Dolar endeksi ABD’deki 'rekor' enflasyon endişesiyle yükseliyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Dolar endeksi ABD’deki 'rekor' enflasyon endişesiyle yükseliyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

ABD'nin ekonomi yönetiminden güçlü doları destekleyen açıklamaların gelmesi, doların diğer para birimleri karşısında değer kazanmasına neden oluyor.
ABD'de enflasyonun son 31 yılın en yüksek seviyesine çıkması, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığına Jerome Powell'ın yeniden aday gösterilmesi ve ekonomi yönetiminden güçlü doları destekleyen açıklamaların gelmesiyle dolar endeksinde son dönemde yükselişler görülürken, bu yükseliş diğer para birimlerini de baskılıyor.
Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını öncesi 15 Mart 2020’de 102,8 değerini gören dolar endeksi, salgına karşı uygulanan kısıtlamaların ekonomik faaliyeti durma noktasına getirmesiyle, geçen yılın sonunda 90 değerine gerilemişti.
Bu yıl, özellikle mayıstan itibaren artış eğiliminde hareket eden dolar endeksi, bu hafta 96,94 ile 6 Temmuz 2020'den beri gördüğü en yüksek seviyeye çıktı. Doların altı ülkenin para birimine karşı değeri ile hesaplanan dolar endeksindeki bu artış, diğer para birimleri üzerinde de baskıya neden oluyor.

Dolar, Fed'in faiz artıracağı beklentileriyle yükseliyor
1973’te oluşturulan dolar endeksi, doların avro, İsviçre frangı, Japon yeni, Kanada doları, İngiliz sterlini ve İsveç kronu karşısındaki değerini ölçmek için kullanılıyor.
Avro, sepetin yüzde 57,6'sını oluştururken, avroyu yüzde 13,6 ile yen izliyor. Sterlin yüzde 11,9, Kanada doları yüzde 9,1, İsveç kronu yüzde 4,2 ve İsviçre frangı yüzde 3,6 ağırlığa sahip bulunuyor.
Doların bu para birimleri karşısında değer kazanması endeksin de yükselişini beraberinde getiriyor. Endeks değerinin düşmesi ise doların küresel ölçekte değer kaybettiğine işaret ediyor.
Uzmanlar, küresel ekonominin toparlanmasının enflasyon endişeleri nedeniyle hala sıkıntıda olduğunu ve bunun da yatırımcıların doları güvenli liman olarak görmesine sebep olduğunu belirtiyor.
Fed'in enflasyon endişesiyle faiz oranlarını beklentilerden önce artırabileceğine yönelik tahminler, ABD Başkanı Joe Biden'ın Fed Başkanlığına Jerome Powell'ı ikinci dönemi için aday gösterme kararı, yüzde 6,2'lik ekim ayı enflasyonu ve ekonomi yönetiminden güçlü doları destekleyen açıklamaların gelmesi de doların diğer para birimleri karşısında değer kazanmasına sebep olan faktörler olarak dikkati çekiyor.

ECB'nin düşük faiz tercihi avroyu aşağı çekiyor
ABD Merkez Bankası'nın varlık alımlarını azaltmaya başlamasına karşın Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) gibi birçok büyük merkez bankasının düşük faiz oranları, avro başta olmak üzere diğer büyük para birimlerini aşağı çekiyor.
ABD ekonomi yönetiminden “tahvil alımlarına ve faiz artırımına” ilişkin açıklamaların gelmesi, dolar endeksindeki yükselişin önümüzdeki dönemde de devam edeceğine dair işaretler olarak görülüyor.
HSBC, Citibank, Commerzbank ve JPMorgan Chase gibi bankalar şimdiden doların değer kazanmaya devam edeceğini öngörüyor.
Commerzbank analistleri, dolar endeksinin yakın vadede 99,50 seviyesine ulaşmasını ve uzun vadede Fed ekonominin yeterince ısındığını değerlendirerek faizleri yükselttiğinde 100 seviyesinin üzerine çıkacağını tahmin ediyor.
Öte yandan Uluslararası Para Fonu (IMF) verileri, doların küresel rezerv para pastasından aldığı payın geçen yılın son çeyreğinde yüzde 59’a gerileyerek son 25 yılın en düşük seviyesine gerilediğini ortaya koyuyor.

