İran nükleer müzakerelerinde kim ne diyor?

Tahran, ihlallerinin durdurulmasını yaptırımların kaldırılmasına bağladı. Rusya, iyimser ve ABD ise İran’dan gelecek tam bir taahhüde bağlı

AB tarafından 29 Kasım’da Viyana’da yapılan nükleer anlaşma taraflarının toplantısından bir kare
AB tarafından 29 Kasım’da Viyana’da yapılan nükleer anlaşma taraflarının toplantısından bir kare
TT

İran nükleer müzakerelerinde kim ne diyor?

AB tarafından 29 Kasım’da Viyana’da yapılan nükleer anlaşma taraflarının toplantısından bir kare
AB tarafından 29 Kasım’da Viyana’da yapılan nükleer anlaşma taraflarının toplantısından bir kare

Viyana’daki nükleer müzakerelerin yedinci turundan önce İranlı yetkililerin yaptırımlar dışında herhangi bir konuyu tartışmayı tekrar tekrar reddetmesine rağmen (Avrupa Birliği (AB) adına müzakerelerin koordinatörü Enrique Mora ve Rus müzakere heyeti başkanı Mikhail Ulyanov tarafından yapılan açıklamaya göre) Ali Bakıri Kani başkanlığındaki heyet, yaptırımların yanı sıra nükleer taahhütleri de görüşmeyi kabul etti.
Yedinci tur, 20 Haziran’da sona eren altıncı turdan sonra 5 aydan fazla bir kesintinin ardından yeniden başladı. Görüşmeler, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve yeni hükümet kurulana kadar askıya alınmıştı.
Yeni bir İranlı müzakere ekibinin dönüşü ile müzakereler yenilendi ve geçtiğimiz Nisan ayında başlayan ilk altı tura ev sahipliği yapan Grand Hotel’in yakınındaki lüks Palais Coburg Otel’deki yeni yerine taşındı. Görünen o ki Robert Malley başkanlığındaki ABD heyeti, ikamet için değil, toplantı yeri olarak karşı Marriott Hotel’i kullandı.
4+1 ülkelerinin (Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya ve Çin) İran ile genellikle her tur başında yaptığı resmi görüşme, öncekilerden daha uzun sürdü. Müzakereler ise bir saat gecikmeli başlarken, önceki turlarda durum böyle değildi.
AB Sözcüsü Alain Matton’un Şarku’l Avsat’a belirttiğine göre toplantının başlamasındaki gecikme, resmi toplantı öncesinde yapılan ve ‘beklenenden uzun süren’ hazırlık toplantılarından kaynaklandı. Ancak toplantıdan sonra Rus temsilcinin sözleri farklı bir tablo çizdi. Ulyanov, yeni İran heyeti ile yapılan görüşmelerin atmosferini diğerlerinden ‘farklı’ olarak nitelendirdi ve diyaloğun ‘zaman zaman hararetli ve bazen de sakin’ olduğunu söyledi.
Mora ve Ulyanov’a göre İranlılar, müzakereleri sona erdikleri yerden devam ettirmeyi kabul etti. Batı, İran heyetinin 6. turun bittiği noktada yeniden müzakere etmeyi reddedeceğinden korkuyordu.
Ulyanov, “Çalışmalar, 20 Haziran’da bittiği yerden tamamlanacak” dedi. Ancak Mora, İranlıların bu noktada ne üzerinde anlaştıklarını belirtirken daha dikkatliydi. Ulyanov, “Yeni İran heyeti, geçmiş turda ulaşılan çalışmaları dikkate alıyor. Müzakereleri, bunun üzerine inşa edeceğiz” ifadelerini kullandı. Müzakerelerin, yeni İran hükümetinin konumunu dikkate alacağını söyleyen Mikhail Ulyanov, “İran heyeti, Tahran’da yeni siyasi hassasiyetlere sahip yeni bir yönetimi temsil ediyor. Ancak müzakereleri, geçmiş turlarda yapılan çalışmaların üzerine inşa etmek için çalışmaların iyi olduğunu ve Nisan ayının başlarına geri dönmeye gerek olmadığını kabul ettiler. Aynı zamanda yeni İran hükümetinin hassasiyetlerini de dikkate alacağız” şeklinde konuştu.

