Washington, Tahran’ı El-Kaide ve DEAŞ liderlerine yataklık etmekle, Hizbullah’ı ise en tehlikeli ortağı olmakla suçluyor

ABD Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Koordinatör Vekili John Godfrey, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan, teröristlerin ve Husilerin tehditleriyle karşı karşıya olan güçlü ve oldukça yetenekli bir ortaktır.

Hizbullah’ın askeri geçit törenine dair arşiv fotoğraf (AP) Çerçevedeki Terörle Mücadele Koordinatör Vekili John Godfrey (ABD Dışişleri Bakanlığı)
Hizbullah’ın askeri geçit törenine dair arşiv fotoğraf (AP) Çerçevedeki Terörle Mücadele Koordinatör Vekili John Godfrey (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington, Tahran’ı El-Kaide ve DEAŞ liderlerine yataklık etmekle, Hizbullah’ı ise en tehlikeli ortağı olmakla suçluyor

Hizbullah’ın askeri geçit törenine dair arşiv fotoğraf (AP) Çerçevedeki Terörle Mücadele Koordinatör Vekili John Godfrey (ABD Dışişleri Bakanlığı)
Hizbullah’ın askeri geçit törenine dair arşiv fotoğraf (AP) Çerçevedeki Terörle Mücadele Koordinatör Vekili John Godfrey (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD, ülkeler arasında terörle mücadele çabalarına ilişkin son yıllık raporunda, uluslararası koalisyonun DEAŞ’ı yenmek için elde ettiği kazanımlardan sonra, El-Kaide’yi hala dünyanın en aktif ve tehlikeli terörist grubu olarak nitelendirdi.
Washington, İran’ı iki örgütün liderlerini topraklarında barındırmakla suçlarken, Hizbullah’ın da en tehlikeli terör ortağı olmaya devam ettiğini vurguladı. Öte yandan terörle mücadelede güçlü ve son derece yetenekli bir ortak olarak görülen Suudi Arabistan Krallığı’nın sarf ettiği kapsamlı çabaları öven Washington, Krallığın Husi milislerin yanı sıra, El-Kaide ve DEAŞ’ın tehditleriyle karşı karşıya olduğunu dile getirdi.
Kovid-19 pandemisi koşulları nedeniyle yayınlanması ertelenen raporda, 2010 yılında ABD ve ortaklarının terör örgütlerine karşı büyük adımlar atmasına rağmen terör tehdidinin, dünya çapında coğrafi olarak daha yaygın hale geldiği belirtildi. Bu durum, Batı Afrika ve Sahel’de artan DEAŞ tehdidiyle yüzleşme çabalarını genişletmenin yanı sıra, 83 ülkeyi içeren DEAŞ’ı yenme amaçlı uluslararası koalisyonun Irak ve Suriye’de kazanımları güçlendirerek genişlemesine yol açtı. Rapor, El-Kaide’nin yurtdışında, özellikle Orta Doğu ve Afrika'da varlığını güçlendirdiği konusunda da uyardı. Arap Yarımadası’nda El-Kaide, Afrika Boynuzu’nda Eş-Şebab ve Sahel’de Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin, dünyanın en aktif ve tehlikeli terör grupları arasında yer alıyor.

