Galatasaray derbide Beşiktaş'a konuk olacak

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Galatasaray derbide Beşiktaş'a konuk olacak

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Galatasaray, Spor Toto Süper Lig'in 10. haftasında yarın derbi maçta Beşiktaş'a konuk olacak.
Vodafone Park'ta saat 20.00'de başlayacak karşılaşmayı hakem Fırat Aydınus yönetecek.
Süper Lig'in geride kalan bölümünde iki takım da beşer galibiyet ile ikişer beraberlik ve yenilgi sonucunda 17'şer puan topladı.
Ligde son 3 maçını kazanan Galatasaray, Beşiktaş deplasmanından da üç puanla dönerek galibiyet serisini sürdürmeye çalışacak.

Marcao dönüyor
Galatasaray'da 8 maçlık cezası biten Brezilyalı futbolcu Marcao, görev verilmesi durumunda derbi maçta forma giyebilecek.
Süper Lig'in ilk haftasında GZT Giresunspor ile oynanan maçta takım arkadaşı Kerem Aktürkoğlu'na uyguladığı şiddet nedeniyle kırmızı kart gören Marcao'ya, Türkiye Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu 8 maç ceza vermişti.
Brezilyalı futbolcu, ligde geride kalan 8 haftada takımından ayrı kaldı.

Boey ve Arda Turan forma giyemeyecek
Galatasaray'da iki futbolcu sakatlıkları nedeniyle derbide görev yapamayacak.
Sarı-kırmızılı ekipte tedavilerine devam edilen Sacha Boey ve Arda Turan, derbinin kadrosunda yer alamayacak.

Beşiktaş-Galatasaray rekabetinde 350. randevu
Taksim Stadı'nda 22 Ağustos 1924'te Beşiktaş'ın 2-0 galibiyetiyle başlayan 97 yıllık rekabette, geride kalan 349 maçın 123'ünü Galatasaray, 112'sini Beşiktaş kazandı, 114 karşılaşma ise beraberlikle sonuçlandı. Sarı-kırmızılıların 487 golüne, siyah-beyazlılar 456 golle karşılık verdi.

Lig müsabakaları
Galatasaray ile Beşiktaş arasında ligde yapılan 126 karşılaşmada ise genel toplamda olduğu gibi sarı-kırmızılı takımın üstünlüğü bulunuyor.
İki takımın ligde karşı karşıya geldiği müsabakalarda Galatasaray 46, Beşiktaş ise 37 kez sahadan galip ayrıldı. Taraflar 43 müsabakada eşitliği bozamazken, sarı-kırmızılılar 153, siyah-beyazlılar 132 gol attı.

Vodafone Park'taki maçlar
Beşiktaş, 2016 yılında açılan Vodafone Park'ta konuk ettiği Galatasaray'a karşı hiç maç kaybetmedi.
İki takımın Vodafone Park'ta 24 Eylül 2016'da oynadığı ilk derbi 2-2 beraberlikle sona ererken, siyah-beyazlı ekip daha sonraki 4 sezonda ev sahibi olduğu tüm derbilerden zaferle ayrıldı.

Son 10 maçta Beşiktaş üstün
İki takım arasında oynanan son 10 resmi maçta Beşiktaş'ın galibiyet sayısı bakımından üstünlüğü bulunuyor.
Siyah-beyazlı ekip, söz konusu karşılaşmalarda 5 kez kazandı, Galatasaray 3 kez sahadan galibiyetle ayrıldı, 2 karşılaşma ise beraberlikle tamamlandı. Söz konusu maçlarda siyah-beyazlı ekip 11 gol atarken, Galatasaray 9 kez fileleri havalandırdı.

Beşiktaş-Galatasaray rekabetinden ilginç notlar
Beşiktaş ile Galatasaray futbol takımları arasında 349 maçın sığdığı 97 yıllık rekabette ilk golü Beşiktaşlı Refik Osman Top attı.
Rekabetin ilk randevusu olan 22 Ağustos 1924 tarihinde Taksim Stadı'nda yapılan İstanbul Ligi maçını Beşiktaş 2-0 kazandı. Siyah-beyazlı takım adına ilk golü atan Refik Osman Top, derbi tarihine geçti.
Galatasaray adına ilk golü ise 31 Temmuz 1925'te Taksim Stadı'nda yapılan ve sarı-kırmızılı takımın 6-2 kazandığı rekabetin ikinci maçında Mehmet Leblebi kaydetti.

Rekabetin golcüleri
İki takım arasındaki rekabette, Beşiktaş'ın efsane kaptanı "Baba" lakaplı Hakkı Yeten, 61 maçta 29 golle en skorer futbolcu unvanını elinde bulundururken, yine Beşiktaşlı Şeref Görkey, 63 maçta 26 golle ikinci sırada yer alıyor. Beşiktaş'ta ayrıca Feyyaz Uçar'ın 18 golü bulunuyor.
Galatasaray'da ise Gündüz Kılıç, 31 maçta 21 golle Beşiktaş'a en fazla gol atan sarı-kırmızılı futbolcu. Galatasaray'da ayrıca Metin Oktay'ın 40 maçta 15 golü var.