Yedinci tur süresiz bir ‘açık tur’ olacak
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi hükümetinin oluşturduğu Bakıri Kani başkanlığındaki heyet, İran ile Washington arasındaki dolaylı nükleer müzakerelere ilk kez katılıyor. Öyle ki nükleer anlaşmanın ayrıntıları hakkındaki bilgisine ve başlangıcından bu yana görüşmelere katılmasına rağmen eski baş müzakereci Abbas Arakçi bile yeni heyet arasında değildi.
Görüşmelerin ikinci gününün ‘ABD yaptırımlarının kaldırılması konusunda uzmanlaşmış bir uzman komitenin toplantısıyla başlaması’ şartıyla, toplantıda gelecek iki gün için bir eylem planı üzerinde anlaşmaya varıldı. Üçüncü gün ise İran’ın nükleer taahhütlerini tartışmakla ilgili bir komite toplantısı düzenlenecek.
Mora’ya göre görünen o ki yedinci tur, heyetler istişareler için başkentlere dönseler bile süresiz bir ‘açık tur’ olacak. “Heyetler müzakere etmek için başkentlere ayrılsalar ve geri dönseler bile tur uzun sürecektir. Ancak tur sürekli ve oturum halinde gerçekleşecektir” diyen Enrique Mora, sözlerinin devamında ise “Müzakere ekipleri istişare için başkentlere dönme ihtiyacı hissedebilir ve sonra geri dönebilir. Ancak benim için yedinci tur birkaç gün içinde sonlanmayacak. Aksine burada Viyana’daki istişarelerin ve metnin daha derinlerine indikçe istişare için başkentlerde yapılan doğrudan toplantıların bir karışımı olacak” ifadelerini kullandı.
Mora, yaklaşık iki buçuk saat süren resmi toplantının, yeni İran heyetinin bakış açısını dinlemeleri için gerekli olması nedeniyle uzun sürdüğünü söylerken, sebebin katılımcı taraflar arasındaki anlaşmazlıklar olduğu söylentisini de yalanladı. Enrique Mora, “Yeni bir heyet başkanı olduğu için toplantı uzun sürdü. Kendisi, hükümetin konumu hakkında bizi bilgilendirmek istedi. Yaptırımların kaldırılmasında ısrar ediyorlar. Diğer tarafların görüşlerini duymak istiyorlar. Önümüzdeki toplantılarda bunu konuşacağız. Bu normal, çünkü yeni bir hükümet var” dedi.

