Cenevre Belgeleri, Şam ile muhalefet arasında anayasal bir boşluk ortaya koyuyor

Pedersen, altıncı turun sonunda ‘büyük hayal kırıklığı’ yaşandığını ifade etti. Şarku’l Avsat, katılımcı heyetlerin önerilerini yayınladı.

Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)
Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)
TT

Cenevre Belgeleri, Şam ile muhalefet arasında anayasal bir boşluk ortaya koyuyor

Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)
Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)

Cenevre’deki Suriye Anayasa Komitesi'nin altıncı turu, 22 Ekim’de Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in ‘hayal kırıklığı’ ile sona erdi. Bu durum, iki yönlü bir diplomatik hamle yürütmek için, bir sonraki aşamada siyasi sürecin geleceğini, ‘siyasi karar almak’ üzere Moskova’nın oyun sahasına koyuyor. Söz konu diplomatik hamlenin ilk yönünü, ‘Suriye hükümetinin eski operasyonel merci uyarınca yedinci tura geçmeyi kabul etmesi’ ve ikinci yönünü ise ‘Arap ve Batılı ülkelerle, Şam’ın ‘esneklik’ göstermesinin ardından izolasyonu ve yaptırımları kaldırmak için ‘erken toparlanma’ konularında tavizler ve ‘sınır ötesi’ yardımlar sağlama’ oluşturuyor.
Pedersen, 22 Ekim akşamı altıncı tur toplantılarının sonunda, ‘önerilen dört anayasal ilke taslağının son dört gün içinde değiştirilmediği veya yedinci turda değiştirilmeyeceği’ için büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını söyledi. Yetkili, hükümet heyetinin son gün ‘yeni bir formül sunmamaya’ karar vermesi sonrasında ‘taslak hazırlama sürecine’ ulaşmak için siyasi bir arzunun gerekliliğine dikkati çekti.
Bu durum, Pedersen’in son aylardaki çabaları nedeniyle şaşkınlık uyandırdı. Öyle ki hükümet ve muhalefet heyetleri arasında ‘anayasa taslağının hazırlığına’ başlayıp ve altıncı turu düzenleyip bir eylem mekanizması üzerinde uzlaşı sağlamak amacıyla diplomatik bir hamle ortaya koymuştu. Nitekim Moskova, Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriyeli mevkidaşı Beşşar Esed arasında Eylül ortasında yapılan görüşmede konunun tartışılması da dahil olmak üzere, yüksek profilli müdahaleler sayesinde Şam’dan bir ‘eylem mekanizması’ için onay aldı.
Buna göre, Cenevre Forumu’nda BM himayesinde imzalanan anlaşma uyarınca, altıncı turun bu ayın 18’i ila 22’si arasında yapılmasına karar verildi. Nihayetinde Pazar günü Pedersen, hükümet heyetinin başkanı Ahmed Kuzbari ve muhalefet heyetinin başkanı Hadi el-Bahra’nın da yer aldığı üçlü bir toplantı düzenledi. Bu durum, Anayasa Komisyonu’nun kurulmasından ve iki yıl önce yapılan ‘çalışma kriterleri’ anlaşmasından bu yana ilk kez yaşandı. Geçtiğimiz Pazartesi günü altıncı turun arifesinde, her gün için bir tane olmak üzere dört anayasal ilkenin tartışılması için pratik önlemler konusunda bir anlaşmaya varıldı. Öyle ki hükümet heyeti, birinci ve dördüncü ilkeleri, muhalefet heyeti ise ikinci ilkeyi sunarken, sivil topluma üçüncü ilkeyi sunma yetkisi verildi. Aynı şekilde her bir tarafın teklifi yazılı olarak sunması ve ardından teklifi ve tüm ilkeleri son gün (dün), ‘yıl sonundan önceki iki turun ilkelerinin sunumunu tamamlama hazırlıkları ile’ tartışması kararlaştırıldı.

Batı eşliğinde
Toplantıların oturum aralarında, Esed ile görüştüğü Şam’dan Cenevre’ye ulaşan Rusya Devlet Başkanlığı Temsilcisi Alexander Lavrentiev de dahil olmak üzere, Astana sürecinin üç garantörü Rusya, İran ve Türkiye başta olmak üzere diplomatik görüşmeler düzenlendi. Suriye konusundan sorumlu yeni yetkili ve ABD’nin Dışişleri Bakan Yardımcısı Ethan Goldrich de BM binasındaydı. Goldrich, muhalif Suriyeli grupların yanı sıra Pedersen ve Norveç ile İtalya’dan diğer Batılı temsilcilerle bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Cenevre’deki ve ülkelerinin başkentlerindeki Batılı temsilciler, (kapsamlı bir ateşkes, tutuklular konusu, mültecilerin gönüllü ve güvenli şekilde geri dönüşü de dahil) 2254 sayılı uluslararası kararın diğer maddelerinin açılması çağrılarıyla birlikte Anayasa Komitesi’nin altıncı turundaki çalışmalarını ‘ihtiyatlı şekilde memnuniyetle’ karşıladı.

