Şarku’l Avsat Özel: Arap ülkelerinin Suriye’de çözüm için yol haritası

Suriye ile ‘Arap normalleşme belgesinin’ gizli eki, yabancı güçlerin çıkışını da içeriyor. Şam’dan talep edilen adımlar ve önerilen ‘teşvikler’ için bir takvim belirlendi. Şarku’l Avsat ise iki belgenin içeriklerine yer verdi.

Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
TT

Şarku’l Avsat Özel: Arap ülkelerinin Suriye’de çözüm için yol haritası

Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)

Şarku’l Avsat’ın da bir nüshasını ele geçirdiği “Ürdün Belgesi ve Gizli Eki”, Arap ülkelerinin Şam ile normalleşme adımlarının nihai hedefinin, “2011 sonrasında ülkeye giren tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların Suriye’den çıkması” olduğunu ortaya koydu.
Belge, Rusya’nın meşru çıkarlarını tanırken, Suriye’nin belirli bölgelerinde İran nüfuzunun sınırlandırılmaya başlanmasını da kapsayan “aşamalı stratejiye” göre bir dizi adım atıldıktan sonra “ABD ve Koalisyon güçlerinin Suriye’nin kuzeydoğusu ile güneydoğusundaki Tanf Üssü’nden geri çekilmesi” de bu hedefe dahil.

Belge uygulanıyor
‘Kart Yok’ olarak adlandırılan ve bir zaman çizelgesi içermeyen söz konusu belgenin çizdiği yol haritası kapsamında:
*Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad New York’ta dokuz Arap bakanla görüştü;
*Ürdün - Suriye resmi görüşmeleri başladı;
*Arap liderler ile Devlet Başkanı Beşşar Esed arasındaki temaslar başladı. Böylelikle Esed, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i salı günü Şam’da kabul etti.
Ürdün tarafı, bu planı aylar önce hazırlamıştı. Ürdün Kralı 2. Abdullah, Temmuz ayında Washington’da ABD Başkanı Joe Biden, Ağustos ayında da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Arap ve yabancı liderlerle bu planı görüştü.
6 sayfalık eki ile belge, son 10 yılın incelenmesini ve Suriye’de ‘rejim değişikliği’ politikasını içeriyor, Belge rejim değişikliği girişiminin başarısız olması sebebiyle Suriye rejiminin politikalarında kademeli bir değişiklik öneriyor.
Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, 11 Kasım’da ABD merkezli CNN International’a yaptığı açıklamada “Ürdün, Suriye çatışmasını çözmek için etkili bir strateji görememesi sonrasında Esed ile görüştü” dedi.
“Mevcut durumda yaşamak bir seçenek değil” diyen Safadi, “Küresel bir topluluk olarak krizi çözmek için ne yaptık? 11 yıllık kriz sonucu ne oldu? Ürdün, Suriye iç savaşının bir sonucu olarak acı çekti. Sınır boyunca uyuşturucu ve terör yolu açıldı. Ülke, daha önce dünyanın sağladığı desteği almayan 1,3 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor” açıklamasında bulundu.
Bakan, Ürdün Kralı’nın ziyaretine atıfta bulunarak “Ürdün, ABD ile ‘yakınlaşma çabaları’ hakkında görüştü” dedi. Aynı şekilde Ürdün İstihbarat Direktörü Tümgeneral Ahmed Husni Hatuki, Ürdün’ün Suriye meselesiyle ‘oldubitti’ olarak ilgilendiğini belirtti. Bakan Safadi’nin ifadeleri ‘Ürdün Belgesi’ ile de örtüşüyor. Metne göre;
Suriye krizinin patlak vermesinden on yıl sonra, krizi çözmek için gerçekçi bir umut yok. Net bir siyasi çözüm için kapsamlı bir strateji yok. Krizin çeşitli yönlerini ve sonuçlarını işlevsel ve amaç odaklı bir temelde ele almaya yönelik dar yaklaşımlar, gerekli siyasi çözümü sağlayamaz. Mevcut krizin askeri bir sonu olmadığı konusunda herkes hemfikir. İktidardaki Suriye rejimini değiştirmek tek başına etkili bir hedef değil. Belirtilen amaç, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına dayalı olarak siyasi bir çözüm bulmaktır. Ancak bu yolda kayda değer bir ilerleme yok. Mevcut durum, Suriye halkının daha fazla acı çekmesine neden olmakta ve muhaliflerin pozisyonlarını güçlendirmekte. Krize yönelik mevcut yaklaşım, maliyetli bir başarısızlık olduğunu kanıtladı:
-Suriye halkı: Birleşmiş Milletler’in (BM) son verilerine göre, 6,6 milyonu ülke içinde yerinden edilmiş olmak üzere 6,7 milyon Suriyeli mülteci mevcut. 6 milyonu aşırı muhtaç durumdaki vatandaş olmak üzere 13 milyon Suriyeli insani yardıma muhtaç durumda. 12,4 milyon Suriyeli gıda güvensizliğinden muzdarip. Suriyelilerin yüzde 80’inden fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 2,5 milyon çocuk Suriye'de eğitim sisteminin dışında. Ayrıca 1,6 milyon çocuk eğitim sisteminden ayrılma riskiyle karşı karşıya.
-Terörizm: Terör örgütü DEAŞ yenildi, ancak tamamen ortadan kaldırılamadı. Üyeleri, safları yeniden düzenlemeye çalışıyor ve Suriye’nin güneybatısı gibi DEAŞ’ın kovulduğu ülkedeki bazı bölgelerde yeniden ortaya çıkıyorlar. Ayrıca güneydoğu gibi diğer bölgelerdeki varlıklarını pekiştirmek için çalışıyorlar. Diğer terör örgütleri ise kuzeydoğudaki güvenli bölgelerden yararlanarak, Suriye’nin farklı bölgelerinde faaliyetlerini sürdürüyor.
-İran: İran, ekonomik ve askeri nüfuzunu Suriye rejimine ve Suriye’nin bazı hayati bölgelerine dayatmaya devam ediyor. Halkın acılarını sömürmekten milisleri görevlendirmeye kadar, ülkenin güneyi de dahil olmak üzere kilit alanlarda vekilleri güçleniyor. Uyuşturucu ticareti bu gruplar için önemli bir gelir sağlıyor. Bölge ve ötesi için büyüyen bir tehdit oluşturuyor.
-Mülteciler: Ülkedeki güvenlik, ekonomik ve siyasi koşullarda iyileşme olmaması nedeniyle mültecilerin hiçbiri -ya da çok az bir kısmı- Suriye’ye geri dönüyor. Mülteciler ve ev sahibi topluluklar için uluslararası fonlar azalmakta ve mültecileri destekleyecek altyapıyı tehdit etmekte.

