İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

Cassis, Tahran'ın ‘nükleer’ müzakerelere geri dönmesi gerektiğini vurguladı.

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
TT

İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Tahran’ın nükleer programla ilgili müzakerelere dönmesinin önemini vurguladığı açıklamasında. Riyad ile bölgenin güvenliği ve istikrarı konusunda olumlu sonuçlar verecek görüşmeleri sabırsızlıkla beklediğin, söyledi. Cassis, Yemen krizine siyasi bir çözüm bulma yönünde çağrı yaptı. “Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır” diyen İsviçre Dışişleri Bakanı, Riyad’da ülkesinin Suudi Arabistan ile ilişkilerini güçlendirme ve kalkınma iş birliğini derinleştirme stratejisini uygulamanın yollarının ele alındığını kaydetti.
Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda, Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ekonomik ilişkilerin, özellikle de genç, iyi eğitimli bir işgücünün potansiyelinden yararlanmak ve dijitalleşme ile yeni teknolojileri teşvik etmek için eğitim, bilim ve inovasyon alanlarında iş birliğinin de ziyaretinin gündeminde olduğunu söyledi.
Cassis açıklamasında ülkesinin Libya'ya verdiği desteği ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda yanında olduğunu vurguladı. Ülkenin 10 yılı aşkın süredir çatışmalardan muzdarip olduğunun altını çizen İsviçre Dışişleri Bakanı, bu nedenle Ekim 2020’de Cenevre’de imzalanan ateşkes anlaşmasının ilk umut ışığı niteliğinde olduğunun altını çizdi. 
Cassis, savaşın paramparça ettiği bölgelerden kaçış ve göç nedeniyle mülteci krizi yaşandığını belirterek İsviçre’nin diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte, söz konusu yönetimleri desteklemek ve en fazla ihtiyacı olanlara koruma sağlamak için büyük çaba sarf ettiğini söyledi. İsviçre'nin risk altındaki mültecileri ülkeye almasının yanı sıra sığınmacılar tarafından yapılan toplam başvuruların yüzde 60'ından fazlasını kabul ettiğini kaydetti.
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda bölgesel gelişmelerden uluslararası alanda yaşanan tartışmalara kadar birçok başlıkta soruları cevapladı:

Suudi Arabistan ziyaretinizde öne çıkan konuları nelerdir? Krallık'taki yetkililerle görüşeceğiniz en önemli dosyalar arasında hangileri var?
Elbette ki Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ve ekonomik ilişkiler söz konusu. Özellikle eğitim, bilim ve inovasyon alanındaki iyi iş birliğimiz gündemde. Ayrıca İsviçre geçtiğimiz ekim ayında Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi stratejisini benimsedi. Ziyaretim büyük ölçüde İsviçre'nin çatışmaları önleme, insani yardım ve kalkınma iş birliğini teşvik etme konusundaki uzun süredir devam eden taahhüdüne dayanan bu stratejinin uygulanmasına odaklanıyor. Ayrıca Suudi pazarındaki İsviçreli şirketlerin sahip olduğu fırsatların yanı sıra genç, iyi eğitimli işgücünün potansiyelini kullanmak için aralıksız arayışımızın yanı sıra dijitalleşmeyi ve yeni teknolojileri teşvik etmeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra Suudi Arabistan Vizyon 2030 projesi çerçevesinde, özellikle kadınların güçlendirilmesiyle ilgili son gelişmelerle de yakından ilgileniyorum.

Daha önceki anlaşmalarla ilgili neler yapıldı ve bu ziyaret yeni anlaşmalara sahne olacak mı? Olacaksa kapsamları neler?
Avrupa Serbest Ticaret Birliği ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, çifte vergilendirme anlaşması ve ikili yatırım anlaşması ile ilişkilerimizin sağlam temellere dayandığını söyleyebiliriz. Burada, yakın zamanda İsviçre Menkul Kıymetler Borsası ‘SIX’ ve Suudi Menkul Kıymetler Borsası ‘Tadawul arasında iş birliğine ilişkin bir mutabakat zaptı imzalandığını belirtmek isterim. Doğal olarak, iki ülke arasındaki bu verimli ilişkiyi güçlendirmek gayretindeyim.