“Olumlu hissediyorum”
Avrupa koordinatörü, bir anlaşmanın yakın olduğunu ilan ederek, yaşadığı iyimserliğiyle ilgili beşinci ve altıncı turların sonunda düştüğü ‘tuzak’ hakkında konuşmayı reddetti. Mora, bu kez ise “İyimser ya da kötümser değilim ama olumlu hissediyorum, her tarafta dinleme ve ilerleme arzusu var” diyerek, “Önemli olan şu ki, şimdi yeniden konuşmaya başlıyoruz” şeklinde konuştu. Ayrıca anlaşmanın ‘bir turdan’ sonra gerçekleşeceğini söylediği son iki turda yaptığının aksine bir zaman sınırı belirtmeyi de reddeden Mora, 29 Kasım’da yaptığı açıklamada, “Bir aciliyet duygusu var, ancak belirlenmiş bir zaman sınırı yok. Çünkü yaptırımların kaldırılması ve nükleer taahhütler hakkında konuştuğumuzda karşılaşacağımız, siyasi ve karmaşık teknik konular da dahil olmak üzere, ele alınması gereken hala zor konular var” dedi.
İranlı baş müzakereci, görüşmeden sonra İran kanallarına yaptığı açıklamalarda “Yaptırımların kaldırılmasına öncelik verilmesi kararlaştırıldı. Bunu kabul etmeleri bir başarıdır” ifadelerini kullandı. İran heyeti, geçmiş günlerde ABD yaptırımlarının kaldırılması dışında herhangi bir konuyu gündeme getirmeyi kabul etmeyeceklerini tekrarlıyordu. Ancak yedinci açık turun üçüncü gününde nükleer taahhütler konusunu gündeme getirme konusunda anlaştılar.
Yaklaşık bir saatlik görüşmelerin ardından Bakıri Kani, Reuters’a yaptığı açıklamada Washington ve Batılı müttefiklerinin, ‘gelecekte yeni yaptırımlar uygulanmayacağına dair Tahran’a garanti vermeleri gerektiğini’ söyledi. Başka bir İranlı yetkili de “Taleplerimiz açık. Diğer taraflar, özellikle de ABD’liler, bu anlaşmayı yeniden canlandırmak isteyip istemediklerine karar vermeli” şeklinde konuştu.
Görüşmeler başlamadan önce İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, yaptığı açıklamada “ABD’nin geri çekilmesinin ardından İran’a uygulanan tüm yaptırımları kaldırmadan anlaşmaya geri dönmenin bir yolu olmadığı gerçeğini, ABD hala tam olarak anlamıyor” dedi. “ABD’nin nükleer anlaşmaya dönüşü, geçmişte yaşanan acı deneyimin tekrarlanmayacağının garantisi olmadan anlamsızdır” diyen Bakan, “Bu fırsat, sonsuza kadar açık bir pencere değildir” şeklinde konuştu.

Tahran: ABD heyetiyle ikili görüşme yapmayacağız
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, düzenlediği basın toplantısında “İran heyeti, anlaşmaya varmak için kararlılık ve ciddi bir iradeyle Viyana’ya geldi” açıklamasında bulundu. Hatibzade, “ABD, ambargonun gerçekten kaldırılması için Viyana’ya gelirse, nükleer anlaşmaya geri dönmek için bir bilet alabilir” diyerek, “Nükleer müzakerelerin süresi bilinmiyor ve onların çıkmaza girmesini istemiyoruz” şeklinde konuştu.
Said Hatibzade, Viyana’da ABD ile doğrudan görüşme yapıp yapmayacağına ilişkin bir soruya ise “ABD heyetiyle ikili görüşme yapmayacağız” yanıtını verdi.
Hatibzade, İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss ve İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid’in görüşmelerin arifesinde yayınladıkları ortak makaleyi de protesto etti. Fransız Haber Ajansı’na (AFP) konuşan sözcü, “Bu, bazı Avrupa ülkelerinin Viyana’daki ‘ambargoyu kaldırma’ amaçlı müzakerelerde gerekli iradeden yoksun olduklarını, aynı zamanda nükleer anlaşmanın uygulanmasını engellemek için müzakereleri uzatmaya çalıştıklarını gösteriyor” dedi.
Viyana’ya gelmeden önce, ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley, “Tahran’ın tavrı, müzakereler için iyiye işaret değil” şeklinde konuşmuştu. Geçtiğimiz Cuma günü ABD merkezli Ulusal Halk Radyosu’na (National Public Radio/ NPR) konuşan Malley, “Nükleer programlarını hızlandırmaya devam ederlerse (...) boş durmayacağız” demişti.
Diplomatlar, Washington’un kalıcı bir anlaşmaya varılmaması durumunda Tahran ile açık uçlu bir geçici anlaşma müzakere etmeyi önerdiğini söyledi. Bazı İranlı yetkililer, Reuters’e İran’ın geçici bir anlaşmayı kabul etme niyetinde olmadığını belirtti.
ABD’nin görüşmelerle ilgili yaptığı ilk yorum ise Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki’den geldi. Psaki, “Hedefimiz, İran’ın nükleer anlaşmaya tam olarak uymaya geri dönmesidir” dedi.



Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın defalarca askeri müdahale tehdidinde bulunduğu Grönland'la ilgili tavrı, transatlantik ittifakını geri dönülmez şekilde değiştirdi.

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) 21 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Grönland konusunda "gelecekte yapılacak bir anlaşmanın çerçevesinin" oluşturulduğunu duyurmuştu.

ABD Başkanı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirledikleri çerçevenin detaylarını paylaşmamıştı.

Cumhuriyetçi lider, Grönland'la ilgili tutumuna karşı çıkan 8 Avrupa ülkesine uygulamayı planladığı gümrük tarifelerini askıya aldığını da açıklamıştı.

CNN'in analizinde, Trump'ın Grönland'a yönelik tehditleriyle ABD'nin Avrupa ve NATO'yla ilişkilerini "diplomatik kaosa" sürüklediği belirtiliyor.

İsveç Başbakan Yardımcısı Ebba Busch, "Son birkaç haftada yaşananlar Avrupa Birliği (AB), Avrupa ve ABD arasındaki ilişkilere çok zarar verdi" diyor.

Eski Litvanya Savunma Bakanı Dovile Sakaliene de ABD-Avrupa ilişkilerinin tamamen kopması ihtimaline dair "Bu, siyam ikizlerinin ayrılması gibi olur. Her ikisi için de kesin ölümle sonuçlanır" ifadelerini kullanıyor.

Ayrıca Avrupa'nın ABD ordusunun seviyesine ulaşıp kendi kendine yetebilecek silahlı güçlere sahip olması için 5 ila 10 yıla ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizindeyse Grönland meselesinin "transatlantik diplomasisi için stres testine dönüştüğü" yazılıyor.

Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia etmişti. Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği, askeri üs bölgelerinin ABD toprağı sayılacağı savunulmuştu.

BK'nin GKRY'de işlettiği askeri üsler de kendi toprağı olarak sayılıyor. Grönland'ın kuzeyindeki Pituffik Uzay Üssü, ABD'nin adadaki tek aktif üssü.

WSJ'nin 21 Ocak'taki haberindeyse Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceği ileri sürülmüştü. Bunun gerçekleşmesi halinde ABD, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

New York Times'ın dün yayımladığı analizde de benzer iddialar paylaşılıyor. Adlarının açıklanmamasını isteyen kaynaklar, ortada yazılı bir anlaşmanın olmadığını söylüyor.

Kopenhag yönetiminin ABD'yle herhangi bir anlaşmayı onaylayıp onaylamadığı belli değil.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, siyaset, yatırım, güvenlik ve ekonomi gibi birçok alanda ABD'yle müzakere yürütülebileceğini ancak egemenlik konusunda bunun asla olmayacağını belirtmişti.

Diğer yandan Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, sürecin dışında bırakıldıklarını WSJ'ye açıklayarak, "Katılmadığım bazı görüşmeler sonucunda, ülkemle ilgili anlaşma yapılıp yapılmadığını veya anlaşmada neler olduğunu bilmiyorum" diyor.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal, CNN


Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
TT

Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)

Teknoloji milyarderi Elon Musk, ABD siyasetine geri dönüyor.  

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, Musk'ın politika ekibinin kasımda düzenlenecek ara seçim için çalışmalara başladığını söylüyor.

Musk'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın 2024'teki seçim kampanyasına destek için kurduğu America PAC üzerinden bağışları artırmayı planladığı belirtiliyor.

Musk'ın ekibi, Trump'a başkanlık seçiminde oy veren kitlenin ara seçimde de sandığa gitmesini sağlamak istiyor.

Kaynaklar, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance başta olmak üzere üst düzey Cumhuriyetçilerin destek için Musk'la iletişime geçtiğini söylüyor.

Bu kişiler, X CEO'sundan Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi ve Senato'daki çoğunluğunu korumasına yardım etmesini istemiş.

