İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

Cassis, Tahran'ın ‘nükleer’ müzakerelere geri dönmesi gerektiğini vurguladı.

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
TT

İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Tahran’ın nükleer programla ilgili müzakerelere dönmesinin önemini vurguladığı açıklamasında. Riyad ile bölgenin güvenliği ve istikrarı konusunda olumlu sonuçlar verecek görüşmeleri sabırsızlıkla beklediğin, söyledi. Cassis, Yemen krizine siyasi bir çözüm bulma yönünde çağrı yaptı. “Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır” diyen İsviçre Dışişleri Bakanı, Riyad’da ülkesinin Suudi Arabistan ile ilişkilerini güçlendirme ve kalkınma iş birliğini derinleştirme stratejisini uygulamanın yollarının ele alındığını kaydetti.
Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda, Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ekonomik ilişkilerin, özellikle de genç, iyi eğitimli bir işgücünün potansiyelinden yararlanmak ve dijitalleşme ile yeni teknolojileri teşvik etmek için eğitim, bilim ve inovasyon alanlarında iş birliğinin de ziyaretinin gündeminde olduğunu söyledi.
Cassis açıklamasında ülkesinin Libya'ya verdiği desteği ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda yanında olduğunu vurguladı. Ülkenin 10 yılı aşkın süredir çatışmalardan muzdarip olduğunun altını çizen İsviçre Dışişleri Bakanı, bu nedenle Ekim 2020’de Cenevre’de imzalanan ateşkes anlaşmasının ilk umut ışığı niteliğinde olduğunun altını çizdi. 
Cassis, savaşın paramparça ettiği bölgelerden kaçış ve göç nedeniyle mülteci krizi yaşandığını belirterek İsviçre’nin diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte, söz konusu yönetimleri desteklemek ve en fazla ihtiyacı olanlara koruma sağlamak için büyük çaba sarf ettiğini söyledi. İsviçre'nin risk altındaki mültecileri ülkeye almasının yanı sıra sığınmacılar tarafından yapılan toplam başvuruların yüzde 60'ından fazlasını kabul ettiğini kaydetti.
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda bölgesel gelişmelerden uluslararası alanda yaşanan tartışmalara kadar birçok başlıkta soruları cevapladı:

Suudi Arabistan ziyaretinizde öne çıkan konuları nelerdir? Krallık'taki yetkililerle görüşeceğiniz en önemli dosyalar arasında hangileri var?
Elbette ki Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ve ekonomik ilişkiler söz konusu. Özellikle eğitim, bilim ve inovasyon alanındaki iyi iş birliğimiz gündemde. Ayrıca İsviçre geçtiğimiz ekim ayında Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi stratejisini benimsedi. Ziyaretim büyük ölçüde İsviçre'nin çatışmaları önleme, insani yardım ve kalkınma iş birliğini teşvik etme konusundaki uzun süredir devam eden taahhüdüne dayanan bu stratejinin uygulanmasına odaklanıyor. Ayrıca Suudi pazarındaki İsviçreli şirketlerin sahip olduğu fırsatların yanı sıra genç, iyi eğitimli işgücünün potansiyelini kullanmak için aralıksız arayışımızın yanı sıra dijitalleşmeyi ve yeni teknolojileri teşvik etmeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra Suudi Arabistan Vizyon 2030 projesi çerçevesinde, özellikle kadınların güçlendirilmesiyle ilgili son gelişmelerle de yakından ilgileniyorum.

Daha önceki anlaşmalarla ilgili neler yapıldı ve bu ziyaret yeni anlaşmalara sahne olacak mı? Olacaksa kapsamları neler?
Avrupa Serbest Ticaret Birliği ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, çifte vergilendirme anlaşması ve ikili yatırım anlaşması ile ilişkilerimizin sağlam temellere dayandığını söyleyebiliriz. Burada, yakın zamanda İsviçre Menkul Kıymetler Borsası ‘SIX’ ve Suudi Menkul Kıymetler Borsası ‘Tadawul arasında iş birliğine ilişkin bir mutabakat zaptı imzalandığını belirtmek isterim. Doğal olarak, iki ülke arasındaki bu verimli ilişkiyi güçlendirmek gayretindeyim.

