İran nükleer müzakerelerinde kim ne diyor?

Tahran, ihlallerinin durdurulmasını yaptırımların kaldırılmasına bağladı. Rusya, iyimser ve ABD ise İran’dan gelecek tam bir taahhüde bağlı

AB tarafından 29 Kasım’da Viyana’da yapılan nükleer anlaşma taraflarının toplantısından bir kare
AB tarafından 29 Kasım’da Viyana’da yapılan nükleer anlaşma taraflarının toplantısından bir kare
TT

İran nükleer müzakerelerinde kim ne diyor?

AB tarafından 29 Kasım’da Viyana’da yapılan nükleer anlaşma taraflarının toplantısından bir kare
AB tarafından 29 Kasım’da Viyana’da yapılan nükleer anlaşma taraflarının toplantısından bir kare

Viyana’daki nükleer müzakerelerin yedinci turundan önce İranlı yetkililerin yaptırımlar dışında herhangi bir konuyu tartışmayı tekrar tekrar reddetmesine rağmen (Avrupa Birliği (AB) adına müzakerelerin koordinatörü Enrique Mora ve Rus müzakere heyeti başkanı Mikhail Ulyanov tarafından yapılan açıklamaya göre) Ali Bakıri Kani başkanlığındaki heyet, yaptırımların yanı sıra nükleer taahhütleri de görüşmeyi kabul etti.
Yedinci tur, 20 Haziran’da sona eren altıncı turdan sonra 5 aydan fazla bir kesintinin ardından yeniden başladı. Görüşmeler, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve yeni hükümet kurulana kadar askıya alınmıştı.
Yeni bir İranlı müzakere ekibinin dönüşü ile müzakereler yenilendi ve geçtiğimiz Nisan ayında başlayan ilk altı tura ev sahipliği yapan Grand Hotel’in yakınındaki lüks Palais Coburg Otel’deki yeni yerine taşındı. Görünen o ki Robert Malley başkanlığındaki ABD heyeti, ikamet için değil, toplantı yeri olarak karşı Marriott Hotel’i kullandı.
4+1 ülkelerinin (Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya ve Çin) İran ile genellikle her tur başında yaptığı resmi görüşme, öncekilerden daha uzun sürdü. Müzakereler ise bir saat gecikmeli başlarken, önceki turlarda durum böyle değildi.
AB Sözcüsü Alain Matton’un Şarku’l Avsat’a belirttiğine göre toplantının başlamasındaki gecikme, resmi toplantı öncesinde yapılan ve ‘beklenenden uzun süren’ hazırlık toplantılarından kaynaklandı. Ancak toplantıdan sonra Rus temsilcinin sözleri farklı bir tablo çizdi. Ulyanov, yeni İran heyeti ile yapılan görüşmelerin atmosferini diğerlerinden ‘farklı’ olarak nitelendirdi ve diyaloğun ‘zaman zaman hararetli ve bazen de sakin’ olduğunu söyledi.
Mora ve Ulyanov’a göre İranlılar, müzakereleri sona erdikleri yerden devam ettirmeyi kabul etti. Batı, İran heyetinin 6. turun bittiği noktada yeniden müzakere etmeyi reddedeceğinden korkuyordu.
Ulyanov, “Çalışmalar, 20 Haziran’da bittiği yerden tamamlanacak” dedi. Ancak Mora, İranlıların bu noktada ne üzerinde anlaştıklarını belirtirken daha dikkatliydi. Ulyanov, “Yeni İran heyeti, geçmiş turda ulaşılan çalışmaları dikkate alıyor. Müzakereleri, bunun üzerine inşa edeceğiz” ifadelerini kullandı. Müzakerelerin, yeni İran hükümetinin konumunu dikkate alacağını söyleyen Mikhail Ulyanov, “İran heyeti, Tahran’da yeni siyasi hassasiyetlere sahip yeni bir yönetimi temsil ediyor. Ancak müzakereleri, geçmiş turlarda yapılan çalışmaların üzerine inşa etmek için çalışmaların iyi olduğunu ve Nisan ayının başlarına geri dönmeye gerek olmadığını kabul ettiler. Aynı zamanda yeni İran hükümetinin hassasiyetlerini de dikkate alacağız” şeklinde konuştu.

