Filistinliler ve İsrailliler arasında dönüm noktası: Açıklık ve dürüstlük

Farklı siyasi akımlardan herkesin, birçok tartışmayı ve bölünmeyi körükleyebilecek zorlu kararlar almaları gerekiyor

Filistinli ve İsrailli akımların hiçbiri yeni bir şiddet dalgasının patlak vermesini istemiyor (AFP)
Filistinli ve İsrailli akımların hiçbiri yeni bir şiddet dalgasının patlak vermesini istemiyor (AFP)
TT

Filistinliler ve İsrailliler arasında dönüm noktası: Açıklık ve dürüstlük

Filistinli ve İsrailli akımların hiçbiri yeni bir şiddet dalgasının patlak vermesini istemiyor (AFP)
Filistinli ve İsrailli akımların hiçbiri yeni bir şiddet dalgasının patlak vermesini istemiyor (AFP)

Nebil Fehmi
İsrail ve Filistin’in siyasi koşullarında ya da en azından bu koşulların aralarında büyük bir benzerlik söz konusu. Her ikisi de büyük bir siyasi bölünmeye tanık oluyor. Filistin arenasında yönetimin belkemiğini oluşturan Fetih Hareketi (El Fetih) ile siyasal İslamcı akımı temsil eden Hamas Hareketi arasında, İsrail arenasında ise her ikisi de sağ kanattan olan Binyamin Netanyahu'nun destekçileri ile muhalifleri arasında ve İsrail hükümeti içindeki sağcı ve solcu akımlar arasında iki devletli çözümü destekleme veya karşı çıkma konusunda bölünmeler söz konusu.
Çatışmayı çözmeye yönelik farklı yönelimleriyle benzerlik gösteren yönlerden biri de Filistinli ve İsrailli akımların, şiddetin yeniden patlak vermesinden yana olmamasıdır. Filistin Yönetimi barışçıl bir çözümü desteklerken Hamas'ın Kudüs ve Gazze Şeridi’ndeki son olaylardan sonra siyasi başkentini kaybettiğini ve Filistin Yönetimi’nin ve barış sürecinin geleneksel destekçisi olan Mısır aracılığıyla İsrail ile günlük anlaşmalarını müzakere eden Katar tarafından desteklenen bir aktör haline geldiğini düşünüyor. Son zamanlarda bir yükseliş yaşayan Hamas bile Gazze Şeridi sakinlerinin ödediği ağır insani bedelin, çatışmaların kısa bir süre içinde yeniden başlaması halinde Gazze'deki popülaritesini azaltacak bir bedel ödeteceğini biliyor.
Bu durum, İsrail'deki duruma çok benziyor. Çünkü İsrail’in yeni hükümeti, ağır bedeller ödeten ve aralarındaki siyasi bölünmeyi besleyen askeri operasyonlara bir önce başlama eğilimi göstermiyor. Ancak hükümet, Netanyahu’yu destekleyen sağcı kesime prim vermekten ve Başbakan Naftali Bennett'in gelecekte tüm İsrail sağının temsilcisi olmasını desteklen koalisyon hükümetinin bunlarla başa çıkmada başarısız olmasından korktuğu için İsrail'e yönelik herhangi bir ihlale sessiz kalamaz. Buna karşın sağcı bir hükümet olarak askeri operasyonların yeniden başlamasından da çekiniyor.
Tüm bu bölünmeler, Arap-İsrail çatışmasını barışçıl bir şekilde çözme çabalarının güçlendirilmesini engelliyor. Çünkü en iyi koşullarda bile bir çözümün bulunması, herkesin İsrailli ve Filistinli siyasi akımlar içinde ve hatta aynı siyasi grup içinde, çok sayıda tartışmayı ve bölünmeyi körükleyecek zor kararlar almasını gerektiriyor.
Filistin-İsrail meselesi için barışçıl ve müzakere edilmiş bir yola başlama şansının zayıf olmasından ötürü Ortadoğu meselelerinde bir kez daha geriye gidilmesinden korkuyorum. Şiddetten kaçınma konusunda, tüm taraflar arasında genel bir fikir birliği olduğu aşikar. Çünkü hem askeri hem de siyasi bir durgunluğa tanık oluyoruz. Bununla birlikte barış sürecinin temelleri sarsıldı. Dünya, İsrail'in Filistin işgalinin Filistinlilere yaşattığı günlük acılara göz yumarken ve ulusal haklarını kullanmalarına olanak tanımazken, İsrail'in aşırı şiddet kullanmasına karşı genel tepkiler vermekle yetiniyor.
