Cenevre Belgeleri, Şam ile muhalefet arasında anayasal bir boşluk ortaya koyuyor

Pedersen, altıncı turun sonunda ‘büyük hayal kırıklığı’ yaşandığını ifade etti. Şarku’l Avsat, katılımcı heyetlerin önerilerini yayınladı.

Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)
Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)
TT

Cenevre Belgeleri, Şam ile muhalefet arasında anayasal bir boşluk ortaya koyuyor

Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)
Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)

Cenevre’deki Suriye Anayasa Komitesi'nin altıncı turu, 22 Ekim’de Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in ‘hayal kırıklığı’ ile sona erdi. Bu durum, iki yönlü bir diplomatik hamle yürütmek için, bir sonraki aşamada siyasi sürecin geleceğini, ‘siyasi karar almak’ üzere Moskova’nın oyun sahasına koyuyor. Söz konu diplomatik hamlenin ilk yönünü, ‘Suriye hükümetinin eski operasyonel merci uyarınca yedinci tura geçmeyi kabul etmesi’ ve ikinci yönünü ise ‘Arap ve Batılı ülkelerle, Şam’ın ‘esneklik’ göstermesinin ardından izolasyonu ve yaptırımları kaldırmak için ‘erken toparlanma’ konularında tavizler ve ‘sınır ötesi’ yardımlar sağlama’ oluşturuyor.
Pedersen, 22 Ekim akşamı altıncı tur toplantılarının sonunda, ‘önerilen dört anayasal ilke taslağının son dört gün içinde değiştirilmediği veya yedinci turda değiştirilmeyeceği’ için büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını söyledi. Yetkili, hükümet heyetinin son gün ‘yeni bir formül sunmamaya’ karar vermesi sonrasında ‘taslak hazırlama sürecine’ ulaşmak için siyasi bir arzunun gerekliliğine dikkati çekti.
Bu durum, Pedersen’in son aylardaki çabaları nedeniyle şaşkınlık uyandırdı. Öyle ki hükümet ve muhalefet heyetleri arasında ‘anayasa taslağının hazırlığına’ başlayıp ve altıncı turu düzenleyip bir eylem mekanizması üzerinde uzlaşı sağlamak amacıyla diplomatik bir hamle ortaya koymuştu. Nitekim Moskova, Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriyeli mevkidaşı Beşşar Esed arasında Eylül ortasında yapılan görüşmede konunun tartışılması da dahil olmak üzere, yüksek profilli müdahaleler sayesinde Şam’dan bir ‘eylem mekanizması’ için onay aldı.
Buna göre, Cenevre Forumu’nda BM himayesinde imzalanan anlaşma uyarınca, altıncı turun bu ayın 18’i ila 22’si arasında yapılmasına karar verildi. Nihayetinde Pazar günü Pedersen, hükümet heyetinin başkanı Ahmed Kuzbari ve muhalefet heyetinin başkanı Hadi el-Bahra’nın da yer aldığı üçlü bir toplantı düzenledi. Bu durum, Anayasa Komisyonu’nun kurulmasından ve iki yıl önce yapılan ‘çalışma kriterleri’ anlaşmasından bu yana ilk kez yaşandı. Geçtiğimiz Pazartesi günü altıncı turun arifesinde, her gün için bir tane olmak üzere dört anayasal ilkenin tartışılması için pratik önlemler konusunda bir anlaşmaya varıldı. Öyle ki hükümet heyeti, birinci ve dördüncü ilkeleri, muhalefet heyeti ise ikinci ilkeyi sunarken, sivil topluma üçüncü ilkeyi sunma yetkisi verildi. Aynı şekilde her bir tarafın teklifi yazılı olarak sunması ve ardından teklifi ve tüm ilkeleri son gün (dün), ‘yıl sonundan önceki iki turun ilkelerinin sunumunu tamamlama hazırlıkları ile’ tartışması kararlaştırıldı.

Batı eşliğinde
Toplantıların oturum aralarında, Esed ile görüştüğü Şam’dan Cenevre’ye ulaşan Rusya Devlet Başkanlığı Temsilcisi Alexander Lavrentiev de dahil olmak üzere, Astana sürecinin üç garantörü Rusya, İran ve Türkiye başta olmak üzere diplomatik görüşmeler düzenlendi. Suriye konusundan sorumlu yeni yetkili ve ABD’nin Dışişleri Bakan Yardımcısı Ethan Goldrich de BM binasındaydı. Goldrich, muhalif Suriyeli grupların yanı sıra Pedersen ve Norveç ile İtalya’dan diğer Batılı temsilcilerle bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Cenevre’deki ve ülkelerinin başkentlerindeki Batılı temsilciler, (kapsamlı bir ateşkes, tutuklular konusu, mültecilerin gönüllü ve güvenli şekilde geri dönüşü de dahil) 2254 sayılı uluslararası kararın diğer maddelerinin açılması çağrılarıyla birlikte Anayasa Komitesi’nin altıncı turundaki çalışmalarını ‘ihtiyatlı şekilde memnuniyetle’ karşıladı.