Bir maçta en çok gol atanlar
İki takım arasındaki rekabette bir maçta en çok gol atan futbolcu, sarı-kırmızılıların efsanelerinden Gündüz Kılıç.
Galatasaraylı futbolcu, 30 Haziran 1940'ta Şeref Stadı'nda yapılan ve Galatasaray'ın 9-2 kazandığı tarihi maçta fileleri 5 kez havalandırarak, rekabetin bir maçta en çok gol atan ismi unvanını yıllardır kimseye bırakmadı.
Ayrıca, Beşiktaşlı Hakkı Yeten, Şükrü Gülesin, Recep Adanır ve Feyyaz Uçar ile Galatasaraylı Mehmet Leblebi, Gündüz Kılıç, Eşref Aykaç, Süleyman Tekil, Saffet Sancaklı, daha sonra Beşiktaş forması da giyen Adrian Ilie ile Milan Baros, bir maçta üçer gol atma başarısını gösterdi.

En farklı skorlu galibiyetler
Galatasaray ile Beşiktaş arasındaki maçlarda en farklı skor, 30 Haziran 1940 tarihinde yapılan Milli Küme karşılaşmasında elde edildi.
Bu karşılaşmada Galatasaray, Beşiktaş'ı 9-2 yenme başarısı gösterdi. Sarı-kırmızılılar ayrıca, 18 Temmuz 1997'de TSYD Kupası'nda 6-0, 31 Temmuz 1925'te 6-2, 10 Kasım 1943 ve 6 Ağustos 1975'te aynı sonuçlarla 5-1, 10 Ağustos 1977'de 4-0'lık skorlarla sahadan galip ayrıldı.
Beşiktaş ise rakibi karşısındaki en farklı skorlu galibiyetlerini 17 Mart 1933 ve 29 Aralık 1940'ta 5-0'lık skorlarla elde etti. Siyah-beyazlılar ayrıca, 14 Kasım 1945'te ve 28 Mart 1948'de de aynı skorlarla 5-1 galip geldi.

Seyircisiz derbiler
Beşiktaş ile Galatasaray'ın 2007-2008 sezonunun ilk yarısında Ali Sami Yen Stadı'nda yaptıkları derbi müsabakası, tarihe geçti.
Galatasaray'ın bir önceki sezondan kalan 5 maçlık cezası nedeniyle seyircisiz oynatılan karşılaşma, rekabetin 97 yıllık tarihinde bir ilk olarak yerini aldı.
Koronavirüs pandemisi nedeniyle iki ekip, biri Nef Stadı diğeri Vodafone Park olmak üzere iki mücadeleyi taraftarsız oynadı.

En çok oynayanlar
Rekabette en çok forma giyen oyuncuların başında Beşiktaşlı Şeref Görkey geliyor.
Şeref Görkey, siyah-beyazlı forma altında 63 kez Galatasaray'a karşı forma giydi. İkinci sırayı 61 maçla yine Beşiktaşlı Hakkı Yeten alıyor.

En gollü maçlar
Rakipler arasında şimdiye dek yapılan en gollü maçta, meşin yuvarlak toplam 11 kez ağlara gönderildi.
Galatasaray'ın 30 Haziran 1940'ta 9-2 kazandığı karşılaşmada filelere giden toplam 11 gol, geride kalan 349 müsabaka içinde seri penaltılar dışında bir maçtaki en yüksek skor sayısı olarak tarihe geçti.
Rekabette ayrıca, 30 Nisan 1949'daki Basın Kupası maçını 5-4 Galatasaray, 6 Kasım 1955'teki İstanbul Ligi maçını da 5-4 Beşiktaş kazandı, filelere toplam dokuzar gol gitti.

4-4'lük maçlar
Taraflar arasındaki maçlarda en gollü beraberlikler 4-4'lük skorlarla alındı.
İki takım arasında 4 Ocak 1935'te Şeref Stadı'nda yapılan özel maç, 21 Kasım 1937'de Fenerbahçe Stadı'ndaki İstanbul Ligi karşılaşması, 11 Mayıs 1940'ta Taksim Stadı'nda yapılan Bahar Kupası müsabakası, 16 Haziran 1940'ta Şeref Stadı'ndaki Milli Küme maçı ve 26 Mayıs 1968'de Ali Sami Yen Stadı'nda yapılan lig derbisi 4-4 berabere sonuçlandı.

Galibiyet hasreti çekilen yıllar
İki takım, 97 yıllık rekabette bazı dönemlerde birbirlerine karşı üstünlük kurmakta zorlandı.
Beşiktaş, 30 Mart 1975 ile 16 Eylül 1979 arasında Galatasaray ile yaptığı üst üste 17 maçta da galibiyet yüzü göremedi. Galatasaray ise 20 Kasım 1931 ile 21 Haziran 1936 arasında geçen 15 maçta da rakibini yenemedi.