Mevcut aşamada barış umutları konusunda hala iyimser olmasam da mevcut koşulları, İsrail ve Filistin arasındaki bölünmeleri ve her iki taraftaki taraflar arasındaki rekabetin daha ciddi bir İsrail ve Filistin diyalogu ve önce iki tarafın siyasi kimliğinin, ardından iki taraf arasında siyasi kimliklerinin tanınması için zemin oluşturabileceğini düşünüyorum. Bu, özellikle İsrail son zamanlarda zorlu siyasi seçimlerle veya ciddi güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya değilken Filistin sağı için en büyük tehlikeyi oluşturan İsrail ve Filistin arasındaki fikri ve siyasi durgunlukla bir arada yaşamaktan iyidir. Öyle bahsi geçen güvenlik sorunları, Netanyahu’nun muhaliflerini ve bölünmüş Filistin tarafını bu sorunlardan sorumlu tutarken ve Filistin tarafını barış sürecinde ortak olmamakla suçlarken güvenlik, istikrar ve ekonomik büyüme oranlarında ilerleme kaydettiğini iddia etmesine imkan sağladı.
Çatışmayı hızlı bir şekilde çözme şansı konusunda iyimser olmakta zorlansam da, her iki toplumun da iç siyasi durumlarından açıkça memnuniyetsiz olduklarını biliyorum. Bana kalırsa bu her iki taraf için de kapsamlı bir öz değerlendirme yapılması için halihazırda başlamış olan siyasi liderler de dahil olmak üzere iki halkın siyasi geleceği hakkında farklı fikirler ve denklemler ortaya koyma girişiminde görüşleri ifade etme ve pozisyon alma güdüsü olarak itici bir güçtür. İsrail'in yeni başbakanı Bennett, Netanyahu'nun yakın bir yardımcısıydı. Siyasi olarak sağ kanatta yer alıyor ve siyasi pozisyonlarında daha katı bir tutum sergiliyor. Buna rağmen sol ve merkez ile birleşti. Hatta bir ilk olarak, Arap kökenli İslamcı çizgideki bir partiyle bile bir araya geldi. Bu da İsrail tarafının en azından taktik olarak çok sayıda ve çeşitli akımlara uyum sağlamaya ve manevra yapmaya hazır olduğu anlamına geliyor. Filistin tarafı, Arap ülkeleri ve uluslararası taraflar, İsrail'i, eski Başbakan Netanyahu’nun on yılı aşkın bir süre sürdürdüğü sert sağcı eğilimden çıkması amacıyla İsrail’in pozisyonunu merkeze yaklaştırarak, İsrail-Arap barışını sağlamak için bir fırsat tanıyarak ve sağcı eğilimi teyit ederek değiştiren bir öz değerlendirmede bulunmasını ve açık sözlü olmasını sağlamak için fikirlerini İsrail arenasına aktarmak amacıyla şuan ki koşullardan yararlanmalılar. Bu aynı zamanda İsrail toplumunun Filistin tarafına bağımsız bir devlette ulusal bir kimlik kazandıracak bir barışı destekleyip desteklemediğine dair belirsizliği veya şüpheyi ortadan kaldırmak için de gerekli.
Bu açıklık ve dürüstlük anı, Filistin tarafı için de geçerlidir. Ertelenen seçimlerde çok sayıda seçim listesi sunuldu. Hatta El Fetih üyeleri arasında dahi çok sayıda liste ortaya çıktı. Filistin’in siyasi yönetim tarzının yanı sıra Hamas'ın ve diğer siyasi akımların farklı ideolojik yönelimleri Filistin tarafının çok sayıda vizyona sahip olduğunu gösteriyor. Filistinli laik akımlar ile siyasal İslamcılar arasında uzlaşmaların başladığını, bununla birlikte Filistin Yönetimi ile Hamas arasında bir uzlaşı arayışına girildiğini gördük. Fakat tüm bu girişimler ne yazık ki başarısızlıkla sonuçlandı ve Filistin seçimleri ertelendi.
Filistin’in siyasi sisteminin, hem sağ hem sol akımdan ana partilerin ve liderlerinin 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devletinin kurulduğunu ilan ederek ve ilk fırsatta Filistin seçimlerini yaparak Filistinli liderlerin yıllardır sürdürdüğü onurlu ulusal duruşları doğrultusunda halkın yeni bir Filistin denklemi kurulması, akımların birleşmesi ve bu yeni denklemin yeni siyasi liderler içermesi taleplerine karşılık vermeleri gerekiyor. Filistinli siyasi akımlar da bundan sonra seçim programlarını, Filistin hükümetinin ortak programını oluşturan unsurlar ve ilkelerle ortaya koymalılar.  Bunun sonucu, iki devletin bağımsız ulusal kimliğini koruyacak, tam ve kapsamlı bir Arap-İsrail barışını sağlamak için İsrail'in iç kesimlerine hitap edecek, İsrail'in işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerin haklarını ihlal ettiğini ve iki devletli bir çözüme yönelik adımlar atmanın faydalarını ortaya çıkaracak kapsamlı bir planın geliştirilmesiyle samimi halk iradesinin bir ifadesi ve İsrail’in ihlalleriyle mücadele için uluslararası yasal ve insani yollarda atılacak bir adım olacaktır.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
TT

Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare

Husiler, Taiz vilayetinin batısı ile Lahic vilayetinin kuzeyi arasındaki cephelerde şiddetli bir direnişle karşı karşıya. Babülmendep'e hakim yüksek kesimlerde şiddetli çatışmalar yaşanırken Marib'in güneyinde de çatışmalar sürüyor. Saha kaynakları, İran'la ittifak halindeki Husilerin son ilerleme girişimlerinde ağır kayıplar verdiğini bildiriyor.

En şiddetli çatışmalar Vaziye ve Kahbub cepheleri ile Mudarebe ve Ras el-Ara ilçesine bağlanan bölgelerde yaşanıyor. Hükümet güçleri, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve bazı dağlık bölgelerin geri alındığını duyururken saha kaynakları son 24 saatte çok sayıda  Husi milisinin öldürüldüğünü bildirdi.

Amalika Tugayları,  pazartesi günü, Babülmendep Boğazı'na komşu Kahbub cephesinde Husilere ait beş aracın imha edildiğini açıkladı. Güçler, araçlarda bulunan herkesin öldürüldüğünü belirtti. Hedef alınan araçlardan birinin Husilerin bir saha komutanını taşıdığı, diğerinin ise 23 milimetrelik uçaksavar silahı taşıdığı kaydedildi.

AmalikaTugayları Medya Merkezi, araçların hedef alınmasını ve alevler içinde kalmasını gösterdiğini belirttiği bir video yayımladı.

Aynı cephede Vatan Kalkanı Güçleri de Birinci Tümen'in üçüncü tugayının mevzilerine yönelik Husilerin saldırısını püskürttüğünü açıkladı. Açıklamada saldırganlar arasında ve askeri teçhizatta kayıplar verildiği, güçlerin mevzilerini hedef almaya çalışan intihar dronunun düşürüldüğü belirtildi.

vffgthy
Husilerin cephelerde ölen mensupları için her gün düzenlenen cenaze törenleri (AFP)

Vatan Kalkanı Güçleri Medya Dairesi ayrıca Kahbub semalarında uçan bir başka Husiler insansız hava aracının düşürüldüğünü duyurdu. Açıklamada bölgede güçlerin konuşlanmasının sürdüğü ve hazırlık seviyesinin yükseltildiği belirtildi.

Kahbub, Babülmendep'e komşu konumu nedeniyle askeri açıdan önem taşıyor. Saha bilgilerine göre çatışmalar, Vaziye'nin güneydoğusu ile Mudarebe ve Ras el-Ara'nın kuzeyi arasında uzanan bir dizi yüksek kesim ve mevzide yoğunlaşıyor. Çatışmalara Amalika Tugayları, Vatan Kalkanı Güçleri ve Sabiha aşiretlerinden savaşçılar katılıyor.