Dolara bağlı tüm varlıkların değeri de yükseliyor
Doların değeri yükseldiğinde, ABD şirketlerinin hisse senetleri ve hazine tahvilleri dahil dolara bağlı tüm varlıkların değeri de yükseliyor.
Ayrıca, ABD dışındaki ekonomiler için ABD'ye mal ihraç eden şirketlerin değerlemelerinde de artış görüyor.
ABD'den mal veya ham madde ithal eden şirketler için ise bunun tersi geçerli oluyor. Aynı miktarda malzeme elde etmek için daha fazla harcamak zorunda kalan şirketler için değerlemeler düşüyor.
Öte yandan daha güçlü bir dolar, aynı zamanda yabancı kurumsal yatırımcıların kur bazında azalan getirilerden dolayı gelişmekte olan piyasalara yatırım yapmaya daha az ilgi göstermelerine neden oluyor.

Avronun bu yılki değer kaybı yüzde 8'i aştı
Avro/dolar paritesi, hazirandan itibaren içinde bulunduğu düşüş trendi ile yılbaşından bu yana yüzde 8'in üzerinde değer kaybetti. Bu hafta 1,1186 ile Temmuz 2020’den beri en düşük seviyeyi gören avro/dolar paritesi, 1,12'nin hemen üzerinde dengelenme çabasında.
Avrupa'da Kovid-19 salgınına yönelik endişeler artarken, Avusturya'da 20 günlük sokağa çıkma kısıtlaması ve Almanya'da sert önlemlere gidilmesi avroyu dolar karşısında baskılıyor.
Uzmanlar, Fed’e ilişkin beklentilerin yanı sıra Avrupa Birliği ile ilgili jeopolitik sorunlar, Kovid-19 salgınında artan vaka sayıları, Çin ekonomisindeki yavaşlama ve küresel tedarik zinciri sorunlarının Avrupa'ya ABD'den daha fazla zarar verdiğini vurguluyor.

Japon yeni ve Güney Kore wonu da dolara karşı kayıpta
Güvenli limanlardan Japon yeninin de dolara karşı değer kaybetmesi dikkati çekiyor. Dolar/yen paritesi psikolojik 115 seviyesinin üzerine çıkarken, böylece yen dolar karşısında Mart 2017’den bu yana en düşük seviyesine geriledi.
Arjantin pesosu da dolar karşısında yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 20 değer kaybederken, dolar/peso paritesi 100 seviyesinin üzerine çıktı.
Türk lirası da yıl başından beri dolara karşı yüzde 60’dan fazla değer kaybetti. Dolar karşısında değer kaybeden diğer bir para birimleri arasında Polonya zlotisi de dikkati çekti. Bu yılın başında 1 dolar 3,72 Polonya zlotisine denk gelirken, dün 4,20 seviyesinden işlem geçti. Böylece zlotinin dolara karşı değer kaybı bu yıl yüzde 13 oldu. Polonya Merkez Bankası Başkanı Adam Glapinski, zlotinin dolar karşısında daha fazla değer kaybetmesinin Polonya ekonomisinin temelleri veya Polonya Merkez Bankası tarafından izlenen para politikası ile tutarlı olmayacağını vurguladı.
Güney Kore wonu, Rumen leyi ve Macar forinti de dolara karşı yılbaşından beri sırasıyla yaklaşık yüzde 10, yüzde 11 ve yüzde 9 değer kaybetti.



Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Moskova, Suudi Arabistan için güvenilir bir ortak

 Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun oturumlarından birine katılımı sırasında (St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu)
Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun oturumlarından birine katılımı sırasında (St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu)
TT

Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Moskova, Suudi Arabistan için güvenilir bir ortak

 Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun oturumlarından birine katılımı sırasında (St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu)
Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun oturumlarından birine katılımı sırasında (St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu)

Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov, ülkesinin Suudi Arabistan ile stratejik ilişkilerin ulaştığı düzeyden memnuniyet duyduğunu belirterek, Krallığın bu yıl 29’uncusu düzenlenen St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’na onur konuğu olarak katılmasının, ‘iki ülke arasındaki üst düzey diyaloğun ve tüm alanlarda iş birliğini geliştirmeye yönelik ortak iradenin bir göstergesi’ olduğunu söyledi. Reşetnikov, söz konusu ortaklığın Vizyon 2030 çerçevesinde daha geniş ve derin boyutlar kazandığını ifade etti.

Kremlin, Suudi Arabistan’ın iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 100’üncü yılı dolayısıyla forumun ana onur konuğu olarak seçildiğini açıklamıştı. Suudi heyetine Enerji Bakanı Abdulaziz bin Selman başkanlık ederken, heyette üst düzey yetkililer ile ulusal kurum ve büyük şirketlerin temsilcileri yer alıyor. Bunların başında ise Aramco geliyor.

Rusya’nın en önemli ekonomik etkinliği olarak kabul edilen ve sıklıkla Rus Davos’u olarak anılan forum kapsamında Şarku’l Avsat'a konuşan Reşetnikov, iki ülke ilişkilerinin son yıllarda önemli bir ivme kazandığını söyledi. Reşetnikov, ticaret hacmi göstergelerinde dikkat çekici bir sıçrama yaşandığını belirterek, ikili ticaret hacminin son beş yılda iki katından fazla arttığını açıkladı. Yatırım alanındaki iş birliğinin de sürekli geliştiğini vurgulayan Reşetnikov, karşılıklı yatırımların teşviki ve korunmasına yönelik hükümetler arası bir anlaşmanın yakın zamanda imzalanmasının, her iki ülkedeki yatırımcılara ilave ve güçlü bir destek sağlayacağını ifade etti.

Petrolün ötesinde bir iş birliği

Reşetnikov, küresel enerji arzının istikrarının sağlanmasına yönelik koordinasyonun ‘ikili gündemin temel başlıklarından biri’ olduğunu belirterek, iki ülkenin OPEC+ ittifakına birlikte liderlik ederek uluslararası düzeyde önemli başarılar elde ettiğini söyledi.

Reşetnikov, ülkesinin Suudi Arabistan’ın gıda güvenliğinin sağlanmasında güvenilir bir ortak olduğunu vurgulayarak, Krallığa buğday, arpa, ayçiçeği yağı ve kümes hayvanları ürünleri başta olmak üzere tarım ve gıda ürünleri tedarik ettiklerini ifade etti. İki ülke arasındaki iş birliğinin yeni alanlara da yayıldığını kaydeden Reşetnikov, önümüzdeki dönemde Suudi Arabistan’da ortak tarım merkezleri ve gelişmiş lojistik koridorlar kurulmasına yönelik iddialı projelerin değerlendirildiğini açıkladı.

Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 programı kapsamında sanayi ve altyapı yatırımlarını hızla geliştirdiğine dikkat çeken Reşetnikov, bu süreçte Rusya’nın deneyimlerinden yararlanılabileceğini söyledi. Teknolojik ve endüstriyel iş birliğinin de giderek daha fazla önem kazandığını belirten Reşetnikov, dijitalleşme, yapay zekâ, akıllı şehir çözümleri, siber güvenlik ve su arıtma teknolojileri gibi ileri teknoloji alanlarında ortak çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

Reşetnikov ayrıca, Rusya’nın uzay alanındaki birikimini Suudi Arabistan ile paylaşmaya hazır olduğunu belirterek, astronot eğitimi, uzay biyolojisi ve uzay tıbbı konularındaki tecrübelerine dayanarak Suudi uzay programının geliştirilmesine katkı sunmaya hazır olduklarını söyledi.