Yedinci tur süresiz bir ‘açık tur’ olacak
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi hükümetinin oluşturduğu Bakıri Kani başkanlığındaki heyet, İran ile Washington arasındaki dolaylı nükleer müzakerelere ilk kez katılıyor. Öyle ki nükleer anlaşmanın ayrıntıları hakkındaki bilgisine ve başlangıcından bu yana görüşmelere katılmasına rağmen eski baş müzakereci Abbas Arakçi bile yeni heyet arasında değildi.
Görüşmelerin ikinci gününün ‘ABD yaptırımlarının kaldırılması konusunda uzmanlaşmış bir uzman komitenin toplantısıyla başlaması’ şartıyla, toplantıda gelecek iki gün için bir eylem planı üzerinde anlaşmaya varıldı. Üçüncü gün ise İran’ın nükleer taahhütlerini tartışmakla ilgili bir komite toplantısı düzenlenecek.
Mora’ya göre görünen o ki yedinci tur, heyetler istişareler için başkentlere dönseler bile süresiz bir ‘açık tur’ olacak. “Heyetler müzakere etmek için başkentlere ayrılsalar ve geri dönseler bile tur uzun sürecektir. Ancak tur sürekli ve oturum halinde gerçekleşecektir” diyen Enrique Mora, sözlerinin devamında ise “Müzakere ekipleri istişare için başkentlere dönme ihtiyacı hissedebilir ve sonra geri dönebilir. Ancak benim için yedinci tur birkaç gün içinde sonlanmayacak. Aksine burada Viyana’daki istişarelerin ve metnin daha derinlerine indikçe istişare için başkentlerde yapılan doğrudan toplantıların bir karışımı olacak” ifadelerini kullandı.
Mora, yaklaşık iki buçuk saat süren resmi toplantının, yeni İran heyetinin bakış açısını dinlemeleri için gerekli olması nedeniyle uzun sürdüğünü söylerken, sebebin katılımcı taraflar arasındaki anlaşmazlıklar olduğu söylentisini de yalanladı. Enrique Mora, “Yeni bir heyet başkanı olduğu için toplantı uzun sürdü. Kendisi, hükümetin konumu hakkında bizi bilgilendirmek istedi. Yaptırımların kaldırılmasında ısrar ediyorlar. Diğer tarafların görüşlerini duymak istiyorlar. Önümüzdeki toplantılarda bunu konuşacağız. Bu normal, çünkü yeni bir hükümet var” dedi.

“Olumlu hissediyorum”
Avrupa koordinatörü, bir anlaşmanın yakın olduğunu ilan ederek, yaşadığı iyimserliğiyle ilgili beşinci ve altıncı turların sonunda düştüğü ‘tuzak’ hakkında konuşmayı reddetti. Mora, bu kez ise “İyimser ya da kötümser değilim ama olumlu hissediyorum, her tarafta dinleme ve ilerleme arzusu var” diyerek, “Önemli olan şu ki, şimdi yeniden konuşmaya başlıyoruz” şeklinde konuştu. Ayrıca anlaşmanın ‘bir turdan’ sonra gerçekleşeceğini söylediği son iki turda yaptığının aksine bir zaman sınırı belirtmeyi de reddeden Mora, 29 Kasım’da yaptığı açıklamada, “Bir aciliyet duygusu var, ancak belirlenmiş bir zaman sınırı yok. Çünkü yaptırımların kaldırılması ve nükleer taahhütler hakkında konuştuğumuzda karşılaşacağımız, siyasi ve karmaşık teknik konular da dahil olmak üzere, ele alınması gereken hala zor konular var” dedi.
İranlı baş müzakereci, görüşmeden sonra İran kanallarına yaptığı açıklamalarda “Yaptırımların kaldırılmasına öncelik verilmesi kararlaştırıldı. Bunu kabul etmeleri bir başarıdır” ifadelerini kullandı. İran heyeti, geçmiş günlerde ABD yaptırımlarının kaldırılması dışında herhangi bir konuyu gündeme getirmeyi kabul etmeyeceklerini tekrarlıyordu. Ancak yedinci açık turun üçüncü gününde nükleer taahhütler konusunu gündeme getirme konusunda anlaştılar.
Yaklaşık bir saatlik görüşmelerin ardından Bakıri Kani, Reuters’a yaptığı açıklamada Washington ve Batılı müttefiklerinin, ‘gelecekte yeni yaptırımlar uygulanmayacağına dair Tahran’a garanti vermeleri gerektiğini’ söyledi. Başka bir İranlı yetkili de “Taleplerimiz açık. Diğer taraflar, özellikle de ABD’liler, bu anlaşmayı yeniden canlandırmak isteyip istemediklerine karar vermeli” şeklinde konuştu.
Görüşmeler başlamadan önce İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, yaptığı açıklamada “ABD’nin geri çekilmesinin ardından İran’a uygulanan tüm yaptırımları kaldırmadan anlaşmaya geri dönmenin bir yolu olmadığı gerçeğini, ABD hala tam olarak anlamıyor” dedi. “ABD’nin nükleer anlaşmaya dönüşü, geçmişte yaşanan acı deneyimin tekrarlanmayacağının garantisi olmadan anlamsızdır” diyen Bakan, “Bu fırsat, sonsuza kadar açık bir pencere değildir” şeklinde konuştu.