Ne yapılmalı?
Krize siyasi bir çözüm bulma çabalarına yeniden odaklamak, insani ve güvenlik yansımalarını azaltmak için yeni ve etkili bir yaklaşım gerekiyor. Seçilen yaklaşım kademeli olmalı ve başlangıçta Suriye halkının acılarını azaltmaya odaklanmalı. Terörle mücadele çabalarını güçlendirmeye, İran'ın artan nüfuzunu engellemeye ve ortak çıkarlarımıza yönelik daha fazla bozulmayı durdurmaya yönelik eylemler de belirlenmeli.
Böyle bir yaklaşım, yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin gönüllü geri dönüşüne elverişli bir ortam oluştururken, Suriye halkının lehine özenle belirlenmiş teşvikler karşılığında iktidardaki rejimin davranışında kademeli bir değişikliği hedefleyecek. Bunu yapmanın yolu;
1) 2254 sayılı karara dayalı olarak siyasi bir çözüme aşamalı bir yaklaşım geliştirilmeli.
2) Benzer fikirlere sahip bölgesel ve uluslararası ortaklarla yeni bir yaklaşım için gerekli destek oluşturulmalı.
3) Rusya ile bu yaklaşım üzerinde anlaşmaya varmaya çalışılmalı.
4) Suriye rejimini dahil edecek bir mekanizma üzerinde anlaşılmalı.
5) Uygulama.

