Nazım Hikmet ve Vera Tulyakova: Ölümle mücadele sırasında büyüyen ışıltılı ilişki

Tulyakova, Nazım Hikmet’in biyografisinde, bir şair, bir insan ve bir eş olarak ona olan sadakatini gizlemedi

Nazım Hikmet
Nazım Hikmet
TT

Nazım Hikmet ve Vera Tulyakova: Ölümle mücadele sırasında büyüyen ışıltılı ilişki

Nazım Hikmet
Nazım Hikmet

Çağdaş bir şair düşünün… Ulusal ve uluslararası düzeyde bir ün, eleştirel ilgi ve geniş sempati kazanmış bir Türk şair; Nazım Hikmet. Şairin dünya çapında gördüğü ilgi ve takdir, dönemin askeri yöneticileri tarafından sürekli takip edilmesine, kitaplarına el konulmasına ve yıllarca hapis yatmasına yol açan ‘oldukça tehlikeli bir komünist’ olarak tanımlandığından onu onurlandırmak için uygun bir yol bulamayan ülkesinde gördüğünden çok daha fazlaydı. Şair, uzun bir boya, masmavi gözleriyle yakışıklı bir yüze ve büyük yeteneklere sahip olsa da tüm bunlar ona ne mutluluk ne sakin bir hayat sağlamadı. İdeolojisi, ülkesindeki yetkililer tarafından yalnızca muhalif ideoloji kategorisinde yer almakla kalmıyordu, bu ideolojiye aynı zamanda Ruslarla olan tarihi düşmanlık açısından da bakılıyordu. Nazım Hikmet, dönemin yöneticilerinin, kendisine karşı hapishane dışında şüphe uyandırmayacak şekilde birçok kez suikast düzenlemeyi planladıklarını ima etti. Yetkililerin bir gaflet anında mucizevi bir şekilde deniz yoluyla ülkesinden kaçmayı başaran Hikmet, ardından daha sonraki hayatını geçireceği Moskova'ya ulaştı.
Ancak Nazım Hikmet'in ölümünden önceki son yıllarını geçirdiği Moskova döneminden bahsetmek gerekirse son hayat arkadaşı Vera Tulyakova tarafından üstün bir anlatı ve samimi bir sıcaklıkla, ama tutkulu şairin evliliği dışında eski aşk hikayesine biraz dahi olsa değinilmeden okuyucuya aktarılan Nazım’ın önceki duygusal hayatına dair anlatılanlar biraz eksik kalmaktadır. Burada Hikmet'i eski eşi Piraye’ye bağlayan muğlak ilişkiyi göz ardı edemeyiz. Evlilikleri süresince ancak üç yılı aşkın bir süre aynı çatı altında yaşayabildiler. Şair, kalan yıllar boyunca parmaklıklar arkasındaydı. Ancak tutuklu kaldığı uzun yıllar boyunca şaire sadık kalan bu güngörmüş eş, Nazım'ın sadece ‘S’ harfiyle andığı bir kadınla ona olan ihanetini bir türlü affedememiş ve boşanmak için ısrar etmiştir. Hapishaneden kurutulan şair, çok geçmeden duygusal şiirlerinin çoğunda adı geçen Münevver adlı başka bir kadınla evlendi. Yazar Hanna Mina, kaleme aldığı “Nazim Hikmet: Cezaevi, Kadın ve Hayat” adlı kitabında, Piraye ve Münevver’in aynı kadın olduğunu söylerken daha sonra kaleme aldığı “Bir Devrimci olarak Nazım Hikmet” adlı kitabında bu düşüncesinden geri adım attı ve iki farklı kadın olduklarını yazdı. Şairin arkadaşı Kemal Tahir'e yaptığı kişisel bir itirafa dayanarak Hikmet'in çocuk sahibi olamamasından bahseden Mina, daha sonra bundan da geri adım atarak oğlu Mehmet'in şairin biyolojik oğlu olduğunu teyit etti ve oğlunun doğumunu daha önce yazdığı bir şiirle tahmin ettiğini belirtti. O şiir şöyleydi:

“Topraktan, ateşten ve demirden doğanların
en mükemmeli doğacak bizden.
Ve insanlar ellerini korkmadan, düşünmeden
birbirlerinin ellerine bırakarak,
yıldızlara bakarak
‘Yaşamak ne güzel şey’ diyecekler.”

