Şarku’l Avsat Özel: Arap ülkelerinin Suriye’de çözüm için yol haritası

Suriye ile ‘Arap normalleşme belgesinin’ gizli eki, yabancı güçlerin çıkışını da içeriyor. Şam’dan talep edilen adımlar ve önerilen ‘teşvikler’ için bir takvim belirlendi. Şarku’l Avsat ise iki belgenin içeriklerine yer verdi.

Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
TT

Şarku’l Avsat Özel: Arap ülkelerinin Suriye’de çözüm için yol haritası

Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)

Şarku’l Avsat’ın da bir nüshasını ele geçirdiği “Ürdün Belgesi ve Gizli Eki”, Arap ülkelerinin Şam ile normalleşme adımlarının nihai hedefinin, “2011 sonrasında ülkeye giren tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların Suriye’den çıkması” olduğunu ortaya koydu.
Belge, Rusya’nın meşru çıkarlarını tanırken, Suriye’nin belirli bölgelerinde İran nüfuzunun sınırlandırılmaya başlanmasını da kapsayan “aşamalı stratejiye” göre bir dizi adım atıldıktan sonra “ABD ve Koalisyon güçlerinin Suriye’nin kuzeydoğusu ile güneydoğusundaki Tanf Üssü’nden geri çekilmesi” de bu hedefe dahil.

Belge uygulanıyor
‘Kart Yok’ olarak adlandırılan ve bir zaman çizelgesi içermeyen söz konusu belgenin çizdiği yol haritası kapsamında:
*Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad New York’ta dokuz Arap bakanla görüştü;
*Ürdün - Suriye resmi görüşmeleri başladı;
*Arap liderler ile Devlet Başkanı Beşşar Esed arasındaki temaslar başladı. Böylelikle Esed, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i salı günü Şam’da kabul etti.
Ürdün tarafı, bu planı aylar önce hazırlamıştı. Ürdün Kralı 2. Abdullah, Temmuz ayında Washington’da ABD Başkanı Joe Biden, Ağustos ayında da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Arap ve yabancı liderlerle bu planı görüştü.
6 sayfalık eki ile belge, son 10 yılın incelenmesini ve Suriye’de ‘rejim değişikliği’ politikasını içeriyor, Belge rejim değişikliği girişiminin başarısız olması sebebiyle Suriye rejiminin politikalarında kademeli bir değişiklik öneriyor.
Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, 11 Kasım’da ABD merkezli CNN International’a yaptığı açıklamada “Ürdün, Suriye çatışmasını çözmek için etkili bir strateji görememesi sonrasında Esed ile görüştü” dedi.
“Mevcut durumda yaşamak bir seçenek değil” diyen Safadi, “Küresel bir topluluk olarak krizi çözmek için ne yaptık? 11 yıllık kriz sonucu ne oldu? Ürdün, Suriye iç savaşının bir sonucu olarak acı çekti. Sınır boyunca uyuşturucu ve terör yolu açıldı. Ülke, daha önce dünyanın sağladığı desteği almayan 1,3 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor” açıklamasında bulundu.
Bakan, Ürdün Kralı’nın ziyaretine atıfta bulunarak “Ürdün, ABD ile ‘yakınlaşma çabaları’ hakkında görüştü” dedi. Aynı şekilde Ürdün İstihbarat Direktörü Tümgeneral Ahmed Husni Hatuki, Ürdün’ün Suriye meselesiyle ‘oldubitti’ olarak ilgilendiğini belirtti. Bakan Safadi’nin ifadeleri ‘Ürdün Belgesi’ ile de örtüşüyor. Metne göre;
Suriye krizinin patlak vermesinden on yıl sonra, krizi çözmek için gerçekçi bir umut yok. Net bir siyasi çözüm için kapsamlı bir strateji yok. Krizin çeşitli yönlerini ve sonuçlarını işlevsel ve amaç odaklı bir temelde ele almaya yönelik dar yaklaşımlar, gerekli siyasi çözümü sağlayamaz. Mevcut krizin askeri bir sonu olmadığı konusunda herkes hemfikir. İktidardaki Suriye rejimini değiştirmek tek başına etkili bir hedef değil. Belirtilen amaç, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına dayalı olarak siyasi bir çözüm bulmaktır. Ancak bu yolda kayda değer bir ilerleme yok. Mevcut durum, Suriye halkının daha fazla acı çekmesine neden olmakta ve muhaliflerin pozisyonlarını güçlendirmekte. Krize yönelik mevcut yaklaşım, maliyetli bir başarısızlık olduğunu kanıtladı:
-Suriye halkı: Birleşmiş Milletler’in (BM) son verilerine göre, 6,6 milyonu ülke içinde yerinden edilmiş olmak üzere 6,7 milyon Suriyeli mülteci mevcut. 6 milyonu aşırı muhtaç durumdaki vatandaş olmak üzere 13 milyon Suriyeli insani yardıma muhtaç durumda. 12,4 milyon Suriyeli gıda güvensizliğinden muzdarip. Suriyelilerin yüzde 80’inden fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 2,5 milyon çocuk Suriye'de eğitim sisteminin dışında. Ayrıca 1,6 milyon çocuk eğitim sisteminden ayrılma riskiyle karşı karşıya.
-Terörizm: Terör örgütü DEAŞ yenildi, ancak tamamen ortadan kaldırılamadı. Üyeleri, safları yeniden düzenlemeye çalışıyor ve Suriye’nin güneybatısı gibi DEAŞ’ın kovulduğu ülkedeki bazı bölgelerde yeniden ortaya çıkıyorlar. Ayrıca güneydoğu gibi diğer bölgelerdeki varlıklarını pekiştirmek için çalışıyorlar. Diğer terör örgütleri ise kuzeydoğudaki güvenli bölgelerden yararlanarak, Suriye’nin farklı bölgelerinde faaliyetlerini sürdürüyor.
-İran: İran, ekonomik ve askeri nüfuzunu Suriye rejimine ve Suriye’nin bazı hayati bölgelerine dayatmaya devam ediyor. Halkın acılarını sömürmekten milisleri görevlendirmeye kadar, ülkenin güneyi de dahil olmak üzere kilit alanlarda vekilleri güçleniyor. Uyuşturucu ticareti bu gruplar için önemli bir gelir sağlıyor. Bölge ve ötesi için büyüyen bir tehdit oluşturuyor.
-Mülteciler: Ülkedeki güvenlik, ekonomik ve siyasi koşullarda iyileşme olmaması nedeniyle mültecilerin hiçbiri -ya da çok az bir kısmı- Suriye’ye geri dönüyor. Mülteciler ve ev sahibi topluluklar için uluslararası fonlar azalmakta ve mültecileri destekleyecek altyapıyı tehdit etmekte.

