Etiyopya iç savaşı ve Nahda Barajı

Etiyopya ve Sudan arasındaki sınır savaşı cephesinde Nahda Barajı meselesi de bulunuyor (Reuters)
Etiyopya ve Sudan arasındaki sınır savaşı cephesinde Nahda Barajı meselesi de bulunuyor (Reuters)
TT

Etiyopya iç savaşı ve Nahda Barajı

Etiyopya ve Sudan arasındaki sınır savaşı cephesinde Nahda Barajı meselesi de bulunuyor (Reuters)
Etiyopya ve Sudan arasındaki sınır savaşı cephesinde Nahda Barajı meselesi de bulunuyor (Reuters)

Amani et-Tavil
Bir yandan Etiyopya iç savaşının tırmanışına ve Etiyopya devleti üzerindeki yansımalarına, diğer yandan da iç ve dış stratejik düzeylerde bu savaşla ilgili kayıplara rağmen Arap ve yabancı uydu kanallarında akla gelen ve var olan soru şu; Etiyopya’daki olaylarının Nahda (Rönesans) Barajı üzerindeki etkileri nelerdir? Etiyopya’daki herhangi bir yeni siyasi rejim, bu devasa projeyi tamamlayacak mı? Proje, büyük ölçekli bir bölgesel çatışma mekanizması yerine bir iş birliği mekanizması olarak mı değişiyor? Peki Etiyopya çökerse dış güçler projeyi koruyacak mı? Mısır ve Sudan, Nahda Barajı ile ilgili çıkarları uyarınca Etiyopya olaylarına nasıl yaklaşıyor?

Üç taraf
Bu çeşitli sorular ve diğerleri, üç taraf arasındaki etkileşimler düzeyinde siyasi ve medya platformlarında görünmez olmasına rağmen, Nahda Barajı meselesini gündeme getiriyor. Nahda Barajı’nın doğrudan ilgi odağında olmaması, Mısır’ın özellikle ve kesin olarak bu meseleyi siyasi gündeminin en üstüne yerleştirdiği gerçeğini değiştirmez. Öyle ki bu mesele, Kahire’nin tüm dünya başkentleriyle olan tüm etkileşimlerinde ve Mısır’ın içindeki ve dışındaki siyasi ve ekonomik olaylarda yerini alıyor. Bu konu, Kasım ayı başlarında Kahire ve Washington arasındaki stratejik diyalogda da ağırlık sahibiydi. Öyle ki söz konusu diyalogda, Mısır Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dışişleri Bakanı Sameh Şukri Kahire ile ABD arasındaki stratejik çıkarların nasıl yönetileceğini ele aldı.
Elbette ABD’nin çıkarları, ABD’nin bölgeden çekilmesi ve Yakın Doğu’da yeniden konumlanmasıyla birlikte Ortadoğu bölgesinin istikrarıyla bağlantılı görünüyor.

Mısır’ın çabaları
Aynı şekilde Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin ABD’li Senatör Chris Van Hollen ve diğer Kongre üyeleri ile yaptığı görüşmeler de dahil olmak üzere Mısır’ın bu konuda ABD Kongresi’nde çabaları var.
Bu çerçevede Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin Etiyopya İç Savaşı’nın patlak vermesinden bu yana Avrupa ülkelerinin liderleriyle yaptığı tüm zirve toplantılarında, ‘özellikle de su kıtlığının bir sonucu olarak Kuzey Afrika’daki yüksek yoksulluk düzeylerinin yansımaları ve bunun sonucunda ortaya çıkan yasadışı göç olmak üzere’ bu konunun, Afrika bölgesel güvenliği ve Avrupa güvenliği üzerindeki doğrudan yansımalarına değinildi. Bu konu, yakın zamanda Kahire’de Mısır Dışişleri Bakanı ve Avrupa Birliği’nin (AB) Afrika Boynuzu Özel Elçisi Annette Weber’in de yer aldığı bir toplantıda masaya yatırıldı.

