İsrail'e ait casus yazılım şirketi NSO'nun yeni direktörü istifa etti

Arşiv_AA
Arşiv_AA
TT

İsrail'e ait casus yazılım şirketi NSO'nun yeni direktörü istifa etti

Arşiv_AA
Arşiv_AA

Uluslararası niteliğiyle tartışmalara yol açan Pegasus casus yazılımının üreticisi NSO Group'un Direktörü Itzik Benbenisti, henüz iki hafta önce göreve başlamasına rağmen ABD'nin firmayı yaptırım listesine almasının ardından görevinden ayrıldı.
Yerel basındaki haberlere göre, dünya çapında sattığı casus yazılım Pegasus'un yol açtığı skandal sonrasında NSO Group'un geçici başkanlığını üstlenen Benbenisti görevini bıraktı.
Benbenisti'nin, yabancı ülkelere casus yazılım sattıkları gerekçesiyle ABD'nin şirketi kara listeye alması, bunun yol açtığı mali ve hukuki engeller nedeniyle istifa kararı aldığı belirtildi.
Şirketin kurucularından aynı zamanda eski Başkanı Shalev Hulio, Pegasus yazılımının yol açtığı skandal karşısında yaklaşık 2 hafta önce istifa etmiş, yerine Benbenisti göreve gelmişti.
ABD yönetimi, yakın zamanda aralarında İsrail merkezli teknoloji firmaları NSO Group ve Candiru'nun da olduğu 4 şirketi, yabancı ülkelere casus yazılım sattıkları gerekçesiyle kara listeye almıştı.

NSO'nun Pegasus casus yazılımı
Uluslararası Af Örgütü ve uluslararası gazeteciler konsorsiyumu Forbidden Stories iş birliğinde ve 17 medya kuruluşunca yürütülen araştırmada, İsrail merkezli NSO Group'a ait casus yazılım Pegasus'un, küresel çapta yaygın ve kötü amaçlar için kullanıldığı iddia edilmişti.
Afrika'dan Avrupa'ya en az 10 ülke hükümetinin NSO Group'un müşterisi olduğu ve casus yazılımın aktivist, gazeteci, avukat ve siyasileri hedef almak için hükümetlere satıldığı savunulmuştu.
İddiaya göre, dünya genelinde 50 binden fazla telefon numarası, bu casus yazılım tarafından izlemeye alındı.
NSO Group ise hakkındaki tüm suçlamaları reddederek, "terörizm ve ciddi suçlarla mücadele etmelerine yardımcı olmak için ülkelere ya da kolluk kuvvetlerine teknoloji hizmeti verdiğini" ileri sürüyor.
Sosyal iletişim ağı WhatsApp da NSO Group hakkında, şirketin mesajlaşma hizmetini geniş kapsamlı casusluk için kullandığını, 20 ülkede aralarında 100 gazeteci ve insan hakları aktivistlerinin de bulunduğu 1400'den fazla kişiyi izlediğini öne sürerek dava açmıştı.
Bir cep telefonunu "gözetleme" cihazına dönüştürebilen bu casus yazılımla, kullanıcının bilgisi ve izni olmadan mikrofon, kamera, mesajlar, ses kayıtları ve rehber gibi çok sayıda uygulamaya erişim sağlanabiliyor.



Beyaz Saray'da değişim sürüyor: Sıra sütunlarda

Donald Trump'ın ünlü binanın görünümünü yeniden şekillendirmeye devam ederken, Beyaz Saray'ın dış cephesi yenileme çalışmalarının bir sonraki hedefi olabilir (AFP)
Donald Trump'ın ünlü binanın görünümünü yeniden şekillendirmeye devam ederken, Beyaz Saray'ın dış cephesi yenileme çalışmalarının bir sonraki hedefi olabilir (AFP)
TT

Beyaz Saray'da değişim sürüyor: Sıra sütunlarda

Donald Trump'ın ünlü binanın görünümünü yeniden şekillendirmeye devam ederken, Beyaz Saray'ın dış cephesi yenileme çalışmalarının bir sonraki hedefi olabilir (AFP)
Donald Trump'ın ünlü binanın görünümünü yeniden şekillendirmeye devam ederken, Beyaz Saray'ın dış cephesi yenileme çalışmalarının bir sonraki hedefi olabilir (AFP)

Donald Trump'ın Beyaz Saray'ı yeniden tasarlaması, ana binanın ikonik ön cephesinde bir değişiklikle devam edebilir; bu da ülkenin simge yapısında kalıcı iz bırakacak bir hamle olur.

