İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

Cassis, Tahran'ın ‘nükleer’ müzakerelere geri dönmesi gerektiğini vurguladı.

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
TT

İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Tahran’ın nükleer programla ilgili müzakerelere dönmesinin önemini vurguladığı açıklamasında. Riyad ile bölgenin güvenliği ve istikrarı konusunda olumlu sonuçlar verecek görüşmeleri sabırsızlıkla beklediğin, söyledi. Cassis, Yemen krizine siyasi bir çözüm bulma yönünde çağrı yaptı. “Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır” diyen İsviçre Dışişleri Bakanı, Riyad’da ülkesinin Suudi Arabistan ile ilişkilerini güçlendirme ve kalkınma iş birliğini derinleştirme stratejisini uygulamanın yollarının ele alındığını kaydetti.
Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda, Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ekonomik ilişkilerin, özellikle de genç, iyi eğitimli bir işgücünün potansiyelinden yararlanmak ve dijitalleşme ile yeni teknolojileri teşvik etmek için eğitim, bilim ve inovasyon alanlarında iş birliğinin de ziyaretinin gündeminde olduğunu söyledi.
Cassis açıklamasında ülkesinin Libya'ya verdiği desteği ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda yanında olduğunu vurguladı. Ülkenin 10 yılı aşkın süredir çatışmalardan muzdarip olduğunun altını çizen İsviçre Dışişleri Bakanı, bu nedenle Ekim 2020’de Cenevre’de imzalanan ateşkes anlaşmasının ilk umut ışığı niteliğinde olduğunun altını çizdi. 
Cassis, savaşın paramparça ettiği bölgelerden kaçış ve göç nedeniyle mülteci krizi yaşandığını belirterek İsviçre’nin diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte, söz konusu yönetimleri desteklemek ve en fazla ihtiyacı olanlara koruma sağlamak için büyük çaba sarf ettiğini söyledi. İsviçre'nin risk altındaki mültecileri ülkeye almasının yanı sıra sığınmacılar tarafından yapılan toplam başvuruların yüzde 60'ından fazlasını kabul ettiğini kaydetti.
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda bölgesel gelişmelerden uluslararası alanda yaşanan tartışmalara kadar birçok başlıkta soruları cevapladı:

Suudi Arabistan ziyaretinizde öne çıkan konuları nelerdir? Krallık'taki yetkililerle görüşeceğiniz en önemli dosyalar arasında hangileri var?
Elbette ki Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ve ekonomik ilişkiler söz konusu. Özellikle eğitim, bilim ve inovasyon alanındaki iyi iş birliğimiz gündemde. Ayrıca İsviçre geçtiğimiz ekim ayında Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi stratejisini benimsedi. Ziyaretim büyük ölçüde İsviçre'nin çatışmaları önleme, insani yardım ve kalkınma iş birliğini teşvik etme konusundaki uzun süredir devam eden taahhüdüne dayanan bu stratejinin uygulanmasına odaklanıyor. Ayrıca Suudi pazarındaki İsviçreli şirketlerin sahip olduğu fırsatların yanı sıra genç, iyi eğitimli işgücünün potansiyelini kullanmak için aralıksız arayışımızın yanı sıra dijitalleşmeyi ve yeni teknolojileri teşvik etmeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra Suudi Arabistan Vizyon 2030 projesi çerçevesinde, özellikle kadınların güçlendirilmesiyle ilgili son gelişmelerle de yakından ilgileniyorum.

Daha önceki anlaşmalarla ilgili neler yapıldı ve bu ziyaret yeni anlaşmalara sahne olacak mı? Olacaksa kapsamları neler?
Avrupa Serbest Ticaret Birliği ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, çifte vergilendirme anlaşması ve ikili yatırım anlaşması ile ilişkilerimizin sağlam temellere dayandığını söyleyebiliriz. Burada, yakın zamanda İsviçre Menkul Kıymetler Borsası ‘SIX’ ve Suudi Menkul Kıymetler Borsası ‘Tadawul arasında iş birliğine ilişkin bir mutabakat zaptı imzalandığını belirtmek isterim. Doğal olarak, iki ülke arasındaki bu verimli ilişkiyi güçlendirmek gayretindeyim.

