İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

Cassis, Tahran'ın ‘nükleer’ müzakerelere geri dönmesi gerektiğini vurguladı.

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
TT

İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır’

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis. (Şarku'l Avsat)

İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Tahran’ın nükleer programla ilgili müzakerelere dönmesinin önemini vurguladığı açıklamasında. Riyad ile bölgenin güvenliği ve istikrarı konusunda olumlu sonuçlar verecek görüşmeleri sabırsızlıkla beklediğin, söyledi. Cassis, Yemen krizine siyasi bir çözüm bulma yönünde çağrı yaptı. “Riyad Anlaşması, Yemen'de siyasi çözüm için doğru yönde atılmış bir adımdır” diyen İsviçre Dışişleri Bakanı, Riyad’da ülkesinin Suudi Arabistan ile ilişkilerini güçlendirme ve kalkınma iş birliğini derinleştirme stratejisini uygulamanın yollarının ele alındığını kaydetti.
Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda, Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ekonomik ilişkilerin, özellikle de genç, iyi eğitimli bir işgücünün potansiyelinden yararlanmak ve dijitalleşme ile yeni teknolojileri teşvik etmek için eğitim, bilim ve inovasyon alanlarında iş birliğinin de ziyaretinin gündeminde olduğunu söyledi.
Cassis açıklamasında ülkesinin Libya'ya verdiği desteği ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda yanında olduğunu vurguladı. Ülkenin 10 yılı aşkın süredir çatışmalardan muzdarip olduğunun altını çizen İsviçre Dışişleri Bakanı, bu nedenle Ekim 2020’de Cenevre’de imzalanan ateşkes anlaşmasının ilk umut ışığı niteliğinde olduğunun altını çizdi. 
Cassis, savaşın paramparça ettiği bölgelerden kaçış ve göç nedeniyle mülteci krizi yaşandığını belirterek İsviçre’nin diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte, söz konusu yönetimleri desteklemek ve en fazla ihtiyacı olanlara koruma sağlamak için büyük çaba sarf ettiğini söyledi. İsviçre'nin risk altındaki mültecileri ülkeye almasının yanı sıra sığınmacılar tarafından yapılan toplam başvuruların yüzde 60'ından fazlasını kabul ettiğini kaydetti.
İsviçre Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda bölgesel gelişmelerden uluslararası alanda yaşanan tartışmalara kadar birçok başlıkta soruları cevapladı:

Suudi Arabistan ziyaretinizde öne çıkan konuları nelerdir? Krallık'taki yetkililerle görüşeceğiniz en önemli dosyalar arasında hangileri var?
Elbette ki Suudi Arabistan ile İsviçre arasındaki güçlü ikili ve ekonomik ilişkiler söz konusu. Özellikle eğitim, bilim ve inovasyon alanındaki iyi iş birliğimiz gündemde. Ayrıca İsviçre geçtiğimiz ekim ayında Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi stratejisini benimsedi. Ziyaretim büyük ölçüde İsviçre'nin çatışmaları önleme, insani yardım ve kalkınma iş birliğini teşvik etme konusundaki uzun süredir devam eden taahhüdüne dayanan bu stratejinin uygulanmasına odaklanıyor. Ayrıca Suudi pazarındaki İsviçreli şirketlerin sahip olduğu fırsatların yanı sıra genç, iyi eğitimli işgücünün potansiyelini kullanmak için aralıksız arayışımızın yanı sıra dijitalleşmeyi ve yeni teknolojileri teşvik etmeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra Suudi Arabistan Vizyon 2030 projesi çerçevesinde, özellikle kadınların güçlendirilmesiyle ilgili son gelişmelerle de yakından ilgileniyorum.

Daha önceki anlaşmalarla ilgili neler yapıldı ve bu ziyaret yeni anlaşmalara sahne olacak mı? Olacaksa kapsamları neler?
Avrupa Serbest Ticaret Birliği ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, çifte vergilendirme anlaşması ve ikili yatırım anlaşması ile ilişkilerimizin sağlam temellere dayandığını söyleyebiliriz. Burada, yakın zamanda İsviçre Menkul Kıymetler Borsası ‘SIX’ ve Suudi Menkul Kıymetler Borsası ‘Tadawul arasında iş birliğine ilişkin bir mutabakat zaptı imzalandığını belirtmek isterim. Doğal olarak, iki ülke arasındaki bu verimli ilişkiyi güçlendirmek gayretindeyim.

