İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

Cassis, Tahran'ın ‘nükleer’ müzakerelere geri dönmesi gerektiğini vurguladı.

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
TT

İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Tahran’ın nükleer programla ilgili müzakerelere dönmesinin önemini vurguladığı açıklamasında. Riyad ile bölgenin güvenliği ve istikrarı konusunda olumlu sonuçlar verecek görüşmeleri sabırsızlıkla beklediğin, söyledi. Cassis, Yemen krizine siyasi bir çözüm bulma yönünde çağrı yaptı. “Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır” diyen İsviçre Dışişleri Bakanı, Riyad’da ülkesinin Suudi Arabistan ile ilişkilerini güçlendirme ve kalkınma iş birliğini derinleştirme stratejisini uygulamanın yollarının ele alındığını kaydetti.
Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda, Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ekonomik ilişkilerin, özellikle de genç, iyi eğitimli bir işgücünün potansiyelinden yararlanmak ve dijitalleşme ile yeni teknolojileri teşvik etmek için eğitim, bilim ve inovasyon alanlarında iş birliğinin de ziyaretinin gündeminde olduğunu söyledi.
Cassis açıklamasında ülkesinin Libya'ya verdiği desteği ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda yanında olduğunu vurguladı. Ülkenin 10 yılı aşkın süredir çatışmalardan muzdarip olduğunun altını çizen İsviçre Dışişleri Bakanı, bu nedenle Ekim 2020’de Cenevre’de imzalanan ateşkes anlaşmasının ilk umut ışığı niteliğinde olduğunun altını çizdi. 
Cassis, savaşın paramparça ettiği bölgelerden kaçış ve göç nedeniyle mülteci krizi yaşandığını belirterek İsviçre’nin diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte, söz konusu yönetimleri desteklemek ve en fazla ihtiyacı olanlara koruma sağlamak için büyük çaba sarf ettiğini söyledi. İsviçre'nin risk altındaki mültecileri ülkeye almasının yanı sıra sığınmacılar tarafından yapılan toplam başvuruların yüzde 60'ından fazlasını kabul ettiğini kaydetti.
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda bölgesel gelişmelerden uluslararası alanda yaşanan tartışmalara kadar birçok başlıkta soruları cevapladı:

Suudi Arabistan ziyaretinizde öne çıkan konuları nelerdir? Krallık'taki yetkililerle görüşeceğiniz en önemli dosyalar arasında hangileri var?
Elbette ki Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ve ekonomik ilişkiler söz konusu. Özellikle eğitim, bilim ve inovasyon alanındaki iyi iş birliğimiz gündemde. Ayrıca İsviçre geçtiğimiz ekim ayında Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi stratejisini benimsedi. Ziyaretim büyük ölçüde İsviçre'nin çatışmaları önleme, insani yardım ve kalkınma iş birliğini teşvik etme konusundaki uzun süredir devam eden taahhüdüne dayanan bu stratejinin uygulanmasına odaklanıyor. Ayrıca Suudi pazarındaki İsviçreli şirketlerin sahip olduğu fırsatların yanı sıra genç, iyi eğitimli işgücünün potansiyelini kullanmak için aralıksız arayışımızın yanı sıra dijitalleşmeyi ve yeni teknolojileri teşvik etmeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra Suudi Arabistan Vizyon 2030 projesi çerçevesinde, özellikle kadınların güçlendirilmesiyle ilgili son gelişmelerle de yakından ilgileniyorum.

Daha önceki anlaşmalarla ilgili neler yapıldı ve bu ziyaret yeni anlaşmalara sahne olacak mı? Olacaksa kapsamları neler?
Avrupa Serbest Ticaret Birliği ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, çifte vergilendirme anlaşması ve ikili yatırım anlaşması ile ilişkilerimizin sağlam temellere dayandığını söyleyebiliriz. Burada, yakın zamanda İsviçre Menkul Kıymetler Borsası ‘SIX’ ve Suudi Menkul Kıymetler Borsası ‘Tadawul arasında iş birliğine ilişkin bir mutabakat zaptı imzalandığını belirtmek isterim. Doğal olarak, iki ülke arasındaki bu verimli ilişkiyi güçlendirmek gayretindeyim.

