Fenerbahçe ile Galatasaray, Avrupa Ligi'nde tur için avantaj peşinde... "Bu maçı alırsa işi bitirir"

Fenerbahçe ile Galatasaray, Avrupa Ligi'ndeki beşinci maçlarına çıkıyor / Fotoğraf: AA
Fenerbahçe ile Galatasaray, Avrupa Ligi'ndeki beşinci maçlarına çıkıyor / Fotoğraf: AA
TT

Fenerbahçe ile Galatasaray, Avrupa Ligi'nde tur için avantaj peşinde... "Bu maçı alırsa işi bitirir"

Fenerbahçe ile Galatasaray, Avrupa Ligi'ndeki beşinci maçlarına çıkıyor / Fotoğraf: AA
Fenerbahçe ile Galatasaray, Avrupa Ligi'ndeki beşinci maçlarına çıkıyor / Fotoğraf: AA

Avrupa futbolunun kulüpler düzeyindeki iki numaralı organizasyonu UEFA Avrupa Ligi'nde Fenerbahçe ile Galatasaray, beşinci maçlarına çıkıyor.
D Grubu'nda Olimpiakos ve Eintracht Frankfurt ile ilk, Antwerp ile iki maçı geride bırakan Fenerbahçe, rövanş fikstüründe bir kez daha Olympiakos ile karşı karşıya gelecek. 
25 Kasım Perşembe günü saat 22.00'de Georgios Karaiskaki Stadı'nda oynanacak karşılaşmayı Antonio Mateu Lahoz yönetecek.
Sarı-lacivertliler gruptaki ilk maçında deplasmanda Frankfurt ile 1-1 berabere kalırken, ikinci maçta sahasında Olympiakos'a 3-0 yenildi. Üçüncü maçlarında Antwerp ile karşılaşan İstanbul temsilcisi, sahadan 1-1 beraberlik ve 3-0 galibiyetle ayrıldı.
Galatasaray ise Lazio, Marsilya ve Lokomotiv Moskova ile oynadığı ilk maçların ardından bu kez Fransız temsilcisini ağırlayacak.
İstanbul'daki NEF Stadyumu'nda saat 20.45'te başlayacak müsabakada Tobias Stieler düdük çalacak.
Sarı-kırmızılılar, gruptaki ilk maçında sahasında Lazio'yu 1-0 yenmeyi başardı.
İkinci maçında Marsilya'ya konuk olan sarı-kırmızılar, sahadan 1-1 beraberlikle ayrıldı. Üçüncü ve dördüncü müsabakalarında Lokomotiv Moskova ile karşılaşan Galatasaray, 1-0'lık galibiyet ve 1-1'lik beraberlikle maçları tamamladı ve grup liderliğini sürdürdü.

"Olympiakos maçı, gruptaki en önemli karşılaşma olacak"
Spor yazarı ve teknik direktör Müslüm Gülhan, Fenerbahçe ile Galatasaray'ın son durumlarını, rakipleri karşısındaki ve gruptaki şanslarını Independent Türkçe'ye değerlendirdi.
Gülhan'an göre Fenerbahçe'nin Olympiakos ile oynayacağı deplasman maçı gruptaki en önemli karşılaşma olacak. 
Fenerbahçe'nin moral motivasyon olarak Galatasaray'ı yenmesinin artı olarak durduğunu ifade eden Gülhan, "Sarı-lacivertlilerin, en önemli avantajı en sıkışık olduğu dönemde Galatasaray maçına çıkmak ve buradan olumlu sonuç almaktır. Bu motivasyonla beraber yeniden büyük bir avantaj sağladı" dedi.

"Fenerbahçe'yi bugüne kadar getiren en önemli olumsuzluk oldu"
Sezon başından beri Mesut Özil'in üzerinden takım kurgusuna gidilmesi gerektiğini sık sık belirttiğini ifade eden Gülhan, yıldız oyuncunun takım içerisindeki önemine şöyle vurgu yaptı.
Pereira'ının bunu hep reddettiğini bunun da Ali Koç'un hatasından kaynaklandığını dile getiren Gülhan, "Sezon başında Pereira ile anlaşırken 'Mesut Özil var elimizde, ne düşünüyorsun, nasıl organize edeceksin. Yok yapamıyorsan o zaman seninle anlaşamayız. Mesut Özil ile takımı organize edecek bir antrenörle anlaşmam lazım' konuşmasını yapması gerekiyordu. Bunu yapmadı, işi sürüncemeye bıraktı. Pereira gücü ele geçirince istediklerini yapmaya başladı. Bu Fenerbahçe'yi bugüne kadar getiren en önemli olumsuzluk oldu" diye konuştu. 