Tahran: ABD heyetiyle ikili görüşme yapmayacağız
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, düzenlediği basın toplantısında “İran heyeti, anlaşmaya varmak için kararlılık ve ciddi bir iradeyle Viyana’ya geldi” açıklamasında bulundu. Hatibzade, “ABD, ambargonun gerçekten kaldırılması için Viyana’ya gelirse, nükleer anlaşmaya geri dönmek için bir bilet alabilir” diyerek, “Nükleer müzakerelerin süresi bilinmiyor ve onların çıkmaza girmesini istemiyoruz” şeklinde konuştu.
Said Hatibzade, Viyana’da ABD ile doğrudan görüşme yapıp yapmayacağına ilişkin bir soruya ise “ABD heyetiyle ikili görüşme yapmayacağız” yanıtını verdi.
Hatibzade, İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss ve İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid’in görüşmelerin arifesinde yayınladıkları ortak makaleyi de protesto etti. Fransız Haber Ajansı’na (AFP) konuşan sözcü, “Bu, bazı Avrupa ülkelerinin Viyana’daki ‘ambargoyu kaldırma’ amaçlı müzakerelerde gerekli iradeden yoksun olduklarını, aynı zamanda nükleer anlaşmanın uygulanmasını engellemek için müzakereleri uzatmaya çalıştıklarını gösteriyor” dedi.
Viyana’ya gelmeden önce, ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley, “Tahran’ın tavrı, müzakereler için iyiye işaret değil” şeklinde konuşmuştu. Geçtiğimiz Cuma günü ABD merkezli Ulusal Halk Radyosu’na (National Public Radio/ NPR) konuşan Malley, “Nükleer programlarını hızlandırmaya devam ederlerse (...) boş durmayacağız” demişti.
Diplomatlar, Washington’un kalıcı bir anlaşmaya varılmaması durumunda Tahran ile açık uçlu bir geçici anlaşma müzakere etmeyi önerdiğini söyledi. Bazı İranlı yetkililer, Reuters’e İran’ın geçici bir anlaşmayı kabul etme niyetinde olmadığını belirtti.
ABD’nin görüşmelerle ilgili yaptığı ilk yorum ise Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki’den geldi. Psaki, “Hedefimiz, İran’ın nükleer anlaşmaya tam olarak uymaya geri dönmesidir” dedi.



Medvedev, Amerika'nın Maduro'yu "kaçırmasını" kınadı... ve nükleer savaş uyarısında bulundu

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
TT

Medvedev, Amerika'nın Maduro'yu "kaçırmasını" kınadı... ve nükleer savaş uyarısında bulundu

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev, ABD'nin Venezuela eski Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu "kaçırmasının" uluslararası ilişkileri bozduğunu ve Karakas tarafından bir savaş eylemi olarak değerlendirilebileceğini söyledi.

