İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

Cassis, Tahran'ın ‘nükleer’ müzakerelere geri dönmesi gerektiğini vurguladı.

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
TT

İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Tahran’ın nükleer programla ilgili müzakerelere dönmesinin önemini vurguladığı açıklamasında. Riyad ile bölgenin güvenliği ve istikrarı konusunda olumlu sonuçlar verecek görüşmeleri sabırsızlıkla beklediğin, söyledi. Cassis, Yemen krizine siyasi bir çözüm bulma yönünde çağrı yaptı. “Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır” diyen İsviçre Dışişleri Bakanı, Riyad’da ülkesinin Suudi Arabistan ile ilişkilerini güçlendirme ve kalkınma iş birliğini derinleştirme stratejisini uygulamanın yollarının ele alındığını kaydetti.
Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda, Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ekonomik ilişkilerin, özellikle de genç, iyi eğitimli bir işgücünün potansiyelinden yararlanmak ve dijitalleşme ile yeni teknolojileri teşvik etmek için eğitim, bilim ve inovasyon alanlarında iş birliğinin de ziyaretinin gündeminde olduğunu söyledi.
Cassis açıklamasında ülkesinin Libya'ya verdiği desteği ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda yanında olduğunu vurguladı. Ülkenin 10 yılı aşkın süredir çatışmalardan muzdarip olduğunun altını çizen İsviçre Dışişleri Bakanı, bu nedenle Ekim 2020’de Cenevre’de imzalanan ateşkes anlaşmasının ilk umut ışığı niteliğinde olduğunun altını çizdi. 
Cassis, savaşın paramparça ettiği bölgelerden kaçış ve göç nedeniyle mülteci krizi yaşandığını belirterek İsviçre’nin diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte, söz konusu yönetimleri desteklemek ve en fazla ihtiyacı olanlara koruma sağlamak için büyük çaba sarf ettiğini söyledi. İsviçre'nin risk altındaki mültecileri ülkeye almasının yanı sıra sığınmacılar tarafından yapılan toplam başvuruların yüzde 60'ından fazlasını kabul ettiğini kaydetti.
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda bölgesel gelişmelerden uluslararası alanda yaşanan tartışmalara kadar birçok başlıkta soruları cevapladı:

Suudi Arabistan ziyaretinizde öne çıkan konuları nelerdir? Krallık'taki yetkililerle görüşeceğiniz en önemli dosyalar arasında hangileri var?
Elbette ki Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ve ekonomik ilişkiler söz konusu. Özellikle eğitim, bilim ve inovasyon alanındaki iyi iş birliğimiz gündemde. Ayrıca İsviçre geçtiğimiz ekim ayında Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi stratejisini benimsedi. Ziyaretim büyük ölçüde İsviçre'nin çatışmaları önleme, insani yardım ve kalkınma iş birliğini teşvik etme konusundaki uzun süredir devam eden taahhüdüne dayanan bu stratejinin uygulanmasına odaklanıyor. Ayrıca Suudi pazarındaki İsviçreli şirketlerin sahip olduğu fırsatların yanı sıra genç, iyi eğitimli işgücünün potansiyelini kullanmak için aralıksız arayışımızın yanı sıra dijitalleşmeyi ve yeni teknolojileri teşvik etmeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra Suudi Arabistan Vizyon 2030 projesi çerçevesinde, özellikle kadınların güçlendirilmesiyle ilgili son gelişmelerle de yakından ilgileniyorum.

Daha önceki anlaşmalarla ilgili neler yapıldı ve bu ziyaret yeni anlaşmalara sahne olacak mı? Olacaksa kapsamları neler?
Avrupa Serbest Ticaret Birliği ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, çifte vergilendirme anlaşması ve ikili yatırım anlaşması ile ilişkilerimizin sağlam temellere dayandığını söyleyebiliriz. Burada, yakın zamanda İsviçre Menkul Kıymetler Borsası ‘SIX’ ve Suudi Menkul Kıymetler Borsası ‘Tadawul arasında iş birliğine ilişkin bir mutabakat zaptı imzalandığını belirtmek isterim. Doğal olarak, iki ülke arasındaki bu verimli ilişkiyi güçlendirmek gayretindeyim.