Hikmet'in gençlik yıllarını ona olan aşkı uğruna harcadığı eski karısına karşı gösterdiği duygusal soğukluk ise onu, şairlerin ve sanatçıların diğer tüm varlıklara olduğu gibi kadınlara olan hayranlığının ayrılmaz bir parçası olan psikolojilerini anlama çabası içerisine girmeye itiyor. Ancak Mina’ya göre âşık olunan kadının gerçekliği, bu büyüyü büyük ölçüde bozar ve her şeyi normal boyutlarına döndürür. Ayrıca Hikmet'in, eşine ve şiirlere olan bağlılık noktasında iki seçenek arasında kafası karışmış olduğunu düşünen Mina, Hikmet’in yaratıcı bir şair olarak ikinci seçeneğe yönelmekten başka seçeneği olmadığına inanırken aynı zamanda Münevver ile olan yeni ilişkisinin uzun süre kanıtlanamadığına ve farklı koşullarda ve başka zamanlarda yeni ilişkilere yelken açmadan önce, birçok gizem ve kafa karışıklığı yaşadığına dikkat çekiyor.
Nazım Hikmet'in Moskova'da özellikle de serbest bırakılmasından önce onu dünya çapında en ünlü şairlerden ve mücadelenin sembollerinden biri haline getiren geniş bir dayanışma kampanyası olduğundan hayranlarını ​​kabul etmesi doğaldı. Ancak etrafını saran ışıltı ve kendisine biçilen çoklu roller, kalp ve kanındaki bir hastalıktan dolayı aniden ölmekten korkmasına rağmen, bunaltıcı bir yalnızlık ve yaklaşan yaşlılık duygusunu ondan uzaklaştırmaya yetmiyordu. Ona göre sadece bir kadın ona ihtiyaç duyduğu sıcaklığı verebilirdi. Çizgi filmler alanında yardım istemek için evine giden güzel bir genç kadın olan Vera Tulyakova, Hikmet’in görür görmez dikkatini çekti. Etrafı birbirine benzeyen onlarca hayranıyla çevriliydi, ancak bu genç kadının farklı bir çekiciliği vardı ve onun kuruyan duygularını canlandırabilen tek kişiydi.
Vera Tulyakova’nın “Nazım'la Son Söyleşimiz” başlıklı kendi yazdığı biyografi, belki de benzer biyografilerin en şeffaf, dürüst ve zengin detaylara sahip olanlarından biriydi. Tulyakova'nın kitabında ün kazanmak için rahmetli kocasının konumuna yaslanmak isteyen amatör bir yazarın karalamaları yoktu. Bunun yerine anlatım yöntemlerini çeşitlendirmeye, zamanlar arasında incelikle hareket etmeye ve üstün bir dil kullanmaya çalıştığı açıktır. Belki de çalışmayı güzelleştiren, bu aşırı tutku ve samimi anlatıydı. Bu, yas tutan bir kadının, kocasının vefatından iki hafta sonra yazmaya başladığı ve iki yılını alan bir kitaptı. Vera, kitabında acısı ve kaybının ağırlığı altında coşkulu dilini ve dizginsiz sevgisini açığa çıkardı. Belki de kitabın arkasındaki o duygusal maya, Vera'yı kitabın girişinde işaret ettiği gibi, ilişkinin mahrem ayrıntılarının çoğunu atlamadan önce, başlangıçta bin sayfadan fazla yazarak anlatının cazibesine tamamen yenik düşmesine neden olan şeydi.