Axios'un pazartesi günkü haberinde, Musk'ın Cumhuriyetçi Senatör Mitch McConnell'ın boşaltacağı koltuğa iş insanı Nate Morris'in gelmesi için 10 milyar dolarlık bağışta bulunduğu yazılmıştı.

Tesla CEO'su, şimdiye kadar bir senatör için yaptığı en yüksek bağışı Fight for Kentucky PAC'i üzerinden vermiş.

WSJ'nin analizinde, Morris'in Vance'le yakın bağları olduğu ve Fight for Kentucky PAC'inin ABD Başkan Yardımcısı'nın üst düzey bir danışmanı tarafından yönetildiği belirtiliyor.

ABD Hükümet Verimliliği Bakanlığı'nı (DOGE) yönetirken yaptığı federal kesintilerle ses getiren Musk, Tesla hisselerindeki düşüşün ardından mayısta kurumdan ayrıldığını duyurmuştu.

Teknoloji milyarderiyle Trump'ın arası, Beyaz Saray'ın tartışmalı vergi indirimi tasarısı nedeniyle bozulmuştu. Sosyal medya üzerinden atışmaların ardından ikili daha sonra "dostluk mesajları" paylaşmıştı.

Analizde, Musk'ın Cumhuriyetçi adayları destekleyerek yeniden Trump'ın kampına katıldığı belirtiliyor. Bu "pragmatik ittifakta" Trump'ın, SpaceX CEO'sunun parası ve teknik altyapısına yeniden erişim kazanacağı, Musk'ın da Washington'daki nüfuzunu sürdürme imkanı bulacağı ifade ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre Musk, geçen yıl hazirandan bu yana Cumhuriyetçilerin siyasi kampanyalarına yaklaşık 42 milyon dolar bağış yaptı. Bu rakamlara, Morris'i desteklemek için yaptığı bağış dahil değil.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Axios


ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
TT

ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)

Gazze’yi “modern bir kıyı kenti”ne dönüştürmeyi amaçlayan ABD planının yeniden gündeme gelmesi, bölgedeki demografik dengelere ilişkin kaygıları da beraberinde getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı ve Filistinli gözlemcilere göre bu girişim, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi riskini barındırırken, uzmanlar Washington’un “Yeni Gazze” tasarımının Arap-İslam dünyasının benimsediği yeniden imar planı karşısında sahada karşılık bulmasının zor olduğunu vurguluyor.

ABD, yıkıma uğrayan Filistin topraklarının yeniden inşasını hedefleyen “Yeni Gazze” planını kamuoyuna açıkladı. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında gerçekleştirilen “Yeni Küresel Barış Konseyi” imza töreninde, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan gökdelenler, Refah bölgesinde yer alacak konut projeleri ile yeni yerleşim, tarım ve sanayi alanlarının aşamalı gelişimini gösteren bir harita sunuldu.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Davos’ta “Barış Konseyi”ni resmen başlattı. Konseyin ilk aşamada Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesine, yeniden imar çalışmalarına ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanacağını belirten Trump, ilerleyen dönemde daha geniş bir rol üstleneceğini söyledi. Trump, konseyin “Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde çalışacağını” da ifade etti.

Gazze’de “büyük bir başarı” elde edeceklerini savunan Trump, “Ben bir emlakçıyım; her şey Gazze’nin konumuyla ilgili” dedi. Trump, “Deniz kıyısında bir yerden söz ediyoruz. Bu alan pek çok insan için çok şey ifade edebilir” ifadelerini kullandı.

ABD’nin açıkladığı “ana plan” haritasında, “kıyı turizmi” için ayrılmış bir bölge, 180 kule, çeşitli “konut alanları”, “sanayi kompleksi, veri merkezleri ve ileri üretim tesisleri”, “parklar ile tarım ve spor alanları” yer aldı. Plan ayrıca Mısır sınırına yakın bir bölgede yeni bir liman ve havalimanı inşasını ve Mısır, İsrail ve Gazze sınırlarının kesiştiği noktada “üçlü sınır kapısı” oluşturulmasını öngörüyor.

vfdvfd
Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imza töreni, Şarm eş-Şeyh (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

ABD planına göre Gazze Şeridi’nin yeniden geliştirilmesi dört aşamada gerçekleştirilecek; süreç Refah’tan başlayarak kademeli biçimde kuzeye, Gazze kentine doğru ilerleyecek.