Suudi Arabistan kısa süre önce Suudi Yeşil Girişimi ve Ortadoğu Girişimi'ni başlattı. Diğer yandan iklim değişikliğiyle mücadele, karbon emisyonlarını azaltma ve karbon ekonomisini geri dönüştürmedeki rolünü de güçlendirme eğiliminde. Bu girişimler iki ülke arasındaki iş birliğinde ne kadar yer kaplıyor?
İsviçre, iklim değişikliği tehdidini azaltmak ve buna uyum sağlamak için tüm ülkelerin gösterdiği çabaları memnuniyetle karşılamaktadır. Çünkü iklim değişikliği ancak birlikte karşı çıkabileceğimiz küresel bir mücadele için mükemmel bir örnektir. Daha önce de belirttiğim gibi; kalkınma iş birliği MENA bölgesindeki önceliklerimizden biridir. Ancak özellikle iki ülke, İsviçre ve Suudi Arabistan, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nde birçok çıkarı paylaşıyor. Öncelikli başlıklarımız arasında suyun ve sağlığın iyileştirilmesi, iklim değişikliğiyle mücadele, tarım ve gıda güvenliğinin teşvik edilmesi yer alıyor. Burada söz konusu başlıkların Suudi Arabistan Krallığı Vizyon 2030 projesi açısından da ele alındığını belirtmek istiyorum. Bu sürdürülebilirlik gündemle ilgili uzun vadeli stratejik ortaklıklarla ilgileniyoruz.

Husilerin Krallık’a yönelik saldırılarını artırdığı bir zamanda Suudi Arabistan, Yemen krizini çözmek için Riyad Anlaşması’nın uygulanmasını istiyor..
Çatışmanın şiddetini azaltmayı destekleyen ve Yemen halkının acılarını dindiren her anlaşma doğru yönde atılmış bir adımdır. Bu noktada Riyad Anlaşması'nın önemi ortaya çıkıyor. Bu anlaşma, Yemen'in geleceği için kapsamlı, barışçıl ve kapsamlı bir çözümdür. Bu nedenle İsviçre, tüm tarafları uluslararası hukuka uymaya ve sivillere yönelik saldırıları durdurmaya çağırıyor. Aynı zamanda tüm taraflara şiddeti sona erdirmek ve siyasi bir çözüm bulmak için müzakerelere yeniden katılma çağrısında bulunuyoruz. Bence uluslararası toplumun, özellikle de bölgesel aktörlerin bu hedefi desteklemesi önemli. Sürdürülebilir barışı ancak diyalog yoluyla sağlayabiliriz. Bu nedenle İsviçre, Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in çalışmalarını desteklemektedir.

Hem Suudi Arabistan hem de İran, iki ülke arasında birçok müzakere turu gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu turları nasıl değerlendiriyorsunuz ve İsviçre'nin bunda bir rolü var mı?
Ben bölge ülkeleri arasında yalnızca kapsamlı bir uzlaşının, uzun vadeli barış, istikrar ve refaha yol açacağına eminim. Yani Suudi Arabistan ve İran arasında devam eden görüşmeler iyiye işaret.

İran'ın nükleer programına ilişkin müzakereleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Tahran’ın bölgedeki faaliyetlerinin riskleri nelerdir?
Bize göre Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ilerleme süreci uluslararası güvenliğe ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine önemli bir katkıdır. Ama elbette ki anlaşmaya imza atan bir ülke olmayan İsviçre, Viyana görüşmelerine doğrudan katılmıyor. Ancak müzakerelerin yakında yeniden başlayacağı haberini memnuniyetle karşılıyoruz ve bu müzakerelerin tüm tarafların taahhütlerine hızlı ve tam bir dönüşe yol açmasını umuyoruz.