Suudi Arabistan kısa süre önce Suudi Yeşil Girişimi ve Ortadoğu Girişimi'ni başlattı. Diğer yandan iklim değişikliğiyle mücadele, karbon emisyonlarını azaltma ve karbon ekonomisini geri dönüştürmedeki rolünü de güçlendirme eğiliminde. Bu girişimler iki ülke arasındaki iş birliğinde ne kadar yer kaplıyor?
İsviçre, iklim değişikliği tehdidini azaltmak ve buna uyum sağlamak için tüm ülkelerin gösterdiği çabaları memnuniyetle karşılamaktadır. Çünkü iklim değişikliği ancak birlikte karşı çıkabileceğimiz küresel bir mücadele için mükemmel bir örnektir. Daha önce de belirttiğim gibi; kalkınma iş birliği MENA bölgesindeki önceliklerimizden biridir. Ancak özellikle iki ülke, İsviçre ve Suudi Arabistan, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nde birçok çıkarı paylaşıyor. Öncelikli başlıklarımız arasında suyun ve sağlığın iyileştirilmesi, iklim değişikliğiyle mücadele, tarım ve gıda güvenliğinin teşvik edilmesi yer alıyor. Burada söz konusu başlıkların Suudi Arabistan Krallığı Vizyon 2030 projesi açısından da ele alındığını belirtmek istiyorum. Bu sürdürülebilirlik gündemle ilgili uzun vadeli stratejik ortaklıklarla ilgileniyoruz.

Husilerin Krallık’a yönelik saldırılarını artırdığı bir zamanda Suudi Arabistan, Yemen krizini çözmek için Riyad Anlaşması’nın uygulanmasını istiyor..
Çatışmanın şiddetini azaltmayı destekleyen ve Yemen halkının acılarını dindiren her anlaşma doğru yönde atılmış bir adımdır. Bu noktada Riyad Anlaşması'nın önemi ortaya çıkıyor. Bu anlaşma, Yemen'in geleceği için kapsamlı, barışçıl ve kapsamlı bir çözümdür. Bu nedenle İsviçre, tüm tarafları uluslararası hukuka uymaya ve sivillere yönelik saldırıları durdurmaya çağırıyor. Aynı zamanda tüm taraflara şiddeti sona erdirmek ve siyasi bir çözüm bulmak için müzakerelere yeniden katılma çağrısında bulunuyoruz. Bence uluslararası toplumun, özellikle de bölgesel aktörlerin bu hedefi desteklemesi önemli. Sürdürülebilir barışı ancak diyalog yoluyla sağlayabiliriz. Bu nedenle İsviçre, Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in çalışmalarını desteklemektedir.

Hem Suudi Arabistan hem de İran, iki ülke arasında birçok müzakere turu gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu turları nasıl değerlendiriyorsunuz ve İsviçre'nin bunda bir rolü var mı?
Ben bölge ülkeleri arasında yalnızca kapsamlı bir uzlaşının, uzun vadeli barış, istikrar ve refaha yol açacağına eminim. Yani Suudi Arabistan ve İran arasında devam eden görüşmeler iyiye işaret.

İran'ın nükleer programına ilişkin müzakereleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Tahran’ın bölgedeki faaliyetlerinin riskleri nelerdir?
Bize göre Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ilerleme süreci uluslararası güvenliğe ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine önemli bir katkıdır. Ama elbette ki anlaşmaya imza atan bir ülke olmayan İsviçre, Viyana görüşmelerine doğrudan katılmıyor. Ancak müzakerelerin yakında yeniden başlayacağı haberini memnuniyetle karşılıyoruz ve bu müzakerelerin tüm tarafların taahhütlerine hızlı ve tam bir dönüşe yol açmasını umuyoruz.