Suudi Arabistan kısa süre önce Suudi Yeşil Girişimi ve Ortadoğu Girişimi'ni başlattı. Diğer yandan iklim değişikliğiyle mücadele, karbon emisyonlarını azaltma ve karbon ekonomisini geri dönüştürmedeki rolünü de güçlendirme eğiliminde. Bu girişimler iki ülke arasındaki iş birliğinde ne kadar yer kaplıyor?
İsviçre, iklim değişikliği tehdidini azaltmak ve buna uyum sağlamak için tüm ülkelerin gösterdiği çabaları memnuniyetle karşılamaktadır. Çünkü iklim değişikliği ancak birlikte karşı çıkabileceğimiz küresel bir mücadele için mükemmel bir örnektir. Daha önce de belirttiğim gibi; kalkınma iş birliği MENA bölgesindeki önceliklerimizden biridir. Ancak özellikle iki ülke, İsviçre ve Suudi Arabistan, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nde birçok çıkarı paylaşıyor. Öncelikli başlıklarımız arasında suyun ve sağlığın iyileştirilmesi, iklim değişikliğiyle mücadele, tarım ve gıda güvenliğinin teşvik edilmesi yer alıyor. Burada söz konusu başlıkların Suudi Arabistan Krallığı Vizyon 2030 projesi açısından da ele alındığını belirtmek istiyorum. Bu sürdürülebilirlik gündemle ilgili uzun vadeli stratejik ortaklıklarla ilgileniyoruz.

Husilerin Krallık’a yönelik saldırılarını artırdığı bir zamanda Suudi Arabistan, Yemen krizini çözmek için Riyad Anlaşması’nın uygulanmasını istiyor..
Çatışmanın şiddetini azaltmayı destekleyen ve Yemen halkının acılarını dindiren her anlaşma doğru yönde atılmış bir adımdır. Bu noktada Riyad Anlaşması'nın önemi ortaya çıkıyor. Bu anlaşma, Yemen'in geleceği için kapsamlı, barışçıl ve kapsamlı bir çözümdür. Bu nedenle İsviçre, tüm tarafları uluslararası hukuka uymaya ve sivillere yönelik saldırıları durdurmaya çağırıyor. Aynı zamanda tüm taraflara şiddeti sona erdirmek ve siyasi bir çözüm bulmak için müzakerelere yeniden katılma çağrısında bulunuyoruz. Bence uluslararası toplumun, özellikle de bölgesel aktörlerin bu hedefi desteklemesi önemli. Sürdürülebilir barışı ancak diyalog yoluyla sağlayabiliriz. Bu nedenle İsviçre, Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in çalışmalarını desteklemektedir.

Hem Suudi Arabistan hem de İran, iki ülke arasında birçok müzakere turu gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu turları nasıl değerlendiriyorsunuz ve İsviçre'nin bunda bir rolü var mı?
Ben bölge ülkeleri arasında yalnızca kapsamlı bir uzlaşının, uzun vadeli barış, istikrar ve refaha yol açacağına eminim. Yani Suudi Arabistan ve İran arasında devam eden görüşmeler iyiye işaret.

İran'ın nükleer programına ilişkin müzakereleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Tahran’ın bölgedeki faaliyetlerinin riskleri nelerdir?
Bize göre Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ilerleme süreci uluslararası güvenliğe ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine önemli bir katkıdır. Ama elbette ki anlaşmaya imza atan bir ülke olmayan İsviçre, Viyana görüşmelerine doğrudan katılmıyor. Ancak müzakerelerin yakında yeniden başlayacağı haberini memnuniyetle karşılıyoruz ve bu müzakerelerin tüm tarafların taahhütlerine hızlı ve tam bir dönüşe yol açmasını umuyoruz.

Lübnan'ın Suudi Arabistan ile yaşadığı krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel olarak, İsviçre bölgede diyalogu teşvik eden birçok barış girişimini zaten destekliyor. İlgili taraflar bizden bunu istiyorlarsa daha fazlasını yapmaya da hazırız.