Lübnan'ın Suudi Arabistan ile yaşadığı krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel olarak, İsviçre bölgede diyalogu teşvik eden birçok barış girişimini zaten destekliyor. İlgili taraflar bizden bunu istiyorlarsa daha fazlasını yapmaya da hazırız.

Libya krizine ilişkin vizyonunuz ve bunu farklı seçim atmosferi ışığında çözmenin yolları nelerdir?
Elbette Libya 10 yılı aşkın süredir çeşitli çatışmalardan muzdarip. Bu nedenle 2020 yılının ekim ayında Cenevre'de imzalanan ateşkes anlaşması ilk umut işaretiydi. O zamandan bu yana birçok önemli kazanıma tanık olduk. Yılın sonunda birine daha tanık olacağız: Libya halkı için özgür ve kapsayıcı seçimler. Bu nedenle İsviçre, BM liderliğindeki barış sürecini uzun yıllardır desteklemektedir ve Berlin sürecinin de aktif bir üyesidir. Tabii ki uluslararası insan hakları hukuku konusunda çalışma grubuna da eş başkanlık ediyoruz. Ev sahibi ülke olarak Libyalı aktörlerin birçok önemli toplantısını destekledik. Hizmetlerimizi sunmaya ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda Libya'nın yanında olmaya devam edeceğiz.

Mülteci sorunu Avrupa için ne ölçüde bir gerçekliğe sahip?
Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki birçok ülke binlerce mülteciye ev sahipliği yapıyor. İsviçre, Avrupa düzeyinde diğer ülkelerle birliktedir. Bu ülkeleri desteklemek için büyük çaba sarf ediyoruz. Avrupa ayrıca en çok ihtiyacı olanlara koruma sağlıyor. Sığınmacılardan gelen tüm başvuruların yüzde 60'ından fazlası kabul ediliyor. Özellikle büyük risk altındaki mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerin başında geliyoruz. Bununla birlikte İsviçre ve genel olarak Avrupa için söz konusu ülkeler için mültecilere güvenli, onurlu ve sürdürülebilir bir dönüş sağlanabildiği sürece korumaya ihtiyacı olmayanları ülkelerine geri göndermeleri esastır.



Husilere “aşıları BM ofislerinin yeniden açılması karşılığında pazarlık kozu” olarak kullanma suçlaması

Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
TT

Husilere “aşıları BM ofislerinin yeniden açılması karşılığında pazarlık kozu” olarak kullanma suçlaması

Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)

Aşılarla kontrol altına alınabilen ölümcül hastalıkların yeniden yayılma riskinin arttığı bir dönemde Husiler, çocuklara yönelik acil aşı sevkiyatını kabul etmeyi reddetti. Sana’daki çevreler, Husileri aşıların bölgeye girişine izin verilmesi karşılığında Birleşmiş Milletler’in (BM) kontrol ettikleri bölgelerdeki ofislerini yeniden açmasını ve faaliyetlerine devam etmesini şart koşarak pazarlık yapmakla suçladı. Yemenli hükümet kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada bu iddiaları dile getirdi.

Kaynaklar, Yemen hükümetinin Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanların sağlık merkezlerinde aşı bulunmadığı yönündeki çağrılarına yanıt verdiğini ve bu bölgelere aşı sevkiyatı yapılması için BM ile temasa geçtiğini belirtti. Hükümet ayrıca aşıların el konulmayacağı veya satılmayacağı ve hedeflenen çocuklara ücretsiz olarak dağıtılacağı konusunda güvence verilmesini istedi.

Ancak kaynaklara göre bu teklif, hükümetin ‘imkânsız şartlar’ olarak nitelendirdiği Husilerin talepleriyle karşılaştı. Yaklaşık 1 milyon çocuk, çocukluk çağı hastalıklarına karşı aşılama oranlarının düşmesi nedeniyle giderek artan risklerle karşı karşıya bulunuyor. Bu süreçte, rutin aşılama programlarıyla yayılması önlenebilecek çocuk felci, kızamık ve diğer hastalıkların yeniden görülmeye başladığı belirtiliyor.