Moskova'nın banliyölerindeki konutundan Reuters, TASS ve Rus savaş blogu Wargonzo'ya verdiği röportajda Medvedev, "Başkan Nicolas Maduro'ya olanlar kesinlikle uluslararası hukukun tüm kurallarının ihlalidir" ifadelerini kullandı.

Medvedev, "Yaşananlar uluslararası ilişkiler sisteminin tamamını alt üst etti" diyerek, yabancı bir gücün ABD Başkanı Donald Trump'ı "kaçırması" durumunda ABD'nin bunu kesinlikle bir savaş eylemi olarak değerlendireceğini vurguladı.

Medvedev ayrıca, Yeni START anlaşmasının yerine yenisi getirilmeden sona ermesi durumunda, 1970'lerin başından bu yana ilk kez büyük nükleer güçler üzerindeki kısıtlamaların ortadan kalkması konusunda küresel endişelerin artması gerektiğini belirtti. "Bunun hemen bir felaket ve nükleer savaşın başlangıcı anlamına geldiğini söylemek istemiyorum, ancak yine de herkes için bir endişe kaynağı olmalı" diye ekledi.

Medvedev, silah kontrol anlaşmalarının sadece savaş başlığı sayısını sınırlamada değil, aynı zamanda niyetleri doğrulamada ve büyük nükleer güçler arasında bir dereceye kadar güven sağlamada da çok önemli bir rol oynadığını açıkladı.


İran, Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan gerilimleri gidermek için "farklı diplomatik yollar" değerlendiriyor

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)
TT

İran, Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan gerilimleri gidermek için "farklı diplomatik yollar" değerlendiriyor

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi (İran Haber Ajansı)

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın ABD ile yaşanan gerilimleri gidermek için çeşitli diplomatik yolların ayrıntılarını incelediğini ve İran'ın önümüzdeki günlerde sonuçlara ulaşmayı umduğunu söyledi.

İran sözcüsü, Çin ve Rusya ile ortak tatbikatlara ilişkin liderliğin kararlarında hiçbir kusur olmadığını ifade etti... Bekayi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın yaptığı temasların "devlet başkanları ve Dışişleri Bakanı'nın temaslarıyla en üst düzeyde" olduğunu ve tamamlanan ziyaretlerin "İran diplomasisinin ulusal çıkarları koruma çabalarının devamı" olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran'a yönelik herhangi bir saldırının bölgesel savaşa yol açabileceği uyarısında bulunan Yüksek Lider Ali Hamaney'in ardından İran'la bir anlaşmaya varmayı umduğunu söyledi.

Trump, Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, Hamaney'in uyarısını önemsizleştirerek, "Elbette bunu söyleyecektir," dedi ve "Bir anlaşmaya varmayı umuyoruz ve eğer varamazsak, haklı olup olmadığını göreceğiz" ifadelerini kullandı.

Axios internet sitesi, Trump yönetiminin İran'a çeşitli kanallar aracılığıyla bir anlaşma müzakeresi için görüşmeye açık olduğunu bildirdiğini aktardı. Bilgili kaynaklar, Türkiye, Mısır ve Katar'ın, gerginliğin artmasını önlemeyi amaçlayan diplomatik çabaların bir parçası olarak, Beyaz Saray temsilcisi Steve Witkoff ile üst düzey İranlı yetkililer arasında önümüzdeki günlerde Ankara'da olası bir görüşme ayarlamak için çalıştığını söyledi.

Beyaz Saray yetkilileri, Trump'ın İran'a yönelik saldırı konusunda nihai bir karar vermediğini ve diplomatik yola açık olduğunu doğrulayarak, müzakerelerden bahsetmesinin "bir manevra olmadığını" vurguladı.

Tahran, AB büyükelçilerini çağırdı

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre İran bu bağlamda, Avrupa Birliği'nin İran Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütü olarak ilan etmesini protesto etmek amacıyla, kendisine akredite olan tüm AB üye devletlerinin büyükelçilerini çağırdığını açıkladı.

İran, dün Avrupa Birliği'ne karşı söylemini sertleştirdi. Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Avrupa Birliği'nin İran Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütleri listesine almasına karşılık olarak AB ordularını "terör grupları" ilan etti. Bu karar Avrupa'da güçlü bir şekilde reddedildi.