Ne yapılmalı?
Krize siyasi bir çözüm bulma çabalarına yeniden odaklamak, insani ve güvenlik yansımalarını azaltmak için yeni ve etkili bir yaklaşım gerekiyor. Seçilen yaklaşım kademeli olmalı ve başlangıçta Suriye halkının acılarını azaltmaya odaklanmalı. Terörle mücadele çabalarını güçlendirmeye, İran'ın artan nüfuzunu engellemeye ve ortak çıkarlarımıza yönelik daha fazla bozulmayı durdurmaya yönelik eylemler de belirlenmeli.
Böyle bir yaklaşım, yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin gönüllü geri dönüşüne elverişli bir ortam oluştururken, Suriye halkının lehine özenle belirlenmiş teşvikler karşılığında iktidardaki rejimin davranışında kademeli bir değişikliği hedefleyecek. Bunu yapmanın yolu;
1) 2254 sayılı karara dayalı olarak siyasi bir çözüme aşamalı bir yaklaşım geliştirilmeli.
2) Benzer fikirlere sahip bölgesel ve uluslararası ortaklarla yeni bir yaklaşım için gerekli destek oluşturulmalı.
3) Rusya ile bu yaklaşım üzerinde anlaşmaya varmaya çalışılmalı.
4) Suriye rejimini dahil edecek bir mekanizma üzerinde anlaşılmalı.
5) Uygulama.