Yaklaşım
Olumlu davranışı teşvik etmek ve bunun gerçekleşmesi için kolektif etkimizi kullanmak amacıyla tüm ortaklar ve müttefiklerin benimsediği adım adım bir yaklaşım olmalı. Bu, Suriye halkını doğrudan etkileyecek gerekli tedbirleri ve gerekli siyasi değişiklikleri alması karşılığında rejime teşvikler sağlayacak. Rejime iletilen ‘teklifler’, rejimin önereceği ‘talepler’ karşılığında doğru bir şekilde belirlenecek. İlk odak, hem sunumlarda hem de taleplerde insani meseleler olacak. BMGK’nın 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasıyla sonuçlanan siyasi meseleler yolunda kademeli ilerleme sağlanacak. Teklifler ve talepler, BM’nin insani ihtiyaçlara ilişkin verilerine dayanarak kararlaştırılacak.
1) Desteğin yapısı: Ana Arap ve Avrupalı ​​müttefiklerin bu yaklaşımı desteklemesi önemli. Bu, rejim ve müttefikleriyle görüşmelerde ortak bir ses sağlayacak. Ayrıca bazı ülkelerin Suriye rejimi ile ikili kanallar açması sonucunda etkimizi kaybetmememizi sağlayacak.
İstişare ve destek amacıyla öncelik olarak yakınlık gösterdiğimiz ülkeler üzerinde anlaşacağız. Bir sonraki adım, tüm müttefiklerin desteğine ulaşmadan önce bu yaklaşımı ‘küçük grup’ içerisinde desteklemek olacak.
2) Rusya’nın ortaklığı: Bu yaklaşım için Rusya’nın onayını almak önemli bir başarı faktörü sayılıyor. Bu yaklaşımın Suriye rejimi tarafından kabul edilmesini ve uygulanmasını sağlamak için ‘meşru’ Rus çıkarlarının tanımak ve bunları ‘teklif’ çerçevesine dahil etmek mümkün. Rusya ile ortak bir zemin belirlemek, siyasi bir çözüme doğru ilerleme sağlamak için gerekli. İran’ın artan nüfuzuna karşı koyma çabalarının başarısı için de gerekli. Rusya, iktidardaki rejimin pratik önlemleri karşılığında insani konularda tekliflere açık.
3) Rejimin ortaklığı: Katılımın birden fazla kanal üzerinden gerçekleştirilmesi mümkün.
-Rusya genelinde dolaylı katılım.
-Bir grup Arap ülkesinden doğrudan katılım (Bu, Arap tavrındaki çatlakları iyileştirecek, krizi çözme çabalarında ortak bir Arap rolünün yokluğuna ilişkin endişeleri ele alacak ve olumlu değişikliklere ulaşma çabaları çerçevesinde teşvikler elde etmek için Arapların rejime katılımından faydalanacak). Ürdün, uzun süreli temasların başlamasından önce uyumu sağlamak için rejimle ilk ilkesel görüşmeye öncülük edebilir.
4) Uygulama: Uygulama ve uyumu gözetlemek üzere resmi bir mekanizma kurulacak. BM, tüm insani yardımları sağlamaktan sorumlu olacak. Anlaşmanın, BM tarafından yayınlanan bir kararda gerçekleşmesi dikkate alınacak.
‘Girişimi uygulamak için’ sonraki adımlar:
1) Yaklaşım üzerinde tartışma ve anlaşma.
2) Tarafların talep ve teklifleri formüle etmeleri için anlaşma.
3) Bir yol haritası ve nasıl ilerleneceği konusunda anlaşma.
Bu yaklaşım, kesinlikle engellerle karşılaşacaktır. Hatta siyasi aşamanın başlamasıyla bir çıkmaza bile girebilir. Ancak ilk başta insani boyuta odaklanılması Suriyelilerin acısını hafifletecektir. Suriye’nin belirli bölgelerinde terör örgütleriyle mücadele ve İran etkisini azaltma çabalarını destekleyecektir. Aynı zamanda siyasi bir çözüm bulmak ve insani felaketi durdurmak için girişimde bulunurken, krizdeki ortakların ve müttefiklerin birleşik ortak sesini yeniden inşa edecek.

Adımlar tablosu
Belge, Şam’dan ‘talep edilen’ ve başkaları tarafından ‘önerilen’ belirli bir madde de dahil olmak üzere ‘adım adım’ yaklaşımının bir açıklamasını içeren gizli bir ek içeriyor.
İlk adım, BM konvoylarının Suriye içindeki hatlardan geçişinin kolaylaştırılması ve Suriye’ye sağlık yardımı gönderilmesi karşılığında ‘insani erişimin sağlanması ve insani yardımın sınırlar arasında akışının sağlanması’ ile bağlantılı.
İkinci adım, Şam’da yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşlerine elverişli bir ortamın oluşturulmasını ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) ilgili alanlara tam erişim izni verilmesini içeriyor. Söz konusu adıma ‘rejimle koordineli olarak insani yardımları artırarak ve erken kurtarma projelerini ve istikrar projelerini finanse ederek ve bunları uygulayarak, yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin evlerine ve şehirlerine geri dönüşü için erken kurtarma programları ve programlar formüle ederek, genel olarak Suriye halkının geçim kaynaklarının düzene germesine yardımcı olan BM kuruluşlarını ve uluslararası STK’ları destekleyerek’, rejimin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan Suriyeliler için geçici bir yardım planının kabul edilmesini içeren Batılı adımlara karşılık, geri dönenlerin zulme uğramamasını sağlamak ve yerinden edilenlerin evlerine dönüşlerini kolaylaştırmak da dahil.
Üçüncü adım, 2254 sayılı kararın uygulanması, ‘anayasa reformuna uzanan Anayasa Komitesine Şam’ın olumlu katılımı’, ‘tutukluların ve siyasi mahkumların serbest bırakılması, kayıpların akıbetinin belirlenmesi, Suriye’de daha kapsayıcı bir yönetime katkı sağlayan gerçek bir hükümet formülü oluşturmakta uzlaşı sağlanması, BM gözetiminde seçimler yaparak kapsayıcı hükümetin kurulması’ ile ilgili.
Öte yandan Arap ve Batılı ülkeler, Suriye’ye uygulanan yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi konusunda uzlaşı sağladı. Uzlaşı, ‘üçüncü şahıslarla mal ticaretinin kolaylaştırılması, Suriye kamu sektörlerine yönelik yaptırımların kaldırılması, Merkez Bankası, devlet kurumları ve hükümet yetkilileri dahil olmak üzere sektörel yaptırımların kaldırılması, Suriye ile ilişkilerin yeniden kurulması için kademeli bir diplomatik yakınlaşmanın yürütülmesi, Şam’da ve ilgili başkentlerde diplomatik misyonların yeniden açılması, Suriye’nin uluslararası forumlara dönüşünün kolaylaştırılması ve Arap Birliği’ndeki konumu yeniden sağlamasını’ da kapsıyor.