Suudi Arabistan kısa süre önce Suudi Yeşil Girişimi ve Ortadoğu Girişimi'ni başlattı. Diğer yandan iklim değişikliğiyle mücadele, karbon emisyonlarını azaltma ve karbon ekonomisini geri dönüştürmedeki rolünü de güçlendirme eğiliminde. Bu girişimler iki ülke arasındaki iş birliğinde ne kadar yer kaplıyor?
İsviçre, iklim değişikliği tehdidini azaltmak ve buna uyum sağlamak için tüm ülkelerin gösterdiği çabaları memnuniyetle karşılamaktadır. Çünkü iklim değişikliği ancak birlikte karşı çıkabileceğimiz küresel bir mücadele için mükemmel bir örnektir. Daha önce de belirttiğim gibi; kalkınma iş birliği MENA bölgesindeki önceliklerimizden biridir. Ancak özellikle iki ülke, İsviçre ve Suudi Arabistan, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nde birçok çıkarı paylaşıyor. Öncelikli başlıklarımız arasında suyun ve sağlığın iyileştirilmesi, iklim değişikliğiyle mücadele, tarım ve gıda güvenliğinin teşvik edilmesi yer alıyor. Burada söz konusu başlıkların Suudi Arabistan Krallığı Vizyon 2030 projesi açısından da ele alındığını belirtmek istiyorum. Bu sürdürülebilirlik gündemle ilgili uzun vadeli stratejik ortaklıklarla ilgileniyoruz.

Husilerin Krallık’a yönelik saldırılarını artırdığı bir zamanda Suudi Arabistan, Yemen krizini çözmek için Riyad Anlaşması’nın uygulanmasını istiyor..
Çatışmanın şiddetini azaltmayı destekleyen ve Yemen halkının acılarını dindiren her anlaşma doğru yönde atılmış bir adımdır. Bu noktada Riyad Anlaşması'nın önemi ortaya çıkıyor. Bu anlaşma, Yemen'in geleceği için kapsamlı, barışçıl ve kapsamlı bir çözümdür. Bu nedenle İsviçre, tüm tarafları uluslararası hukuka uymaya ve sivillere yönelik saldırıları durdurmaya çağırıyor. Aynı zamanda tüm taraflara şiddeti sona erdirmek ve siyasi bir çözüm bulmak için müzakerelere yeniden katılma çağrısında bulunuyoruz. Bence uluslararası toplumun, özellikle de bölgesel aktörlerin bu hedefi desteklemesi önemli. Sürdürülebilir barışı ancak diyalog yoluyla sağlayabiliriz. Bu nedenle İsviçre, Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in çalışmalarını desteklemektedir.

Hem Suudi Arabistan hem de İran, iki ülke arasında birçok müzakere turu gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu turları nasıl değerlendiriyorsunuz ve İsviçre'nin bunda bir rolü var mı?
Ben bölge ülkeleri arasında yalnızca kapsamlı bir uzlaşının, uzun vadeli barış, istikrar ve refaha yol açacağına eminim. Yani Suudi Arabistan ve İran arasında devam eden görüşmeler iyiye işaret.

İran'ın nükleer programına ilişkin müzakereleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Tahran’ın bölgedeki faaliyetlerinin riskleri nelerdir?
Bize göre Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ilerleme süreci uluslararası güvenliğe ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine önemli bir katkıdır. Ama elbette ki anlaşmaya imza atan bir ülke olmayan İsviçre, Viyana görüşmelerine doğrudan katılmıyor. Ancak müzakerelerin yakında yeniden başlayacağı haberini memnuniyetle karşılıyoruz ve bu müzakerelerin tüm tarafların taahhütlerine hızlı ve tam bir dönüşe yol açmasını umuyoruz.