 St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’na katılan Suudi katılımcılar (Forum)
St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’na katılan Suudi katılımcılar (Forum)

Turizmde büyük sıçrama

Turizm alanına da değinen Reşetnikov, bu sektörün iki ülke arasındaki iş birliğinde en umut vadeden büyüme alanlarından biri olduğunu söyledi. Reşetnikov, geçen yıl iki ülke arasındaki toplam turist trafiğinin yüzde 38 artış gösterdiğini, bunun da 2019 seviyelerinin yaklaşık 10 katına karşılık geldiğini belirtti.

Reşetnikov, iki ülke vatandaşları için karşılıklı vize muafiyeti sisteminin, imzalanan tarihi anlaşmanın ardından 11 Mayıs 2026 itibarıyla yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Ayrıca Saudia ve Flynas aracılığıyla doğrudan uçuşların yeniden başlamasının karşılıklı seyahatlere olan ilgiyi artıracağını ifade etti.

İki ülkenin turizm alanındaki iş birliğinde önemli ilerlemeler kaydettiğini vurgulayan Reşetnikov, yalnızca 2025 yılında 143 binden fazla Suudi turistin Rusya’yı ziyaret ettiğini, bu rakamın bir önceki yıla göre yüzde 33'lük artış anlamına geldiğini söyledi.

Reşetnikov, Moskova ile Riyad’ın üst düzeyde imzaladığı anlaşmaların, turizm sektörünün büyümesi için sağlam bir zemin oluşturduğunu belirterek, ortak turizm hareketliliğini daha da artırmak için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.

“İç turizm sektörümüzün Suudi turistlerin beklentilerini karşılaması için elimizden geleni yapıyoruz” diyen Reşetnikov, seyahat eden Suudi ziyaretçilere kültürel ihtiyaçlarına uygun, rahat ve elverişli bir ortam sunmayı hedeflediklerini ifade etti.

Bu kapsamda Rusya’daki konaklama sektöründe helal standartları ve Müslüman dostu hizmetlerin hızla yaygınlaştırıldığını belirten Reşetnikov, Suudi Arabistan’dan gelen ziyaretçilerin konforunu artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü söyledi.

Reşetnikov, Moskova, Soçi ve Kazan şehirlerindeki ilk otellerin gerekli resmî sertifikaları aldığını açıklarken, 100’den fazla otel işletmesinin de benzer sertifikalar için başvuruda bulunduğunu ve bu taleplerin değerlendirme aşamasında olduğunu belirtti.

Altyapıda gözle görülür iyileşme

Reşetnikov, Rusya’nın turizm altyapısında son on yılda kapsamlı bir dönüşüm yaşandığını belirterek, modern havalimanları ve ulaşım ağlarının inşa edildiğini, şehir merkezleri ile kamusal alanların yenilendiğini söyledi. Bu yatırımların hem büyük yatırımcılar hem de girişimciler için daha cazip bir ortam oluşturduğunu ifade etti.

Rusya’nın bugün 1 milyondan fazla otel odasına sahip olduğunu kaydeden Reşetnikov, ülkede ayrıca 500’ü aşkın pistten oluşan ve toplam uzunluğu bin kilometreyi aşan 400 kayak merkezinin bulunduğunu belirtti. Reşetnikov, ülkenin güney kesimlerinde ise yaklaşık 2 bin kilometre uzunluğunda sahil şeridinin yer aldığını dile getirdi.

Geleceğe dönük planlara da değinen Reşetnikov, 2030 yılına kadar yılın tamamında faaliyet gösterebilecek 11 sahil turizm merkezi ve yeni bir marina inşa edilmesini öngören stratejik bir program üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Söz konusu projelerin beş farklı denizin kıyılarında ve Baykal Gölü çevresinde hayata geçirileceğini belirten Reşetnikov, bu yatırımların yılda 10 milyon ziyaretçi çekmesinin hedeflendiğini söyledi.

Reşetnikov, Suudi iş dünyasına da bu projelere yatırım yapma çağrısında bulunarak, yeni turizm destinasyonlarının önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. Reşetnikov, “Bu projelere yatırım yapanlar ayrıcalıklı teşviklerden ve özel avantajlardan yararlanacak. Gerçekten çok önemli bir fırsattan söz ediyoruz” dedi.