Suudi Arabistan kısa süre önce Suudi Yeşil Girişimi ve Ortadoğu Girişimi'ni başlattı. Diğer yandan iklim değişikliğiyle mücadele, karbon emisyonlarını azaltma ve karbon ekonomisini geri dönüştürmedeki rolünü de güçlendirme eğiliminde. Bu girişimler iki ülke arasındaki iş birliğinde ne kadar yer kaplıyor?
İsviçre, iklim değişikliği tehdidini azaltmak ve buna uyum sağlamak için tüm ülkelerin gösterdiği çabaları memnuniyetle karşılamaktadır. Çünkü iklim değişikliği ancak birlikte karşı çıkabileceğimiz küresel bir mücadele için mükemmel bir örnektir. Daha önce de belirttiğim gibi; kalkınma iş birliği MENA bölgesindeki önceliklerimizden biridir. Ancak özellikle iki ülke, İsviçre ve Suudi Arabistan, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nde birçok çıkarı paylaşıyor. Öncelikli başlıklarımız arasında suyun ve sağlığın iyileştirilmesi, iklim değişikliğiyle mücadele, tarım ve gıda güvenliğinin teşvik edilmesi yer alıyor. Burada söz konusu başlıkların Suudi Arabistan Krallığı Vizyon 2030 projesi açısından da ele alındığını belirtmek istiyorum. Bu sürdürülebilirlik gündemle ilgili uzun vadeli stratejik ortaklıklarla ilgileniyoruz.

Husilerin Krallık’a yönelik saldırılarını artırdığı bir zamanda Suudi Arabistan, Yemen krizini çözmek için Riyad Anlaşması’nın uygulanmasını istiyor..
Çatışmanın şiddetini azaltmayı destekleyen ve Yemen halkının acılarını dindiren her anlaşma doğru yönde atılmış bir adımdır. Bu noktada Riyad Anlaşması'nın önemi ortaya çıkıyor. Bu anlaşma, Yemen'in geleceği için kapsamlı, barışçıl ve kapsamlı bir çözümdür. Bu nedenle İsviçre, tüm tarafları uluslararası hukuka uymaya ve sivillere yönelik saldırıları durdurmaya çağırıyor. Aynı zamanda tüm taraflara şiddeti sona erdirmek ve siyasi bir çözüm bulmak için müzakerelere yeniden katılma çağrısında bulunuyoruz. Bence uluslararası toplumun, özellikle de bölgesel aktörlerin bu hedefi desteklemesi önemli. Sürdürülebilir barışı ancak diyalog yoluyla sağlayabiliriz. Bu nedenle İsviçre, Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in çalışmalarını desteklemektedir.

Hem Suudi Arabistan hem de İran, iki ülke arasında birçok müzakere turu gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu turları nasıl değerlendiriyorsunuz ve İsviçre'nin bunda bir rolü var mı?
Ben bölge ülkeleri arasında yalnızca kapsamlı bir uzlaşının, uzun vadeli barış, istikrar ve refaha yol açacağına eminim. Yani Suudi Arabistan ve İran arasında devam eden görüşmeler iyiye işaret.

İran'ın nükleer programına ilişkin müzakereleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Tahran’ın bölgedeki faaliyetlerinin riskleri nelerdir?
Bize göre Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ilerleme süreci uluslararası güvenliğe ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine önemli bir katkıdır. Ama elbette ki anlaşmaya imza atan bir ülke olmayan İsviçre, Viyana görüşmelerine doğrudan katılmıyor. Ancak müzakerelerin yakında yeniden başlayacağı haberini memnuniyetle karşılıyoruz ve bu müzakerelerin tüm tarafların taahhütlerine hızlı ve tam bir dönüşe yol açmasını umuyoruz.

Lübnan'ın Suudi Arabistan ile yaşadığı krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel olarak, İsviçre bölgede diyalogu teşvik eden birçok barış girişimini zaten destekliyor. İlgili taraflar bizden bunu istiyorlarsa daha fazlasını yapmaya da hazırız.

Libya krizine ilişkin vizyonunuz ve bunu farklı seçim atmosferi ışığında çözmenin yolları nelerdir?
Elbette Libya 10 yılı aşkın süredir çeşitli çatışmalardan muzdarip. Bu nedenle 2020 yılının ekim ayında Cenevre'de imzalanan ateşkes anlaşması ilk umut işaretiydi. O zamandan bu yana birçok önemli kazanıma tanık olduk. Yılın sonunda birine daha tanık olacağız: Libya halkı için özgür ve kapsayıcı seçimler. Bu nedenle İsviçre, BM liderliğindeki barış sürecini uzun yıllardır desteklemektedir ve Berlin sürecinin de aktif bir üyesidir. Tabii ki uluslararası insan hakları hukuku konusunda çalışma grubuna da eş başkanlık ediyoruz. Ev sahibi ülke olarak Libyalı aktörlerin birçok önemli toplantısını destekledik. Hizmetlerimizi sunmaya ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda Libya'nın yanında olmaya devam edeceğiz.