İki takımda da oynayanlar
Rekabetin geçmişinde birçok futbolcu her iki takım formasını da giydi.
Son dönemde hem Beşiktaş hem de Galatasaray'da forma giyen oyuncular arasında Ali Çoban, Mirsad Kovacevic (Mirsad Güneş), Saffet Sancaklı, Sergen Yalçın, Ahmet Yıldırım, Mehmet Aksu, Ayhan Akman, Emre Aşık, Adrian Ilie, Berkant Göktan, Okan Buruk, Mehmet Yozgatlı, Gökhan Zan, Serdar Özkan, Burak Yılmaz, Dany Nounkeu, Cenk Gönen, Caner Erkin ve Ryan Babel bulunuyor.

En erken derbiyi oynadılar
Süper Lig'de 2012-2013 sezonunun ikinci haftasında BJK İnönü Stadı'ndaki Beşiktaş-Galatasaray (3-3) maçı, aynı zamanda lig tarihinin en erken derbisi olarak kayıtlara geçti
1959 yılında başlayan ligde bundan önce "Üç büyükler" arasındaki en erken derbi, 1981-1982 sezonunun üçüncü haftasında yine Beşiktaş ile Galatasaray arasında yapılmıştı.

Seyirci rekoru kırıldı 97 yıllık rekabette ilk golü Beşiktaşlı Refik Osman Top attı
Beşiktaş ile Galatasaray arasında 2013-2014 sezonundaki maçta Süper Lig tarihinin seyirci rekoru kırıldı.
Siyah-beyazlı takımın ev sahipliğinde, 22 Eylül 2013 tarihinde Atatürk Olimpiyat Stadı'nda yapılan derbiyi deplasman yasağı nedeniyle tamamı Beşiktaşlı 76 bin 127 biletli seyirci izledi ve bu rakam lig tarihinin seyirci rekoru olarak kayıtlara geçti.
Ligin daha önceki seyirci rekoru, Fenerbahçe ile Galatasaray arasında 21 Eylül 2003 tarihinde yine Atatürk Olimpiyat Stadı'ndaki derbide 70 bin 125 kişiyle kırılmıştı.

Yarıda kalan derbi
Beşiktaş ile Galatasaray arasında 2013-2014 sezonunun 5. haftasında seyirci rekorunun kırıldığı derbi, saha olayları nedeniyle yarıda kaldı.
Atatürk Olimpiyat Stadı'nda 22 Eylül 2013 tarihinde Beşiktaş'ın ev sahipliğinde yapılan maçta siyah-beyazlılar, 18. dakikada Hugo Almeida'nın attığı golle devreyi 1-0 önde kapattı. Galatasaray, 59 ve 72. dakikalarda Didier Drogba'nın golleriyle öne geçti.
Maçta kaybolan süre oynanırken, Galatasaraylı Melo'nun 90+2. dakikada gördüğü kırmızı kartın ardından sahaya çok sayıda taraftar girdi. Bunun üzerine maçın hakemi Fırat Aydınus, kalan 2 dakikayı oynatmadan soyunma odasına gitti ve maçı tatil etti. Türkiye Futbol Federasyonu, derbiyi 3-0 hükmen Galatasaray lehine tescil etti.



Messi ile bebek Yamal'ın ikonik fotoğrafının hikâyesi... Kura tesadüfünden 2026 Dünya Kupası finaline

Messi ile Yamal (AP)
Messi ile Yamal (AP)
TT

Messi ile bebek Yamal'ın ikonik fotoğrafının hikâyesi... Kura tesadüfünden 2026 Dünya Kupası finaline

Messi ile Yamal (AP)
Messi ile Yamal (AP)

Kaderin ilginç cilvesi, Arjantinli sihirbaz Lionel Messi ile İspanya'nın genç yıldızı Lamine Yamal'ı, sinema senaryolarını bile geride bırakacak bir hikâyede bir araya getirdi.

Yaklaşık 19 yıl önce sessiz bir insani yardım etkinliğinde başlayan bu öykü, bugün ABD'nin New Jersey kentinde oynanacak 2026 FIFA Dünya Kupası finalinde futbolun zirvesine taşındı. Bir zamanlar mavi plastik bir küvette yıkanan bebek Yamal ile kariyerini unutulmaz bir finalle taçlandırmak isteyen yaşayan efsane Messi, bu kez dünya şampiyonluğu için karşı karşıya geliyor.

Kura tesadüfü ve Camp Nou soyunma odasında başlayan hikâye

2007 sonbaharında Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Katalan spor gazetesi Diario Sport ile birlikte bir yardım takvimi hazırlamak amacıyla özel bir proje başlattı. Proje kapsamında Katalonya'da yaşayan aileler arasında çekiliş düzenlenerek Barcelona futbolcularıyla fotoğraf çekimi yapılacak aileler belirlendi.

cdt5yh5yj
Messi, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından düzenlenen bir etkinlikte bebek Yamal'ı kucağında taşırken (AP)

Şans, Mataró'nun Roca Fonda semtinde yaşayan, Faslı bir baba ile Ekvator Gineli bir annenin henüz beş aylık olan bebekleri Lamine Yamal'ın ailesine güldü.