Lübnan'ın Suudi Arabistan ile yaşadığı krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel olarak, İsviçre bölgede diyalogu teşvik eden birçok barış girişimini zaten destekliyor. İlgili taraflar bizden bunu istiyorlarsa daha fazlasını yapmaya da hazırız.

Libya krizine ilişkin vizyonunuz ve bunu farklı seçim atmosferi ışığında çözmenin yolları nelerdir?
Elbette Libya 10 yılı aşkın süredir çeşitli çatışmalardan muzdarip. Bu nedenle 2020 yılının ekim ayında Cenevre'de imzalanan ateşkes anlaşması ilk umut işaretiydi. O zamandan bu yana birçok önemli kazanıma tanık olduk. Yılın sonunda birine daha tanık olacağız: Libya halkı için özgür ve kapsayıcı seçimler. Bu nedenle İsviçre, BM liderliğindeki barış sürecini uzun yıllardır desteklemektedir ve Berlin sürecinin de aktif bir üyesidir. Tabii ki uluslararası insan hakları hukuku konusunda çalışma grubuna da eş başkanlık ediyoruz. Ev sahibi ülke olarak Libyalı aktörlerin birçok önemli toplantısını destekledik. Hizmetlerimizi sunmaya ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda Libya'nın yanında olmaya devam edeceğiz.

Mülteci sorunu Avrupa için ne ölçüde bir gerçekliğe sahip?
Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki birçok ülke binlerce mülteciye ev sahipliği yapıyor. İsviçre, Avrupa düzeyinde diğer ülkelerle birliktedir. Bu ülkeleri desteklemek için büyük çaba sarf ediyoruz. Avrupa ayrıca en çok ihtiyacı olanlara koruma sağlıyor. Sığınmacılardan gelen tüm başvuruların yüzde 60'ından fazlası kabul ediliyor. Özellikle büyük risk altındaki mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerin başında geliyoruz. Bununla birlikte İsviçre ve genel olarak Avrupa için söz konusu ülkeler için mültecilere güvenli, onurlu ve sürdürülebilir bir dönüş sağlanabildiği sürece korumaya ihtiyacı olmayanları ülkelerine geri göndermeleri esastır.



Suriye hükümeti 28 SDG’li kadını serbest bıraktı

Suriye hükümetinin serbest bıraktığı 28 YPJ’li  (Özerk Yönetim Medya Merkezi)
Suriye hükümetinin serbest bıraktığı 28 YPJ’li  (Özerk Yönetim Medya Merkezi)
TT

Suriye hükümeti 28 SDG’li kadını serbest bıraktı

Suriye hükümetinin serbest bıraktığı 28 YPJ’li  (Özerk Yönetim Medya Merkezi)
Suriye hükümetinin serbest bıraktığı 28 YPJ’li  (Özerk Yönetim Medya Merkezi)

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında 29 Ocak'ta varılan anlaşmanın uygulanması kapsamında, Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilal, pazartesi günü yaptığı açıklamada SDG mensubu 28 kadının serbest bırakıldığını duyurdu. El-Hilal, şimdiye kadar genel olarak SDG mensuplarından oluşan 1200'den fazla kişinin tahliye edildiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Haseke Medya Müdürlüğü'nün aktardığı habere göre El-Hilal, ilgili devlet kurumlarının anlaşma kapsamında bulunan tüm tutukluların dosyalarını sonuçlandırma konusunda kararlı olduğunu ifade etti. Ayrıca tutuklular dosyasının, yerinden edilmiş kişiler ve göçmenler dosyasıyla birlikte müzakereye konu olmayan insani meseleler olarak değerlendirildiğini vurguladı.

El-Hilal, Kürt internet sitesi Welat TV'ye verdiği demeçte, yetkili kurumların tüm tutukluların durumunu çözmek için çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Tutuklular ve yerinden edilmiş kişilere ilişkin dosyaların insani nitelik taşıdığını ve pazarlık konusu yapılmadığını kaydetti.