Savaş alanında Nahda Barajı da var
Sudan açısından ise Nahda Barajı meselesi, Addis Ababa’nın genellikle Nahda Barajı meselesi hususunda Hartum’a baskı yapmak için kullandığı bir cephe olan, Etiyopya ve Sudan arasındaki sınır savaş cephesinde de mevcut. Mart 2020 itibarıyla ve Etiyopya Federal Ordusu ve Amhara milislerinin savaştığı çok sayıda cephede bile durmayan askeri baskıların uygulanmasıyla söz konusu iki mesele arasında bir bağlantı bulunuyor. Bununla birlikte, gerçekçi olarak Sudan Silahlı Kuvvetleri, geçen yıl içinde geri alınan topraklarını korumada etkili ve yetenekli olduğunu kanıtladı.
Etiyopya’nın iç düzeyine gelince Nahda Barajı ile ilgili etkileşimlere dair birtakım senaryolar var. İlki, Etiyopya’nın tam bir çöküş durumuna kaymasını ve savaşın uzamasını önleme yeteneği ile ilgili. Başka bir deyişle, siyasi diyalog aracılığıyla siyasi sistemin ve hükümetin değişmesiyle ilgili. Ancak bu gelişme, Etiyopya milletlerinin silahlı kolları arasında 3 Ekim 2021 tarihli anlaşmasının uygulanması için koşullardan biri olacak. Bu da bölgede siyasi kararın bağımsız olacağı anlamına geliyor. Yani 1902 Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini söyleyen Sudan gibi Benişangul Kurtuluş Cephesi’nin de isteği uyarınca, Sudan’a katılmak mümkün olabilir.

‘Yarısı Sudanlı’
Benişangul’un Sudan’a dahil edilmesi senaryosu, bölgenin nüfus yoğunluğunun zayıf olduğunu ve nüfusun yarısını Sudanlıların oluşturduğunu düşündürebilir. Ayrıca burası, özerk bir devletin istikrar koşullarına ve iki büyük ülke olan Etiyopya ve Sudan arasında bir konfederasyona sahip olmayabilir.
İkinci senaryo ise Etiyopya devletinin çöküşü ve iç savaşın genişlemesi, ki bu senaryo Nahda Barajı’nı rüzgârın estiği yöne iten bir senaryo. Bu durumdan belirli bir taraf sorumlu değil. Belki de beklenen bu bozulma, Çin’in mevcut Etiyopya hükümetine verdiği desteği açıklayabilir. Öyle ki Çin, bu baraja büyük yatırımlar yaptı ve barajın tamamlanamaması nedeniyle Çin, büyük kayıplar elde edecek.
Etiyopya devletinin çöküş senaryosu, ABD’nin Cibuti’de büyük bir askeri üsse sahip olduğu düşünüldüğünde, başta ABD müdahaleleri olmak üzere barajı korumak için yabancı askeri müdahalelere kapı açabilir. Cibuti’deki askeri üssün komutanı BBC’ye verdiği bir röportajda, bu müdahalenin ABD tarafından stratejik yönler olarak açıklananlardan farklı hesaplara sahip olacağını, yani dünyanın herhangi bir bölgesinde ABD askeri müdahalesinin olmayacağını belirtti. Bu noktada Somali’deki ABD Umut Operasyonu’nu hatırlayabiliriz. Operasyon, ABD’de ve bölgede hala bir utancı simgeliyor.

İç savaş senaryoları
Nahda Barajı ile ilgili üçüncü senaryo, Etiyopya iç savaşı senaryosunun üzerinden atlamak ve Etiyopya devleti için iki yıl içinde bir istikrar durumuna ulaşmaktır. Bu noktada Tigray milliyetçiliğinin siyasi ağırlığı, büyük ve etkili olacak.
Barajın yönetimi ve işletilmesi konusunda üç ülke arasında iş birliği çatısı çerçevesinde bir anlaşmaya varılması daha muhtemel. Belki de konu, Nahda Barajı gölünün depolama hacminde değişiklik yapmaya uzanabilir. Öyle ki devasa depolama hacmi, Sudan’ı varoluşsal bir şekilde tehdit ettiğini, gelişmeler ve bilimsel incelemelerle kanıtlıyor.
Özetle Etiyopya iç savaşı ve Nahda Barajı sendromunun nispeten uzun süre devam edecek bir durum olduğu söylenebilir. Bunun üç geniş bölgedeki (Nil Havzası, Kuzey Afrika ve Afrika Boynuzu) genel siyasi ve insani durum üzerinde de bir etkisi olacak ve bu geniş etkiye göre, bu bölgede acilen bir uluslararası faaliyet gerekiyor.