St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu sırasında katılımcılar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in fotoğrafının gösterildiği büyük bir ekranın önünden geçiyorlar(EPA)St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu sırasında katılımcılar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in fotoğrafının gösterildiği büyük bir ekranın önünden geçiyorlar(EPA)

Yaptırımlara rağmen sağlam bir ekonomi

Reşetnikov, Rus ekonomisinin performansına ilişkin değerlendirmesinde, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kısa süre önce 2026 yılı için Rusya’nın büyüme tahminini yükselterek yüzde 1,1’e çıkardığını hatırlattı. Bu revizyonun yükselen petrol fiyatlarına dayandığını belirten Reşetnikov, söz konusu gelişmeyi ‘özellikle IMF’nin Rusya’ya yönelik temkinli yaklaşımı dikkate alındığında olumlu bir gösterge’ olarak nitelendirdi. Yatırımcıların yalnızca gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) büyümesine odaklanmadığını vurgulayan Reşetnikov, makroekonomik politikaların sürdürülebilirliği, bütçe dengesi, borç yükü, kârlılığı net projeler ve kabul edilebilir risk seviyelerinin de yatırım kararlarında belirleyici olduğunu söyledi.

Reşetnikov, “Rusya'nın kamu borcu, G20 ülkeleri arasındaki en düşük oranlardan birine sahip ve GSYİH’nin yaklaşık yüzde 17’si seviyesinde bulunuyor. Sadece son üç yılda, 2025 yılı da dahil olmak üzere, Rus ekonomisi reel olarak yüzde 10’dan fazla büyüdü” dedi.

Bu performansın yıllık ortalama yaklaşık yüzde 3,3’lük büyümeye karşılık geldiğini ifade eden Reşetnikov, söz konusu oranın küresel ortalamanın üzerinde olduğunu ve Rusya’nın satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi konumunu korumasını sağladığını belirtti.

Reşetnikov, bu verilerin Rusya pazarının yabancı yatırımcılar açısından cazibesini ortaya koyduğunu ifade ederek, özellikle Arap yatırımcılar için uzun vadeli fırsatlar sunduğunu söyledi. Rusya’nın tarım, gübre üretimi, altyapı, dijital teknolojiler ve sanayi çözümleri gibi alanlarda yatırım açısından güçlü potansiyele sahip olduğunu belirten Reşetnikov, bu sektörlerin Körfez ülkelerinin varlık çeşitlendirme ve yeni ekonomik alanlar geliştirme hedefleriyle örtüştüğünü kaydetti.

Rus ekonomisinin dış baskılar karşısındaki dayanıklılığına da dikkat çeken Reşetnikov, son yıllarda ülke ekonomisinin yaptırımlara, lojistik ağların yeniden yapılandırılmasına ve Batılı sermayeye erişimdeki kısıtlamalara rağmen uyum sağlama kapasitesini ortaya koyduğunu ifade etti. Reşetnikov, “Ekonomimiz son yıllarda baskılara uyum sağlayabileceğini ve yaptırımlar altında da büyüme ivmesini koruyabileceğini kanıtladı. Bununla birlikte, ulusal para birimleriyle ödeme sistemleri, lojistik ağlar ve yatırımların korunması gibi alanları kapsayan iş birliği altyapısı temel önemini koruyor” dedi.


Trump yönetimi 166 milyar dolarlık gümrük tarifesi iadesine direniyor

(Reuters)
(Reuters)
TT

Trump yönetimi 166 milyar dolarlık gümrük tarifesi iadesine direniyor

(Reuters)
(Reuters)

Rachel Dobkin 

Yeni bir habere göre Trump yönetimi, ithalatçılardan yasadışı tahsil edilen 166 milyar dolarlık gümrük vergilerinin tamamının iadesini emreden mahkeme kararına karşı hukuk mücadelesi veriyor.

Şubatta Yüksek Mahkeme, ABD Başkanı Donald Trump'ın geçen yıl hem hasımlarına hem de müttefiklerine uyguladığı kapsamlı gümrük vergilerinin bir kısmını, özellikle de 1977 Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası kapsamındakileri iptal etmişti.