Camp Nou Stadı'nın deplasman takımı soyunma odasında, o dönem henüz 20 yaşında olan ve Altın Top ödülü bulunmayan Lionel Messi, İspanyol fotoğrafçı Joan Monfort'un yönlendirmesiyle bebeği kucağına aldı ve annesi Sheila Ebana'ya mavi plastik küvette Yamal'ı yıkarken yardımcı oldu.

cdfvgthyju
Messi, Yamal ve annesi (AP)

Yıllarca arşivlerde unutulan bu fotoğraf, Yamal'ın babasının sosyal medyada "İki efsanenin başlangıcı" notuyla paylaşmasının ardından yeniden gündeme geldi.

Messi'nin Katalonya'dan dünya futbolunun zirvesine uzanan yolculuğu

Yamal futbolun ilk adımlarını atarken Messi, Barcelona formasıyla dünya futboluna damga vuruyordu.

Arjantinli yıldız, Barcelona kariyerinde 778 maça çıkıp 672 gol attı ve kulüple 35 kupa kazandı. Bu başarılar arasında 10 La Liga ve 4 UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu da yer aldı.

fghyju
Lionel Messi (AFP)

Barcelona'dan ayrıldıktan sonra Paris Saint-Germain formasıyla 75 maçta 32 gol kaydeden Messi, iki Fransa Ligi şampiyonluğu yaşadı. Daha sonra Inter Miami'ye transfer olan yıldız futbolcu, Leagues Cup zaferi yaşarken ABD futbolunda da çok sayıda rekora imza attı.

Milli takım kariyerinde ise Arjantin'i üst üste iki kez Copa America şampiyonluğuna taşıyan Messi, 2022 Katar Dünya Kupası'nı da kazanarak ülkesini dünya şampiyonu yaptı. Milli formayla 100'ün üzerinde gole ulaşan Messi, sekiz Altın Top ödülüyle futbol tarihinin en başarılı oyuncuları arasında yer aldı.

Yamal'ın rekorlarla dolu yükselişi

Hikâyenin diğer tarafında ise Messi'nin yetiştiği La Masia Akademisi'ne giren Lamine Yamal, yıllar önce kendisini kucağına alan futbolcunun izinden yürümeye başladı.

v7k78ıl
Arjantin'i İngiltere karşısında zafere ve finale taşıyan Messi, takım arkadaşlarının omuzlarında (AP)

Nisan 2023'te 15 yıl 290 günlükken La Liga'da forma giyerek Barcelona tarihinin ligde oynayan en genç futbolcusu oldu.

Kısa sürede takımın vazgeçilmez isimlerinden biri haline gelen Yamal, 15'in üzerinde gol atıp çok sayıda gol pası verdi. Barcelona yönetimi de genç yıldızı, 1 milyar dolarlık serbest kalma maddesi içeren uzun vadeli bir sözleşmeyle kulübe bağladı.

fbgnhmu
Lamine Yamal, İspanya Milli Takımı formasıyla (Reuters)

Milli takımda da kısa sürede yükselen Yamal, henüz 16 yaşındayken İspanya'yı EURO 2024 şampiyonluğuna taşıdı ve turnuvanın "En İyi Genç Oyuncu" ödülünü kazandı.

Messi ve Yamal'ı buluşturan dikkat çekici tesadüfler

İki yıldız arasındaki bağ yalnızca yıllar önce çekilen fotoğrafla sınırlı değil.

Her iki futbolcu da La Masia altyapısından yetişti ve Dünya Kupası kariyerlerine 19 numaralı formayla başladı.

sd78kl
Lamine Yamal (AFP)

Dikkat çeken bir başka benzerlik ise ilk Dünya Kupası gollerini 18 yaşında atmaları oldu. Messi 2006 Dünya Kupası'nda ilk golünü 18 yaşında kaydederken, Yamal da 2026 Dünya Kupası'ndaki ilk golünü aynı yaşta attı.

vfghyju
Kosova'nın batısındaki Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun, 2026 Dünya Kupası finalinde karşı karşıya gelmeleri öncesinde Messi ile Yamal'ı tahıl ve tohumlarla tasvir ettiği mozaik çalışma (AFP)

Üstelik Yamal, golünü zayıf ayağı olan sağ ayağıyla ve Messi'nin 20 yıl önce golünü attığı köşeye göndererek kaydetti. Bu benzerlik, iki futbolcu arasındaki kader ortaklığını daha da dikkat çekici hale getirdi.

Dünya Kupası finalinde nesillerin düellosu

Dünya futbolunun gözü şimdi ABD'nin New Jersey kentinde oynanacak Dünya Kupası finaline çevrilmiş durumda.

xcvfbg
Kosova'nın Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun fırçasından çıkan, 2026 Dünya Kupası finalindeki kuşaklar mücadelesine ithaf edilen Messi ve Yamal portresi (AFP)

Arjantin ile İspanya'yı karşı karşıya getirecek mücadele, daha önce oynanamayan Finalissima'nın adeta gecikmiş buluşması niteliğini taşıyor.

fvgthy
Kosova'nın Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun tahıl ve tohumlardan oluşturduğu, 2026 Dünya Kupası finalinde yaşanacak kuşaklar mücadelesine ithaf edilen Messi ve Yamal mozaiği (AFP)

39 yaşındaki Lionel Messi, kariyerini ikinci Dünya Kupası şampiyonluğuyla taçlandırmayı hedeflerken; 19 yaşındaki Lamine Yamal ise İspanya'yı ikinci dünya şampiyonluğuna taşımak için sahaya çıkacak.