Ayrılıkçı gündemler reddedildi
Şarku’l Avsat’ın da bir kopyasına ulaştığı ‘dört ilke’ belgesine göre Kuzbari, ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü’ maddesine ilişkin önerisini sundu. İki sayfa olan öneri, altı unsur içeriyor, ‘içişlerine herhangi bir biçimde müdahalenin reddedilmesini’ savunuyor. Ayrıca ‘Suriye’nin, toprak ve halk tarafından birleşik ve bölünmez olduğunu’ ve ‘herhangi bir dış tarafla yasa dışı şekilde iş yapan herkesin yasal sorumluluğa tabi olduğunu’ belirtiyor.
Belgede, işgal altındaki toprakların kurtarılmasının ‘milli bir görev’ olduğunu içeren bir maddeye de yer verdi. Bir sonraki maddede ise Fırat’ın doğusundaki Suriyeli Kürtler kanalından ‘ayrılığın reddedildiği’ belirtildi.
Bu bağlamda şu ifadelere yer verildi:
“Herhangi bir ayrılıkçı veya yarı ayrılıkçı proje veya eğilim, Suriye topraklarının birliği ilkesine ve halkın iradesine aykırı olarak kabul edilmektedir. Yerel İdareler Kanunu, idari birimler meclislerinin yetkilerini düzenlemektedir.”
Aynı şekilde devletin doğal kaynaklar ve yeraltı zenginlikleri üzerinde münhasır egemenlik hakkı olduğu da vurgulandı.
Bu durum, Milli Güvenlik Dairesi Başkanı Tümgeneral Ali Memluk’un, Şam’da kendisini ziyaret eden İlham Ahmed başkanlığındaki bir Kürt heyetine, ‘Özerk Yönetimi ve 107 sayılı Yerel İdareler Kanunu uyarınca çalışma teklifini’ reddederek dile getirdiği tavırla da uyumlu. Memluk ayrıca, Kürtlerin Suriye’nin kuzeydoğusundaki gaz, petrol ve tarımsal kaynaklar üzerindeki ABD desteğiyle kontrolünü reddetti. Ayrıca söz konusu durum, Astana Süreci garantörlerinin liderler veya uzmanlar düzeyindeki toplantılarda yaptıkları açıklamalarla da örtüşüyor.

Ordunun tarafsızlığı ve güvenlik
İkinci gün Bahra, bu turdaki ilkeler açısından ‘anayasal payını’ sundu. Önerisi, ‘ordu, silahlı kuvvetler, güvenlik ve istihbarat’ ile ilgiliydi. İki sayfalık öneride, ‘devletin, ulusal güvenliği sağlamak için güvenlik ve istihbarat kurumları kurmaya kararlı olduğu, hukukun üstünlüğüne tabi olduğu ve anayasaya uygun olarak faaliyet gösterdiği’ belirtildi. Öneride, “Ordu, silahlı kuvvetler ve güvenlik hizmetleri egemenliği garanti eden ulusal kurumlardır. Ordunun doktrini, ideolojik ve partizan bağlantılardan uzak bir şekilde belirlenmiştir, silahlar ve kullanımları üzerinde tekele sahiptir” ifadelerine yer verdi. Ordunun, ‘siyasi tarafsızlığını tamamlamakla yükümlü olduğu’ ve ‘kanun hükümlerine göre sivil makamları desteklediği’ belirtilen öneride, güvenlik birimlerinin ise ‘temel insan hakları ilkelerine saygı ve tam bir siyasi tarafsızlık çerçevesinde’ güvenliği, insanları ve malları korumakla görevlendirildiği vurgulandı.
Dördüncü gün ise muhalefete bağlı sivil toplum heyeti, ‘hukukun üstünlüğü’ ilkesine ilişkin önerisini iki sayfa halinde sundu. Öneri, ‘Suriyelilerin, görevler ve haklar bakımından kanun önünde eşit’ olduğu gibi, 2012’deki mevcut Suriye anayasasından türetilen genel insan hakları başlıklarını ve ifadelerini içerdi. Öneride, “Bağlı olunan uluslararası sözleşmeler, anayasadan daha düşük ve ulusal mevzuattan daha üstündür” ifadelerine yer verildi. Bu cümlenin, Suriye hükümeti ile Rusya arasında ülkenin batısında 49 yıl veya daha uzun süredir askeri üslerin varlığına ilişkin imzalanan askeri anlaşmalara atıfta bulunup bulunmadığı bilinmiyor.
Aynı şekilde öneride, “Savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve insan hakları ihlalleri zamanaşımına tabi değildir. Tüm ulusal devlet kurumları cezasızlık ilkesini uygulayarak çalışmaktadır. Ceza kişiseldir ve kanunlar dışında suç ve ceza yoktur” denildi. Bu çerçevede bir diplomat, bu maddenin Batılı ülkelerin Suriye’de ‘hesap verebilirlik’ sürecini desteklediği bir dönemde, Suriye’de işlenen ve BM raporlarında belgelenen insanlığa karşı suçlara atıfta bulunduğunu söyledi. Öneride, “Adli merci tarafından verilen bir emir olmadıkça hiç kimse hakkında soruşturma ve tutuklama yapılamaz” ifadelerine yer verilirken, herkese 24 saat içerisinde ‘tutuklanma sebeplerinin’ bildirileceği belirtildi. Öneride ayrıca, “İdari makamın, ‘istisnai mahkeme kurma yasağı’ ile olağanüstü hâl kanunu dışında kimseyi ihtiyaten tutuklu yargılama hakkı yoktur” denildi.