Yemen hükümeti kaynaklarına göre Husiler, aşıların bölgeye girişine onay vermeyi, BM’nin kendi kontrolündeki bölgelerde bulunan ofislerini yeniden açması şartına bağladı. Söz konusu ofisler, bir kısmının basılması ve onlarca çalışanın gözaltına alınmasının ardından bir yılı aşkın süre önce kapatılmıştı. Husiler ayrıca insani yardım kuruluşlarının faaliyetleri ve çalışanlarına yönelik çeşitli kısıtlamalar getirmişti.

Husilerin kontrolündeki bölgelerde aşılar tükendi ve çocuklar ölümcül hastalıkların kurbanı haline geldi. (BM)
Husilerin kontrolündeki bölgelerde aşılar tükendi ve çocuklar ölümcül hastalıkların kurbanı haline geldi. (BM)

Kaynaklara göre BM, Husilerin elinde tutulan onlarca BM çalışanı ile uluslararası ve yerel insani yardım kuruluşlarında görev yapan personelin serbest bırakılmasını, örgütün ofislerine düzenlediği baskınların ardından el koyduğu varlıkların iade edilmesini ve kuruluşların faaliyetleri ile çalışanlarına yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını talep ediyor.

Kaynaklara göre Husiler ise bu taleplere karşılık vermeye hazır görünmüyor. Nitekim aşı sevkiyatlarının bölgeye girişini reddetmeleriyle eş zamanlı olarak bir grup tutuklunun, terör ve devlet güvenliği davalarına bakan ceza savcılığına sevk edildiği belirtildi. Söz konusu kişilerin, uluslararası ve insani yardım kuruluşlarında çalışmaları nedeniyle casuslukla suçlandıkları ve yargılanmalarının hazırlıklarının yapıldığı kaydedildi.

Kaynaklar, bu gelişmelerin başta aşılar olmak üzere insani ihtiyaçların siyasi pazarlık aracı olarak kullanılabileceğine ilişkin endişeleri artırdığını belirtiyor. Bu durum, çocukları aşılama yoluyla önlenebilecek hastalıklardan korumak için acil sağlık müdahalelerine duyulan ihtiyacın giderek arttığı bir döneme denk geliyor.

Marib aşı açığını kapatıyor

Buna karşılık, hükümetin kontrolündeki bölgelerde yürütülen sağlık çalışmaları, özellikle yerinden edilmiş çocuklar ve yoksul topluluklar arasında aşılama oranlarının gerilemesinin yol açtığı açığın boyutunu ortaya koyuyor.

BM, ortakları aracılığıyla, çok sayıda ülke içinde yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Marib vilayetinde 13 binden fazla çocuğun aşılandığını açıkladı. Bu adım, kızamık şüphesi taşıyan vakaların artmasının ardından yerel makamların sağlık alanında acil durum ilan etmesi üzerine atıldı.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Marib kenti ile Harib, Madgal ve Ravgan ilçelerinde 18 Ağustos’ta başlayan acil aşılama kampanyasına destek verdiğini bildirdi. Kampanyada, yüksek riskli bölgelerde, yerinden edilme alanlarında ve hizmetlerden yeterince yararlanamayan topluluklarda yaşayan 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklar hedef alındı.

Örgüt, Avrupa Birliği’nin (AB) insani yardım programı ile İngiltere Dışişleri, Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanlığı tarafından desteklenen kampanyanın başlangıçta 8 bin 514 çocuğun aşılanmasını hedeflediğini belirtti. Ancak kampanya kapsamında 11 bin 143 çocuk taramadan geçirildi ve 10 bin 624’ü kızamığa, 3 bin 151’i ise rutin aşılama programlarına yönelik olmak üzere toplam 13 bin 775 doz aşı uygulandı.

