşıdığını, ancak bunun yüksek sesle ifade edilen sözlerin ötesine geçemediğini belirtiyor. Bu söylem, askeri dengeyi eski haline getirmeye yeterli değil; çünkü Gazze’ye destek kararı sırasında İsrail’in tepkisini hesaba katmayarak kaybedilen caydırıcılık ve çatışma kuralları dengesi telafi edilememişti.


İsrail, Hizbullah'ın çevresine baskı uygulamak için suikastları yeni bir düzeye taşıyor

Lübnan'ın güneyindeki ez-Zehrani bölgesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir arabanın enkazını inceleyen sivil savunma gönüllüsü (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki ez-Zehrani bölgesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir arabanın enkazını inceleyen sivil savunma gönüllüsü (AFP)
TT

İsrail, Hizbullah'ın çevresine baskı uygulamak için suikastları yeni bir düzeye taşıyor

Lübnan'ın güneyindeki ez-Zehrani bölgesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir arabanın enkazını inceleyen sivil savunma gönüllüsü (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki ez-Zehrani bölgesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir arabanın enkazını inceleyen sivil savunma gönüllüsü (AFP)

Geçen hafta İsrail’in, Hizbullah saflarına yönelik suikastlarda yeni bir aşamaya geçtiği dikkat çekti. İsrail, son aylarda bu tür saldırıları büyük ölçüde örgüt içinde lider konumunda bulunan ya da sahada askerî açıdan etkin isimlerle sınırlarken, son dönemde hedef yelpazesini genişleterek sıradan kişilerin yanı sıra örgüte yakın medya mensupları, akademisyenler ve mühendisleri de hedef almaya başladı.

Bu çerçevede, kısa süre önce Şeyh Ali Nureddin’in hedef alınması öne çıktı. Nureddin’in daha önce el-Menar televizyon kanalında dini programlar sunduğu, İsrail tarafından ise Güney Lübnan’daki el-Hariş köyünde Hizbullah’a bağlı topçu birliğinin sorumlusu olmakla suçlandığı belirtildi. İsrail makamları, Nureddin’in ‘savaş sırasında İsrail devleti ve ordu güçlerine karşı çok sayıda terör planı hazırladığını’ ve son dönemde ‘Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki topçu kapasitesinin yeniden inşası için çalıştığını’ iddia etti.

sxdfrgt
Geçtiğimiz hafta çarşamba günü Güney Lübnan'daki Kanarit kasabasında İsrail hava saldırısıyla yıkılan bir binanın enkazında arama yapan Lübnanlılar (EPA)

Hizbullah, ‘şehit gazeteci’ olarak nitelediği kişinin hedef alınmasını kınarken, düşmanın saldırılarını sürdürerek medya camiasını da kapsayacak şekilde genişletmesinin taşıdığı tehlikeye dikkat çekti. Lübnan Enformasyon Bakanı ile Lübnan Basın Editörleri Sendikası da Nureddin’in öldürülmesini kınadı.

Bu operasyondan önce ise matematik öğretmeni olan Muhammed el-Hüseyni’nin öldürülmesi yaşanmıştı. İsrail ordusu, Hüseyni’nin Hizbullah’a bağlı topçu biriminde askeri bir sorumluluk üstlendiğini ileri sürdü. Lübnan Öğretmenler Sendikası, Hüseyni için taziye yayımlayarak saldırının ‘işgalin sivilleri hedef alma siciline eklenen yeni bir suç’ olduğunu vurguladı.

Güvenlik kaynakları, son dönemdeki suikastların münferit güvenlik eylemleri olarak değerlendirilemeyeceğini, aksine İsrail’in hedef bankasında planlı bir dönüşümün parçası olduğunu belirtiyor. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, mevcut değişimin ‘Hizbullah çevresi içinde kimsenin dokunulmazlığı olmadığı’ mesajını vermeyi amaçladığını; bunun da korku yaymayı, toplumsal çevreyi parçalamayı ve söz konusu çevreyi zorunlu olarak örgütten uzaklaşıp ona yönelik desteği ve medya örtüsünü geri çekmeye itmeyi hedeflediğini ifade etti.

