ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, Şarku’l Avsat’a konuştu: Yemen'de barış kolay olmayabilir, ancak bunun mümkün olduğunu biliyoruz

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, Şarku’l Avsat’a konuştu: Yemen'de barış kolay olmayabilir, ancak bunun mümkün olduğunu biliyoruz

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, 9 ayda Yemen’e 13’ten fazla ziyaret gerçekleştirdi ve çok sayıda toplantı yaptı. Bu ziyaret ve toplantılar, ülkede barışı sağlamak, çatışmayı sona erdirmek ve Yemenli taraflar arasındaki siyasi diyaloğu harekete geçirmek hedefiyle gerçekleştirildi. Ancak ABD’nin Birleşmiş Milletler'le (BM) uyumlu çabaları, ülkede yedi yıldır devam eden çatışmayı sona erdirmedi.
Şarku'l Avsat, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking ile bir röportaj gerçekleştirdi. Şarku’l Avsat özellikle bölgede yeni olmayan Amerikalı yetkiliye, ülkeye barışı getirmek için hangi araçlara sahip olduğunu sordu.
Lenderking, geçtiğimiz Şubat ayında göreve başlamasından bu yana gerçekleştirdiğine inandığı 5 başarıyı dile getirdi. Bunlar, çatışmanın taraflarıyla yoğun bir şekilde diyalog kurmak, konuyla ilgili uluslararası bir fikir birliği oluşturmak, birçok Husi liderini ve mali ağlarını yaptırım listelerinde sınıflandırmak, insani yardım seviyesini yükseltmek ve BM elçisinin çalışmalarını desteklemek.
İşte Şarku'l Avsat’ın, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;

-Özel Elçi olduğunuzdan bu yana bölgeye gerçekleştirdiğiniz 10’un üzerinde ziyarette neler başardınız?
Göreve başladığımdan beri, Yemenlilerin yaşamlarını iyileştirecek ve geleceklerini toplu olarak belirleyebilmeleri için onlara alan açacak kalıcı bir çözüm için BM Özel Elçisi ve Yemenli ve bölgesel liderlerle yoğun bir şekilde çalıştım.
Gerçekleştirdiğim ziyaretler, Yemen'de barışın önünü açmak için önemli yapı taşlarına dönüştü. İlk olarak, acil ve kapsamlı bir ateşkes ihtiyacı konusunda benzeri görülmemiş bir uluslararası ve bölgesel konsensüs oluşturulmasına yardımcı olduk ve siyasi bir çözümü etkinleştirdik. Yemen ve Suudi Arabistan yönetimleri ateşkese ve siyasi müzakerelerin yeniden başlamasına desteklerini açıkladılar. Umman'ın belirleyici ve proaktif bir bölgesel rol oynadığını da gördük.
İkincisi, ABD birçok Husi liderini ve mali ağlarını yaptırım listesine aldı. Bunun Husi operasyonları üzerinde gerçek bir etkisi var. İstikrarsızlığı teşvik eden ve sivillere karşı vahşet işleyen kişi ve kuruluşların sınıflandırılmasını takip etmeye devam edeceğiz.
Üçüncüsü, en fazla insani yardım yapan ülkelerden ABD, Yemen’deki insani durumu hafifletmek için hayati adımlar attı. Yaklaşık 7 yıl önce krizin başlangıcından bu yana Yemen halkının acılarını dindirmek için takribi 4 milyar dolar sağladık. ABD'nin çağrıları, diğer bağışçılarla birlikte, Yemen'i BM'nin en çok finanse edilen ülkelerinden biri haline getirmeye yardımcı oldu. Ancak, hala daha fazlasına ihtiyaç olduğunun farkındayız.
Dördüncüsü, insani yardımın tek başına yeterli olmadığının farkındayız, bu nedenle krizin ekonomik itici güçlerini de ele almalıyız. ABD ayrıca, Yemen ekonomisini istikrara kavuşturmak için gerekli olan ekonomik desteği sağlamak ve kritik reformları ilerletmek için diğer ortaklarla birlikte çalışıyor. ABD’nin çabaları arasında, yakıt krizini çözmek de yer alıyor. Yemen hükümetini Hudeyde limanının dışında bekleyen yakıt gemilerini boşaltmaya teşvik ettik. Husilerin fiyat manipülasyonu ve yakıt depolamasını da ele alan daha kalıcı bir çözüme ihtiyaç var.
Son olarak, BM öncülüğünde yeni ve daha kapsayıcı bir barış sürecini teşvik etmek için BM Özel Temsilcisi ve diğer uluslararası ortaklarla yakın bir şekilde çalıştık. Ne yazık ki, tüm bu adımlara rağmen, Husiler insani krizi şiddetlendirmeye ve barışı engellemeye devam ediyor. Bu çatışmayı sona erdirmek için uluslararası toplumun ortak çabalarının yanı sıra, Yemenlilerin büyük çoğunluğunun barış çağrısında bulunan seslerini yükseltme çabaları da gerekecektir. Ekibim ve ben bu misyona bağlıyız ve buna inanıyoruz, çünkü barış mümkün.

