Şarku’l Avsat Özel: Arap ülkelerinin Suriye’de çözüm için yol haritası

Suriye ile ‘Arap normalleşme belgesinin’ gizli eki, yabancı güçlerin çıkışını da içeriyor. Şam’dan talep edilen adımlar ve önerilen ‘teşvikler’ için bir takvim belirlendi. Şarku’l Avsat ise iki belgenin içeriklerine yer verdi.

Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
TT

Şarku’l Avsat Özel: Arap ülkelerinin Suriye’de çözüm için yol haritası

Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)

Şarku’l Avsat’ın da bir nüshasını ele geçirdiği “Ürdün Belgesi ve Gizli Eki”, Arap ülkelerinin Şam ile normalleşme adımlarının nihai hedefinin, “2011 sonrasında ülkeye giren tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların Suriye’den çıkması” olduğunu ortaya koydu.
Belge, Rusya’nın meşru çıkarlarını tanırken, Suriye’nin belirli bölgelerinde İran nüfuzunun sınırlandırılmaya başlanmasını da kapsayan “aşamalı stratejiye” göre bir dizi adım atıldıktan sonra “ABD ve Koalisyon güçlerinin Suriye’nin kuzeydoğusu ile güneydoğusundaki Tanf Üssü’nden geri çekilmesi” de bu hedefe dahil.

Belge uygulanıyor
‘Kart Yok’ olarak adlandırılan ve bir zaman çizelgesi içermeyen söz konusu belgenin çizdiği yol haritası kapsamında:
*Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad New York’ta dokuz Arap bakanla görüştü;
*Ürdün - Suriye resmi görüşmeleri başladı;
*Arap liderler ile Devlet Başkanı Beşşar Esed arasındaki temaslar başladı. Böylelikle Esed, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i salı günü Şam’da kabul etti.
Ürdün tarafı, bu planı aylar önce hazırlamıştı. Ürdün Kralı 2. Abdullah, Temmuz ayında Washington’da ABD Başkanı Joe Biden, Ağustos ayında da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Arap ve yabancı liderlerle bu planı görüştü.
6 sayfalık eki ile belge, son 10 yılın incelenmesini ve Suriye’de ‘rejim değişikliği’ politikasını içeriyor, Belge rejim değişikliği girişiminin başarısız olması sebebiyle Suriye rejiminin politikalarında kademeli bir değişiklik öneriyor.
Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, 11 Kasım’da ABD merkezli CNN International’a yaptığı açıklamada “Ürdün, Suriye çatışmasını çözmek için etkili bir strateji görememesi sonrasında Esed ile görüştü” dedi.
“Mevcut durumda yaşamak bir seçenek değil” diyen Safadi, “Küresel bir topluluk olarak krizi çözmek için ne yaptık? 11 yıllık kriz sonucu ne oldu? Ürdün, Suriye iç savaşının bir sonucu olarak acı çekti. Sınır boyunca uyuşturucu ve terör yolu açıldı. Ülke, daha önce dünyanın sağladığı desteği almayan 1,3 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor” açıklamasında bulundu.
Bakan, Ürdün Kralı’nın ziyaretine atıfta bulunarak “Ürdün, ABD ile ‘yakınlaşma çabaları’ hakkında görüştü” dedi. Aynı şekilde Ürdün İstihbarat Direktörü Tümgeneral Ahmed Husni Hatuki, Ürdün’ün Suriye meselesiyle ‘oldubitti’ olarak ilgilendiğini belirtti. Bakan Safadi’nin ifadeleri ‘Ürdün Belgesi’ ile de örtüşüyor. Metne göre;
Suriye krizinin patlak vermesinden on yıl sonra, krizi çözmek için gerçekçi bir umut yok. Net bir siyasi çözüm için kapsamlı bir strateji yok. Krizin çeşitli yönlerini ve sonuçlarını işlevsel ve amaç odaklı bir temelde ele almaya yönelik dar yaklaşımlar, gerekli siyasi çözümü sağlayamaz. Mevcut krizin askeri bir sonu olmadığı konusunda herkes hemfikir. İktidardaki Suriye rejimini değiştirmek tek başına etkili bir hedef değil. Belirtilen amaç, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına dayalı olarak siyasi bir çözüm bulmaktır. Ancak bu yolda kayda değer bir ilerleme yok. Mevcut durum, Suriye halkının daha fazla acı çekmesine neden olmakta ve muhaliflerin pozisyonlarını güçlendirmekte. Krize yönelik mevcut yaklaşım, maliyetli bir başarısızlık olduğunu kanıtladı:
-Suriye halkı: Birleşmiş Milletler’in (BM) son verilerine göre, 6,6 milyonu ülke içinde yerinden edilmiş olmak üzere 6,7 milyon Suriyeli mülteci mevcut. 6 milyonu aşırı muhtaç durumdaki vatandaş olmak üzere 13 milyon Suriyeli insani yardıma muhtaç durumda. 12,4 milyon Suriyeli gıda güvensizliğinden muzdarip. Suriyelilerin yüzde 80’inden fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 2,5 milyon çocuk Suriye'de eğitim sisteminin dışında. Ayrıca 1,6 milyon çocuk eğitim sisteminden ayrılma riskiyle karşı karşıya.
-Terörizm: Terör örgütü DEAŞ yenildi, ancak tamamen ortadan kaldırılamadı. Üyeleri, safları yeniden düzenlemeye çalışıyor ve Suriye’nin güneybatısı gibi DEAŞ’ın kovulduğu ülkedeki bazı bölgelerde yeniden ortaya çıkıyorlar. Ayrıca güneydoğu gibi diğer bölgelerdeki varlıklarını pekiştirmek için çalışıyorlar. Diğer terör örgütleri ise kuzeydoğudaki güvenli bölgelerden yararlanarak, Suriye’nin farklı bölgelerinde faaliyetlerini sürdürüyor.
-İran: İran, ekonomik ve askeri nüfuzunu Suriye rejimine ve Suriye’nin bazı hayati bölgelerine dayatmaya devam ediyor. Halkın acılarını sömürmekten milisleri görevlendirmeye kadar, ülkenin güneyi de dahil olmak üzere kilit alanlarda vekilleri güçleniyor. Uyuşturucu ticareti bu gruplar için önemli bir gelir sağlıyor. Bölge ve ötesi için büyüyen bir tehdit oluşturuyor.
-Mülteciler: Ülkedeki güvenlik, ekonomik ve siyasi koşullarda iyileşme olmaması nedeniyle mültecilerin hiçbiri -ya da çok az bir kısmı- Suriye’ye geri dönüyor. Mülteciler ve ev sahibi topluluklar için uluslararası fonlar azalmakta ve mültecileri destekleyecek altyapıyı tehdit etmekte.