Bu durum Trump yönetiminin gümrük vergisileri kapsamında tahsil edilen milyarlarca doları şirketlere geri ödemesini gerektiren ciddi bir yük yarattı.

Ancak New York Times'ın çarşamba günü bildirdiğine göre yönetim, uluslararası ticaret mahkemesi hakimi Richard K. Eaton'ın bu baharda verdiği ve gümrük vergilerinin derhal iade edilmesini gerektiren karara direniyor.

Times, yönetimin ABD Gümrük ve Sınır Koruma Komiseri Rodney S. Scott'ın gelecek salı günü mahkemede ifade vermekten muaf tutmaya çalıştığını özellikle vurguladı. İade sürecini Gümrük ve Sınır Koruma yürütüyor.

Adalet Bakanlığı'nın Scott'ın yerine başka birini atamak için acil bir temyiz başvurusunda bulunmasının ardından Eaton, çarşamba günü yaptığı başvurularda, Times'a göre, "166 milyar dolar söz konusu" diyerek Scott'ın ifadesinin alınması emrinde ısrar etti.

The Independent, yorum için Beyaz Saray, Gümrük ve Sınır Koruma ve Adalet Bakanlığı'yla iletişime geçti.

Nisan 2025'te Trump, tüm ithal mallara yüzde 10'luk gümrük vergisi ve yönetiminin haksız ticaret uygulamalarıyla suçladığı ülkelere karşı ek karşılıklı vergiler getirmişti.

Muhafazakar eğilimli Yüksek Mahkeme, bu yıl 20. Yüzyıl Acil Durum Yetkileri Yasası kapsamında uygulanan gümrük vergilerinin anayasaya aykırı olduğunu 3'e karşı 6 oyla kabul etmişti. Trump, mahkemeden çıkan sonucu eleştirerek, kendisine karşı karar veren bazı yargıçlardan "kesinlikle utandığını" söylemişti.

Büyük şirketlerden birkaç yönetici, halihazırda gümrük vergisi iadelerini almaya başladıklarını belirtti.

Askeri ve diğer endüstriyel araçlar üretmesiyle bilinen Oshkosh Corporation ve Care Bears'la Lincoln Logs gibi oyuncakların üreticisi Basic Fun'ın temsilcileri, geçen ay CNBC'ye, şirketlerin daha önce başvurduğu iadelerin bir kısmını aldıklarını söyledi.

Times'a göre Trump yönetimi yaklaşık 53 milyon giriş için ödenen gümrük vergileri nedeniyle yaklaşık 330 bin ithalatçıya iade borçluydu.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Avrupa ile Çin arasında gerginlik tırmanırken ufukta bir ticaret savaşı görünüyor

Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
TT

Avrupa ile Çin arasında gerginlik tırmanırken ufukta bir ticaret savaşı görünüyor

Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)

Kifaye Euler

Avrupa, Çin’den gelen ucuz malların artan akışına ve bunun özellikle otomotiv, kimya ve yeşil teknoloji sektörlerinde Avrupa sanayisi için oluşturduğu doğrudan tehdide yönelik Avrupa Birliği içindeki endişelerin tırmanmasıyla birlikte, Çin ile giderek daha şiddetli bir ticaret çatışmasına doğru ilerliyor.

Gerginliğin tırmanışına işaret eden bir gelişme olarak, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Avrupa'nın Çin'e bağımlılığını ‘kemoterapi’ gerektiren bir hastalığa benzeterek, bu bağımlılıktan kurtulmanın acı verici, ancak gerekli olacağını söyledi.

Kallas’ın sözleri, AB'nin ABD'den sonra en büyük ikinci ticaret ortağı olan Pekin'e karşı Brüksel'in tutumunda belirgin bir değişimi yansıttı. Avrupalı liderler ve şirketler, Çin'in daha saldırgan ticaret politikaları benimsemesi ve Avrupa'ya yapılan Çin ithalatının keskin bir şekilde artmasıyla, Çin'in endüstriyel hakimiyetinin hızla genişlediği bir dönemde Çin ürünlerine bağımlı olmaktan giderek daha fazla endişe duyuyor.