Ayrılıkçı gündemler reddedildi
Şarku’l Avsat’ın da bir kopyasına ulaştığı ‘dört ilke’ belgesine göre Kuzbari, ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü’ maddesine ilişkin önerisini sundu. İki sayfa olan öneri, altı unsur içeriyor, ‘içişlerine herhangi bir biçimde müdahalenin reddedilmesini’ savunuyor. Ayrıca ‘Suriye’nin, toprak ve halk tarafından birleşik ve bölünmez olduğunu’ ve ‘herhangi bir dış tarafla yasa dışı şekilde iş yapan herkesin yasal sorumluluğa tabi olduğunu’ belirtiyor.
Belgede, işgal altındaki toprakların kurtarılmasının ‘milli bir görev’ olduğunu içeren bir maddeye de yer verdi. Bir sonraki maddede ise Fırat’ın doğusundaki Suriyeli Kürtler kanalından ‘ayrılığın reddedildiği’ belirtildi.
Bu bağlamda şu ifadelere yer verildi:
“Herhangi bir ayrılıkçı veya yarı ayrılıkçı proje veya eğilim, Suriye topraklarının birliği ilkesine ve halkın iradesine aykırı olarak kabul edilmektedir. Yerel İdareler Kanunu, idari birimler meclislerinin yetkilerini düzenlemektedir.”
Aynı şekilde devletin doğal kaynaklar ve yeraltı zenginlikleri üzerinde münhasır egemenlik hakkı olduğu da vurgulandı.
Bu durum, Milli Güvenlik Dairesi Başkanı Tümgeneral Ali Memluk’un, Şam’da kendisini ziyaret eden İlham Ahmed başkanlığındaki bir Kürt heyetine, ‘Özerk Yönetimi ve 107 sayılı Yerel İdareler Kanunu uyarınca çalışma teklifini’ reddederek dile getirdiği tavırla da uyumlu. Memluk ayrıca, Kürtlerin Suriye’nin kuzeydoğusundaki gaz, petrol ve tarımsal kaynaklar üzerindeki ABD desteğiyle kontrolünü reddetti. Ayrıca söz konusu durum, Astana Süreci garantörlerinin liderler veya uzmanlar düzeyindeki toplantılarda yaptıkları açıklamalarla da örtüşüyor.

Ordunun tarafsızlığı ve güvenlik
İkinci gün Bahra, bu turdaki ilkeler açısından ‘anayasal payını’ sundu. Önerisi, ‘ordu, silahlı kuvvetler, güvenlik ve istihbarat’ ile ilgiliydi. İki sayfalık öneride, ‘devletin, ulusal güvenliği sağlamak için güvenlik ve istihbarat kurumları kurmaya kararlı olduğu, hukukun üstünlüğüne tabi olduğu ve anayasaya uygun olarak faaliyet gösterdiği’ belirtildi. Öneride, “Ordu, silahlı kuvvetler ve güvenlik hizmetleri egemenliği garanti eden ulusal kurumlardır. Ordunun doktrini, ideolojik ve partizan bağlantılardan uzak bir şekilde belirlenmiştir, silahlar ve kullanımları üzerinde tekele sahiptir” ifadelerine yer verdi. Ordunun, ‘siyasi tarafsızlığını tamamlamakla yükümlü olduğu’ ve ‘kanun hükümlerine göre sivil makamları desteklediği’ belirtilen öneride, güvenlik birimlerinin ise ‘temel insan hakları ilkelerine saygı ve tam bir siyasi tarafsızlık çerçevesinde’ güvenliği, insanları ve malları korumakla görevlendirildiği vurgulandı.
Dördüncü gün ise muhalefete bağlı sivil toplum heyeti, ‘hukukun üstünlüğü’ ilkesine ilişkin önerisini iki sayfa halinde sundu. Öneri, ‘Suriyelilerin, görevler ve haklar bakımından kanun önünde eşit’ olduğu gibi, 2012’deki mevcut Suriye anayasasından türetilen genel insan hakları başlıklarını ve ifadelerini içerdi. Öneride, “Bağlı olunan uluslararası sözleşmeler, anayasadan daha düşük ve ulusal mevzuattan daha üstündür” ifadelerine yer verildi. Bu cümlenin, Suriye hükümeti ile Rusya arasında ülkenin batısında 49 yıl veya daha uzun süredir askeri üslerin varlığına ilişkin imzalanan askeri anlaşmalara atıfta bulunup bulunmadığı bilinmiyor.
Aynı şekilde öneride, “Savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve insan hakları ihlalleri zamanaşımına tabi değildir. Tüm ulusal devlet kurumları cezasızlık ilkesini uygulayarak çalışmaktadır. Ceza kişiseldir ve kanunlar dışında suç ve ceza yoktur” denildi. Bu çerçevede bir diplomat, bu maddenin Batılı ülkelerin Suriye’de ‘hesap verebilirlik’ sürecini desteklediği bir dönemde, Suriye’de işlenen ve BM raporlarında belgelenen insanlığa karşı suçlara atıfta bulunduğunu söyledi. Öneride, “Adli merci tarafından verilen bir emir olmadıkça hiç kimse hakkında soruşturma ve tutuklama yapılamaz” ifadelerine yer verilirken, herkese 24 saat içerisinde ‘tutuklanma sebeplerinin’ bildirileceği belirtildi. Öneride ayrıca, “İdari makamın, ‘istisnai mahkeme kurma yasağı’ ile olağanüstü hâl kanunu dışında kimseyi ihtiyaten tutuklu yargılama hakkı yoktur” denildi.