İran ve Hizbullah
Dünyanın tüm ülkelerindeki terörle mücadele operasyonlarını içeren raporda, Washington’un Irak’ta ‘Ashab-ul Ehlul Hak’ ve Bahreyn’de ‘Saraya el-Muhtar’ gibi İran destekli gruplara yaptırım uyguladığı belirtildi. Batı Yarımküre ve Avrupa’daki dokuz ülkenin, daha önce benzer önlemler alan diğer dört hükümete benzer şekilde, Hizbullah’ı terör örgütü olarak belirlemek, yasaklamak veya kısıtlamak için 2020’de önemli adımlar attığı kaydedildi. İran, 2020 boyunca bölgesel ve küresel terör eylemlerini desteklemeye devam etti. Ayrıca Hizbullah ve Hamas dahil olmak üzere Bahreyn, Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen’deki vekilleri ve ortak grupları destekledi. Aynı şekilde üst düzey El-Kaide liderleri, İran’da ikamet etmeye ve oradan terör operasyonlarını yürütmeye devam etti. Küresel düzeyde Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü, ‘Avrupa, Afrika, Asya ve ABD’de teröristlerin görevlendirilmesini, finansmanını ve komplolarını desteklemede yer alan başlıca İranlı aktörlerden biri’ olmaya devam etti.
Raporda, Washington’un İran’ı 1984 yılından beri terörizmin sponsoru olarak tanımladığı hatırlatılırken, ‘Gazze’deki Hizbullah ve Filistinli terör gruplarına ve Irak, Suriye ve Ortadoğu’nun çeşitli alalarındaki birçok terörist ve savaşçı gruba destek de dahil olmak üzere terör faaliyetlerinin 2020’ye kadar devam ettiği belirtildi. İran’ın, Kudüs Gücü’nü terör örgütlerine destek sağlamak, bu örgütlerle bağlantılı gizli operasyonları örtbas etmek ve bölgede istikrarsızlık yaratmak için kullandığı biliniyor. Raporda ayrıca, Tahran’ın İran Devrim Muhafızları- Kudüs Gücü’nün Irak ve Suriye’de parmağı olduğunu kabul ettiği de ifade edildi.
“Hizbullah başta olmak üzere birçok terörist grup Lübnan ve Suriye’de faaliyetlerini sürdürdü” ifadelerine yer verilen raporda, “Hizbullah, İran’ın en tehlikeli terör ortağı ve Lübnan’daki en güçlü terör örgütü olmaya devam ediyor” denildi. Ayrıca, “Hizbullah’a son yıllarda yüz milyonlarca dolar olarak tahmin edilen İran’ın yıllık mali desteği, Hizbullah’ın yıllık bütçesinin çoğunu temsil ediyor” açıklaması yapıldı.
Rapor, Suudi Arabistanlı yetkililerin bölgesel ve uluslararası iş birliği ve aşırı terörizmle mücadele tedbirleri de dahil terörizmle mücadelede kapsamlı ve iyi kaynaklara sahip bir strateji uygulamak için ABD’li mevkidaşlarıyla ‘yakın şekilde çalışmaya devam ettiğine’ dikkati çekti. Yemen’deki Husi unsurların, Suudi Arabistan için en büyük güvenlik tehdidini oluşturduğu belirtilen raporda, saldırılarının sıklığının ise yıl boyunca balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçlarıyla saldırıları da içerecek şekilde arttığı ifade edildi. Yemen’deki Suudi operasyonlarının Arap Yarımadası’ndaki El-Kaide’ye ve Yemen’deki DEAŞ’a karşı terörle mücadele misyonlarını içerdiği’ aktarıldı.
Öte yandan rapor, Suudi Arabistan’ın DEAŞ’ı hezimete uğratmak için uluslararası koalisyonda tam bir ortak ve aktif bir katılımcı olduğuna ve Suriye ve Irak’ta DEAŞ’ı yenme faaliyetlerine önemli operasyonel ve lojistik destek sağladığına dikkati çekti. Suudi Arabistan’ın, DEAŞ sempatizanlarının gerçekleştirdiği küçük saldırıların yanı sıra’ 2020’de balistik füzeler, seyir füzeleri, insansız hava araçları ve yüzer mayınlar kullanarak Suudi Arabistan’ın güneyini ve batısını haftalık olarak hedef alan Husi saldırıları da dahil olmak üzere birçok sınır ötesinin, saldırıya maruz kaldığı biliniyor.
Raporda ayrıca, Devlet Güvenliği Başkanlığı ve Suudi Arabistan Genel Soruşturma Dairesi’nin 2020 yılında terörle ilgili soruşturmalar yürüttüğü ve Yemen’deki en önemli terör hedeflerinden biri olan Muhammed bin Hüseyin Ali El-Ammar’ı tutuklamayı başardığı belirtildi. Raporda, Suudi Arabistan’ın sınırlarını korumaya ve teröristleri güvenli bir bölgeden yoksun bırakmaya kararlı olduğu da vurgulandı. Rapora göre Krallık, diğer ülkelerle iş birliği dahilinde, bölgedeki DEAŞ terör destek ağlarıyla bağlantılı altı kişi ve kuruluşa yaptırım uyguladı. Ayrıca ‘radikalizmle mücadele çabalarının, 2030 Suudi Vizyonu reform çabaları kapsamında genişlediği de kaydedildi.