Pakistan ordusu ve Ortadoğu'daki artan rolü

Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
TT

Pakistan ordusu ve Ortadoğu'daki artan rolü

Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)

Kemal Allam

Pakistan ordusu, 1947'deki kuruluşundan beri, İngiliz Hint Ordusu'nun “Süveyş'in Doğusu” politikası olarak bilinen politikasını devralarak Arap dünyasında ve Ortadoğu'da sürekli olarak önemli bir rol oynamıştır. Ancak, on yıllarca bu rol büyük ölçüde Suudi Arabistan ve Ürdün başta olmak üzere kilit müttefiklerle ve daha az ölçüde Suriye ve Irak ile eğitim ve iş birliğiyle sınırlı kaldı.

Ne var ki, geçtiğimiz yıl boyunca, Başkan Donald Trump yönetimi, savunma diplomasisinin önemli bir bölümünü Pakistan ordusuna ve komutanı Mareşal Asım Münir'e devretti. Münir'in etkisi sadece askeri rolüyle sınırlı kalmadı; hem perde arkasında İran ile gerilimleri azaltmada hem de Gazze barış görüşmelerinde önemli bir rol oynayarak kilit bir diplomatik kanal olarak da öne çıktı. Öyle ki, Trump onu kamuoyu önünde övdü ve uluslararası figürler arasındaki saygınlığını takdir etti.

Son haftalarda, Münir'in liderliğindeki Pakistan ordusu, Suudi Arabistan liderliği, Libya Ulusal Ordusu Komutanı Halife Hafter, Ürdün Kralı İkinci Abdullah (iki kez), Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yetkilileriyle görüştü. Ayrıca Yemen'deki gerilimi azaltmak için müdahalede bulundu. Pakistan ordusu, geleneksel bir güvenlik sağlayıcıdan, Kuzey Afrika'dan İran-Körfez yakınlaşmasına kadar birçok coğrafyada, potansiyel çözümler önermek için savunma diplomasisini kullanan bir oyuncuya dönüştü. Bu gelişen pozisyon, Pakistan ordusunu son derece istikrarsız bölgesel iklimde, önemli bir istikrar sağlayıcı güç haline getirebilir.

Pakistan ve Ortadoğu'daki büyük güçler: Tarihsel bir miras

Britanya Hindistanı'nın bölünmesinin ardından yeni bağımsız bir devlet olarak Pakistan'ın müthiş askeri yetenekleri, esasen Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da şekillenen askeri mirasın uzantısıydı. Askerlerinin önemli bir kısmı, Kudüs, Amman, Bağdat, Kahire ve Maskat'ta konuşlanmış Britanya Hindistan Ordusu birliklerinde görev yapmıştı.

Sadece birkaç gün önce Pakistan, BAE'nin İslamabad’a düzenlediği resmi ziyaret sırasında kendisini Yemen krizinin merkezinde buldu. İslamabad, Ordu Komutanı Asım Münir liderliğinde hemen arabuluculuk için harekete geçti

Bu mirasın önemli bir özelliği, askeri kurumun Pakistan'ın dış politikasını şekillendirmede her zaman üstünlüğe sahip olması. Bunun sonucunda, Pakistan şu anda Suudi Arabistan, Türkiye, Bahreyn, Irak, Ürdün ve Umman dahil olmak üzere birçok Ortadoğu ülkesinin en büyük askeri ortağı.

Bu ittifakların niteliği farklılık gösteriyor; Suudi Arabistan ve Pakistan arasında ortak savunma anlaşması bulunuyor, Bahreyn ve Umman ise silahlı kuvvetlerinin en az yarısını Pakistan'dan temin ediyor. Irak'a gelince, terörle mücadele eğitiminin yanı sıra, pilotları Pakistan'da eğitim aldı. Irak hükümeti, Musul'un kurtarılmasının ardından DEAŞ’ı yenmede verdiği destekten dolayı İslamabad'a teşekkür etti.