Orduya destek
Dördüncü gün Kuzbari, aynı konuda BM’ye teslim edilen önceki belgelere dayanan ‘terörizm ve radikalizm’ ilkesine ilişkin bir taslak sundu. Yeni belge, devletin ‘terörizmin tüm biçimleriyle mücadele etmek ve finansman kaynaklarını takip etmek’ taahhüdünü içeren beş ilkeyi içeriyor. Finansman kaynakları, en ağır cezalarla kanunen cezalandırılabilecek bir suç olarak sayılıyor. Ayrıca ‘radikalizm fikrinin reddedildiği, onu ortadan kaldırmak için çalışıldığı’ belirtilen taslakta, “En ağır cezalar, DEAŞ, Nusra Cephesi ve İhvan-ı Müslimin’e (Müslüman Kardeşler) mensup unsurlara yasalar uyarınca verilmektedir” denildi.
Taslakta, “Suriye Arap Ordusu ve Silahlı Kuvvetleri, halkın desteğini alan ulusal kurumlardır. Vatanın bütünlüğünü, güvenliğini ve egemenliğini her türlü terör, işgal, müdahale ve dış saldırılara karşı savunmaktan sorumludur” ifadelerine yer verildi. ‘Terör karşısında Suriye Arap Ordusu ve Silahlı Kuvvetlerinin yanında yer alan halkların birliğinin ve Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tüm topraklarında güvenlik ve istikrarı güçlendirmenin’ ulusal bir görev olduğu belirtildi. Taslakta, “İşgalle ve terörle mücadelede vatan uğruna şehitlik, yüce bir değerdir. Devlet, şehitlerin ailelerini yasalara uygun olarak güvence altına almakla sorumludur” denildi.

Büyük boşluk
Her bir madde sunulduktan sonra tartışmalar yapıldı ve her bir taraf, bazı değişiklikler ortaya koydu. Katılımcılara göre önceki turlardan farklı olarak Kuzbari, Bahra ve Pedersen arasındaki periyodik toplantılarda tartışma ciddi ve profesyoneldi. Ama aynı zamanda hükümet heyetinin yeni yazılı teklifler sunmayı reddetmesi veya teklifleri ortak formüller haline getirmeyi reddetmesi ortasında hükümet, muhalefet ve sivil toplum heyetlerinin tavırları arasında büyük bir boşluk olduğu görüldü.
Kuzbari’nin ‘yedinci turu gelecek ay düzenlemeyi ve BM ve aktif aktörler arasında anlaşmaya varılan mekanizmaya göre ilerlemeyi beklemeyi’ kabul ettiğine dair işaretler ortaya çıktı. Bu bağlamda topun Rus sahasına fırlatılacağına inanılıyor. Böylece Moskova, Şam’ı ‘hükümet heyetinin Kuzbari ile Bahra arasında (Pedersen’in sağladığı kolaylıkla) anlaşmaya varılan ‘çalışma mekanizması’ uyarınca çalışmasına’ ikna edebilecek. Özellikle de Rusya’dan yetkililer, ABD’li, Batılı ve Arap mevkidaşlarına ‘2254 sayılı karar uyarınca Anayasa Komitesi’ndeki esnekliği karşılığında, insani yardımlara ilişkin yeni uluslararası kararlar kapsamında ‘temas hatları üzerinden yardım yapılması ve erken toparlanmaya’ ilişkin hükümlerin uygulanmasında Suriye’ye teşvik sağlanması’ çağrısı yaptı. Moskova, bu konuları ‘Batı’nın ‘yeniden yapılanmayı desteklemeyi, izolasyonun kaldırılmasını ve (2254 sayılı kararın uygulanmasına yönelik siyasi süreçte anlamlı bir ilerleme kaydedilmeden önce) yaptırımların kaldırılmasını’ reddetmesi tavrına ve yaptırımlara karşı bir başarı olarak görüyor.