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun tamamını terör örgütü olarak ilan etti. Bu hamle, İranlı üst düzey yetkililerden öfkeli tepkilerle karşılandı. Avrupa'dan gelen doğrudan bir yanıt olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, İran'ın Avrupa ordularını "terör grupları" olarak nitelendirmesini reddederek, bunun "asılsız ve propagandist bir iddia" olduğunu ifade etti.


Trump: İran ile bir anlaşma yapılmasını umuyoruz... Hamaney'in haklı olup olmadığını göreceğiz

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
TT

Trump: İran ile bir anlaşma yapılmasını umuyoruz... Hamaney'in haklı olup olmadığını göreceğiz

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında kan lekeli bir müzakere masasını tasvir eden duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’la bir anlaşmaya varmayı umduğunu söyledi. Trump’ın bu açıklaması, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, İslam Cumhuriyeti’ne yönelik herhangi bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki uyarısının ardından geldi.

Hamaney’in uyarılarını küçümseyen Trump, Florida eyaletinde bulunan Mar-a-Lago’daki malikanesinden gazetecilere yaptığı değerlendirmede, “Elbette bunu söyleyecek” dedi. Trump, “Bir anlaşmaya varmayı umuyoruz. Eğer bu gerçekleşmezse, o zaman haklı olup olmadığını görürüz” ifadelerini kullandı.

Jeopolitik gerilimin arttığı bir dönemde, ABD ile İran arasındaki stratejik çekişme giderek derinleşiyor. Taraflar karşılıklı tehditler ve diplomatik mesajlar verirken, bu durum karmaşık bir ‘psikolojik söz savaşı’ görünümü kazanıyor. Sürecin ya bölgesel bir savaşa ya da tarihi bir müzakere sürecine evrilmesi ihtimali bulunuyor.

Hamaney’in, ABD’nin İran topraklarına yönelik herhangi bir saldırısının bölgesel bir savaşı ateşleyeceği yönündeki uyarısı, Trump’ın Tahran’la ‘ciddi’ bir diyalogdan söz etmeye başlaması ve müzakerelerin İran’ın nükleer silah edinmesini engelleyecek bir anlaşmayla sonuçlanacağına dair umut dile getirmesiyle aynı döneme denk geldi.

Öte yandan, tansiyonun düşürülmesi amacıyla Türkiye’nin olası arabuluculuğu da gündeme geliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde Ankara, İran’la ekonomik ilişkileri ve ABD ile stratejik bağlarını kullanarak kendisini potansiyel bir arabulucu olarak konumlandırıyor.

Axios internet sitesi dün yayımladığı haberinde, Trump yönetiminin İran’a farklı kanallar aracılığıyla bir anlaşma müzakere etmek üzere görüşmeye açık olduğu mesajını ilettiğini aktardı. Aynı zamanda ABD’nin bölgede askeri yığınaklarını sürdürmesi, olası bir askeri saldırı ve daha geniş çaplı bir bölgesel savaşın önlenip önlenemeyeceğine dair beklentileri artırıyor.

Konuya yakın kaynaklar, Türkiye, Mısır ve Katar’ın, gerilimin tırmanmasını önlemeye yönelik diplomatik çabalar kapsamında, önümüzdeki günlerde Ankara’da Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile üst düzey İranlı yetkililer arasında olası bir toplantı düzenlenmesi için temaslarını sürdürdüğünü bildirdi.

Beyaz Saray yetkilileri ise Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik bir saldırı konusunda henüz nihai bir karar almadığını ve diplomatik seçeneğe açık olmaya devam ettiğini vurguladı. Yetkililer, Trump’ın müzakere söyleminin ‘bir manevra olmadığının’ altını çizdi.

Türkiye ve diğer bölgesel aktörler, olası bir ABD saldırısının bölgesel istikrar üzerindeki risklerine dikkat çekmeye çalışırken, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in Washington’da ABD Savunma Bakanlığı yetkilileriyle gerçekleştirdiği temaslar öne çıkıyor. Bu görüşmelerde, İran içindeki muhtemel hedeflere ilişkin hassas istihbarat bilgileri paylaşılırken, operasyonel senaryolar ve ortak savunma mekanizmaları ele alındı. Söz konusu temaslar, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Oramiral Brad Cooper’ın geçen hafta Tel Aviv’de yaptığı görüşmelerin devamı niteliğinde olup, İsrail’in İran’a karşı belirleyici bir ABD saldırısı yönünde güçlü bir baskı yürüttüğüne işaret ediyor.