Türkiye, Pakistan'ın müttefiki olduğunu sürekli olarak vurguluyor. Pakistan ile Libya'da Ankara’nın hasmı Halife Hafter arasında yakın zamanda yapılan silah anlaşmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yakın isimlerden Amiral Cihat Yaycı, Türkiye ile Pakistan arasında bir zıtlaşmanın düşünülemez olduğunu vurguladı. Pakistan ayrıca, İran ile arabuluculuk yapmak için on yıllardır Suudi Arabistan ile olan yakın ilişkilerini kullandı. On yıllar önce, Pakistan ordusu, İran-Irak Savaşı'nın sona ermesi için arabuluculuk yaparak, kilit bir rol oynadı; bu rol, merhum İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani tarafından da açıkça övüldü.

xsd
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlenen bir törenle Genelkurmay Başkanı General Syed Asım Münir'e Mareşal rütbesini birlikte takdim etti, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Tüm bunlar, Pakistan'ı Ortadoğu güçleriyle yaklaşık 80 yıllık etkileşimden sonra olgun bir konuma getirdi; bu süre zarfında, bir tarafa karşı diğerinin tarafını tutmadan görünüşte karşıt ittifakları korumayı ve sürdürmeyi başardı. Bu durum, Pakistan'ı Arap ve Arap olmayan devletler arasında ve bölgedeki Arap içi rekabetlerde köprü görevi görmeye elverişli bir konuma getirdi.

2026, Pakistan'ın köprü rolü ve çatışmaları çözme gücü

Sadece birkaç gün önce, Pakistan, BAE'nin İslamabad’a düzenlediği resmi ziyaret sırasında kendisini Yemen krizinin merkezinde buldu. İslamabad, Ordu Komutanı Asım Münir liderliğinde hemen arabuluculuk için harekete geçti. Pakistan ayrıca, Arap Baharı'nın ardından Körfez ülkeleriyle olan gerilimleri azaltmak için Türkiye ile olan ilişkisini de kullandı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Pakistan, Libya ve Yemen'deki gibi çatışmalarda artık karşıt kutuplarda yer alan taraflarla on yıllardır süregelen askeri ittifakları göz önüne alındığında hem arabulucu hem de müttefik rolünün sınırlarını anladı. Nitekim Libya'da İslamabad, yakın zamanda Kaddafi sonrası dönemin en büyük savunma anlaşmalarından birine, dört milyar dolar değerinde bir anlaşmaya imza attı. Bu anlaşma, savaş uçakları, tanklar ve askeri eğitim uçaklarının yanı sıra Pakistan savunma sanayisini kullanan açık deniz petrol sondaj operasyonlarını da içeriyor.

Bu anlaşma, özellikle Ankara'nın Trablus hükümetini resmen desteklemesi nedeniyle, bazı gözlemcilerin Türk-Pakistan ilişkilerinin durumunu sorgulamasına yol açtı. Ancak Erdoğan'a yakın kaynaklar, Ankara'nın Hafter ile artan ilişkileri göz önüne alındığında, anlaşmanın Türkiye'nin önceden onayıyla sonuçlandırıldığını açıkladılar. Pakistan'ın, Hafter'in oğlunun İslamabad'a yaptığı son ziyaretler sırasında kendisi ile Türk yetkililer arasında görüşmeler ayarlamadaki rolüne işaret ettiler.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'daki gayri resmi kaynaklar, Ankara'nın Riyad ve İslamabad arasındaki iş birliğine katılma olasılığından bahsetti

Pakistan, elbette, Azerbaycan'ı Ermenistan'a karşı desteklemede Türkiye'nin en büyük askeri ortağıydı ve Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı programının geliştirilmesinde resmi bir ortak.

Yunanistan ise Pakistan'ın sınırlarındaki tehditlerle mücadelede Ankara'yı desteklemeye istekli olduğunu gösterir şekilde, askeri müdahalelerinden ve uçaklarının Türk hava sahasında ve Ege Denizi sularında uçmasından sürekli olarak şikayet ediyor.