Brüksel'deki Bruegel Ekonomi Araştırma Merkezi Direktörü Jeromin Zettelmeyer, bazı Avrupa endüstrilerinin yakın zamanda çökeceğine dair endişelerin artmasıyla Avrupa'nın bir ‘panik havasına’ doğru sürüklendiğini söyledi.

Zettelmeyer, özellikle yerel şirketlerin düşük maliyetli Çin ürünleriyle rekabet edememesi nedeniyle, Avrupa'nın sanayi tabanının geleceğine yönelik tehlike hissinin giderek arttığını da sözlerine ekledi. Buna karşın Avrupa'nın endişeleri Çin'den öfkeli tepkilerle karşılanıyor. Çinli yetkililer, Pekin'in Avrupa Birliği'nin uygulayabileceği herhangi bir korumacı önlemi yanıtlayacağı konusunda uyardı.

Avrupa'da Çin'in endüstriyel etkisini sınırlamak için alınan katı önlemler

Dünya liderleri, önümüzdeki ay Fransa'nın Evian kentinde düzenlenecek G7 Zirvesi’nde küresel ekonomik dengesizlikleri ele almaya hazırlanırken, bu gerginliğin önümüzdeki haftalarda daha da tırmanması bekleniyor. Ayrıca, kısa bir süre sonra yapılacak AB liderleri toplantısında da Çin, ana gündem maddelerinden biri olacak.

AB'nin yürütme organının, Çin'in Avrupa'daki endüstriyel etkisini sınırlamak için daha sert adımlar atmanın önünü açabilecek yeni Çin politikalarını tartışması planlanıyor.

Avrupalı yetkililer, ticari dengesizlikleri gidermek için Çin ile iş birliğine dayalı çözümler bulma isteklerini dile getirmeye devam etseler de Brüksel, Çin'in hassas sektörlerdeki genişlemesini sınırlamak için daha güçlü endüstriyel ve ticari önlemler almayı da değerlendiriyor.

Ancak, politikacıların ve şirketlerin Çin'in misilleme önlemlerinden duydukları endişelerin yanı sıra, Avrupa tüketicilerinin özellikle elektrikli otomobiller olmak üzere daha ucuz Çin mallarına olan bağımlılığının artması nedeniyle, Çin'e olan bağımlılığı azaltmak Avrupa için son derece karmaşık bir görev olarak görünüyor.

Avrupa, AB'nin daha önce uygulamaya koymaya çalıştığı gümrük vergileri ve önlemlere rağmen, Çin menşeli elektrikli otomobillerin akışını sınırlamakta hâlâ zorlanıyor.

Brüksel'deki Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü’nde (MERICS) araştırmacı olan Rebecca Arcesati, New York Times (NYT) gazetesine verdiği demeçte, Avrupalı liderlerin, özellikle Pekin'in karşı önlemlerle yanıt vermesi durumunda, Çin'in ticari akışına karşı koymalarını zorlaştıran siyasi ve seçim baskısıyla karşı karşıya olduklarını söyledi.

Arcesati,, Avrupa'nın siyasi ve ekonomik sistemlerinin, Çin'in mevcut endüstriyel yükselişi gibi büyük bir zorlukla başa çıkmak için tasarlanmadığını da sözlerine ekledi.

Çin'in ticaret fazlası rekor seviyelere ulaştı

Son yıllarda Çin, özellikle emlak sektöründeki krizin Pekin'i ekonomik büyüme için yeni itici güçler aramaya itmesinin ardından, fabrikalarının ve şirketlerinin kapasitesini artıran kapsamlı devlet desteği ve sanayi programlarına güvendi.

ABD'nin Çin mallarına uyguladığı gümrük vergileri, Çinli şirketleri Avrupa gibi alternatif pazarlara ihracatını yoğunlaştırmaya itti.