Yaklaşım
Olumlu davranışı teşvik etmek ve bunun gerçekleşmesi için kolektif etkimizi kullanmak amacıyla tüm ortaklar ve müttefiklerin benimsediği adım adım bir yaklaşım olmalı. Bu, Suriye halkını doğrudan etkileyecek gerekli tedbirleri ve gerekli siyasi değişiklikleri alması karşılığında rejime teşvikler sağlayacak. Rejime iletilen ‘teklifler’, rejimin önereceği ‘talepler’ karşılığında doğru bir şekilde belirlenecek. İlk odak, hem sunumlarda hem de taleplerde insani meseleler olacak. BMGK’nın 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasıyla sonuçlanan siyasi meseleler yolunda kademeli ilerleme sağlanacak. Teklifler ve talepler, BM’nin insani ihtiyaçlara ilişkin verilerine dayanarak kararlaştırılacak.
1) Desteğin yapısı: Ana Arap ve Avrupalı ​​müttefiklerin bu yaklaşımı desteklemesi önemli. Bu, rejim ve müttefikleriyle görüşmelerde ortak bir ses sağlayacak. Ayrıca bazı ülkelerin Suriye rejimi ile ikili kanallar açması sonucunda etkimizi kaybetmememizi sağlayacak.
İstişare ve destek amacıyla öncelik olarak yakınlık gösterdiğimiz ülkeler üzerinde anlaşacağız. Bir sonraki adım, tüm müttefiklerin desteğine ulaşmadan önce bu yaklaşımı ‘küçük grup’ içerisinde desteklemek olacak.
2) Rusya’nın ortaklığı: Bu yaklaşım için Rusya’nın onayını almak önemli bir başarı faktörü sayılıyor. Bu yaklaşımın Suriye rejimi tarafından kabul edilmesini ve uygulanmasını sağlamak için ‘meşru’ Rus çıkarlarının tanımak ve bunları ‘teklif’ çerçevesine dahil etmek mümkün. Rusya ile ortak bir zemin belirlemek, siyasi bir çözüme doğru ilerleme sağlamak için gerekli. İran’ın artan nüfuzuna karşı koyma çabalarının başarısı için de gerekli. Rusya, iktidardaki rejimin pratik önlemleri karşılığında insani konularda tekliflere açık.
3) Rejimin ortaklığı: Katılımın birden fazla kanal üzerinden gerçekleştirilmesi mümkün.
-Rusya genelinde dolaylı katılım.
-Bir grup Arap ülkesinden doğrudan katılım (Bu, Arap tavrındaki çatlakları iyileştirecek, krizi çözme çabalarında ortak bir Arap rolünün yokluğuna ilişkin endişeleri ele alacak ve olumlu değişikliklere ulaşma çabaları çerçevesinde teşvikler elde etmek için Arapların rejime katılımından faydalanacak). Ürdün, uzun süreli temasların başlamasından önce uyumu sağlamak için rejimle ilk ilkesel görüşmeye öncülük edebilir.
4) Uygulama: Uygulama ve uyumu gözetlemek üzere resmi bir mekanizma kurulacak. BM, tüm insani yardımları sağlamaktan sorumlu olacak. Anlaşmanın, BM tarafından yayınlanan bir kararda gerçekleşmesi dikkate alınacak.
‘Girişimi uygulamak için’ sonraki adımlar:
1) Yaklaşım üzerinde tartışma ve anlaşma.
2) Tarafların talep ve teklifleri formüle etmeleri için anlaşma.
3) Bir yol haritası ve nasıl ilerleneceği konusunda anlaşma.
Bu yaklaşım, kesinlikle engellerle karşılaşacaktır. Hatta siyasi aşamanın başlamasıyla bir çıkmaza bile girebilir. Ancak ilk başta insani boyuta odaklanılması Suriyelilerin acısını hafifletecektir. Suriye’nin belirli bölgelerinde terör örgütleriyle mücadele ve İran etkisini azaltma çabalarını destekleyecektir. Aynı zamanda siyasi bir çözüm bulmak ve insani felaketi durdurmak için girişimde bulunurken, krizdeki ortakların ve müttefiklerin birleşik ortak sesini yeniden inşa edecek.

Adımlar tablosu
Belge, Şam’dan ‘talep edilen’ ve başkaları tarafından ‘önerilen’ belirli bir madde de dahil olmak üzere ‘adım adım’ yaklaşımının bir açıklamasını içeren gizli bir ek içeriyor.
İlk adım, BM konvoylarının Suriye içindeki hatlardan geçişinin kolaylaştırılması ve Suriye’ye sağlık yardımı gönderilmesi karşılığında ‘insani erişimin sağlanması ve insani yardımın sınırlar arasında akışının sağlanması’ ile bağlantılı.
İkinci adım, Şam’da yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşlerine elverişli bir ortamın oluşturulmasını ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) ilgili alanlara tam erişim izni verilmesini içeriyor. Söz konusu adıma ‘rejimle koordineli olarak insani yardımları artırarak ve erken kurtarma projelerini ve istikrar projelerini finanse ederek ve bunları uygulayarak, yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin evlerine ve şehirlerine geri dönüşü için erken kurtarma programları ve programlar formüle ederek, genel olarak Suriye halkının geçim kaynaklarının düzene germesine yardımcı olan BM kuruluşlarını ve uluslararası STK’ları destekleyerek’, rejimin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan Suriyeliler için geçici bir yardım planının kabul edilmesini içeren Batılı adımlara karşılık, geri dönenlerin zulme uğramamasını sağlamak ve yerinden edilenlerin evlerine dönüşlerini kolaylaştırmak da dahil.
Üçüncü adım, 2254 sayılı kararın uygulanması, ‘anayasa reformuna uzanan Anayasa Komitesine Şam’ın olumlu katılımı’, ‘tutukluların ve siyasi mahkumların serbest bırakılması, kayıpların akıbetinin belirlenmesi, Suriye’de daha kapsayıcı bir yönetime katkı sağlayan gerçek bir hükümet formülü oluşturmakta uzlaşı sağlanması, BM gözetiminde seçimler yaparak kapsayıcı hükümetin kurulması’ ile ilgili.
Öte yandan Arap ve Batılı ülkeler, Suriye’ye uygulanan yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi konusunda uzlaşı sağladı. Uzlaşı, ‘üçüncü şahıslarla mal ticaretinin kolaylaştırılması, Suriye kamu sektörlerine yönelik yaptırımların kaldırılması, Merkez Bankası, devlet kurumları ve hükümet yetkilileri dahil olmak üzere sektörel yaptırımların kaldırılması, Suriye ile ilişkilerin yeniden kurulması için kademeli bir diplomatik yakınlaşmanın yürütülmesi, Şam’da ve ilgili başkentlerde diplomatik misyonların yeniden açılması, Suriye’nin uluslararası forumlara dönüşünün kolaylaştırılması ve Arap Birliği’ndeki konumu yeniden sağlamasını’ da kapsıyor.