Pakistan, Suudileri ve Türkleri tek bir güç içinde bir araya mı getiriyor?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'daki gayri resmi kaynaklar, Ankara'nın Riyad ve İslamabad arasındaki iş birliğine katılma olasılığından bahsetti. Bu bilgiye Bloomberg ve hükümete yakın birçok Türk medya kuruluşunda yer verildi. Ancak bu konuda resmi bir açıklama yapılmadı. Bugün Pakistan, Yemen, Sudan ve Libya'da ve belki de Suriye'de Suudi Arabistan ile koordinasyon içinde çalışıyor.

Gazze konusunda Trump, Pakistan ordusunun bir sonraki aşamaya liderlik edebilecek potansiyel bir güç olarak rolüne işaret etmeye devam ediyor. Yakın tarihli bir Financial Times haberinde, Pakistan ordusu, giderek daha çalkantılı bir dünyada Trump'ın yörüngesindeki jeopolitik nüfuzun yeniden şekillenmesinde “en büyük kazanan” olarak tanımlandı.

xcdfrgt
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Genelkurmay Başkanı Mareşal Syed Asım Münir ve ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da, 26 Eylül 2025 (AFP)

Mısır ve Ürdün de Pakistan ile resmi ilişkilerini yoğunlaştırdı; Kral Abdullah ve Cumhurbaşkanı Sisi, bir ay içinde Pakistan liderliğiyle iki kez görüştü. Gazze'nin bu iki komşusu, Gazze planının ikinci aşamasında kilit oyuncular. General Münir ile kamuoyu önündeki yakınlaşmaları, Trump'ın Pakistan ordusuna olan artan güveniyle birleştiğinde, gelecekte şekillenecek barışın beklentisiyle, uluslararası dikkatleri Pakistan'ın en üst düzey askeri liderliğine çevirdi.

2026 yılı başlarken, Ortadoğu'daki iç savaşlardan henüz netleşmeyen Gazze barış planına kadar dünya benzeri görülmemiş bir belirsizlik yaşıyor. Ancak Pakistan ordusu, Beyaz Saray'dan Maşrık’a (Levant) kadar konumunu sağlamlaştırdı.


Powell'ın cezai kovuşturması Cumhuriyetçi Parti içinde öfkeye yol açtı

Senatör Thom Tillis, Amerikan Kongre Binası’nda (Reuters)
Senatör Thom Tillis, Amerikan Kongre Binası’nda (Reuters)
TT

Powell'ın cezai kovuşturması Cumhuriyetçi Parti içinde öfkeye yol açtı

Senatör Thom Tillis, Amerikan Kongre Binası’nda (Reuters)
Senatör Thom Tillis, Amerikan Kongre Binası’nda (Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı’nın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’a yönelik başlattığı son ceza soruşturması, Cumhuriyetçi Parti içinde büyük öfkeye yol açtı. Üst düzey Cumhuriyetçi yasama üyeleri, nadir görülen bir kamuoyu tepkisi göstererek, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının hedef alınmasının ‘ekonomik intihar’ ve küresel piyasaların istikrarını sağlayan kırmızı çizgilerin ihlali anlamına geldiği uyarısında bulundu.

En az iki Cumhuriyetçi senatörün, bu soruşturma nedeniyle Trump’ın Fed için yapacağı gelecek atamaları engellemeye hazırlandığı bildirildi. Fed’den bilgi sahibi yetkililer, Adalet Bakanlığı’nın adımına yönelik öfkenin artmasıyla birlikte bu sayının önümüzdeki günlerde yükselebileceğini öngördü.

Uzun bir aradan sonra üst düzey Cumhuriyetçiler sessiz kalmakla yetinmeyip, nadir ve açık bir şekilde Başkan’ı uyardı. Bu adımın önemi, muhalefet edenlerin ‘hain ya da ayrılıkçı’ kişiler değil, Kongre’de ekonomik kararların kilit noktalarını kontrol eden etkili üyeler olmalarından kaynaklanıyor.

thywdefrgt
ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, geçtiğimiz aralık ayındaki para politikası komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