Bazı bireysel vakalarda yaşanan gecikmelerin nedenine de değinen El-Hilal, bunun söz konusu kişilerin SDG üyeliğiyle bağlantısı olmayan başka davalarda da aranıyor olmalarından kaynaklandığını belirtti. Bu dosyaların yürürlükteki hukuki prosedürler çerçevesinde ele alındığını ifade etti.

Önümüzdeki dönemde bölgedeki entegrasyon sürecinin daha da hız kazanacağını söyleyen El-Hilal, bu adımların olumlu bir şekilde ilerleyeceğini dile getirdi.

Suriye hükümeti, 24 Mayıs'ta da SDG mensubu tutuklulardan oluşan yeni bir grubu serbest bırakmıştı. Haseke Valisi Nureddin Ahmed, tahliyelerin Şam ve Haseke'deki ilgili kurumlarla yapılan bir dizi toplantı ve koordinasyonun ardından, 29 Ocak anlaşması çerçevesinde gerçekleştirildiğini açıklamıştı.

cdfgthy
SDG'li kadın savaşçılar, bir gazeteci eşliğinde örgüte ait tünellerden birinde (Haseke Gözlemevi)

Ahmed, bu adımın istikrarı güçlendirmeyi ve toplumsal barışı pekiştirmeyi amaçlayan ulusal çabaların bir parçası olduğunu belirtmişti. Tüm Suriyelilerin çıkarları doğrultusunda ortak çalışmanın sürdürülmesi ve ülkenin birliği ile istikrarının korunmasının ulusal bir sorumluluk olduğunu vurgulamıştı.

Suriye hükümeti ile SDG arasında 29 Ocak'ta varılan anlaşma; ateşkes ilan edilmesini, askeri ve idari yapıların kademeli olarak entegrasyon sürecine girmesini, güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı kent merkezlerine konuşlandırılmasını ve devletin tüm sivil kurumlar, kamu kuruluşları, sınır kapıları ve geçiş noktalarının kontrolünü devralmasını öngörüyor.


Mısır’ın Suriye’nin yeni büyükelçisine yönelik çekinceleri diplomatik misyonun düzenlenmesini geciktiriyor

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır’ın Suriye’nin yeni büyükelçisine yönelik çekinceleri diplomatik misyonun düzenlenmesini geciktiriyor

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre Kahire’nin Suriye diplomatik misyonunun bazı üyelerini kabul etmemesi nedeniyle yaşanan “Mısır çekinceleri”, iki ülke arasındaki diplomatik temsil sürecini sekteye uğratıyor. Bu çekinceler arasında, Suriye’nin Kahire’ye yeni büyükelçi olarak aday gösterdiği ismin kabul edilmemesi de bulunuyor.

İki ülke arasındaki ilişkiler dosyasına yakın kaynaklar, geçen yılın ortalarında Suriye’de göreli siyasi istikrarın sağlanmasının ardından Şam yönetiminin önemli ülkelerdeki diplomatik temsil meselesini gündemine aldığını, bu kapsamda Mısır’a büyükelçi olarak Muhammed Taha el-Ahmed’i aday gösterdiğini söyledi.

Kaynağa göre, El-Ahmed’in Kahire Üniversitesi’nde eğitim görmüş olması nedeniyle kendisini Mısır büyükelçiliği için Suriye Dışişleri Bakanı’na önerdiği belirtiliyor. Ancak Mısır yönetimi, Şam’a resmî olarak ret yanıtı vermemekle birlikte, gayri resmî kanallar üzerinden El-Ahmed’i siyasi geçmişi nedeniyle “uygun bir isim” olarak görmediği mesajını iletti. Buna rağmen Suriye tarafının bu adaylıkta ısrar etmesi, Kahire’deki diplomatik misyonun yapılandırılmasıyla ilgili birçok süreci durma noktasına getirdi.