Tolyakova, kitabında, ayrıldıktan sonra Hikmet'e şunları söylüyor:
“Moskova'ya geldiğinizden beri bir efsane gibiydiniz ve bana Kremlin'de çalışanlar kadar uzaktınız."
Tolyakova, Hikmet’i bir yazı biçimi olarak seçtiğinden artık hayatta olmadığı fikrini kategorik olarak reddediyor gibi görünüyor. Büyüleyici varlığıyla olduğu kadar yaratıcılığı, mücadelesi ve insancıl duruşuyla da halen kalbinde olduğu anlaşılıyor. Ancak biyografideki en dikkat çekici nokta, şairin kendisinden onlarca yaş genç olan sarışın genç kadına çabucak âşık olması değil, Vera'nın Nazım'ın ciddi bir kalp ve damar hastalığı olduğunu ilk tanıştıkları andan itibaren bilmesidir. Bu da
ilişkiye dramatik ve romantik bir karakter kazandırıyor.  Öyle ki iki taraf arasındaki aşk, endişe ve bilinmeyenin neden olduğu korku ve ölüme karşı mücadele ile birlikte büyümeye başladı. Yine de Vera'nın, pek çok kadının dikkatini çeken bu adama karşı gerçek duygularını anlaması biraz zaman aldı. Buna karşın Hikmet, onunla tanıştığı ilk günlerde ona olan aşkını gözyaşları içinde itiraf etti. Vera, burada erkeklerin nasıl ağladığını ilk kez öğrendiğini de ekliyor.
Vera Tulyakova ilginç anlatımıyla, sevdiği şaire olan sadakatiyle onu bir insan ve bir koca olarak anlatmaya, onu yüceltmekten ve onu çevreleyen ‘efsane’ havasından mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışıyor. Biraz tereddütten sonra Nazım'a âşık olan, onunla evlenmeye karar veren ve ilk kocasını terk eden Vera, bir keresinde Hikmet'in kendisine gösterdiği neredeyse ‘patolojik’ kıskançlığı anlatmaktan da çekinmiyor. Hikmet’in evlenmeden önce, ofisini günde birkaç kez aradığını belirten Vera, biyografinin bir bölümünde “Sen sadece kendini düşünüyorsun. Beni kontrolün altına almak istiyorsun. Bana seni düşünmekten bir an bile vazgeçme fırsatı vermedin” diyor. Sonra biyografinin başka bir yerinde, hayatın bizi bazen harika insanlar ve şairlerle karşılaştırdığını, ancak onların bir anda sizi iterek bazen sorgu memuru gibi sorgulamaya başlayabileceklerini de ekliyor. Şairin kısa sürede kıskançlığa girdiğinden ve aşırı sahiplenme eğilimi gösterdiğinden bahseden Vera, şöhretin tek başına hapis, sürgün, hastalık ve ölümün hayaletinden kurtulmaya yetmediğini, ancak endişeli bir ruhun kendisini korumak için derin bir sevgiye ihtiyacı olduğunu söylüyor. Bu yüzden Hikmet, ona şefkat gösteren güzel ve zeki bir kadın olan Tulyakova’ya hayatının son baharında sıkı sıkıya sarıldı. Hikmet, bunu bir şiirinde şöyle ifade ediyor:

“Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
 neyin nesi belirsiz,
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,
Seviyorum seni
denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan bir şeyler gibi,
Seviyorum seni
‘Yaşıyoruz çok şükür!’ der gibi”

Nazım Hikmet, bir başka şiirinde ise Tulyakova’ya olan sevgisini şöyle dile getiriyor:

“Her günüm mis gibi dünya kokan bir kavun dilimi
Senin sayende.
Bütün yemişler elime güneştenmişim gibi uzanıyor
Senin sayende.
Senin sayende yalnız umutlardan alıyorum balımı.
Yüreğimin çalışı senin sayende.
En yalnız akşamlarım bile duvarında gülen bir Anadolu kilimi
Senin sayende.
Şehrime ulaşmadan bitirirken yolumu
Bir gül bahçesinde dinlendim senin sayende
Senin sayende, içeri sokmuyorum
En yumuşak urbalarını giyip
Büyük rahatlığa çağıran türküleriyle kapımı çalan ölümü”

Fransız ressam Françoise Gilot’un Picasso hakkında kaleme aldığı kitabında çağın tamamının panoramik bir resmini sunmaya çalıştığı gibi, Tulyakova da daha tutkulu ve iki ilişkinin farklı doğasının dayattığı bir romantizmle olsa da aynısını yapıyor. Tulyakova Soğuk Savaş döneminde dünyada hâkim olan siyasi ve güvenlik gerilimi sırasında, eşinin sık sık yurtdışına seyahat etmesinden ve katıldığı çeşitli kültürel etkinliklerde özellikle de dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır’ın ona özel zaman ayırdığı Kahire Konferansı’ndaki öncü rolünden bahsediyor.  Ayrıca Moskova'nın o dönemde dünyadaki solcu yazarların ana sığınağı haline gelmesine de değiniyor. Burada Vera'nın Pablo Neruda ve Matilde Urrutia’nın yanı sıra Louis Aragon ve Elsa Triollet ile birkaç kez yaptığı görüşmelerden edindiği izlenimleri aktarırken, Aragon’un Triollet’in varlığını bir yük olarak görmesine ve Neruda’nın ise Matilde’ye potansiyel eski eşi olarak davranmasına atıfta bulunarak rekabetten geri kalmayan bir tutum sergilemesi dikkati çekiyor.
Vera Tulyakova'nın biyografisinde altını çizmekte ısrar ettiği bir diğer konu ise Nazım Hikmet'in Sovyetler Birliği’ndeki komünist modeline ‘körü körüne’ bağlı olduğuna ve statükoya baş kaldıran milyonlarca protestocuya karşı işlenen korkunç vahşete göz yumduğuna dair bir klişeyi ortadan kaldırma çabasıydı. Tulyakova, Nazım'ın sağlığının kötüleşmesinin gerçek nedeninin, yorgun kalbinin, Stalin'in ölümünden kısa bir süre sonra Macaristan ayaklanmasını bastıran Sovyet buldozerlerinin ağırlığını taşıyamaması olduğunu iddia ediyor. Ayrıca Nazım'ın sanatın ideolojik mercek altına alınması ve bürokratlar arasındaki yolsuzluğa karşı çıkan yazarlara baskı uygulanmasını onaylamadığını ve yazarların istihbarat ve güvenlik servisleri tarafından nasıl sürekli olarak soruşturmalara tabi tutulduklarından bahsediyor.  Nazım Hikmet gibi kendini küresel emperyalizme ve onun şairlerinin ve aydınlarının ‘deneylerine’ karşı koymaya adayan bir şaire layık olmadığı bir yaklaşım sergileyen iktidarın ve iktidara yakın yazarların, Hikmet’in tutkulu karısı ve yetim şiirleri hakkında yazdıklarıyla ilgili alaycı ve onaylamayan tavrı da onu çok üzmüştür. Ancak bu yüklerin altında ezilirken hem bedenen hem de ruhen yorgun düşen Nazım Hikmet, bu dogmatik şantajları umursamadı bile.  Tulyakova'ya olan aşkında kendine bir sığınak buldu ve bu onun son arzusuydu. Yakında öleceğini hissetmişti ve bir şiirinde eşine şöyle seslendi:

“Dört gün sonra Moskova`dayım
Bu ayrılık da hele şükür bitiyor dönüyorum
Bu ayrılık da yağmurlu bir yol gibi arkada kalacak
Yeni ayrıcalıklar gelecek
Yeni kuyulara ineceğim
Bir yerlere gidip döneceğim
Koşacağım soluk soluğa yeni dönüşlere
Sonra ne Berlin ne de Tanganika
Hiçbir yere değil gideceğim hiçbir yere
Ne vapur ne tren nede uçakla dönmek mümkün olmayacak
Benden mektupta telgrafta gelmeyecek
Sana telefon da edemeyeceğim”