Godfrey: Suudi Arabistan güçlü bir ortak
ABD Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Koordinatör Vekili John Godfrey, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Suudi Arabistan Krallığı, terörle mücadelede ABD’nin ‘güçlü, aktif ve son derece yetenekli bir ortağıdır” dedi. Bu çabaların, DEAŞ’a karşı Küresel Koalisyon ve Terörizmle Mücadele Küresel Forumu bağlamında yıllardır devam ettiğini açıklayan Godfrey, “Krallığın kendisi, son yıllarda Yemen’deki Husilerden gelen özel tehditlerle karşı karşıya kaldı” dedi. Söz konusu grubun, İran’dan büyük bir desteğe sahip olduğu biliniyor. Godfrey, Suudi Arabistan’ın El-Kaide ve DEAŞ’tan da ‘bir tehditle karşı karşıya’ olduğunu belirtirken, “Irak’ta Irak halkının iradesini yansıtan yeni bir hükümet kurma girişimi de dahil olmak üzere Irak’la ilgili çabalarda olumlu bir rol oynadı” şeklinde konuştu.

BMGK aracılığıyla yürütülen çabalar
Rapor, Batı Afrika, Büyük Sahra, Libya, Yemen, Endonezya’daki DEAŞ’a bağlı grupları ve Taliban- Pakistan hareketi lideri Nur Vali Mehsud’u sınıflandırmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) bağlı 1267 Yaptırımlar Komitesi aracılığıyla ortaya koyulanlar da dahil, küresel terörle mücadele çabalarını da sunuyor. Raporda, “Orta Amerika, Güney Amerika ve Avrupa’da Hizbullah’la mücadele için üst düzey diplomatik bir varlığa dikkat çekilirken, DEAŞ’ın yabancı terörist savaşçılarının ve ailelerinin ülkelerine geri dönüşü, rehabilitasyonu, yeniden entegrasyonu ve soruşturulmaları kapsamında ABD’nin ‘kilit rolü’ üzerinde de duruldu. Raporda, “Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ellerinde tuttukları yaklaşık 5 bin Suriyeli savaşçı ve 2 bin Iraklıya ek olarak, hala Suriye’de bulunan yaklaşık 2 bin Suriyeli ve Iraklı olmayan savaşçıyı da tutukladı” denildi.

Beyaz şiddetli radikalizm
Rapor, ilk kez, özellikle beyaz üstünlüğünü destekleyen gruplarla ilgili ırksal veya etnik olarak motive edilmiş şiddet içerikli radikalizme geniş bir alan ayırdı. Bu tehdidin, ulus ötesi bağlar da dahil olmak üzere hızla genişlemeye devam ettiği belirtilen rapora göre BMGK’ya bağlı Terörle Mücadele Komitesi, 2020’ye kadar geçen beş yılda küresel olarak ‘radikal sağ terörizminde’ yüzde 320 artış olduğu belirtti. ABD’deki bu grupların temsilcilerinin ‘ırksal veya etnik olarak motive edilmiş şiddet içerikli radikalizmde yabancı temsilcilerle kişisel olarak ilişki kurmak için yurtdışına seyahat ettiği’ açıklandı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, raporu, geçen yılki terörle mücadele ortamına ‘ayrıntılı bir bakış’ ve ‘politikalar, programlar ve kaynak tahsisi hakkında bilinçli kararlar almasına yardımcı’ olarak nitelendirdi.
Blinken, 2020’deki başarıların DEAŞ’ı yenmek için küresel koalisyonun odağını yeni endişe alanlarında genişletmeyi ve ırksal veya etnik güdülerle şiddet içerikli radikalizm yanlısı bir grubu terörist olarak tanımlamayı içerdiğini söyledi.



İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
TT

İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

100 önde gelen düşünür, araştırmacı ve eski yetkili, İsrail’in iki kritik seçenekle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu: ‘İsrail ya başarılı bir süper güç olacak ya da çökecek’. Uzmanlar, ülkenin bugün ‘süper güç olabilecek kapasiteye sahip olduğunu, ancak temellerinin paslandığını’ değerlendirdi.

Öneriler, genellikle dış politika ve güvenlik stratejilerinin oluşturulması üzerine çalışmalar yürüten partiler üstü bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma kapsamında sunuldu. Maariv gazetesi dün, ‘kuruluş tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen araştırmanın, güvenlik tehditlerinin yanı sıra farklı türde bir tehlikeye, içeriden kaynaklanan varoluşsal bir tehdide işaret ettiğini’ bildirdi.

MIND Israel yöneticisi Avner Golov, “Bu temelleri ele almazsak yalnızca bir süper güç olma özelliğimizi kaybetmekle kalmayacağız, bütün yapı çökecek” dedi. Uzmanlar ayrıca, bölgesel ilişkilerde değişikliğe gidilmesini önerdi.

Araştırmaya 100 uzman katılırken, ülkenin önemli ve acil kararlar almasını gerektiren 6 kritik konu belirlendi. MIND Israel Başkanı Amos Yadlin, bu konuları gelecek seçimlerden önce, yani önümüzdeki ekim ayının sonunda kamuoyuna sunmayı planladıklarını belirtti. Yadlin, söz konusu başlıklardan hareketle parti liderlerine yöneltilecek soruların hazırlanması gerektiğini ifade etti. Belirlenen başlıklar şöyle sıralandı: ‘İsrail’in bölgesel konumu, beşerî sermayenin niteliği, ekonomi ile güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiler, yönetişim ve ulusal dayanıklılık, ülkedeki demografik değişimler ve İsrail ile ABD arasındaki ilişkiler.’

dfgthy
Trump ile Netanyahu arasındaki siyasi çıkar çatışması derinleşiyor. (AFP)

Golov, araştırmayı sunarken şu ifadeleri kullandı: “Literatürü inceledik ve uygarlıkların dışarıdan yok edilmediğini, aksine intihar ettiğini gördük. Güçlü olduğu dönemde hiçbir uygarlık dışarıdan işgal edilmedi. Aksine, içeride yaşanan süreçler bu uygarlıkları parçaladı. Birçok kez dışarıdan gelen gelişmeler de tabutlarına çakılan son çivi oldu. Bir uygarlığın yıkımına yol açan reçete; toplumsal birlik duygusunun aşınmasını, devlet kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesini, uzun vadeli ulusal çıkarlar yerine kısa vadeli siyasi kazançların tercih edilmesini ve uyum sağlamayı zorlaştıran düşünsel katılığı içeriyor. Bu reçete her İsrailliyi endişelendirmeli. Biz dış politika ve güvenlikle meşgulüz, ancak gözlerimizin önünde yürütülen iç tartışmaların sonucunda zarar göreceğiz. Bizim istediğimiz ve engellemeye çalıştığımız şey de bu.”