DEAŞ ne olacak?
Programın dördüncü adımı ise ‘Suriye rejimi ve Rusya ile Suriye’nin kuzeybatısında terörle mücadelede, Suriye’nin doğusunda terörist unsurlarla mücadelede, el-Hol kampı sakinleri, yabancı savaşçılar ve tutuklu DEAŞ mensupları ile ilişkilerde rejim ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında koordinasyon sağlamada ve DEAŞ’tan kurtarılan ve Suriye rejiminin kontrolü altındaki bölgelerde istikrar ve erken kurtarma projelerinin finansmanında iş birliği’ karşılığında ‘DEAŞ ve terör örgütleriyle mücadele, Suriye’nin doğusunda, Suriye’nin güneyindeki rejim kontrolünde olan bölgelerde, Suriye çölünde DEAŞ ve benzeri terör unsurlarına karşı mücadelede iş birliği, yabancı savaşçılarla mücadelede iş birliği, terörist gruplar hakkında güvenlik bilgisi alışverişi ve uluslararası görevlendirme unsurlarıyla ve finansman ağlarıyla bağlantılar, İran bağlantılı radikalizm yanlısı grupların faaliyetlerini ve Suriye’deki Sünni mezheplere ve etnik azınlıklara yönelik provokasyonlarını durdurma’ eylemlerini kapsıyor.
Beşinci adım, ‘ülke genelinde ateşkes ilan edilmesini, Suriye dışındaki tüm unsurların cephe hatlarından ve komşu ülkelerle olan sınır bölgelerinden çekilmesini (ki bu, büyük askeri operasyonların durdurulduğunu ve tüm ülkede ateşkes sağlandığının ilan edilmesine katkı sağlıyor), ateşkes süreci dışında da hava bombardımanı ve baskınlar da dahil tüm askeri operasyonların durdurulmasını, Suriye üzerindeki tüm yabancı askeri hava operasyonlarının durdurulmasını, Suriye’deki ortakların ve bölgesel müttefiklerin (Türkiye de dahil) ülke genelinde ilan edilen ateşkese bağlılıklarını’ içeriyor.
Altıncı ve son adım, ‘Suriye ordusu ile komşu ülkelerdeki askeri ve güvenlik teşkilatları arasında Suriye sınırlarının güvenliğini sağlamak için koordinasyon kanalları açma’ karşılığında, ‘Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) kapsamındaki yükümlülüklerin yerine getirilmesi de dahil olmak üzere tüm yabancı güçlerin geri çekilmesini, Suriye’nin belirli bölgelerinde İran etkisinin azaltılmasını, 2011’den sonra gelen tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların Suriye’den çekilmesini, ABD ve koalisyon güçlerinin et-Tanf üssü de dahil olmak üzere Suriye’nin kuzeydoğusundan geri çekilmesini’ kapsıyor.



Şeybani: Suriye, Avrupa Birliği ile ortaklığa “en üst düzey ciddiyetle” giriyor

Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz’den sorumlu üyesi Dubravka Šuica ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, pazartesi günü Brüksel’de düzenlenen Suriye Ortaklık Forumu toplantısının ardından ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz’den sorumlu üyesi Dubravka Šuica ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, pazartesi günü Brüksel’de düzenlenen Suriye Ortaklık Forumu toplantısının ardından ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
TT

Şeybani: Suriye, Avrupa Birliği ile ortaklığa “en üst düzey ciddiyetle” giriyor

Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz’den sorumlu üyesi Dubravka Šuica ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, pazartesi günü Brüksel’de düzenlenen Suriye Ortaklık Forumu toplantısının ardından ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz’den sorumlu üyesi Dubravka Šuica ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, pazartesi günü Brüksel’de düzenlenen Suriye Ortaklık Forumu toplantısının ardından ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani, pazartesi günü Brüksel’de düzenlenen Avrupa Birliği-Suriye Ortaklık Forumu kapsamında yaptığı basın açıklamasında, Suriye’nin bugün yalnızca yardım ve insani destek anlayışını aşan; karşılıklı çıkara dayalı iş birliği ve ortaklık temelinde kurumsal ve sürdürülebilir bir süreç başlatmak amacıyla hareket ettiğini vurguladı.

Şeybani, “Suriye bu görüşmelere en üst düzey ciddiyetle giriyor. Bu toplantıdan sağlam bir ortak anlayış zeminiyle çıkmayı bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Suriye devlet televizyonu El-İhbariye’nin muhabirine konuşan Şeybani, mevcut jeopolitik dönemin hem bölge hem de Avrupa kıtası açısından istisnai fırsatlar sunduğunu belirterek, bu aşamaya yatırım yapmanın hızlı hareket etmeyi gerektirdiğini söyledi. Şeybani, “Tarihi fırsat pencereleri zamanında değerlendirilmezse kapanır” dedi.