Bu yılın ilk çeyreğinde Çin'in Avrupa'ya yaptığı ithalat önemli ölçüde artarken, gümrük verileri, Çin'in elektrikli otomobillerinin Avrupa pazarlarına akınıyla birlikte Çin'in AB ile olan ticaret fazlasının yeni rekor seviyelere ulaştığını gösterdi.

Bu artış, Çinli otomobil şirketlerinin Çin'deki iç talepteki yavaşlamayla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşti. Bu durum, şirketleri Avrupa'da güçlü bir şekilde genişlemeye itti. Bu gelişme, Ortadoğu'daki savaşın yol açtığı yakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle Avrupalı tüketicilerin elektrikli araçlara yönelmesiyle aynı zamana denk geldi.

AB, 2025 yılında Çin ile yaklaşık 418 milyar dolarlık ticaret açığı kaydetmişti.

Bu durum, özellikle geleneksel olarak otomotiv ve kimya endüstrilerine dayanan, ancak şu anda Çinli rakiplerle rekabet edemediğini gören Almanya’da, Avrupa endüstrileri ve bu sektörlerde çalışanlar için giderek artan bir tehdit oluşturmaya başladı.

Bu endişelerin artmasıyla birlikte Avrupa, Çin'in endüstriyel hakimiyetinin kontrol edilemez hale gelmeden önce Çin ile ekonomik ilişkilerin yeniden şekillendirilmesi gerektiği yönündeki tartışmaların artmasıyla, endüstrilerini korumak için giderek daha sert bir söylem ve daha cesur fikirler benimsedi.

Çin'in Avrupa'ya Mesajı: “Bizi Sınamayın!”

Bir süredir Çin'e yönelik eleştirileriyle tanınan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, AB’yi, ABD'nin hayati sektörlerini desteklemek için uyguladığı politikalara benzer şekilde stratejik sanayileri korumaya yönelik önlemler almaya çağırdı.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Avrupalı liderler arasında Çin'e karşı en açık tutumu sergileyenlerden biri olarak görülen İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ise, Çin'e yaptığı son ziyaret sırasında, ‘Avrupa'nın kendini kapatmak zorunda kalmaması için Çin'in daha fazla açılması’ gerektiğini söyledi.

İspanya, en azından ilk aşamada Fransa, İtalya, Litvanya ve Hollanda'ya katılarak, Avrupa Birliği'ni yeni ticari araçlarla güçlü bir şekilde yanıt vermeye çağıran bir belge hazırladı. Belge, Çin'i isim olarak anmasa da ‘sistematik ve yapısal bir sanayi fazlasından’ şikayet eden ticaret ortaklarını eleştirdi.

Dış İlişkiler Konseyi'nden (CFR) ekonomist Brad Setser, birçok Avrupalı liderin misillemeye yönelik tedbirler almasından korktuğu için Çin'e karşı temkinli davrandığını, ancak iş ve sanayi kapasitesi kaybına dair endişelerin, Almanya da dahil olmak üzere, bu kaygının önüne geçebileceğini belirtti.

Pekin, geçtiğimiz nisan ayında yetkililere şirket kayıtlarını inceleme, çalışanları sorgulama ve hatta tedarik zincirlerinin ülke dışına taşınmasına yardımcı oldukları düşünülen üst düzey yöneticilerin Çin'den ayrılmasını engelleme gibi geniş yetkiler veren kuralları açıkladı.

Çin'deki Avrupa Birliği Ticaret Odası’nın (EUCCC) yaptığı son değerlendirmeye göre bu adım Avrupa ekonomisine benzeri görülmemiş bir zarar verebilir.

Araştırma şirketi Rhodium Group Avrupa-Çin ilişkileri Noah Barkin, Pekin'in, Washington ile Brüksel arasındaki anlaşmazlıkların tırmanmasıyla birlikte, ticaret politikalarına karşı Batı cephesinin daha az sağlam hale geldiğini hissettiğini düşünüyor.

Barkin, Çin'in Avrupa'ya verdiği mesajın ‘en yakın müttefikiniz artık eskisi gibi değil, Amerikalılar bile bizimle istikrar arıyor, bu yüzden bizi sınamayın’ olduğunu söyledi.