Televizyon tarihine geçen dizi bitmiyor: 23. sezon onayı geldi

56 yaşındaki Altın Küre adayı Ellen Pompeo, 2022'deki 19. sezonda Meredith Grey karakterini canlandırmayı bıraksa da konuk oyuncu olarak dizide yer almayı sürdürüyor (ABD)
56 yaşındaki Altın Küre adayı Ellen Pompeo, 2022'deki 19. sezonda Meredith Grey karakterini canlandırmayı bıraksa da konuk oyuncu olarak dizide yer almayı sürdürüyor (ABD)
TT

Televizyon tarihine geçen dizi bitmiyor: 23. sezon onayı geldi

56 yaşındaki Altın Küre adayı Ellen Pompeo, 2022'deki 19. sezonda Meredith Grey karakterini canlandırmayı bıraksa da konuk oyuncu olarak dizide yer almayı sürdürüyor (ABD)
56 yaşındaki Altın Küre adayı Ellen Pompeo, 2022'deki 19. sezonda Meredith Grey karakterini canlandırmayı bıraksa da konuk oyuncu olarak dizide yer almayı sürdürüyor (ABD)

Televizyon tarihinin en uzun soluklu medikal drama dizisi Grey's Anatomy, rekorlarını tazelemeye devam ediyor. ABC, fenomen dizinin 23. sezon onayını aldığını resmen duyurdu.

Shonda Rhimes tarafından yaratılan ve yayın hayatına 2005'te başlayan dizi, televizyondaki başarısını dijital platformlara da taşımayı sürdürüyor.

2025 verilerine göre Grey's Anatomy, Disney+ ve Hulu'da en çok izlenen dizi olarak zirveye yerleşti. Reyting ölçüm şirketi Nielsen'in verilerine göre ise ABD'deki tüm dijital platformlar arasında en çok izlenen ikinci yapım olmayı başardı. 

Grey's Anatomy, yayımlandığı akşam ulaştığı 2,22 milyonluk izleyici sayısını, dijital platform ve gecikmeli izleme verileriyle bir hafta içinde iki katın üzerine taşıyor. Ayrıca, 18-49 yaş grubunda, canlı spor yayınları hariç tutulduğunda en çok izlenen 15 yapım arasında yer almayı sürdürüyor.

Ayrılık rüzgarları

Dizinin merkezindeki Meredith Grey karakterine hayat veren Ellen Pompeo, 19. sezonda rolünü azaltmış olsa da yürütücü yapımcı, anlatıcı ve konuk oyuncu olarak yapımdaki ağırlığını koruyor.

Ancak 22. sezon finaliyle birlikte dizi iki önemli oyuncusuna veda edecek. Uzun süredir kadroda yer alan Kevin McKidd (Owen Hunt) ve Kim Raver (Teddy Altman), yeni sezonda yer almayacak.

Dizinin geniş oyuncu kadrosunda Chandra Wilson, James Pickens Jr., Camilla Luddington ve Caterina Scorsone gibi gedikli isimlerin yanı sıra son dönemde Wes Bryant karakteriyle ekibe katılan Trevor Jackson gibi yeni yüzler de yer alıyor.

ABC yeni sezon planını kuruyor

23. sezon onayıyla birlikte Grey's Anatomy, ABC'nin 2026-2027 yayın dönemindeki güçlü halkalarından biri oldu. 

Kanalın yeni sezon programında ayrıca 9-1-1, 9-1-1: Nashville, Abbott Elementary ve High Potential gibi yapımlar yer alıyor.