Esad Şeybani, Mısır’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret sırasında; solunda ise Muhammed Taha el-Ahmed görülüyor. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin geçen mayıs ayında Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında El-Ahmed de heyette yer aldı ve görüşülecek dosyaların sorumluluğunu üstlendi. Kaynak, bunun “sanki büyükelçilik görevi fiilen kesinleşmiş gibi bir görüntü oluşturduğunu ve durumu daha da karmaşık hale getirdiğini” ifade etti.

Kaynak ayrıca, diplomatik misyon üyeleri ve maslahatgüzarların atanmasının ev sahibi ülkenin onayını gerektirmediğini, ancak büyükelçiler için durumun farklı olduğunu belirtti. Buna rağmen Mısır’ın, herhangi bir gerekçe açıklamaksızın Suriyeli diplomatik heyetin büyük bölümüne henüz vize vermediği kaydedildi.

Şarku’l Avsat, konuya ilişkin hem Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan hem de Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan görüş almaya çalıştı ancak yanıt alamadı.

Muhammed Taha el-Ahmed kimdir?

Muhammed Taha el-Ahmed, hâlen Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı’nda Arap İşleri Dairesi Başkanı olarak görev yapıyor. 2007 yılında Halep Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan El-Ahmed, 2012’de Kahire Üniversitesi’nde tarımsal projelerin mali ve ekonomik değerlendirilmesi alanında yüksek lisansını tamamladı. 2020 yılında ise İdlib Üniversitesi’nden tarımsal kalkınma alanında doktora derecesi aldı.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin Mısır ziyareti kapsamında, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik Mısırlı mevkidaşıyla kapsamlı görüşmeler gerçekleştirildi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kurtuluş Hükümeti’nde çeşitli bakanlık görevlerinde bulunan El-Ahmed, Mayıs 2025’te Dışişleri Bakanlığı’ndaki mevcut görevine getirildi. Bir ay sonra da Halk Meclisi seçim komitesinin başkanlığına atandı.

İlişkilerde temkinli yakınlaşma

Beşşar Esed’in iktidardan düşmesinden sonra Mısır-Suriye ilişkileri, Kahire’nin silahlı gruplar dosyasına ilişkin endişeleri nedeniyle temkinli bir seyir izledi. Ancak zamanla iki ülke arasındaki ekonomik iş birliği alanında daha somut adımlar atılmaya başlandı.

Nisan ayı sonunda Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Kıbrıs’ta düzenlenen Arap-Avrupa İstişare Zirvesi kapsamında bir araya geldi. Kahire ve Şam’daki medya organları, iki lider arasında bölgesel gelişmeler ve ikili iş birliğinin güçlendirilmesine ilişkin “samimi bir görüşme” yapıldığını aktardı.

“Kriz değil, egemenlik meselesi”

Kahire’deki siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Tarık Fehmi, büyükelçilerin kabul edilmesi ve diplomatik misyonların onaylanmasının ev sahibi devletin egemenlik yetkisi kapsamında olduğunu belirterek, aday gösterilen isimlerin kabul edilmeden önce kapsamlı inceleme süreçlerinden geçtiğini söyledi.

Fehmi, Mısır ile Suriye arasındaki ilişkilerin kriz aşamasında olmadığını, aksine giderek güçlendiğini ifade etti. Ancak ekonomik boyutun siyasi ve diplomatik boyutun önünde ilerlediğini vurgulayarak, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik heyet ziyaretlerinin yoğunluğu ile imzalanan anlaşmaların bunun açık göstergesi olduğunu dile getirdi.

Fehmi’ye göre, Şam yönetiminin Mısır’ın çekince duyduğu büyükelçi adayını değiştirmesi durumunda mevcut siyasi pürüzler aşılabilir. Ayrıca Mısır’ın, Suriye ile güçlü ilişkilerin yeniden tesis edilmesini arzuladığı ve Şam’ın reform çabalarına önem verdiği ifade edildi.