Washington Post'un haberine göre Trump'ın kendisine tasarım önerilerinde bulunmakla görevli komiteye atadığı üst düzey yetkili, Beyaz Saray'ın ikonik beyaz sütunlarını, başkanın kendi zevkine daha uygun, daha süslü bir tasarımla değiştirmesini önerecek.

"Korint" düzeni diye adlandırılan yeni tasarım, daha az sivri, daha kısa orta kısımlara sahip ve tepelerinde veya kıvrımlarında daha fazla süsleme ve sarmal kıvrım barındıracak. Post'un belirttiğine göre bu tarz, Manhattan'daki Trump Tower da dahil Trump'ın bazı mülklerinde mevcut.

Trump tarafından atanan Güzel Sanatlar Komisyonu Başkanı Rodney Mims Cook Jr., Post'a, bu fikri henüz başkanla görüşmediğini ancak Beyaz Saray'ın, her ikisi de Korint düzenini kullanan Kongre Binası ve ABD Yüksek Mahkemesi'nden farklı bir sütun stiline sahip olmasını tuhaf bulduğunu söyledi.

"Korint, sütun düzenleri arasında en üst düzey olanıdır ve yönetimimizin diğer iki kolunda da bu tarz var" diyen Cook, sözlerine şöyle devam etti:

Beyaz Saray'ın, en azından ön kapı olarak kabul edilen kuzey cephesinde, başlangıçta neden bu tarzı kullanmamasını aklım almıyor.

Post'un görüştüğü diğer tasarım uzmanları, bunun kasıtlı olduğunu söyledi: Ulusun en önde gelen ailesinin ikametgahı için daha sade, daha mütevazı bir tarz yaratmak.

Biden'ın atadığı ve geçen yıl Trump'ın komiteden çıkardığı Bruce Redman Becker gazeteye, "Bu tamamen uygunsuz bir fikir ve evrensel kabul görmüş tarihi koruma standartlarıyla çelişiyor" diye belirtti.

Trump'ın Beyaz Saray'ı yenileme ve arazisine kişisel damgasını vurma takıntısı, çeşitli politika hedefleri ve başarıları dahil ikinci döneminin kimi yanlarını gölgede bırakıyor.

Beyaz Saray'ın ikonik Doğu Kanadı'nı (First Lady'nin ofislerinin bulunduğu yer) kaldırma ve yerine devasa bir balo salonu inşa etme planı, Trump'ın siyasi rakipleri arasında alay konusu oldu. Demokratlar, projenin konutun imajına zarar veren, başkanın zengin destekçilerinden ve onun lütfuna veya dikkatine ilgi duyanlardan bağış toplamak için bir başka fırsat sunan pahalı bir dikkat dağıtıcı olduğunu savunuyor.

Trump'ın ikinci döneminde Beyaz Saray'da da hızlı değişiklikler oldu; Trump Tower ve Mar-a-Lago mülklerini anımsatan bir tarzda, binanın etrafına aniden altın yazılar ve tabelaların yerleştirilmesi de bunlar arasında. 

Başkan ayrıca, Beyaz Saray'daki başkanların portrelerinin altına yerleştirilen plaketlerle geçmişteki Demokrat liderleri aşağılayarak siyasi rakiplerini kızdırmak için de Beyaz Saray'ı kullandı.

Washington DC genelindeyse başkan, kapanan Kennedy Merkezi'nin maliyetli bir tadilatına başlıyor. Sanatçılar, Trump'ın adını binaya yazmasına ve merkezin programlamasının "woke" kültüründen (genellikle LGBT yanlısı içerik ve liberal sanatçıların performansları anlamına geliyor) uzaklaştırılmasını emretmesine karşı protesto amacıyla toplu olarak performanslarını iptal etmeye başlamıştı.