Bu gelişmeler, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin İsrail’in Kanal 12 televizyonuna yaptığı açıklamalarla eş zamanlı olarak yaşandı. Huckabee, Trump’ın ‘vaatlerini yerine getiren ve boş tehditlerde bulunmayan bir başkan’ olduğunu söyledi. Olası bir saldırı kararının henüz netleşmediğini belirten Huckabee, ABD Başkanı’nın ‘her zaman en iyi sonucu umduğunu’ vurguladı. Huckabee, Trump’ın The Art of the Deal (Anlaşma Sanatı) kitabının yazarı olduğuna dikkat çekerek, bir anlaşmaya varılması durumunda bunun ‘ideal bir sonuç’ olacağını ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 13 Ocak'ta Michigan'daki Ford üretim merkezini ziyaret etti. (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump, 13 Ocak'ta Michigan'daki Ford üretim merkezini ziyaret etti. (Reuters)

Amerikan basınında yer alan haberlere göre Trump yönetimi, yürütülen görüşmelerin ve arabuluculuk girişimlerinin başarısız olması ihtimaline karşı, Ortadoğu genelinde hava savunma kapasitesini artırmaya yönelik adımlarını hızlandırdı. Bu hazırlıklar, olası bir ABD saldırısının İran’dan geniş çaplı bir misilleme ve daha büyük bir bölgesel çatışmayı tetikleyebileceği endişesine dayanıyor. Bu kapsamda Pentagon, CENTCOM sorumluluk sahasında ilave Patriot ve THAAD füze savunma sistemleri konuşlandırarak savunma ağını güçlendirmeyi hedefliyor. Ayrıca bölgede, füze ve insansız hava araçlarını (İHA) engelleme kapasitesine sahip 8 ABD donanma muhribinin görev yaptığı bildiriliyor. Uzmanlara göre bu yoğun askeri konuşlanma, doğrudan bir çatışmaya sürüklenmeden caydırıcılık sağlamayı amaçlayan, hesaplı bir stratejiyi yansıtıyor.

ABD'nin ikili yaklaşımı

Askerî baskının sürdürülmesi ve savunma sistemlerinin güçlendirilmesiyle birlikte diplomasi ve müzakere kapısının eş zamanlı olarak açık tutulduğu bu iki yönlü yaklaşım çerçevesinde, ABD’deki siyasi ve diplomatik çevrelerde Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik bir askerî saldırıdan, en azından kısa vadede, vazgeçebileceği ihtimali dile getirilmeye başlandı.

Boeing EA-18G Growler elektronik savaş uçağı, 23 Ocak 2026'da Hint Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün güvertesine iniş yapıyor. (AP)Boeing EA-18G Growler elektronik savaş uçağı, 23 Ocak 2026'da Hint Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün güvertesine iniş yapıyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığı bir rapora göre, ABD’nin hava savunma sistemlerini kapsamlı biçimde güçlendirmesini tamamlamadan herhangi bir askerî saldırı başlatması beklenmiyor. Bu durum, Başkan Donald Trump’ın İran’a tanımak istediği süreyi ve bir anlaşmaya varmayı hedefleyen arabuluculuk çabalarını yeniden gündeme taşıyor.

Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hafta içinde Türkiye’de nükleer müzakerelere ev sahipliği yapılmasını önererek, krizlerin aşamalı yaklaşımlarla ele alınmasına vurgu yaptı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da İran’ın ‘nükleer dosya konusunda müzakereye hazır olduğunu’ belirtti; ancak olası bir ABD saldırısının ‘yanlış olacağını ve kaçınılması gerektiğini’ ifade etti.

Buna karşın Washington’un gündeme getirdiği ABD şartları önemli zorluklar barındırıyor. Bu talepler arasında İran’ın hassas nükleer materyalleri teslim etmesi, ülke içinde uranyum zenginleştirmeyi sona erdirmesi, balistik füze programına katı kısıtlamalar getirilmesi ve bölgedeki vekil unsurlara verilen desteğin durdurulması yer alıyor.