Cumhuriyetçi öfke, yasama üyelerinin ‘kurumsal aşağılanma’ hissinden kaynaklanıyor. Başsavcı Jeanine Pirro, Powell’a yönelik suç duyurusunu, Kongre denetim komiteleriyle hiçbir koordinasyon olmaksızın başlattı; Cumhuriyetçiler bunu kasıtlı bir dışlama ve partinin mali istikrarın bekçisi olarak itibarının zedelenmesi olarak değerlendirdi. Yasama üyeleri, ‘bina onarım maliyetleri’ gerekçesiyle Powell’a ceza davası açılmasını ‘akıl almaz bir bahane’ olarak nitelendirirken, asıl amacın ‘siyasi korkutma’ ile Fed’i faizleri düşürmeye zorlamak olduğunu savundu. Senatör Thom Tillis, bunun ‘dünyanın en önemli finans kurumunun bağımsızlığını sona erdirmeye yönelik aktif bir girişim’ olduğunu söyledi.

Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis (Kuzey Carolina), bu muhalefet cephesine liderlik ederek, “Hiçbir yeni atamayı onaylamayacağız” dedi. Tillis, Trump yönetimini ‘Fed’in bağımsızlığını sonlandırmak için aktif şekilde çalışmakla’ suçladı. Senatör Lisa Murkowski (Alaska) de Tillis’in tutumunu güçlü bir şekilde destekledi, “Riskler göz ardı edilemeyecek kadar büyük” uyarısında bulundu ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığını kaybetmesinin piyasa istikrarını sarsacağını vurguladı.

gthy
Fed binası (Reuters)

Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis’in isyanının asıl tehlikesi, onun Senato’daki Bankacılık Komitesi’ndeki stratejik konumundan kaynaklanıyor. Bu üyelik, kendisine Merkez Bankası’nda başkan, başkan yardımcıları ve yönetim kurulu üyeleri dahil olmak üzere liderlik atamalarının kaderini belirleyecek kritik bir oy hakkı veriyor.

Financial Times’ın aktardığı komite içi sayısal hesaplamalara göre, Tillis tüm Demokrat üyelerle birlikte Trump’ın adaylarına karşı hareket ederse, komitedeki üyeler 12-12 olarak eşitleniyor. Bu eşitlik, yasal olarak ‘komite felci’ anlamına geliyor ve başkanın adaylarını ilerletmesini veya aday isimlerini Senato’nun tamamına sunmasını imkânsız hâle getiriyor.

xcsdfvg
Bir borsacı hisse senetlerinin hareketini izliyor… Solundaki ekranda Powell'ın aralık ayındaki basın toplantısı gösteriliyor. (AP)

Bu senaryo, Trump için ciddi bir ‘siyasi kâbus’ anlamına geliyor. Zira Powell’ın ikinci dönemi gelecek mayıs ayında sona eriyor ve Başkan yeni bir halefini açıklamaya hazırlanıyor. Seçilecek her adayın önce Bankacılık Komitesi’nde çoğunluğun desteğini, ardından Senato’daki 100 üyenin çoğunluğunu alması gerekiyor. Tillis’in oyu olmadan, atamalar belirsizlikte kalıyor.

Cumhuriyetçi Senatör Lisa Murkowski de bu öfkeye katıldı ve sert bir üslupla “Riskler göz ardı edilemeyecek kadar büyük” uyarısında bulundu. Murkowski, Fed’in bağımsızlığının kaybının Amerikan piyasalarına olan güveni sarsacağını vurguladı.

Üst düzey liderlerden gelen nadir ‘kınama’ örnekleri

* Senatör John Kennedy (Louisiana), bilinen sadakatiyle öne çıkarak sessizliğini bozdu ve Powell’ın dürüstlüğüne olan tam güvenini vurguladı. Kennedy, soruşturmayı alaycı bir dille eleştirerek, “Bu soruşturmaya ihtiyacımız, başımızdaki bir deliğe ihtiyacımız kadar” dedi.

* Senato Çoğunluk Lideri John Thune, konunun ‘acilen netleştirilmesi’ çağrısı yaparak, Fed’in para politikasını ‘siyasi müdahaleden uzak’ şekilde sürdürmesini sağlamak gerektiğini vurguladı.