Öte yandan Avrupa Birliği dışişleri bakanları, pazartesi günü Suriye ile ticari ilişkilerin yeniden başlatılması ve 2011 yılında askıya alınan iş birliği anlaşmasının yeniden yürürlüğe konulması konusunda anlaşmaya vardı. Söz konusu anlaşma, dönemin Devlet Başkanı Beşşar Esad’a karşı başlayan halk ayaklanmasının 14 yıl süren iç savaşa dönüşmesi üzerine askıya alınmıştı.

Brüksel’de toplanan AB üyesi ülkelerin temsil edildiği Avrupa Birliği Konseyi, kararın AB ile Suriye arasındaki ikili ilişkilerin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olduğunu açıkladı.

Batılı ülkelerin Suriye’ye yönelik yaptırımlarının büyük bölümü geçtiğimiz yıl kaldırılmıştı. Ülke, 2024 yılının sonunda Esad yönetimini deviren silahlı gruplar koalisyonunun lideri olan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminde uluslararası topluma yeniden ve daha kapsamlı şekilde entegre olmaya çalışıyor.

bfgrb
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, 11 Mayıs’ta Brüksel’de gerçekleştirilen Dış İlişkiler Konseyi toplantısı sırasında. (EPA)

İş birliği anlaşmasının yeniden yürürlüğe girmesiyle birlikte, bazı Suriye ürünlerinin ithalatına yönelik kısıtlamaların kaldırılması bekleniyor. Bu kapsamda petrol ve petrol ürünlerinin yanı sıra altın, değerli metaller ve elmas da yer alıyor.

Avrupa Konseyi açıklamasında, kararın “Avrupa Birliği’nin Suriye ile yeniden angajman kurma ve ülkenin ekonomik toparlanmasını destekleme konusundaki kararlılığına dair açık bir siyasi mesaj” taşıdığı ifade edildi.

Şeybani ise Suriye’nin Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Körfez ülkelerini “istikrar ve yeniden inşa sürecinin ortakları” olarak gördüğünü belirtti. Suriye’nin stratejik konumunun, onu bölgesel ve uluslararası tedarik zincirleri için güvenli ve istikrarlı bir geçiş noktası haline getirebileceğini söyledi.

İç politikaya ilişkin değerlendirmesinde Şeybani, “Suriye’de tek bir Suriye halkı vardır; azınlık ya da çoğunluk yoktur” dedi. Tüm kesimlerin anayasa ve Suriye yasaları çerçevesinde korunduğunu ve toplum içinde rollerini yerine getirdiğini ifade etti.

Şeybani ayrıca, son 14 yıl boyunca Suriyelilere ev sahipliği yaptıkları için Avrupa Birliği ülkelerine teşekkür ederek, hükümetin şu anda Suriye’nin tüm sektör ve alanlarda yeniden inşası için çalıştığını kaydetti.

vfbfrbg
Suriye’den mülteci olarak Almanya’ya gelen Esma Huveyce, bugün çalıştığı Fluechtlingspaten Syrien (Suriyeli Mülteci Sponsorları) derneğinin ofisinde görüntülendi. Berlin, 10 Temmuz 2025. (AFP)

Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz’den sorumlu üyesi Dubravka Šuica ise basın toplantısında, “Bugün krizden toparlanmaya geçiş sürecinde Suriye’nin yanındayız. Suriye, Doğu Akdeniz’in en önemli ülkelerinden biri ve yeniden inşası için birlikte çalışmamız gerekiyor; çünkü ihtiyaçlar çok büyük” dedi.

Šuica, sağlık kurumları ve altyapının desteklenmesinin yanı sıra ekonomik ve sosyal toparlanmanın hızlandırılması ile kurumsal yapılanmanın güçlendirilmesine katkı sunduklarını belirterek, “Bu, herkes için müreffeh bir Suriye’nin temelidir” ifadelerini kullandı.

Suriye’de toparlanmanın, geleceğin inşası ve toplumun dayanıklılığının artırılmasıyla mümkün olacağını kaydeden Šuica, bunun Suriyelilere yeniden umut vereceğini söyledi. Ayrıca Suriye’nin doğru yönde ilerlediğini, ancak toparlanma sürecinin zaman gerektirdiğini vurguladı.


Arafat’tan Sinvar’a kadar... İran’ın Filistinlileri kuşatma çabaları hiç durmadı

Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)
Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)
TT

Arafat’tan Sinvar’a kadar... İran’ın Filistinlileri kuşatma çabaları hiç durmadı

Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)
Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)

Yaser Arafat, 1979’daki Humeyni Devrimi’nin ardından İran’a ulaşan ilk isim olmuştu. İran’ın İsrail Büyükelçiliği’ni kapatıp Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) devretmesiyle, Filistin devriminin yeni İran’da genişlediğini düşündü. Ancak kısa süre içinde, İran’ın açık ve doğrudan desteğinin “Allah rızası için” olmadığını; karmaşık, zor ve şartlara bağlı olduğunu fark etti. Böylece ilişkiler, kısa süren bir “balayı” döneminin ardından hızla kopma noktasına geldi.