Grey's Anatomy, Türkiye'de Disney+ üzerinden izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter, Deadline


Gişe şampiyonu gerilim seriye dönüşüyor: Tarih belli oldu

Freida McFadden'in 2022 tarihli romanından uyarlanan Hizmetçi'de Euphoria'yla yıldızı parlayan 28 yaşındaki Sydney Sweeney, kusursuz görünen zengin bir ailenin yanında çalışmaya başlayan genç bir hizmetçiyi canlandırıyor (Starz Entertainment)
Freida McFadden'in 2022 tarihli romanından uyarlanan Hizmetçi'de Euphoria'yla yıldızı parlayan 28 yaşındaki Sydney Sweeney, kusursuz görünen zengin bir ailenin yanında çalışmaya başlayan genç bir hizmetçiyi canlandırıyor (Starz Entertainment)
TT

Gişe şampiyonu gerilim seriye dönüşüyor: Tarih belli oldu

Freida McFadden'in 2022 tarihli romanından uyarlanan Hizmetçi'de Euphoria'yla yıldızı parlayan 28 yaşındaki Sydney Sweeney, kusursuz görünen zengin bir ailenin yanında çalışmaya başlayan genç bir hizmetçiyi canlandırıyor (Starz Entertainment)
Freida McFadden'in 2022 tarihli romanından uyarlanan Hizmetçi'de Euphoria'yla yıldızı parlayan 28 yaşındaki Sydney Sweeney, kusursuz görünen zengin bir ailenin yanında çalışmaya başlayan genç bir hizmetçiyi canlandırıyor (Starz Entertainment)

Geçen yılın sürpriz gişe canavarı Hizmetçi (The Housemaid), devam filmiyle beyazperdeye dönmeye hazırlanıyor. 

Lionsgate, Freida McFadden'ın çok satan roman serisinden uyarlanan Hizmetçinin Sırrı'nın (The Housemaid's Secret) vizyon tarihini ve iddialı stratejisini resmen duyurdu.

35 milyon dolarlık mütevazı bütçesine rağmen dünya çapında yaklaşık 400 milyon dolar hasılat elde ederek bir fenomene dönüşen Hizmetçi'nin devamı, ilk filmin yıldönümünden tam iki yıl sonra, 17 Aralık 2027'de sinemaseverlerle buluşacak.

Stüdyo, devam filmi için son derece iddialı bir vizyon stratejisi izliyor. Yapım, Avengers: Secret Wars ve Lord of the Rings: The Hunt for Gollum gibi daha geniş ve erkek ağırlıklı bir izleyici kitlesine seslenen büyük bütçeli yapımlarla aynı gün gösterime girecek.

Stüdyo, Noel döneminin yoğun gişe rekabetinde aksiyon yerine yetişkinlere hitap eden tekinsiz bir gerilim arayan seyirciyi hedefliyor.

Kadroya dev isim

İlk filmde Millie karakteriyle büyük beğeni toplayan Sydney Sweeney ve Enzo rolüyle Michele Morrone devam filminde yerlerini koruyor. Serinin bu halkasındaki en dikkat çekici gelişmelerden biri ise usta oyuncu Kirsten Dunst'ın kadroya dahil olması oldu.

Devam halkası, zengin bir ailenin yanında çalışırken karanlık sırlarla yüzleşen Millie'nin yeni işine odaklanıyor. Millie bu kez, yüzünü görmesine asla izin verilmediği gizemli bir kadının evinde hizmetçilik yapmaya başlayacak. Ancak kilitli kapıların ardında, kendi sırlarından bile daha karanlık gerçeklerin yattığını keşfedecek.

Üçleme mi geliyor?

Yönetmen koltuğunda Paul Feig'in oturduğu yapımın çekimlerine bu yılın sonlarında başlanması planlanıyor. Senaryoyu ilk filmde olduğu gibi Rebecca Sonnenshine kaleme alacak. 

Lionsgate, McFadden'ın serideki üçüncü kitabı olan The Housemaid Is Watching'i (Hizmetçi İzliyor) de beyazperdeye taşıyarak projeyi kalıcı bir seriye dönüştürmeyi amaçlıyor.