Ne yapılmalı?
Krize siyasi bir çözüm bulma çabalarına yeniden odaklamak, insani ve güvenlik yansımalarını azaltmak için yeni ve etkili bir yaklaşım gerekiyor. Seçilen yaklaşım kademeli olmalı ve başlangıçta Suriye halkının acılarını azaltmaya odaklanmalı. Terörle mücadele çabalarını güçlendirmeye, İran'ın artan nüfuzunu engellemeye ve ortak çıkarlarımıza yönelik daha fazla bozulmayı durdurmaya yönelik eylemler de belirlenmeli.
Böyle bir yaklaşım, yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin gönüllü geri dönüşüne elverişli bir ortam oluştururken, Suriye halkının lehine özenle belirlenmiş teşvikler karşılığında iktidardaki rejimin davranışında kademeli bir değişikliği hedefleyecek. Bunu yapmanın yolu;
1) 2254 sayılı karara dayalı olarak siyasi bir çözüme aşamalı bir yaklaşım geliştirilmeli.
2) Benzer fikirlere sahip bölgesel ve uluslararası ortaklarla yeni bir yaklaşım için gerekli destek oluşturulmalı.
3) Rusya ile bu yaklaşım üzerinde anlaşmaya varmaya çalışılmalı.
4) Suriye rejimini dahil edecek bir mekanizma üzerinde anlaşılmalı.
5) Uygulama.