Libya krizine ilişkin vizyonunuz ve bunu farklı seçim atmosferi ışığında çözmenin yolları nelerdir?
Elbette Libya 10 yılı aşkın süredir çeşitli çatışmalardan muzdarip. Bu nedenle 2020 yılının ekim ayında Cenevre'de imzalanan ateşkes anlaşması ilk umut işaretiydi. O zamandan bu yana birçok önemli kazanıma tanık olduk. Yılın sonunda birine daha tanık olacağız: Libya halkı için özgür ve kapsayıcı seçimler. Bu nedenle İsviçre, BM liderliğindeki barış sürecini uzun yıllardır desteklemektedir ve Berlin sürecinin de aktif bir üyesidir. Tabii ki uluslararası insan hakları hukuku konusunda çalışma grubuna da eş başkanlık ediyoruz. Ev sahibi ülke olarak Libyalı aktörlerin birçok önemli toplantısını destekledik. Hizmetlerimizi sunmaya ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda Libya'nın yanında olmaya devam edeceğiz.

Mülteci sorunu Avrupa için ne ölçüde bir gerçekliğe sahip?
Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki birçok ülke binlerce mülteciye ev sahipliği yapıyor. İsviçre, Avrupa düzeyinde diğer ülkelerle birliktedir. Bu ülkeleri desteklemek için büyük çaba sarf ediyoruz. Avrupa ayrıca en çok ihtiyacı olanlara koruma sağlıyor. Sığınmacılardan gelen tüm başvuruların yüzde 60'ından fazlası kabul ediliyor. Özellikle büyük risk altındaki mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerin başında geliyoruz. Bununla birlikte İsviçre ve genel olarak Avrupa için söz konusu ülkeler için mültecilere güvenli, onurlu ve sürdürülebilir bir dönüş sağlanabildiği sürece korumaya ihtiyacı olmayanları ülkelerine geri göndermeleri esastır.



Mısır, Somaliland'ı tanımama konusundaki tutumunu yineledi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud arasında geçtiğimiz şubat ayında Kahire'de düzenlenen ortak basın toplantısından bir kare (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud arasında geçtiğimiz şubat ayında Kahire'de düzenlenen ortak basın toplantısından bir kare (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Somaliland'ı tanımama konusundaki tutumunu yineledi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud arasında geçtiğimiz şubat ayında Kahire'de düzenlenen ortak basın toplantısından bir kare (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud arasında geçtiğimiz şubat ayında Kahire'de düzenlenen ortak basın toplantısından bir kare (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır, ‘Somaliland’ olarak adlandırılan bölgeyi tanımama konusundaki tutumunu yineleyerek, ‘Somali topraklarının bütünlüğüne zarar verebilecek her türlü girişim veya adıma, bu bağlamda Somaliland olarak adlandırılan bölgenin tanınmasına da tamamen karşı olduğunu’ ve bunun ‘Somali Federal Cumhuriyeti'nin birlik ve egemenliğinin ihlali’ anlamına geleceğini vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Somalili mevkidaşı Abdusselam Abdi Ali arasında dün gerçekleştirilen telefon görüşmesinde, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi yolları ele alındı. Görüşmede taraflar, Somali'deki iç gelişmelerin yanı sıra özellikle Afrika Boynuzu bölgesindeki bölgesel gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulundu.

Abdulati, görüşme sırasında Mısır'ın Somali Federal Cumhuriyeti ve ulusal kurumlarına verdiği tam desteği teyit ederek ‘Somali'nin güvenlik ve istikrarına verilen önemi’ vurguladı ve ülkesinin Somali'nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen istikrarlı tutumunu yineledi.

İsrail'in 26 Aralık'ta ‘ayrılıkçı bölgeyi tanıdığını’ açıklamasından bu yana, Mısır'ın söz konusu adımı reddeden girişim ve temasları devam ediyor.

fgrt
Nisan ayında düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati'nin Somali Cumhurbaşkanı ile bir araya geldiği görüşmeden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamaya göre Somali Dışişleri Bakanı Abdi, ülkesinin siyasi, kalkınma ve güvenlik alanlarında sürdürdüğü Mısır desteğine duyduğu takdiri dile getirerek, Mısır'ın Somali'nin birlik, egemenlik ve toprak bütünlüğünü destekleyen istikrarlı tutumunu takdirle karşıladığını belirtti.

Somalili Bakan ayrıca, Afrika Boynuzu bölgesinde güvenlik ve istikrarın desteklenmesine katkı sağlayacak şekilde, ortak ilgi alanına giren çeşitli ikili ve bölgesel konularda Mısır ile koordinasyon ve istişarenin sürdürülmesine verilen önemi vurguladı.

