Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, yaklaşık iki yıl önce başlamasından bu yana ABD ile Çin arasında yaşananlardan başka herhangi bir siyasi tartışmaya yol açmadı. Ancak virüsün yeni varyantı Omicron’un isimlendirilmesiyle birlikte yapılan yorumlar, ABD ve Çin arasındaki Kovid-19 kaynaklı siyasi tartışmalara bir yenisini daha ekledi. Varyantın Güney Afrika'da ortaya çıkmasına, yani Pekin'in bununla uzaktan veya yakından hiçbir ilgisi olmamasına rağmen ABD’li politikacılar, Çin'i bu kez varyantın adına müdahale etmekle suçlayarak yeni bir siyasi tartışmanın fitilini ateşlediler.
Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization - WHO), genellikle yeni varyantları Yunan alfabesine göre adlandırıyor. WHO tarafından bu yönteme 31 Mayıs'ta başvuruldu. Buradaki amaç, varyant için telaffuz edilmesi ve hatırlanması kolay adlar bulmaktı. Bu adlandırma yöntemi, varyantın belirli bir coğrafi bölgeye bağlanmasını önlemek için de özellikle tercih edildi.
WHO, dördü oldukça endişe verici varyantlar (alfa - beta - gama - delta) ve sekizi de etkili varyantlar (epsilon - zeta - eta - theta - iota - kappa - lambda - mo) olmak üzere 12 varyanta isim vermek için Yunan alfabesinin ilk 12 harfini seçti. Bu yönteme çerçevesinde ilk kez Güney Afrika'da görülen yeni varyantın Nu veya Xi olarak adlandırılması gerekiyordu. Fakat WHO, bu harfleri atlayarak ve bir sonraki harfe yani Omicron’a geçerek bilim dünyasını şaşırttı.
WHO Sözcüsü Tarık Jasareviç, gazetecilere yaptığı açıklamalarda, Nu harfini atlamalarının nedenlerini, İngilizce'deki ‘Nu’ kelimesiyle karıştırmanın kolay olmasıyla gerekçelendirirken Xi harfini, bir kültürü, toplumu, ülkeyi, bölgeyi, bir grubu ve etnik bir kökeni rahatsız edebilecek kadar yaygın bir isim olduğundan ötürü böyle bir rahatsızlığa sebep olmamak amacıyla kullanmaktan kaçındıkları bir isim olarak niteledi.
Jasareviç, ismin yaygın olmasıyla ne demek istediğini özellikle belirtmedi. Fakat ABD'li politikacılar, Xi'nin Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in (Şi Cinping) soyadı olmasından dolayı Çin’in yeni varyantın isimlendirilmesine müdahale ettiğini ima ettiler.
ABD Senatörü Ted Cruz, Jasareviç’in açıklamasını retweet ederek, “WHO, Çin Komünist Partisi’nden korkuyorsa, bir dahaki sefere çok daha korkunç bir küresel salgını örtbas etmeye çalışmayacaklarına dair onlara nasıl güvenebilir?” yorumunda bulundu.
Ardından bu siyasi tartışmaya bilim insanları da katıldı. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde epidemiyoloji (salgın hastalıklar) profesörü olan Martin Kulldorf, yeni varyantın adlandırılmasıyla ilgili tartışmalara dahil oldu. Prof. Kulldorf, Twitter hesabından paylaştığı twette, “WHO, varyantı Xi'den sonra adlandırmak zorunda kalma olasılığını önlemek için alfabedeki harfleri atladı ve alternatif olarak Omicron adını seçti” yazdı. George Washington Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde profesör ve tanınmış bir avukat olan Jonathan Turley de Twitter üzerinden yapılan tartışmalara katılarak, “Adı anılmaması gereken kişi. WHO, yeni varyantı adlandırmak için eski Yunan alfabesinin Nu'dan sonraki harfini atlamış gibi görünüyor. Bir sonraki harf Xi'di. WHO, yine Çin hükümeti için herhangi bir rahatsızlığa yol açmaktan kaçınarak yeni varyanta Omicron adını verdi” dedi.
Massachusetts Üniversitesi'nden Prof. Lynn LeBlanc da Twitter'da şunları yazdı:
“Sadece, Xi'yi atlamak için Nu'dan Omicron'a geçilmesinin, bugünlerde Çin'in WHO üzerinde ne kadar etkili olduğuna dair bize çok şey söylediğini belirtmek istiyorum.”
WHO, ABD'nin Çin'e boyun eğme suçlamalarıyla ilk kez karşı karşıya kalmıyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump, salgının başlangıcında WHO’yu Çin’in bakış açısını benimsemekle suçlamıştı. Trump, geçtiğimiz Nisan ayında Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “WHO, salgınla mücadelede patladı. Büyük oranda ABD tarafından finanse edilmesine rağmen her nedense halen Çin odaklı. Bu duruma bir el atacağız. İyi ki Çin'e sınırların açık tutulması yönündeki tavsiyeleri kabul etmemişim. Neden bize böylesine hatalı bir öneride bulunurlar ki?” demişti.
O dönem ABD’li uzmanlar, WHO’yu araştırmak için bir ekip göndermeden14 Ocak'ta yapılan ön soruşturmaların Çinli yetkililerin virüsün insanlar aracılığıyla bulaştığını doğrulamak için yeterli kanıt bulamadıklarını gösterdiğini söylediklerinde Çin’in bakış açısını benimsemekle suçladılar. Ayrıca WHO’yu 13 Şubat'a, yani ilk vakaların kaydedilmesinden bir buçuk ay sonrasına kadar Çin'e ekip göndermemekle suçladılar.
ABD'nin muhafazakar çizgideki dergisi National Review, Şubat 2020’de, WHO’nun Etiyopyalı Gelen Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus'u Çin hükümetinin WHO’nun 2017 yılındaki genel direktörlük seçimlerine koyduğu adaylığına verdiği desteğin bedelini ödemekle suçlandı. Dergi, Ghebreyesus'un Kovid-19 salgını nedeniyle acil durum ilan ettiği açıklamasında Çin'i bu yüzden abartılı bir şekilde övdüğünü öne sürdü. WHO Genel Direktörü Ghebreyesus, söz konusu açıklamasında, Çin hükümetinin en üst düzeyde şeffaflık sözü verdiğini ve virüsün kökenini araştırmak için çaba sarf ettiğini söyledi.
Ghebreyesus, 12 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında, bu suçlamalara şöyle yanıt vermişti:
“Çin'in yaptıklarını övdüğümüz için WHO’ya çok fazla baskı yapıldığını biliyorum. Ama sadece baskı yapıldığı için gerçeği söylemekten vazgeçecek değiliz. Çin'in de övgüye ihtiyacı yok. Çin, çabalarını gördüğümüz tek ülke değildi, diğer hükümetlerin çabalarını da gördük. Bu çok tehlikeli bir virüs ve Çin, bu virüsün yayılmasını yavaşlatan iyi önlemler aldı. Bu çabalar da görülmeyi ve övülmeyi hak ediyor.”