ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, Şarku’l Avsat’a konuştu: Yemen'de barış kolay olmayabilir, ancak bunun mümkün olduğunu biliyoruz

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, Şarku’l Avsat’a konuştu: Yemen'de barış kolay olmayabilir, ancak bunun mümkün olduğunu biliyoruz

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, 9 ayda Yemen’e 13’ten fazla ziyaret gerçekleştirdi ve çok sayıda toplantı yaptı. Bu ziyaret ve toplantılar, ülkede barışı sağlamak, çatışmayı sona erdirmek ve Yemenli taraflar arasındaki siyasi diyaloğu harekete geçirmek hedefiyle gerçekleştirildi. Ancak ABD’nin Birleşmiş Milletler'le (BM) uyumlu çabaları, ülkede yedi yıldır devam eden çatışmayı sona erdirmedi.
Şarku'l Avsat, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking ile bir röportaj gerçekleştirdi. Şarku’l Avsat özellikle bölgede yeni olmayan Amerikalı yetkiliye, ülkeye barışı getirmek için hangi araçlara sahip olduğunu sordu.
Lenderking, geçtiğimiz Şubat ayında göreve başlamasından bu yana gerçekleştirdiğine inandığı 5 başarıyı dile getirdi. Bunlar, çatışmanın taraflarıyla yoğun bir şekilde diyalog kurmak, konuyla ilgili uluslararası bir fikir birliği oluşturmak, birçok Husi liderini ve mali ağlarını yaptırım listelerinde sınıflandırmak, insani yardım seviyesini yükseltmek ve BM elçisinin çalışmalarını desteklemek.
İşte Şarku'l Avsat’ın, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;

-Özel Elçi olduğunuzdan bu yana bölgeye gerçekleştirdiğiniz 10’un üzerinde ziyarette neler başardınız?
Göreve başladığımdan beri, Yemenlilerin yaşamlarını iyileştirecek ve geleceklerini toplu olarak belirleyebilmeleri için onlara alan açacak kalıcı bir çözüm için BM Özel Elçisi ve Yemenli ve bölgesel liderlerle yoğun bir şekilde çalıştım.
Gerçekleştirdiğim ziyaretler, Yemen'de barışın önünü açmak için önemli yapı taşlarına dönüştü. İlk olarak, acil ve kapsamlı bir ateşkes ihtiyacı konusunda benzeri görülmemiş bir uluslararası ve bölgesel konsensüs oluşturulmasına yardımcı olduk ve siyasi bir çözümü etkinleştirdik. Yemen ve Suudi Arabistan yönetimleri ateşkese ve siyasi müzakerelerin yeniden başlamasına desteklerini açıkladılar. Umman'ın belirleyici ve proaktif bir bölgesel rol oynadığını da gördük.
İkincisi, ABD birçok Husi liderini ve mali ağlarını yaptırım listesine aldı. Bunun Husi operasyonları üzerinde gerçek bir etkisi var. İstikrarsızlığı teşvik eden ve sivillere karşı vahşet işleyen kişi ve kuruluşların sınıflandırılmasını takip etmeye devam edeceğiz.
Üçüncüsü, en fazla insani yardım yapan ülkelerden ABD, Yemen’deki insani durumu hafifletmek için hayati adımlar attı. Yaklaşık 7 yıl önce krizin başlangıcından bu yana Yemen halkının acılarını dindirmek için takribi 4 milyar dolar sağladık. ABD'nin çağrıları, diğer bağışçılarla birlikte, Yemen'i BM'nin en çok finanse edilen ülkelerinden biri haline getirmeye yardımcı oldu. Ancak, hala daha fazlasına ihtiyaç olduğunun farkındayız.
Dördüncüsü, insani yardımın tek başına yeterli olmadığının farkındayız, bu nedenle krizin ekonomik itici güçlerini de ele almalıyız. ABD ayrıca, Yemen ekonomisini istikrara kavuşturmak için gerekli olan ekonomik desteği sağlamak ve kritik reformları ilerletmek için diğer ortaklarla birlikte çalışıyor. ABD’nin çabaları arasında, yakıt krizini çözmek de yer alıyor. Yemen hükümetini Hudeyde limanının dışında bekleyen yakıt gemilerini boşaltmaya teşvik ettik. Husilerin fiyat manipülasyonu ve yakıt depolamasını da ele alan daha kalıcı bir çözüme ihtiyaç var.
Son olarak, BM öncülüğünde yeni ve daha kapsayıcı bir barış sürecini teşvik etmek için BM Özel Temsilcisi ve diğer uluslararası ortaklarla yakın bir şekilde çalıştık. Ne yazık ki, tüm bu adımlara rağmen, Husiler insani krizi şiddetlendirmeye ve barışı engellemeye devam ediyor. Bu çatışmayı sona erdirmek için uluslararası toplumun ortak çabalarının yanı sıra, Yemenlilerin büyük çoğunluğunun barış çağrısında bulunan seslerini yükseltme çabaları da gerekecektir. Ekibim ve ben bu misyona bağlıyız ve buna inanıyoruz, çünkü barış mümkün.