* Temsilciler Meclisi’nin etkili Finansal Hizmetler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi French Hill ise uzun bir açıklama yayımlayarak Fed Başkanı’nı övdü ve Adalet Bakanlığı soruşturmasını ‘gereksiz bir dikkat dağıtma’ olarak nitelendirdi. Hill, Powell’ı, ‘dürüst bir kişi’ olarak tanımladı.

‘Eleştirel müttefiklerin’ öfkesi

Diğer Cumhuriyetçi yasama üyeleri de soruşturma karşısında rahatsızlıklarını gösterdi. Senatör Kevin Cramer (Kuzey Dakota), Bankacılık Komitesi’ndeki diğer üye olarak, Powell’ı ‘Fed’in başarısız bir başkanı’ ve bina onarım maliyetleri konusunda Kongre’ye karşı ‘kurnazca davranan’ biri olarak tanımlamaktan çekinmedi. Buna rağmen Cramer, öfkesini soruşturmanın ‘cezaî’ yönüne yöneltti ve Powell’ın suçlu olduğuna inanmadığını belirtti. Senatör, Powell’ın görev süresinin sona ermesiyle birlikte soruşturmanın ‘derhal durdurulmasını’ umut ettiğini ifade etti.

Trump'ın savunucuları

Buna karşılık Trump yönetiminin taktiklerini güçlü bir şekilde savunan bir cephe de öne çıktı. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, Adalet Bakanlığı’nın ‘politik bir silaha’ dönüşmediğini vurgulayarak, herkesi ‘sabırlı olmaya ve yasal sürecin işlemesine izin vermeye’ çağırdı.

Florida Temsilcisi Anna Paulina Luna ise en sert eleştirileri yöneltti. Powell’ı yemin altında yalan söylemek ve yetkilileri yanıltmakla suçlayan Luna, X platformunda şunları yazdı: “Seçilmemiş bürokratlar ücretsiz geçiş izni alamaz… Kimse hukukun üstünde değildir… Adalet Bakanlığı’nın bu konuyu ciddiye almasına minnettarım.”


Moskova: Trump Grönland'ı ilhak etmekte acele etmezse, Grönland Rusya'ya katılmak için oy kullanabilir

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (Reuters)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (Reuters)
TT

Moskova: Trump Grönland'ı ilhak etmekte acele etmezse, Grönland Rusya'ya katılmak için oy kullanabilir

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (Reuters)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (Reuters)

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev dün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın Arktik adasını ilhak etmek için hızlı bir şekilde harekete geçmemesi halinde, Grönland sakinlerinin Rusya'ya katılmak için oy kullanabileceklerini belirtti.

Interfax Haber Ajansı’nın haberine göre Rusya eski Devlet Başkanı Medvedev açıklamasında, "Trump acele etmeli. Doğrulanmamış bilgilere göre, birkaç gün içinde sürpriz bir referandum düzenlenebilir ve Grönland'ın 55 bin sakini Rusya'ya katılmak için oy kullanabilir... Ve sonra her şey biter. (Amerikan) bayrağında yeni küçük yıldızlar olmayacak" ifadelerini kullandı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Trump, Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı ABD'nin kontrolü altına almak için çabalarını yeniledi ve Washington'un Rusya'yı caydırmak için bu bölgeyi ele geçirmesi gerektiğini söyledi.

ABD başkanı, Grönland'ın konumu ve kaynaklarının ulusal güvenlik açısından hayati önem taşıdığını belirterek, Danimarka ve Grönland'dan güçlü itirazlar aldı.

Rusya, Grönland üzerinde hak iddia etmemiştir, ancak Kuzey Atlantik rotalarındaki konumu ve burada bulunan önemli bir ABD askeri ve uzay gözetleme tesisi nedeniyle, Grönland'ın Arktik güvenliğindeki stratejik rolünü uzun süredir izlemektedir.

Kremlin, Trump'ın hamlesi hakkında yorum yapmamıştır, ancak Arktik'i Rusya'nın ulusal ve stratejik çıkarları açısından önemli bir bölge olarak tanımlamış ve geçen yıl Grönland ile ilgili “biraz dramatik” tartışmaları yakından izlediğini açıklamıştır.