Arafat’a yakın isimlerin anlattığına göre, hızlı zekâsı ve nüktedanlığıyla bilinen Filistin lideri, Humeyni’nin görüşme sırasında Farsça tercüman istemesine şaşırmıştı. Oysa Humeyni Arapçayı gayet iyi biliyordu. Ardından Humeyni’nin Filistin devriminin “İslami bir devrim” olduğunu ilan etmesini istemesi, Arafat’ın şüphelerini daha da artırdı. Arafat ise devrimin yalnızca Müslümanların değil, Hristiyanların da içinde bulunduğu tüm Filistin halkının devrimi olduğunu söylemekle yetindi.

fb
Yaser Arafat, 17 Şubat 1979’da Tahran ziyareti sırasında. Arafat, “İslam Devrimi”nden sonra İran’ı ziyaret eden ilk resmî isim olmuştu (Getty)

Daha sonra kendi çevresinde alaycı bir şekilde, “Kur’an’ın dili olan Arapçayı konuşmayan bir İslam devrimi lideri” görüntüsünün ironisinden söz ettiği aktarılır. Oysa Humeyni, devrim başarıya ulaşmadan önce Arapçayı akıcı biçimde konuşabiliyordu.

Arafat-Tahran hattında açık düşmanlık

Arafat, tüm çekincelerine rağmen İranlılarla ilişkisini bir süre sürdürdü. Ancak İran-Irak Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Tahran yönetimi tavrını netleştirdi. İran, Arafat’tan Saddam Hüseyin’e karşı açık destek vermesini istedi. Arafat bunu reddetmekle kalmadı, tam tersine Irak’a yakın bir çizgi izledi.

dfrft
1982 yılında Beyrut’tan çekilişi sırasında Yaser Arafat’ın konvoyuna eşlik eden Fransız güvenlik görevlisi (çift gözlük takan) (Getty)

Bunun ardından umut vadeden ilişkiler büyük bir çatışmaya dönüştü. İran, FKÖ’yü ve Arafat’ı zayıflatmak için muhalif Filistinli grupları desteklemeye başladı.

Filistinliler hâlâ, 1982’de İsrail Beyrut’u kuşatırken İran’ın Arafat için hiçbir adım atmamasını hatırlıyor. İran o sırada Irak’la savaş halindeydi. Dahası, İran’ın müttefiki Suriye; Ebu Musa liderliğinde Fetih içerisindeki en büyük ayrılığı destekledi, finanse etti ve barındırdı. Daha sonra “Fetih İntifadası” adını alan bu hareket Suriye’ye yerleşti.

gtrtgrt
1989’da Lübnan İç Savaşı sırasında Beyrut’taki Burc el-Baracne Mülteci Kampı’nda Filistinli kadınlar ve kız çocukları (Getty)

Tahran ayrıca FKÖ çatısı altındaki başka ayrılıkları da destekledi. Filistinliler, Humeyni’ye bağlılığını ilan eden Lübnan’daki Şii Emel Hareketi milislerinin Filistin kamplarında gerçekleştirdiği katliamları da unutmadı.

Bu dönemden sonra Arafat’ın, FKÖ’nün ve daha sonra kurulan Filistin Yönetimi’nin İran’la ilişkileri hiçbir zaman iyi olmadı. Karşılıklı suçlamalar zamanla açık düşmanlığa dönüştü.

“Hamas” ve “İslami Cihad” üzerinden nüfuz

İran, uzun süreli çabalar ve birçok başarısız girişimin ardından, Filistin Yönetimi’nin kuruluş sürecinde “Hamas” ve “İslami Cihad” hareketleri üzerinden kendisine alan açtı. Önce siyasi destek verdi, ardından mali ve askeri yardımları artırdı. Sonunda bölgesel bir eksen oluşturdu.

grfgrf
Lübnan İç Savaşı sırasında, 8 Ağustos 1986’da Emel Hareketi’nin askerî geçidinde görülen Nebih Berri. Fotoğrafta Musa Sadr’ın büyük bir portresi de yer alıyor (AFP - Getty)

Bu eksen, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik saldırısıyla büyük bir sarsıntı yaşadı ve etkileri İran’a kadar uzandı.

Hamas ile İslami Cihad’ın İran’la ilişkileri 1980’lerin sonlarında başladı ve 1990’larda güçlendi. 2000’deki İkinci İntifada ile birlikte İran’ın desteği daha da arttı. Hamas’ın Gazze’yi kontrol altına alması ise ilişkilerde yeni bir dönüm noktası oldu.

Bu süreçte Hamas ve İslami Cihad mensupları İran’da ve Lübnan’daki Hizbullah kamplarında, İran Devrim Muhafızları gözetiminde eğitim almaya başladı.

İran, her iki harekete büyük miktarda mali destek sağladı; silah, roket üretimi ve füze teknolojisi konusunda eğitim verdi. Filistin Yönetimi ve Fetih ise Tahran’ı, bu desteklerle Filistin iç bölünmesini derinleştirmekle suçladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas kaynakları, Gazze’nin kontrol altına alınmasının İran’la ilişkileri “eşi görülmemiş düzeye” taşıdığını söyledi.