Batı Taiz

Taiz'in batısında çatışmalar sürerken Husiler, Vaziye'den doğuya doğru Şimayteyn ilçesine ilerlemeye çalışıyor. Pazar günü Husilerin Şimayteyn ilçesine doğru ilerlediği ve Şerira köyünü ele geçirdiği, ayrıca Geyl bölgesi yakınlarındaki Merzam Dağı'na ve Beni Ömer köyüne doğru ilerlediği yönünde haberler gelmişti.

Buna karşılık kaynaklar, Husilerin ele geçirmeye çalıştıkları Acaram Dağı'ndan geri çekildiğini bildirdi. Husilerin sızma girişimlerinin püskürtülmesinin ardından Cerdad Dağı'na ulaşmayı da başaramadığı belirtildi. Diğer bazı bilgilerde ise hükümet güçlerinin Numan Dağı'nı kontrol altına aldığı kaydedildi.

Saha kaynakları pazartesi sabahı çatışmaların sürdüğünü, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve gruba ait zırhlı araçlarla diğer askeri araçların imha edildiğini bildirdi. Kaynaklar ayrıca çok sayıda Husi unsurunun öldürüldüğünü aktardı.

Hükümet güçlerinden çatışmaların ayrıntıları ve operasyon bölgesine ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmezken pazartesi günü Et-Turbe kentinden, Taiz'in batı kırsalındaki Vaziye'de Cerdad, Rasin ve Alkame cephelerinde görev yapan hükümet güçlerine destek amacıyla bir yardım konvoyu yola çıktı. Bu gelişme, bölgedeki yerel unsurların çatışmalara katılan güçlere destek vermek üzere seferberliğini sürdürdüğüne işaret ediyor.

Marib cephesi

Taiz ve Lahic'teki çatışmalarla eş zamanlı olarak Marib'in güneyinde de hükümet güçleri ile Husiler arasında özellikle Harib, Mel'a geçidi ve Ümmü Riş çevresinde çatışmalar ve karşılıklı topçu atışları yaşandı. Mevcut bilgilere göre kontrol hatlarında kalıcı bir değişiklik olmadı.

Hükümet güçleri, Mel'a ve Ümmü Riş bölgelerinde Husi unsurlarının toplanma noktaları, takviye birlikleri ve tahkimatlarının hedef alındığını açıkladı. Açıklamada roketatarlarla topçu mevzilerinin imha edildiği, Beyhan eksenine bağlı topçu birliklerinin de Husi mevzilerini vurduğu ve 23 milimetrelik uçaksavar silahının etkisiz hale getirildiği belirtildi.

Hükümet güçleri ayrıca Marib ve Beyda vilayetleri de dahil olmak üzere çeşitli cephelerde Husi unsurları, araçları ve tahkimatlarına yönelik hava saldırıları ile İHA saldırıları düzenlendiğini duyurdu.

sdefr
Yemen ordusunun 3. Askeri Bölge Komutanı Mansur Sevabe

Üçüncü Askeri Bölge Komutanı Tümgeneral Mansur bin Abdullah Sevabe, hükümet güçlerinin Marib'in güneyinde daha önce düzenlenen Husi saldırılarını püskürttüğünü ve örgüt mensuplarından onlarcasının öldürüldüğünü, yaralandığını veya esir alındığını söyledi. Sevabe ayrıca bazı militanların cesetlerinin çatışma bölgelerinde kaldığını belirtti.

Sevabe, hükümet güçlerinin ortak bir harekât merkezi ve birleşik komuta altında faaliyet gösterdiğini belirterek kara ve hava güçleri arasındaki koordinasyona ve Suudi Arabistan liderliğindeki Yemen'e destek koalisyonunun sağladığı desteğe övgüde bulundu.

Bu gelişmeler, Yemen'de Husilerin batı kıyısında ve Babülmendep'te geniş stratejik bölgeleri ve mevzileri kontrol altına almasının olası sonuçlarına ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yaşanıyor.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi ve Marib Valisi Sultan el-Arade, İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Abda Şerif ile gerçekleştirdiği video konferans görüşmesinde son askeri gelişmelerin uluslararası deniz taşımacılığının ve bölgenin güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu söyledi.


Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.