Suudi Arabistan kısa süre önce Suudi Yeşil Girişimi ve Ortadoğu Girişimi'ni başlattı. Diğer yandan iklim değişikliğiyle mücadele, karbon emisyonlarını azaltma ve karbon ekonomisini geri dönüştürmedeki rolünü de güçlendirme eğiliminde. Bu girişimler iki ülke arasındaki iş birliğinde ne kadar yer kaplıyor?
İsviçre, iklim değişikliği tehdidini azaltmak ve buna uyum sağlamak için tüm ülkelerin gösterdiği çabaları memnuniyetle karşılamaktadır. Çünkü iklim değişikliği ancak birlikte karşı çıkabileceğimiz küresel bir mücadele için mükemmel bir örnektir. Daha önce de belirttiğim gibi; kalkınma iş birliği MENA bölgesindeki önceliklerimizden biridir. Ancak özellikle iki ülke, İsviçre ve Suudi Arabistan, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nde birçok çıkarı paylaşıyor. Öncelikli başlıklarımız arasında suyun ve sağlığın iyileştirilmesi, iklim değişikliğiyle mücadele, tarım ve gıda güvenliğinin teşvik edilmesi yer alıyor. Burada söz konusu başlıkların Suudi Arabistan Krallığı Vizyon 2030 projesi açısından da ele alındığını belirtmek istiyorum. Bu sürdürülebilirlik gündemle ilgili uzun vadeli stratejik ortaklıklarla ilgileniyoruz.

Husilerin Krallık’a yönelik saldırılarını artırdığı bir zamanda Suudi Arabistan, Yemen krizini çözmek için Riyad Anlaşması’nın uygulanmasını istiyor..
Çatışmanın şiddetini azaltmayı destekleyen ve Yemen halkının acılarını dindiren her anlaşma doğru yönde atılmış bir adımdır. Bu noktada Riyad Anlaşması'nın önemi ortaya çıkıyor. Bu anlaşma, Yemen'in geleceği için kapsamlı, barışçıl ve kapsamlı bir çözümdür. Bu nedenle İsviçre, tüm tarafları uluslararası hukuka uymaya ve sivillere yönelik saldırıları durdurmaya çağırıyor. Aynı zamanda tüm taraflara şiddeti sona erdirmek ve siyasi bir çözüm bulmak için müzakerelere yeniden katılma çağrısında bulunuyoruz. Bence uluslararası toplumun, özellikle de bölgesel aktörlerin bu hedefi desteklemesi önemli. Sürdürülebilir barışı ancak diyalog yoluyla sağlayabiliriz. Bu nedenle İsviçre, Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in çalışmalarını desteklemektedir.

Hem Suudi Arabistan hem de İran, iki ülke arasında birçok müzakere turu gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu turları nasıl değerlendiriyorsunuz ve İsviçre'nin bunda bir rolü var mı?
Ben bölge ülkeleri arasında yalnızca kapsamlı bir uzlaşının, uzun vadeli barış, istikrar ve refaha yol açacağına eminim. Yani Suudi Arabistan ve İran arasında devam eden görüşmeler iyiye işaret.

İran'ın nükleer programına ilişkin müzakereleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Tahran’ın bölgedeki faaliyetlerinin riskleri nelerdir?
Bize göre Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ilerleme süreci uluslararası güvenliğe ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine önemli bir katkıdır. Ama elbette ki anlaşmaya imza atan bir ülke olmayan İsviçre, Viyana görüşmelerine doğrudan katılmıyor. Ancak müzakerelerin yakında yeniden başlayacağı haberini memnuniyetle karşılıyoruz ve bu müzakerelerin tüm tarafların taahhütlerine hızlı ve tam bir dönüşe yol açmasını umuyoruz.

Lübnan'ın Suudi Arabistan ile yaşadığı krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel olarak, İsviçre bölgede diyalogu teşvik eden birçok barış girişimini zaten destekliyor. İlgili taraflar bizden bunu istiyorlarsa daha fazlasını yapmaya da hazırız.