Ekonomik açılım sürüyor

2026 yılının başında bir Mısır ticaret heyetinin Şam’a yaptığı ziyaret, gözlemciler tarafından iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir başlangıç olarak değerlendirildi.

Mısır’daki Suriyeli Mülteciler Kurulu Başkanı Teysir en-Neccar da Şeybani’nin geniş bir ekonomik heyetle gerçekleştirdiği Mısır ziyaretinin ardından Suriye-Mısır İş İnsanları Konseyi’nin ilan edilmesinin ilişkilerin geleceğine dair iyimserlik yarattığını söyledi.

Ancak Neccar, son gelişmelerin Mısır yönetiminin bazı konulardan memnun olmadığını gösterdiğini belirtti. Ayrıca Mısır makamlarının, ülkede yaşayan Suriyelilerin ikamet koşullarına uygunluğunu denetlemek amacıyla hukuki durumlarını gözden geçirdiğini ifade etti.


İsrail, Suriye’nin güneyinde ‘ilan edilmemiş bir tampon bölge’ oluşturuyor

Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
TT

İsrail, Suriye’nin güneyinde ‘ilan edilmemiş bir tampon bölge’ oluşturuyor

Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf

İsrail’in Suriye topraklarında neredeyse günlük hale gelen ihlalleri ve askeri ilerleyişleri kapsamında, dün dört İsrail askeri aracı, Dera vilayetinin batısındaki Yermuk Havzası bölgesinde yer alan Maariye köyünün doğu girişine ulaştı. Aynı zamanda iki İsrail askeri aracının da Kuneytra kırsalının güneyindeki Sayda el-Colan köyü ile el-Bassali çiftliği arasındaki yolu kontrol altına aldığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre, İsrail güçleri bölgede iki kontrol noktası kurarak yoldan geçen kişileri ve araçları aradıktan sonra daha sonra bölgeden çekildi. Şam’daki kaynaklar, söz konusu uygulamaların İsrail’in bölgede fiili ancak resmî olarak ilan edilmemiş bir ‘tampon bölge’ oluşturma çabasının parçası olduğunu öne sürdü.

Maariye ve Abidin Belediye Başkanı Muvaffak Mahmud SANA’ya yaptığı açıklamada, yaklaşık 150 askerden oluşan ve dört askeri araçla bölgeye gelen İsrail birliğinin dün sabah Maariye köyünün doğu girişinde bir kontrol noktası kurduğunu belirtti. Mahmud, askerlerin yaya ve araçlarda arama yaptıktan sonra bölgeden ayrıldığını ifade etti.

derfgthy
Suriye’nin güneyindeki Kuneytra bölgesinde bulunan Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü (UNDOF) unsurları (Arşiv – SANA)

Yerel kaynaklar, Dera’nın batısındaki Vadi er-Rakkad bölgesinde koyun otlatan bir gencin İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını bildirdi. Yaralının, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) unsurları tarafından Neva Hastanesi’ne götürülerek ilk müdahalesinin yapıldığı, ardından tedavisinin sürdürülmesi için Dera kentindeki bir hastaneye sevk edildiği aktarıldı.

Öte yandan, 8 Aralık 2024’te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana İsrail güçlerinin Suriye topraklarında 665 kilometrekarelik bir alanın kontrolünü ele geçirdiği ve bölgede 9 askeri nokta kurduğu belirtiliyor. Ayrıca İsrail ordusunun, işgal altındaki Suriye Golanı sınırı boyunca kara operasyonlarını sürdürdüğü; bu faaliyetlerin Kuneytra kırsalının kuzey ve güney kesimlerinden başlayarak Dera’nın batısındaki Yermuk Havzası’na kadar uzanan geniş bir alanda Suriye içlerine doğru kademeli şekilde ilerlediği ifade ediliyor.