Husi milisleri, krizle mücadele için gönderilen aşı sevkiyatını teslim almayı reddetti. (Yerel medya)
Husi milisleri, krizle mücadele için gönderilen aşı sevkiyatını teslim almayı reddetti. (Yerel medya)

Kampanya, Marib Halk Sağlığı ve Nüfus Ofisi, vali yardımcısının ofisi ve diğer sağlık kuruluşlarıyla iş birliği içinde yürütüldü ve sahada 309 aşılama oturumu gerçekleştirildi. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) 200 oturuma destek verirken, IOM 109 oturuma destek sağladı ve bu oturumların tamamını uyguladı.

IOM ayrıca, 88 sağlık çalışanından oluşan 22 aşılama ekibine destek verdi. Örgüt, ekiplerin yerinden edilme bölgeleri ile risk altındaki topluluklara ulaşabilmesi için 22 araca yakıt desteği de sağladı.

Dünya çapında ikinci en yüksek sonuç

Bu kampanya, Yemen’de aşılama krizinin derinleştiğine işaret eden uluslararası göstergelerin bulunduğu bir dönemde gerçekleştirildi. IOM, ülkede rutin aşılama programlarındaki ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eksiklikler nedeniyle kızamığın tekrarlayan salgınlara yol açmayı sürdürdüğünü bildirdi.

IOM’un aktardığı Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) ön verilerine göre, Ekim 2025 ile Mart 2026 arasında Yemen genelinde 11 bin 354 kızamık vakası bildirildi. Bu sayı, söz konusu dönemde dünya genelinde kaydedilen en yüksek ikinci vaka sayısı oldu.

Ölümcül hastalıkların yanı sıra, milyonlarca Yemenli çocuk yetersiz beslenmeden mustarip (Yerel medya)
Ölümcül hastalıkların yanı sıra, milyonlarca Yemenli çocuk yetersiz beslenmeden mustarip (Yerel medya)

Örgüt, yerinden edilme kamplarında yaşayan çocuklarla hizmetlerden yeterince yararlanamayan toplulukların, aşı ve sağlık hizmetlerine erişimlerini engelleyen ek sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu durumun, söz konusu çocukları aşılarla önlenebilen hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirdiği kaydedildi.

IOM’un Yemen Misyonu Başkanı Abdussettar Esoev, çocukların rutin sağlık hizmetlerine erişememesinin önlenebilir hastalıkların hızla yayılmasına zemin hazırladığını söyledi. Esoev, örgütün salgından etkilenen topluluklara ulaşmak ve çocukların aşılara erişimini sağlamak için sağlık makamları ve diğer ortaklarla birlikte çalıştığını ifade etti.


Bağdat, ABD güçlerinin çekilmesinin eylül sonuna kadar tamamlanacağı konusunda kararlı

DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
TT

Bağdat, ABD güçlerinin çekilmesinin eylül sonuna kadar tamamlanacağı konusunda kararlı

DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)

Kaynaklar, Bağdat yönetiminin uluslararası koalisyon güçlerinin Irak’taki askeri varlığını sona erdirmek için gelecek 30 Eylül tarihine bağlılığını sürdürdüğünü belirtti. Bu açıklama, ABD ve ortaklarının askeri misyonlarını azaltarak tamamen çekilmek yerine Irak hükümetiyle ikili bir güvenlik çerçevesine geçmeyi planladıklarına ilişkin basında çıkan haberlerin ardından geldi.

Iraklı resmi bir kaynak, “Eylül ayından sonra Irak’ta ABD ve diğer yabancı güçlerin varlığını sürdüreceğine” ilişkin haberlerin, “önceki Irak hükümeti ile ABD yönetimi arasında varılan mutabakatla çeliştiğini” söyledi. Ancak kaynak, “ABD’den resmi bir kaynağa dayanmayan basın haberleri hakkında yorum yapmak için henüz erken” ifadelerini kullandı.

Basında yer alan haberlerde bugün, kimliği ve görevi açıklanmayan bir ABD’li yetkilinin, ABD ve koalisyon ortaklarının Başkan Donald Trump’ın talimatları doğrultusunda gelecek 30 Eylül’e kadar Irak’taki askeri görevlerini azaltacağı yönündeki sözlerine yer verildi.