Orduya destek
Dördüncü gün Kuzbari, aynı konuda BM’ye teslim edilen önceki belgelere dayanan ‘terörizm ve radikalizm’ ilkesine ilişkin bir taslak sundu. Yeni belge, devletin ‘terörizmin tüm biçimleriyle mücadele etmek ve finansman kaynaklarını takip etmek’ taahhüdünü içeren beş ilkeyi içeriyor. Finansman kaynakları, en ağır cezalarla kanunen cezalandırılabilecek bir suç olarak sayılıyor. Ayrıca ‘radikalizm fikrinin reddedildiği, onu ortadan kaldırmak için çalışıldığı’ belirtilen taslakta, “En ağır cezalar, DEAŞ, Nusra Cephesi ve İhvan-ı Müslimin’e (Müslüman Kardeşler) mensup unsurlara yasalar uyarınca verilmektedir” denildi.
Taslakta, “Suriye Arap Ordusu ve Silahlı Kuvvetleri, halkın desteğini alan ulusal kurumlardır. Vatanın bütünlüğünü, güvenliğini ve egemenliğini her türlü terör, işgal, müdahale ve dış saldırılara karşı savunmaktan sorumludur” ifadelerine yer verildi. ‘Terör karşısında Suriye Arap Ordusu ve Silahlı Kuvvetlerinin yanında yer alan halkların birliğinin ve Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tüm topraklarında güvenlik ve istikrarı güçlendirmenin’ ulusal bir görev olduğu belirtildi. Taslakta, “İşgalle ve terörle mücadelede vatan uğruna şehitlik, yüce bir değerdir. Devlet, şehitlerin ailelerini yasalara uygun olarak güvence altına almakla sorumludur” denildi.

Büyük boşluk
Her bir madde sunulduktan sonra tartışmalar yapıldı ve her bir taraf, bazı değişiklikler ortaya koydu. Katılımcılara göre önceki turlardan farklı olarak Kuzbari, Bahra ve Pedersen arasındaki periyodik toplantılarda tartışma ciddi ve profesyoneldi. Ama aynı zamanda hükümet heyetinin yeni yazılı teklifler sunmayı reddetmesi veya teklifleri ortak formüller haline getirmeyi reddetmesi ortasında hükümet, muhalefet ve sivil toplum heyetlerinin tavırları arasında büyük bir boşluk olduğu görüldü.
Kuzbari’nin ‘yedinci turu gelecek ay düzenlemeyi ve BM ve aktif aktörler arasında anlaşmaya varılan mekanizmaya göre ilerlemeyi beklemeyi’ kabul ettiğine dair işaretler ortaya çıktı. Bu bağlamda topun Rus sahasına fırlatılacağına inanılıyor. Böylece Moskova, Şam’ı ‘hükümet heyetinin Kuzbari ile Bahra arasında (Pedersen’in sağladığı kolaylıkla) anlaşmaya varılan ‘çalışma mekanizması’ uyarınca çalışmasına’ ikna edebilecek. Özellikle de Rusya’dan yetkililer, ABD’li, Batılı ve Arap mevkidaşlarına ‘2254 sayılı karar uyarınca Anayasa Komitesi’ndeki esnekliği karşılığında, insani yardımlara ilişkin yeni uluslararası kararlar kapsamında ‘temas hatları üzerinden yardım yapılması ve erken toparlanmaya’ ilişkin hükümlerin uygulanmasında Suriye’ye teşvik sağlanması’ çağrısı yaptı. Moskova, bu konuları ‘Batı’nın ‘yeniden yapılanmayı desteklemeyi, izolasyonun kaldırılmasını ve (2254 sayılı kararın uygulanmasına yönelik siyasi süreçte anlamlı bir ilerleme kaydedilmeden önce) yaptırımların kaldırılmasını’ reddetmesi tavrına ve yaptırımlara karşı bir başarı olarak görüyor.



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.