Mısır, Somali ile ikili ilişkilerin farklı düzeylerde kaydettiği ivmeyi memnuniyetle karşılıyor. Bu kapsamda iki ülke arasında Mısır Hava Yolları'nın uçuş hattı açıldı, 2024 ağustosunda askeri iş birliği protokolü imzalandı, Mısır Büyükelçiliği tamamen Mogadişu'ya taşındı ve geçtiğimiz yılın ocak ayında ilişkilerin ‘stratejik ortaklık’ düzeyine yükseltilmesine ilişkin siyasi bildiri imzalandı.

Mısır, geçtiğimiz haziran ayı ortalarında, işgal altındaki Kudüs kentinde ‘Somaliland Büyükelçiliği’ olarak adlandırılan temsilciliğin açıldığı duyurusunu şiddetle kınadığını açıklamış ve bu adımın uluslararası hukukun ve Kudüs'e ilişkin uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlalini teşkil ettiğini belirtmişti.

Mısır Dışişleri Bakanlığı o dönemde, Kudüs'te yasa dışı bir durumu kalıcı hale getirmeyi amaçlayan tek taraflı adımlara veya uluslararası hukuk kurallarına ve ilgili Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına aykırı herhangi bir oluşum ya da düzenlemeye meşruiyet kazandırılmasına tamamen karşı olduğunu vurgulamıştı.


Gazze'de savaş sonrası planlar mevcut gerçekliğin yarattığı zorluklarla karşı karşıya

Gazze'nin güneyindeki Refah'ta Hamas Hareketi’ne bağlı İzzettin el-Kassam Tugayları üyeleri, Şubat 2025 (Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta Hamas Hareketi’ne bağlı İzzettin el-Kassam Tugayları üyeleri, Şubat 2025 (Reuters)
TT

Gazze'de savaş sonrası planlar mevcut gerçekliğin yarattığı zorluklarla karşı karşıya

Gazze'nin güneyindeki Refah'ta Hamas Hareketi’ne bağlı İzzettin el-Kassam Tugayları üyeleri, Şubat 2025 (Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta Hamas Hareketi’ne bağlı İzzettin el-Kassam Tugayları üyeleri, Şubat 2025 (Reuters)

Gazze'de ateşkesin yürürlüğe girmesinin üzerinden dokuz ay geçmesine ve çatışmaların yeniden alevlenme riskine rağmen, ilgili taraflar iki yıllık savaşın yıkıma uğrattığı Filistin bölgesinde savaş sonrası döneme ilişkin planlarını sürdürüyor.

Yönetim, güvenlik ve insani yardım planları şekillenmeye başlasa da siyasi bir anlaşmaya varılamaması, güvenilir güvenlik garantilerinin bulunmaması ve sürdürülebilir finansmanın sağlanamaması nedeniyle büyük ölçüde teorik düzeyde kalmaya devam ediyor.

Aşağıda, iki milyondan fazla Filistinliyi barındıran yıkıma uğramış bölgenin yeniden inşasına yönelik çabalarında yerel ve uluslararası aktörlerin karşı karşıya olduğu başlıca zorluklardan bazıları yer alıyor.

Güvenlik, Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail'e düzenlediği saldırının ardından Gazze'de patlak veren savaşın sonrasına ilişkin her senaryoda belirleyici bir unsur teşkil ediyor.

İsrail, Hamas Hareketi’nin silahsızlandırılmasını talep ederken, Hamas kapsamlı bir çözüme ulaşılmadıkça, Gazze’de bir Filistin yönetimi kurulmadıkça ve İsrail ordusu geri çekilmeye başlamadıkça bu talebi reddediyor.

Bununla birlikte, ABD Başkanı Donald Trump'ın geçtiğimiz ekim ayında Hamas ile İsrail arasında varılan ateşkes anlaşmasında arabuluculuk rolü üstlenmesinin ardından oluşturduğu Gazze Barış Konseyi’nde görevli bir yetkili, silahsızlanmanın artık sahada ilerleme kaydedilmesi için temel bir şart olmaktan çıktığını belirtti.

