İran-ABD hattında Tahran'ın dondurulan mal varlıkları tartışması hız kazandı

Tahran’daki bir döviz bürosu. (Reuters)
Tahran’daki bir döviz bürosu. (Reuters)
TT

İran-ABD hattında Tahran'ın dondurulan mal varlıkları tartışması hız kazandı

Tahran’daki bir döviz bürosu. (Reuters)
Tahran’daki bir döviz bürosu. (Reuters)

İran’dan dün yapılan açıklamada ABD yönetimi ‘müzakerelerin başında psikolojik savaş yürütmekle’ suçlandı. Washington, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada İran’ın yurt dışındaki 3,5 milyar dolarlık dondurulmuş mal varlığının serbest bırakıldığı iddiasını yalanlamıştı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, ABD'nin İran'ın herhangi bir dondurulmuş mal varlığını serbest bırakmadığını açıkladı. Ayrıca Güney Kore de dahil olmak üzere Washington'ın ortaklarının İran’ın dondurulmuş mal varlığını serbest bırakmadığını belirtti. "Yaptırımlar halen yürürlükte. Diplomatik bir anlaşmaya varamazsak yürürlükte kalmaya da devam edecek" dedi.
İran devlet televizyonu, kimliğini açıklamayan bir kaynaktan alıntı yaparak, ABD Sözcüsü’nün açıklamalarının ‘yeni müzakere turunun başlangıcında psikolojik bir savaş’ anlamına geldiğini savundu.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehdi Seferi dün yaptığı açıklamada, ‘ülkelerden birinin donmuş varlıkları yakında serbest bırakacağını’ söyledi.
Seferi açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Son zamanlarda 3,5 milyar dolarlık İran varlığı serbest bırakıldı. Diğer ülkelerden çok sayıda talep aldık. Serbest bırakılması için görüşmeler yapıldı ve iyi sonuçlara ulaştık. Bir Avrupa ülkesine gittim. ‘Parayı serbest bırakması gereken’ ülkelerden biriyle görüşmelerde bulundum. Verimli sonuçlara ulaştık. Yakında iyi varlıklar piyasaya sürülecek."
İran Merkez Bankası geçen ayın ortasında, temel malları satın almak için 1 milyar dolar tahsis ettiğini duyurdu. İran Merkez Bankası halkla ilişkiler yetkilisi Mustafa Kamer Vefa, ‘mal alımı için ayrılan milyar doların İran Merkez Bankası'nın sağladığı kaynaklar arasında olduğunu’ söyledi. İran medyası bunu 3,5 milyar doların serbest bırakılmasının ‘ciddi bir göstergesi’ olarak değerlendirdi.
İran-ABD hattında süren dondurulmuş varlıklarla ilgili tartışma, geçen hafta müzakerelerin tökezlemesi sonrasında İran riyalinin dolar karşısında değer kaybetmesiyle hız kazandı. Geçtiğimiz günlerde İran riyali Ekim 2020'deki düşüş seviyesine yaklaştı. Söz konusu dönemde bir dolar 320 bin riyale ulaşmıştı.
Geçen ay müzakerelerin yeniden başlayacağının açıklanması ve müzakerelerin tökezlemesi üzerine dolar ve altının fiyatı olumsuz tepki verdi. Doların fiyatı üç gün içinde yüzde 6 artış kaydederek geçtiğimiz pazartesi günü 314 bin riyale ulaştı.
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi salı günü tarafları müzakerelerle eş zamanlı olarak doların fiyatını yükselterek taleplerini empoze etmekle suçladı.
Diğer yandan İran medyası önceki gün, güvenlik güçlerinin döviz piyasasını ihlal eden beş kişiyi tutukladığını bildirdi.
Eski milletvekili Muhsin Kuhkan dün devlete ait ISNA haber ajansına şu demeci verdi:
“Nükleer müzakere ekibi dolar fiyatlarındaki artışa dikkat etmemelidir. Amerika'nın vekilleri, yaptırımlarla müzakereler sürerken İran üzerindeki baskıyı artırmaya çalışıyor. Doların yükselişi müzakerelerden uzak değil ancak müzakereciler buna dikkat etmemeli ve taleplerinde ısrar etmemeli.”
Milletvekili, nükleer anlaşmayla ilgili mevcut hükümete yöneltilen suçlamalara da dikkat çekti:
“Bazıları, diğerlerini nükleer anlaşmaya siyasi amaçlarla karşı çıkmakla suçluyor. Müzakerenin kökenine kimse karşı çıkmıyor. Ancak anlaşmazlıklar müzakerelerin içeriği, sonucu ve Batı'ya karşı aşırı güven konusunda baş gösteriyor. İran ekibinin ülke içindeki desteğini mantık belirleyecek.”
Tahran'ın Cuma Namazı İmamlığı görevini yürüten Kazım Sıddıki dün okuduğu cuma hutbesinde İranlıları ‘sorunları çözmek için kısa bir süre daha dayanmaya’ çağırdı. Sıddıki, müzakerelerin olası çöküşünün sonuçlarıyla ilgili korkuları azaltmak amacıyla ekonomik durumun ‘iyileştirilmesi’ için çalışıldığından söyledi.
Ekonomik durumun iyileştiğine ve ihracatın arttığına dikkat çeken Sıddıki müzakerelerin yeni aşamasının İran'a iki mesaj gönderdiğini ifade etti.
İçe dair mesajın ‘Velayet-i Fakih'e bağlı devrimci hükümetin tüm dünyayla ilişki kurabileceği’ olduğunu belirten Sıddıki şu ifadeleri kullandı:
“Önceki hükümet müzakereler yürütüyordu. Biz sabırlıydık ancak hiçbir şey olmadı. Bir önceki aşamadaki müzakerelerde, her iki taraf için de kârlı müzakereler olmadı. Çünkü bu bir kazan-kazan müzakeresi değildi. Ancak müzakerecilerimiz artık tavizsiz ve bilgili insanlar. Mevcut müzakereler müzakere için değil, kibirli güçlerin dayattığı yaptırımları kaldırmak içindir. Eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimindeki Washington, rejimimize karşı üç cephede komplo kurdu. ABD Hazinesi'nin nükleer anlaşmadan çekildikten sonra uyguladığı yaptırımlar bu komplonun ilk cephesiydi. İkinci cephe, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın ‘bizimle ticaret yapmak isteyen ülkeleri korkutmasıydı’. Üçüncü cephe de ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatını (CIA) İran sokaklarını kışkırtmaya çalışmasıydı.”
Müzakerelerin çöküşünün sonuçlarıyla ilgili İran sokaklarındaki korkuyu yatıştırmaya çalışan Sıddıki, özellikle petrol satışlarında olmak üzere ithalatta yüzde 38 ve ihracattaki yüzde 42’lik artışa dikkat çekti.
“İran halkının direnişi etkili oldu ve halk kısa bir süre daha sabrederse hükümet, üç otoritenin birleşmesi ile sorunları çözebilir” ifadesini kullandı.
Sıddıki, dışarı ile ilgili de şu mesajları verdi:
“Düşmanların evrensel ölüm aracını bize karşı bir yıldırma aracı olarak kullanmasını elimiz kolumuz bağlı izlemiyoruz. Görüşmelerin çökmesi durumunda diğer ülkelerin başka seçeneklere başvurması halinde İran'ın askeri bir saldırıya maruz kalma olasılığı çok değil. Bu ülke, düşmanlarla yüzleşmek için akıllara durgunluk veren bir askeri sanayiye sahip. İran'ın dünyada hiçbir ülkenin bize saldırmasına izin vermeyen bir konumu var.”
Donya-e-Eqtesad gazetesi geçen hafta, 21 Mart - 21 Ekim döneminde yedi ayda petrol dışı ihracatın 27 milyarı bulduğunu bildirdi. İran ihracatının yüzde 18,3'e ulaştığı aynı döneme kıyasla yüzde 47'lik bir büyüme kaydedildi.
Diğer yandan İran Meclis Başkanı Muhammed Galibaf, Türkiye'deki yatırımcıları ABD yaptırımlarının devam etmesi durumunda bile iki ülke arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmeye çağırdı.
TBMM Başkanı Mustafa Şentop'un ev sahipliğinde İstanbul'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Üyesi Ülkeleri Parlamento Birliği (İSİPAB) 16. Konferansı’na katılan Galibaf çok sayıda yatırımcı ve Türk holding şirketlerinin başkanlarıyla bir araya geldi.
Resmi IRNA haber ajansına göre Galibaf şu açıklamada bulundu:
"Hükümetin ve parlamentonun önceliği komşularla ilişkileri geliştirmektir. Bu tavizsiz ve katı bir iradedir. Bu temelde iki ülke arasındaki ticarete öncelik vermeye kararlıyız."



Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti
TT

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar Dışişleri Bakanlığı, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran Büyükelçiliği’nde görevli askeri ve güvenlik ataşeleri ile ataşeliklerde çalışan personelin Persona non grata (istenmeyen kişi) ilan edildiğini ve 24 saat içinde ülkeyi terk etmelerinin talep edildiğini duyurdu.

Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kişilere resmi bir nota teslim edildiği belirtilerek, “Katar Devleti, askeri ve güvenlik ataşesi ile ataşeliklerde görevli çalışanları istenmeyen kişiler olarak kabul etmekte ve en geç 24 saat içinde ülke topraklarını terk etmelerini istemektedir” denildi.

Bakanlık, bu kararın İran tarafına, Dışişleri Bakanlığı Törenler Müdürü İbrahim Yusuf Fakhro ile  İran'ın Doha Büyükelçisi Ali Salih Abadi arasında Çarşamba günü yapılan görüşmede iletildiğini açıkladı.

Kararın Gerekçesi: İran’ın tekrarlayan saldırıları

Bakanlık, kararın “Katar’ı hedef alan İran saldırıları ve saldırgan eylemlerinin, Katar’ın egemenliği ve güvenliğini ihlal etmesi” gerekçesiyle alındığını belirtti. Açıklamada, bu eylemlerin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğu vurgulandı.

Bakanlık ayrıca, İran’ın saldırgan tutumunu sürdürmesi durumunda Katar’ın egemenlik, güvenlik ve ulusal çıkarlarını korumak için ek önlemler alacağını bildirdi. “Katar, uluslararası hukuka uygun şekilde gerekli tüm adımları atma hakkını saklı tutmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Doha, gaz tesislerine yapılan saldırıyı kınadı

Katar, İran’ın Ras Laffan Endüstri Bölgesi’ni hedef alan saldırısını da kınayarak, tesiste çıkan yangınlar nedeniyle ciddi maddi hasar oluştuğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıyı “ciddi bir tırmanış ve ülke egemenliğine açık bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Bakanlık, Katar’ın savaşın başından itibaren çatışmalardan uzak durduğunu ve tırmanışa katılmadığını vurgularken, İran’ın kendisini ve komşu ülkeleri hedef almaya devam ettiğini ifade etti. Bu tutumun bölgesel güvenliği zayıflattığı ve uluslararası barışı tehdit ettiği kaydedildi.

Bakanlık, İran’a defalarca sivil ve enerji tesislerine saldırılmaması çağrısında bulunduklarını belirterek, “İran tarafı bölgeyi uçuruma sürükleyen ve bu krizin tarafı olmayan ülkeleri çatışma içine çeken tırmanmacı politikalarına devam ediyor” dedi.

Saldırının, BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararının ihlali olduğu vurgulandı ve Katar, Konsey’i uluslararası barış ve güvenliği koruma sorumluluğunu yerine getirmeye çağırdı.

Bakanlık, Katar’ın BM Antlaşması’nın 51. Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu ve egemenliğini, güvenliğini ve vatandaşlarının korunmasını sağlamak için gerekli tüm adımları atacağını vurguladı.


Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.