Tahran cephesinde ise bu talepler, savunma doktrininin ve bölgesel nüfuzun özüne yönelik bir müdahale olarak değerlendiriliyor. Bazı raporlar, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in herhangi bir tavize karşı çıktığını, buna karşılık İran yönetimindeki bazı üst düzey isimlerin daha esnek bir müzakere yaklaşımını savunduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’nin arabuluculuk girişiminin başarı şansına ilişkin değerlendirmeler ise farklılık gösteriyor. Bazı analizler, özellikle diğer bölgesel arabuluculuk çabalarıyla birlikte, krize yönelik aşamalı çözümlerin şekillenebileceğine işaret ediyor. Buna karşılık, İran’ın Trump’ın süresini henüz netleştirmediği bu dönemde temel tavizler vermeyi reddetmesi nedeniyle girişimlerin başarısız olacağını öngören görüşler de bulunuyor. ABD’li yetkililer ise diplomatik çözüm ihtimalini düşük görerek, İran’ın şu ana kadar sunulan şartları kabul etmeye yönelik gerçek bir irade ortaya koymadığını savunuyor.

Trump geri adım atabilir mi?

Başkan Donald Trump’ın açıklamaları, bir anlaşmaya varmayı tercih ettiğine işaret ederken, diplomatik çabaların başarıya ulaşması halinde askerî saldırıdan vazgeçme ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor. Özellikle olası bir savaşın küresel petrol fiyatları üzerindeki ağır maliyeti, bu ihtimali güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor. Trump’ın askerî seçeneği geri plana itmesi durumunda ise bunun, aynı anda hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar doğurabilecek çeşitli yansımaları olabileceği değerlendiriliyor.

8 Ocak'ta Hint ve Pasifik okyanuslarında Yedinci Filo'nun rutin operasyonları sırasında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yanında uçan bir Sikorsky SH-60C Seahawk helikopteri (ABD ordusu)8 Ocak'ta Hint ve Pasifik okyanuslarında Yedinci Filo'nun rutin operasyonları sırasında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yanında uçan bir Sikorsky SH-60C Seahawk helikopteri (ABD ordusu)

Olumlu açıdan bakıldığında, bu seçenek doğrudan bir çatışmaya sürüklenmeden ‘maksimum baskı’ politikasının sürdürülmesine imkân tanıyor. Atlantic dergisinin bir raporuna göre, mevcut ABD deniz varlığı Hürmüz Boğazı üzerinde daha sıkı bir kontrol sağlanmasına, petrol tankerlerine el konulmasına ve özellikle protestoların yeniden alevlenmesi ihtimaliyle İran üzerinde iç baskının artırılmasına olanak verebilir. Ayrıca hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi, müttefiklerin korunmasına ve İran’ın doğrudan askerî tırmanışa başvurmadan caydırılmasına katkı sağlıyor.

Öte yandan, bu yaklaşımın olası olumsuz yönleri de bulunuyor. Bunların başında, Tahran’ın müzakere pozisyonunun güçlenmesi geliyor; zira İran tarafı zamanın kendi lehine işlediği kanaatine varabilir. ABD’nin askerî saldırıdan kaçınması, İran’ın dolaylı yollarla gerilimi artırmasına da yol açabilir. Bu kapsamda Irak veya Suriye’deki müttefik gruplar üzerinden saldırılar düzenlenmesi ya da Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin tehdit edilmesi, petrol fiyatlarını yükselterek küresel ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Wall Street Journal’ın da uyardığı üzere, bu sürecin ABD kaynaklarını yıpratma riski bulunuyor. Özellikle sınırlı sayıda bulunan THAAD hava savunma sistemleri (yalnızca 7 batarya) ve önceki çatışmalarda tüketilen mühimmat stokları, bu riskleri artırıyor. İsrail ise ABD’nin olası bir geri adımının zayıflık olarak algılanabileceği ve bunun İran’ı daha sert bir tutum benimsemeye, müzakere şartlarında ısrarcı olmaya teşvik edebileceği uyarısında bulunuyor.