Libya krizine ilişkin vizyonunuz ve bunu farklı seçim atmosferi ışığında çözmenin yolları nelerdir?
Elbette Libya 10 yılı aşkın süredir çeşitli çatışmalardan muzdarip. Bu nedenle 2020 yılının ekim ayında Cenevre'de imzalanan ateşkes anlaşması ilk umut işaretiydi. O zamandan bu yana birçok önemli kazanıma tanık olduk. Yılın sonunda birine daha tanık olacağız: Libya halkı için özgür ve kapsayıcı seçimler. Bu nedenle İsviçre, BM liderliğindeki barış sürecini uzun yıllardır desteklemektedir ve Berlin sürecinin de aktif bir üyesidir. Tabii ki uluslararası insan hakları hukuku konusunda çalışma grubuna da eş başkanlık ediyoruz. Ev sahibi ülke olarak Libyalı aktörlerin birçok önemli toplantısını destekledik. Hizmetlerimizi sunmaya ve sürdürülebilir barış ve birlik yolunda Libya'nın yanında olmaya devam edeceğiz.

Mülteci sorunu Avrupa için ne ölçüde bir gerçekliğe sahip?
Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki birçok ülke binlerce mülteciye ev sahipliği yapıyor. İsviçre, Avrupa düzeyinde diğer ülkelerle birliktedir. Bu ülkeleri desteklemek için büyük çaba sarf ediyoruz. Avrupa ayrıca en çok ihtiyacı olanlara koruma sağlıyor. Sığınmacılardan gelen tüm başvuruların yüzde 60'ından fazlası kabul ediliyor. Özellikle büyük risk altındaki mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerin başında geliyoruz. Bununla birlikte İsviçre ve genel olarak Avrupa için söz konusu ülkeler için mültecilere güvenli, onurlu ve sürdürülebilir bir dönüş sağlanabildiği sürece korumaya ihtiyacı olmayanları ülkelerine geri göndermeleri esastır.



Hamas neden yeniden bayrak açmaya ve "yeni bir 7 Ekim" tehdidinde bulunmaya başladı?

Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
TT

Hamas neden yeniden bayrak açmaya ve "yeni bir 7 Ekim" tehdidinde bulunmaya başladı?

Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)

İsrail'in yaya halindeyken hedef alarak öldürdüğü bir saha komutanının cenaze töreninde, Hamas'ın ve askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın bayraklarının kaldırılması bir tesadüf değildi. Bu durum, hareketin uzun süredir uzak durduğu bir stratejiye, birçok gözlemciyi şaşırtan koordineli bir geri dönüş olarak değerlendiriliyor.

Kassam Tugayları komutanlarından, hareketin eski lideri İsmail Heniyye'nin (Temmuz 2024'te Tahran'da suikasta uğradı) akrabalarından Velid Heniyye’nin cenazesi, 26 Haziran’da gerçekleşti. Bu tarih, Gazze Şeridi’ndeki insani durumun kötüleşmesi nedeniyle Hamas karşıtı gösteriler düzenlenmesi için aktivistlerin çağrı yaptığı güne denk geliyordu. Hamas, "şüpheli" tarafların arkasında olduğunu düşündüğü bu protestoları engellemek için büyük çaba sarf etti ve eylemler kendi kendine sönümlendi.

Gazze şehrindeki bir sokakta Hamas polisi, (Arşiv- Reuters)Gazze şehrindeki bir sokakta Hamas polisi, (Arşiv- Reuters)

"Gücümüzü koruyoruz" mesajı

Bu cenazenin ardından Hamas, İsrail tarafından öldürülen üyelerinin törenlerinde bayraklarını ve Kassam flamalarını kaldırmaya, silahlı unsurlarıyla gövde gösterisi yapmaya devam etti. "Hayber Hayber ya Yahud... 7 Ekim geri dönecek" sloganlarının atılması, İsrail medyasında ciddi bir kışkırtma dalgasına neden oldu.

Hamas'ın Gazze'deki dört farklı kaynağı, Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, bayrakların kaldırılması ve silahlı kişilerin ortaya çıkması kararının hareketin Gazze liderliği tarafından alınıp bütün bölgelere tebliğ edildiğini doğruladı. Kaynaklara göre bu adım, "Hamas'ın hala ayakta ve güçlü olduğunu, askeri eylemlerle ya da İsrail/ABD’nin Gazze’nin geleceğine dair dayatmalarıyla mağlup edilemeyeceğini" göstermeyi amaçlıyor.