(

)

Suriyeli ve uluslararası güvenlik kaynaklarına dayanan raporlara göre İsrail, ‘sarı hat’ olarak adlandırılan, esnek ve resmî olarak ilan edilmemiş bir güvenlik nüfuz alanı oluşturdu. Söz konusu hattın, Kuneytra ve Dera vilayetlerinden Şam’ın güney kırsalına kadar uzanan bölgede askeri faaliyetleri sınırlandırmayı ve ağır silahların tamamen ortadan kaldırılmasını hedeflediği; böylece Celile ve işgal altındaki Golan’ın güvenliği için stratejik bir derinlik oluşturmayı amaçladığı belirtiliyor.

Jusoor Araştırma Merkezi araştırmacısı Reşid Hurani ise İsrail’in kara operasyonlarının, fiilen ilan edilmemiş bir ‘tampon bölge’ oluşturmayı amaçladığını söyledi. Hurani’ye göre İsrail, Kuneytra vilayetindeki Cebata el-Haşab, Kudne ve Refid bölgeleri ile Dera’nın batı kırsalı ve özellikle Yermuk Havzası’nda tarım arazilerini tahrip ederek, ayrıca altyapı ve askeri noktaları tekrarlanan saldırılarla hedef alarak bu stratejiyi uyguluyor. Bu uygulamaların, sivillerin tarım arazilerine erişimini engellemeyi, hareket özgürlüğünü kısıtlamayı ve bölgede kurulan geçici kontrol noktaları ile sıklaşan sorgulamalar aracılığıyla güvenlik denetimini artırmayı hedeflediğini ifade eden Hurani, söz konusu adımların sahada kalıcı bir güvenlik kuşağı oluşturma çabasının parçası olduğunu savundu.

İsrail’in Suriye içindeki kara operasyonlarının kapsamının giderek genişlediği belirtiliyor. Bu operasyonlar yalnızca köyleri değil, tarım yollarını, otlakları ve sivil yerleşimleri de kapsarken, sivil ve tarihi yapıların hedef alınması da dikkat çekiyor. Bu çerçevede İsrail güçlerinin Hamidiye köyünde 15 evi yıktığı, ayrıca tarihi Dağıstani Camii, müze binası, adliye, Endülüs Sineması ve tarihi Hacer Hastanesi’ni havaya uçurduğu bildirildi.

Son dönemde İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri faaliyetlerinde belirgin bir artış yaşanırken, bu durum Güney Lübnan’da devam eden geniş çaplı İsrail askeri operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleşiyor. İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Litani Nehri’ni geçtiğini, stratejik öneme sahip Şekif Kalesi ile Nebatiye çevresinin kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu. Gelişmelerin ardından kuzey cephesinde güvenlik alarmı yükselirken, Celile bölgesi ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nde okulların kapatıldığı bildirildi.

Söz konusu tırmanış, Lübnan ile İsrail arasında savaşı sona erdirecek bir uzlaşıya ulaşılması amacıyla yürütülen müzakerelerin ikinci turundan iki gün önce yaşanıyor. ABD’nin himayesinde Washington’da yapılması beklenen görüşmeler öncesinde bölgedeki gerilim artarken, Suriye ile İsrail arasındaki temaslarda ise durgunluk yaşandığı belirtiliyor. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani daha önce yaptığı açıklamada, bu yıl boyunca yoğun görüşmeler gerçekleştirildiğini ancak Suriye-İsrail müzakerelerinin henüz somut sonuçlar üretmediğini ifade etmişti.

dfrgt
Dera’nın batı kırsalındaki Yermuk Havzası’nda bulunan Abidin köyü sakinleri, İsrailli askerlerin köye girmesini engelliyor, 16 Aralık 2024. (Daraa24)

Bu çerçevede Hurani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, İsrail’in İran’a karşı yürütülen savaşta hedeflerine ulaşamamasının, ‘Suriye-İsrail müzakerelerine de yansıyan bir gerilemeye yol açtığını’ söyledi. Hurani, Suriye yönetiminin Hizbullah ile görüş ayrılıkları bulunmasına rağmen, İran ve Hizbullah’ın direncini desteklediğini belirterek, bunun Şam’ın İsrail’in Güney Suriye’de siyasi veya askeri yollarla dayattığı fiili durumu kabul etmediğini gösterdiğini ifade etti. Hurani’ye göre, özellikle 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın uluslararası destek görmeye devam etmesi, Suriye’nin bu konudaki tutumunu güçlendiriyor.