Gazze dışındaki bir Hamas kaynağı, “Hareket büyük mali ve askeri destek aldı, savaşçıların deneyimi geliştirildi” dedi.

Gazze içindeki başka bir kaynak ise İran’ın Gazze’de eğitim projeleri kurmayı önerdiğini ancak Hamas’ın bunu reddettiğini belirtti. Bunun yerine belirli isimlerin yurt dışında eğitim aldığı ifade edildi.

İslami Cihad’ın İran’la ilişkisi ise daha eski ve daha güçlüydü. Hareketten bir kaynak, İran’ın kendilerine Grad ve Fecr tipi füzeler sağladığını, daha sonra bunların İran uzmanlığıyla yerel olarak geliştirildiğini anlattı.

İran’ın Gazze’deki etkisi

İran’ın etkisi zamanla Gazze’de çok belirgin hale geldi. Küçük gruplar da İran’dan destek almaya başladı. Açık şekilde Şiileşen yapılar ortaya çıktı, hatta kendisini “Filistin Hizbullahı” olarak adlandıran oluşumlar görüldü.

Hamas ve İslami Cihad kararlarının bağımsız olduğunu savunsa da İran’ın müdahalesini gizlemek mümkün olmadı.

defrgr
İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın, Hamas’ın kuruluşunun 28’inci yıl dönümü kutlamaları kapsamında 11 Aralık 2015’te Han Yunus’ta düzenlediği askerî geçit töreni (AFP - Getty)

Kaynaklar, İran’ın Filistin bölünmesini teşvik edip etmediği sorusuna doğrudan yanıt vermedi. Bunun yerine Tahran’ın temel hedefinin “direnişi geliştirmek ve Gazze cephesini güçlendirmek” olduğunu söylediler.

Suriye devrimiyle kırılma

2011’de Suriye’de başlayan halk ayaklanması, İran-Hamas ilişkilerindeki gerçeği daha görünür hale getirdi. Hamas, Beşşar Esed karşıtı bir çizgi alarak 2012’de Şam’dan ayrıldı. Bu durum İran’ı öfkelendirdi. Tahran, Hamas’a sağladığı desteği büyük ölçüde azalttı.

fev
Filistinli bir çocuk, 10 Haziran 2017’de Refah’ta Komutan Ebu Necca’nın cenaze töreni sırasında İzzeddin el-Kassam Tugayları mensuplarının arasından etrafa bakarken.

Hamas lideri Halid Meşal daha sonra, Suriye krizinin İran’la ilişkileri ciddi şekilde etkilediğini ve Tahran’ın mali desteği önemli ölçüde kestiğini kabul etti.

İran ise bu süreçte Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nı siyasi büroya karşı güçlendirmeye çalıştı. Böylece Hamas içinde eksenler konusunda tartışmalar ve görüş ayrılıkları oluştu.

Ebu Merzuk’un İran çıkışı

2012’de sızdırılan bir telefon kaydı, Hamas içindeki İran rahatsızlığını açık biçimde ortaya koydu.

Dönemin Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Musa Ebu Merzuk, İran’ı sert sözlerle eleştiriyor ve Tahran’ın Filistin direnişine destek verdiği yönündeki açıklamalarını “yalan” olarak nitelendiriyordu.

vdfv
Filistinli bir çocuk, 18 Eylül 2003’te Gazze’nin Zuveyde beldesinde İsrail kurşunlarının deldiği evinin camından dışarı bakarken (Getty)

Kayıtta Ebu Merzuk şu ifadeleri kullanıyordu:

“2009’dan beri onlardan ciddi bir şey gelmedi. Söylediklerinin çoğu yalan.”

Ayrıca İran’ın destek karşılığında Hamas’tan Sudan gibi ülkelerle ilişkilerini düzeltmek için arabuluculuk istediğini de belirtiyordu.

dcfr
İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları, 16 Aralık 2016’da Hamas’ın 29. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında düzenlenen askerî geçit töreni sırasında (AFP - Getty)

İran’ın her ele geçirilen silah sevkiyatını “Gazze’ye gidiyordu” diye sunduğunu söyleyen Ebu Merzuk, “Nijerya’da ele geçirilen gemi için bile bize gidiyordu dediler” ifadelerini kullandı.

Bir Hamas kaynağı, bu kaydın İran’ı çok öfkelendirdiğini ve Hamas’ın Tahran’a açıklama yapmak zorunda kaldığını söyledi.

“Direniş ekseni” ve 7 Ekim kırılması

2017’de İsmail Heniyye’nin Hamas liderliğine, Yahya Sinvar’ın ise Gazze liderliğine gelmesiyle İran’la ilişkiler yeniden güçlendi. Özellikle askeri kanadın etkisinin artması ilişkileri daha da derinleştirdi.