Yetkiliye atfedilen açıklamalara göre misyonun azaltılması, “DEAŞ’la mücadeledeki ortak başarının” bir sonucu ve Bağdat ile Washington arasında kalıcı bir ikili güvenlik ortaklığına geçiş anlamına geliyor. Bu sürecin ABD’nin çıkarları, Irak Anayasası ve iki ülke arasındaki Stratejik Çerçeve Anlaşması’yla uyumlu olduğu belirtildi.

ABD’li yetkili, bu adımın DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyonun sona erdiği anlamına gelmediğini, aksine koalisyonun askeri misyonunun ikili ilişkiler çerçevesinde daha geleneksel bir yapıya dönüşeceğini söyledi. Ayrıca sorumlu ve sorunsuz bir geçişin sağlanması amacıyla, Irak hükümeti ile koalisyona katılan ülkeler arasındaki koordinasyonun süreceğini ifade etti.

Bağdat’taki Irak güvenlik güçlerinden bir asker (AFP)
Bağdat’taki Irak güvenlik güçlerinden bir asker (AFP)

Önceki anlaşma ve takvim

Irak ve ABD, Eylül 2024’te Washington öncülüğündeki uluslararası koalisyonun Irak’ta DEAŞ’a karşı yürüttüğü askeri misyonun sona erdirilmesi ve kademeli olarak ikili bir güvenlik ilişkisine geçilmesine yönelik planı açıklamıştı.

Plan kapsamında misyonun ilk aşaması Eylül 2025’te sona ererken, Suriye’de terör örgütüne karşı yürütülen operasyonları desteklemek amacıyla Irak Kürdistan Bölgesi’nde bazı güçlerin kalması ve son aşamanın Eylül 2026’da tamamlanması öngörülmüştü.

Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı’nın askeri sözcüsü Sabah el-Numan, gelecek 30 Eylül’ün “Irak’ın bayramı” olacağını belirterek, Bağdat’ın koalisyon güçlerinin çekilmesini belirlenen tarihte tamamlama konusunda kararlı olduğunu vurguladı.

El-Numan ayrıca hükümetin silahların devletin kontrolünde toplanması ve silahlı yapıların meşru devlet kurumlarına entegre edilmesi yönündeki çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Iraklı resmi kaynak ise hükümetin “Bağdat ile Washington arasında varılan mutabakata bağlı olduğunu” ve Irak’ın topraklarında herhangi bir amaçla yabancı güçlere artık ihtiyaç duymadığını ifade etti.

Kaynak Şarku’l Avsat’a, ABD askerlerinin ülkedeki varlığının devam etmesi halinde bunun silahların devlet kontrolünde toplanması projesinden geri adım atmaları için silahlı gruplara gerekçe sunmasından endişe edildiğini belirtti.

Silahlar ve Washington’la ilişkiler

Irak’taki silahlı grupların elindeki silahlar meselesi, ABD güçlerinin ülkedeki varlığını yalnızca askeri düzenlemelerin ötesine taşıyor. Irak yönetimi, Iraklı yetkililerin açıklamalarına göre silahların devlet otoritesi altında toplanmasını hedeflerken, ABD güçlerinin varlığı bazı silahlı grupların Washington’la ilişkilere yönelik tutumlarının temel unsurlarından birini oluşturuyor.

Iraklı eski bir güvenlik yetkilisi, hükümetin silahlı grupların silahlarını bırakmasına ilişkin takvime uymaması halinde, Washington’un çekilme konusundaki tutumunu yeniden değerlendirebileceğini söyledi.

Yetkili, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki siyasi güçlerden oluşan bir komitenin silah meselesini ele alması ve silahların tamamen bırakılması yerine yeniden düzenlenmesi veya depolanmasına ilişkin fikirlerin gündeme gelmesinin Washington tarafından bu konuda yeterli ciddiyetin gösterilmediğine dair bir işaret olarak değerlendirilebileceğini belirtti.