Yetkili, konseyin deneme amaçlı bir ‘insani bölge’ oluşturulması üzerinde çalıştığını belirtirken, ‘planın tamamının en kötümser senaryoya, yani Hamas'ın silahsızlanmayı reddetmesi ihtimaline dayandığını’ açıkladı.

Yetkili, Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, “Müzakerelerde ilerleme kaydetmedik, ancak yine de yolumuza devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Yetkili bu bağlamda, dört ülkenin (Fas, Kosova, Arnavutluk ve Kazakistan) planlanan projelerden biri olan ve bölgede düzenin sağlanması amacıyla Gazze Barış Konseyi şemsiyesi altında faaliyet gösterecek bir Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) kurulmasına şu anda ciddi şekilde bağlılık gösterdiğini ifade etti.

fgthyu7ı
Gazze şehrinin bir caddesinde Hamas’a bağlı polis gücünün bazı üyeleri (Arşiv - Reuters)

Gazze ile İsrail arasındaki Kerem Şalom Sınır Kapısı yakınlarında İsrail tarafında bulunan lojistik üslerden biri ‘tamamlanmak üzere’ ve olası konuşlandırma öncesinde yaklaşık 500 askeri barındırabilecek. Ancak bu gücün sahadaki müdahale yöntemlerinin belirlenmesine hâlâ ihtiyaç duyuluyor.

Bunun yanında bir Filistin polis gücü oluşturulmasına yönelik hazırlıklar sürüyor. Aynı kaynağa göre yaklaşık 20 bin katılım başvurusu kaydedildi. Ancak diplomatik bir kaynak, eğitim kurslarının henüz başlamadığını belirtirken, İsrail 5 bin polisten oluşacak bir gücün çok büyük olacağını değerlendirerek mevcut aday listelerini reddediyor.

İnsani ihtiyaçlar hâlâ büyük boyutlarda seyrediyor.

Birleşmiş Milletlerin (BM) tahminlerine göre yeniden inşa sürecinin yıllar alması ve on milyarlarca dolar gerektirmesi bekleniyor. Sahada faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlara göre ise inşaat malzemeleri ve enkaz kaldırma ekipmanları yetersiz durumda.

Gazze Barış Konseyi’ne göre önemli bağış taahhütlerine rağmen, beklenen finansmanın büyük bir kısmı henüz kullanıma sunulmadı.

Konseyde görevli yetkili, ‘elimizdeki finansmanın acil ihtiyaçlarımızı karşıladığını’ belirterek, başka ‘insani bölgeler’ oluşturulması planlanması halinde ‘daha fazla finansmana ihtiyaç duyacaklarını’ sözlerine ekledi.

Aynı yetkili bu haftanın başlarında, konseyin hâlihazırda bölgenin güneyindeki Refah'ta güvenlik denetiminden geçirilecek on binlerce sivili barındırmayı amaçlayan ‘deneme niteliğinde bir insani bölge’ oluşturmayı planladığını açıklamıştı.

Hamas Hareketi, Fetih Hareketi (El Fetih) ile yaşanan askeri çatışmaların ardından 2007 yılında bölgeyi güç kullanarak ele geçirdiğinden bu yana Gazze'yi yöneten hükümet çalışma komitesini feshettiğini duyurdu.

Hükümetin feshedilmesi kararının ardından bu sorumluluklar, Gazze Barış Konseyi tarafından oluşturulan ve bağımsız Filistinli yetkinliklerden oluşan bir organ olan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne (NCAG) devredildi. Bu komitenin geçiş döneminde bölgenin yönetimini üstlenmesi öngörülüyor.

Hamas’tan bir yetkili, Gazze bakanlıklarındaki yetkililerin devir sürecini komiteyle koordine etmeye çoktan başladığını belirtti.

defrgty
Hamas Hareketi’ne bağlı İzzettin El-Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv - Reuters)

Ancak geçici olarak Kahire'de bulunan NCAG, henüz bölgeye giriş yapamadı. Filistinli ve diplomatik kaynaklar, İsrail'in komite üyelerinin girişini engellediğini belirtiyor.

NCAG geçici bir yapı olarak sunulurken, birçok Avrupalı ve Arap yetkili, mevcut Filistin kurumlarını da kapsayan daha geniş bir siyasi çerçeveye duyulan ihtiyaç üzerinde ısrarla duruyor.