Müslüm Gülhan / Fotoğraf: Independent Türkçe
"Olympiakos maçında da benzer tablo izleyeceğiz, Pereira formatından vazgeçmez"
Pereira'nın sezon başından beri takımı üçlü savunmayla oynattığını ancak Galatasaray karşısında bu formatı değiştirdiğini hatırlatan Gülhan, Olympiakos maçında da aynı taktikle sahaya çıkılacağını vurgulayarak şunları söyledi: 
"Galatasaray maçına 4'lü savunmayla başladı ama formata baktığımız zaman üçlü oynadı. Novak-Kim-Tisserand geride kaldı Ferdi'yi de ileri çıkartıp İrfan Can'ı biraz daha içeri alarak iki 10 numaralı bir geçiş oyunuyla hareket etti. Set oyununda üçlü savunmayla kaldı. 70. dakikada ise tamamen üçlüye döndü. Maçtan sonra açıklamalarına bakacak olursak dediğini yaptı ancak söylemi farklıydı. Ali Koç ile muhatap olmak istemediği için sahada kendi düşüncesini uygulayıp başkana 4'lü oynadık mesajı verdi. Bu da bence onun cinliğinden kaynaklanıyor. Olympiakos maçında da benzer bir tablo izleyeceğiz. Pereira oyunun formatından vazgeçmez."
 
"Fenerbahçe'nin gruptaki geleceği bu maça bağlı"
Gülhan'a göre Fenerbahçe, gruptaki dördüncü maçında Antwerp'i mağlup ederek önemli bir avantaj yakaladı ve bir üst tura çıkma yolunda önemli bir kazanım edindi.
Sarı-lacivertlilerin gruptan çıkma şansını değerlendiren Gülhan, şunları kaydetti:
"Fenerbahçe'nin gruptaki geleceği bu maça bağlı. Çünkü içerideki Frankfurt maçı çok zor olacak. Frankfurt, Fenerbahçe'den 1 puan da alabilir 3 puan da. Frankfurt iki önemli oyuncusu ve teknik direktörünü kaybetmişti ama şimdi yeni futbolcular ve antrenörüyle bir senkronize yakaladı ve iyi gidiyorlar. En azından Alman ekolüne sahipler ve buradan geri dönüşleri çok zor olur. Fenerbahçe, Olympiakos'tan 1 puan dahi alırsa son maçta Frankfurt'la kafa kafaya bir oyun oynayabilir ama maçın garantisi yok. Frankfurt iyi bir takım ve deplasmanda da çok iyi oynuyorlar. Fenerbahçe için her şey Olympiakos maçına bağlı."

"Marsilya, özellikle Payet ve Cengiz gibi iki iyi oyuncuya bağlı"
Galatasaray'ın Avrupa Ligi'nde liderliğini sürdürdüğünü ve Marsilya ile çok zorlu bir maça çıkacağını hatırlatan Gülhan, şu ifadeleri kullandı:
"Marsilya'nın iki üstat oyuncusu ve geri kalanların işçi oyuncular olarak adlandırılabilecek bir yapısı var. Mücadele eden, koşan, oyun bozan ve deplasmanlarda da iyi oynayan bir takım. Özellikle Payet ve Cengiz gibi iki iyi oyuncuya bağlılar. İki generali var geri kalan hepsi asker. Çok oyun bozuyorlar ve geçiş oyununda bu iki oyuncuyla gol arıyorlar. Zaman zaman bunu başarabildiklerinde ise farklı skorları yakalayabiliyorlar."

"Taylan-Berkan-Cicaldau üçlüsüyle oynadığı zaman bir tutarlılık sergiliyor"
Galatasaray'ın derbi maçta Sofiane Feghouli ile Morutan'ı bir arada oynatmasının büyük bir handikap olduğunu belirten Gülhan, şu uyarıyı yaptı:
"Orta sahada Taylan-Berkan-Cicaldau üçlüsüyle oynadığı zaman bir tutarlılık sergileyebiliyorlardı. Feghouli ya da Morutan'dan biri çizgide kaldığı zaman ortadaki üçlü, savunma 4'lüsünün ve özellikle Marcao'nun da ileri çıkıp alanı sıkıştırmasıyla rakibe fazla alan bırakmıyordu. Fakat Feghouli ve Morutan'ın aynı anda orta sahada oynaması buradaki üstünlüğün Fenerbahçe'ye kaptırılmasına neden oldu. Geriden oyun kurarken birinci bölgeden ikinci bölgeye geçişte de çok önemli hatalar yaptılar. İstedikleri taktiksel bütünlüğü sağlayamadılar ve ilk yarı mahkum oynadılar."
Galatasaray'ın geçiş oyunlarında Morutan ve Cicaldau'nun en önemli isimler olduğunu aktaran Gülhan, "Morutan ve Cicaldau'nun tutuk kalması oyunun üçüncü bölgeye yıkılmasında problem yaşattı. Beklentiyle oynanan oyun arasında büyük çelişki vardı. Bu yüzden geçiş oyunundaki tutarlılığı bir türlü sağlayamıyorlar" dedi.