"26 Haziran Hareketi" Gazze'de kitlesel katılım sağlayamadı

İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)
İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)
TT

"26 Haziran Hareketi" Gazze'de kitlesel katılım sağlayamadı

İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)
İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)

Gazze Şeridi'nde "26 Haziran Devrimi" veya "Hareketi" olarak adlandırılan eylemin organizatörleri, Hamas yönetimine karşı gösteri ve toplanma alanı olarak bölge genelinde birçok ana meydan ve kavşağı belirlemesine rağmen, halkı sokağa dökme konusunda başarısız oldu.

Çoğunluğu savaş sırasında veya öncesinde Gazze Şeridi'nden ayrılan kişilerden oluşan hareketin organizatörleri; insanca bir yaşam talebi, Gazze'nin yönetiminin bölge halkını kurtarabilecek ve savaşın tamamen durmasını sağlayacak bir merciye devredilmesi gibi talepleri içeren sloganlar yükseltti. Ancak Gazze Şeridi'ndeki topyekûn İsrail savaşının durmasından bu yana türünün ilk örneği olan bu hareketin başarısız olmasının arkasında birçok temel neden yatıyor.

Hamas'ın tepkisi ve güvenlik endişeleri

Hamas yönetimi ve örgüte yakın medya organları, hareketin başarısızlığını "büyük bir zaferin sevinci" olarak nitelendirdi. Hareket, geçtiğimiz günlerde yoğun bir medya propagandası yürütmüş ve halkı bu eyleme katılmamaları yönünde uyararak, hareketin Gazze'de kaos yaratmak amacıyla İsrail ve diğer dış mihraklar tarafından desteklendiğini iddia etmişti. Hamas kanadı, eyleme katılımın olmamasını Gazzelilerin kendilerini hedef alan tehlikeli projelere karşı sahip olduğu bilincin kanıtı olarak nitelendirdi.

Filistinliler, Maghazi mülteci kampına düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybedenler için yas tuttu (AP)

Filistinliler, Maghazi mülteci kampına düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybedenler için cenaze namazı kıldı (AP)

Hamas'ın bu harekete yönelik endişelerine ilişkin Şarku’l Awsat’a konuşan üst düzey bir hareket yetkilisi, örgütün bu eyleme her türlü yolla karşı koymaya çalışmasının arkasında birçok neden olduğunu belirtti. Yetkili, İsrail'in bu durumu fırsat bilerek sahaya konuşlanacak güvenlik güçlerine yönelik suikast ve saldırılar düzenleyebileceğini, ayrıca silahlı çete üyelerinin halkın arasına sızarak büyük bir kaos yaratmasından endişe ettiklerini dile getirdi. Yetkili ayrıca, mevcut durumdan Hamas'ın sorumlu tutulması için makul bir neden olmadığını, hareketin üzerine düşen her şeyi yaptığını ve halkın acılarını dindirmek için müzakerelerde sunulan her teklife olumlu yaklaştığını, buna karşın İsrail'in süreci reddederek operasyonlarına kasten devam ettiğini savundu.

Gazze şehrinde bir sokakta Hamas polisi (Arşiv- Reuters)Gazze şehrinde bir sokakta Hamas polisi (Arşiv- Reuters)

Nitekim olası bir kaosu önlemek amacıyla polis güçlerinin Gazze'nin çeşitli bölgelerine konuşlandığı sırada, İsrail güçleri Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki el-Megazi mülteci kampında bir araçta bulunan 3 emniyet görevlisini düzenlediği saldırıyla öldürdü.