Mülteci sorunu Avrupa için ne ölçüde bir gerçekliğe sahip?
Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki birçok ülke binlerce mülteciye ev sahipliği yapıyor. İsviçre, Avrupa düzeyinde diğer ülkelerle birliktedir. Bu ülkeleri desteklemek için büyük çaba sarf ediyoruz. Avrupa ayrıca en çok ihtiyacı olanlara koruma sağlıyor. Sığınmacılardan gelen tüm başvuruların yüzde 60'ından fazlası kabul ediliyor. Özellikle büyük risk altındaki mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerin başında geliyoruz. Bununla birlikte İsviçre ve genel olarak Avrupa için söz konusu ülkeler için mültecilere güvenli, onurlu ve sürdürülebilir bir dönüş sağlanabildiği sürece korumaya ihtiyacı olmayanları ülkelerine geri göndermeleri esastır.



Lübnan güvenlik güçleri, “Hizbullah” ağı ve Esed’in kalıntılarına yönelik soruşturmayı genişletiyor

Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan arşiv fotoğrafında, Şam yakınlarındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Hizbullah hücrelerine bağlı bir kişinin gözaltına alınması görülüyor.
Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan arşiv fotoğrafında, Şam yakınlarındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Hizbullah hücrelerine bağlı bir kişinin gözaltına alınması görülüyor.
TT

Lübnan güvenlik güçleri, “Hizbullah” ağı ve Esed’in kalıntılarına yönelik soruşturmayı genişletiyor

Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan arşiv fotoğrafında, Şam yakınlarındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Hizbullah hücrelerine bağlı bir kişinin gözaltına alınması görülüyor.
Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan arşiv fotoğrafında, Şam yakınlarındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Hizbullah hücrelerine bağlı bir kişinin gözaltına alınması görülüyor.

Lübnan güvenlik güçlerinin son günlerde ortaya çıkardığı Suriye-Lübnan bağlantılı ağla ilgili soruşturmanın kapsamı genişletildi. Ağın faaliyetlerinin niteliği, finansman kaynakları ve unsurlarına eğitim ve koruma sağladığından şüphelenilen çevrelere ilişkin yeni bilgiler ortaya çıktı. Soruşturma henüz ilk aşamalarında bulunurken, güvenlik birimlerinin odağında grubun Suriye’deki faaliyetlerinin ötesine geçen bir soru var: Grup Lübnan topraklarında da güvenlik operasyonları düzenlemeye mi hazırlanıyordu?

Adli bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilk soruşturmanın, Hizbullah mensuplarının ağın üyelerini eğittiği ve onlara koruma sağladığı yönündeki delilleri güçlendirdiğini söyledi. Kaynak söz konusu kişilerin, merkezi Beyrut’un güney banliyölerinde bulunan Hizbullah bağlantılı bir dernekten finansman aldığını belirtti.

Kaynağın verdiği bilgilere göre güvenlik güçleri, gözaltına alınan Suriyelilerin üzerinde söz konusu derneğe ait faturalar ele geçirdi. Soruşturma, derneğin bu kişilere aylık 200 ila 500 dolar arasında değişen düzenli mali yardım sağladığını ortaya koydu. Kaynak, aynı derneğin Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden ve bu kişilerin Lübnan’a kaçmasından sonra Suriyeli subay Menaf Ali Safi ile iki arkadaşının Beyrut’un güney banliyölerindeki kira bedellerini de ödediğini belirtti.

İlk bilgilere dayanan soruşturma sonuçlarına göre, Suriye’de savaşın 2 Mart 2026’da yeniden alevlenmesinin ardından söz konusu kişiler güney banliyölerinden Akkar’daki Tel Biri kasabasına geçti. Daha sonra yeniden güney banliyölerine, oradan da askeri eğitim aldıklarından şüphelenilen Bekaa bölgesine gittiler.