"Galatasaray, rakibi iyi analiz edip hangi taktik ve oyuncuyla oynayacağını belirlemeli"
Sarı-kırmızılı ekibin forvet hattının sürekli değişmesine de değinen Gülhan, "Diagne-Halil-Muhammed üçlüsünün rotasyonunda da zaman zaman sıkıntılar yaşıyorlar. Beşiktaş maçında Halil'in oynaması gerekirken Fenerbahçe maçında oynadı. Fenerbahçe maçında ise Diagne'nin çok erken oyuna girmesi gerekirken geç oyuna dahil oldu. İkisi arasındaki değişiklikleri Terim oturtamadı" şeklinde görüş belirtti.
"Kadro bütünlüğü, aynı 11'le oynamak çok önemlidir" diyen Gülhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu dünyadaki tüm takımlar için geçerli. Ancak hücum formatı en çok rotasyon yapılan bölgedir fakat Galatasaray'ın rakibi iyi analiz edip hangi taktikle ve hangi oyuncuyla oynayacağını belirlemesi lazım. Üçü de çok değerli oyuncular ama rakibin de iyi analiz edilmesi lazım. Baskı altında, yüksek tempoda oynadığınızda ceza sahasında kullanacağınız oyuncu Diagne'dir. Karşı atağa çıkıp, baskı kuracağınız oyunda Halil daha etkilidir. Oyunu ikinci bölgede kabul edip ceza sahasının dışından organizasyon yapacak bir oyuna sahipseniz burada Muhammed'i kullanabilirsiniz. Bu da Fatih Terim'in antrenörlüğüne ve rakibin iyi analiz edilmesine bağlı kalıyor."

"Bu maçı alırsa işi bitirir, sıkıntı yaşayacağını sanmıyorum"
İstanbul temsilcisinde savunmanın her iki kanadında da devamlılığın olmadığının altını çizen Gülhan, şöyle konuştu:
"Galatasaray'ın en önemli problemi iki bekinin devamlılığının olmaması. Özellikle Yedlin hiçbir dinleme derinliğine sahip bir oyuncu değil. Orada çok büyük boşluk bırakıyor. Fenerbahçe bunu çok iyi bildiği için Novak'ı içeri aldı ve oradaki oyun bir şekilde kendini tolere etmeye başladı. Galatasaray oradan çok iyi akınlar yapabilirdi ancak kullanamadı. Beklerden istediği desteği alamayınca belirli bir oyun formatında sıkışıyor."
Galatasaray'ın Marsilya'yı mağlup etmesi durumunda gruptan çıkacağını garantileyeceğini düşünen Gülhan, sözlerini şöyle noktaladı:
"Bu maçı alırsa işi bitirir. Sıkıntı yaşayacağını sanmıyorum. Son hafta Lazio'ya yenilse bile gruptan çıkacaktır. Onun da gruptaki geleceği bu maça bağlı. Kazandığı taktirde gruptan çıkar. Lider veya ikinci olarak çıkar onu bilemem ama üst tura yükseleceği görünüyor."
Independent Türkçe



Çimlerin üzerinde yazılan bir efsane: Wimbledon

Roger Federer, 8 şampiyonlukla tek erkeklerde en fazla zafere ulaşan tenisçi (Reuters)
Roger Federer, 8 şampiyonlukla tek erkeklerde en fazla zafere ulaşan tenisçi (Reuters)
TT

Çimlerin üzerinde yazılan bir efsane: Wimbledon

Roger Federer, 8 şampiyonlukla tek erkeklerde en fazla zafere ulaşan tenisçi (Reuters)
Roger Federer, 8 şampiyonlukla tek erkeklerde en fazla zafere ulaşan tenisçi (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Bu hafta 139.'su düzenlenecek Wimbledon Tenis Turnuvası'nın tarihini ele alıyoruz.