-Husilerin görüşmelere katılımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Gerçekten barış istediklerini mi düşünüyorsunuz?
Husiler bazen müzakerelere yapıcı bir şekilde dahil oldular, ancak barış sürecine gerçek bir bağlılık göstermediler. ABD, tüm Husi saldırılarını kınıyor. Bakan (Anthony) Blinken'in daha önce söylediği gibi: "Husilerin acımasız askeri saldırıları devam ettiği sürece siviller acı çekecek." Güvenlik Konseyi üyeleri daha önce ülke çapında acil bir ateşkes çağrısında bulunan ve Yemen ve Suudi Arabistan'da devam eden Husi saldırılarını kınayan ortak bir bildiri yayınlamıştı.
Marib'e yönelik Husi saldırıları, küçük çocuklar da dahil olmak üzere sivilleri öldürüyor ve ülke içinde yerinden edilmiş bir milyondan fazla Yemenliyi ciddi tehlikeye maruz bırakıyor. Husilerin Abdiya bölgesinde son zamanlarda imza attığı eylemler, sivilleri koruma konusundaki bariz ihmallerinin son örneğidir.
Yemen halkıyla olan bağlantılarım sayesinde hala Yemenlilerin sürekli barış çağrısı yaptığını duyuyorum ve Husiler şiddetin sona ermesi için insanların yaptıkları çağrıları görmezden gelemezler. Bu, Husilerin Yemenliler için gerçekten barış, güvenlik, istikrar ve müreffeh bir gelecek istediklerini kanıtlamaları için kritik bir an.

-Husileri yabancı terör örgütleri listesinden çıkarmak yanlış mıydı?
ABD, bazen Husiler olarak da adlandırılan Ensarullah grubunu terör listesinden çıkardı. Bu adım istenmeyen olumsuz insani sonuçlarından kaçınmak için atıldı.
Yemen'de temel malların %90'ı özel şirketler tarafından ithal edilmektedir. Bu şirketler büyük bir ihtiyatla yaptırımlara uyuyor olabilirler. Bu yaptırımların Yemen'e yapılan ithalat üzerinde önemli bir etkisi var. Bu ithalatlar olmasa Yemenliler daha fazla zarar görür.
Sivillere karşı vahşet işleyenler de dahil olmak üzere Yemen'deki istikrarsızlığı finanse eden Husi kişi ve kuruluşlarını belirlemeye devam ediyoruz.
 
-Dışişleri Bakanlığı, Husilerin eylemlerini defalarca kınadı, ancak grup bu açıklamaları görmezden geldi. Şimdi ne yapacaksınız?
Bu çatışmayı sona erdirmek uluslararası toplumun ortak çabalarını gerektirir. Bu savaşa karşı daha birleşik bir uluslararası cephenin kurulmasına yardımcı olduk. İnsanların geleceklerine karar vermeleri için bir alan açmaya yardımcı olmak üzere çabalarımızı birlikte sürdüreceğiz. Yemenliler, devam eden baskı ve çatışmanın iyi bir alternatifini hak ediyor. Uluslararası toplumun rolü, Yemenlilerin barış çağrılarına destek vermektir. Yemenlilerin yaşamlarını iyileştirecek kalıcı bir çözüme ulaşmak için uluslararası toplumla koordinasyona öncelik vereceğiz.

-BM barış girişiminin sonuç verdiğini düşünüyor musunuz? Öyleyse nasıl?
ABD, BM'nin yeni Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in yeni ve daha kapsayıcı bir BM barış süreci için bir yol haritası geliştirme çabalarını güçlü bir şekilde desteklemektedir. Onun ziyaretler gerçekleştirdiğini, farklı taraflarla etkileşime girdiğini, farklı bakış açılarını dinlediğini gördük ve yakında yol haritası hakkında daha fazla şey duymayı dört gözle bekliyoruz.
 
-Peki, size göre Yemen çatışmasının sahadaki gerçekçi çözümü nedir?
Bu anlaşmazlığı çözmek biraz zaman alacak. Çok sayıda yapı taşımız var. Ancak bu çatışmayı sona erdirmek için uluslararası toplumun ortak çabası ve kararlılığı gerekecektir. Yemen'de barış kolay olmayabilir, ancak bunun mümkün olduğunu biliyoruz.

-İran'ın Husiler üzerinde olumsuz bir etkisi var, daha önce konuşmalarınızda da bunu söylemiştiniz, bu etkiyi olumluya dönüştürmek için neler yapılabilir? Suudi Arabistan ile İran arasındaki görüşmelerin Yemen'e olumlu yansıyacağını düşünüyor musunuz?
ABD, güvenlik ve istikrar için bölge ülkeleri arasındaki diyaloğu desteklemektedir. Ama genel olarak İran'ın Yemen'de olumlu bir rol oynadığını görmedik ve uzun zamandır şunu söylüyoruz: “İran sorumlu bir aktör olabileceğini göstermek istiyorsa Yemen'deki çatışmaya katkısını sona erdirerek bir başlangıç yapmalı.”



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”