DEAŞ ne olacak?
Programın dördüncü adımı ise ‘Suriye rejimi ve Rusya ile Suriye’nin kuzeybatısında terörle mücadelede, Suriye’nin doğusunda terörist unsurlarla mücadelede, el-Hol kampı sakinleri, yabancı savaşçılar ve tutuklu DEAŞ mensupları ile ilişkilerde rejim ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında koordinasyon sağlamada ve DEAŞ’tan kurtarılan ve Suriye rejiminin kontrolü altındaki bölgelerde istikrar ve erken kurtarma projelerinin finansmanında iş birliği’ karşılığında ‘DEAŞ ve terör örgütleriyle mücadele, Suriye’nin doğusunda, Suriye’nin güneyindeki rejim kontrolünde olan bölgelerde, Suriye çölünde DEAŞ ve benzeri terör unsurlarına karşı mücadelede iş birliği, yabancı savaşçılarla mücadelede iş birliği, terörist gruplar hakkında güvenlik bilgisi alışverişi ve uluslararası görevlendirme unsurlarıyla ve finansman ağlarıyla bağlantılar, İran bağlantılı radikalizm yanlısı grupların faaliyetlerini ve Suriye’deki Sünni mezheplere ve etnik azınlıklara yönelik provokasyonlarını durdurma’ eylemlerini kapsıyor.
Beşinci adım, ‘ülke genelinde ateşkes ilan edilmesini, Suriye dışındaki tüm unsurların cephe hatlarından ve komşu ülkelerle olan sınır bölgelerinden çekilmesini (ki bu, büyük askeri operasyonların durdurulduğunu ve tüm ülkede ateşkes sağlandığının ilan edilmesine katkı sağlıyor), ateşkes süreci dışında da hava bombardımanı ve baskınlar da dahil tüm askeri operasyonların durdurulmasını, Suriye üzerindeki tüm yabancı askeri hava operasyonlarının durdurulmasını, Suriye’deki ortakların ve bölgesel müttefiklerin (Türkiye de dahil) ülke genelinde ilan edilen ateşkese bağlılıklarını’ içeriyor.
Altıncı ve son adım, ‘Suriye ordusu ile komşu ülkelerdeki askeri ve güvenlik teşkilatları arasında Suriye sınırlarının güvenliğini sağlamak için koordinasyon kanalları açma’ karşılığında, ‘Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) kapsamındaki yükümlülüklerin yerine getirilmesi de dahil olmak üzere tüm yabancı güçlerin geri çekilmesini, Suriye’nin belirli bölgelerinde İran etkisinin azaltılmasını, 2011’den sonra gelen tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların Suriye’den çekilmesini, ABD ve koalisyon güçlerinin et-Tanf üssü de dahil olmak üzere Suriye’nin kuzeydoğusundan geri çekilmesini’ kapsıyor.



"26 Haziran Hareketi" Gazze'de kitlesel katılım sağlayamadı

İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)
İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)
TT

"26 Haziran Hareketi" Gazze'de kitlesel katılım sağlayamadı

İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)
İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)

Gazze Şeridi'nde "26 Haziran Devrimi" veya "Hareketi" olarak adlandırılan eylemin organizatörleri, Hamas yönetimine karşı gösteri ve toplanma alanı olarak bölge genelinde birçok ana meydan ve kavşağı belirlemesine rağmen, halkı sokağa dökme konusunda başarısız oldu.

Çoğunluğu savaş sırasında veya öncesinde Gazze Şeridi'nden ayrılan kişilerden oluşan hareketin organizatörleri; insanca bir yaşam talebi, Gazze'nin yönetiminin bölge halkını kurtarabilecek ve savaşın tamamen durmasını sağlayacak bir merciye devredilmesi gibi talepleri içeren sloganlar yükseltti. Ancak Gazze Şeridi'ndeki topyekûn İsrail savaşının durmasından bu yana türünün ilk örneği olan bu hareketin başarısız olmasının arkasında birçok temel neden yatıyor.

Hamas'ın tepkisi ve güvenlik endişeleri

Hamas yönetimi ve örgüte yakın medya organları, hareketin başarısızlığını "büyük bir zaferin sevinci" olarak nitelendirdi. Hareket, geçtiğimiz günlerde yoğun bir medya propagandası yürütmüş ve halkı bu eyleme katılmamaları yönünde uyararak, hareketin Gazze'de kaos yaratmak amacıyla İsrail ve diğer dış mihraklar tarafından desteklendiğini iddia etmişti. Hamas kanadı, eyleme katılımın olmamasını Gazzelilerin kendilerini hedef alan tehlikeli projelere karşı sahip olduğu bilincin kanıtı olarak nitelendirdi.