Bir zamanlar plastik bir küvette yıkanan bebek, bugün dünya futbolunun tahtı için çocukluk kahramanıyla aynı sahada mücadele edecek. Bu final, yalnızca bir şampiyonluk mücadelesi değil, aynı zamanda futbolun iki kuşağını buluşturan sıra dışı bir hikâyenin de son perdesi olacak.


Futbol: Bütün sanatları birleştiren "sekizinci sanat"

Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
TT

Futbol: Bütün sanatları birleştiren "sekizinci sanat"

Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor

Baha İyali

New Jersey'deki MetLife Stadı'nda maçın 79. dakikasında Erling Haaland, ceza sahasına gönderilen ortayı kafa vuruşuyla ağlara gönderdi. Ardından ceza sahası dışından yaptığı sert vuruşla Brezilya'nın umutlarını tamamen bitirdi. Neymar'ın uzatma dakikalarında penaltıdan bulduğu gol sonucu değiştirmeye yetmedi ve Sambacılar, 1990'dan bu yana ilk kez Dünya Kupası'na son 16 turunda veda etti.

Brezilya'nın elenişini izlerken aklıma, birkaç hafta önce Fransa-Senegal maçını anlatan Yemenli spiker Hasan el-İdris'in söylediği şu cümle geldi: "Futbol, sekizinci sanattır." Sonucun ağırlığı kadar bu cümle de zihnimde yankılanıp durdu.

İnsan sevdiği şeyi yüceltmek, ona duyduğu tutkuyu meşrulaştırmak için onu sanat mertebesine yükseltmeyi sever. Ancak "sekizinci sanat" ifadesi, üzerinde daha derin düşünmeye değer

İtalyan kuramcı Ricciotto Canudo, sinemayı mekân ve zaman sanatlarını tek bir yapıda buluşturduğu için "yedinci sanat" olarak tanımlamıştı. Futbola da bu açıdan bakıldığında bu unvan yakıştırılabilir. Çünkü futbol; beden, zaman ve dramın canlı bir bileşimidir; müzenin ve tiyatronun alışıldık sınırlarını aşan bir anlatıdır. Fotoğraf, televizyon ve başka birçok alan yıllarca "sekizinci sanat" unvanına aday gösterildi. Ancak bu koltuk, diğer sanatların birbirinden ayırdığı unsurları yeniden bir araya getirebilecek bir sanatı bekliyordu.

Klasik estetik ise bu değerlendirmeye itiraz eder. Immanuel Kant'ın güzellik anlayışı iki temel koşula dayanır: İlki, çıkar gözetmeyen saf bir estetik hazdır. İkincisi ise güzelliğin kendi dışında bir amaca hizmet etmeksizin var olmasıdır. Bir çiçek, yalnızca kendisi olduğu için güzeldir.

Oysa futbol sahasında yaşananlar, bu iki ilke ile çim sahalarda olup bitenler arasındaki uçurumu her maçta biraz daha derinleştirir.

Tribünlerin İntikamı

Pierre Bourdieu, "meşru kültür" dediğimiz olgunun, aslında kültürel iktidarı elinde bulunduran sınıflar tarafından üretildiğini söyler. Egemen sınıf kendi beğenisini evrensel ölçü haline getirirken, halkın zevkini sıradan ya da bayağı olarak damgalar. Yedi güzel sanat da bu anlayışla kurulmuş seçkin bir salona benzer. O salona girmek için bilet, eğitimli bir bakış ve eser karşısında uzun süre sessiz kalabilecek bir sabır gerekir. Oysa Futbol, milyonlarca insanın hiçbir eleştirmenin aracılığına ihtiyaç duymadan sahip olabildiği bir alandır. Onun dili gürültülüdür. Tezahüratlar, bayrak gibi sallanan formalar ve zamanla sözlü şiire dönüşen maç anlatımları bu dilin temelini oluşturur. Hatta öyle ki, futbol anlatıcılığı kendi başına ayrı bir sanat biçimine dönüşmüştür. Bu nedenle futbolu sanat olarak nitelendiren kişinin bir sanat eleştirmeni değil de bir spor spikeri olması şaşırtıcı değildir. Aynı çağrıyı tribündeki herhangi bir taraftarın yapması da öyle.

Stadyumun kutsallığı, bilet alabilenlere ve yüksek sanat zevkine sahip olanlara mahsus değildir; aksine kültürel salonların titizlikle kapattığı kapıları herkese açar.