Her sporun bir mabedi vardır. Futbol için Wembley ve boks için Madison Square Garden ne ifade ediyorsa, tenis için de Wimbledon aynı anlamı taşır. Ancak Londra'nın güneybatısındaki bu tarihi kortları farklı kılan şey sadece büyük şampiyonlar ya da kaldırılan kupalar değil.

Wimbledon, neredeyse bir buçuk asırdır değişen dünyaya rağmen özünü koruyabilen ender spor organizasyonlarından biri.

Gelecek hafta dünyanın en iyi tenisçileri yine aynı çimlerin üzerine çıkacak. Kimi ilk zaferinin peşinde koşacak, kimi tarihe yeni bir rekor eklemeye çalışacak.

Fakat aslında korta çıkan her sporcu, 148 yıl önce başlayan uzun bir hikayenin yeni sayfasını yazacak.

Bu hikaye 1877'de başladı.

Bugün milyonlarca kişinin takip ettiği dev organizasyonun ilk turnuvası son derece mütevazıydı.

O dönem adı All England Croquet Club olan kulüp, İngiltere'de hızla popülerleşen yeni bir spor dalı olan çim tenisine de yer açmaya karar verdi ve adını All England Croquet and Lawn Tennis Club olarak değiştirdi. Düzenlenen ilk Wimbledon'da sadece bir kategori vardı: Tek erkekler.

Toplam 22 sporcu mücadele etti. Finalde 27 yaşındaki Spencer William Gore, William Marshall'ı 6-1, 6-2 ve 6-4'lük setlerle mağlup ederek tarihin ilk Wimbledon şampiyonu oldu.

Karşılaşmayı izlemek için yaklaşık 200 kişi birer şilin (bir poundun 20'de biri) ödemişti. Üstelik final planlandığı gün oynanamadı; Londra'nın meşhur yağmuru organizasyonu erteledi ve mücadele üç gün sonra yine pek de elverişli olmayan hava koşullarında tamamlandı.

Belki de bu yüzden Wimbledon'ın kaderinde yağmurla birlikte anılmak vardı. Aradan geçen onlarca yıl boyunca yağış nedeniyle duran maçlar turnuvanın ayrılmaz bir parçası oldu. Ancak 2009'da Merkez Kort'a açılır kapanır çatının eklenmesiyle birlikte bu gelenek teknolojiye yenik düştü.

İlk yıllarda kullanılan raketler bugünkülerle kıyaslanamayacak kadar ilkel, oyuncuların teknikleriyse oldukça farklıydı. Buna rağmen 1877'de belirlenen kuralların büyük bölümü modern tenisin temelini oluşturdu. O gün atılan adımlar, bugün milyarlarca dolarlık bir spor ekonomisinin temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor.

Turnuva büyüdükçe kapsamı da genişledi. 1884'de kadınlar ilk kez Wimbledon sahnesine çıktı. Aynı yıl çiftler kategorileri de programa eklendi ve organizasyon gerçek anlamda uluslararası bir şampiyonaya dönüşmeye başladı.

Ancak Wimbledon'ın tarihi sadece başarılarla dolu değil.

I. Dünya Savaşı sırasında, 1915'le 1918 arasında turnuva düzenlenmedi. Aynı durum II. Dünya Savaşı yıllarında da yaşandı. 1940'ta Alman bombardımanında Merkez Kort ciddi hasar gördü, binlerce koltuk kullanılamaz hale geldi.

Kulübün bazı alanları savaş döneminde farklı amaçlarla değerlendirildi, hatta boş alanlarda tarım yapıldı. Buna rağmen savaş sona erdiğinde Wimbledon yeniden ayağa kalktı ve gelenek kaldığı yerden devam etti.

1922'de bugünkü adresi olan Church Road'a taşınan turnuva, ilerleyen yıllarda yeniliklere de öncülük etti. 1967'de renkli televizyon yayını yapan ilk büyük spor organizasyonlarından biri oldu. Milyonlarca kişi ilk kez Wimbledon'ın yemyeşil kortlarını evlerinden izleme fırsatı yakaladı.

Asıl büyük değişimse bir yıl sonra yaşandı.

1968'de başlayan Açık Dönem'le profesyonel tenisçilerin de Grand Slam turnuvalarında mücadele etmesinin önü açıldı. Wimbledon artık sadece amatörlerin yarıştığı bir organizasyon olmaktan çıkıyor, dünyanın en iyi oyuncularını aynı kortta buluşturuyordu. Aynı yıl para ödülleri de dağıtılmaya başlandı. Erkekler şampiyonu 2 bin sterlin kazanırken kadınlar şampiyonu 750 sterlinle yetinmek zorundaydı.

