Iraklı politikacı Mukteda es-Sadr, Şii rakipleriyle arasındaki müzakere masasını devirdi

Sadr’ın ulusal çoğunluk hükümeti kurma çağrısı Sünni ve Kürt partilerde şaşkınlığa neden oldu.

Sadr önceki gün Necef’te düzenlediği basın toplantısında yeni girişimini duyurdu (AP)
Sadr önceki gün Necef’te düzenlediği basın toplantısında yeni girişimini duyurdu (AP)
TT

Iraklı politikacı Mukteda es-Sadr, Şii rakipleriyle arasındaki müzakere masasını devirdi

Sadr önceki gün Necef’te düzenlediği basın toplantısında yeni girişimini duyurdu (AP)
Sadr önceki gün Necef’te düzenlediği basın toplantısında yeni girişimini duyurdu (AP)

Irak’ta kamuoyuna açık ve kapalı kapılar ardında ‘başarısız’ diyalog girişimlerinin sayısı artıyor. Ulusal Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim’in duyurduğu ve siyasi gözlemcilerin ‘ölü doğdu’ diye nitelediği girişimden iki gün sonra Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr açıkladığı yeni girişimle Şii rakipleriyle arasındaki müzakere masasını devirdi.
Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Yüksek Yargı Konseyi ortaklaşa yeni bir girişim hazırlamaya başlama niyetinin sinyallerini verirken, son günlerde bu yöndeki girişim sayısının artması, gözlemciler ve Irak’taki gelişmeleri takip eden çevrelerde, sonuçlarında çelişki bulunduğu iddia edilen ve henüz kesinlik kazanmayan son seçim krizinin çözüm anahtarının kimsede bulunmadığı izlenimi oluşturdu. Irak siyaset sahnesinde Şii rakipler arasında görüş birliği sağlayacak tarafsız bir gücün olmaması sebebiyle gözler Necef ve Tahran’a çevrildi. İran konuyla ilgili pozisyonunu belli etti. Nitekim İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde meselenin çözümünde yargının rolüne dikkat çekti. Ancak Necef’teki Şii dini merci şimdiye kadar konuyla ilgili herhangi bir pozisyon almadı. Bu da dini mercinin tüm taraflara kızgın olduğu anlamına geliyor.
Seçimi kaybeden Şii parti ve grupların çoğunlukta olduğu Koordinasyon Grubu ile Mukteda es-Sadr başta olmak üzere seçimi kazanan Şii parti ve gruplar arasındaki ihtilaflar gittikçe genişliyor. Seçimi kaybedenlerin başında gelen Ulusal Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim, siyasi ağırlığını ve aile nüfuzunu kullanarak geçtiğimiz günlerde bir girişim başlattı. Ancak bir adım dahi ilerleme kaydedemedi. Hatta Hekim ile iyi ilişkilere sahip olduğu bilinen Kürt ve Sünni taraflar da çekinceli davrandı ve seçim sonuçları nedeniyle yeni hükümet kurma çalışmalarında denklemin dışında kalması muhtemel partiler ile seçimi kazanan partiler arasında dengeyi sağlamayı hedefleyen bu girişime destek vermedi. Hekim’in girişimine en çok çekinceyle yaklaşan taraflar, Kürt partiler arasında seçimi birinci sırada tamamlayan Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Sünni partiler arasında seçimi birinci sırada tamamlayan Muhammed el-Halbusi’nin liderliğindeki Takaddum (İlerleyiş) Partisi oldu.
Kürt ve Sünni partiler bir bakıma Hekim’in girişimine karşı çekinceli durmak zorunda kaldı. Söz konusu partiler, Mukteda es-Sadr’ın duyurduğu ve Şiiler arasındaki ihtilafları her zamankinden daha da derinleştiren girişimine de aynı şekilde çekinceyle yaklaştı. Çünkü bu partiler, Sadr’ın ‘ulusal birlik hükümeti kurma’ önerisini -ki bu öneri özellikle Kürt ve Sünni partilerle hükümet kurmayı kastediyor- kabul ederlerse, Koordinasyon Grubu tarafları Sadr ile bu partilerin arasındaki anlaşmalara itiraz edeceğinden Kürtler ve Sünniler her zamankinden daha çok marjinalleşecektir.