Lübnan'ın Suudi Arabistan ile yaşadığı krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel olarak, İsviçre bölgede diyalogu teşvik eden birçok barış girişimini zaten destekliyor. İlgili taraflar bizden bunu istiyorlarsa daha fazlasını yapmaya da hazırız.

Libya krizine ilişkin vizyonunuz ve bunu farklı seçim atmosferi ışığında çözmenin yolları nelerdir?
Elbette Libya 10 yılı aşkın süredir çeşitli çatışmalardan muzdarip. Bu nedenle 2020 yılının ekim ayında Cenevre'de imzalanan ateşkes anlaşması ilk umut işaretiydi. O zamandan bu yana birçok önemli kazanıma tanık olduk. Yılın sonunda birine daha tanık olacağız: Libya halkı için özgür ve kapsayıcı seçimler. Bu nedenle İsviçre, BM liderliğindeki barış sürecini uzun yıllardır desteklemektedir ve Berlin sürecinin de aktif bir üyesidir. Tabii ki uluslararası insan hakları hukuku konusunda çalışma grubuna da eş başkanlık ediyoruz. Ev sahibi ülke olarak Libyalı aktörlerin birçok önemli toplantısını destekledik. Hizmetlerimizi sunmaya ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda Libya'nın yanında olmaya devam edeceğiz.

Mülteci sorunu Avrupa için ne ölçüde bir gerçekliğe sahip?
Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki birçok ülke binlerce mülteciye ev sahipliği yapıyor. İsviçre, Avrupa düzeyinde diğer ülkelerle birliktedir. Bu ülkeleri desteklemek için büyük çaba sarf ediyoruz. Avrupa ayrıca en çok ihtiyacı olanlara koruma sağlıyor. Sığınmacılardan gelen tüm başvuruların yüzde 60'ından fazlası kabul ediliyor. Özellikle büyük risk altındaki mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerin başında geliyoruz. Bununla birlikte İsviçre ve genel olarak Avrupa için söz konusu ülkeler için mültecilere güvenli, onurlu ve sürdürülebilir bir dönüş sağlanabildiği sürece korumaya ihtiyacı olmayanları ülkelerine geri göndermeleri esastır.



İsrail, Gazze’de saha komutanlarına yönelik suikastları artırıyor

 Filistinliler, Cuma günü Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Cuma günü Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (EPA)
TT

İsrail, Gazze’de saha komutanlarına yönelik suikastları artırıyor

 Filistinliler, Cuma günü Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Cuma günü Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (EPA)

İsrail, Gazze Şeridi’nde Filistinli grupların silahlı kanatlarında görev yapan saha komutanları ve önde gelen üyelerine yönelik suikastlarını artırıyor. Bu operasyonlar, son dönemde birkaç haftalık süreyle sınırlandırılan ateş açma talimatlarının ardından, “Sarı Hat” çevresinde sivillere yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde meydana geliyor.

Suikastlar

İsrail’e ait bir insansız hava aracı cuma günü öğleden sonra, Gazze kentinin güneyindeki Sabra Mahallesi’nde bisiklet kullanan bir kişiyi doğrudan füzeyle hedef aldı. Saldırıda, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensubu bir saha üyesi öldürüldü.

Ndjd
25 Ağustos 2026'da Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta İsrail'in hava saldırısına hedef olan Ebu Salim Camii'nde meydana gelen yıkım (AP)

Aynı sırada, Gazze Şeridi’nin güneyinde “Sarı Hat” yakınlarında düzenlenen hava saldırısında aynı aileden üç sivil hayatını kaybetti.

Perşembe günü ise İsrail savaş uçaklarının düzenlediği saldırılarda Hamas’ın İzzeddin el-Kassam Tugayları ile İslami Cihad’ın silahlı kanadı Kudüs Tugayları’ndan aralarında  komutan ve milislerin bulunduğu 4 kişi öldü.

Saha kaynakları, öldürülen kişilerden bazılarının, son dönemde bağlı bulundukları silahlı kanatların saflarını yeniden düzenleme çalışmalarında görev alan önemli saha komutanları olduğunu belirtti.