Yetkili, değerlendirmesine göre ABD’nin tutumundaki değişimin nedenlerinden birinin İran Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Irak ziyareti olduğunu söyledi. Ziyaretin ardından ABD’nin askeri varlık ve yaptırımlar da dahil olmak üzere çeşitli konularda tutumunu sertleştirdiğini öne sürdü.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi

Ancak bu yorumlar, şu aşamada yetkililer ve gözlemcilerin değerlendirmeleri niteliğinde bulunuyor; Washington’dan Bağdat’la varılan anlaşmayı değiştirdiğine ilişkin resmi bir açıklama yapılmış değil.

Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Said el-Ciyaşi, Irak ile ABD arasında bir buçuk yıldan uzun süren müzakerelerin ardından varılan anlaşmanın, DEAŞ’a karşı Irak ve Suriye’de yürütülen “Doğal Kararlılık Operasyonu” kapsamında Irak’ta görev yapan ABD Ortak Görev Gücü unsurlarının çekilmesini öngördüğünü söyledi.

El-Ciyaşi, çekilme sürecinin Eylül 2025’te başladığını ve 30 Eylül 2026’da tamamlanmasının planlandığını belirterek, bunun ABD ve koalisyon ülkelerinin Irak’taki askeri varlığını sona erdireceğini ifade etti.

Bununla birlikte el-Ciyaşi, bunun Irak ile ABD veya diğer ülkeler arasındaki güvenlik iş birliğinin sona ermesi anlamına gelmediğini, terörle mücadele alanındaki koordinasyonun devam edeceğini vurguladı.

Mevcut anlaşmazlık, esas olarak bir sonraki aşamanın nasıl yorumlanacağı noktasında yoğunlaşıyor: Yabancı güçlerin askeri misyonu üzerinde anlaşmaya varılan tarihte tamamen sona mı erecek, yoksa ikili güvenlik ilişkisi kapsamında sınırlı bir askeri varlığa mı dönüşecek? ABD’den bu konuda henüz net bir resmî açıklama gelmemesi nedeniyle nihai yanıtın önümüzdeki haftalarda Bağdat ile Washington arasındaki görüşmelere bağlı olduğu değerlendiriliyor.


Gazze Şeridi’nin merkezinde İsrail ateşiyle bir Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
TT

Gazze Şeridi’nin merkezinde İsrail ateşiyle bir Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)

Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde bugün bombardıman ve silah sesleri sürerken, DPA’nın haberine göre İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu bir Filistinli hayatını kaybetti.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) haberine göre, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nin merkezindeki El-Masdar köyü ve köye komşu El-Meğazi Mülteci Kampı’nın çevresindeki yollarda sabah saatlerinden beri ateş açtığı bildirildi.

Şarku'l Avsat'ın  El-Aksa TV'den aktardığına göre yerel kaynaklar, İsrail güçlerinin Gazze kentinin doğusunda konuşlandırdığı iş makinelerinden açılan ateş sonucu yaralanan bir kişinin Şifa Hastanesi’ne getirildiğini bildirdi.

İsrail’e ait insansız savaş uçakları, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesi çevresine en az bir hava saldırısı düzenledi. Günün ilk saatlerinde Gazze kentinin doğusundaki bölgeler topçu ateşine tutulurken, İsrail askeri araçlarının da kentin doğusunda ateş açtığı ve Gazze’nin kuzeydoğusundaki Tuffah Mahallesi’nin hedef alındığı bildirildi.

Şeridin güneyindeki yerel sakinler ise İsrail tanklarının Han Yunus kentinin güneyindeki Batn es-Semin bölgesine yoğun ateş açtığını belirtti. Kentin doğusundaki bölgelerin de sabah saatlerinde tekrar ateş altına alındığı aktarıldı.

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta İsrail savaş helikopterlerinden kente doğru ateş açılırken, İsrail’e ait insansız hava araçlarının Han Yunus’un El-Mevasi bölgesi üzerinde alçak irtifada uçtuğu bildirildi.