 Hamas hareketi ciddi bir mali krizle karşı karşıya... ancak mali durumu diğer gruplardan daha iyi (Arşiv- Reuters)Hamas hareketi ciddi bir mali krizle karşı karşıya... ancak mali durumu diğer gruplardan daha iyi (Arşiv- Reuters)

Bir kaynak, 26 Haziran’daki protesto çağrılarına işaret ederek, "Hamas liderliği, Gazze içinde bir kaos çıkarma girişimi olduğunu düşünüyordu. Velid Heniyye'nin cenazesinden itibaren, hareketin hala güçlü ve taraftarlarının arkasında olduğunu göstermek istedik" dedi.

Sokak gösterileri ve güvenlik endişeleri

Diğer yandan, hareketin kendi içinden bazı aktivistler, bu gösterilerin İsrail'e bir bahane sunduğunu belirterek, bayrak açılmaması ve slogan atılmaması çağrısında bulundu. Aktivistler, İsrail istihbaratının bu törenlerdeki saha aktivistlerini tespit edip suikast düzenlediğine dikkat çekti.

Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Şubat 2025 (Reuters)Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Şubat 2025 (Reuters)

Hamas kaynakları ise İsrail'in bir bahaneye ihtiyacı olmadığını savunuyor. İki kaynak, "Saldırılar durmadı, ilan edilen ateşkese rağmen bu süreçte bin 60’tan fazla Filistinli hayatını kaybetti" ifadesini kullandı. Üçüncü bir kaynak ise durumun savaş öncesinden farklı olduğunu kabul etmekle birlikte, "Tam teslimiyet söz konusu olamaz. Suikastlar hareketi zayıflatmıyor, aksine daha kararlı hale getiriyor" ifadelerini kullandı.

İsrail Basını: Hamas toparlanıyor

Öte yandan İsrail basını, resmi istihbarat raporlarına dayandırdığı haberlerde, Hamas'ın Gazze'de toparlandığını, silah ürettiğini, tünelleri onardığını ve yeni saldırılara hazırlandığını öne sürüyor. Israel Hayom gazetesi, İsrail ordusunun Hamas'ın askeri kapasitesini yenilemesini engellemek için suikastların hızını artırdığını aktarırken, Yedioth Ahronoth ise İsrail Güney Bölge Komutanı Yaniv Asor'un, geniş çaplı operasyonların yeniden başlaması için siyasi düzeyde baskı yaptığını, ancak ABD kısıtlamaları nedeniyle bunun şimdilik mümkün olmadığını yazdı.

Gazze Şeridi'ndeki Hamas'ın "El-Kassam Tugayları" savaşçılarıGazze Şeridi'ndeki Hamas'ın "El-Kassam Tugayları" savaşçıları (Arşiv)

Hamas kaynakları, bütün bu İsrail tehditlerinin, savaşın başından beri süregelen kışkırtma kampanyasının devamı olduğunu vurguluyor. Kaynaklar son olarak, hareketin Filistinlileri savunmak için elindeki imkanları kullandığını, ancak 7 Ekim'de olduğu gibi bir saldırı başlatmayacaklarını, hedeflerinin Filistinlilerin haklarını garanti altına alan, savaşı tamamen durduran ve Gazze’nin yeniden inşasını sağlayan bir anlaşmaya ulaşmak olduğunu ifade etti.


Irak: El-Kazımi'ye yönelik özür dalgası, hükümetinin yeniden değerlendirilmesine yol açtı

Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi (AP)
Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi (AP)
TT

Irak: El-Kazımi'ye yönelik özür dalgası, hükümetinin yeniden değerlendirilmesine yol açtı

Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi (AP)
Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi (AP)

Yıllarca siyasi çevreler ve medya tarafından yolsuzlukla suçlanan Irak eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi, hakkında açılan davaların lehine sonuçlanmasının ardından kamuoyunda dikkat çeken bir gelişmeyle karşı karşıya kaldı. Kazımi ve hükümetini yolsuzlukla suçlayan ya da bu iddiaların yayılmasına katkı sağlayan çok sayıda siyasetçi ve gazeteci, eski başbakandan kamuoyu önünde özür dilemeye başladı.