Salonun güzelliği tek bir eğitimli gözün sessizliğiyle tadılırken, futbolun güzelliği ancak topluluk içinde tamamlanır. Yalnız izlenen bir gol, aslında yarım bir goldür. Kalabalık, güzelliğin tamamlanması için bir şart ve onun en temel direklerinden biridir. Müze sessizlikle ibadet eder, stadyum ise gürültüyle; ikisinin de kendi kutsallığı vardır. Ancak yalnızca stadyum, kültürel seçkinliğin dışında bırakılan insanlara kapısını sonuna kadar açar.

Erling Haaland, Andreas Schjeldrop ile birlikte Norveç adına attığı golü kutluyorErling Haaland, Andreas Schjeldrop ile birlikte Norveç adına attığı golü kutluyor

Bu dil kahvehanelerde, kaldırımlarda ve sabaha kadar süren futbol sohbetlerinde kuşaktan kuşağa aktarılır. Bir maçı izlemek için sabahın köründe buluşurlar; özetine bakıp geçmek yerine, o anın doğumuna şahitlik etmeyi tercih ederler. Topluluk, Muhammed Salah’a "Firavun", Lionel Messi’ye "Kral" unvanını verir; kendi efsanesini akademilerin onayını beklemeden kendi zevkiyle kurar. Ticari sistem, futbolu bilet ve özel yayın haklarıyla bir meta haline getirmeye çalışsa da insanlar hep bir ağızdan bağırdıkları anda oyunu geri kazanırlar; forma sokakta bayrağa, kahvehaneler ise iki yabancı arasındaki geçici kardeşliğe dönüşür.

Sonuçtan önce gelen bir aidiyet duygusu; yalnızca en büyük sahnede yer alabilmiş olmanın doğurduğu sevinç... Öyle ki, Dünya Kupası'na katılabilmek bile kuşaktan kuşağa anlatılan bir zafere dönüşür.

Zayıfların dramı

Turnuvanın 48 takıma çıkarılması, sadece soğuk bir idari karar değil, daha fazla halkın bu büyük hikâyeye ortak olması için davetiyeydi. Çünkü her yeni katılımla birlikte milyonlarca insan kendini bu büyük anlatının ortağı olarak buluyor, turnuvanın sözlüğüne yeni bir yerel dil, yeni bir ses ekleniyordu. Bu yaz, zayıfların dramı bütün dünya haritasına yayıldı: Norveç tarihte ilk kez çeyrek finale yükseldi; İsviçre 1954’ten beri süren özlemine penaltılarla son verdi; Mısır ilk kez eleme turlarına kaldı. Yeşil Burun Adaları (Cape Verde) Arjantin’e ter döktürdü. Asya da turnuvanın başlangıcından itibaren dengeleri altüst etti. Güney Kore’nin Çekya’yı devirdi; Avustralya Türkiye’yi eledi; Katar, İsviçre karşısında aldığı beraberlikle tarihinde ilk puanını aldı. Afrika'dan katılan on takımın dokuzu ise son 32 takım arasına kalmayı başardı.

Masa, her misafire hikâyede bir yer vaat eder ve kupayı sona kadar direnene bırakır. Erken elenenler bile evlerine sevgiyle uğurlanır: Yeşil Burun Adaları, elenmesine rağmen kahramanlarını bir fatih gibi karşıladı; Son Heung-min’in halkından özür dilemesi, birçok zaferden daha derin izler bıraktı. Bu küçük takımlar, ticari mantığın satın alamayacağı bir hikâye anlatıyor: Sonuçtan önce gelen aidiyet duygusu ve en büyük sahnede var olmaktan doğan bir sevinç. Oyunun gerçek tadının eleştirmenlerden önce seyirci tarafından yaratıldığını doğrulamak için büyük masaya gelen isimler bunlar.

Lionel Messi, Arjantin adına attığı golü Julian Alvarez ile birlikte kutluyor.Lionel Messi, Arjantin adına attığı golü Julian Alvarez ile birlikte kutluyor.

Turnuvanın en çarpıcı sahnesi ise üç ev sahibi ülkenin son 16 turunda veda etmesiydi: ABD Belçika’ya, Kanada Fas’a, Meksika ise İngiltere’ye yenildi. 48 takımlı, 16 statla bu devasa organizasyona rağmen, üç ev sahibi ülke ilk sekiz takım arasına giremedi. Sermayenin finanse ettiği stadyum arka kapıdan çıkarken, resmi sahnesi olmayan sanat ayakta kaldı. Çünkü futbol, kendine özgü güzel inadıyla yukarıdan yönetilmeyi reddeder; etrafını saran siyaset ve gösteriş ne kadar büyük olursa olsun, dev makinelerin finali önceden yazmasına izin vermez. Burada gizli bir şiirsel adalet var: Organizatör kendi oyununu evcilleştiremiyor ve oyun, kendisini kuranların masasından daha büyük olduğunu ilan ediyor. Tribünlerin hükmü, salonun hükmüne üstün geliyor.

Güzel kaybeden, bizi soğuk kazananın sevindirdiğinden daha derinden yaralar; çünkü onda, en güzelini ortaya koyup yine de kaybeden kendi yansımamızı görürüz.