Hamas yetkilisi, İsrail'in polis ve güvenlik güçlerini hedef alması nedeniyle yaşanan güvenlik zafiyetinin ve silahlı çetelerin daha önce giriştiği eylemlerin, hareketin başarılı olabileceği yönünde örgüt içinde bir endişe yarattığını kabul etti. Bu durumun hareketi ve iç güvenlik realitesini olumsuz etkileyerek katlanılamaz yeni bir durum dayatmasından korkulduğunu belirten kaynak, kaos yaratma girişimlerine karşı sahada "uygun şekilde" müdahale edilmesi yönünde iç talimatlar verildiğini gizlemedi. Ayrıca aşiretler ve kanaat önderleriyle koordineli şekilde, taşıdığı büyük riskler nedeniyle bu hareketi boşa çıkarmak için organize bir medya kampanyası yürütüldüğünü de ifade etti.

Hamas'ın son dönemde, insani krizin asıl sorumlusunun yardımların girişini engelleyen ve zaman zaman miktarını azaltan İsrail olduğunu vurgulayan medya kampanyalarına hız verdiği gözlemlendi. Hareket ayrıca, Gazze İdari Komitesi'nin sorumlulukları üstlenmek üzere bölgeye girişini defalarca talep ettiğini, ancak bunun halen engellendiğini belirtti.

Siyasi analizler ve sahadaki gerçeklik

Hamas çizgisine yakınlığıyla bilinen siyasi analist İbrahim el-Medhun, hareketin başarısız olmasının siyasi bir mesaj taşıdığını belirterek, Gazze Şeridi'ndeki halk tabanının savaş boyunca maruz kaldığı bütün yıkıma rağmen ulusal ilkelerine bağlı kaldığını ve "şüpheli projelere" alet olmadığını savunu.

Filistinliler, 22 Haziran 2026'da Gazze Şeridi'ndeki Rimal mahallesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir aracın yanında (DPA)Filistinliler, 22 Haziran 2026'da Gazze Şeridi'ndeki Rimal mahallesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir aracın yanında (DPA)

Şarku’l Avsat'a konuşan el-Medhun, halkın güvenlik güçlerinden korktuğu için değil, "ulusal utanç çemberine" düşme ve İsrail'e hizmet eden bir projenin parçası olarak görülme korkusuyla sokağa çıkmadığını iddia etti. Yaşadıkları acıların istismar edilmesini reddeden bölge halkı arasında bir bilinç oluştuğunu söyleyen el-Medhun; olası bir kaosa sürüklenmenin yalnızca bütün ölüm, yıkım ve kuşatmadan sorumlu olan İsrail'in işine yarayacağını, aşiretlerin, aydınların ve diğer Filistinli grupların takındığı ortak tavrın da hareketin başarısızlığında büyük rol oynadığını belirtti. El-Medhun, Filistin davasının tarihinin en tehlikeli aşamasından geçtiği bu dönemde birlik olmanın ve sorumluluk almanın şart olduğunu vurguladı.

Buna karşılık, yazar ve siyasi analist Mustafa İbrahim ise Hamas'ın bu başarısızlık karşısında "sevincini" abartmaması gerektiği uyarısında bulundu. Hamas'ın, İsrail savaşının bir şekilde devam ettiği ve siyasi bir ufkun görünmediği Gazze Şeridi'ndeki mevcut sorunun parçası olduğunu belirten İbrahim, hareketi iç meselelerdeki birçok konuyu yeniden gözden geçirmeye, halkla ve sahadaki gerçeklerle daha sağlıklı bağlar kurmaya çağırdı. İbrahim; Hamas'ın bahaneleri ortadan kaldırarak ve müzakerelerde esneklik göstererek halkın öfkesini dindirmesi gerektiğini, böylece Gazzelilerin topraklarında kalmasının sağlanabileceğini ve İsrail'in Gazze Şeridi'nin yüzde 70'ini kontrolü altına alarak yaratmaya çalıştığı meydan okumalara karşı durulabileceğini, zira halkın daha fazla dayanacak gücünün kalmadığını ifade etti.

Şarku’l Avsat'a konuşan Mustafa İbrahim, hareketin başarısızlık nedenlerinden birinin, organizatörlerin Gazze Şeridi dışındaki kişilerden oluşması ve halka liderlik edecek gerçek bir figürün bulunmaması olduğunu belirtti. Eylemi organize edenlerin çoğunun tartışmalı isimler olduğunu, savaş öncesindeki benzer hareketlerin ise bölge içinden, aidiyeti ve eğilimleri bilinen kişilerce yürütüldüğünü hatırlattı. İbrahim, halkın kafasında oluşan "Gazze'yi yönetecek alternatif kim?" ve "Bu hareketin sonuçları ne olacak?" gibi pek çok sorunun da katılımı engellediğini belirtti.