Gazze kentinin batısındaki Ensar Kavşağı’nda bulunan bir çadırın İsrail tarafından hedef alınması sonucu perşembe akşamı İbrahim el-Bess hayatını kaybetti. Saha kaynaklarına göre el-Bess, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı Cibalya Mülteci Kampı’ndaki Halife Taburu’nun “Nuhbe” bölüğünün komutanıydı.

Bundan kısa süre önce ise Gazze kentinin güneyindeki Sanayi Bölgesi’nde kullandığı elektrikli bisikletin hedef alınması sonucu Hamdi Kahil öldürüldü. Saha kaynaklarına göre Kahil, İslami Cihad’ın silahlı kanadı Kudüs Tugayları bünyesindeki “istihbarat biriminin” komutanlarından biriydi. Kahil’in, Kudüs Tugayları yönetimi ve İslami Cihad’ın siyasi kanadı için istihbarat bilgileri topladığı belirtildi.

Bundan önce de Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un kuzeyinde, Mevasi el-Karara bölgesindeki bir çadır hedef alındı. Saldırıda İzzeddin el-Kassam Tugayları mensubu İzzam el-Abadele öldürüldü.

Perşembe günü öğle saatlerinde ise Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda ailesinin evinin girişinde düzenlenen saldırıda ağır yaralanan Bilal er-Rukay'i, aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybetti.

Saha kaynakları, Rukay’i’nin Kassam Tugayları’na bağlı Şati Taburu’ndaki “zırhlı birlik” komutanı olduğunu bildirdi. İsrail ordusu ise Rukay’i’nin “topçu birliği” komutanlarından biri olduğunu açıkladı.

İsrail son günlerde özellikle Kassam Tugayları mensuplarına yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı. Operasyonların odağında, özellikle 7 Ekim 2023 saldırısına katılan ve İsrailli rehineleri elinde tutan “Nuhbe” mensupları ile saha komutanları bulunuyor.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de Gazze Şeridi’ndeki birliklerini ziyareti sırasında bu yönde talimat vermiş; Hamas’ın silahsızlandırılması ve saldırıya katılanların takip edilerek etkisiz hale getirilmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Son günlerde Filistinli gruplar da İsrail’in suikast operasyonlarını artırması konusunda kendi komutanlarını ve militanlarını uyardı. Özellikle ekim ayının sonunda yapılması planlanan Knesset seçimleri öncesinde saldırıların artmasından endişe eden gruplar, liderlerine ve mensuplarına güvenlik önlemlerini artırmaları yönünde talimatlar gönderdi.

Sarı Hat

İsrail’in Filistinli sivillere yönelik saldırılarını Sarı Hat çevresinde yoğunlaştırması da suikast operasyonlarına eşlik ediyor.

Cuma sabahı İsrail’e ait küçük bir “quadkopter” tipi insansız hava aracı, Han Yunus’un kuzeyindeki el-Karara bölgesinde bulunan değirmenler civarında Abidin ailesinden üç kişinin üzerine bomba attı. Aralarında iki kardeşin de bulunduğu üç kişi saldırıda olay yerinde hayatını kaybetti.

Dkkfk
Filistinliler, 24 Ağustos 2026'da Gazze Şeridi'ndeki Şeyh Radvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmek için çalışıyor (EPA).

Cenazeler Nasır Tıp Kompleksi’ne götürülürken, aileleri tarafından düzenlenen cenaze törenine yoğun üzüntü ve öfke hâkim oldu.

Son günlerde Sarı Hat çevresinde can kayıpları ve yaralanmaların belirgin biçimde arttığı gözleniyor. Gazze’deki saha değerlendirmelerine göre İsrail, son dönemde ateşkes ihlallerini sınırlamak amacıyla uyguladığı ateş açma talimatlarında değişikliğe gitmiş olabilir.

İsrail medyası daha önce yayımladığı haberlerde, sahadaki askerlerin ateş açma talimatlarının kendilerini kısıtladığından şikâyet ettiğini aktarmıştı. Askerler, Sarı Hat'a yaklaşan kişilerin Hamas mensupları olduğunu öne sürüyor. Hamas ve çeşitli kaynaklar ise bu iddiayı reddediyor.