Avrupalı temsilciler, kamu hizmetlerinin yeniden başlatılması ve yeniden inşa sürecini görüşmek üzere NCAG ile bir araya geldi. Avrupalı taraflar, bu sürecin Filistin Yönetimi ile koordineli şekilde yürütülmesini tercih ediyor.

Bunun yanı sıra gözlemciler, güvenlik birimleri üzerinde yetkisi ya da sınırlar üzerinde denetimi bulunmayan, sadece kamu hizmetlerinin yürütülmesinden sorumlu bir yönetimin oluşturulmasının risklerine dikkati çekerken bu durumun, Hamas'ın silahını elinde tutması halinde söz konusu yönetimin Hamas karşısındaki konumunu zayıflatabileceğini vurguluyor.


Mısır ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti, çalkantılar arasında askeri iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor

Mısır ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti, çalkantılı bölgesel koşullar karşısında askeri koordinasyon ve iş birliğini artırıyor (Mısır Ordusu)
Mısır ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti, çalkantılı bölgesel koşullar karşısında askeri koordinasyon ve iş birliğini artırıyor (Mısır Ordusu)
TT

Mısır ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti, çalkantılar arasında askeri iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor

Mısır ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti, çalkantılı bölgesel koşullar karşısında askeri koordinasyon ve iş birliğini artırıyor (Mısır Ordusu)
Mısır ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti, çalkantılı bölgesel koşullar karşısında askeri koordinasyon ve iş birliğini artırıyor (Mısır Ordusu)

Mısır ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler, Büyük Göller bölgesinin tanık olduğu güvenlik ve siyasi zorlukların artması, Kinşasa'daki çalkantıların dizginlenmesine yönelik çabalar ve Mısır'ın Nil Nehri suları meselesinde koordinasyonu güçlendirme konusundaki hassasiyeti çerçevesinde gelişmeye devam ediyor.

Mısır Savunma Bakanı Orgeneral Eşref Salim Zahir, Kahire'de Demokratik Kongo Savunma Bakanı Guy Kabombo Muadiamvita ile bir araya gelerek iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin güçlendirilmesi yollarını görüştü. Görüşme, Mısır ordusunun cumartesi günü yaptığı açıklamada duyuruldu.

Muadiamvita’nın Kahire ziyareti, Demokratik Kongo Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi'nin başkent Kahire’ye yaptığı ve Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile bir araya geldiği ziyaretin üzerinden bir ay geçtikten sonra gerçekleşti.

The Middle East gazetesine konuşan bir askeri strateji uzmanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin ‘tarihi olduğunu ve geçen yüzyılın altmışlı yıllarına dayandığını, son yıllarda ortaklığın hız kazandığını ve bunun özellikle su meselesi başta olmak üzere birçok bölgesel ve uluslararası konuda görüş birliğine yansıdığını’ belirtti. Uzman ayrıca Mısır'ın, Demokratik Kongo'nun doğusundaki çalkantıları durdurmaya yönelik arabuluculuk çabalarını da desteklediğini kaydetti.

Nil Nehri havzasına kıyısı bulunan ülkelerden biri olan Demokratik Kongo, Mısır tarafından yapılan resmi açıklamalara göre Etiyopya ve bazı diğer Afrika ülkelerinin öncülüğünde Nil Nehri sularının Etiyopya politikalarıyla uyumlu şekilde yeniden paylaştırılmasını amaçlayan Entebbe Anlaşması'nı henüz imzalamayan ülkeler arasında yer alıyor.

1999 yılında Nil havzası ülkeleri için, Uganda'nın Entebbe kentinden ismini alan bir çerçeve anlaşması ilan edilmişti. Anlaşma 2010 yılında Etiyopya, Ruanda, Tanzanya, Uganda ve Burundi tarafından imzaladı. Güney Sudan ise 2024 temmuzunda anlaşmaya katıldı. Anlaşmaya Mısır ve Sudan karşı çıkarken, Kenya ve Demokratik Kongo tarafından imzalanmadı.

Askeri görüşmeler

Mısır ordusu, Orgeneral Zahir'in Muadyamvita ile ‘bölgesel ve uluslararası düzeydeki gelişmeler ile bunların Afrika kıtası içindeki güvenlik ve istikrar üzerindeki yansımalarını, ayrıca iki ülke arasında askeri ve güvenlik alanındaki iş birliğinin artırılmasına yönelik mutabakatı’ ele aldığını bildirdi.