Independent Türkçe


İran’ı kim yönetiyor? Kaynaklar, yeni rehberin dar çevresinin haritasını çizdi

İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney ile İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Mehr Ajansı)
İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney ile İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Mehr Ajansı)
TT

İran’ı kim yönetiyor? Kaynaklar, yeni rehberin dar çevresinin haritasını çizdi

İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney ile İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Mehr Ajansı)
İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney ile İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Mehr Ajansı)

Batılı diplomatik kaynaklar, Şarku’l Avsat’a İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in etrafındaki dar karar alma çevresinin yapısına dair açıklamalarda bulundu. Kaynaklar, İran’da devam eden savaşta kapsamlı bir ateşkes arayışının, bu çevrenin ülkenin askeri olarak yıprandığına ve savaşın uzamasının krizi derinleştireceğine ikna olmadan ciddi biçimde başlamayacağını vurguladı.

Kaynaklar, yeni liderin karar alma mekanizmasına sonradan dahil olmuş biri gibi sunulmasının doğru olmadığını belirterek, Mücteba Hamaney’in babası merhum lider Ali Hamaney’in ofisinde karar süreçlerine zaten dahil olduğunu ve özellikle Devrim Muhafızları başta olmak üzere askeri çevrelerle geniş ilişkilere sahip olduğunu ifade etti.

Mücteba Hamaney’in kıdemli askeri danışman olarak atadığı Muhsin Rızai’nin önemli bir rol oynadığına dikkat çekildi. “Savaş adamı” olarak tanımlanan Rızai’nin, İran-Irak Savaşı sırasında İran güçlerinin yıprandığını görerek Humeyni’ye ateşkesi kabul etmesini öneren isimlerden biri olduğu da hatırlatıldı.

rgtbtr
Muhsin Rızai، Muhammed Bakır Kalibaf ve Ahmed Vahidi

Kaynaklar, yeni liderin etrafındaki dar çevreyi detaylandırırken, şu anda en etkili rolün Devrim Muhafızları kökenli olan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’a ait olduğunu belirtti. Kalibaf’ın 12 günlük savaş sürecinde ülkeyi yöneten isim olduğu ifade edilirken, Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin rolünün ise medyada daha görünür olduğu kaydedildi.

Bu isimleri, Devrim Muhafızları Komutanı General Ahmed Vahidi izliyor. Vahidi’nin daha önce İbrahim Reisi ve Mahmud Ahmedinejad dönemlerinde bakanlık yaptığı ve Kudüs Gücü’nün ilk komutanı olduğu hatırlatıldı. Ayrıca, Ali Hamaney döneminin başlıca danışmanlarından General Rahim Safevi ile Genelkurmay operasyonlarından sorumlu General Ali Abdullahî’nin de etkili isimler arasında yer aldığı belirtildi.

Etkili isimler arasında ayrıca Devrim Muhafızları’nın füze birimi komutanı General Mecid Musevi ile deniz kuvvetleri komutanı Tuğamiral Ali Rıza Tengeşiri’nin de bulunduğu ifade edildi.

grt
Rahim Safevi، Ali Abdullahî، Mecid Musevi ve Ali Rıza Tengeşiri.

Kaynaklar, İran yönetiminin şimdiye kadar aldığı ağır darbelere rağmen askeri ve siyasi komuta zincirinde herhangi bir çözülmeyi engellemeyi başardığını vurguladı. Gelişmelerin, İran askeri liderliğinin önceden “kendisine karşı yürütülecek herhangi bir savaşı bölge ve küresel ekonomi açısından son derece maliyetli hale getirme” planı hazırladığını gösterdiği belirtildi.

Bu stratejinin iki temel ayağa dayandığı kaydedildi:
Birincisi, “ABD varlığını hedef alma gerekçesiyle Körfez ülkelerini füze ve İHA saldırılarıyla savaş atmosferine sürüklemek”;
ikincisi ise “Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz trafiğinde geniş çaplı ya da tam bir aksama yaratmak.”