Silah ambargosu... Washington, Sudan’daki savaşın duvarında bir gedik mi açıyor?

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP
TT

Silah ambargosu... Washington, Sudan’daki savaşın duvarında bir gedik mi açıyor?

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP

ABD, iki yılı aşkın süredir devam eden Sudan savaşında durgunlaşan tabloyu değiştirecek bir adım atarak, Darfur’a yönelik 20 yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunu Sudan’ın tamamını kapsayacak şekilde genişletme niyetini açıkladı. Bu girişim, Washington’ın sınırlı yaptırım politikasından, savaşan tarafların çatışmayı sürdürme kapasitesini doğrudan azaltmaya ve askeri zaferin maliyetini yeniden hesaplayarak müzakere masasına dönmelerini sağlamaya yönelik bir politikaya geçme arayışına işaret ediyor. Riskli görünen bu adım, aynı zamanda Washington’ın dünyanın en büyük ve en ağır insani krizlerinden biri olarak nitelendirilen savaşın önünü açmak için bir gedik oluşturma konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, birkaç gün önce Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde yaptığı açıklamada, ABD’nin önerisinin insansız hava araçları (İHA), bunların teknolojileri ve parçalarının yanı sıra ihlalleri izlemekle görevli yaptırım uzmanları komitesinin çalışmalarının güçlendirilmesini de kapsadığını söyledi.

Darfur’a ilişkin mevcut silah ambargosu rejiminin süresi 12 Eylül’de sona eriyor. Bu durum, önümüzdeki haftaları Washington’ın ambargonun kapsamının genişletilmesi konusunda BM Güvenlik Konseyi içinde uzlaşı oluşturma kapasitesi açısından bir sınav haline getiriyor. Ancak Rusya, Sudan ordusunun kapasitesini etkileyebilecek hiçbir önlemi kabul etmeyeceğini açıklarken, Çin de yaptırımların genişletilmesine temkinli yaklaşıyor. Bu nedenle tasarının mevcut haliyle kabul edilmesi garanti görünmüyor.

Washington, önerilen ambargoyu yalnızca cezalandırıcı bir önlem değil, daha çok bir baskı aracı olarak değerlendiriyor. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre ABD yönetimi, savaşan tarafların silahlara erişiminin kısıtlanmasının onları yeniden müzakere masasına dönmeye zorlayabileceği görüşünde. BM Siyasi İşlerden Sorumlu Yetkilisi Rosemary DiCarlo ise tarafların askeri çözüme bel bağlamayı sürdürmesi ve gelişmiş silahların bölgeye kesintisiz akışının devam etmesi konusunda uyarıda bulundu.

Fkkd
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan (AFP)

Buna karşılık, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın açıklamaları, savaşta askeri zafer elde etme hedefinin sürdüğünü gösteriyor. Burhan, olası yaptırımların etkisini küçümseyerek, yaptırımlara ilişkin tartışmaların Sudan’ı etkilemeyeceğini veya silahlı kuvvetlerin mücadele azmini zayıflatmayacağını söyledi. Burhan ayrıca ordunun, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki tüm bölgeleri geri alana kadar savaşmayı sürdüreceğini vurguladı.

Bu görüş ayrılığı, ABD’nin önerisi etrafında yürütülen siyasi mücadelenin özünü ortaya koyuyor. Washington, savaşan tarafları silah akışının süresiz olarak devam etmeyeceğine ikna etmeye çalışırken, Sudan’daki askeri yönetim hâlâ toprakları askeri yöntemlerle geri alma söylemini sürdürüyor. Aynı durum, mevzilerini güçlendirmeye ve ikmal, silah, insansız hava araçları ile diğer destek ağlarına dayanmaya devam eden HDK için de geçerli.