-Husilerin görüşmelere katılımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Gerçekten barış istediklerini mi düşünüyorsunuz?
Husiler bazen müzakerelere yapıcı bir şekilde dahil oldular, ancak barış sürecine gerçek bir bağlılık göstermediler. ABD, tüm Husi saldırılarını kınıyor. Bakan (Anthony) Blinken'in daha önce söylediği gibi: "Husilerin acımasız askeri saldırıları devam ettiği sürece siviller acı çekecek." Güvenlik Konseyi üyeleri daha önce ülke çapında acil bir ateşkes çağrısında bulunan ve Yemen ve Suudi Arabistan'da devam eden Husi saldırılarını kınayan ortak bir bildiri yayınlamıştı.
Marib'e yönelik Husi saldırıları, küçük çocuklar da dahil olmak üzere sivilleri öldürüyor ve ülke içinde yerinden edilmiş bir milyondan fazla Yemenliyi ciddi tehlikeye maruz bırakıyor. Husilerin Abdiya bölgesinde son zamanlarda imza attığı eylemler, sivilleri koruma konusundaki bariz ihmallerinin son örneğidir.
Yemen halkıyla olan bağlantılarım sayesinde hala Yemenlilerin sürekli barış çağrısı yaptığını duyuyorum ve Husiler şiddetin sona ermesi için insanların yaptıkları çağrıları görmezden gelemezler. Bu, Husilerin Yemenliler için gerçekten barış, güvenlik, istikrar ve müreffeh bir gelecek istediklerini kanıtlamaları için kritik bir an.

-Husileri yabancı terör örgütleri listesinden çıkarmak yanlış mıydı?
ABD, bazen Husiler olarak da adlandırılan Ensarullah grubunu terör listesinden çıkardı. Bu adım istenmeyen olumsuz insani sonuçlarından kaçınmak için atıldı.
Yemen'de temel malların %90'ı özel şirketler tarafından ithal edilmektedir. Bu şirketler büyük bir ihtiyatla yaptırımlara uyuyor olabilirler. Bu yaptırımların Yemen'e yapılan ithalat üzerinde önemli bir etkisi var. Bu ithalatlar olmasa Yemenliler daha fazla zarar görür.
Sivillere karşı vahşet işleyenler de dahil olmak üzere Yemen'deki istikrarsızlığı finanse eden Husi kişi ve kuruluşlarını belirlemeye devam ediyoruz.
 
-Dışişleri Bakanlığı, Husilerin eylemlerini defalarca kınadı, ancak grup bu açıklamaları görmezden geldi. Şimdi ne yapacaksınız?
Bu çatışmayı sona erdirmek uluslararası toplumun ortak çabalarını gerektirir. Bu savaşa karşı daha birleşik bir uluslararası cephenin kurulmasına yardımcı olduk. İnsanların geleceklerine karar vermeleri için bir alan açmaya yardımcı olmak üzere çabalarımızı birlikte sürdüreceğiz. Yemenliler, devam eden baskı ve çatışmanın iyi bir alternatifini hak ediyor. Uluslararası toplumun rolü, Yemenlilerin barış çağrılarına destek vermektir. Yemenlilerin yaşamlarını iyileştirecek kalıcı bir çözüme ulaşmak için uluslararası toplumla koordinasyona öncelik vereceğiz.

-BM barış girişiminin sonuç verdiğini düşünüyor musunuz? Öyleyse nasıl?
ABD, BM'nin yeni Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in yeni ve daha kapsayıcı bir BM barış süreci için bir yol haritası geliştirme çabalarını güçlü bir şekilde desteklemektedir. Onun ziyaretler gerçekleştirdiğini, farklı taraflarla etkileşime girdiğini, farklı bakış açılarını dinlediğini gördük ve yakında yol haritası hakkında daha fazla şey duymayı dört gözle bekliyoruz.
 
-Peki, size göre Yemen çatışmasının sahadaki gerçekçi çözümü nedir?
Bu anlaşmazlığı çözmek biraz zaman alacak. Çok sayıda yapı taşımız var. Ancak bu çatışmayı sona erdirmek için uluslararası toplumun ortak çabası ve kararlılığı gerekecektir. Yemen'de barış kolay olmayabilir, ancak bunun mümkün olduğunu biliyoruz.

-İran'ın Husiler üzerinde olumsuz bir etkisi var, daha önce konuşmalarınızda da bunu söylemiştiniz, bu etkiyi olumluya dönüştürmek için neler yapılabilir? Suudi Arabistan ile İran arasındaki görüşmelerin Yemen'e olumlu yansıyacağını düşünüyor musunuz?
ABD, güvenlik ve istikrar için bölge ülkeleri arasındaki diyaloğu desteklemektedir. Ama genel olarak İran'ın Yemen'de olumlu bir rol oynadığını görmedik ve uzun zamandır şunu söylüyoruz: “İran sorumlu bir aktör olabileceğini göstermek istiyorsa Yemen'deki çatışmaya katkısını sona erdirerek bir başlangıç yapmalı.”



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.