Filistinliler, Maghazi mülteci kampına düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybedenler için yas tuttu (AP)

Filistinliler, Maghazi mülteci kampına düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybedenler için cenaze namazı kıldı (AP)

Hamas'ın bu harekete yönelik endişelerine ilişkin Şarku’l Awsat’a konuşan üst düzey bir hareket yetkilisi, örgütün bu eyleme her türlü yolla karşı koymaya çalışmasının arkasında birçok neden olduğunu belirtti. Yetkili, İsrail'in bu durumu fırsat bilerek sahaya konuşlanacak güvenlik güçlerine yönelik suikast ve saldırılar düzenleyebileceğini, ayrıca silahlı çete üyelerinin halkın arasına sızarak büyük bir kaos yaratmasından endişe ettiklerini dile getirdi. Yetkili ayrıca, mevcut durumdan Hamas'ın sorumlu tutulması için makul bir neden olmadığını, hareketin üzerine düşen her şeyi yaptığını ve halkın acılarını dindirmek için müzakerelerde sunulan her teklife olumlu yaklaştığını, buna karşın İsrail'in süreci reddederek operasyonlarına kasten devam ettiğini savundu.

Gazze şehrinde bir sokakta Hamas polisi (Arşiv- Reuters)Gazze şehrinde bir sokakta Hamas polisi (Arşiv- Reuters)

Nitekim olası bir kaosu önlemek amacıyla polis güçlerinin Gazze'nin çeşitli bölgelerine konuşlandığı sırada, İsrail güçleri Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki el-Megazi mülteci kampında bir araçta bulunan 3 emniyet görevlisini düzenlediği saldırıyla öldürdü.

Hamas yetkilisi, İsrail'in polis ve güvenlik güçlerini hedef alması nedeniyle yaşanan güvenlik zafiyetinin ve silahlı çetelerin daha önce giriştiği eylemlerin, hareketin başarılı olabileceği yönünde örgüt içinde bir endişe yarattığını kabul etti. Bu durumun hareketi ve iç güvenlik realitesini olumsuz etkileyerek katlanılamaz yeni bir durum dayatmasından korkulduğunu belirten kaynak, kaos yaratma girişimlerine karşı sahada "uygun şekilde" müdahale edilmesi yönünde iç talimatlar verildiğini gizlemedi. Ayrıca aşiretler ve kanaat önderleriyle koordineli şekilde, taşıdığı büyük riskler nedeniyle bu hareketi boşa çıkarmak için organize bir medya kampanyası yürütüldüğünü de ifade etti.

Hamas'ın son dönemde, insani krizin asıl sorumlusunun yardımların girişini engelleyen ve zaman zaman miktarını azaltan İsrail olduğunu vurgulayan medya kampanyalarına hız verdiği gözlemlendi. Hareket ayrıca, Gazze İdari Komitesi'nin sorumlulukları üstlenmek üzere bölgeye girişini defalarca talep ettiğini, ancak bunun halen engellendiğini belirtti.

Siyasi analizler ve sahadaki gerçeklik

Hamas çizgisine yakınlığıyla bilinen siyasi analist İbrahim el-Medhun, hareketin başarısız olmasının siyasi bir mesaj taşıdığını belirterek, Gazze Şeridi'ndeki halk tabanının savaş boyunca maruz kaldığı bütün yıkıma rağmen ulusal ilkelerine bağlı kaldığını ve "şüpheli projelere" alet olmadığını savunu.

Filistinliler, 22 Haziran 2026'da Gazze Şeridi'ndeki Rimal mahallesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir aracın yanında (DPA)Filistinliler, 22 Haziran 2026'da Gazze Şeridi'ndeki Rimal mahallesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir aracın yanında (DPA)

Şarku’l Avsat'a konuşan el-Medhun, halkın güvenlik güçlerinden korktuğu için değil, "ulusal utanç çemberine" düşme ve İsrail'e hizmet eden bir projenin parçası olarak görülme korkusuyla sokağa çıkmadığını iddia etti. Yaşadıkları acıların istismar edilmesini reddeden bölge halkı arasında bir bilinç oluştuğunu söyleyen el-Medhun; olası bir kaosa sürüklenmenin yalnızca bütün ölüm, yıkım ve kuşatmadan sorumlu olan İsrail'in işine yarayacağını, aşiretlerin, aydınların ve diğer Filistinli grupların takındığı ortak tavrın da hareketin başarısızlığında büyük rol oynadığını belirtti. El-Medhun, Filistin davasının tarihinin en tehlikeli aşamasından geçtiği bu dönemde birlik olmanın ve sorumluluk almanın şart olduğunu vurguladı.