Bu nedenle Kürt ve Sünni partilerin, 2003’ten sonra kurulan ilk hükümetten bu yana en büyük krizi yaşadıkları söylenebilir. Nitekim önde gelen Kürt siyasetçilerden eski Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari de bu krizin varlığını kabul etti. Geçen hafta Duhok kentinde düzenlenen Ortadoğu’da Güvenlik ve Barış Forumu’na katılan Zebari, “Bugün 2003’ten sonra en büyük krizi yaşıyoruz” dedi. Kürtlerde ve Sünnilerde çifte şaşkınlık yaratan bir kriz hakim. Zira tepenin (yönetimin) üstünde kalamayacakları gibi tepeden inmeleri için kendilerine bir garanti de verilmiyor.
Sadr, tüm silahlı yapıları tek seferde lağvetme ve Haşdi Şabi’yi ‘zararlı unsurlardan’ temizleme çağrısı yaptıktan -ki bu çağrı silahlı yapılar tarafından reddedildi- sonra dün yaptığı açıklamada, kendisine bağlı ‘Yevm el-Mevud Tugayı’nı lağvettiğini ve karargahlarını kapatma talimatı verdiğini bildirdi.
Sadr, Twitter hesabından paylaştığı mesajda, “Umarım bu adım silahlı grupların lağvedilmesi, silahlarının teslim edilmesi ve karargahlarının kapatılmasının başlangıcı olur” diye yazdı.
Bu bağlamda Sünni partiler, silahlı bir kanadı bulunmadığı için rahat görünüyor. Sünni bir siyasetçi Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte Sünnilerin ‘mutfak bıçağından başka bir şeye sahip olmadıklarını’ ifade etmişti. Ancak bazı silahlı grupların liderleri Sadr’ın bu adımı ile Kürt Peşmerge güçlerinin lağvedileceği iddiaları arasında bağlantı kuruyor.
Adının gizli kalması kaydıyla Şarku’l Avsat’a konuşan Sünni bir siyasetçi, bu denklemden kaybeden tek tarafın Sünni Araplar olacağını çünkü en nihayetinde Necef’teki dini merci ile İran’ın baskılarıyla Şiiler arasında bir uzlaşma olacağını belirtti.
Koordinasyon Grubu içerisinde seçimi kaybeden parti ve gruplardan Hadi el-Amiri’nin Fetih Koalisyonu, Kays el-Hazeli’nin Asaib Ehlil Hak grubu Ammar el-Hekim’in Ulusal Hikmet Akım’ı Nuri el-Maliki’nin Kanun Devleti Koalisyonu ve Haydar el-İbadi’nin Nasr Koalisyonu’nun yanı sıra seçimi kazanan Nuri el-Maliki’nin Kanun Devleti Koalisyonu bulunuyor. Koordinasyonu Grubu, önceki gün Birleşmiş Milletler Irak Destek Misyonu (UNAMI) Başkanı Jeanine Hennis-Plasschaert’i misafir etti. Koordinasyonu Grubu geçtiğimiz süreçte Plasschaert’in sınır dışı edilmesi için çağrı yapmıştı. Sadr’ın girişimini açıklamasından kısa bir süre sonra gerçekleşen bu görüşmede Koordinasyonu Grubu seçimlere hile karıştırıldığına dair Plasschaert’e birtakım deliller sundu. Koordinasyonu Grubu seçim sonuçlarına yargı süreci kapsamında itirazlarını sunduklarını ve Anayasa’nın garanti altına aldığı tüm faaliyetlerine devam edeceğini vurguladı.
El-Irakiyye Üniversitesi İletişim Fakültesinden Prof. Dr. Fadıl el-Bedrani, ülkede yaşanan mevcut krizle ilgili Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:
“Siyasi durumlar ne zaman kötüye gitse başa dönüyoruz. 2006’dan 2021’e kadar yapılan beş parlamento seçimleri üzerinden siyasetin tıkandığı bir aşamaya ulaştık. Siyaset sahası önde gelen siyasi şahsiyetlere durumu kurtarma çabası kapsamında girişimlerini sunma imkanı sunuyor. Ekim 2021 seçim sonuçlarını takip eden bu günlerde bunu görüyoruz. Nitekim ilk girişim Ammar el-Hekim’den geldi. Bu girişim, seçimi kaybeden ile kazananı hükümet kurma sürecine ortak etme ve Irak siyaset ortamına hakim olan gerginliğe son vermeyi hedefliyor. Ardından Mukteda es-Sadr’ın oldukça cesur ve nazik olmaktan uzak girişimi geldi. Zira bu girişim, diğer partilere, Meclis’te en büyük sandalye alan Sadr Hareketi’nin yanında hükümet kurma çalışmalarına katılmaları için silahlı yapıları lağvetme şartı getirdi. (Cumhurbaşkanı Berhem Salih’in girişimi hakkında) O girişim Cumhurbaşkanı’nın sahip olduğu anayasal meşruiyetten kaynaklanıyor. Anayasa’nın koruyucusu sıfatına sahip olan Cumhurbaşkanı bu girişimle durumu iyileştirmek istiyor. Cumhurbaşkanı herkesin kabul edebileceği ve güvenle üzerinde durabileceği bir girişim sundu.”



Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
TT

Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)

Bilgi sahibi iki kaynak, ABD’li temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner’in, Gazze Şeridi başta olmak üzere bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere bugün İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelmek için ülkede bulunduğunu bildirdi. Aynı gün Gazze’de iki yeni şiddet olayı yaşandığı açıklandı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, bölgedeki gelişmeler uluslararası kamuoyunun gündeminde yer almaya devam ediyor.

ABD, perşembe günü, sıfırdan inşa edilecek ‘yeni bir Gazze’ planını duyurdu. Planın, konutlar, veri merkezleri ve sahil şeridinde tatil tesislerini kapsadığı belirtildi. Bu girişimin, İsrail ile Hamas arasında, sık sık ihlallerle sekteye uğrayan ateşkes anlaşmasını ilerletme amacı taşıyan ABD Başkanı Donald Trump’ın çabaları kapsamında gündeme geldiği ifade edildi.

Öte yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, bugün yaptığı açıklamada, biri kuzeyde olmak üzere iki ayrı olayda, aralarında iki çocuğun da bulunduğu üç kişinin İsrail ateşi sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu. Bakanlığın verilerine göre, savaşın başlamasından bu yana Gazze Şeridi’nde hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bin 654’e ulaştı.

Netanyahu’nun ofisinden bir sözcü, taraflar arasında bir toplantı yapılacağını doğruladı ancak görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

İsrail’in yürüttüğü savaş nedeniyle Gazze Şeridi’nin büyük bölümü yıkıma uğradı. ABD destekli Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü yaptığı açıklamada, Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta açılacağını söyledi. Kapı, nüfusu iki milyonu aşan Gazze halkı için fiilen bölgeye giriş ve çıkışın tek yolu konumunda bulunuyor.

Reuters’a konuşan üç kaynağa göre İsrail, Mısır üzerinden Refah Sınır Kapısı’ndan Gazze’ye dönecek Filistinlilerin sayısını sınırlamak istiyor. Bu çerçevede, Gazze Şeridi’nden çıkan Filistinlilerin sayısının, bölgeye girenlerden fazla olması hedefleniyor.

Refah Sınır Kapısı’nın, Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik planının ilk aşamasında açılması öngörülüyordu. ABD, bu ay planın ikinci aşamasına geçildiğini açıklamıştı. Söz konusu aşamada İsrail’in Gazze’den asker çekmesi ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesi bekleniyor. İsrail ordusu, 2024 yılından bu yana sınır kapısının Filistin tarafını kontrol ediyor.


Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
TT

Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı

Hala en-Naci

Bugün ‘Gazze Rivierası’ ya da ‘Yeni Gazze” adıyla tanıtımı yapılan proje, sadece bir kentsel konsept veya ertelenmiş bir kalkınma hayali değil, Filistin bağlamını açıkça dışlayan, toprak, insan ve kentleşmeyi yeniden tanımlayan eksiksiz bir siyasi projedir. Zarif sunumlarla tanıtılan ve kendisini ‘Barış Konseyi’nin başkanı ilan eden ABD Başkanı Donald Trump tarafından ‘deniz kenarında harika bir mülk’ olarak tanımlanan ve damadı Jared Kushner’in iş çevrelerinde pazarladığı bu proje, “Filistinliler nasıl yaşayacak?” sorusuna yanıt aramak yerine, “Gazze nasıl verimli bir yatırım projesine dönüştürülebilir?” sorusunun cevabına odaklanıyor.