Bu eşitsizlik uzun yıllar sürdü. Ancak sporun değişen dinamikleri ve özellikle kadın tenisçilerin yürüttüğü mücadele sonucunda 2007'de önemli bir karar alındı.

O tarihten itibaren Wimbledon'da kadın ve erkek şampiyonlara eşit para ödülü verilmeye başlandı. Böylece turnuva, kendi geleneklerini korurken çağın gerekliliklerine de uyum sağlayabileceğini göstermiş oldu.

Bugün Wimbledon'ı diğer Grand Slam organizasyonlarından ayıran en önemli özellikse hiç kuşkusuz çim kort.

Avustralya Açık ve Amerika Açık sert zeminde, Fransa Açık toprak kortta oynanıyor. Wimbledon ise hâlâ çimde düzenlenen tek Grand Slam olma özelliğini taşıyor.

Çim zeminde top daha hızlı sekiyor, ralliler kısalıyor ve oyuncuların refleksleri daha fazla önem kazanıyor. Bu nedenle Wimbledon şampiyonu olmak, birçok tenisçi tarafından kariyerin en büyük başarısı olarak görülüyor.

Turnuvanın en dikkat çekici geleneklerinden biri de beyaz kıyafet zorunluluğu. Sporcuların neredeyse tamamen beyaz giyinmesi bekleniyor ve bu konuda oldukça katı kurallar uygulanıyor.

Modern spor dünyasının renkli sponsor anlaşmaları ve gösterişli tasarımları düşünüldüğünde, Wimbledon'ın bu tavrı onu farklı bir yere koyuyor.

Tribünlerdeki çilek ve krema geleneği de aynı şekilde yıllardır yaşatılıyor. Her yaz tonlarca İngiliz çileği ve binlerce litre krema tüketiliyor.

Kraliyet ailesinin turnuvaya olan ilgisi de bu tabloya ayrı bir anlam katıyor. Böylece Wimbledon yalnızca bir tenis turnuvası değil, İngiliz kültürünün önemli sembollerinden biri olarak da varlığını sürdürüyor.

Elbette bütün bu gelenekler, kortta yazılan efsaneler olmasa aynı etkiyi yaratmayabilirdi.

Björn Borg'un soğukkanlılığı, Martina Navratilova'nın 9 şampiyonlukla kırdığı rekor, Pete Sampras'ın çim kort hakimiyeti, Roger Federer'in zarafet dolu oyunu, Serena Williams'ın yıllarca süren hakimiyeti, Rafael Nadal'ın hiç bitmeyen mücadele ruhu ve Novak Djokovic'in modern döneme damga vuran başarıları Wimbledon tarihini zenginleştiren kilometre taşları oldu.

Her kuşak kendi yıldızını yarattı ama turnuvanın ruhu hiç değişmedi.

Belki de Wimbledon'ın gerçek sırrı tam burada yatıyor. Teknoloji değişiyor, raketler hafifliyor, yayın platformları dönüşüyor, para ödülleri katlanıyor ama Merkez Kort'a çıkan her oyuncu hala 1877'de başlayan bir geleneğin parçası olduğunu biliyor.

Gelecek ay yine yeni bir şampiyon kupayı havaya kaldıracak. Belki genç bir yıldız doğacak, belki bir efsane kariyerine yeni bir sayfa ekleyecek. Fakat sonuç ne olursa olsun Wimbledon'ın asıl kazananı yine kendi tarihi olacak.

Çünkü bazı organizasyonlar sadece spor müsabakası düzenlemez; nesiller boyunca anlatılan bir hikaye yaratır. Wimbledon da tam 148 yıldır bunu yapıyor ve tenisin kalbinin neden hala Londra'da attığını her yaz yeniden hatırlatıyor.

Kaynaklar: Wimbledon, Historic UK


Aralarında profesyonel müzisyenler de var... Dünya Kupası yıldızlarının gizli yetenekleri

Dünya Kupası'nın bazı yıldızları ile müzik arasında çok sıkı bir bağ var. (A.P. - YouTube - X)
Dünya Kupası'nın bazı yıldızları ile müzik arasında çok sıkı bir bağ var. (A.P. - YouTube - X)
TT

Aralarında profesyonel müzisyenler de var... Dünya Kupası yıldızlarının gizli yetenekleri

Dünya Kupası'nın bazı yıldızları ile müzik arasında çok sıkı bir bağ var. (A.P. - YouTube - X)
Dünya Kupası'nın bazı yıldızları ile müzik arasında çok sıkı bir bağ var. (A.P. - YouTube - X)

Kylian Mbappé, 2026 Dünya Kupası'nda Fransa'nın Senegal'e karşı oynadığı ilk maçta golünü atar atmaz, daha önce hiç görülmemiş bir gol sevinci imza attı. Gol sonrasında alışılageldiği gibi ellerini göğsünde kavuşturmak yerine, flüt çalan birini taklit eden yıldız oyuncu, bu hareketiyle taraftarların kafasında soru işaretleri bıraktı.