Faydaya mahkûm güzellik

Futbolda güzellik, "fayda" ile birleşerek sanatın en eski dogmalarını yerle bir eder. Théophile Gautier ve "Sanat Sanat İçindir" savunucuları faydayı çirkinlik, amaçsızlığı ise asalet sayarken; çim sahalardaki bir çalım, savunmacıyı geçtiği için; bir pas, ağlarla buluştuğu için görkem kazanır.

Müzede sergilenen tablo, hiçbir fayda sağlamasa da asaletini korur. Ancak sahada, sonucu değiştiremeyen güzellik -taşı ağlatacak kadar etkileyici olsa bile- elenir ve karşımıza çıplak bir hayal kırıklığı olarak çıkar. Bu durum, eski Makyavelci anlayışı doğrular: Amaç, vasıtayı meşru kılar.

Muhammed Salah, Mısır'ın Avustralya'ya karşı penaltı golünü attı.Muhammed Salah, Mısır'ın Avustralya'ya karşı penaltı golünü attı.

Tribünler, sonuç getirmeyen çalımı ıslıklanması gereken boş bir şov olarak görürken, salonlar bunu saf bir lüks olarak yüceltir. Müzedeki bir tablo, hiçbir faydası olmasa da asaletiyle korunurken; stadyumda gol atamayan bir sanat, taşları bile ağlatsa elenir. Başarıyı getirmeyen güzellik, Machiavelli'nin o kadim kaidesini doğrular: "Amaç, aracı meşru kılar." Tribünler, Mısır’ın en güzel futbolu oynadığına inansa da kupa, son düdüğe kadar dayananındır. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre güzel kaybeden bizi soğuk kazananın sevindirdiğinden daha derinden yaralar; çünkü kaybedende biz en güzelini yapıp yenildiğimizde kendimizi buluruz.

Bu tabloda gizli bir şiirsel adalet sezilir: En büyük organizatör, kendi oyununu kontrol etmeyi başaramaz ve futbolun, onu kuranların hazırladığı sofradan çok daha büyük olduğunu ilan eder. Sonunda tribünlerin kararı, seçkin salonların kararının önüne geçer.

Keskin bıçaktaki büyü

Zirveye çıkan oyuncular, güzelliği silaha dönüştürürler. Messi, tüm becerisini tek bir amaca hizmet ettirir; son dakikalarda gol atar veya attırır. Salah, Avustralya karşısında "Panenka" vuruşunu seçtiğinde, bunun sadece bir estetik değil, takımına güven aşılamak için yapılmış hesaplı bir soğukkanlılık olduğunu gösterdi. En cömert görünen anlar, aslında hesabın en soğuk yapıldığı anlardır. Haaland ise "sonuç güzelliği" ile karşımıza çıkar; tüy kadar hafif bir estetik değil, keskin bıçak kadar kesin bir vuruş. Büyük oyuncular, fırça ile bıçağı tek elde birleştirirler; hem çizerler hem de keserler.

Achraf Hakimi ve Azzedine Ounahi maçın ardından kutlama yapıyor.Achraf Hakimi ve Azzedine Ounahi maçın ardından kutlama yapıyor.

Maç izlemek de zamanla, bir tablonun karşısında durmaya eşdeğer estetik bir deneyime dönüşür. Bir kez yaşanan, sonra akıp giden ama ona tanıklık edenlerin bedenine kazınan bir andır bu. Golden önce tribünlerden yükselen ortak nefes, golden sonra duyulan derin iç çekiş… Geçici bir güzellik, gelip geçmesi sayesinde camın ardında sonsuza dek sergilenen eserlerden bile daha derin iz bırakır.

Dünya Kupası ise müzesini duvarlardan önce insanların yüreğinde kurar. Her dört yılda bir kapılarını açan canlı bir sergi gibi, kolektif hafızaya parlayan, ardından sönen ama unutulmayan yeni bir tablo ekler. Böylece gelecek kuşaklar, bu anları rakamlardan ve istatistiklerden önce hikâyeler olarak miras alır.

Cristiano Ronaldo, Portekiz'in 2026 Dünya Kupası son 16 turunda İspanya'ya yenilmesinin ardından.Cristiano Ronaldo, Portekiz'in 2026 Dünya Kupası son 16 turunda İspanya'ya yenilmesinin ardından.

Liste dışı vedalaşma

Cristiano Ronaldo'nun, Portekiz'in İspanya'ya elenmesinin ardından son Dünya Kupası'na gözyaşlarıyla veda etmesi, bütün sınıflandırmaların anlatmakta yetersiz kaldığı gerçeği tek başına özetler. Ronaldo, çalımla geçilemeyen tek rakibi olan zamana yenildi. O gözyaşlarında ne ticari bir ürünün üretebileceği ne de bir yönetmenin yeniden kurgulayabileceği sahici bir duygu saklıydı. Futbol yalnızca bir kez, zamanın akışı içinde oynanır. Kupalar da yıldızlar da sonunda saatin hükmüne boyun eğer. Bu yüzden her final, bir kuşağın vedası ve bayrağı yeni kuşağa devretmesidir. Oyunun asıl sırrı da burada yatar: Futbol, perdesini yalnızca bir kez açan zamanın ve faniliğin sahnesidir. Son perdenin nasıl biteceğini kimse önceden bilemez. Bu belirsizlik, dünyanın dört bir yanındaki milyonları aynı ekranın önünde buluşturur; çünkü herkes, bir daha asla aynı şekilde yaşanmayacak o ana tanıklık etmek ister.