Adli kaynak, Hizbullah’la bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişilerin WhatsApp üzerinden iletişim kurmak için Nepal numaralı telefonlar kullandığını ifade etti. İletişim trafiğinin takibi, sinyallerin çoğunlukla Beyrut’un güney banliyölerinden, zaman zaman da Bekaa bölgesinden geldiğini gösterdi. Suriyelilerin telefonlarının coğrafi konumlarının takibi de bu kişilerin güney banliyöleri ve Bekaa’nın yanı sıra Akkar vilayetindeki Tel Biri’de sık sık bulunduğunu ortaya koydu.

Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinin ardından Hizbullah’ın Lübnan’ın doğusundaki Hermel’de kurduğu kampta bulunan Suriyeli bir mülteci. (Arşiv- EPA)
Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinin ardından Hizbullah’ın Lübnan’ın doğusundaki Hermel’de kurduğu kampta bulunan Suriyeli bir mülteci. (Arşiv- EPA)

Soruşturmayla eş zamanlı olarak güvenlik güçleri, gözaltına alınan kişilerin üzerinde ele geçirilen malzemelerin envanterini çıkarmaya başladı. Kaynağa göre bunlar arasında makineli tüfekler, keskin nişancı tüfekleri, fünye ve patlayıcı maddeler bulunuyor.

Güvenlik birimleri ayrıca kısa süre önce gözaltına alınan Devlet Güvenlik Teşkilatı mensubu bir kişinin ifadesini de araştırıyor. Söz konusu kişi, Tel Biri’deki bir evden patlayıcı düzenekler taşıdığını ve bunları daha sonra Lübnan’ın kuzeyindeki Büyük Nehir yatağına atarak ortadan kaldırdığını söyledi. Yetkililer, bu ifadenin doğruluğunu araştırırken patlayıcıları bulmaya ve ele geçirmeye çalışıyor.

Öte yandan Suriye makamlarıyla koordinasyon ihtimali de gündemde. Adli kaynak, ilk soruşturmanın tamamlanmasının ardından ağla bağlantılı olduğundan şüphelenilen ve Suriye’de bulunan kişilerin isimlerine ulaşılması halinde bilgilerin gerekli işlemlerin yapılması için Suriye tarafına iletileceğini belirtti.

Nisan 2026’da Suriye ordusuna ait birliklerin Suriye-Lübnan sınırındaki Kuseyr kırsalında devriye gezmesi ve Hizbullah tarafından kullanılan tünelleri taraması. (AFP)
Nisan 2026’da Suriye ordusuna ait birliklerin Suriye-Lübnan sınırındaki Kuseyr kırsalında devriye gezmesi ve Hizbullah tarafından kullanılan tünelleri taraması. (AFP)

Ancak kaynaklara göre soruşturmanın en hassas boyutunu, grubun faaliyetlerinin gerçek kapsamının belirlenmesi oluşturuyor. Söz konusu grubun faaliyetlerinin yalnızca Suriye içinde düzenlenecek operasyonların hazırlığıyla sınırlı kalıp kalmadığı veya Lübnan’daki güvenlik hedeflerine yönelik çalışmalar yürütüp yürütmediği araştırılıyor.

Adli kaynak Şarku’l Avsat’a, “Şu ana kadar elde edilen veriler, Lübnan’ın da grubun hedef aldığı operasyon sahaları arasında bulunduğuna işaret ediyor” dedi. Soruşturmanın, olası hedeflerin niteliğini ve grubun planlama aşamasından uygulamaya dönük hazırlık aşamasına geçip geçmediğini ortaya çıkarmak amacıyla sürdürüldüğü belirtildi.

Kaynağa göre ağın ortaya çıkarılması güvenlik dosyasını kapatacak gibi görünmüyor. Lübnan güvenlik güçlerinin, ülkede bulunan eski Esed rejimi unsurları ve subaylarını takip etmek, faaliyetlerinin ve bağlantılarının niteliğini belirlemek amacıyla gözetim ve önleyici güvenlik operasyonlarını yoğunlaştırması bekleniyor.

Kaynak, soruşturmanın ortaya çıkardığı bilgilerin öneminin, bu kişilerin Lübnan’daki varlığının yalnızca Suriye’den kaçmak veya kovuşturma korkusuyla sığınacak yer aramakla sınırlı olmayabileceğine işaret etmesinden kaynaklandığını söyledi. Buna göre bazı kişilerin Lübnan’da güvenlik amaçlı roller üstlenmiş ve belirli hedefler doğrultusunda hareket etmiş olabileceği değerlendiriliyor.