Söz konusu özürler, Kazımi'nin kendisine yöneltilen suçlamalar nedeniyle açtığı davalarda mahkemelerin, iddiaları destekleyen yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle eski başbakan lehine karar vermesi sonrasında geldi. Bu gelişme, mevcut Irak hükümetinin yürüttüğü geniş kapsamlı yolsuzlukla mücadele kampanyasıyla eş zamanlı olarak Kazımi dönemine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Başbakanlıktan ayrılmasının ardından Kazımi ve hükümeti, yolsuzluk ve kötü yönetim suçlamalarıyla yoğun bir siyasi ve medya kampanyasının hedefi olmuştu. Kampanyaya siyasetçiler, gazeteciler ve sosyal medya aktivistleri de katılmıştı. Kazımi'ye yakın isimler ise söz konusu suçlamaların önemli bölümünün, iktidar değişimi sürecindeki siyasi hesaplaşmaların uzantısı olduğunu savunmuştu.

Hukuk mücadelesi

Kazımi'nin avukatı Emir ed-Dami, savunma ekibinin, müvekkilini ve hükümetini somut delil sunulmadan doğrudan yolsuzlukla ilişkilendiren suçlamaların artması üzerine yargıya başvurma kararı aldığını söyledi.

Şarku'l Avsat'a konuşan Dami, "Adil bir hukuk mücadelesi sonunda eski başbakan aklandı" ifadelerini kullanarak, mahkemelerin dosyaları siyasi eleştiri değil, doğrudan ceza hukuku kapsamındaki ithamlar olarak değerlendirdiğini belirtti.

Dami, dava açılan kişilerin hiçbirinin Kazımi'ye yönelttikleri suçlamaları ispatlayamadığını, bu nedenle mahkemelerin eski başbakan lehine karar verdiğini ifade etti. Dami, Irak yargısının, siyasi eleştiri ile hukuki dayanağı bulunmayan yolsuzluk suçlamaları arasında açık bir ayrım yaptığını vurguladı.

Yargı kararlarının ardından, Kazımi'nin en sert eleştirmenleri arasında yer alan bazı isimler de kamuoyu önünde tutumlarını gözden geçirdiklerini açıkladı.

Gazeteciler, siyasetçiler ve eski milletvekilleri yayımladıkları açıklamalarda, kesin kanıt bulunmaksızın dolaşımdaki iddiaları gerçek kabul etmekle hata yaptıklarını belirterek, eski başbakandan özür diledi.

Kazımi'nin en sert muhaliflerinden gazeteci İyad es-Semavi de ortaya çıkan yeni verilerin kendisini görüşlerini yeniden değerlendirmeye yönelttiğini belirterek, "Gerçekler değiştiğinde doğru olan hatayı kabul etmektir. Siyasi görüş ayrılıkları, delilsiz suçlamaların benimsenmesine yol açmamalıdır" dedi.

Siyasi gözlemciler, özürlerin kapsamı sınırlı kalsa bile bunun Kazımi döneminin yeniden değerlendirilmesine işaret ettiğini belirtiyor. Bazı yorumcular ise yaşananları ülkedeki siyasi atmosferde değişimin göstergesi olarak değerlendiriyor.

Kazımi'ye yakın bir kaynak, şimdiye kadar 14'ten fazla Iraklı siyasetçi ve kanaat önderinin eski başbakana yönelik tutumunu gözden geçirerek özür açıkladığını belirtti.

Kazımi, Irak'ın yakın tarihindeki en zorlu dönemlerden birinde başbakanlık görevini üstlenmiş; kitlesel protestolar, ekonomik kriz, silahlı grupların artan etkisi ve COVID-19 salgınıyla aynı anda mücadele etmişti. Görevi süresinde konutuna insansız hava aracıyla suikast girişimi düzenlenmiş, Yeşil Bölge'de hükümet sarayı çevresine kadar ulaşan silahlı grup gösterileri yaşanmıştı.

Kazımi destekçileri, hükümetinin hassas bir geçiş dönemini başarıyla yönettiğini ve genel bütçenin çıkarılamadığı süreçte kabul edilen Gıda Güvenliği ve Kalkınma İçin Acil Destek Yasası sayesinde devletin önemli mali kaynaklara kavuştuğunu savunuyor.

Bazı gözlemciler bu kaynakların sonraki hükümete önemli bir mali hareket alanı sağladığını belirtirken, Kazımi'nin eleştirmenleri ise dönemin ekonomik ve idari politikalarının bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

 Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Mayıs 2026'da mevcut Başbakan Ali el-Zeydi'yi kabul etti (Hükümet Medyası)Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Mayıs 2026'da mevcut Başbakan Ali el-Zeydi'yi kabul etti (Hükümet Medyası)

Zeydi hükümetinin yolsuzlukla mücadele kampanyası

Kazımi dönemine ilişkin tartışmalar, Başbakan Ali Zeydi'nin yürüttüğü kapsamlı yolsuzlukla mücadele kampanyasının gölgesinde yaşanıyor.