Analist ayrıca, halkın tamamen insani durumlarını düzeltme arayışına odaklanması, su ve aşevi kuyruklarında beklemesi, yaşanan feci insani şartlar ve geçmişteki acı deneyimlerin yarattığı korku gibi nedenlerle bu harekete mesafeli yaklaştıklarını ifade etti. İsrail'in bu durumu kendi lehine kullanacağı endişesinin yanı sıra Hamas'ın aşiretleri, cami hatiplerini ve sosyal medya aktivistlerini seferber ederek yürüttüğü karşı propagandanın da eylemin engellenmesinde büyük başarı sağladığını kaydetti.

Organizatörlerin perspektifi: Fiziki başarısızlık, sembolik başarı

Hareketin organizatörlerinden biri olan ve savaş sırasında kaldığı evin bombalanması sonucu ailesinden pek çok kişiyi kaybedip Gazze Şeridi'nden ayrılmak zorunda kalan gazeteci Abdülhamid Abdülati ise hareketin; ezici insani gerçeklik, sert güvenlik baskısı ve savaş koşullarının siyasi olarak manipüle edilmesi şeklindeki üç boyutlu bir denklem nedeniyle başarısız olduğunu savundu.

Gazze Şeridi'ndeki Megazi mülteci kampında İsrail hava saldırısında hasar gören bir araçta çıkan yangını söndürmeye çalışan sivil savunma ekipleri (AP)Gazze Şeridi'ndeki Megazi mülteci kampında İsrail hava saldırısında hasar gören bir araçta çıkan yangını söndürmeye çalışan sivil savunma ekipleri (AP)

Abdülati, hareketin kendisini koruyacak geniş bir siyasi veya toplumsal şemsiyeden yoksun olduğunu, eyleme çağıranların ve katılanların sistemli bir şekilde "hain ilan edilme" ve karalama kampanyalarına maruz kaldığını belirtti. Hamas'ın, unsurlarını sokağa dökerek güç gösterisi yapma, ölüm tehditleri savurma ve sığınmacıları kamplardan çıkarma gibi sahada uyguladığı caydırıcı güvenlik önlemleri ile toplumsal karşı propagandayı birleştirerek sokağı nötralize etmeyi başardığını ifade etti. Abdülati, Gazze vatandaşının gözaltına alınmanın da ötesinde çadır ve yardım gibi en temel hayatta kalma unsurlarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığı varoluşsal bir pazarlık yaşadığını, bu çetin savaş ortamında içe kapanmanın bir bilinçsizlik değil, bir hayatta kalma güdüsü olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat'a konuşan Abdülati, son olarak şu değerlendirmede bulundu: "Hareket, değişim yaratma konusundaki doğrudan hedeflerine ulaşamadı belki ama sembolik bir başarı elde etti. İçeride biriken öfkeyi ve sessiz çatlağın boyutunu gözler önüne serdi. Hamas'ın sokağı kontrol etmedeki başarısının geçici ve taktiksel bir güvenlik başarısı olduğunu, buna karşılık halk tabanında stratejik bir erime yaşadığını kanıtladı. Bu da demek oluyor ki mağduriyetler ve talepler bitmedi, sadece küllerin altında daha da yoğunlaştı."


Birleşmiş Milletler’den el-Ubeyd’de “yaklaşan felaket” uyarısı

Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
TT

Birleşmiş Milletler’den el-Ubeyd’de “yaklaşan felaket” uyarısı

Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı ve Siyasi İşler ile Barış İnşasından Sorumlu Yetkili Rosemary DiCarlo, Sudan’ın yeni bir insani felaketin eşiğinde olduğunu belirterek, Kuzey Kurdufan eyaletinin başkenti el-Ubeyd’e yönelik olası saldırıya dair artan işaretler konusunda uyarıda bulundu.

BM Güvenlik Konseyi’nde Sudan’a ilişkin düzenlenen oturumda konuşan DiCarlo, son iki haftada el-Ubeyd çevresinde hem Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) hem de Sudan ordusu tarafından gerçekleştirilen insansız hava aracı (İHA) saldırılarında belirgin bir artış yaşandığını ifade etti. DiCarlo, bölgede herhangi bir askeri gerilim artışının yüz binlerce sivili doğrudan tehlikeye atacağını vurguladı.

Öte yandan ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), Kolombiyalı vatandaşlar ve şirketlerin ağırlıkta olduğu sınır ötesi bir ağ içerisinde yer alan 4 kişi ve 4 şirkete yaptırım uyguladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu ağın, eski Kolombiyalı askerleri devşirmek ve çocuklar da dahil olmak üzere savaşçıları HDK saflarında savaşmak üzere eğitmekle suçlanıyor.