Güvenlik birimleri, gözaltına alınan ağı daha kapsamlı bir soruşturmanın başlangıç noktası olarak değerlendiriyor. Bu kapsamda, ortaya çıkarılan grubun tek ağ olmayabileceği ve eski rejim unsurlarıyla bağlantılı başka yapıların da Lübnan topraklarında hâlâ faaliyet gösteriyor olabileceği yönündeki güvenlik varsayımı araştırılıyor.


Somali'nin güneybatısında hükümet güçleri ile milis gruplar arasında çatışma

Somali'nin Baydabo şehrindeki bir caddede devriye gezen güvenlik personeli, 3 Eylül 2026 (AP)
Somali'nin Baydabo şehrindeki bir caddede devriye gezen güvenlik personeli, 3 Eylül 2026 (AP)
TT

Somali'nin güneybatısında hükümet güçleri ile milis gruplar arasında çatışma

Somali'nin Baydabo şehrindeki bir caddede devriye gezen güvenlik personeli, 3 Eylül 2026 (AP)
Somali'nin Baydabo şehrindeki bir caddede devriye gezen güvenlik personeli, 3 Eylül 2026 (AP)

Somali'nin güneybatısında yer alan Baydabo kentinin dış kesimlerinde dün Somali güçleri ile milis gruplar arasında çatışmalar yeniden başladı. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre bölgede yoğun silah sesleri yükselirken sivillerin evlerini terk ederek kaçtığı bildirildi.

Somali Savunma Bakanlığı, hükümet güçlerinin, Güneybatı Eyaleti'nin eski başkanı Abdülaziz Hasan Muhammed 'Laftagareen'e bağlı savaşçılar ile El-Kaide bağlantılı Eş-Şebab terör örgütü militanlarının düzenlediği ortak saldırıya karşılık verdiğini açıkladı.

Bu çatışmalar, Somali Federal Hükümeti ile Laftagareen arasında Güneybatı Eyaleti'nin kontrolü üzerine yaşanan siyasi ve güvenlik krizindeki son gerilim olarak değerlendiriliyor.

Somali'de federal güçler ile muhalefete bağlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından sokaklarda devriye gezen milisler - Baydabo, Somali / 3 Eylül 2026 (Reuters)
Somali'de federal güçler ile muhalefete bağlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından sokaklarda devriye gezen milisler - Baydabo, Somali / 3 Eylül 2026 (Reuters)

Federal güçler, 30 Mart'ta Baydabo kentinin kontrolünü ele geçirmiş, ardından 2018'den bu yana eyaleti yöneten Laftagareen görevinden istifa etmişti.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre Baydabo'daki Bölge Hastanesi Acil Servis Sorumlusu Dr. Abdülkafi Ömer Mahmud yaptığı açıklamada, sağlık ekiplerinin 15'i kadın olmak üzere 71 yaralıyı kabul ettiğini ve 1 sivilin öldüğünü belirtti.

Başkent Mogadişu'nun yaklaşık 245 kilometre (150 mil) kuzeybatısında yer alan Baydabo şehri, insani yardım açısından kritik bir merkez konumunda bulunuyor. Kent, çatışmalar ve kuraklık nedeniyle yerinden edilmiş yarım milyondan fazla sivile ev sahipliği yapıyor.

Geçtiğimiz ay Baydabo ve çevresinde meydana gelen çatışmalarda da en az 4 sivil hayatını kaybetmiş, 98 kişi de yaralanmıştı.


Demokratik Kongo Cumhuriyeti, İsrail'deki büyükelçiliğini Kudüs'e taşıyacak

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix-Antoine Tshisekedi ile (İsrail Başbakanlık Ofisi)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix-Antoine Tshisekedi ile (İsrail Başbakanlık Ofisi)
TT

Demokratik Kongo Cumhuriyeti, İsrail'deki büyükelçiliğini Kudüs'e taşıyacak

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix-Antoine Tshisekedi ile (İsrail Başbakanlık Ofisi)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix-Antoine Tshisekedi ile (İsrail Başbakanlık Ofisi)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti, dün İsrail’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını açıkladı. Böylece ABD’nin de aralarında bulunduğu ve tartışmalı kent üzerindeki İsrail egemenliğini sembolik olarak destekleyen bu adımı atan ülkelere katılmış oldu.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Cumhurbaşkanı Félix-Antoine Tshisekedi’nin gerçekleştirdiği ziyaretin ardından iki ülke tarafından yapılan ortak açıklamada, “Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Tel Aviv’deki büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması” için adımlar atılacağı belirtildi.