Gazze'yi soyup yatırım amaçlı bir mülk haline getirmek

Bu projede Gazze, tarihi zengin, sosyal ilişkilere, çatışma geçmişine ve hatıralara sahip kalabalık bir şehir olarak değil, bir yatırım yeri olarak görülüyor. Bu yeni kent inşa etme fantezisine göre Gazze, orada yaşayanlar silinip, yeniden şekillendirilebilecek boş bir alan olarak lanse ediliyor. Sanki son birkaç ayda yaşananlar sistematik bir imha değil de gelecek için zemin hazırlayan gerekli bir yıkım ve boşaltma süreciymiş gibi.

Gazze siyasi, kültürel, sosyal ve insani tüm sahip olduklarından arındırılıp otellere, mali fırsatlara, sahil şeridine ve gayrimenkul geliştirmeye indirgendiğinde, orijinal sakinleri dışlayan ve onları potansiyel yararlanıcılar ve tüketiciler olarak soyut bir şekilde sunan bir piyasa dili ve ticari eylem ortaya çıkıyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor. Bu çerçevede insanlıklarından ve iradelerinden mahrum bırakılan Filistinliler, sınıflandırma, nakil, kontrol ve idare gibi otoriter önlemlere tabi bir nüfusa indirgeniyor.

Söz konusu projenin duyurusunda verilen ayrıntılara göre İsrail tarafından Filistinlilerin, inşa edilmesi planlanan köylerde ve kapalı topluluklar olarak ikamet etmeye hak kazananların belirlendiği bir tarama sürecine tabi tutulmaları kararlaştırıldı. Bu, yerli nüfusun, kimin kalmasına izin verileceği ve kimin dışlanacağına ilişkin kendi kaderini belirleme sürecinden sistematik olarak dışlanması anlamına geliyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere, siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor.

Ayrıca, kapalı ve izlenen konut kompleksleri fikri, sıkı konut düzenlemeleri, izinler ve şartlı hizmetler yoluyla yönetilecek olan Gazze'nin modern bir hapishane biçimidir. Bu anlamda, şehir Filistinliler için değil, onların üzerine inşa edilmektedir. Filistinliler, kendilerinin tasarlamadığı bir forma, seçmedikleri bir yaşam tarzına ve kendilerine benzemeyen bir şehre uyum sağlamak zorunda bırakılıyor.

Buradaki planlama, “İnsanlar nasıl yaşıyor? Nasıl çalışıyorlar? Nasıl bir arada bulunuyorlar?” gibi günlük yaşama dair sorularla ilgilenmiyor. Daha ziyade “Nerede olmalılar? Nasıl kontrol edilebilirler? Nasıl susturulabilirler? Nasıl tekrar siyasi bir sorun haline gelmelerini engelleyebiliriz?” gibi kontrolle ilgili sorulardan yola çıkıyor.

Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)

Proje, ne bu yerin tarihine, ne kültürüne, ne de kolektif hafızasına dayanıyor. Yok edilen mahallelerin, isimlerin, akrabalık bağlarının, on yıllarca süren kuşatma sonucu şekillenen geçim ekonomisinin hiçbir izi yok. Projede yer alan bu şehir, anlamından arındırılmış bir araziye yapıştırılmış, hazır fikir olarak ithal edilmiş bir şehir. Bu şehir, Filistin gerçekliğine değil, sahil şeridi, kuleler, oteller ve tüketim alanları gibi yatırımcıların hayal gücüne dayalı olarak tasarlanmış bir şehir.

Dolayısıyla Yeni Gazze projesi, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünmektedir. Bu şehir, arkasında derin bir boşluğu gizleyen cilalı  cephedir: anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu. Bu şehir, sakinlerini varlığının bir koşulu değil, kalkınmanın önünde bir engelmiş gibi görüyor. Bu da özünde, günümüz dilinde yeniden üretilen eski bir sömürge mantığını, yani ‘halkı olmayan bir toprak ya da toprağın yatırım yapılabilir hale gelmesi için görünmez kılınması gereken bir halk’ düşüncesini yansıtıyor.