Kaynaklar, İran yönetiminin ABD Başkanı Donald Trump’ın savaş konusundaki “kısa vadeli dayanma kapasitesine” güvendiğini belirtti. Bu değerlendirmede artan petrol fiyatları, fiyatların 200 dolar sınırına yaklaşması beklentisi, yaklaşan ara seçimler ve savaşın geniş halk desteğinden yoksun olması gibi unsurların etkili olduğu ifade edildi.

Buna karşılık ABD ve İsrail’in, İran’ın askeri kapasitesi ve savunma sanayisine verilen zararın boyutunu hissettirmek amacıyla saldırılarını artırdığı kaydedildi. Bu süreçte rejimi devirmeye yönelik hedeflerin geri plana itildiği, bunun yerine “rejimi yıpratma ve davranış değişikliğine zorlama” stratejisinin öne çıktığı belirtildi.

Kaynaklar, yeni liderin görevdeki ilk döneminde esnek veya zayıf bir tutum sergilemekte zorlanabileceğini, ancak yıpranmanın iç karışıklıklara ya da rejimin geleceğinin sorgulanmasına yol açabileceği endişesinin, üst düzey askeri yetkilileri “rejimi kurtarmak için acı bir geri adımı kabullenmeye” yöneltebileceğini ifade etti.

Öte yandan, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini hedef alan füze ve İHA saldırılarının, özellikle sivil hedeflere yönelmesi nedeniyle İran açısından ters tepebileceği uyarısı yapıldı.

Kaynaklar, Körfez ülkelerinin bölgesel ve uluslararası düzeyde sahip olduğu geniş diplomatik ağırlığın, nihayetinde İran üzerinde ateşkese zorlayıcı bir uluslararası baskı oluşturabileceğini belirtti. Bu durumda İran’ın savaşın kendisini yıllar geriye götürdüğünü fark edeceği ifade edildi.


Deniz piyadelerinin konuşlandırılması, İran savaşında yeni bir aşamaya zemin hazırlıyor

31 Ocak 2025’te Japonya’nın Okinawa Adası’nda düzenlenen bir tatbikat sırasında ABD Deniz Piyadeleri askerleri bir Osprey helikopterinden iniyor. (New York Times)
31 Ocak 2025’te Japonya’nın Okinawa Adası’nda düzenlenen bir tatbikat sırasında ABD Deniz Piyadeleri askerleri bir Osprey helikopterinden iniyor. (New York Times)
TT

Deniz piyadelerinin konuşlandırılması, İran savaşında yeni bir aşamaya zemin hazırlıyor

31 Ocak 2025’te Japonya’nın Okinawa Adası’nda düzenlenen bir tatbikat sırasında ABD Deniz Piyadeleri askerleri bir Osprey helikopterinden iniyor. (New York Times)
31 Ocak 2025’te Japonya’nın Okinawa Adası’nda düzenlenen bir tatbikat sırasında ABD Deniz Piyadeleri askerleri bir Osprey helikopterinden iniyor. (New York Times)

Yaklaşık 2 bin 500 ABD deniz piyadesinin Ortadoğu’ya konuşlandırılması, haftalardır İran’la devam eden savaşta yeni bir aşamaya işaret ediyor. Bu gelişme, İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’na yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde gerçekleşti.

İki ABD’li savunma yetkilisine göre, resmi adıyla 31’inci Deniz Piyade Seferi Birliği olağan dışı bir konumda olacak. Bunun nedeni ise Pentagon’un endişe ettiği bir sorun: İran ordusunun, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği dar bir su yolu olan Hürmüz Boğazı’na mayın döşeme kapasitesi.

ABD’nin hava saldırıları, İran’ı büyük deniz gemilerini geri çekmeye ve uçaklardan kaçınabilecek mayınlar taşıyan hızlı botlar konuşlandırmaya zorladı. Bu botların büyük olasılıkla boğaza yakın adalardan oluşan bir takımadadan hareket edeceği değerlendiriliyor.