Yaklaşım
Olumlu davranışı teşvik etmek ve bunun gerçekleşmesi için kolektif etkimizi kullanmak amacıyla tüm ortaklar ve müttefiklerin benimsediği adım adım bir yaklaşım olmalı. Bu, Suriye halkını doğrudan etkileyecek gerekli tedbirleri ve gerekli siyasi değişiklikleri alması karşılığında rejime teşvikler sağlayacak. Rejime iletilen ‘teklifler’, rejimin önereceği ‘talepler’ karşılığında doğru bir şekilde belirlenecek. İlk odak, hem sunumlarda hem de taleplerde insani meseleler olacak. BMGK’nın 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasıyla sonuçlanan siyasi meseleler yolunda kademeli ilerleme sağlanacak. Teklifler ve talepler, BM’nin insani ihtiyaçlara ilişkin verilerine dayanarak kararlaştırılacak.
1) Desteğin yapısı: Ana Arap ve Avrupalı ​​müttefiklerin bu yaklaşımı desteklemesi önemli. Bu, rejim ve müttefikleriyle görüşmelerde ortak bir ses sağlayacak. Ayrıca bazı ülkelerin Suriye rejimi ile ikili kanallar açması sonucunda etkimizi kaybetmememizi sağlayacak.
İstişare ve destek amacıyla öncelik olarak yakınlık gösterdiğimiz ülkeler üzerinde anlaşacağız. Bir sonraki adım, tüm müttefiklerin desteğine ulaşmadan önce bu yaklaşımı ‘küçük grup’ içerisinde desteklemek olacak.
2) Rusya’nın ortaklığı: Bu yaklaşım için Rusya’nın onayını almak önemli bir başarı faktörü sayılıyor. Bu yaklaşımın Suriye rejimi tarafından kabul edilmesini ve uygulanmasını sağlamak için ‘meşru’ Rus çıkarlarının tanımak ve bunları ‘teklif’ çerçevesine dahil etmek mümkün. Rusya ile ortak bir zemin belirlemek, siyasi bir çözüme doğru ilerleme sağlamak için gerekli. İran’ın artan nüfuzuna karşı koyma çabalarının başarısı için de gerekli. Rusya, iktidardaki rejimin pratik önlemleri karşılığında insani konularda tekliflere açık.
3) Rejimin ortaklığı: Katılımın birden fazla kanal üzerinden gerçekleştirilmesi mümkün.
-Rusya genelinde dolaylı katılım.
-Bir grup Arap ülkesinden doğrudan katılım (Bu, Arap tavrındaki çatlakları iyileştirecek, krizi çözme çabalarında ortak bir Arap rolünün yokluğuna ilişkin endişeleri ele alacak ve olumlu değişikliklere ulaşma çabaları çerçevesinde teşvikler elde etmek için Arapların rejime katılımından faydalanacak). Ürdün, uzun süreli temasların başlamasından önce uyumu sağlamak için rejimle ilk ilkesel görüşmeye öncülük edebilir.
4) Uygulama: Uygulama ve uyumu gözetlemek üzere resmi bir mekanizma kurulacak. BM, tüm insani yardımları sağlamaktan sorumlu olacak. Anlaşmanın, BM tarafından yayınlanan bir kararda gerçekleşmesi dikkate alınacak.
‘Girişimi uygulamak için’ sonraki adımlar:
1) Yaklaşım üzerinde tartışma ve anlaşma.
2) Tarafların talep ve teklifleri formüle etmeleri için anlaşma.
3) Bir yol haritası ve nasıl ilerleneceği konusunda anlaşma.
Bu yaklaşım, kesinlikle engellerle karşılaşacaktır. Hatta siyasi aşamanın başlamasıyla bir çıkmaza bile girebilir. Ancak ilk başta insani boyuta odaklanılması Suriyelilerin acısını hafifletecektir. Suriye’nin belirli bölgelerinde terör örgütleriyle mücadele ve İran etkisini azaltma çabalarını destekleyecektir. Aynı zamanda siyasi bir çözüm bulmak ve insani felaketi durdurmak için girişimde bulunurken, krizdeki ortakların ve müttefiklerin birleşik ortak sesini yeniden inşa edecek.