Birbirine zıt iki görüş

Golov, araştırmada iki grupla görüştüklerini belirterek şöyle açıkladı: “Gruplardan biri, İsrail’in en zorlu sınavı başarıyla geçtiğini ve dolayısıyla geleceğin daha parlak olduğunu söylüyor. Küresel bir salgına (Kovid-19), toplumsal bir sarsıntıya (hükümetin yönetim ve yargı sisteminde değişiklik yapma planı), 7 Ekim’e ve sonrasında yaşananların tamamına dayanmayı başardık. Buna rağmen ekonomi çökmedi, teknolojimiz öncü konumunu koruyor, ekonomik sistem gelişiyor. Toplumsal açıdan birbirimize destek oluyoruz, güvenlik açısından ise gücümüzün zirvesindeyiz. Dolayısıyla parçalanmanın eşiğinde değiliz. Başka bir ifadeyle İsrail, süper güç olma yolunda ilerliyor.”

İsrailli araştırmacıya göre ikinci grup ise bunun tam tersini savunuyor: “Çöküş süreci şimdiden başladı. Bir kimlik krizi nedeniyle uçurumun eşiğindeyiz. Yönetişim kaybı var, siyasi anlamda olağanüstü durum söz konusu. Onlara göre aslında sonu çöküşle bitecek bir domino sürecinin başlangıcındayız. Peki kim haklı? Bize göre her iki taraf da haklı. Dolayısıyla önümüzde tarihi fırsatlar bulunuyor. İşte tam da bu nedenle paslanmış temellerimizi onarmak zorundayız.”

“Peki halkın bu sorular karşısında ne yapmasını istiyorsunuz?” sorusuna ise Golov şöyle yanıt verdi: “İnsanlara şunu söylüyoruz: Kim kiminle hükümet kuracak, kim kimin karşısında duracak meselesiyle yetinmeyin. Liderlere bu konulardaki planlarının ne olduğunu sorun. Onlardan yanıt talep edin. Yönümüzün nereye olduğuna ve çocuklarımızla torunlarımızın geleceğinin nasıl şekilleneceğine birlikte karar vermek zorundayız. İlk 100 günde derhal harekete geçmeliyiz. Çünkü bu 100 gün içinde yapılmayanları daha sonra hayata geçirmek çok zor olacak. Bu nedenle soruları şimdiden gündeme getiriyoruz.”

sdfgt
 İsrail’in Netzah Yehuda Taburu askerleri, askeri eğitimlerinin sonunda düzenlenen yemin töreninde, 10 Temmuz 2024 (EPA)

Golov sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiç kimsenin İsrail’i beklemediğini anlamamız gerekiyor. İran, İsrail’in çevresinde ateş çemberi oluşturma planlarını sürdürüyor. Türkiye, kendisini İsrail karşıtı bölgesel bir süper güç olarak konumlandırıyor. Ülkeler teknolojik kapasitelerini geliştiriyor; dünyada da İsrail’in yerine geçebilecek alternatifler her alanda aranıyor. Biz bu süreci şimdi başlatmak ve geleneksel ‘Demir Duvar’ politikasını geliştirmek zorundayız. Düşmanlarımızın inşa ettiğimiz duvara çarparak etkisiz hale geleceğini düşünmeye alıştık. 7 Ekim’de İsrail halkı, düşmanlarımızı duvarın önünde bekleyemeyeceğini, çünkü onların duvarın arkasında güçlendiğini anladı. ‘Demir Duvar 2’ fikrine geçmemiz gerekiyor. Duvarın diğer tarafındaki gerçekliği şekillendirmeye başlamalıyız. Duvarın hâlâ güçlü olması gerekiyor, ancak yalnızca buna bağlı kalamayız. Başka alanlara da yatırım yapmaya başlamalıyız.”

‘Yalnızca iyi dost ABD’ye güvenmekten vazgeçilmesi’ çağrısında bulunan Golov, “Bölgenin düşmanca bir alan olduğunu ve buna karşı koymanın yolunun duvarlar inşa etmek olduğunu düşünmeye alıştık. Ancak bugün duvarların yanı sıra köprülere de ihtiyacımız var” dedi.


ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
TT

ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)

ABD’nin Teksas eyaletinin Austin kentinde dün bir kişinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralandığı bildirildi. Duruma tepki gösteren yerel yetkililer, olayla ilgili soruşturma açılmasını talep etti.

Yetkililer, yaya takibi sırasında açılan ateş sonucu yaralanan kişinin durumunun ciddiyetini koruduğunu ancak stabil olduğunu belirtti. Olayla ilgili mevcut bilgilerin henüz "ön bilgi" niteliğinde olduğu vurgulandı.

Kent Belediye Başkanı Kirk Watson, X platformundan yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göçmenlere yönelik başlattığı baskı politikalarını yürüten ICE ajanlarına atıfta bulunarak, "Austin sokaklarında bir kişinin ICE ajanları tarafından vurulmasından dolayı derin bir öfke ve büyük hayal kırıklığı yaşıyorum" ifadelerini kullandı.

Düzenlediği basın toplantısında Watson, silahlı saldırının Teksas'ın başkentinde ICE operasyonlarında "bir gecede yaşanan ani artışın" ortasında meydana geldiğini belirtti.

Ajans olayla ilgili henüz bir açıklama yapmazken, Austin makamları da vurulan kişinin ismi, yaşı, uyruğu veya ateş açılmasının nedenine ilişkin şu an için ayrıntılı bilgi veremeyeceklerini bildirdi.

Watson, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması sürecine yerel kolluk kuvvetlerinin de dahil edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

"Açıkça söyleyebilirim ki, benim bakış açıma göre ICE'ın diğer kurumları dışarıda bırakarak tek başına bir soruşturma yürütmesine güvenmek doğru olmayacaktır."

Kongre Üyesi Greg Casar da bu görüşe destek vererek gazetecilere yaptığı açıklamada, "ICE'ın başka şehirlerde yaşanan silahlı saldırı olaylarında dürüst davranmadığını" dile getirdi.

Casar, ocak ayında Minneapolis'te Rene Goode'un vurulması olayını örnek göstererek, ICE'ın "Goode'un bir federal ajanı ezmeye çalıştığı" yönündeki iddiasının video kayıtlarıyla yalanlandığını hatırlattı.

Casar, "Bu kâbusun kapımıza kadar dayanmış olması dehşet verici" dedi.

İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ağustos ayında ABD genelinde yaklaşık 51 bin düzensiz göçmen gözaltına alındı.

Ağır silahlı ve maskeli ICE ajanları, görevlerini icra ederken ABD vatandaşlarına ateş açmak da dahil olmak üzere başvurdukları sert yöntemler nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi oluyor.

Şarku’l Avsat’ın Texas Tribune gazetesinden aktardığına göre, Mart 2025'te ICE ajanları tarafından öldürülen 23 yaşındaki Ruben Ray Martinez, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde kurum tarafından öldürüldüğü bilinen ilk ABD vatandaşı olmuştu.


İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin c, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran’ın yeni silahlar kullanacağını ve daha önce saldırıya uğramamış noktaları hedef alacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, “Yeni bir saldırı gerçekleşirse savaşın silahlarını ve coğrafyasını kesinlikle değiştireceğiz” dedi. Muhibbi, Tahran’ın uzun süreli bir çatışmaya hazır olduğunu belirtti.

gthyu
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-IRNA)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ın aktardığı habere göre Muhibbi, İran’ın olası yeni bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu açıkladı.

İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığı dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirmişti.

Devrim Muhafızları ise bugün ABD’ye ait MQ-1 tipi bir insansız hava aracını (İHA) Hürmüz Boğazı hava sahasında düşürdüğünü açıkladı. Bu, İran’ın son 24 saat içinde düşürdüğünü duyurduğu ikinci ABD İHA’sı oldu.