Birliğin kapasitesine aşina emekli kıdemli bir ABD savunma yetkilisi, Hint-Pasifik bölgesinden önümüzdeki günlerde 31’inci Deniz Piyade Seferi Birliği’nin bölgeye ulaşmasının Pentagon’a, deniz piyadelerinin lojistik ve hava desteğiyle bu adalara hızlı baskınlar düzenleme imkânı sağlayacağını söyledi.

Ancak bu durum tırmanma riskini de artırıyor. ABD Başkanı Donald Trump, daha önce ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu yakalamayı hedef alan operasyon gibi sınırlı askeri operasyonlara hızla onay vermişti. Bu tür operasyonların kısa vadeli kazanımlar sağlayabileceği, ancak işlerin ters gitmesi halinde ciddi sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.

Trump, cuma günü sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, ABD ordusunun İran’ın önemli petrol ihracat merkezlerinden biri olan Harg Adası’na büyük bir hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. Trump, saldırının adadaki askeri güçleri ‘tamamen yok ettiğini’ belirtirken, ‘nezaket gereği’ petrol altyapısına zarar verilmemesi için Pentagon’a talimat verdiğini söyledi.

ABD ve İsrail’in geçen ayın sonlarında İran’la savaşa başlamasından bu yana küresel petrol fiyatlarının yaklaşık yüzde 40 arttığı bildirildi.

Bölgede halihazırda bulunan yaklaşık 50 bin ABD askerine kıyasla bu birliklerin sayısı görece küçük olsa da deniz piyadeleri seferi birlikleri, kara kuvvetleri ve araçları hızla konuşlandırabilme kabiliyetleri nedeniyle askeri açıdan büyük önem taşıyor.

Emekli bir ABD savunma yetkilisine göre, Hürmüz Boğazı’nda deniz piyadeleri gemilerinde konuşlandırılan karıştırma araçlarıyla insansız hava araçlarına (İHA) karşı operasyonlar da yürütebilecek. Ayrıca petrol tankerlerine ve diğer ticari gemilere eşlik ederek güvenlik sağlayabilecekler.

Deniz piyadeleri seferi birlikleri genellikle birden fazla gemi üzerinde konuşlandırılıyor. Bu gemiler arasında kısa pistli amfibi hücum gemileri de bulunuyor. Söz konusu gemiler, MV-22 Osprey Tiltrotor uçakları, nakliye helikopterleri ve F-35 savaş uçağı gibi saldırı platformlarını taşıyabiliyor. Diğer gemilerde ise deniz piyadeleri, onları destekleyen topçu unsurları ve gemiden kıyıya geçişte kullanılan amfibi çıkarma araçları yer alıyor.

Eski ABD savunma yetkilisi, doğu kıyısından bir seferi birliğin Venezuela’daki savaşı desteklediğini, 31’inci Deniz Piyade Seferi Birliği’nin ise Ortadoğu’ya konuşlandırıldığını belirterek, bu durumun Pasifik bölgesinde hızlı müdahale gücü bırakmadığını söyledi. Normalde Japonya’nın Okinawa Adası’nda konuşlu olan söz konusu birlik, Güney Kore ve Tayvan dahil Pasifik’teki olası operasyonlar için önemli bir yedek güç olarak görülüyor.

Bu durum, Güney Kore’den Ortadoğu’ya kritik hava savunma sistemlerinin yeniden konuşlandırılmasıyla birlikte ABD savunmasında ek bir boşluk oluşturuyor.

Geçmişte ‘ABD’nin 911 acil müdahale gücü’ olarak da anılan deniz piyadeleri seferi birlikleri, çatışma bölgelerine hızlı şekilde konuşlandırılmış, büyükelçilik tahliyeleri gerçekleştirmiş ve korsanlıkla mücadele operasyonlarında görev almıştı.

Deniz Piyadeleri 15’inci Seferi Birliği’ne bağlı unsurlar, 2001’de Afganistan’ın ABD tarafından işgali sırasında sahaya gönderilen ilk geleneksel ABD kuvvetleri arasında yer almıştı.