Suriye, İsrail’in ülkenin güneyindeki tüm uygulama ve adımlarını uluslararası hukuk açısından geçersiz ve hükümsüz kabul ediyor; bu girişimlerin herhangi bir hukuki sonuç doğurmadığını savunuyor. Öte yandan Suriye hükümeti, İsrail ile yürütülen müzakereleri ‘stratejik bir dosya’ olarak değerlendiriyor. Hurani, bu dosyanın Suriye yönetiminin devlet kurumlarını gerçek anlamda yeniden inşa etme süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Hurani’ye göre Şam yönetimi, komşu ülkelerle yaşadığı sorunları çözme hedefi doğrultusunda hareket ediyor ve bu alanda önemli ölçüde başarı elde etmiş durumda. Bu nedenle İsrail ile yürütülen temaslar da yalnızca güvenlik boyutuyla değil, Suriye’nin yeniden yapılanma ve bölgesel normalleşme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

gbhn
Kuneytra’da İsrail politikalarını protesto etmek için toplanan halkı haber yapan Suriyeli gazeteciler (Arşiv – Kuneytra Medya Merkezi)

Hurani, Şam yönetiminin komşu ülkelerle geliştirdiği olumlu ilişkilerin sonuçlarını hissetmeye başladığını belirterek, ticaret hacmindeki artışın ve güvenlik alanındaki koordinasyonun hem Suriye hem de komşu ülkeler açısından stratejik önem taşıdığını söyledi. Suriye-İsrail müzakere sürecindeki duraksamaların ve yeniden canlanma ihtimalinin, İsrail’in net ve istikrarlı bir müzakere çizgisine sahip olmamasıyla bağlantılı olduğunu savunan Hurani, İsrail’in Suriye dosyasına yaklaşımında ‘kararsızlık ve kafa karışıklığı’ yaşadığını ifade etti. Hurani’ye göre Tel Aviv yönetimi, yalnızca Suriye sahasında değil, Lübnan ve Gazze gibi diğer cephelerde de karşı karşıya kaldığı baskılar nedeniyle tutarlı bir politika ortaya koymakta zorlanıyor.

Öte yandan, İsrail’in Güney Suriye’ye yönelik yaklaşımını Gazze ve Güney Lübnan’da uyguladığı güvenlik ve askeri stratejiye benzer bir modele dönüştürebileceğine ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor. Buna göre İsrail’in sahadaki kontrol alanlarını genişletmeye, yerel çevreleri zayıflatmaya ve uzun vadeli fiili durumlar oluşturmaya çalışabileceği öngörülüyor. Bu yaklaşımın, işgal altındaki Golan Tepeleri’nde yürütülen yerleşim ve ekonomik projelerle eş zamanlı ilerleyebileceği belirtiliyor. Söz konusu projeler arasında Katzrin yerleşiminin genişletilmesi ve Golan köylerinde rüzgâr türbini projelerinin hayata geçirilmesi de yer alıyor. Hurani’nin hazırladığı araştırmada, Netanyahu yönetiminin, mevcut gerilim dalgaları sona erse bile sınır bölgelerinin güvenlik kontrolü altında tutulmasını hedefleyen bir strateji izlediği sonucuna varıldığı ifade edildi. Bu çerçevede, İsrail’in Güney Suriye’deki askeri ve güvenlik varlığını geçici değil, uzun vadeli bir düzenleme olarak şekillendirmeye çalışabileceği değerlendirmesinde bulunuldu.