Zeydi, yolsuzlukla mücadeleden vazgeçmeyeceğini ve bu uğurda gerekirse hayatını feda etmeye hazır olduğunu birçok kez dile getirdi. Kampanya kapsamında üst düzey yetkililer hakkında soruşturmalar açılırken, uzun yıllardır dokunulmayan bazı dosyalar da yeniden incelemeye alındı. Kamuoyunda ise soruşturmaların siyasi ve parti çıkarlarından bağımsız şekilde sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Soruşturmaların genişlemesiyle birlikte Zeydi hükümeti üzerindeki siyasi baskının da arttığı ifade ediliyor.

Bağdat'taki hükümet sarayı yakınlarında tespit edilen İHA olayı da ülkede geniş yankı uyandırdı. Güvenlik makamları olayın herhangi bir zarara yol açmadan kontrol altına alındığını açıklarken, Şarku'l Avsat'a konuşan siyasi bir kaynak, bazı çevrelerin bunu yolsuzlukla mücadele kampanyasından rahatsız olan grupların uyarı mesajı olarak yorumladığını söyledi. Ancak bu değerlendirme resmi makamlarca doğrulanmadı.

Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr da dün yaptığı açıklamada reform ve yolsuzlukla mücadele konusundaki tutumunun değişmediğini belirterek, hükümetin reform programına tam destek verdiğini açıkladı. Sadr, aynı zamanda "reformcuların" hedef alınmaması uyarısında bulunarak, dolaylı biçimde Başbakan Zeydi'ye destek verdi.

Zeydi'nin son günlerde Bağdat'taki bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya gelmesi de kamuoyunda dikkat çekti. Gözlemciler, bu adımı başbakanın halk desteğine dayandığını gösterme çabası olarak değerlendirirken, Zeydi'nin siyasi parti kurmayacağı ve gelecek seçimlerde aday olmayacağı yönündeki açıklamalarının da yolsuzlukla mücadele kampanyasının seçim odaklı değil, devlet politikası olduğu mesajını güçlendirdiğini belirtiyor.

Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş-Şemmeri ise Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, gelecekte yolsuzluk dosyalarına ilişkin olası uzlaşmaların geçmişteki siyasi pazarlıklardan farklı olarak tamamen hukuki çerçevede yürütülmesi gerektiğini söyledi. Şemmeri, kamu kaynaklarının geri kazanılması ve sorumluların hesap vermesinin ancak tüm failler ortaya çıkarıldıktan sonra hukuk kuralları çerçevesinde mümkün olabileceğini ifade etti.


Avn, Trump-Netanyahu görüşmesi öncesinde ABD Başkanı'nı Lübnan'ı desteklemeye çağırdı

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, geçen ocak ayında bir basın toplantısında konuşuyor (Arşiv- DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, geçen ocak ayında bir basın toplantısında konuşuyor (Arşiv- DPA)
TT

Avn, Trump-Netanyahu görüşmesi öncesinde ABD Başkanı'nı Lübnan'ı desteklemeye çağırdı

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, geçen ocak ayında bir basın toplantısında konuşuyor (Arşiv- DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, geçen ocak ayında bir basın toplantısında konuşuyor (Arşiv- DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, mevkidaşı Donald Trump'ı, "savaşlar, trajediler ve acılarla dolu sayfayı kapatmak" amacıyla Lübnan'ın haklı davalarına, kurumlarına, ordusuna ve halkına destek vermeye devam etmeye çağırdı. Bu çağrı, Hizbullah'ın reddettiği ancak Beyrut ile Tel Aviv temsilcileri arasında geçen hafta ABD Dışişleri Bakanlığı'nda imzalanan çerçeve anlaşması ile eş zamanlı süreçte geldi.

Bu çağrı, İsrail'in Lübnan'ın güneyinden çekilmeyi reddetmesi ve Lübnan ordusunun bölgeye konuşlanmasını ve sivillerin dönüşünü engellemesi nedeniyle gerçekleşmedi. İsrail ayrıca, çerçeve anlaşması kapsamındaki pilot bölgede yer alan köylerden birinden çekilmeyi de erteleyerek anlaşmanın uygulanması önünde engel oluşturuyor.