Irak Kürdistan'ındaki siyasi açmaz yeni seçimlerin yolunu mu açıyor?

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
TT

Irak Kürdistan'ındaki siyasi açmaz yeni seçimlerin yolunu mu açıyor?

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) yeni hükümetin kurulması yolundaki durgun sular hareketleniyor. Ekim 2024’te yapılan seçimlerden bu yana yaklaşık iki yıldır ertelenen hükümet kurma süreci, kurulacak kabinede daha fazla nüfuz elde etmek isteyen rakip partiler arasındaki çekişmeler nedeniyle zorlu bir viraja girmiş durumda.

Seçim haritasında "Yeni Nesil" (Neweg) gibi yeni kurulan partiler yer alsa da Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Bafıl Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), bölgedeki siyasi ritmi belirlemeye devam ediyor.

KDP'li bir yönetici, "Hükümetin kurulamamasının sürmesi, tarafları yeniden seçim seçeneğine yaklaştırıyor" derken, muhalif cephe ise bölge başbakanlığı makamını ve hükümet koltuklarının yarı yarıya (yüzde 50) paylaşılmasını talep ediyor.

KYB ve Yeni Nesil Hareketi, şu ana kadar 100 sandalyeli IKBY parlamentosunda yaklaşık 38 sandalyeyi güvence altına alan bir ittifaka güveniyor. Bu sayı, onları 39 sandalyeye sahip KDP'ye oldukça yaklaştırıyor. Mevcut aritmetikte, parlamentodaki küçük partiler mutlak çoğunluğa (51 sandalye) ulaşmada bir "terazi kefesi" rolü oynuyor ve bu durum siyasi manevraları kızıştırıyor.

Gerçekler: IKBY 2024 seçim sonuçları ve sandalye dağılımı:

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP): 39 sandalye

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB): 23 sandalye

Yeni Nesil Hareketi (Neweg): 15 sandalye

İslam Birliği (Yekgirtu): 7 sandalye

Adalet Toplumu (Komal): 3 sandalye

Halk Cephesi (Berey Gel): 2 sandalye

Ulusal Duruş (Helwest): 2 sandalye

Goran (Değişim) Hareketi: 1 sandalye

Azınlıklar (Hristiyan ve Türkmenler): 5 sandalye

Bölge parlamentosunun seçilmesinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen, başkanını seçmek ve komisyonlarını oluşturmak üzere henüz toplanamadı; dolayısıyla yeni hükümet de kurulamadı. Erbil'deki resmi bir kaynak, bu durumu KYB'nin hiçbir "seçim dayanağı" olmaksızın KDP ile bakanlıkları eşit şekilde paylaşmak istemesine bağlıyor.

Şarku'l Avsat'a konuşan yetkili kaynak, "Erbil'deki eğilim, hükümetin yalnızca iki ana parti arasında kurulması yönünde" diyerek KDP'nin seçimde birinci çıktığını ve KYB dahil tüm güçlerle diyalog kurduğunu belirtti. Ancak aynı kaynak, Bafıl Talabani'nin Yeni Nesil lideri Şasvar Abdulvahid’i gözaltına alıp ardından onu ittifaka zorladığını iddia etti.

Süleymaniye'deki bir güvenlik gücü, Ağustos 2025'te Abdulvahid'i "hakaret ve diğer davalarla ilgili yargı emirleri" doğrultusunda gözaltına almış, Abdulvahid ise davanın tamamen siyasi kaynaklı olduğunu savunmuştu. Yaklaşık 5 aylık tutukluluğun ardından, Süleymaniye Mahkemesi Ocak 2026’da Abdulvahid’i kefaletle serbest bıraktı. Serbest kalmasının ardından Abdulvahid, Talabani ile nadir görülen bir ittifak kurarak KYB’nin KDP karşısındaki müzakere konumunu güçlendirdi.

Kürdistan Yurtseverler Birliği (PUK) partisi başkanı Bafel Talabani (AFP)Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) partisi başkanı Bafel Talabani (AFP)

Hükümetin eşit paylaşımı talebi

KDP kanadı, KYB’nin rakiplerinin bileğini bükmek istediğini ve seçim sonuçlarının ötesinde zorla koltuk paylaşımı talep ederek süreci tıkadığını savunuyor. IKBY milletvekillerinin 2 Aralık 2024'te sadece yemin etmekle sınırlı kalan tek oturumundan bu yana parlamento iki büyük parti arasındaki anlaşmazlık nedeniyle kapalı tutuluyor.