Vatandaşlıktan nüfus yönetimine

Yeni Gazze projesinin en tehlikeli yönü, gelecekteki şekli veya pazarlama dili değil, politikasında yer alan, vatandaşlık fikrinden nüfus yönetimi mantığına geçişi simgeleyen egemenlik mantığıdır. Bu vizyonda Filistinliler, kendi kaderini tayin etme hakkına sahip bir siyasi grup olarak ya da toprak ve şehirlerin sahipleri olarak değil, hareket ve varoluşları açısından organize edilmesi, dağıtılması ve kontrol edilmesi gereken bir insan kitlesi olarak görülüyor. Kullanılan dil bu değişimi açıkça ortaya koyuyor. Konuşma mahalleler, açık şehirler veya yaşayabilir bir kentsel doku hakkında değil, kapalı konut kompleksleri, model köyler ve bölge sakinlerinin İsrail makamları tarafından sınıflandırıldıktan sonra burada kalıp kalmayacaklarının kararlaştırılması hakkında yapılıyor.

Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)

Bu terimler, genel olarak, sivil ve kentsel planlama sözlüğüne ait olmaktan çok, kontrol sözlüğüne aittir. Bunlar, nüfusun izole edildiği, yerlerinin belirlendiği ve hayatlarının dışarıdan yönetildiği kamplar, rezervler ve kontrol bölgeleri gibi askeri bağlamlarda tarihsel olarak kullanılan kelimeleri yeniden üretir.

Kentsel eylem bağlamında bile, bu kentsel planlama değildir, çünkü planlama esasen sakinlerin katılımını, yaşam tarzlarının tanınmasını ve sosyal ve ekonomik ağlarının üzerine inşa edilmesini gerektirir. Ancak burada, önceden tasarlanmış ve daha sonra insanlara dayatılan zorlayıcı bir sosyal mühendislikle karşı karşıyayız. Şehir içinden büyümez, yukarıdan dayatılır. Günlük deneyimlerle şekillenmez, nüfusun tasarımla çözülebilecek teknik bir sorun olduğunu varsayan hazır planlarla şekillenir.

Planın en tehlikeli yönü ise, bu şiddetin şiddet olarak sunulmaması, aksine yumuşak insani bir dil ile örtbas edilmesi: yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak bu dilin ardında, Filistinlilerin yaşamı, siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak ve kontrol ve gözetim altında tutulan idari bir meseleye indirgenecek şekilde yeniden düzenleniyor.

Cezalandırma aracı olarak şehir: itaat et hayatta kal

Yeni Gazze projesinin arkasındaki üstü kapalı denklem açıkça belirtilmemiş olsa da bu, olayların dışında kalanların belirlediği bir modele göre yaşamayı kabul etmek demek ve bu kabul, hayat karşılığında elde edilir. Sadece boyun eğmek Filistinlileri ölümden, yerinden edilmeden ve yavaş yavaş yok olmaktan kurtarabilir.

Yeni Gazze, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünüyor. Arkasında anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu gibi derin bir boşluğu gizleyen cilalı cephe.

Bu bağlamda proje, bölge sakinleri için doğal bir hak ya da önceki yaşamlarının bir uzantısı olarak değil, hayatta kalmak için şartlı bir alternatif olarak sunuluyor. Burada hayatta kalmak, onurlu bir yaşam anlamına gelmiyor, sadece hayatta kalmak anlamına gelir. Böylece konut, yaşam alanı olmaktan çıkıp bir disiplin mekanizmasına dönüşür. Ev artık mahremiyet, hatıralar veya felaket sonrası kendini yeniden inşa etme yeri değil, hareketleri izleyen, sosyal toplantıları sınırlayan ve özgürlüğü değil, asgari istikrarı sağlamak için sosyal ilişkileri yeniden şekillendiren daha büyük bir sistem içinde kontrol edilen bir konut birimidir.

Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)

Bu mantığa göre, şehir başka yollarla şiddeti sürdürmek için bir araç olarak kullanılıyor. Zorla yıkıldıktan sonra, halkın siyasi veya sosyal olarak geri kazanmasını engelleyecek şekilde yeniden inşa ediliyor. Buradaki şehir yarayı iyileştirmiyor, aksine zorla kapatıyor ve adaleti sağlamak yerine sakinlerinden minnettarlık bekliyor.

Burada cezanın baskı dilinde değil, bakım dilinde sunulması asıl tehlikeyi arz ediyor. Filistinlilere ‘size barınma, güvenlik ve hizmetler sağlıyoruz’ deniyor. Ancak bu barınmanın sessizlik şartına, bu güvenliğin itaat şartına ve bu hizmetlerin, yeri veya geleceğini yeniden tanımlama hakkından vazgeçme şartına bağlı olduğu söylenmiyor.