Cumhurbaşkanı Avn, ABD'nin kuruluşunun 250. yıl dönümü münasebetiyle Trump'a gönderdiği tebrik telgrafında, "Lübnan ile ABD arasındaki ilişki, her iki ülkenin vizyonunu birleştiren insani ve sosyal değerler kadar köklüdür. Bu ilişkiler, Ortadoğu genelinde ve özellikle Lübnan'da istikrarı yeniden tesis etme kararlılığınız ve çabalarınız sayesinde bugün yeniden güç kazanmaktadır" ifadelerini kullandı.

Lübnan'ın güneyindeki Tyre şehrinin güneyinde bulunan Mansouri kasabasında bir UNIFIL devriyesi (AFP)Lübnan'ın güneyindeki Tyre şehrinin güneyinde bulunan Mansouri kasabasında bir UNIFIL devriyesi (AFP)

Netanyahu-Trump görüşmesi ve "Ali Tahir" tepesi

Avn'ın çağrısı, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında ABD'de yapılması planlanan görüşme öncesinde yapıldı. Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede İsrail Başbakanı'nın "ABD'nin küresel özgürlüğün garantörü olduğunu ve İsrail'in iki ülke arasındaki yakın ilişkilere büyük değer verdiğini" vurguladığı belirtildi. Ayrıca tarafların yakında ABD'de bir araya gelme konusunda anlaştıkları da kaydedildi.

Washington, İsrail'in en yakın müttefiki olsa da Trump son haftalarda Netanyahu'ya kamuoyu önünde eleştiriler yöneltti. Bunun temel nedeni, İsrail'in Lübnan'daki saldırılarının, İran ile yürütülen ve İsrail-Hizbullah cephesi dahil tüm cephelerde savaşın durdurulmasını şart koşan barış görüşmelerini tehdit etmesi oldu.

Öte yandan İsrail kaynakları, Netanyahu'nun, Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye şehrinin doğusunda bulunan stratejik "Ali Tahir" tepesindeki Hizbullah üssünü ele geçirmek için Trump'tan "yeşil ışık" beklediğini belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgilere göre Trump, İran ile müzakereler sürerken bu operasyonun ertelenmesini istedi. İsrail ordusu, tünel içinde 30 ila 40 Hizbullah mensubunun sıkışıp kaldığını tahmin ediyor.

Saha ihlalleri sürüyor

İsrail güçleri, güneyde sahada yeni fiili durumlar yaratmaya çalışıyor. Bu kapsamda, işgal altında tuttuğu sarı hat bölgesine giden geçiş güzergâhlarını beton bariyerlerle kapatırken, batı kesiminde iki yeni sınır kapısı kurdu. Tüm bu adımlar, ateşkes anlaşmasının ihlallerinin sürdüğü bir dönemde atılıyor.

İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'den görülen İsrail tankları Lübnan toprakları içinde (AFP)İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'den görülen İsrail tankları Lübnan toprakları içinde (AFP)

Lübnan'ın resmî Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail'e ait bir İHA'nın Sur ilçesine bağlı Mansuri beldesine düzenlediği hava saldırısında bir kişinin yaralandığını ve hastaneye kaldırıldığını duyurdu. İsrail güçleri ayrıca bugün erken saatlerde Hadatha beldesine ağır makineli tüfeklerle ateş açarken, Kunin ve Tayyiri beldelerinin çevresini de hedef aldı. Söz konusu saldırılar, ateşkes anlaşmasına yönelik İsrail ihlallerinin devamı niteliğinde gerçekleşti.

İsrail ordusuna bağlı topçu birlikleri, Bint Cubeyl ilçesine bağlı Ramiye ve Beyt Lif beldelerinin karşısında yer alan Basil Dağı'nı topçu ateşiyle hedef aldı. İsrail topçusu ayrıca Arnun çevresini aralıklarla bombalarken, bölgeye eş zamanlı olarak ağır makineli ateşi açıldı.

Bugün erken saatlerde ise Tulin-Kalavi Vadisi bölgesinde savaş kalıntısı bir patlayıcının infilak etmesi üzerine sağlık ve kurtarma ekipleri sevk edildi. Aynı şekilde, Sidikin beldesinde savaş kalıntısı mühimmatın patlaması sonucu herhangi can kaybı ya da yaralanma yaşanmadı. Öte yandan İsrail ordusu, Güney Lübnan'daki Kantara beldesinde bazı evleri ateşe verdi.