Çok geçmeden Mbappé'nin, İngiliz sunucu James Corden'ın "Carpool Karaoke" programına konuk olduğunda bir söz verdiği anlaşıldı. Fransız yıldız, Dünya Kupası'nda Senegal'e atacağı ilk golden sonra bu hareketi yapacağına dair canlı yayında söz vermişti.

Peki ama neden özellikle bu hareket? Cevap oldukça basit: Real Madrid'in yıldızı ve Fransa Millî Takımı'nın kaptanı, çocukluğunda iki yıl boyunca büyüdüğü Paris'in banliyösü Seine-Saint-Denis'deki bir konservatuvarda flüt eğitimi almıştı.

Brezilyalı kalecinin gitar tutkusu

Mbappé müzik enstrümanını erken yaşta bırakıp yerine futbolu seçmiş olsa da Dünya Kupası yeşil sahalarındaki bazı meslektaşları enstrümanlarından hâlâ kopabilmiş değil. Bu isimlerin başında Brezilyalı kaleci Alisson Becker geliyor.

Liverpool'un yıldız file bekçisi profesyonel bir müzisyen olmasa da sık sık elinde gitarıyla, tellere neredeyse hatasız dokunup mırıldanırken görülüyor. Becker; evinde ailesine ve arkadaşlarına, bazen de halka açık etkinliklerde hayranlarına çalıp söylediği videoları sosyal medyasında paylaşmaktan çekinmiyor.

Yeteneğinin en çok öne çıktığı anlardan biri ise Liverpool kulübünün resmi bir etkinliğinde yaşandı. Kulüp marşını gitarıyla çalıp söyleyen Becker, daha sonra bu performansı stadyumda taraftarların önünde de tekrarladı.

Neymar'ın piyano deneyimleri

Becker'in Brezilya Millî Takımı'ndan arkadaşı Neymar Jr. da müzikal denemeler yapıyor ancak onunki biraz daha amatörce kalıyor. Yıldız oyuncunun denemeleri, piyano veya gitar başında popüler melodileri çaldığı kısa seanslarla sınırlı. Neymar, bu kısa kesitleri sosyal medya hesapları üzerinden takipçileriyle paylaşıyor.

Buna karşın kariyerinin başlarında müzik dünyasına adım atma fikri Neymar'ı ciddi şekilde cezbediyordu. Hatta 2016 yılında bir şarkı çıkaracağını duyurmuş, ancak daha sonra bunun sadece bir şakadan ibaret olduğu anlaşılmıştı. Yine de müziğe olan ilgisi hiç bitmedi; ünlü Brezilyalı şarkıcıların dev konserlerinde sık sık onlarla birlikte sahneye çıktı.

Havertz... İlk dokunuş anneannesinin piyanosuna

Almanya Millî Takımı oyuncusu Kai Havertz için piyano sadece geçici bir heves değil. Kalbindeki müzik aşkını ilk uyandıran kişi anneannesi olmuş. Havertz, verdiği röportajlarda çocukken onun evindeki piyanonun başına nasıl oturduğunu ve ilk namelerini orada nasıl çaldığını anlatıyor. Daha sonra kendisi piyano dersleri almaya başlarken, erkek kardeşi de gitar çalmayı öğrenmiş. Bu sanatsal ortam, ergenlik yıllarında onu ciddi ciddi profesyonel bir piyanist olma fikrine itse de sonunda yeşil sahaların büyüsü ağır basmış.

fyujku7
Alman futbolcu Kai Havertz piyano çalarken (Instagram)

Pandemi döneminde bu hobisine geri dönen Havertz, Arsenal ve Almanya Millî Takımı'nın yoğun takvimi nedeniyle şimdilerde piyanoya eskisi kadar vakit ayıramıyor. Ancak röportajlarında piyano çalmanın kendisi için her zaman bir kaçış noktası olduğunu, kendisine huzur ve eğlence verdiğini sık sık dile getiriyor.