Şu anda olanlar sömürge tarihinde yeni bir şey değil. Sadece görünüşü yeni. Kampları, kolonileri ve yeniden yerleşim şehirlerini yöneten mantık, bugün yatırım araçları ve daha iyi bir yaşam vaadiyle çağdaş bir dilde yeniden üretiliyor.

Filistinlilere değil, yatırımcılara yönelik bir proje

“Gazze Rivierası” projesinin öncelikle Filistinlilere yönelik olmadığının açıkça belirtilmesi gerekiyor. Sadece fiziksel olarak orada bulunmadıkları için değil, aynı zamanda söylemden yapısal olarak dışlandıkları için de bu böyle. Projenin sunulduğu dil, ortam ve mekan, hedeflenen kitlenin; iş adamları, yatırım fonları ve genellikle Dünya Ekonomik Forumu gibi platformlarda bir araya gelen küresel ekonomik elit olduğunu ortaya koyuyor. Burada Filistinliler hedef kitle değil, konu olarak ele alınmaktadır. Onlar bu vizyonun ortakları değil, yatırımın mümkün olabilmesi için aşılması veya yönetilmesi gereken engellerdir. Proje, Gazze'de yaşayan insanların sorularına cevap vermek için değil, sermaye sahiplerinin ve yatırımcıların ‘Burası güvenli mi? Sakinleri kontrol edilebilir mi? Siyasi riskler kontrol altında mı?’ şeklindeki sorularına cevap vermek için tasarlanmış görünüyor.

Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)

Bu tehlikeli gelişmeler, sorunu sömürgecilik, soykırım savaşı ve ihlal edilen haklar meselesinden yönetilebilir bir ekonomi meselesine dönüştürüyor. Bu söylemde Filistin, adalet meselesi olarak değil, felaketin ardından ortaya çıkan bir pazar olarak görülüyor. Bu yüzden Filistinlilerin yokluğu, projenin bir kusuru değil, başarısının şartıdır. Siyasi talepleri, hafızası ve tarihi hakları olan bir halkın varlığı, yatırımı bozuyor.

Bu şiddet, şiddet olarak sunulmuyor, yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam gibi ifadelerin kullanıldığı yumuşak insani bir dil ile örtülüyor.

Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Soykırımdan kalkınmaya: Dil değişiyor ama öz değişmiyor

Son yıllarda soykırımla ilgili açık söylemlerin azaldığı doğru olsa da sadece dil değişti, mantık değil. Artık Gazze'nin sakinlerinin boşaltılması gerektiği açıkça ifade edilmiyor, bunun yerine Filistinlilerin ya gereksiz oldukları ya da bu yer için yeni bir vizyona hizmet etmek üzere yeniden şekillendirilebilecekleri varsayımıyla bir kalkınma modeli öneriliyor. Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)

Artık silahlar tek araç değil; şehirlerin kendisi bir araç haline geldi. Planlama tankların yerini aldı, yatırımlar askerlerin yerini aldı ve insani dil açık ırkçı söylemlerin yerini aldı. Devam eden dilsel aldatmaca, kalkınma, yeniden inşa, istikrar ve daha iyi bir yaşam gibi kelimeleri kullanarak, önerilenin Filistinlilerin siyasi konumlarına geri dönmelerini engelleyecek şekilde bölgenin yeniden düzenlenmesi olduğu gerçeğini gizliyor. Burada kalkınma, toplumu güçlendirmek ve yıkılanları yeniden inşa etmek anlamına gelmiyor, aksine başka bir halk için ya da en azından orijinal sakinlerin bu yerle olan ilişkilerini geri kazanmalarına izin vermeyen bir mantığa göre başka bir şey inşa etmek anlamına geliyor. Bu bağlamda kalkınma, gelişmiş bir kontrol biçimine dönüşüyor. Dışlama niyetini açıkça beyan etmesine de gerek yok, sonuçlar bunu kendiliğinden halledecektir. Geri dönülmesi imkansız bir şehir, sakinlerine benzemeyen mahalleler, Gazze'deki Filistinlilerin yaşam tarzıyla bağdaşmayan yaşam koşulları ve insanlar için yeniden inşa edilmesi gereken yerden yavaş yavaş dışlayan bir ekonomi söz konusu.

Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)

Bu değişimin en tehlikeli yanı, şiddetin rasyonel, teknik ve tarafsız olarak sunulmasına olanak tanımasıdır. İnsanlar suçtan bahsetmek yerine çözümlerden bahsediyorlar. Sorumluluğu sorgulamak yerine ekonomik uygulanabilirliği tartışıyorlar. Bu şekilde, etnik temizlik adından sıyrılıyor, ancak etkisinden sıyrılmıyor. Gazze Rivierası, sakinlerinden boşaltma mantığından kopuş değil, daha çok onun gelişmiş bir versiyonudur. Yaşam koşullarının kendisinin itici hale gelmesi nedeniyle, doğrudan sürgün gerektirmeyen bir gerçeklik yaratma girişimidir. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilmiş, halkını geri getirmek değil, onların nazikçe dışlanmasını sistematik hale getirmek amacıyla kurulmuş bir şehir.

Ancak bu söylemin arkasında, Filistinlilerin yaşamları siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak şekilde yeniden düzenleniyor. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilen bu proje, halkını geri getirmeyi değil, onların kademeli olarak dışlanmasını sistematik hale getirmeyi amaçlıyor.

Dolayısıyla söz konusu proje, dili ne kadar değişmiş olursa olsun, yok etme savaşının bağlamından ayrı düşünülemez. Şiddet, Filistinlilere fazlalık, bir koşul veya bir anıdan başka bir yerin olmadığı gelecek vaat eden planlar, yatırımlar ve sözlerle sessizce yönetilen aşamayı sona erdirmiyor, yeni bir aşamaya geçiyor.


Bazı Hamas liderlerinin Gazze Şeridi'nden ‘güvenli çıkışının’ önündeki engeller

Gazze Şeridi'nin güneyinde bulunan Han Yunus'ta bir pazarda çikolata satan Filistinli kız çocuğu, 23 Ocak 2026 (AP)
Gazze Şeridi'nin güneyinde bulunan Han Yunus'ta bir pazarda çikolata satan Filistinli kız çocuğu, 23 Ocak 2026 (AP)
TT

Bazı Hamas liderlerinin Gazze Şeridi'nden ‘güvenli çıkışının’ önündeki engeller

Gazze Şeridi'nin güneyinde bulunan Han Yunus'ta bir pazarda çikolata satan Filistinli kız çocuğu, 23 Ocak 2026 (AP)
Gazze Şeridi'nin güneyinde bulunan Han Yunus'ta bir pazarda çikolata satan Filistinli kız çocuğu, 23 Ocak 2026 (AP)

Gazze Şeridi’nden bazı Hamas yöneticileri ve aktivistlerinin başka ülkelere ‘güvenli çıkış’ yapabilmesi meselesi, bir dizi zorluk ve engelle karşı karşıya bulunuyor. Bu engellerin bir bölümünü İsrail’in şartları oluştururken, diğer kısmı ise özellikle ikinci aşama maddelerinin eksiksiz uygulanmasına, başta silahsızlanma ve teknokratlardan oluşacak bir komitenin Gazze’nin yönetimini fiilen devralması konularına bağlı bulunuyor.

Hamas’tan üç kaynak, birkaç gün önce Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, aralarında 2011 yılında Gilad Şalit takasıyla serbest bırakılan esirlerin de bulunduğu bazı üst düzey yönetici ve öne çıkan isimler için, Gazze’den ayrılmaya yönelik seyahat listelerinin hazırlanması konusunda fiili bir hareketlilik olduğunu belirtmişti. Kaynaklar, bunun arabulucular ve ABD ile varılan bir anlaşma çerçevesinde gündeme geldiğini ifade etmişti. Buna karşılık, üst düzey bir Hamas yetkilisi söz konusu iddiaları yalanlayarak, böyle bir konunun fiilen gündeme gelmediğini savunurken, başka bir kaynak ise bu konuda herhangi bir bilgisinin olmadığını söylemişti.

Gazze şehrinin güneyinde aynı yöne bakan Filistinliler, 23 Ocak 2026 (EPA)Gazze şehrinin güneyinde aynı yöne bakan Filistinliler, 23 Ocak 2026 (EPA)

Zorluklar ve engeller

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Hamas’ın farklı kademelerindeki yöneticiler, aktivistler ve serbest bırakılmış esirleri kapsayan listelerin hazırlanmasının ardından, bu adımın hayata geçirilmesine ilişkin ciddi engel ve zorlukların ortaya çıkmaya başladığını belirtti. Kaynaklar, İsrail’in, Hamas’tan herhangi bir yöneticinin Gazze Şeridi’nden çıkışına izin verilmesi için silahsızlanma ve hareketin tamamen tasfiye edilmesini şart koştuğunu aktardı.