Zahir, görüşme sırasında ‘Mısır-Demokratik Kongo ortak ilişkilerinden duyduğu memnuniyeti ve koordinasyon ile ortak çalışmanın sürdürülmesinin, askeri iş birliğinin çeşitli alanlarında dayanışma ve destek bağlarının güçlendirilmesinin önemini’ dile getirdi. Demokratik Kongo Savunma Bakanı ise, Mısır'ın Afrika kıtasının tüm meselelerine verdiği desteği takdirle karşılayarak, ortak ilgi alanına giren konularda daha fazla koordinasyon kurulmasını umduğunu belirtti.

Geçtiğimiz 10 Haziran'da, Nil Nehri meselesi ile Demokratik Kongo'nun doğusundaki insani ve güvenlik durumu, Cumhurbaşkanı Sisi'nin Kongolu mevkidaşı Tshisekedi ile Kahire ziyareti sırasında gerçekleştirdiği görüşmelerin başında yer aldı. Bu ziyaret, geçtiğimiz yılın ekim ayında gerçekleştirilen ziyaretin ardından bir yıldan kısa bir süre içinde ikinci ziyaret niteliği taşıyordu.

xscdfvg

Mısır Cumhurbaşkanlığı'nın o dönemki açıklamasına göre iki lider Nil havzası ülkeleri arasındaki iş birliğinin gelişimini ele aldı ve ‘sınır ötesi uluslararası nehirleri düzenleyen uluslararası hukuka saygı gösterilmesi gerekliliğini’ vurguladı.

Stratejik ve askeri uzman Tümgeneral Samir Ferec, Mısır'ın su güvenliğini koruma çabalarını güçlendirdiğini ve başta Demokratik Kongo olmak üzere tüm Nil havzası ülkeleriyle ilişkilerini pekiştirdiğini değerlendirdi. Ferec, Demokratik Kongo'nun, herkesin çıkarına hizmet edecek ve hiç kimseye zarar vermeyecek program ve projeler konusunda mutabakata varılması amacıyla tüm Nil havzası ülkeleri arasında diyalog ve müzakerenin sürdürülmesinin önemi konusunda Kahire ile aynı görüşü paylaştığını belirtti.

Öte yandan Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, geçtiğimiz haziran ayında Kahire'de Demokratik Kongo Cumhurbaşkanı Tshisekedi ile düzenlediği ortak basın toplantısında, ülkesinin ‘Demokratik Kongo'nun doğusunda barışın tesisi, güvenlik ve istikrarın yeniden sağlanması çabalarını desteklemeye devam etme ve Afrikalı ile uluslararası arabulucuların gösterdiği çabalara destek verme’ konusundaki kararlılığını vurguladı. Sisi, ‘sonraki aşamalarda güven artırıcı önlemlerin desteklenmesi, barışın pekiştirilmesi ile yeniden inşa ve kalkınma çabalarına destek verilmesi’ konusunda hazır olduğunu da sözlerine ekledi.

Demokratik Kongo'nun doğusu, başta 23 Mart Hareketi olmak üzere isyancı gruplarla birlikte, terör örgütü DEAŞ'a bağlı radikal bir grubun da faaliyet gösterdiği güvenlik çalkantılarına sahne oluyor. Ülke aynı zamanda Ebola virüsü salgınıyla mücadele ediyor ve ülkede 7 milyon yerinden edilmiş kişi bulunuyor. Birleşmiş Milletler (BM), 2025 yılı başlarından bu yana tırmanan Kongo'nun doğusundaki çatışmayı ‘dünya üzerindeki en karmaşık ve en tehlikeli insani krizlerden biri’ olarak nitelendirdi.

Ferec, Mısır'ın ‘halihazırda sürdürülen uluslararası çabalar aracılığıyla Demokratik Kongo'daki istikrar çabalarını ve bunu sağlayacak her şeyi desteklediğini’ vurgulayarak, Mısır'ın Ebola'ya karşı sağlık desteğinin yanı sıra Afrika Birliği (AfB) kurumları ve bünyesindeki Barış ve Güvenlik Konseyi aracılığıyla arabuluculuk çabalarında rol oynamasının beklendiğini belirtti.