Buna karşılık, yazar ve siyasi analist Mustafa İbrahim ise Hamas'ın bu başarısızlık karşısında "sevincini" abartmaması gerektiği uyarısında bulundu. Hamas'ın, İsrail savaşının bir şekilde devam ettiği ve siyasi bir ufkun görünmediği Gazze Şeridi'ndeki mevcut sorunun parçası olduğunu belirten İbrahim, hareketi iç meselelerdeki birçok konuyu yeniden gözden geçirmeye, halkla ve sahadaki gerçeklerle daha sağlıklı bağlar kurmaya çağırdı. İbrahim; Hamas'ın bahaneleri ortadan kaldırarak ve müzakerelerde esneklik göstererek halkın öfkesini dindirmesi gerektiğini, böylece Gazzelilerin topraklarında kalmasının sağlanabileceğini ve İsrail'in Gazze Şeridi'nin yüzde 70'ini kontrolü altına alarak yaratmaya çalıştığı meydan okumalara karşı durulabileceğini, zira halkın daha fazla dayanacak gücünün kalmadığını ifade etti.

Şarku’l Avsat'a konuşan Mustafa İbrahim, hareketin başarısızlık nedenlerinden birinin, organizatörlerin Gazze Şeridi dışındaki kişilerden oluşması ve halka liderlik edecek gerçek bir figürün bulunmaması olduğunu belirtti. Eylemi organize edenlerin çoğunun tartışmalı isimler olduğunu, savaş öncesindeki benzer hareketlerin ise bölge içinden, aidiyeti ve eğilimleri bilinen kişilerce yürütüldüğünü hatırlattı. İbrahim, halkın kafasında oluşan "Gazze'yi yönetecek alternatif kim?" ve "Bu hareketin sonuçları ne olacak?" gibi pek çok sorunun da katılımı engellediğini belirtti.

Analist ayrıca, halkın tamamen insani durumlarını düzeltme arayışına odaklanması, su ve aşevi kuyruklarında beklemesi, yaşanan feci insani şartlar ve geçmişteki acı deneyimlerin yarattığı korku gibi nedenlerle bu harekete mesafeli yaklaştıklarını ifade etti. İsrail'in bu durumu kendi lehine kullanacağı endişesinin yanı sıra Hamas'ın aşiretleri, cami hatiplerini ve sosyal medya aktivistlerini seferber ederek yürüttüğü karşı propagandanın da eylemin engellenmesinde büyük başarı sağladığını kaydetti.

Organizatörlerin perspektifi: Fiziki başarısızlık, sembolik başarı

Hareketin organizatörlerinden biri olan ve savaş sırasında kaldığı evin bombalanması sonucu ailesinden pek çok kişiyi kaybedip Gazze Şeridi'nden ayrılmak zorunda kalan gazeteci Abdülhamid Abdülati ise hareketin; ezici insani gerçeklik, sert güvenlik baskısı ve savaş koşullarının siyasi olarak manipüle edilmesi şeklindeki üç boyutlu bir denklem nedeniyle başarısız olduğunu savundu.

Gazze Şeridi'ndeki Megazi mülteci kampında İsrail hava saldırısında hasar gören bir araçta çıkan yangını söndürmeye çalışan sivil savunma ekipleri (AP)Gazze Şeridi'ndeki Megazi mülteci kampında İsrail hava saldırısında hasar gören bir araçta çıkan yangını söndürmeye çalışan sivil savunma ekipleri (AP)

Abdülati, hareketin kendisini koruyacak geniş bir siyasi veya toplumsal şemsiyeden yoksun olduğunu, eyleme çağıranların ve katılanların sistemli bir şekilde "hain ilan edilme" ve karalama kampanyalarına maruz kaldığını belirtti. Hamas'ın, unsurlarını sokağa dökerek güç gösterisi yapma, ölüm tehditleri savurma ve sığınmacıları kamplardan çıkarma gibi sahada uyguladığı caydırıcı güvenlik önlemleri ile toplumsal karşı propagandayı birleştirerek sokağı nötralize etmeyi başardığını ifade etti. Abdülati, Gazze vatandaşının gözaltına alınmanın da ötesinde çadır ve yardım gibi en temel hayatta kalma unsurlarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığı varoluşsal bir pazarlık yaşadığını, bu çetin savaş ortamında içe kapanmanın bir bilinçsizlik değil, bir hayatta kalma güdüsü olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat'a konuşan Abdülati, son olarak şu değerlendirmede bulundu: "Hareket, değişim yaratma konusundaki doğrudan hedeflerine ulaşamadı belki ama sembolik bir başarı elde etti. İçeride biriken öfkeyi ve sessiz çatlağın boyutunu gözler önüne serdi. Hamas'ın sokağı kontrol etmedeki başarısının geçici ve taktiksel bir güvenlik başarısı olduğunu, buna karşılık halk tabanında stratejik bir erime yaşadığını kanıtladı. Bu da demek oluyor ki mağduriyetler ve talepler bitmedi, sadece küllerin altında daha da yoğunlaştı."


Birleşmiş Milletler’den el-Ubeyd’de “yaklaşan felaket” uyarısı

Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
TT

Birleşmiş Milletler’den el-Ubeyd’de “yaklaşan felaket” uyarısı

Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı ve Siyasi İşler ile Barış İnşasından Sorumlu Yetkili Rosemary DiCarlo, Sudan’ın yeni bir insani felaketin eşiğinde olduğunu belirterek, Kuzey Kurdufan eyaletinin başkenti el-Ubeyd’e yönelik olası saldırıya dair artan işaretler konusunda uyarıda bulundu.