Hedeflerin coğrafyası, doğasından daha önemlidir

Operasyonların genişletilmesi Nureddin ve Hüseyni ile sınırlı kalmazken, mühendisler ve bazı toplumsal figürlerin de hedef alındığı belirtiliyor. İsrail, bu kişilerin günlük ve kamuoyuna açık mesleklerinin yanı sıra askeri görevler üstlendiklerini öne sürerek söz konusu saldırıları gerekçelendiriyor. Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni ise İsrail’in saldırıların sertlik düzeyini her alanda yükselttiği görüşünü dile getirdi. Cuni’ye göre bu artış, hedef alınan bölgeler ve kullanılan silahların yanı sıra, suikastların niteliğinde de kendini gösteriyor. Son dönemde saldırıların yalnızca savaşçılara değil, çatışmalara fiilen katılmayan ancak Hizbullah etkinliklerinde öne çıkan, bu etkinliklere katılan ya da destekleyici konumda bulunan kişilere de yöneldiğine dikkat çekti. Cuni, bu politikanın amacının ‘hedefin önemine bakılmaksızın, günlük bir öldürme takvimi doğrultusunda saldırıların sürekliliğini sağlamak’ olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Görünen o ki hedeflemenin coğrafyası, niteliğinden daha önemli hale geldi. İsrail planına göre, güvenlik ortamını bozmak ve toplumu korkutmak amacıyla farklı bölgelerde düzenli suikastlar gerçekleştirilmesi öngörülüyor.”

Hizbullah’ın çevresine uygulanan baskı

Cuni, hedef alınan kişilerin artık İsrail açısından önem taşımadığını, asıl amacın suikastların sürdürülmesi olduğunu savundu. Cuni’ye göre hedef bankası, Hizbullah’a destek veren herhangi bir kişinin yeterli görülmesiyle on binlerce kişiyi kapsayacak şekilde genişliyor. Bu durumun ‘zararın dozunu artırma’ çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Cuni, köyleri hedef alan saldırılarda yüksek etkili silahların kullanıldığına ve bunun geniş çaplı ve ağır yan hasara yol açtığına dikkat çekti.

Cuni, yaşananların Hizbullah’a, onun toplumsal çevresine ve devlete yönelik baskıyı kademeli olarak artırmayı amaçlayan bir stratejiyle uyumlu olduğunu ifade etti. Bu stratejinin, çevre ile Hizbullah arasındaki ayrışmayı derinleştirmeyi hedeflediğini belirten Cuni, İsrail’in bazı kopuşları, hoşnutsuzlukları ve Hizbullah kararlarına yönelik itirazları, özellikle Hizbullah ile Emel Hareketi arasındaki gerilimleri izlediğini öne sürdü. Cuni’ye göre bu yaklaşım, toplumsal çevreyi zorlayarak onu ‘direniş’ kavramından uzaklaştırmayı amaçlayan bilinçli bir baskı politikasını yansıtıyor.

dfrgt
İsrail'in Lübnan'ın güneyine düzenlediği hava saldırıları sonrasında yükselen duman (AFP)

Cuni ayrıca İsrail’in sert tepkilerini, Hizbullah Genel Sekreteri’nin silaha bağlılık vurgusunu artıran ve İsrail’e boyun eğmeyi reddeden konuşmalarına bir karşılık olarak değerlendiriyor. Bu nedenle, söz konusu konuşmaların ardından genellikle daha sert askeri ve güvenlik adımlarının geldiğini belirtiyor.

Öte yandan üniversite öğretim üyesi Ali Murad, daha önce yerel kamuoyunda tanınmış ve aktif sayılmayan kişilerin hedef alınmasının, İsrail’in Hizbullah üzerindeki baskıyı artırma konusundaki ısrarını ortaya koyduğunu dile getirdi. Murad’a göre bu operasyonlar, istihbarat savaşı boyutunu da yansıtıyor; zira örgütün gizli çalışma yapısını yeniden gözden geçirdiği ya da alternatif yapılanmalar oluşturmaya çalıştığı bir dönemden geçtiği izlenimi doğuyor. Murad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kesin olarak söylenebilecek noktanın ‘İsrail’in Lübnan’daki istihbarat kapasitesinin hâlâ çok yüksek olduğu’ olduğunu vurguladı. Murad, İsrail’in Hizbullah’ı halen görece açık bir örgüt olarak gördüğünü, bunun da örgüt unsurlarını farklı güvenlik düzeylerinde sürekli bir açıkta kalma durumuyla karşı karşıya bıraktığını ifade etti. Murad, bu tablonun, Hizbullah’ın bu tür sızmalarla başa çıkma kapasitesi ve özellikle üst düzey yöneticilerin daha önce ağır darbeler almasının ardından, alt kademelerde güvenlik baskısının sürmesine ne ölçüde dayanabileceği konusunda ciddi soru işaretleri yarattığını belirtti.