Yeni Nesil ile KYB arasındaki ittifakın kalıcılığı konusunda da şüpheler var. Özellikle geçmişini muhalefet üzerine kuran Şasvar Abdulvahid’in partisinde bu ortaklığa içten içe karşı çıkıldığı yönünde haberler mevcut. Ancak Abdulvahid Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, partisinde bu ittifaka karşı çıkan milletvekili olmadığını, olsaydı bunu açıkça ilan edeceklerini belirterek şunları söyledi:

"Yeni ittifakımız KDP ile aynı sayıda sandalyeye sahip. Bu da bize yeni hükümette başbakanlığın yanı sıra bakanlıkların yarısını alma hakkı veriyor. Bu denkleme uymamak, bölgeye zarar vermek anlamına gelir."

Yeni Nesil Parti lideri Şasivar Abdulvahid (NRT kanalı)Yeni Nesil Parti lideri Şasvar Abdulvahid (NRT kanalı)

"Zoraki İttifak" suçlaması

KDP, Talabani-Abdulvahid ittifakını homojen bir cephe olarak görmüyor. KDP yöneticilerinden Dijwar Faik, "KYB, Yeni Nesil liderini hapse atarak bu ittifakı ona dayattı, bu zoraki bir anlaşmadır" dedi. Faik, KDP'nin aslında Yeni Nesil ile müzakere edip onu ikna edebilecek güçte olduğunu, ancak 1992’den beri süregelen KYB ortaklığına darbe vurmak istemediğini belirtti.

IKBY’de ilk hükümet 1991 ayaklanmasının ardından 1992 yılında KDP ve KYB arasındaki yarı yarıya (50-50) güç paylaşımı esasına göre kurulmuştu. Bugün ise Faik, krizin çözülememesi durumunda tek çarenin yeniden seçime gitmek olduğunu ve seçim birincisi olarak başbakanlık makamının KDP'nin anayasal hakkı olduğunu savunuyor.

Buna karşılık KYB yöneticisi Ahmed el-Herki, KDP’yi yeni siyasi gerçekliği kabullenmemekle suçlayarak, "Yeni sayısal denklem gelecekteki hükümetin temeli olmalıdır. KDP eskiden bunu savunuyordu, şimdi ise bizim Yeni Nesil ile ittifakımızı hazmedemiyor" dedi. El-Herki, Kasım 2025’teki Irak genel seçimlerinin ardından IKBY hükümeti için bir ön anlaşma sağlandığını, ancak Nisan 2026’da Irak Cumhurbaşkanlığı makamının KYB adayı Nizar Amedi lehine sonuçlanmasıyla iki partinin arasının yeniden açıldığını belirtti.

KYB'li bir diğer yönetici Suran el-Davudi ise partilerinden yükselen yeni vizyonu şu sözlerle özetledi: "Bağdat ile ilişkileri geliştirmeyi, mali krizleri aşarak memur maaşlarının düzenli ödenmesini hedefliyoruz. Bu da KDP'nin ortaklık, denge ve yetki paylaşımına dayalı yeni bir yönetim felsefesini kabul etmesini gerektiriyor."

Kürdistan Bölgesi Başbakanı, Dubai'deki Dünya Hükümet Zirvesi'nde konuşuyor ya (Arşiv-Reuters)Kürdistan Bölgesi Başbakanı, Dubai'deki Dünya Hükümet Zirvesi'nde konuşuyor ya (Arşiv-Reuters)

Hukuki bir ihlal var mı?

KDP, parlamento aktifleştikten sonra bu tür ittifakların kurulmasını hukuki bir ihlal olarak görüyor. Dijwar Faik, iki partinin bakanlıkların yarısını talep etme hakkı olmadığını, bu seçeneğe parlamento açılmadan önce başvurmaları gerektiğini ifade ederek, KDP'nin kendisini destekleyen diğer bloklarla birlikte aslında 44 sandalyelik bir güce ulaştığını iddia ediyor.

Buna karşın KYB ve Yeni Nesil kanadı, seçimlerden sonra ittifak kurmanın bütün siyasi sistemlerde son derece doğal bir durum olduğunu ve bunun en son Irak genel seçimlerinde de yaşandığını belirterek, hukuki bir engel bulunmadığını savunuyor. Her iki tarafın da pozisyonunu koruması nedeniyle Kürt bölgesinde hükümetin kurulması iki tarihi rakip arasındaki uzlaşıya kilitlenmiş durumda.