ABD’nin yaklaşımının temelindeki varsayım, yeniden silahlanma kapasitesinin savaşın ömrünü uzattığı yönünde. Taraflardan her biri kayıplarını telafi edebileceğine, daha fazla İHA, mühimmat, yakıt ve finansman sağlayabileceğine inandığı sürece taviz verme motivasyonu sınırlı kalıyor. Buna karşılık, ikmal faaliyetlerinin daha zor ve maliyetli hale gelmesi durumunda, askeri hesapların zamanla siyasi uzlaşı lehine değişebileceği değerlendiriliyor.

Kfkdk

Sudan’daki savaşta son aylarda İHA’ların kullanımında büyük bir artış yaşandı. İHA’lar artık yalnızca cephe hatlarını hedef almakla kalmıyor, kentlere, pazar yerlerine, elektrik ve su tesislerine ve sağlık merkezlerine kadar ulaşıyor. DiCarlo, İHA’lar da dahil olmak üzere gelişmiş silahların, savaşın siviller üzerindeki maliyetini artıran temel unsurlardan biri haline geldiğini söyledi.

Bu açıdan bakıldığında, İHA’lar ile bunların parçalarının yanı sıra mühimmat ve ağır silahların akışının kısıtlanması, uzun menzilli saldırıların sayısını azaltarak, sivil kayıpları düşürerek, yeni göç dalgalarını sınırlayarak ve hastaneler ile elektrik ve su şebekelerindeki aksamaları azaltarak doğrudan insani kazanımlar sağlayabilir. Bunun yanı sıra insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının önündeki engellerin azaltılmasına da katkı sunabilir. Ancak ABD planının başarısı uygulamaya bağlı kalmaya devam ediyor. Zira 2005’ten bu yana Darfur’a uygulanan ambargo, bölgeye silah akışını engelleyemedi. Bu durum, etkili denetim ve uygulama mekanizmalarıyla desteklenmediğinde BM kararlarının ne ölçüde sınırlı kalabileceğini ortaya koyuyor.

Sudan’daki muhalif sivil güçler, öneriyi kapsamlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesi gerektiğini vurgulayarak memnuniyetle karşıladı. Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Halid Ömer Yusuf, savaşın tarafları üzerindeki baskının, çatışmaları sona erdirmeyi ve sivil süreci yeniden tesis etmeyi amaçlayan ‘bütünleşik bir paketin’ parçası olması gerektiğini, bunun tek başına uygulanan cezalandırıcı bir tedbirle sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi - Demokratik Devrimci Akım’ın lideri Yasir Arman ise kısmi önlemlerin ‘savaşı sona erdirmek yerine yönetilmesine’ yol açabileceği uyarısında bulunarak, çatışmaları durduracak ve Sudan’ın birliğini koruyacak şekilde Afrika Birliği (AfB) ile BM arasında ortak bir yol haritası oluşturulması çağrısında bulundu.

Washington’ın ciddiyetinin gerçek sınavı, BM Güvenlik Konseyi’nde alınacak bir kararın ötesine geçerek, silahların satın alınmasını ve Sudan’a taşınmasını kolaylaştıran hava seferleri, kara yolları, aracılar, şirketler ve kişiler de dahil olmak üzere ikmal ağlarının takibine geçebilme kapasitesi olacak.

Fkkfk
 Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Reuters)

Washington’ın savaşı sona erdirmek için yalnızca ambargoya bel bağladığı görülmüyor. Aksine, önerinin, çatışmaların sürdürülmesinin maliyetini artırmaya ve buna paralel olarak müzakere sürecini ilerletmeye yönelik daha kapsamlı bir girişimin parçası olması muhtemel. ABD’li yetkililer, amaçlarının bir tarafın diğerine karşı zafer kazanmasını sağlamak değil, her iki tarafın da sonu görünmeyen açık uçlu bir savaşı sürdürme kapasitesini azaltmak olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte, ABD’nin girişiminin ciddiyeti, nihayetinde Sudan’daki savaşan taraflara değil, onlara destek veren aktörlere baskı yapmaya ne ölçüde hazır olduğuyla ölçülecek. Silah akışı devam ettiği takdirde, ambargonun kapsamının genişletilmesi etkisi sınırlı bir hukuki çerçeveden öteye geçemeyecek. Ancak ambargo, denetim mekanizmaları, yaptırımlar ve müzakere kapısını açmaya yönelik eş zamanlı diplomatik baskıyla desteklenirse, savaşın başlamasından bu yana uluslararası toplumun elindeki en güçlü baskı araçlarından birine dönüşebilir.