BM Güvenlik Konseyi’nde Sudan’a ilişkin düzenlenen oturumda konuşan DiCarlo, son iki haftada el-Ubeyd çevresinde hem Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) hem de Sudan ordusu tarafından gerçekleştirilen insansız hava aracı (İHA) saldırılarında belirgin bir artış yaşandığını ifade etti. DiCarlo, bölgede herhangi bir askeri gerilim artışının yüz binlerce sivili doğrudan tehlikeye atacağını vurguladı.

Öte yandan ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), Kolombiyalı vatandaşlar ve şirketlerin ağırlıkta olduğu sınır ötesi bir ağ içerisinde yer alan 4 kişi ve 4 şirkete yaptırım uyguladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu ağın, eski Kolombiyalı askerleri devşirmek ve çocuklar da dahil olmak üzere savaşçıları HDK saflarında savaşmak üzere eğitmekle suçlanıyor.


Irak Kürdistan'ındaki siyasi açmaz yeni seçimlerin yolunu mu açıyor?

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
TT

Irak Kürdistan'ındaki siyasi açmaz yeni seçimlerin yolunu mu açıyor?

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) yeni hükümetin kurulması yolundaki durgun sular hareketleniyor. Ekim 2024’te yapılan seçimlerden bu yana yaklaşık iki yıldır ertelenen hükümet kurma süreci, kurulacak kabinede daha fazla nüfuz elde etmek isteyen rakip partiler arasındaki çekişmeler nedeniyle zorlu bir viraja girmiş durumda.

Seçim haritasında "Yeni Nesil" (Neweg) gibi yeni kurulan partiler yer alsa da Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Bafıl Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), bölgedeki siyasi ritmi belirlemeye devam ediyor.

KDP'li bir yönetici, "Hükümetin kurulamamasının sürmesi, tarafları yeniden seçim seçeneğine yaklaştırıyor" derken, muhalif cephe ise bölge başbakanlığı makamını ve hükümet koltuklarının yarı yarıya (yüzde 50) paylaşılmasını talep ediyor.

KYB ve Yeni Nesil Hareketi, şu ana kadar 100 sandalyeli IKBY parlamentosunda yaklaşık 38 sandalyeyi güvence altına alan bir ittifaka güveniyor. Bu sayı, onları 39 sandalyeye sahip KDP'ye oldukça yaklaştırıyor. Mevcut aritmetikte, parlamentodaki küçük partiler mutlak çoğunluğa (51 sandalye) ulaşmada bir "terazi kefesi" rolü oynuyor ve bu durum siyasi manevraları kızıştırıyor.

Gerçekler: IKBY 2024 seçim sonuçları ve sandalye dağılımı:

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP): 39 sandalye

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB): 23 sandalye

Yeni Nesil Hareketi (Neweg): 15 sandalye

İslam Birliği (Yekgirtu): 7 sandalye

Adalet Toplumu (Komal): 3 sandalye

Halk Cephesi (Berey Gel): 2 sandalye

Ulusal Duruş (Helwest): 2 sandalye

Goran (Değişim) Hareketi: 1 sandalye

Azınlıklar (Hristiyan ve Türkmenler): 5 sandalye

Bölge parlamentosunun seçilmesinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen, başkanını seçmek ve komisyonlarını oluşturmak üzere henüz toplanamadı; dolayısıyla yeni hükümet de kurulamadı. Erbil'deki resmi bir kaynak, bu durumu KYB'nin hiçbir "seçim dayanağı" olmaksızın KDP ile bakanlıkları eşit şekilde paylaşmak istemesine bağlıyor.

Şarku'l Avsat'a konuşan yetkili kaynak, "Erbil'deki eğilim, hükümetin yalnızca iki ana parti arasında kurulması yönünde" diyerek KDP'nin seçimde birinci çıktığını ve KYB dahil tüm güçlerle diyalog kurduğunu belirtti. Ancak aynı kaynak, Bafıl Talabani'nin Yeni Nesil lideri Şasvar Abdulvahid’i gözaltına alıp ardından onu ittifaka zorladığını iddia etti.

Süleymaniye'deki bir güvenlik gücü, Ağustos 2025'te Abdulvahid'i "hakaret ve diğer davalarla ilgili yargı emirleri" doğrultusunda gözaltına almış, Abdulvahid ise davanın tamamen siyasi kaynaklı olduğunu savunmuştu. Yaklaşık 5 aylık tutukluluğun ardından, Süleymaniye Mahkemesi Ocak 2026’da Abdulvahid’i kefaletle serbest bıraktı. Serbest kalmasının ardından Abdulvahid, Talabani ile nadir görülen bir ittifak kurarak KYB’nin KDP karşısındaki müzakere konumunu güçlendirdi.