İran, Hamas’ı bölgesel “direniş ekseninin” temel unsurlarından biri haline getirdi ve “cephelerin birliği” söylemini öne çıkardı.

fvbngt
Sana’da, İran ve Lübnan’daki Hizbullah ile dayanışma göstermek amacıyla Husi grubunun düzenlediği bir kitlesel gösteri (AFP)

Bu durum Sinvar’da, 7 Ekim saldırısından sonra İran’ın doğrudan müdahil olacağı yönünde beklenti oluşturdu. Ancak bu gerçekleşmedi.

İran, saldırıdan önceden haberdar olduğunu reddetti. Bu durum “direniş ekseni”, “cephelerin birliği” ve koordinasyon düzeyi hakkında ciddi soru işaretleri doğurdu.

İslami Cihad’ın da saldırıdan önceden haberdar olmadığı belirtildi.

Yemen krizi ve yeni ayrılıklar

İslami Cihad da İran’ın siyasi taleplerinden kaçamadı. 2015’te İran, hareketten Yemen’de Husilere destek açıklaması yapmasını istedi. Hareket bunu reddedince Tahran desteği azalttı.

dsfbgtr
Bir İranlı kadın, 24 Ekim 2024’te Tahran şehir merkezinde düzenlenen bir toplanmada, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği bir hava saldırısında hayatını kaybettiği bildirilen Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafını taşırken (AFP - Getty)

İran daha sonra, İslami Cihad’dan kopan isimlerin kurduğu “Sabirin Hareketi”ni desteklemeye başladı.

İslami Cihad’dan bir kaynak, o dönemin hareket açısından en zor dönemlerden biri olduğunu söyledi.

Savaşın sonuçları

7 Ekim sonrasında başlayan savaşlar zinciri, yalnızca Hamas ve Hizbullah’ı değil İran’ı da doğrudan hedef haline getirdi.

İran hâlâ Hamas ve İslami Cihad’a desteğin süreceğini söylüyor. Ancak savaş, güvenlik baskıları ve mali kanallara yönelik Amerikan-İsrail operasyonları nedeniyle desteğin son aylarda ciddi şekilde aksadığı belirtiliyor.

İsrail, Filistin dosyasından sorumlu birçok İranlı yetkiliyi öldürdü. ABD ise İran’dan vekil güçlere desteği kesmesini talep ediyor.

Filistin Yönetimi “Şam hattını” koparıyor

Gazze savaşı sırasında Hamas ve İslami Cihad İran’a siyasi destek verirken, Filistin Yönetimi İran karşıtı çizgisini daha da netleştirdi.

Filistin Yönetimi yalnızca İran lideri Ali Hamaney’i sert şekilde eleştirmekle kalmadı; Hamas’ı da “ulusal değil İran ajandasına hizmet etmekle” suçladı.

sdvfdv
Filistin Yönetimi Başkanı, ABD’nin vize vermeyi reddetmesi üzerine “iki devletli çözüm” konulu Birleşmiş Milletler zirvesine uzaktan katılarak konuşma yaparken (AFP)

Ayrıca ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını kınamaktan kaçındı, buna karşılık İran’ın Arap ülkelerine yönelik saldırılarını eleştirdi.

Böylece Filistin Yönetimi, kendisini daha açık şekilde “ılımlı Arap ekseni” içinde konumlandırdı.

Şarku’l Avsat’a konuşan bilgili bir kaynak, “Filistin Yönetimi aslında yeni bir pozisyon almadı, sadece tavrını daha açık hale getirdi” dedi.

Filistin Yönetimi, 7 Ekim’den sonra her şeyin değiştiğini düşünüyor ancak başlayan savaşların sonunda İran’ın bölgesel ajandasının zayıflayacağına inanıyor.


Irak hükümetinin kurulması İran'ın sürpriz vetosuyla karşılaştı

Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
TT

Irak hükümetinin kurulması İran'ın sürpriz vetosuyla karşılaştı

Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)

İki Iraklı yetkili, Tahran yönetiminin, iktidardaki Şii koalisyon Koordinasyon Çerçevesi temsilcilerinden, “müttefiklerinin nüfuzunu ve devlet içindeki varlık yapısını hedef alan” bir hükümete destek vermemelerini istediğini açıkladı.

Gelişmeler, İsmail Kaani’nin sürpriz şekilde Bağdat’a ulaştığı yönündeki bilgilerle eş zamanlı yaşandı. Bu süreçte, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali al-Zeydi’nin yürüttüğü müzakerelerin ileri aşamaya geldiği, ancak yeni hükümetin şekli konusunda ABD ile İran arasındaki rekabetin giderek arttığı belirtildi.

Farklı kaynaklar Şarku’l Avsat’a, “Kaani’nin son saatlerde Bağdat’a geldiğini ve hükümetin kurulması sürecinde rol alan isimlerle görüştüğünü” aktarırken, Tahran’ın Washington’a tam uyum gösterilmesine karşı çıktığını ifade etti.

Kudüs Gücü komutanı Kaani’nin temaslarıyla ilgili konuşan bir yetkili, Bağdat’taki hükümet pazarlıklarını “Hürmüz Boğazı’ndaki kuşatma ve karşı kuşatma” durumuna benzetti.