Özünde ABD’nin önerisi, iki zıt yaklaşımı doğrudan karşı karşıya getiriyor: Washington savaşın sürdürülmesini daha zor ve maliyetli hale getirmek isterken, çatışmanın iki tarafı da tüm toprakların geri alınmasına kadar savaşmayı sürdüreceklerinde ısrar ediyor. Bu iki tutum arasında ise, kapsamlı bir siyasi uzlaşıya ulaşılmasından önce dahi öldürücü silahların akışını fiilen azaltmayı başaracak her türlü tedbirden en fazla fayda sağlayacak kesim siviller olmaya devam ediyor.


Batı Şeria tartışması: Tel Aviv'den Londra'ya sınır dışı tehdidi

Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)
Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)
TT

Batı Şeria tartışması: Tel Aviv'den Londra'ya sınır dışı tehdidi

Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)
Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)

Birleşik Krallık ve İsrail arasında işgal altındaki topraklarda kurulan yasadışı yerleşimlerin genişletilmesiyle ilgili tartışma büyüyor.

Financial Times'ın haberine göre İsrail yönetimi, Britanyalı yetkilileri Gazze Uluslararası Destek Merkezi'nden çıkarmayı değerlendiriyor.

Merkez, ABD'nin arabuluculuğunda İsrail'le Hamas arasında sağlanan ateşkesi izlemek üzere kurulmuştu.

Haberde, Tel Aviv yönetiminin diğer Avrupa ülkelerinden yetkililere karşı da benzer önlemler alabileceği savunuluyor.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, bu haftaki açıklamasında Kiryat Gat'taki Gazze Uluslararası Destek Merkezi'nde görev yapan Hollandalı yetkililerin sınır dışı edileceğini açıklamıştı. Karara gerekçe olarak Hollanda hükümetinin İsrail'e karşı attığı adımları göstermişti.

Hollanda yönetimi, İsrail işgali altındaki topraklarda kurulan yasadışı yerleşim birimlerinden ürünlerin ülkeye girişini yasaklamıştı.

Telegraph, BK Başbakanı Andy Burnham'ın da benzer bir adım atarak Batı Şeria'daki yasadışı yerleşim yerleriyle ticarete yasak getirmeyi planladığını yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklar, Burnham'ın İsrail'e karşı selefi Keir Starmer'dan daha sert bir tavır takınmak istediğini savunuyor.

Diğer yandan habere göre İşçi Partisi'ndeki İsrail yanlıları Burnham'ın bu planının "fiilen İsrail'in tamamına yönelik bir boykota" varabileceğinden endişeleniyor.  

BK halihazırda İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'e yaptırım uyguluyor. Kaynaklara göre Binyamin Netanyahu hükümetinden diğer radikal sağcı bakanlar da yaptırım listesine alınabilir.

Londra yönetimi, ticaret ambargosunu İsrail'in tartışmalı E1 planıyla ilgili gelişmelerin ardından gündeme getirdi.

İsrail'in Batı Şeria'yla Doğu Kudüs'ü ayırmayı hedefleyen yasadışı yerleşimleri genişletme planı kapsamında 1234 konut inşası için geçen hafta ihale ilanı yayımlamıştı.

BK'nin yanı sıra Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Hollanda ve Norveç ise ortak açıklamayla karara tepki göstermişti.

Açıklamada, "E1 yerleşimi, Batı Şeria'yı bölerek ve Filistin topraklarının bölgesel bütünlüğüne zarar vererek iki devletli çözüm ihtimalini zayıflatacaktır" ifadeleri kullanılmıştı.

Independent Türkçe, Telegraph, Times of Israel, Financial Times