Kürdistan Yurtseverler Birliği (PUK) partisi başkanı Bafel Talabani (AFP)Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) partisi başkanı Bafel Talabani (AFP)

Hükümetin eşit paylaşımı talebi

KDP kanadı, KYB’nin rakiplerinin bileğini bükmek istediğini ve seçim sonuçlarının ötesinde zorla koltuk paylaşımı talep ederek süreci tıkadığını savunuyor. IKBY milletvekillerinin 2 Aralık 2024'te sadece yemin etmekle sınırlı kalan tek oturumundan bu yana parlamento iki büyük parti arasındaki anlaşmazlık nedeniyle kapalı tutuluyor.

Yeni Nesil ile KYB arasındaki ittifakın kalıcılığı konusunda da şüpheler var. Özellikle geçmişini muhalefet üzerine kuran Şasvar Abdulvahid’in partisinde bu ortaklığa içten içe karşı çıkıldığı yönünde haberler mevcut. Ancak Abdulvahid Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, partisinde bu ittifaka karşı çıkan milletvekili olmadığını, olsaydı bunu açıkça ilan edeceklerini belirterek şunları söyledi:

"Yeni ittifakımız KDP ile aynı sayıda sandalyeye sahip. Bu da bize yeni hükümette başbakanlığın yanı sıra bakanlıkların yarısını alma hakkı veriyor. Bu denkleme uymamak, bölgeye zarar vermek anlamına gelir."

Yeni Nesil Parti lideri Şasivar Abdulvahid (NRT kanalı)Yeni Nesil Parti lideri Şasvar Abdulvahid (NRT kanalı)

"Zoraki İttifak" suçlaması

KDP, Talabani-Abdulvahid ittifakını homojen bir cephe olarak görmüyor. KDP yöneticilerinden Dijwar Faik, "KYB, Yeni Nesil liderini hapse atarak bu ittifakı ona dayattı, bu zoraki bir anlaşmadır" dedi. Faik, KDP'nin aslında Yeni Nesil ile müzakere edip onu ikna edebilecek güçte olduğunu, ancak 1992’den beri süregelen KYB ortaklığına darbe vurmak istemediğini belirtti.

IKBY’de ilk hükümet 1991 ayaklanmasının ardından 1992 yılında KDP ve KYB arasındaki yarı yarıya (50-50) güç paylaşımı esasına göre kurulmuştu. Bugün ise Faik, krizin çözülememesi durumunda tek çarenin yeniden seçime gitmek olduğunu ve seçim birincisi olarak başbakanlık makamının KDP'nin anayasal hakkı olduğunu savunuyor.

Buna karşılık KYB yöneticisi Ahmed el-Herki, KDP’yi yeni siyasi gerçekliği kabullenmemekle suçlayarak, "Yeni sayısal denklem gelecekteki hükümetin temeli olmalıdır. KDP eskiden bunu savunuyordu, şimdi ise bizim Yeni Nesil ile ittifakımızı hazmedemiyor" dedi. El-Herki, Kasım 2025’teki Irak genel seçimlerinin ardından IKBY hükümeti için bir ön anlaşma sağlandığını, ancak Nisan 2026’da Irak Cumhurbaşkanlığı makamının KYB adayı Nizar Amedi lehine sonuçlanmasıyla iki partinin arasının yeniden açıldığını belirtti.

KYB'li bir diğer yönetici Suran el-Davudi ise partilerinden yükselen yeni vizyonu şu sözlerle özetledi: "Bağdat ile ilişkileri geliştirmeyi, mali krizleri aşarak memur maaşlarının düzenli ödenmesini hedefliyoruz. Bu da KDP'nin ortaklık, denge ve yetki paylaşımına dayalı yeni bir yönetim felsefesini kabul etmesini gerektiriyor."

Kürdistan Bölgesi Başbakanı, Dubai'deki Dünya Hükümet Zirvesi'nde konuşuyor ya (Arşiv-Reuters)Kürdistan Bölgesi Başbakanı, Dubai'deki Dünya Hükümet Zirvesi'nde konuşuyor ya (Arşiv-Reuters)

Hukuki bir ihlal var mı?

KDP, parlamento aktifleştikten sonra bu tür ittifakların kurulmasını hukuki bir ihlal olarak görüyor. Dijwar Faik, iki partinin bakanlıkların yarısını talep etme hakkı olmadığını, bu seçeneğe parlamento açılmadan önce başvurmaları gerektiğini ifade ederek, KDP'nin kendisini destekleyen diğer bloklarla birlikte aslında 44 sandalyelik bir güce ulaştığını iddia ediyor.

Buna karşın KYB ve Yeni Nesil kanadı, seçimlerden sonra ittifak kurmanın bütün siyasi sistemlerde son derece doğal bir durum olduğunu ve bunun en son Irak genel seçimlerinde de yaşandığını belirterek, hukuki bir engel bulunmadığını savunuyor. Her iki tarafın da pozisyonunu koruması nedeniyle Kürt bölgesinde hükümetin kurulması iki tarihi rakip arasındaki uzlaşıya kilitlenmiş durumda.