Portekiz'den rap ve futbol esintisi

Kovid-19 pandemisi, futbol yıldızlarının gizli yeteneklerini keşfettikleri bir dönüm noktası olmuş gibi görünüyor. Bu isimlerden biri de Portekiz Millî Takımı ve AC Milan'ın yıldızı Rafael Leão.

Pandemi patlak verip maçlar ve antrenmanlar durduğunda Leão henüz 19 yaşında, yolun başındaki bir futbolcuydu. Ev karantinası günlerinde, 2020 yılında rap ve hip-hop sözleri yazmaya başladı ve ertesi yıl ilk albümünü çıkardı. Kısa sürede bir yapım şirketiyle ilk sözleşmesini imzalayan oyuncu, sahne adı olarak doğup büyüdüğü Portekiz'in Seixal şehrinin posta koduna ithafen "Way 45" ismini seçti.

Şarkılarında kendi hayat tecrübelerinden ilham alan Leão, farklı müzik türlerini harmanlıyor. Eserleri Portekizce olsa da Angola kökenli bir baba ve São Tomé'li bir annenin oğlu olarak Afrika kültüründeki köklerini de şarkılarına yansıtmaktan geri durmuyor.

Memphis Depay: Hem futbolcu hem profesyonel şarkıcı

Memphis Depay ise rap müziği futbolla paralel yürüterek işi profesyonel bir boyuta taşıdı. Hollanda Millî Takımı oyuncusunun, 2026 Dünya Kupası'ndaki meslektaşları arasında müziğe en ciddi yaklaşan isim olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Ancak bu sanatsal tutku, özellikle Hollanda'nın PSV kulübünde oynadığı ilk yıllarda Depay'ın başına iş açtı. Dönemin teknik direktörü Fred Rutten durumdan rahatsız oldu ve müziğe olan bu ilginin Depay'ın odağını futboldan uzaklaştırdığını savundu. Teknik direktörünün emirlerine boyun eğen oyuncu, Hollanda ekibinde oynadığı süre boyunca müzikten uzak durdu; ta ki 2017 yılında Fransa'nın Lyon kulübüne transfer olana kadar.

Memphis Depay şu anda oldukça üretken, profesyonel bir rap sanatçısı. Şarkılarında günlük hayatı, insani mücadeleleri ve bir futbolcu olarak yaşadığı deneyimleri konu alıyor.

Messi piyano çalıyor mu?

2017 yılında, dünyaca ünlü futbolcu Lionel Messi bir reklam filminde piyanonun başına geçip Şampiyonlar Ligi marşını büyük bir özgüvenle çaldığında, tüm dünya bir an için onun müziğe adım attığını sandı.

Messi'nin başrolde olduğu ve internette izlenme rekorları kıran bu video bir fenomene dönüşse de gerçek sonradan ortaya çıktı. Piyanonun başındaki asıl kişi, Messi ile aynı kıyafetleri giyen ve koluna geçici olarak Arjantinli yıldızın dövmesinin aynısı yapılan piyanist Tomas Fosch'tan başkası değildi. Geriye kalan her şey ise profesyonel bir kurgu oyunuydu. Bu ustaca montaj, taraftarların tıpkı sahadaki golleri gibi Arjantinli yıldızın piyano notalarında da asla hata yapmadığına inanmasını sağladı.


Dünya Kupası’nın aşılmaz duvarları: Rakamlarla tarihin en iyi 6 kalecisi

Dünya Kupası’nın aşılmaz duvarları: Rakamlarla tarihin en iyi 6 kalecisi
TT

Dünya Kupası’nın aşılmaz duvarları: Rakamlarla tarihin en iyi 6 kalecisi

Dünya Kupası’nın aşılmaz duvarları: Rakamlarla tarihin en iyi 6 kalecisi

Kalecilik, Dünya Kupası finallerinde tarihî zafer ile dramatik çöküş arasındaki ince çizgiyi belirleyen en kritik mevkilerden biridir. Birçok durumda kaleciler, takımlarının son savunma hattı olmanın ötesine geçerek ilk sevinçlerin de mimarı haline gelir. On yıllar boyunca süren Dünya Kupası heyecanı içinde, seçkin bir kaleci grubu; rekorlar, olağanüstü kurtarışlar ve en güçlü forvetleri bile sarsan karizmalarıyla isimlerini altın harflerle tarihe yazdırdı. Bu isimler sadece kalelerini korumakla kalmadı, turnuvanın gidişatını da değiştirdi.