Hollywood Reporter eleştirmeni David Rooney'nin Hizmetçi için yaptığı, "Tatil döneminde aileden kaçıp kışkırtıcı bir tekinsizlik ve karanlık sırlarla örülü şık bir eğlence arıyorsanız, doğru yerdesiniz" yorumu, serinin izleyici üzerindeki cazibesini özetler nitelikte.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter


Jeffrey Epstein skandalı dizi oluyor: Başrolde Oscarlı yıldız var

Trump (solda), Epstein'in (ortada) fuhuş ağında rolü olduğuna dair iddiaları yalanlasa da skandal itibarına büyük zarar verdi (AFP)
Trump (solda), Epstein'in (ortada) fuhuş ağında rolü olduğuna dair iddiaları yalanlasa da skandal itibarına büyük zarar verdi (AFP)
TT

Jeffrey Epstein skandalı dizi oluyor: Başrolde Oscarlı yıldız var

Trump (solda), Epstein'in (ortada) fuhuş ağında rolü olduğuna dair iddiaları yalanlasa da skandal itibarına büyük zarar verdi (AFP)
Trump (solda), Epstein'in (ortada) fuhuş ağında rolü olduğuna dair iddiaları yalanlasa da skandal itibarına büyük zarar verdi (AFP)

Jeffrey Epstein skandalını konu alan ilk kurmaca dizi için hazırlık süreci başladı. Sony Pictures Television imzalı mini dizinin başrolünde, Oscar ödüllü oyuncu Laura Dern yer alacak.

Dünyayı sarsan Epstein davası, bu kez bir mini diziyle ekranlara taşınmaya hazırlanıyor. Ödüllü araştırmacı gazeteci Julie K. Brown'ın 2021 tarihli aynı isimli kitabından uyarlanan Perversion of Justice: The Jeffrey Epstein Story (Adaletin Çarpıtılması: Jeffrey Epstein Hikayesi), skandalın perde arkasını ve hukuk sistemindeki çarpıklıkları mercek altına alacak. Dizide Julie K. Brown'a Vahşi Duygular (Wild at Heart) ve Jurassic Park'la tanınan 59 yaşındaki Dern hayat verecek.

Dizi, Miami Herald muhabiri Julie K. Brown'ın, Epstein'le federal savcılar arasındaki gizli anlaşmayı ortaya çıkarma sürecini anlatıyor. Brown'ın yıllar süren titiz araştırması, 80 mağdurun kimliğinin belirlenmesini sağlamış, kilit tanıkları ifade vermeye ikna etmiş ve nihayetinde Epstein'le suç ortağı Ghislaine Maxwell'in tutuklanmasına giden yolu açmıştı.

Hukuk sistemindeki "gizli" ayrıcalıklar

Yapım, Epstein'ın 2008'de fuhşa teşvik suçlamalarından suçlu bulunmasına rağmen nasıl yalnızca bir yıl hapisle kurtulduğunu da irdeleyecek. 

O dönem Florida Güney Bölgesi Başsavcısı olan ve daha sonra Donald Trump yönetiminde Çalışma Bakanı olarak görev yapan Alexander Acosta'yla yapılan "gizli uzlaşma", Epstein'in federal suçlamalardan kaçmasını sağlamıştı. 

Brown'ın 2018'de yayımlanan haber serisi, bu hukuksuz süreci yeniden dünya gündemine taşımış ve Acosta'nın istifasına yol açmıştı.

İlk kurmaca yapım

Daha önce Netflix'in Jeffrey Epstein: Korkunç Zengin (Filthy Rich) ve Lifetime'ın Surviving Jeffrey Epstein gibi ses getiren belgesellerine konu olan bu skandal, Perversion of Justice'le ilk kez kurmaca bir diziye dönüşecek.

Jeffrey Epstein, 2019'da seks ticareti suçlamasıyla yargılanmayı beklediği cezaevindeki hücresinde ölü bulunmuştu. Resmi kayıtlara intihar olarak geçse de 66 yaşındaki tutuklunun ölümünün nasıl gerçekleştiği halen tartışmalara konu oluyor.

Dizi, Epstein'in küresel çapta kurduğu ağın kurbanları üzerindeki yıkıcı etkisini ve adaletin nasıl "saptırıldığını" detaylarıyla işleyecek.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter, Entertainment Weekly