Adımlar tablosu
Belge, Şam’dan ‘talep edilen’ ve başkaları tarafından ‘önerilen’ belirli bir madde de dahil olmak üzere ‘adım adım’ yaklaşımının bir açıklamasını içeren gizli bir ek içeriyor.
İlk adım, BM konvoylarının Suriye içindeki hatlardan geçişinin kolaylaştırılması ve Suriye’ye sağlık yardımı gönderilmesi karşılığında ‘insani erişimin sağlanması ve insani yardımın sınırlar arasında akışının sağlanması’ ile bağlantılı.
İkinci adım, Şam’da yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşlerine elverişli bir ortamın oluşturulmasını ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) ilgili alanlara tam erişim izni verilmesini içeriyor. Söz konusu adıma ‘rejimle koordineli olarak insani yardımları artırarak ve erken kurtarma projelerini ve istikrar projelerini finanse ederek ve bunları uygulayarak, yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin evlerine ve şehirlerine geri dönüşü için erken kurtarma programları ve programlar formüle ederek, genel olarak Suriye halkının geçim kaynaklarının düzene germesine yardımcı olan BM kuruluşlarını ve uluslararası STK’ları destekleyerek’, rejimin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan Suriyeliler için geçici bir yardım planının kabul edilmesini içeren Batılı adımlara karşılık, geri dönenlerin zulme uğramamasını sağlamak ve yerinden edilenlerin evlerine dönüşlerini kolaylaştırmak da dahil.
Üçüncü adım, 2254 sayılı kararın uygulanması, ‘anayasa reformuna uzanan Anayasa Komitesine Şam’ın olumlu katılımı’, ‘tutukluların ve siyasi mahkumların serbest bırakılması, kayıpların akıbetinin belirlenmesi, Suriye’de daha kapsayıcı bir yönetime katkı sağlayan gerçek bir hükümet formülü oluşturmakta uzlaşı sağlanması, BM gözetiminde seçimler yaparak kapsayıcı hükümetin kurulması’ ile ilgili.
Öte yandan Arap ve Batılı ülkeler, Suriye’ye uygulanan yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi konusunda uzlaşı sağladı. Uzlaşı, ‘üçüncü şahıslarla mal ticaretinin kolaylaştırılması, Suriye kamu sektörlerine yönelik yaptırımların kaldırılması, Merkez Bankası, devlet kurumları ve hükümet yetkilileri dahil olmak üzere sektörel yaptırımların kaldırılması, Suriye ile ilişkilerin yeniden kurulması için kademeli bir diplomatik yakınlaşmanın yürütülmesi, Şam’da ve ilgili başkentlerde diplomatik misyonların yeniden açılması, Suriye’nin uluslararası forumlara dönüşünün kolaylaştırılması ve Arap Birliği’ndeki konumu yeniden sağlamasını’ da kapsıyor.

DEAŞ ne olacak?
Programın dördüncü adımı ise ‘Suriye rejimi ve Rusya ile Suriye’nin kuzeybatısında terörle mücadelede, Suriye’nin doğusunda terörist unsurlarla mücadelede, el-Hol kampı sakinleri, yabancı savaşçılar ve tutuklu DEAŞ mensupları ile ilişkilerde rejim ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında koordinasyon sağlamada ve DEAŞ’tan kurtarılan ve Suriye rejiminin kontrolü altındaki bölgelerde istikrar ve erken kurtarma projelerinin finansmanında iş birliği’ karşılığında ‘DEAŞ ve terör örgütleriyle mücadele, Suriye’nin doğusunda, Suriye’nin güneyindeki rejim kontrolünde olan bölgelerde, Suriye çölünde DEAŞ ve benzeri terör unsurlarına karşı mücadelede iş birliği, yabancı savaşçılarla mücadelede iş birliği, terörist gruplar hakkında güvenlik bilgisi alışverişi ve uluslararası görevlendirme unsurlarıyla ve finansman ağlarıyla bağlantılar, İran bağlantılı radikalizm yanlısı grupların faaliyetlerini ve Suriye’deki Sünni mezheplere ve etnik azınlıklara yönelik provokasyonlarını durdurma’ eylemlerini kapsıyor.
Beşinci adım, ‘ülke genelinde ateşkes ilan edilmesini, Suriye dışındaki tüm unsurların cephe hatlarından ve komşu ülkelerle olan sınır bölgelerinden çekilmesini (ki bu, büyük askeri operasyonların durdurulduğunu ve tüm ülkede ateşkes sağlandığının ilan edilmesine katkı sağlıyor), ateşkes süreci dışında da hava bombardımanı ve baskınlar da dahil tüm askeri operasyonların durdurulmasını, Suriye üzerindeki tüm yabancı askeri hava operasyonlarının durdurulmasını, Suriye’deki ortakların ve bölgesel müttefiklerin (Türkiye de dahil) ülke genelinde ilan edilen ateşkese bağlılıklarını’ içeriyor.
Altıncı ve son adım, ‘Suriye ordusu ile komşu ülkelerdeki askeri ve güvenlik teşkilatları arasında Suriye sınırlarının güvenliğini sağlamak için koordinasyon kanalları açma’ karşılığında, ‘Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) kapsamındaki yükümlülüklerin yerine getirilmesi de dahil olmak üzere tüm yabancı güçlerin geri çekilmesini, Suriye’nin belirli bölgelerinde İran etkisinin azaltılmasını, 2011’den sonra gelen tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların Suriye’den çekilmesini, ABD ve koalisyon güçlerinin et-Tanf üssü de dahil olmak üzere Suriye’nin kuzeydoğusundan geri çekilmesini’ kapsıyor.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.