Aşağıda Dünya Kupası tarihine damga vuran efsane kaleciler yer alıyor:

Lev Yashin... “Siyah Örümcek” ve kalecilik devriminin öncüsü

Sovyetler Birliği efsanesi Lev Yashin, 1958–1970 yılları arasında dört Dünya Kupası’nda forma giyerek tarih yazdı. Siyah forması ve korkutucu fiziğiyle “Siyah Örümcek” lakabını alan Yashin, yalnızca çizgide bekleyen klasik bir kaleci değildi; ceza sahasını yöneten, ortaları kesen ve oyun kurulumuna katkı veren ilk modern kaleci olarak kabul edilir.

jrtbht5yhj
Sovyet efsane kaleci Lev Yashin (FIFA)

Turnuva kariyerinde dört maçta kalesini gole kapatan Yashin, aynı zamanda 1963 yılında Ballon d’Or kazanan tek kaleci olarak tarihe geçti. Kariyeri boyunca 150’den fazla penaltı kurtardığı yönündeki istatistiklerle de efsaneleşti.

Gianluigi Buffon... “Berlin Duvarı” ve liderlik sembolü

İtalyan kaleci Gianluigi Buffon, 2006 Almanya Dünya Kupası’nda zirve performanslarından birini sergiledi. Kariyerinde beş Dünya Kupası bulunan Buffon, o turnuvada sadece iki gol yedi.

dvfbgthyj
İtalyan kaleci Gianluigi Buffon (Reuters)

Bu gollerden biri kendi takım arkadaşının ters vuruşuyla, diğeri ise finalde Zinedine Zidane’ın penaltısıyla geldi. Buffon, beş maçta gol yemeyerek turnuvanın en iyi kalecisi seçildi ve İtalya’nın dördüncü dünya şampiyonluğunda kilit rol oynadı.

Iker Casillas... “Aziz” ve İspanya’nın altın çağı

İspanyol kaleci Iker Casillas, 2010 Güney Afrika Dünya Kupası’nda takımını tarihindeki ilk şampiyonluğa taşıyan kilit isimlerden biri oldu.

dfvgthyj
İspanyol kaleci Iker Casillas (Reuters)

Turnuva boyunca sadece iki gol yiyen Casillas, eleme turlarında üst üste beş maçta kalesini gole kapattı. Ayrıca 2002 ve 2010 Dünya Kupaları’nda penaltı kurtaran tek kaleci olarak dikkat çekti. Finalde Arjen Robben’e karşı yaptığı kritik kurtarış, İspanya’nın şampiyonluğunu garantileyen anlardan biri oldu.

Manuel Neuer... “Süpürücü kaleci” devrimi

Alman kaleci Manuel Neuer, 2014 Brezilya Dünya Kupası’nda kalecilik anlayışını değiştiren isim oldu. “Süpürücü kaleci” (sweeper-keeper) rolünü modern futbola kazandırdı.

thyjtyjy
Almanya Milli Takımı kalecisi Manuel Neuer (AFP)

Turnuvada 244 isabetli pas yapan Neuer, birçok orta saha oyuncusunu geride bıraktı. Sadece dört gol yiyerek ve dört maçta kalesini gole kapatarak Almanya’nın şampiyonluğunda büyük rol oynadı ve Altın Eldiven ödülünü kazandı.

Peter Schmeichel... Danimarka’nın dev duvarı

Danimarkalı kaleci Peter Schmeichel, güçlü fiziği ve liderliğiyle Dünya Kupası’na damga vurdu. 1998 Fransa Dünya Kupası’nda Danimarka’yı çeyrek finale taşıyan kadronun en önemli ismiydi.

fdbghyju
Danimarkalı dev kaleci Peter Schmeichel (Wikipedia)

Turnuva kariyerinde dokuz maçta forma giyen Schmeichel, olağanüstü refleksleri ve mental gücüyle rakip forvetlerin korkulu rüyası oldu.

Emiliano Martínez... Psikolojik savaşların ustası ve arjantin’in kurtarıcısı

Arjantinli kaleci Emiliano Martínez, 2022 Katar Dünya Kupası’nda adını tarihe yazdırdı. Rakiplerini psikolojik baskı altına alan tarzıyla dikkat çeken Martínez, penaltı atışlarındaki kritik kurtarışlarıyla öne çıktı.

fgthyju
Arjantinli kaleci Emiliano Martínez (AP)

Hollanda’ya karşı çeyrek final ve Fransa’ya karşı finalde penaltı serilerinde toplam üç kurtarış yaptı. Finalde uzatmaların son anlarında Randal Kolo Muani’ye karşı yaptığı kurtarış ise Arjantin’in şampiyonluğunu kurtaran en kritik anlardan biri olarak kayda geçti.