Bu ortak hafızada, büyük bir devletin bayrağı ile küçük bir ada ülkesinin bayrağı aynı değeri taşır. Çünkü insanlar bir anın kıymetini, onu yaşayanın büyüklüğüne göre değil, taşıdığı güzelliğe göre hatırlar ve değerlendirir.

Bütün bunlardan sonra kimin kaçıncı olduğu sorusu anlamını yitiriyor. Turnuvanın tozu dumanı dağıldığında puan tabloları ve kupayı kaldıran takımın adı zamanla silikleşiyor; hafızada kalan ise güzelliğin başarıyla buluştuğu anlar oluyor. Bu kolektif bellekte büyük bir ülkenin bayrağıyla küçük bir ada ülkesinin bayrağı aynı değeri taşıyor; çünkü insanlar bir anı, onu yaşayanın büyüklüğüyle değil, taşıdığı güzellikle ölçüyor.

Devlerin tökezlediği o çimlerin üzerinde futbol, kendisinden sonra gelenlere herhangi bir cevaptan daha güzel bir soru bırakıyor: Herkesin aynı anda birlikte ürettiği ama hiçbir rafa sığmayan ve hiçbir sınıflandırmaya hapsolmayan bir sanat olabilir mi?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir." 


Rooney, İngiltere'nin elenmesinden Thomas Tuchel'i sorumlu tuttu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Rooney, İngiltere'nin elenmesinden Thomas Tuchel'i sorumlu tuttu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Eski İngiltere kaptanı Wayne Rooney, Dünya Kupası yarı finalinde Arjantin'e karşı alınan yenilginin sorumluluğunu tamamen Thomas Tuchel'e yükledi ve İngiltere'nin Arjantin karşısında "dağıldığını" söyledi.

İngiltere, Atlanta'da Anthony Gordon'ın golüyle öne geçtikten sonra Tuchel yaptığı bir dizi savunma ağırlıklı oyuncu değişikliğiyle oyunun inisiyatifini ve kontrolünü Arjantin'e bıraktı.

Arjantin ise bu fırsatı iyi değerlendirdi. Lionel Messi'nin maçın son bölümünde hazırladığı iki gol pozisyonuyla yarı finali lehine çeviren Arjantin, 2-1 kazanarak pazar günü oynanacak finalde İspanya'nın rakibi oldu.

Tuchel, son 16 turunda Meksika karşısında İngiltere 10 kişi kaldığında takımı savunmaya çekerek maçı yönetme biçimi nedeniyle övgü almıştı. Ancak Ezri Konsa, Dan Burn ve Nico O'Reilly'den oluşan savunma ağırlıklı üçlüyü oyuna alması sert eleştirilere neden oldu.

Rooney, İngiltere'nin çöküşünün buradan başladığını ve teknik direktörün cevaplaması gereken sorular olduğunu belirtti.

BBC'de konuşan hayal kırıklığına uğramış Rooney, "Dağıldık" dedi.

Her şey teknik direktörden ve aldığı kararlardan başladı. Çok pasif bir oyun sergiledik. Dünya şampiyonu bu takıma karşı bunu yapıp da cezasız kurtulamazsınız. Bu en büyük sınavdı ve biz başarısız olduk. 1-0 öndeyken yaptığımız değişiklikleri görünce, Arjantin gol atarsa maç uzatmalara gitmeyecek diye düşündüm.

İngiltere, sahada uzun süre altı savunmacıyla oynadıktan sonra eşitlik golünü ararken Tuchel, Ivan Toney ve Marcus Rashford'u ancak son dakikalarda oyuna sürdü.

Rooney "Eğer o sahada hücum oyuncusuysanız ve 1-0 öne geçerseniz ve teknik direktörün yaptığı değişiklikleri görürseniz, inancınızı kaybedersiniz, bu şekilde oynamaya ancak bir yere kadar devam edebilirsiniz" diye açıkladı.

Sonra düşünmeye başlıyorsunuz, 'Ah hayır, bu kadar uzun süre geriye yaslanacaksak bunu nasıl atlatacağız?' Bu tamamen panik, hem de gerçek bir panik. Öne geçtikten sonra topun kontrolünü rakibe bırakamaz, ikinci golü bulma fırsatından da vazgeçemezsiniz. Çünkü yapmanız gereken tam olarak budur. Eğer bu kalitedeki oyuncuların ceza sahası çevresinde topa sahip olmasına izin verirseniz, er ya da geç gol atacaklardır.

Independent Türkçe