Kaynakların aktardığına göre, Gazze’deki Hamas liderliğinden bir heyetin, hareketin silahları ve güvenlik yapılanmalarıyla ilgili bazı dosyaları görüşmek üzere Mısır’ın başkenti Kahire’ye gitmesi planlanıyordu. Ancak söz konusu ziyaretin iptal edildiği, ilgili bilgilerin hareketin yurt dışındaki liderliğine iletilerek arabuluculara aktarılacağı ifade edildi. Aynı kaynaklar, Gazze içinden oluşturulacak heyetin, ikinci aşamayla bağlantılı çözüm bekleyen dosyalar ile Gazze’de bulunan son İsrailli esirin cesedi konularında ayrıntılı ve derinlemesine görüşmeler yapmasının öngörüldüğünü de kaydetti.

Gazze şehrinin güneyinde ATV kullanan iki Filistinli, 23 Ocak 2026 (EPA)Gazze şehrinin güneyinde ATV kullanan iki Filistinli, 23 Ocak 2026 (EPA)

Bazı kaynaklar ise tüm bu gelişmelere rağmen, Şalit takası kapsamında serbest bırakılan bazı eski tutukluların, önümüzdeki dönemde Gazze’den Mısır’a, oradan da doğrudan üçüncü bir ülkeye geçme ihtimali için fiilen hazırlık yaptıklarını belirtiyor.

Yaklaşan toplantı

Bu konudaki anlaşmazlık, ABD’nin Gazze’ye ilişkin planının gündeme geldiği bir dönemde yaşanıyor. Jared Kushner tarafından hazırlanan plan, Hamas’ın bazı aktivistlerine af çıkarılmasını, ya da İsrail veya ABD tarafından yapılacak kapsamlı bir güvenlik incelemesinin ardından yeni kurulacak polis gücüne entegre edilmelerini, ya da Gazze Şeridi’nden güvenli çıkışlarına izin verilmesini öngörüyor.

i24 News kanalının aktardığına göre ise ikinci aşamaya ilişkin kapsamlı bir anlaşma taslağının, kısa süre içinde ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Hamas liderlerinden Halil el-Hayye arasında ele alınması bekleniyor. Taslağın, Hamas’ın silahlarıyla ilgili düzenlemeleri kapsadığı; ağır ve hafif silahlar arasında ayrım yapılmasını, silahını teslim eden savaşçılara af verilmesini, buna karşılık hareketin tünel ağlarına ve silah üretim noktalarına ilişkin haritaları teslim etmesini içerdiği belirtiliyor. Sürecin ardından ise Hamas’ın önde gelen liderleri ve bazı aktivistlerinin Gazze Şeridi’nden ayrılmasının gündeme geleceği ifade ediliyor.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta kurulan bir pazar, 23 Ocak 2026 (AP)Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta kurulan bir pazar, 23 Ocak 2026 (AP)

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bugüne kadar bu tür bir görüşmenin yapılmasına yönelik herhangi bir planın bulunmadığını bildirdi. Kaynaklar, silah meselesi ile ikinci aşamanın gerekliliklerine ilişkin tüm başlıkların, arabulucular ile Hamas liderliği arasında halen müzakere aşamasında olduğunu belirtti.

Saha durumu

Gazze Şeridi’ndeki saha gelişmeleri kapsamında, İsrail ihlallerinin sürdüğü bildirildi. Bu çerçevede, kuzeydeki Beyt Lahiya beldesinde düzenlenen bombardımanda ez-Zevariğa ailesinden iki çocuk hayatını kaybetti. Cibaliye’ye yönelik benzer bir saldırıda ise bir genç yaşamını yitirirken, iki kişi yaralandı. Han Yunus’un güneyinde insansız hava araçlarından (İHA) açılan ateş sonucu bir kişinin daha yaralandığı kaydedildi.

Verilere göre, 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 481’i aştı. 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybının ise 71 bin 654’e ulaştığı bildirildi.

Diğer yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, 3 aylık Ali Ebu Zur’un şiddetli soğuk nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu. Bu vakayla birlikte, mevcut kış mevsiminde soğuk kaynaklı ölümlerin sayısının 10’a yükseldiği belirtildi.