Uluslararası Filistin’i Destekleme Kurumu Başkanı Salah Abdülati, “Yeni Gazze” planının zorunlu göç riskini yeniden gündeme getirdiği uyarısında bulundu. Abdülati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ABD planı iddialı, ancak Gazze halkının yerinden edilmesine yönelik bir projenin vitrini olmasından endişe ediliyor” dedi.

Abdülati, Trump yönetiminin planının Filistinli grupların silahsızlandırılmasına, Gazze’nin yeniden yapılandırılmasına ve mülkiyetlerin yeniden dağıtılmasına bağlı olduğunu belirterek, bunun “yeniden göç kapısını aralayabileceğini” savundu. Planın, Gazze’yi halkının denetimi dışında bir ekonomik bölgeye dönüştürmeyi hedeflediğini ifade etti.

Buna karşılık Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Tarek Fahmi, Washington’un “Yeni Gazze” vizyonunu “Amerikan temennileri” olarak nitelendirdi. Fahmi, Gazze için hazırlanmış “Arap-İslam yeniden imar planının” daha kapsamlı ve uygulanabilir olduğunu söyledi.

Arap Birliği, Mart ayında Mısır tarafından hazırlanan Gazze’nin yeniden imar planını kabul etmiş, plan daha sonra İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından da onaylanmıştı. Söz konusu plan, Filistinlilerin yerinden edilmeden erken toparlanma ve yeniden imar sürecini hedefliyor.

Fahmi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD planı ile Arap planı arasında doğrudan bir çelişki yok, ancak iki plan arasında bir tamamlayıcılık da bulunmuyor” dedi. Kahire’nin, ABD himayesinde uluslararası bir yeniden imar konferansı düzenlemek için çalıştığını aktardı.

Mısır, Gazze’nin yeniden inşası için uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapacağını açıklarken, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Barış Zirvesi sırasında ABD Başkanı’nı konferansa katılmaya davet etti.

Mısır ve Arap ülkeleri, Gazze’nin mevcut yönetimi için kurulan bağımsız komitenin etkinleştirilmesine odaklanıyor. Fahmi’ye göre, komitede Filistinli bir ortağın yer alması, Gazze’de barış planının devamı açısından önemli bir kazanım niteliği taşıyor.

ABD Başkanı’nın geçen hafta duyurduğu kararla kurulan ve Ali Şaş’ın başkanlığını yaptığı Filistinli “teknokrat komite”, Gazze’nin yönetimini devralmak üzere çalışmalarına başladı.

Salah Abdülati ise Arap ve İslam dünyası tarafından kabul edilen planın Filistinliler için en uygun seçenek olduğunu vurguladı. Bu planın zorunlu göçü engellediğini, kısa bir zaman dilimi içinde yeniden imarı mümkün kıldığını ve Filistinlilerin sürece gerçek anlamda katılımını sağladığını belirtti. Abdülati, ABD planının ise Filistinlileri yeterince dahil etmemesi nedeniyle çok sayıda engelle karşılaşacağını söyledi.

Öte yandan Trump’ın Şubat ayında yaptığı ve Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi, Filistinlileri başka bölgelere yerleştirmeyi öngören açıklamaları, Mısır ve birçok Arap ülkesi tarafından sert biçimde reddedilmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, “ABD Gazze Şeridi’nin kontrolünü üstlenecek. Bölgede bulunan patlamamış mühimmatları ve tehlikeli silahları temizleyeceğiz. Bu alanı devralacak, geliştirecek, binlerce istihdam yaratacağız. Ortadoğu’nun tamamının gurur duyacağı bir yer olacak” demiş ve Gazze’nin “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüşeceğini savunmuştu.